Yazılar

2 yaş altındaki çocuklarda daha sık görülüyor

2 yaş altındaki çocuklarda daha sık görülüyor

 Burun tıkanıklığı, öksürük ve hapşırık gibi nezle-grip benzeri belirtilerle ortaya çıkıyor, zamanında müdahale edilmezse hızla ilerleyerek ciddi tablolara neden olabiliyor. Genellikle 2 yaş altındaki çocuklarda görülen  bu hastalığın adı; bronşiolit! Akciğerlerde bronşiol denilen küçük hava yollarının daralması sonucu gelişen ve solunum sıkıntısıyla kendini gösteren bir alt solunum yolu hastalığı olan bronşiolit, viral enfeksiyonların yaygın görüldüğü kış aylarında kapımızı daha sık çalıyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter, Covid-19’un ağır hastalık yapma riski yetişkinlere nazaran daha düşük olsa da, özellikle pandemide çocukları bronşiolitten korumanın her zamankinden daha önemli hale geldiğini belirterek, “Covid-19 enfeksiyonu akciğer dokusunun tutulumuyla karşımıza geliyor. Akciğerlerin kanı temizleme işlevini yerine getirmesine engel oluyor, bunun sonucunda kanda oksijen seviyesi düşüyor, karbondioksit birikiyor ve solunum sıkıntısı artıyor. Küçük hava yollarında daralma nedeniyle benzer bulgular oluşturan bronşiolit tablosuna Covid-19 enfeksiyonunun eklenmesi, hastalığın daha ciddi seyretmesine yol açabiliyor. Dolayısıyla özellikle bronşiolit geçirmiş olan çocukların daha özenle korunmaları büyük önem taşıyor” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter, pandemide çocukları bronşiolitten koruyan önerilerini 8 başlık altında anlattı; önemli uyarılarda bulundu!

Nezle-grip semptomlarıyla başlıyor

Bronşiolit; burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük ve hapşırık gibi nezle ya da grip semptomlarıyla başlıyor. Ateş genellikle normal veya hafif yüksek olarak görülüyor. Çocukların bazılarında, özellikle de risk faktörleri olanlarda hastalık hızla ilerliyor ve bu bulgulara; hırıltılı solunum, hızlı nefes alıp verme ile öksürük ekleniyor. Solunum yükünün artması sonucu yardımcı solunum kaslarının devreye girdiğini anlatan Dr. Şebnem Kuter, bronşiolitte erken teşhisin önemini şöyle anlatıyor: “Bu tabloyu muayenede; burun kanatlarının solunuma eşlik etmesiyle, karnın inip kalkmasıyla, kaburgaların arasındaki kasların derin çukurlar oluşturmasıyla gözlemliyoruz. Bir süre sonra sıvı alımının ve beslenmenin bozulması nedeniyle idrar çıkışı azalabiliyor. Hastalık daha da şiddetlendiğinde dil ve dudaklarda morarma ile cilt renginde soluklaşma şeklinde sorunlar gelişebiliyor. Solunum ve kalp durmasına kadar gidebilecek olan bu tabloyu önlemek için doktora zamanında başvurmak çok önemli.”

En sık görülen nedeni RSV virüsü!

Bebeklerde ve çocuklarda küçük hava yolları erişkinlere göre sayıca daha az ve daha dar oluyor. Ayrıca bu havayollarını çevreleyen kıkırdak dokunun da daha yumuşak olduğunu belirten Dr. Şebnem Kuter, “Bunun sonucunda hava yolları kolayca tıkanarak bronşiolit tablosunun gelişmesine yol açıyor. Tüm bu nedenlerle 2 yaş altındaki çocuklarda bronşiolit tablosu daha sık ortaya çıkıyor.” diyor.

Bronşiolitin en sık görülen nedenlerinin başında ise virüsler geliyor. Virüsler arasında da her 2 çocuktan birinde bronşiolitten RSV (Respiratuvar Sinsitiyal Virüs) olarak bilinen virüs sorumlu oluyor. Dr. Şebnem Kuter erken doğan, anne sütüyle beslenmeyen, kronik kalp ve akciğer hastalığı veya zayıf bağışıklık sorunu olan, kalabalık ailede yaşayan, erken dönemde kreşe başlayan, en önemlisi de sigara içen ailelerin çocuklarının bronşiolite daha yatkın olduğunu söylüyor.

Tedavi için geç kalmayın

Bronşiolit tedavisinde çocuklar genellikle destek tedavileriyle evde izlenebiliyor. Zorlu ve hızlı nefes alan, çarpıntısı olan, kandaki oksijen seviyesi düşen çocukların ise hastanede yatırılarak tedavi altına alındığını vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter, bu süreci şöyle anlatıyor: “Tedavide nemli oksijen desteği, hava yollarının genişlemesine yardımcı olan ve buhar şeklinde uygulanan ilaçlar ile ödemi  azaltmaya yardımcı kortizonlu ilaçlara başvurulabiliyor. Tüm bu ilaçların uygulanma sıklığı hastalığın ağırlık derecesine göre değişiyor. Sık nefes alıp vermeyle oluşacak olan sıvı kayıplarını önlemek için damar yolundan sıvı desteği yapılıyor. Enfeksiyon değerleri yükselmiş veya akciğer filminde zatürre bulguları olan çocuklarda antibiyotik tedavisi uygulanabiliyor.”

Bronşiolite karşı 8 etkili öneri

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter, ebeveynlere yönelik önerilerini 8 maddede şöyle sıralıyor:

 

  • Çocuğumuzu korumak için ebeveyn olarak işe önce kendimizi korumakla başlamalıyız. Unutmayın ki bu dönemde çocuklarımıza viral enfeksiyonları taşıyacak olan bizleriz. Bu nedenle kalabalık ortamlara girmemeye özen gösterin.
  • Hasta olmadıklarından emin olsanız bile sessiz taşıyıcılar olabilecekleri için evinizde misafir ağırlamayın.
  • El hijyeninize çok dikkat etmeli; ellerinizi gün içinde sık sık, en az 20 saniye boyunca su ve sabunla yıkamalısınız. Dışarıdaysanız alkol bazlı dezenfektanlar kullanabilirsiniz. Çocuğunuza da el hijyenini öğretin, ellerini yıkamaları gerektiğini sık sık hatırlatın.
  • Mutlaka maske takın ve maskenizi sık aralıklarla değiştirin. Eğer 2 yaş üstündeyse maske takma alışkanlığı edindirin, maskesini düzenli olarak değiştirin. Henüz 2 yaşın altındaysa, pusetini, puset örtüleriyle çevreleyerek onu damlacıklardan koruyabilirsiniz.
  • Dengeli ve tüm besin gruplarından zengin beslenmesini sağlayın. Çocuğunuz mutlaka günlük taze meyve ve sebze tüketmeli, bol bol sıvı almalı.
  • Anne sütünüz varsa, 2 yaşına kadar emzirmeye devam edin.
  • Rutin doktor kontrollerini ve aşılarını pandemi döneminde de ihmal etmeyin.
  • Sigara dumanına maruz kalmasını önleyin.

Aynı ayakkabıyı 2 gün üst üste giymeyin!

Aynı ayakkabıyı 2 gün üst üste giymeyin!

