Yazılar

Marmaris’in koyları temizlendi

Marmaris’in koyları temizlendi

Marmaris’te sık sık gerçekleştirilen çevre farkındalığı etkinliklerine haftasonu bir yenisi daha eklendi. Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay’ın da destek verdiği etkinlik kapsamında 3 koy, çöplerden arındırıldı. Kızılkum ve Cennet Adası’na giden Başkan Oktay ve gönüllüler, söz konusu koylardan onlarca torba çöp topladı. Temizlik İşleri Müdürlüğü personelinin de destek verdiği çalışmalar sırasında adaya terke edilen bir de kedi bulundu. ‘Ada’ ismi verilen kedi, tekne sahibi çevreci İmdat Avcı tarafından sahiplenildi. Toplanan çöpler tekrar tekneyle limana getirilerek, temizlik araçlarına teslim edildi.

Damat İbrahim Paşa ölüm yıl dönümünde anıldı

Damat İbrahim Paşa ölüm yıl dönümünde anıldı

Nevşehir’in kurucusu Damat İbrahim Paşa’nın ölümünün 290. yıl dönümü dolayısıyla Nevşehir Belediyesi tarafından mevlit okutuldu.

Lale döneminin ünlü Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın ölüm yıl dönümü dolayısıyla, Nevşehir Belediyesi tarafından anma programı düzenlendi. Alibey Camii’nde gerçekleştirilen programda Kur’an-ı Kerim ve mevlit okunarak dua edildi. Cuma namazı sonrasında ise Nevşehir Belediyesi tarafından vatandaşlara şerbet ve kandil simidi ikramında bulunuldu.

Muratpaşa Belediyesi’nin halk çamaşırhaneleri hizmeti

Muratpaşa Belediyesi’nin halk çamaşırhaneleri hizmeti

Sosyal belediyecilik anlayışıyla Muratpaşa mücavir alan sınırları içerisinde ikamet eden üniversite öğrencileri ve sosyal ekonomik yetersizlik içerisinde olan engelli, yaşlı ve ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız için ücretsiz çamaşır yıkama hizmeti veriliyor. İlk çamaşırhane Zeytinköy Bölgesi’nde hizmete girdikten sonra Meltem ve Kızıltoprak’taki de vatandaşların hizmetine sunuldu.

Gölbaşı Belediyesi’nden ihtiyaç sahiplerine destek

Gölbaşı Belediyesi’nden ihtiyaç sahiplerine destek

Gölbaşı Belediyesi hem üreticiyi desteklemek hem de ihtiyaç sahiplerine yardım eli uzatmak amacıyla hayata geçirdiği projede, birçok sofraya ulaştı.

Üreticiden alınan 40 ton patates, 40 ton soğan olmak üzere toplamda 80 ton patates ve soğanın ihtiyaç sahibi vatandaşlara ulaştırıldığın söyleyen Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek “İçinde bulunduğumuz salgın sürecinde hem üreticimiz hem de ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız bir hayli zorlandı. Biz de elimizi taşın altına sokarak hem çiftçilerimizi desteklemek hem de ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın sofralarında bir tuzumuz olsun maksadıyla aldığımız patates ve soğanlarımızın dağıtımını sağladık” açıklamasında bulundu.

Özellikle 65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığından dolayı dışarı çıkamayan vatandaşlarımıza Paylaşım Noktası tarafından erzak paketlemesi yapılarak evlerine teslimi yapıldı. Hizmetimiz devam etmekte. Vatandaşlarımızın, çiftçilerimizin ve işçilerimizin yanındayız” dedi.

Halikarnas Balıkçısı mezarı başına anıldı

Halikarnas Balıkçısı mezarı başına anıldı

Cevat Şakir Kabaağaçlı, namı değer Halikarnas Balıkçısı ölümünün 47.yılında çok sevdiği Bodrum’da sade bir törenle anıldı. Balıkçı’nın defnedildiği Gönültepe’deki etkinlikte konuşan Başkan Aras, “Bodrum’u betona değil Cevat Şakir’in anılarına teslim edelim.” dedi.

