Bu İtalya triosu kaçmaz

Bu İtalya triosu kaçmaz

Bu İtalya triosu kaçmaz

Eğitim için gittiği Amerika’da kendine hayat kuran ve iş hayatına atılan Beril Akçay, “SugarBabe Los Angeles” kozmetik markası ile rüştünü ispatladı. Markasını büyütme ve uluslararası marka olma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen Beril Hanım, işten fırsat buldukça dünyanın farklı rotalarında tatil yapmaya çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde yaptığı İtalya turunu Pause Dergi okurlar için kaleme aldı. Keyifli okumalar…

Venedik – Verona – Milano
Gerek öğrencilik yaptığım yıllarda, gerekse tatil için çıktığım seyahatlerde, İtalya’yı ziyaret etme şansım çok oldu.
Gez gez bitmez derler ya, öyle bir yer kuskusuz. Kültür, doku, sanat, yemek, alışveriş, doğa, tarih; her şeyden bol bol var, çeşit çeşit var İtalya’da…
Sizlerle paylaşacağım bu gezimde sadece seyahat noktalarını değil, biraz da kolaylığı ön planda tuttum açıkçası çünkü içinde bulunduğumuz bu koşullarda kolay seyahat iyice önem kazandı bence.

İşte gezi notlarımdan derlemeler;
3 gün-3 şehir

Venedik
Rönesans etkilerini en çok hissedebileceğiniz şehirlerden birisi Venedik. Turist yoğunluğunun fazla olduğu dönemlerde ziyareti pek önermiyorum açıkçası. Şehri tam anlamı ile yaşamak ve enerjisini almak mümkün olmuyor. Ben daha sakin zamanı seçti.

Eğer sonbahar ayları içinde gitme sansınız olursa, işte o zaman kendinizi oldukça tarihi, oldukça sihirli, oldukça renkli bir şehirde bulacaksınız. Sanki zaman makinesine atlamış da yüzyıllar öncesine gitmişsiniz gibi… Venedik 16. Yüzyılda saklı kalmış bence, bugünlere hiç gelmemiş. Sizi sizden alıyor bu nedenle…
Görmek gereken, yapmak gereken o kadar çok şey var ki, satırlara sığdırmak imkânsız olur, o sebeple de ben size zevki bir 24 saat sunmak istiyorum simdi;
Konaklamak için St. Regis Oteli tercih ettim. Venedik’e geldiğimde mutlaka bu otelde kalıyorum. Merkezdeki konumu, mükemmel müşteri hizmet kalitesi ve Grand Canal üzerindeki restoranı ile benim için vazgeçilmez. Sabah kahvaltılarını bu restoranda yapmak çok keyifli… Erken saatlerde gondolların açılısını ve güne hazırlanışını seyretmek inanılmaz zevkli oluyor.

Daha sonrasında Venedik sokaklarında kaybolunmalı bence… İşte en sevdiğim şey… Kısıtlı vakitte rağmen en az bir iki saat o sokak senin bu sokak benim yürüdüm bu gezide. Her köşe, her yön bir başka güzel çünkü. Ünlü San Marco Meydanı her ne kadar harika olsa da ben daha içerilere doğru gitmeyi tercih ediyorum. Kalabalıktan uzaklaşmış oluyorum böylece. Her bir sokak nasıl bu kadar güzel olabilir, her yer tablo gibi, hep içimden geçen bu…

Peggy Guggenheim Collection; Palazzo Venier dei Leoni şu anda bir müze. Peggy Guggenheim hayattayken yasadığı ve kendi özel sanat koleksiyonunu bulundurduğu yerdi. Hatta müzenin bahçesinde Peggy’ nin bütün köpeklerinin gömülü olduğu bir bölüm var. Kendisi büyük bir hayvan severmiş.
Cubism, Surrealism, Abstract Expressionism orneklerini ve İtalyan sanatçılarının muhteşem eserlerini görebileceğiniz bu özel müzede aynı zamanda Grand Canal i seyretmek harika oluyor. Sanata doyacağınız harika bir öğleden sonrası için ziyaret etmelisiniz.