Estetik kaygılar nedeniyle yaz aylarında özen gösterdiğimiz ayaklarımıza, kış mevsiminde daha az ön planda olmaları nedeniyle genellikle aynı çabayı sarf etmiyoruz. Oysa ayaklarımızın kışın uzun saatler boyunca ayakkabı, kapalı bot ve çizme içerisinde kalmalarının yanı sıra hatalı ayakkabı seçimlerimiz; tırnak batmasından mantar enfeksiyonuna, nasırlardan egzamaya, kötü kokudan başparmağın yana doğru sapması olarak tanımlanan halluks valgusa kadar pek çok soruna neden olabiliyor. Dolayısıyla tüm yükümüzü çeken ayaklarımız aslında kış mevsiminde daha fazla özene ihtiyaç duyuyorlar. Acıbadem Altunizade Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Yeliz Erdemoğlu ayak ile tırnak hastalıklarının yavaş başlangıçlı ve sinsi seyirli olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle çoğu zaman hasta sorunu kanıksıyor; aylar, hatta bazen yıllar sonra doktora başvuruyor. Kaybedilen zaman ise tedavilerin çok uzamasına ve kalıcı deformasyonlara neden olabiliyor. Ayak tabanında ilerleyen bir nasır siğil olabileceği gibi, tırnakta genişleyen koyu renkli leke tırnak melanomu olabiliyor. Bu yüzden uzun süre devam eden herhangi bir sorun yaşandığında uzman bir doktordan görüş alınmalı” diyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Yeliz Erdemoğlu kış mevsiminde ayak ve tırnak sağlığınız için dikkat etmeniz gereken 10 önemli kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Her gün yıkamak şart!

Kışın ayaklarımız ayakkabı ve bot içinde daha uzun süre kalıyor. Ayrıca ayaklarımızı soğuktan korumak için daha kalın dokumalı çoraplar kullanıyoruz. Yine ev içinde patik veya terlik kullanmayı tercih ediyoruz. “Tüm bunlar ayakların havasız kalmalarına, bunun sonucunda bakteri ve mantar hastalıklarına davetiye çıkarıyor.” diyen Dr. Yeliz Erdemoğlu, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu nedenle ayakları temiz tutmak önemlidir. Ayakların her gün uygun pH dereceli yıkama ürünleriyle yıkanmaları ve havluyla çok iyi kurulanmaları gerekiyor.  Ayaklar kötü kokuyorsa fırsatçı mikroplar iş başında demektir. Bu durumda dermatoloji doktorundan görüş alabilirsiniz.”

 Parmak aralarını unutmayın

Uzun süre ayakkabı içinde kalmaları ayakların fazla terlemelerine, yıkandıktan sonra iyi kurulanmaması da nemli kalmalarına neden oluyor. Cilt yüzeyinin rutubetli kalması hemen her zaman mantar hastalıklarının başlaması için uygun ortam sağlıyor. Dolayısıyla ayaklarınızı kuru tutmanız çok önemli. Bunu mümkün kılmak için teri emen pamuklu dokumalardan oluşan çorapları tercih edin. Ayaklarınızı yıkadıktan sonra, parmak aralarını da ihmal etmeden çok iyi kurulamalı, gerekirse fön makinesi kullanılmalısınız. Özellikle diyabet hastalığınız varsa ayaklarınızı kuru tutmaya çok dikkat etmelisiniz.

Ayaklarınızın de neme ihtiyacı var

Yüz ve vücudumuz kadar ayaklarımız da nemlendirilmeye ihtiyaç duyuyor. Özellikle kış aylarında klima ve kalorifer gibi ısı kaynakları havadaki nemin azalmasına neden olarak, ayaklarımızın kurumasına ve çatlamasına yol açıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Yeliz Erdemoğlu ayaklarınızı her gün düzenli olarak nemlendirmeyi ihmal etmemeniz gerektiğini belirterek, “Kışın, özellikle yağ bazı yüksek ürün kullanımı, başta topuk olmak üzere, tüm ayak cildini daha iyi yumuşatıyor. Haftada bir kez yapacağınız nem maskeleri de yoğun kurulukta fayda sağlayabiliyor.” diyor.

Düzenli aralıklarla peeling yapın

Ölü dokunun cilt yüzeyinden periyodik olarak uzaklaştırılması cilt sağlığı için faydalı oluyor. Ayaklar için özel olarak üretilmiş peeling ürünlerini haftada bir kez uygulamanız yarar sağlayabiliyor. Ancak uygulama sırasında cildinize çok haşin davranmanız cilt yüzeyinde tahrişlere neden olabiliyor. Dolayısıyla peeling yaparken cildinize nazik davranmaya özen gösterin. Peeling sonrası uygun bir nemlendirici kullanımı daha pürüzsüz ve yumuşak ayaklara sahip olmanıza yardımcı olacaktır.

Tırnakların kesim şekli önemli

“Sağlıklı bir ayağın olmazsa olmazı tırnak bakımıdır.” diyen Dr. Yeliz Erdemoğlu, ancak bakım yaparken bazı kurallara dikkat etmek gerektiğini belirterek, önerilerini şöyle sıralıyor: “Ayak tırnaklarının düzenli aralıklarla düz olarak kesilmesi gerekiyor. Çünkü tırnak kenarlarını törpüyle ovalleştirmek, batıklara yol açabiliyor. Tırnaklar her insanda farklı hızda uzuyor. Başparmak tırnağınızı ayakkabının uç kısmında hissetmeye başladığınızda kesim zamanının geldiğini anlayabilirsiniz. Ayağın ayakkabı ve çorap içinde uzun süre kalması ve oje sürmek de tırnağın hava almasını önleyerek plak yüzeyinde sararmalara neden oluyor. Oje alışkanlığına ara vermeniz tırnağın sağlıklı rengine kavuşmasına yardımcı olacaktır.”

Çorap seçimine dikkat edin

Uzun süre ayakkabı, bot ve çizme içinde kalan ayaklar terliyor ve buharlaşmaya imkan olmadığı için cilt yüzeyinde rutubet oluşuyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Yeliz Erdemoğlu bu tablonun bakteri ve mantar enfeksiyonlarına zemin hazırladığı uyarısında bulunarak, “Havlu ve pamuk dokumalı çoraplar teri emerek cilt yüzeyinden uzaklaşmasını sağlarlar. Eğer ayaklarınız normalden fazla terliyorsa işyerine yedek çorap götürmeniz ve gün içinde çorap değiştirmeniz daha sağlıklı olacaktır.” diyor.

Modayı değil, sağlığı tercih edin

Vitrinlerdeki ayakkabılar, botlar ve çizmeler adeta göz kamaştırıyorlar. Siz siz olun, yine de modaya değil, sağlığınıza önem verin. Ayakkabınızın ayağınızı ve ayak bileğinizi iyi kavraması çok önemli. Ancak dikkat! Aşırı dar ayakkabılar ayak ve parmak eklemlerinde deformasyona yol açarak tırnak batması, hatta halluks valgus (ayak başparmağının yana doğru sapması)

oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. “Ayakkabınızın ayak tabanınızı desteklediğinden ve deri gibi hava aldıran malzemelerden üretilmiş olduğundan da emin olmalısınız.” uyarısında bulunan Dr. Yeliz Erdemoğlu, “Çünkü suni deri veya plastik ayakkabılar ayaklarınızın daha da terlemesine yol açarak mantar ve egzama oluşumuna neden olabiliyor.” diyor.

Aynı ayakkabıyı 2 gün üst üste giymeyin

Ayak sağlığınız için ayakkabınızın da hava alması önemli. Aynı ayakkabıyı 2 gün üst üste giymemeniz iç yüzeyinin havalanmasına, bu sayede bakteri ve mantar gibi enfeksiyon kaynaklarının ayaklarınıza zarar vermesine engel olacaktır.