Adının verildiği Mahallede bulunan ve Bodrum Belediyesi tarafından düzenlenen anma etkinliğine Belediye Başkanı Ahmet Aras, Başkan Yardımcıları Emel Çakaloğlu, Hüseyin Tutkun, CHP Bodrum İlçe Başkanı Halil Karahan, Bodrum Deniz Müzesi Müdürü Selen Cambazoğlu, Balıkçı’nın torunu Sibel Kabaağaçlı ile bazı Sivil Toplum Örgütü temsilcileri katıldı.

Üsküdar Belediyesi’nde geri dönüşüm seferberliği

Üsküdar Belediyesi’nde geri dönüşüm seferberliği

Üsküdar Belediyesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan başlattığı sıfır atık projesine tam destek verdi. Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen geri dönüşüm kampanyasını Üsküdar’da yaşayan kadınlarla birlikte başlattı.

 

Hilmi Türkmen; “Çalışmalarımızı, devletimizin başlattığı Sıfır Atık projesiyle uyumlu bir şekilde yeniden tanımladık. Ev hanımlarını örgütleyeceğimiz projemizle  Dönüşümde Üsküdar Modelini başlattık. Projemiz kapsamında 900 kişiden oluşan dev ekibimiz Üsküdar’da çalmadık kapı bırakmayacak. Türkiye’de şu an çöplerin sadece yüzde 1’i ayrıştırılabiliyor. Geliştirdiğimiz çöpten ayda 1 milyon TL’lik gelir kazandıran model ile çöpe giden milyonlarca lirayı ülkemize kazandıracağız. Elde ettiğimiz geliri, kimsesiz ve yoksul çocuklara eğitim bursu, kitap, defter, engellilere tekerlekli sandalye, ihtiyaç sahiplerine yiyecek ve giyecek olarak dağıtacağız.” dedi.

Üsküdar Belediyesi, proje kapsamında geliştirdiği “Dönüşümde Üsküdar Modeli” ile çöpten ayda yaklaşık 1 milyon TL’lik gelir elde edecek. Projeyle ayda 5 bin ton atığın geri kazandırılması hedefleniyor. Daha temiz bir Üsküdar için başlatılan bu “Geri Dönüşüm Modeli” ile aynı zamanda çöpe giden milyonlarca lira, ihtiyacı olanlara kazandırılacak.

Üsküdar Belediyesi tarafından başlatılan “Dönüşümde Üsküdar Modeli”nin lansmanı Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in katılımıyla, Üsküdar Atık Yönetim Merkezi’nde gerçekleştirildi. Lansman sırasında 50 ev hanımı, yaklaşık 100 site yöneticisi, okul müdürlerine merkezde ayrıştırma eğitimleri verildi. Projede görevlendirilen 900 kişilik dev ekip, tüm Üsküdar’da eğitimlere sokak sokak devam edecek.

 

 

Vural Çakır; Türkiye imajı Yönetilebilir mi ?

Brand City

Vural Çakır; Türkiye imajı Yönetilebilir mi ?

 

Fransa’da asgari ücret 1520 Euro düzeyinde. Türkiye’de asgari ücret 320 Euro düzeyinde. İlave olanakları da sayarsanız Fransa’da bir asgari ücretli olmak,  Türkiye’de orta düzeyde bir çalışan olmaya göre daha yüksek gelir sağlıyor. Satın alma gücü ile ağırlıklandırıp biraz daha iyimser sonuç bulsan bile işin özü değişmiyor.  Gelişmiş ülkeler ile kalanlar arasında yaşam standart farkı çok yüksek. Fransa bunun ileri örneklerinden.

Birçok nedeni var. Bu yazı bunların en önemlisi için.

Türkiye’deki herhangi bir vatandaş günlük hayatında yaptığı tüketim aktiviteleri ile Fransa’daki, ABD’dek deki veya gelişmiş bir başka ülkedeki asgari ücretliyi sübvanse ediyor.  Daha yüksek ücretlileri de elbette.

Sabah kalktıktan, gece yatıncaya kadar yaptığın tüketim aktivitelerini şöyle bir düşün:  banyoda kullandığın şampuan, telefonun, kullandığın aplikasyon, arama motorun, kahvaltıda tükettiğin ürünler, bindiğin araba, giydiklerin, giysileri yıkadığının deterjan, bilgisayarın…

Bunların çoğu yabancı bir markadır. Çoğu gelişmiş ülkelerden biri kaynaklıdır. Uzunca bir süredir dünyanın global bir köy olduğu, şirketlerin küresel olduğu ideolojisi egemen olsa da, aslında her şirketin bir merkez ülkesi vardır. Tükettiğin bütün o markaların da tabi.

