Eylül ayına hızlı giriş

Sevgili okur yazın nasıl hızlı geçtiği konusunda hepimiz mutabık olduysak Eylül ayının da ne kadar yoğun yaşandığıyla ilgili hepimiz hem fikir olabilir miyiz lütfen?

Eve dönüş, okula dönüş, hayata dönüş derken Istanbul; Eylül ayında hem önemli açılışlara hem de davetlere gebeydi sanat ve lezzet baş roldeydi şehrin nabzını tutabilenler içinse göz açıp kapayıncaya kadar çok hızlı geçti

Diyerek Ekim yazıma start veriyorum ve heyecanla geçtiğimiz ay açılışıyla beni hem çok mutlu eden hem de nostaljik hissetmeme sebep olan İndochine İstanbul tecrübemi sizinle paylaşıyorum.

Bebeköy’de eski Amando Bravo’nun yerine konumlanan ikonik restoran Eylül ayının önemli açılışlarından biriydi benim içinse özellikle yeri ayrıydı bu yeni lezzetin.

Bilmeyenleriniz için üniversite yıllarımı ve kariyerimin ilk senelerimi New York’ta geçirdim. 2010 lu yılların başından pandemiye kadar süren keyifli lezzetli bol keşifli bir yolculuktu bu. Şimdilerde turist vizesiyle ziyaret ettiğim şehrin lezzetleriyse bugün ki damak tadımın oluşmasında ki en önemli mihenk taşıdır benim için.

Bazı ikonik restoranların yeri ise apayrıdır hani açıldığı günden beri döneme Damgasını vuran önemli isimlerin zaman geçirdiği ve hatta ürettiği kitaplara filmlere konu olan yerlerden bahsediyorum. 430 Lafayette street üzerindeki İndochine ise bunlardan bitanesi ve şimdi geçtiğimiz ay İstanbul’da açıldı.

Istanbul tecrübemden evvel biraz orjinal şubesi hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. 80li yıllarda açılan ve günümüzde hala açık olan Fransız esintili Vietnam mutfağı olan restoran o dönem Studio 54 un en önemli isimlerini ağırlıyordu.

O yüzden bunca sene sonra ikinci kardeş restoranını istanbulda açılacağını öğrendiğimde çok heyecanlandım, bir yandan merakta ettim çünkü chain restoran olmadığı için sürdürülebilir olması insanda soru işareti yaratabiliyor. Kaldı ki chainlerde ülke değiştirdiklerinde kalite bir anda düşebiliyor.

Fakat Istanbul İndochine bu soru işaretlerinin tamamını kapıdan içeri girer girmez cevapladı. Öncelikle egzotik iç mimari birebir aynı diğer bir önemli vurgu ise çalışan ekibin pozitif ilgili ve samimi tavrı bence restoran deneyiminin süresi boyunca sizi en çok etkileyen lerden biri çalışan ekiple kurduğunuz birebir ilişki.

Lezzetlere gelecek olursam birkaç eksik dışında menü birebir aynıydı. Önce güzelce koktaillerimizi söyledik. Soğuk tabaklardan cipura crudo ile papaya ve kale salatası ve ızgara soğuk patlıcan ile ile başladık yolculuğa. Çipura crudoya hindistan cevizi sütlü limelı sos çok yakışmıştı, salatalar da taptaze ve sosları dengeliydi.

Sıcak tabaklara geçtiğimizde ise buharda pişen karidesli çin mantısı ve pirinç yufkası sipariş ettik. Çin mantısı benim favorim oldu masaya 3 tabak söyledik. Daha sonra çıtır tavuk ve bir indochine klasiği olan çin böreği söyledik. Tavuk bazılarına acı geldi bence acısı gayet kafiydi eşiğiniz düşükse acı tatlı sos belki sizleri yorabilir çin böreği ise kızarmış olmasına rağmen hiç yağ çekmemişti çıtır çıtırdı aktı gitti. Ana yemeklere gelindiğinde ise herkes bir tık doymuştu o yüzden ortada oyster soslu et ve kızarmış pirinç pilavı paylaştık onları da beş dakika olmadan sildik süpürdük.

Son olarak şefimiz bütün tatlılardan ortaya ikram yolladı onların içinden en çok beyaz çikolatalı hindistan cevizi bulutunu sevdim. Hatta o kadar memnun kaldım ki bir sonraki hafta tekrar ziyaret edip saydıklarımın aynısını tekrar yedim. Bunda çalışan ekibin geçirdiği enerjinin de payı tabiki var! Vietnam mutfağını seviyorsanız kesinlikle deneyin.

Artılar

  • Güleryüzlü profesyonel ve ağırlamasını bilen çalışan ekip
  • Kendinizi bir anda Soho’da hissetme hissi
  • Lezzetli özlenen Vietnam mutfağı yemekleri
  • Ortamın vibeı background müzikleri

Eksiler

  • Son dakika rezervasyon bulamayabilirsiniz önceden aramakta fayda var.
  • Restoran çok büyük olmadığı için kişi sayınıza göre yer olmama ihtimalini doğurabiliyor.
  • Dış mekanı keşke ısıtıcılarla daha aktif hale getirseler lakin biliyorum ki havalar buz gibi oldu.
  • Eğer sizde benim gibi çoğu zaman fasting yapıyorsanız eğer öğlenleri açık olmaması sizi benim gibi üzebilir 🙂