Her gün 5 dakika mola

Vücudumuzun tüm yükünü çeken ayaklarımızın da dinlenmeye ihtiyacı var. Her gün 5 dakika, ayaklarınızı kalp seviyesinden daha yukarıda olacak şekilde yükseltmeniz, lenf drenajının artmasını sağlıyor. Yine haftada bir kez yapacağınız ayak masajları hem ruhunuza hem de ayaklarınıza iyi gelecektir. Masaj sırasında badem yağı kullanmanız cildinizin de beslenmesini sağlayacaktır.

Özel eşyanızı paylaşmayın

Ayak ve ayak tırnaklarınıza ait tırnak makası, çorap, terlik, ayakkabı ve ayak havlusu size özel olmalı, kimseyle paylaşmamalısınız. Aksi takdirde başta mantar hastalığı olmak üzere pek çok bulaşıcı enfeksiyon hastalığına yakalanabilirsiniz.

Mide kanserinin 6 kritik belirtisi!

Mide kanserinin 6 kritik belirtisi!

Mide kanseri dünyada görülen kanserler sıralamasında 5. sırada yer alırken, ölüme neden olan kanserler arasında ise 2. sıraya yükseliyor. Dünyada her yıl yaklaşık bir milyon kişiye mide kanseri tanısı konulurken, yine mide kanserinden yaklaşık 780 bin kişi hayatını kaybediyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 12 bin kişiye mide kanseri tanısı konuyor ve yaklaşık 10 bin hasta mide kanseri nedeniyle yaşamını yitiriyor. Bunun en önemli nedeni, mide kanserinin erken dönemde belirti vermemesi ve tümör büyüdüğünde oluşan yakınmaların hastalar tarafından ‘hazımsızlıktandır’ düşüncesiyle göz ardı edilmesi sonucu tanısının geç konulması. Yüreklere su serpen haber ise kanser tedavisinde son yıllarda atılan en büyük adım olarak nitelendirilen immünoterapi ile ilgili yapılan araştırmalardan alınan sonuçlar. Son yapılan araştırmalara göre immünoterapi, mide kanseri hastalarında tümörün küçülmesine katkı sağlayarak hastalığın ilerlemesini geciktiriyor, bu sayede yaşam süresini uzatıyor. Üstelik görevini hastanın yaşam konforunu bozmadan, ciddi yan etkiler oluşturmadan gerçekleştiriyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, “Mide kanserinin tedavisindeki gelişmeler sayesinde hastaların yaşam kaliteleri artarken, yaşam süreleri de uzuyor. Ancak unutulmaması gereken şey; her kanser türünde olduğu gibi mide kanserinde de erken teşhisin çok önemli olduğu.” diyor.

Mide kanserinin 6 kritik belirtisi!

Mide kanserinin, helicobacter pylori, sigara ve alkol kullanımı, obezite, aşırı tuzlanmış yiyecekler, bazı gıda koruyucuları, yağda fazla kızartılmış yiyecekler ve genetik yatkınlık gibi risk faktörleri mevcut. Prof. Dr. Faysal Dane bu risklerin azaltılmasıyla mide kanserinin kısmen önlenebildiğini vurguluyor. Mide kanseri ülkemizde ve batı ülkelerinde genellikle ileri evrede teşhis ediliyor. Öyle ki hastaların ancak 3’te biri erken evrede tanı alabiliyor. Bunun nedeni ise hastalığın erken dönemde belirti vermemesi, mide kanserine bağlı şikâyetlerin hastalığa özgü belirtiler olmaması ve tarama yöntemlerinin az kullanılması. “Bu açıdan bakıldığında mide kanserinin sinsi ilerlediğini söylemek doğru olur.” diyen Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, tümör ilerledikçe oluşan şikâyetlerin göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısında  bulunarak, zaman kaybetmeden doktora başvurulmasını gerektiren 6 kritik belirtiyi “Geçmeyen bulantı-kusma, uzun süren mide ağrısı, çabuk doyma, kusarken kan gelmesi, yutma güçlüğü ve kilo kaybı” olarak sıralıyor.

Tedavi hastalığın evresine göre şekilleniyor

“Mide kanserinin tedavi başarısı kanserin hangi evrede teşhis edildiğine göre çok değişiyor.” diyen Prof. Dr. Faysal Dane, erken tanının her kanserde olduğu gibi mide kanserinde de çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Prof. Dr. Faysal Dane hastanın nasıl tedavi edileceğinin hastalığın evresine göre değiştiğini belirterek, “Çok erken dönemde teşhis edilen az sayıdaki hastada tümörün ameliyatla usulüne göre alınması yeterli olabiliyor. Ancak tümörün mide duvarında ilerlemiş olması veya etrafındaki lenf bezlerine yansıması durumunda hasta ve hastalığın özelliklerine göre ameliyat öncesi veya sonrası ilaç tedavileri yapılması gerekiyor. Her hastada olmasa bile bazı hasta gruplarında ayrıca kemoterapiyle beraber radyoterapiye de başvuruluyor.” diyor. Prof. Dr. Faysal Dane hastalığın mide ve etrafındaki lenf bezleri dışında daha uzak bölgelere yansıması durumunda ise çoğunlukla kemoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapi gibi ilaç tedavisinden faydalanıldığını söylüyor.

İmmünoterapi tedavisinden çarpıcı sonuçlar!

Mide kanserinde, diğer kanserlerde olduğu gibi, son dönemlerde kemoterapiye eklenen hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapi tedavisiyle ilgili gelişmeler tıp dünyasını heyecanlandırıyor. Kanser immünoterapisi, vücudun bağışıklık sistemini güçlendirerek kanser hücrelerinin oluşumunu önleyen, kontrol altına alınmasını veya öldürülmesini sağlayan tedaviler olarak tanımlanıyor. İmmünoterapinin diğer kanser tedavilerinden farkı, kanser hücresine doğrudan etki etmeyip, bağışıklık sistemini aktif hale getirerek tümöre saldırmasını sağlaması.

Günümüzde mide kanserinde immünoterapi tedavisinin etkinliği gerek tek başına gerekse kemoterapilerle beraber yoğun bir şekilde araştırılıyor. Bu araştırmaların sonuçları birkaç yıldır toplantılarda sunulmaya başlandı. Son olarak Eylül 2020’de yapılan Avrupa Tıbbi Onkoloji Kongresinde (ESMO) kemoterapiyle beraber kullanılan immünoterapinin mide kanseri hastalarında tümörün küçülmesine katkı sağlayarak hastalığın ilerlemesini geciktirdiği, bu sayede yaşam süresini uzattığı açıklandı. Mide kanseri tedavisindeki bu gelişmenin son derece önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Faysal Dane, “Bugün elimizde var olan çalışma sonuçlarıyla hangi hastanın tedaviye cevap vereceği tam bilinmese de, bazı testlerle bunları önceden belirlemek ve hangi hastanın immünoterapi için iyi bir aday olduğunu tahmin etmek mümkün oluyor. Dolayısıyla bilimsel çalışmaların gösterdiği çarpıcı sonuçlar neticesinde tüm mide kanseri hastaları günümüzde immünoterapi açısından değerlendiriliyor.” diyor.