AL Conte Pescaor Restoranı, her ziyaretimde mutlaka uğradığım bir yer. Turist yoğunluğunun çok fazla olduğu bölgelerde yemek secimim biraz zor oluyor. Özensiz yemeklerden hoşlanmıyorum. Yemek ciddiye aldığım bir konu acıkası. Al Conte Pescaor u tercih ediyorum çünkü sahibi oldukça titiz lezzet konusunda ve yemeklerin masaya gelmesi biraz uzun sürüyor ki bence iyi bir işaret; her şeyin taze olarak ve kişiye özel olarak hazırlandığını gösteriyor. Buradaki secimim Ahtapot salatası ve orta pismiş beef antrkottu ve çok lezzetliydi gerçekten.

Musica a Palazzo; Opera’nın içinde opera seyretmek nasıl bir duygudur sizce? Bir film setinin içinde olup, filmin bir parçasısınız sanki. Bu şekilde bir konsept yaratılmış Musica a Pazzo da. İtalyan operalarının en güzel eserleri, Palazzo Barbarigo Minotto adli eski sarayda sergileniyor. Oldukça samimi bir ortam var; sahne yok çünkü her yer sahne.

Ben Giuseppe Verdi’nin LA TRAVIATA adli operasını izleme şansı buldum. Çok etkileyici bir atmosfer ve performansdı. Program devamlı değişiyor, ama bence sergiledikleri her opera aynı güzellikte, mutlaka tecrübe edilmeli çünkü bundan daha güzel bir Venedik aksamı düşünülemez!
Sırada Venedik tren istasyonu Santa Lucia var, çünkü iki saatten az bir tren yolculuğu sonrasında ikinci destinasyonumuza varmış olacağız, Veneto’nun gözdesi Veronaya…


Verona
Birden nasıl da farklı bir dünya içinde buluyorsunuz kendinizi… Ortaçağ etkisinin oldukça hakim olduğu, hem tarih kokan, hem de romantik bir şehir Verona.
Konaklamak için Due Torri oteli tercih ettim. Otel, Saint Anastasia Kilisesi meydanında yer alıyor. Piazza Delle Erbe’ye yürüyerek 5 dakika içinde ulaşabiliyorsunuz, büyük bir avantaj. Eski saraylar tarzlarında döşenmiş odalar. Çalışanları oldukça neşeli ve güler yüzlü, önerebileceğim bir otel kesinlikle.

Casa Di Giulietta… Hiç zaman kaybetmeden kendimi Juliyet’in evinde buldum. Otelden yürüyerek 4 dakika sürdü. Romeo ve Juliet; Luigi da Porto’nun yarattığı ve daha sonra da William Shakespeare tarafından dünyaca ünlü bir eser haline getirilmiş bir tiyatro oyunu. Yani gerçek hikaye olduğu doğru değil aslında, ama Cappello adlı bir ailenin 17. yüzyıla kadar bu evde yaşadığı iddiasından yola çıkılarak, buranın Juliet’in evi olduğu ve Romeo’nun aşkını ilan ettiği ünlü balkon sahnesinin burada gerçekleştiğine inanılıyor. Bende inanıyorum, öylesi daha zevkli. Hatta balkona çıkıp bir an kendimi Juliet’in yerini koydum. Sonuçta bu dünyada sevgiden ve sevmekten daha güzel ne olabilir ki.

Arena di Verona… Bu romantik ve masalsı ortamdan ayrılıp, 15 dakika kadar yürüyüp, şehir merkezindeki Arena alanına varıyorum. Bir Roma antik tiyatrosu olan Arena di Verona festivallere ve konserlere, Opera basta olmak üzere, ev sahipliği yapmakla biliniyor. Bu ziyaretimde çok istememde bir Puccini Operasını izleme şansım olmadı. Sezon kapanmıştı maalesef. Siz mutlaka planlayarak gelin derim, Verona Antik tiyatrosunda konser tecrübesi herkesin yaşaması gereken bir şey bence…