Yılbaşı sofralarınızda mutlaka sebzeye yer verin

Yılbaşı sofralarınızda mutlaka sebzeye yer verin

Covid-19 pandemisinin gölgesinde yeni yılı karşılamaya sayılı saatler kaldı. Pandemi kurallarına uygun olarak; bu yıl arkadaşlarımız ve akrabalarımızla olan kutlamalardan zorunlu olarak feragat edip yılbaşını evlerimizde karşılayacak ve menüyü kendimiz planlayıp hazırlayacağız. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hazal Çatırtan Çobanoğlu, “2020 senesi tüm dünya açısından zor bir yıl oldu. Yeni yıla sağlıklı girebilmek için üzerimize düşenleri yapmalı, pandemi kurallarına dikkat ederken, sağlıksız beslenmeden ve büyük porsiyonlardan kaçınmalıyız. Bu yılbaşı sofranızda sağlıklı besinlere yer vermek ve tüketimde aşırıya kaçmamak her zamankinden fazla önem taşıyor. Zira ölçüyü fazla kaçırmak; hazımsızlık, gaz, şişkinlik gibi mide ve bağırsak hastalıkları başta olmak üzere kalp hastalığı ve diyabeti olanlar için ciddi sorunlara yol açabiliyor.” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Hazal Çatırtan Çobanoğlu, yılbaşı sofrasına özel lezzetli ve sağlıklı tarifler verdi; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

  1. Balkabağı

Beta karoten, C vitamini, potasyum ve antioksidanlardan zengin olan balkabağı, bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve vücudu kansere karşı koruyucu etki gösteriyor. A vitamini içeriği ile göz sağlığını korumada da etkili. 100 gramı bir yetişkinin günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 35’ini karşılar. Diyet lifi içeriği ile kolesterol düşürmeye yardımcı olurken bağırsak sağlığını da koruyor. Ancak potasyum içeriğinin yüksek olması böbrek hastaları için, karbonhidrat oranının da yüksek olması diyabet hastaları için risk olabilir, bu grup hastaların dikkatli tüketmesi gerekiyor.

Balkabaklı Kış Çorbası Tarifi

– 2 kalın dilim balkabağı

– 1 havuç

– 1 küçük kuru soğan

– Sarımsak

– 2 çorba kaşığı tam buğday unu

– 2-3 çorba kaşığı yağ

– 1 lt su

– Tatlı toz kırmızı biber

– 1 çay kaşığı köri

– 2-3 çay kaşığı zencefil

– Tuz

– Yarım su bardağı yarım yağlı süt

Unla yağı kavurup iri doğradığınız soğanı da ekleyip biraz daha kavurup suyu ilave edip karıştırın. Sonra doğranmış balkabaklarını, havucu, rendelenmiş sarımsak ve baharatları ekleyip malzemeler iyice yumuşayıncaya kadar pişirin. Piştikten sonra el blenderı ile ezin. Ilınınca sütü karıştırarak ilave edip tekrar ocakta ısıtın ve çorbanız hazır.

  1. Kereviz

Kereviz su oranı oldukça yüksek, kalorisi ise diğer kök sebzelere (patates vb) oranla düşük bir sebzedir. Diyet lifi içeriği yüksek olduğundan tokluk sağlamada etkilidir. Kolesterolü dengelemede ve bağırsak sağlığını korumada etkilidir. Az da olsa protein içeren nadir sebzelerden biridir. A, B, E ve C vitaminleri ile kalsiyum, demir çinko ve selenyum minerallerini içerir. Bu özellikleri ile kemik sağlığından bağışıklığa kadar pek çok faydası vardır. Çorbası, salatası ve yemeğinden kış sürecinde faydalanabilirsiniz.

Portakallı, Ayvalı, Zeytinyağlı Kereviz Tarifi

– 1 adet kuru soğan

– 2 adet kereviz

– 2 adet havuç

– 1 adet patates

– 1 adet ayva

– Tuz

– Zeytinyağı

– 2 portakalın suyu

Soğanları küçük küçük doğrayıp yağda biraz pembeleşinceye kadar pişirin. Diğer malzemeleri doğrayıp ekleyin; tuz, portakal suyu ve biraz su ilave edip yumuşayana kadar pişirin. Yemek biraz soğuduktan sonra 1-2 çorba kaşığı zeytinyağ ekleyebilirsiniz.

  1. Pancar

Pancara aynı zamanda rengini de veren betalain sayesinde kalp sağlığını ve bağışıklık sistemini destekleyici, kansere karşı koruyucu etki gösterir. Kan dolaşımını olumlu yönde etkilerken tansiyon düşürmeye de yardımcı olur. Kan ve karaciğeri toksinlerden arındırmada etkilidir. Pancar ne kadar az işlem görür veya az pişirilirse olumlu etkilerinden yararlanma oranı o kadar artar. Karbonhidrat içeriği yüksek olduğu için diyabet hastalarının tüketirken dikkatli olması gerekir.

Fesleğenli Sarımsaklı Yoğurt Yatağında Fırın Pancar Tarifi

– 2 orta boy pancar

– 4 yemek kaşığı yoğurt

– 2 diş sarımsak

– 6 yaprak fesleğen

– Zeytinyağı

Pancarları halka halka ve kalın olmayacak şekilde dilimleyin. Sularını peçete yardımı ile alın. Yağlı kağıda dizip üstlerini hafifçe yağlayıp 170 derecede fırına verin. Sarımsakları ezin, fesleğenleri ince ince kıyın ve yoğurtla karıştırın. Pancarlar hafif yumuşadığında fırından çıkartın, biraz soğuduktan sonra yoğurdun üstüne alarak servis edin.

  1. Beyaz Lahana

İçerisindeki kükürtlü bileşenler, A ve C vitaminleri ile antioksidan etki gösterir, bağışıklığı güçlendirir. Kan ve karaciğerin toksinlerden arındırılmasında etkilidir. Kalorisi oldukça düşüktür. K vitamini içeriği ile kanı sulandırır, bu nedenle kan sulandırıcı kullananların haftada 1 defa az miktarda tüketmesi uygundur. Guatrojen etkili olduğu için tiroit hastalarının da dikkatli tüketmesi gerekmektedir.

Elmalı Beyaz Lahana Salatası Tarifi

– Orta boy bir lahananın çeyreği

– 2 adet yeşil elma

– 6 kaşık süzme yoğurt

– 1-2 diş sarımsak

– 2-3 yemek kaşığı kuru üzüm

– Tuz

Lahanayı rendeleyin ve suyunu sıkın. Elmayı rendeleyin ve suyunu sıkın. Ezdiğiniz sarımsakla tuz ve yoğurdu karıştırın. İçine lahana, elma ve üzümleri ilave edip karıştırın.

  1. Turp

Kırmızı, alabaş ve siyah turp gibi çeşitleri bulunmakta ve hepsi vücut için birçok fayda sağlamaktadır. İçeriğindeki sülfürlü bileşikler ile antioksidan görevi görür. Potasyum sayesinde kan basıncını dengeler. Kırmızı kan hücrelerini hasardan korur ve dolaşımı, metabolizmayı güçlendirir. İyot açısından zengin olduğu için tiroit hastalıklarından özellikle guatrdan korur. Folik asit açısından zengin olduğu için hücrelerin DNA ve RNA onarımını sağlar; dolayısıyla da yaşlanma sürecini yavaşlatmaya yardımcı olur. Ancak içeriğindeki kükürtlü bileşikler ile gastrit, ülser, chron, ülseratif kolit vb hastalıkları olan kişilerde ishal, gaz, kramp gibi şikayetleri arttırabilmektedir.

Turplu yeşil salata

2 orta boy turp

Roka

1 orta boy nar

1 su bardağı ceviz – dövülmüş

4 yemek kaşığı lor

Zeytinyağı

Rendelenmiş turp, roka, ufalanmış nar ve loru karıştırın. Üzerine zeytinyağını gezdirin ve ufalanmış cevizleri salatanın üzerine serpin.

Bu önerilere dikkat!

  1. Yılbaşı sofrasında yer alacak yemeklerinizi kendiniz yapın.
  2. Yiyecekleri hazırlarken, çiğ besinlere dokunduktan sonra ellerinizi yıkamadan hazır yiyeceklere dokunmayın.
  3. Aşırı yiyip içmekten ve sağlıksız beslenmekten kaçının.
  4. Çok yüksek kalorili yiyecekler tüketmeyin.
  5. Salata ve yemeklerinizde yüksek kalorili soslar, kremalar kullanmayın.

Pandemide sabır taşı ebeveynlere rahatlatıcı öneriler

Pandemide sabır taşı ebeveynlere rahatlatıcı öneriler

Bir yandan uzaktan çalışma modeliyle kendi iş yaşamlarının sorumluluklarını yerine getirmeye bir yandan da online eğitim nedeniyle gün boyu evde zaman geçirmek zorunda kalan çocuklarıyla ilgilenmeye çalışan pek çok anne baba, adeta kendileri nefes alamaz hale geldiklerinden yakınıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi’nden Klinik Psikolog Naz Tanoğlu, “Bu olağanüstü süreçte farklı roller üstlenmek zorunda kalan ebeveynler de tıpkı çocuklarını koruyup rahatlatmaya çalıştıkları gibi kendilerini de ihmal etmemeli, bazı pratik önlemlerle bu süreci atlatmanın yollarını göz ardı etmemelidirler. Aksi halde fiziksel ve psikolojik sağlıklarında bozulma yaşayacakları gibi, bu olası bozulma çocuklarına da olumsuz yansıyacaktır.” diyor. Peki anne babalar pandemi sürecinde kendi psikolojilerini korumak adına neler yapabilirler? Klinik Psikolog Naz Tanoğlu, pandemide anne ve babalara özel tüyolar verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kendinize karşı şefkatli olmayı unutmayın

Covid-19 pandemi sürecinde belirsizlikler kaygıyı artırırken, kaygıya neden olan etkenlerden biri de kontrol etmemizin mümkün olmadığı şeyleri kontrol etme çabasından kaynaklanıyor. İçinde olduğumuz durumun en zorlayıcı tarafı; gözle görülmeyen ve ne zaman biteceği belli olmayan dolayısıyla da kontrol algımızı tümden sarsan bir tehdidin karşısında sürekli tetikte olmamız. Bu oldukça yorucu ve yıpratıcı deneyim karşısında kendimize şefkatli olmayı hatırlamalıyız. Tıpkı çocuğumuzla konuşurken olduğu gibi kendimize de ihtiyacımız olan desteği ve anlayışı göstermeliyiz. Dışarda kontrol edemediğimiz bir virüsle mücadele ederken içimizde güvenli bir yer oluşturmak, dayanma kapasitemizi arttıracaktır.

Eğlenceli etkinlikler yapın

Çocuklar, belirli sınırların olduğu bir düzen içinde yaşamaya ihtiyaç duyarlar. Her ne kadar bazen buna itiraz etseler de sınırlamalar onlara güven duygusu aşılar. Birlikte rutin program oluşturun. Ders dışı saatlerde oyun gibi aktivitelerin de bir rutin çerçevesine alınması tercih edilebilir. Çünkü unutulmamalıdır ki çocukların eğitim alma ihtiyaçları olduğu kadar, oyun oynamaya da ihtiyaçları vardır. Bu nedenle hem kendi kendilerine hem de birlikte yapabileceğiniz etkinliklere rutininizde yer açmanızda fayda var. Siz de bu etkinlikler sırasında kendinizi oyunun eğlencesi ve dinlendiriciliğine bırakarak rahatlayabilirsiniz.

Kendinize zaman ayırın ve bunu çocuğunuza anlatın

Her yere ve her şeye yetişmeye çalışıyorken, eğer kendinizi iyi hissettirecek şeylere vakit ayırmazsanız, iyi hissetmeniz zorlaşacaktır. Üstüne bir de çocuklarınızla ilgilenmeniz bu koşullarda mümkün olabilir mi? Çocukların bu dönemde psikolojik sağlıklarını koruyabilmeleri doğrudan anne babaların ruh sağlığı ile ilgilidir. Siz iyi hissettirecek kaynaklara yöneldikçe bu çocuğunuza da yansıyacaktır. Öyleyse daha iyi hissedebilmek için kendinize “Neye ihtiyacım var?” sorusunu sorun. Açığa çıkan ihtiyacınıza yönelik sizi destekleyecek uğraşlara yönelebilirsiniz. Bunu yaparken de kendinize neden vakit ayırmanız gerektiğini uygun bir dille çocuğunuza anlatmayı unutmayın (Örneğin; onlarla daha iyi ilgilenebilmek için buna ihtiyaç duymanız gibi

Bardağın dolu tarafını göz ardı etmeyin

Evde işlerin daha kolay yürümesi için çocuklara ev içerisinde sorumluluklarını arttıracak görevler verebilirsiniz. Örneğin, yemek masasına tabak taşıyabilir, bulaşık makinesini yerleştirmeye yardımcı olabilir, yatağını toplayabilir. Ayrıca bu dönemde sürekli evde oldukları için sizlerin onları gözlemleyebilmeniz de daha kolaylaşacaktır. Bu sayede okulda olsalar alamayacakları birebir ilgiyi ve dikkati evde anne babalarından alabilecekleri gibi, siz de çocuğunuzun zorlandığı alanları tespit ederek bunları geliştirme fırsatı bulabilirsiniz.

Mizaha daha çok yer açın

Zor dönemlerden geçerken en iyileştirici olan şeylerden biri de gülmektir. Mizahı bir baş etme mekanizması olarak daha çok kullanmak çocuklara psikolojik esneklik kazandırır. Onlara işler planlandığı gibi gitmediğinde stresi çözümlemeleri için destek sağlar. Bu davranışı pekiştirmelerindeki en büyük kaynak şüphesiz anne babalarını gözlemleyerek olacaktır. Onlara mizah ve espri duygunuzu göstererek model olun. Bol bol gülmek hem sizin hem çocuklarınızın kısacası evde herkesin ruh sağlığına iyi gelecektir!

Arkadaşlarınızla görüntülü konuşmalar yapın

Sosyalleşmek bize anne baba, eş, çalışan olmak dışında kim olduğumuzu hatırlatır ve hayat koşuşturmacasında bir nefes alma alanı yaratır. Pandemi sürecinde sevdiklerimizle eskisi gibi fiziksel olarak görüşemiyor olmak, bizi en önemli destek kaynaklarımızdan birinden mahrum bıraktı. Evlere kapanmanın getirdiği sosyal izolasyon ve yalnızlık duygusu ile baş etmenin en iyi yollarından biri de görüşemediğimiz arkadaşlarımızla görüntülü konuşmalar yapmaktır. Ayrıca buna bizlerin ihtiyacı olduğu kadar çocuklarımızın da ihtiyacı olduğunu hatırlamalı, ders aralarında eskiden teneffüs vakitlerinde yaptıkları gibi arkadaşları ile konuşmaları için ortam oluşturmalıyız.