Al Cova del Frate Restorani… 15 yaşından beri seyahat eden birisiyim… Restoran ve lezzet benden sorulur desem çok yerinde olur inanın. O kadar mükemmel bir yemek ziyafetiydi ki, tadı hala damaklarımda. Mutlaka rezervasyon yaptırarak gidin. Çok neşeli İtalyanların çalıştığı, kendinizi evinizde gibi hissedeceğiniz, sıcak bir ortam var. Aslında yemekler geleneksel İtalyan mutfağı değil, Fransız mutfağına daha yakın. Foie Gras Tartini (kaz ciğeri turtası), Branzino Ceviche (çiğ levrek baliği, limonlu ceviche sosunda) ve Tagliatelle makarnası benim tercihlerimdi. Eğer Verona’da kalmaya devam etseydim, her aksam bu restoranda aksam yemeği yiyecektim. O kadar harika bir mekan ve lezzetler burada…

Tahmin edebileceğiniz gibi ertesi sabah tren istasyonundayım. Yine iki saatlik bir yolculuk beni bekliyor… Çok geç olmadan Milano’ya varacak olmam çok heyecan verici.

Milano
Şimdi Lombardi bölgesindeyiz. Bölgenin gözdesi, moda ve finans merkezi Milano’dayız artık. Tabi ki enerji tamamen farklı, büyük şehir havası alıyorsunuz hemen. Benim en favori Avrupa kentlerimden birisidir Milano… Zengin tarihi günlük hayatınızla iç içe, belki de ondan dolayı çok seviyorumdur. Leonardo da Vinci’nin de uzun seneler yaşadığı ve ‘Last Supper’ gibi unlu eserlerini yarattığı şehir Milano.

Sina The Gray otelinde konaklayacağım bu ziyaretimde. Oteller konusunda Milano da çok dikkatli olmak gerekiyor, çünkü yelpaze çok geniş ve bazen fiyatlar inanılmaz astronomik rakamlara varabiliyor. Tabi lokasyon çok önemli. Şehir merkezi olan ve ünlü Duomo di Milano yapısının bulunduğu bölgeye yakın olmak benim için ilk sırada ve Sina the Gray oteli tam da Duomo’nun kalbinde yer alıyor. Butik otel tarzına daha yakın. Çok memnun kaldım. Bir daha konaklamak isterim açıkçası.

Biblioteca di Brera. Duomo Meydanı her zamanki görkem ve muhteşemliği ile görenleri kendinde hayran bırakıyor. Ne kadar ziyaret etsem bıkamam, o bir gerçek. Ama biraz daha içerilere giderseniz, Brera bölgesi mesela, Milano’nun yerli halkının zaman geçirdiği restoranlar, kafeler, minik butikler sizleri bekliyor olacak. Ben Brera bölgesini gerçekten de çok seviyorum. Eski ve tarihi dokusu çok sevimli. Keyifli ve uzun yürüyüşler yapabilirsiniz.

Biblioteca di Brera sanat galerisi de bu bölgede. Brera sanat akademisinin içinde yer alıyor. Bu galeriyi mutlaka ziyaret etmelisiniz. Ünlü İtalyan ressamlarının eserlerinden, dünyaca ünlü ressamların (Pablo Picasso gibi) toplalarına kadar, çok geniş bir yelpazesi var. En az iki saat ayırmalısınız bence. Özellikle Napoleonic Era eserleri görülmeye değer.

N’Ombra De Vin restoranı; turist kalabalığından uzak, Milano yerlilerinin en uğrak noktası burası. Hatta tek turist bendim galiba. Aslında daha çok Wine Bar olma özelliği ile biliniyor. Ben Beef Tartar ve Peynir tabağı sipariş ettim. Benim için güzel bir aksam yemeği oldu. Her zaman ağır yemekler tercih etmiyorum zaten, atıştırmalık tadında idealdir. Mekân çok kalabalık oluyor, hazırlıklı olun ama keyifli bir akşam için mutlaka öneririm.

Dolu dolu bir üç gün böyle geçti iste. Ertesi sabah Milano’dan ayrılıyorum. İçim biraz hüzünlü, ne de olsa çok sevdiğim bir yer İtalya. Size önerim bu yol haritasını kullanarak, mini bir tatil yapın ve İtalya’nın tadına varın. Şimdiden iyi seyahatler!