Karamsarlığa kapılmayın

Klinik Psikolog Naz Tanoğlu “Elimizden gelenin en iyisini yaptığımızı düşünsek bile yine de çocukların olumsuz düşüncelerine engel olamayız. Çocuklar, günlük yaşamlarındaki alışılageldik düzenin değişmesiyle birlikte zaman zaman mutsuzluk, öfke, kaygı, isteksizlik gibi duygular yaşayabilirler. Bu doğaldır ve zorlandıklarına işarettir; karamsarlığa kapılmayın. Psikolojik olarak iyi hissedebilmeleri için öncelikle bu duygularının kabulü esastır. Anne babalar olarak onlara yapabileceğiniz belki de en iyi şeylerden biri, bu duyguları ifade etmeleri için çocuklarınıza alan açmaktır. Hemen dikkatlerini başka bir şeyle dağıtma repertuarına geçmeden, onları sakince dinlemeniz, duygularını paylaşmaları konusunda cesaretlendirmeniz önemlidir. Daha sonra da dinlediklerinizi onlara yansıtmak ve anladığınızı göstermek faydalı olacaktır. Ayrıca tüm bu süreçte daha fazla şefkat ve sabırla çocuklarınıza yaklaşmanız, psikolojik sağlamlıklarını korumalarına yardımcı olacak ve alacağınız olumlu geri bildirimler sizi de mutlu edecektir.” diyor.

Fiziksel egzersiz yapmayı ihmal etmeyin

Yasakların olmadığı saatlerde açık havada yürüyüşe çıkmak, bisiklete binmek ya da evde egzersiz yapmak beden sağlığınız için olduğu kadar ruh sağlığınız için de koruyucu niteliktedir. Spor yapmaya vakit ayırdığınızda evdeki sorumlulukların getirdiği stresle baş etmenizin kolaylaştığını fark edeceksiniz. Her gün en az on beş dakika ayırmanız iyi hissetmenize yardım edecektir. Ayrıca çocuğunuza bu dönemde hareket etmeyi hatırlatmak yerine önce kendiniz bunu uygulayarak ona örnek de olabilirsiniz.

Türkiye’de her yıl 4 bin 500 kişi pankreas kanseri oluyor!

Türkiye’de her yıl 4 bin 500 kişi pankreas kanseri oluyor!

Görülme sıklığı giderek artıyor, sinsi bir şekilde ilerlediği için hemen belirti vermiyor, bu nedenle de tanısı geç konuyor. Üstelik ölümcül kanserler listesinin üst sıralarında yer alıyor… Tüm bu olumsuz haberlere karşın yeni gelişmeler sayesinde tedavisinde başarı oranı yükseldiği için hekimler hastalarından asla umudunu kesmiyor. “Bu hangi hastalık?” diye merak ediyorsanız cevap, pankreas kanseri. Ülkemizde her yıl yaklaşık olarak 4 bin 500 yeni pankreas kanseri tanısı konduğunu belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Gönenç, “Ancak tıptaki gelişmeler sayesinde pankreas kanseri tedavilerinde yaşam süresi giderek uzuyor. Dolayısıyla, pankreas kanseri eskiden düşünüldüğü kadar çaresiz bir kanser tipi değildir” diyor. Pankreas kanserinin en etkin tedavi yönteminin cerrahi olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, tümörün, çevreye yaymadan yani parçalamadan veya patlatmadan, olası yayılım alanları ile birlikte bir bütün olarak çıkarılması ile tedavi başarısının da arttığını belirtiyor.

Riski azaltmak mümkün

Pankreas, vücudumuz için çok önemli salgıları üreten bir organ. Çok farklı hücre tipleri  barındırdığı için de yapısında farklı tümörler de gelişebiliyor. Pankreas kanserlerinin yüzde 85-90’ının “duktal adenokarsinom” adı verilen tür olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Pankreas kanseri sıklığı gerek ülkemizde gerekse dünyada giderek artıyor. En sık görülen kanserler arasında 11. sırada ve ve kansere bağlı ölümlerin de yaklaşık yüzde 5’inden sorumlu. Bu hastalığın riskini artıran birçok faktörden söz edebiliriz. Ancak en önemlileri kronik pankreas iltihabı, uzun süreli diyabet, ailesel yatkınlık, ileri yaş, obezite, sigara ve alkol olarak sıralanıyor. Hastalığı önlemek mümkün olmasa bile riskleri azaltmak ve erken tanı mümkün olabilir. Bu nedenle sigara içmemek, alkol tüketmemek, ideal kiloda olmak ve sağlıklı beslenmek riski azaltmaya yardımcı olur.”

Ani gelişen diyabet de haberci olabilir

Pankreas kanseri sarılık, sırt ağrısı, ani ortaya çıkan diyabet ya da var olan diyabetin kontrol edilememesi gibi şikayetlere yol açsa da genellikle bu yakınmalar dikkate alındığında tanı için geç kalınmış oluyor. Hastalığın tanısında temeli, radyolojik görüntüleme yöntemleri oluşturuyor. BT (Bilgisayarlı Tomografi) veya MR (Manyetik Rezonans Görüntüleme) sayesinde pankreas kanserleri yüksek doğrulukta tanılanıyor. Kan testlerinde de CEA (KarsinoEmbriyonik Antijen) ve CA 19-9 (Karbonhidrat Antijen 19-9) gibi tümör belirteçlerinin tanı için kullanılabildiğini kaydeden Prof. Dr. Murat Gönenç, sıklıkla sorulan “Pankreas kanserinde biyopsi ile daha kolay tanı koymak mümkün mü?” sorusuna şu cevabı veriyor:

“Pankreastaki kanser şüphesi olan dokudan biyopsi almak rutin bir uygulama değildir. Çünkü pankreas kanserinde kanser dokusunun her yeri aynı yapıya sahip değildir. Bu nedenle, biyopsi eğer doğru yerden alınmamışsa, sonuç yanlış negatif çıkabilir yani kişi kanser olduğu halde değilmiş gibi görülebilir. Dolayısıyla diğer tanı yöntemlerinin pankreas kanseri tanısını desteklediği hastalarda biyopsi yapılmaz çünkü biyopsi sonucu temiz gelse dahi ameliyat kararını değiştirmez. Ayrıca, özellikle ciltten girilerek yapılan biyopsilerde, teorik olarak tümörün bütünlüğünün bozulması ve etrafa yayılması riski mevcuttur. Bu nedenle, biyopsi tercihen endoskopik yolla alınır ve iki grup hastada tercih edilir; ön planda cerrahi tedaviden ziyade kemoterapi uygulanması planlanan hastalar ve pankreas kanserini taklit eden selim hastalıklar açısından şüphe bulunan hastalar.”

Cerrahi için geç kalınıyor

Belirtileri geç dönemde ortaya çıktığı için pankreas kanserine yakalananların yüzde 75’inden fazlası, hastalığı tek etkili tedavisi olan cerrahi tedaviden fayda görebilecekleri evreyi geçmiş oluyor. Dolayısıyla, hastaların yüzde 25’inden az bir kısmında cerrahi tedavi uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, “Pankreas kanserinin tek etkili tedavisi cerrahi yani ameliyattır. Zira, pankreas kanseri tedavisinde en iyi sonuç, kanserli dokuların tamamen temizlenmesini sağlayan cerrahi ile elde edilir. Ancak pankreas kanseri oldukça hırçın bir tabiata sahip olduğu için, tek bir tedavi yöntemi ile hastalığı tedavi etmek mümkün değildir. Bu nedenle, cerrahi tedavi, kemoterapi ve radyoterapi (ışın tedavisi) bir arada kullanılır” diyor.

Pankreas cerrahisi ciddi deneyim istiyor

Pankreas kanseri ameliyatları tümörün çıkarılmasının mümkün olmadığı ya da hastalığın uzak organlara metastaz yaptığı durumda uygulanamıyor. Bu hastalarda kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerine başvuruluyor. Bu tedaviye iyi yanıt veren hastalarda cerrahinin yeniden bir seçenek haline gelebildiğini anlatan Prof. Dr. Murat Gönenç, “Ancak bu kararın mutlaka hasta bazında ve multidisipliner toplantılar eşliğinde verilmesi gerekir. Pankreas cerrahisi teknik açıdan zor ve ciddi deneyim gerektiren bir cerrahidir. Bu ameliyatlara bağlı sorun çıkma olasılığı halen yüksektir ancak anestezi ve cerrahi tekniklerdeki devasa gelişmeler sayesinde pankreas cerrahisine bağlı ölüm oranı belirgin ölçüde düştü” diye anlatıyor.

Onkolojik cerrahi, sadece tümörün alındığı ameliyat anlamına gelmiyor. Tümörü temiz sınırlarla yani kanserin görülmediği mümkün olan en az dokuyla, çevreye yaymadan yani parçalamadan veya patlatmadan, olası yayılım alanları ile birlikte bir bütün olarak çıkartmayı tanımlıyor. Bunun için bazen tümörle sarılmış bazense tamamen masum olan dokuları, organları veya damarları feda etmek gerekebildiğini belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, “Pankreas kanserinin cerrahi tedavisinde de tüm bu prensiplere uygun hareket edilmesi gerekir” diye vurguluyor

Akciğer kanserinde akıllı ilaçlardan aşıya yeni yöntemler kullanılıyor

Akciğer kanserinde akıllı ilaçlardan aşıya yeni yöntemler kullanılıyor

Tıpta yaşanan gelişmeler, adı bir zamanlar ölümle birlikte anılan hastalıkların tedavisinde bile umut veren sonuçlar alınmasını sağlıyor. Akciğer kanseri tedavisindeki yenilikler de özellikle kanser evresi ilerlemiş hastalarda, yüz güldüren sonuçlar alınmasını sağlıyor. Kansere bağlı ölümlerde ülkemizde, erkeklerde birinci, kadınlarda ise ikinci olan akciğer kanseri; öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı, kilo kaybı ve göğüs ağrısı ile kendini gösteriyor. Yüzde 85-90’ı sigara kullanımına bağlı gelişen akciğer kanseri tedavisinde yaşanan gelişmeler özellikle ilerleyen vakalar için de umut veriyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, akciğer kanseri tedavisinde “akıllı ilaç ve immünoterapi” yöntemleri ile yaşam süresinin ve yaşam kalitesinin artırıldığını belirtirken akciğer kanserine yol açan etmenlerden uzak durmak gerektiğini de vurguluyor.

Akciğer kanserinde akıllı ilaçlardan aşıya yeni yöntemler kullanılıyor

En temel neden, sigara

Aktif olarak sigara içmenin yanı sıra sigara içilen ortamlarda bulunmak da akciğer kanserine yol açabiliyor. Sigara içilen süre uzadıkça ve günlük içilen sigara miktarı arttıkça akciğer kanseri gelişme riski de orantılı olarak yükseliyor. Sigaranın yanında “asbest maruziyeti, radyasyon, egzoz gazları, radon, arsenik ve ailede kanser öyküsü” gibi etmenler de bu hastalığa yol açabiliyor. Akciğer kanserinin birinci, ikinci ve üçüncü evrelerinde tedavinin cerrahi yöntemlerle gerçekleştirildiğini anlatan Prof. Dr. Aziz Yazar, “Üçüncü evrede bazen eşzamanlı olarak kemoterapi ve radyoterapi de uygulanıyor. Ancak bu yöntemlerin uygulanamadığı ileri evre akciğer kanseri tedavisinde de yenilikler var” diye bilgi veriyor.

Akıllı ilaçlar ile tedavide başarıyı yükseltiyor

İleri evre küçük hücreli dışı akciğer kanserinde tedaviye başlamadan önce tümör dokusuna testler yapıldığını ve çıkan sonuca göre akıllı ilaç kullanılıp kullanmayacağına karar verildiğini anlatan Prof. Dr. Aziz Yazar, şöyle devam ediyor:

“Bu testlerden birisinin pozitif çıkması durumunda tedavide ilk tercihimiz akıllı ilaçlardan biri olmalıdır. Akıllı ilaçlar tümör hücresi üzerinde bir belirleyiciye (antene) saldırarak tümör hücresinin ölmesine yol açar. Bu ilaçlarla tedavide cevap oranı yüzde 80’e kadar çıkıyor. Hastalığın kontrol altında tutulma süresi de akıllı ilaçlarla kemoterapiye göre daha uzun süreli oluyor.”

Ağızdan alınan akıllı ilaçlar kullanım kolaylığı sağlarken kemoterapiye göre oldukça düşük olan yan etkileri ile de hastanın konforunu artırıyor. Akıllı ilaçlardan birine direnç gelişmesi halinde bir başka akıllı ilaçla tedaviye devam edilebiliyor.

Prof. Dr. Aziz Yazar, damardan uygulanan bevacizumab ve ramucirumab gibi akıllı ilaçların da uygun olan kişilerde kemoterapi ile birlikte kullanıldığında tedavi başarısını artırdığını belirtiyor.

İmmünoterapi ile gelen tedavi başarısı

Ağızdan akıllı ilaç kullanımına uygun olmayan hastaların tedavisinde ise bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi temeline dayanan immünoterapi kullanılıyor. Kanser tarafından devre dışı bırakılan vücudun bağışıklık sistemi düzeltilerek kansere karşı vücudun kendi hücrelerinin savaşmasını sağlanıyor. Bu yolla kansere karşı daha uzun süreli başarı sağlanabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Aziz Yazar, ”İmmünoterapi ile tedavide yanıt akıllı ilaçlarla yapılan tedaviye göre daha geç ortaya çıkar. İmmünoterapi kemoterapi ile birlikte verilebildiği gibi kemoterapi olmadan tek başına da kullanılabiliyor. Tümör dokusunda bakılan PD-L1 testinin pozitiflik oranı genellikle immünoterapinin başarısını belirlemede faydalı olabiliyor” diye bilgi veriyor.

İmmünoterapi tedavisi damar yolu ile veriliyor. Yan tesirleri kemoterapiye göre yarı yarıya daha az olan bu tedavi, otoimmün hastalığı olan veya bağışıklık sistemini baskılayan tedavi alan kişilerde kullanılmıyor.

Küba aşısı da immünoterapi ilacı

Küba aşısı olarak bilinen aşının da bağışıklık sistemi üzerinden etki ettiği için immünoterapi grubunda kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Aziz Yazar, “Bu aşı Küba ve Arjantin’de ruhsatlı. Metastatik akciğer kanseri tedavisinde kullanıldığında hayatta kalma oranını artırdığı gösterildi. Yan tesiri yok denecek kadar az olan aşının uygulaması cilt altından yapılıyor” diyor.

Antibiyotik içerken şunlara dikkat edin!

Antibiyotik içerken şunlara dikkat edin!

Covid-19 enfeksiyonunun tüm hızıyla devam ettiği bugünlerde, bir yandan da her sonbaharda olduğu gibi yine mevsimsel grip ve nezle gibi viral hastalıklar da kapıyı çalmaya başladı! Virüslerin neden olduğu hastalıkların en önemli özelliklerinin başında bulaşıcılığının çok fazla olması gelirken, tedavide bilinen bir ilacının olmaması da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Zira bu noktada pek çok kişi antibiyotiğe sarılarak fayda yerine daha fazla zarar görebiliyor! İşte, tüm dünyada 18 Kasım Antibiyotik Farkındalık Günü ile bilinçsiz antibiyotik kullanımının tehlikelerine karşı farkındalık yaratılması amaçlanıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur “İnsanlık tarihinin önemli dönüm noktalarından biri; antibiyotiklerin bulunması ve böylece pek çok insanın hayatının kurtarılabilmesidir. Ancak enfeksiyonun nedeninin viral ya da bakteriyel kökenli olup olmadığının ayrımı için klinik ve laboratuvar testlerine ihtiyaç vardır. Antibiyotiklerin mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerekir, aksi takdirde çok ciddi zararlar verebilir” diyor. Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, bilinçsiz antibiyotik kullanımının 5 önemli zararını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Direnç geliştiriyor

Antibiyotiğin aşırı ve yanlış kullanımı sonucu pek çok bakteri direnç geliştirmiştir. Yani antibiyotik işe yaramaz hale gelir. Bu durum enfeksiyonların tedavi edilememesine neden olur. Antibiyotikler gerekli olduğu zaman kullanılmalı ve önerilen tedavi zamanından önce kesilmemelidir.

Sindirim sistemini bozuyor

Bilinçsiz antibiyotik kullanımı; bulantı, kusma, şişkinlik ve karın ağrıları başta olmak üzere sindirim sisteminin dengesini bozarken, ishale yol açabilir. Ayrıca ağızda yara, diş renginde değişmeye neden olabilir.

Bağışıklık sistemine zarar veriyor

Bağırsak mukozamızdaki yararlı mikropları öldürerek mukozal bağışıklığı bozabilmekte ve yeni enfeksiyonların gelişmesine neden olabilmektedir. Alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında artışa yol açabilir. Derideki kaşıntı ve döküntülerden başka öksürük nefes darlığı gibi ileri alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

Metabolik sorunlara ve obeziteye yol açabiliyor

Özellikle çocukluk çağında yanlış kullanılan antibiyotikler bağırsak floramızı bozarak emilim sorunları yaratmakta ve diyabet hastalığı zemini oluşturup obeziteye neden olmaktadır.

Karaciğer ve böbrek yetmezliğine zemin hazırlıyor

Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur ”Antibiyotikler vücuttan karaciğer ya da böbrek yolu ile atılır.  Pek çok ilaç karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını bozmakta ve yetmezliğe neden olabilmektedir. Covid-19 enfeksiyonu ile mücadele ettiğimiz bugünlerde, bir yandan da sonbaharın kendine özgü hastalıkları ile karşı karşıya kaldığımızda hemen antibiyotiğe sarılmak fayda yerine zarar.

 Pandemide prematüre bebek bakımın da en önemli tedbirler nedir?

 Pandemide prematüre bebek bakımın da en önemli tedbirler nedir?

Bebek bekleyen anne babalar, çocuklarına kavuşmak için gün sayar. Ancak kimi zaman bu kavuşma, olması gerekenden daha önce yaşanır. Hal böyle olunca, doğum haftasına bağlı olarak yaşamsal bazı sorunlarla boğuşmak zorunda olan prematüre bebeğin bakımı için aşırı dikkat isteyen bir süreç başlar. İşte, prematüre bebekler için farkındalık yaratılması amacıyla her yıl 17 Kasım Dünya Prematüre Günü olarak kutlanıyor. Prematüre bebek bakımının zorluklarına bu yıl bir de Covid-19 pandemisinin riskleri eklendiğinde mücadelenin çok daha kritik bir hal aldığını, dolayısıyla prematüre bebeklerin bakımına Covid-19 günlerinde çok daha dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Acıbadem Altunizade Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ferhat Çekmez, “Aynı zamanda üst solunum yolu enfeksiyonlarının da arttığı bu mevsimde daha da dikkatli olunması gerekiyor. Ayrıca korona enfeksiyonlu hamile sayılarında artış görülüyor. Bu da anne adayının ve anne karnındaki bebeklerin sağlık durumunun bozulup prematüre doğum yaşanmasına neden oluyor” uyarısında bulunuyor. Prof. Dr. Ferhat Çekmez, prematüre bakımında ihmal edilmemesi gereken 8 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Önce kendinizi koruyun!

Anne babalar önce kendini korumalı. Maskelerini takmaya, ellerini yıkamaya, eve geldiklerinde kıyafetlerini değiştirmeye özen göstermeli. Böylece kendilerini koruyarak dolaylı yoldan bebeklerini de korumuş olurlar.

Öpmeyin, öptürmeyin!

Prematüre bebeğinizi özellikle de Covid-19 pandemisi sürecinde öpmeyin, kimseye de öptürmeyin. Bebeğinizi mümkün olduğunca kucağa almalarına izin vermeyin.

Kalabalıktan uzak tutun!

Soğuk havalarda bebeklerin dışarı çıkarılmaması ve kalabalık ortamlardan uzak tutulması gerekiyor. Aile büyükleri ve bakıcılar konusunda da hassas davranılmalı. En ufak bir Covid-19 ya da grip belirtisinde bebekle olan temasları kesilmeli.

Ziyaretleri sınırlandırın!

Yoğunbakımda yatan prematüre bebeklerin korunması için ziyaretler sınırlandırılmalı ya da tamamen kesilmeli. Ailelerin bu konuda daha anlayışlı olması hem kendi bebeklerini hem de yoğun bakımdaki diğer minikleri korumak için çok değerli.

Ellerinizi mutlaka yıkayın!

Bebeğe bakım vermeden ya da temasa geçmeden önce mutlaka eller yıkanmalı, ardından da el dezenfektanı kullanılmalı.

Bol bol emzirin!

Yenidoğan Yoğun Bakım ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ferhat Çekmez “Anne sütünün koruyucu özelliği böyle dönemlerde daha hayati hale geliyor. Özellikle annelerin bebeklerine anne sütü verme konusunda fazladan gayret göstermeleri bebeklerin bağışıklıklarının desteklenmesi açısından olmazsa olmaz nitelikte” diyor.

Aşılarına dikkat edin!

Prematüre bebekler için ölümcül olabilen bir virüs de RSV yani respiratuvar sinsisyal virüs. RSV, grip ve soğuk algınlığı gibi belirtilerle ortaya çıkıyor ancak tedavisinde gecikme olursa akciğerleri tehdit ediyor. Prematüre bebeklerin özellikle 1500 gram altında doğanların, doktorların önerisi olursa RSV virüsüne karşı aşılanması vücut dirençlerinin ekstradan düşmesini önlemeye yardımcı oluyor. Ayrıca 6 aydan büyük bebeklere yapılacak influenza aşısı ile bu dönemde onları sarsacak başka virüslere karşı koruma sağlanabilir.

İlaçlarını ve vitaminlerini aksatmayın!

D vitamini, demir ilacı, probiyotik ve 6. aydan sonra omega -3 gibi ilaçlarının düzenli olarak kullanılması onların büyüme ve bağışıklığının daha iyi olup enfeksiyona yakalanma oranını azaltacağından ihmal etmeyin.