Satın aldığın birçok ürün için bir pay o şirketlere ve o şirketlerin merkez ülkesine akar. Böylece planetin dört bir köşesinden sabah akşam başka köşelerine kaynak transferi olur.  Bazı ülke vatandaşları da diğer başka ülke vatandaşlarından daha iyi yaşarlar

Hepsi tarihsel bir sürecin sonucudur. Sanayi devrimini ve sonrasını iyi başaran ülkeler, öncü ürünler ve öncü markalar yaratıp, küresellik ideolojisi ile birlikte dünyaya yaymışlar. Dünya aynı tür hayatların yaşandığını, benzer tüketimler için aynı markaların tüketildiği “global bir köy “ olmuş.  Rekabeti teşvik eden, oligopolleşme karşıtı yasalar arttıkça, ilginç bir şekilde pazarlar daha fazla paylaşılmış.

Aynı küreselleşme ideolojisi bu paylaşılmış pazarda gelişmiş ülkelere tek bir çıkış yolu önerebiliyor: “Sen de kendi markalarını yarat, global markaların olsun”.

Türkiye 1 kg ihracatı 1,36 dolara yapıyor.  Sudan ucuz. Ürün katma değerinin düşüklüğü ve tabi marka değerinin olmayışı.

Paylaşılmış pazarlarda yeni markalar yaratmak çok zor bir iş. Yüksek düzeyde ve ısrarlı yatırımlar, çok odaklanmış sabırlı stratejiler gerektirir.   Böyle stratejiler için Türkiye’nini Ülke olarak marka değerinin, ya da Türkiye itibarının yükselmesi de şart.

Zaman zaman alevlenip sonra küllenmeye yüz tutan bir konu Türkiye marka değerinin yönetilmesi. En yalın ifadesi dünyanın özellikle satın alma gücü yüksek ülkelerinde sıradan insanların Türkiye denince pozitif bir çağrışıma sahip olabilmesi diye anla.

Zemin böyle oluşur. Devletler arası ilişkiler çeşitli gel gitlerle yürüyebilir.  Ama kamuoylarının Türkiye hakkıında pozitif çağrışımlara sahip olması 1 kg ihracat değerimizin, hiç olmazsa 4 dolara yükselmesi için, ilk bakışta çok anlaşılmasa da esaslı bir zemin sağlar.

Peki, şimdi ne aşamadayız. Özellikle satın alma gücü yüksek ülkelerdeki kamuyou nezdinde Türkiye ne çağrıştırıyor. Ülke olarak, Türkiye kökenli ürün ve markalara atfedilen imajlar olarak? Durum nedir? Nerelerde ne kadar güçlü veya zayıfız?

Hiç kuşkusuz zayıf olduğumuz birçok yan vardır. Bunların hepsini bir anda değiştiremeyiz de. Ama değiştirebileceklerimiz de olacaktır elbette, istediğimizde yapabileceklerimiz.  Şimdilik az olsa da güçlü yanlarımız da çıkacaktır.  Belki de güçlü yanlara dayanarak ilerleriz.

Evet, Ama önce bilmeliyiz. Bilmeliyiz.

Araştırma tekniklerini daha profesyonelce kullanarak Türkiye imajını anlamalı ve geliştirilmesini de bir yönetim performansı ölçüsü yapabilmeliyiz.

Paylaşılmış pazarlarda Türkiye kökenli markalara yer açmak Dünya’da, Türkiye’ye sempati ile bakan tüketici sayısını artırmadan olmaz.

 

 

 

 

 

 

 

Vural Çakır, “İnsani Gelişme seviyesi düşük  olan bir yerden marka kent çıkamaz”

MARKA ŞEHİR VE İNSANİ GELİŞME

İnsani Gelişme seviyesi düşük  olan bir yerden marka kent çıkamaz.

Vural Çakır/ Pause City’s Dergi

Şehirlerle ilgili pek çok yeni kavramla ve ölçü ile karşılaşıyoruz. Bazılarının ardında güçlü ticari motivasyonlar bulunsa da hepsi değişik açıdan şehirlerin gelişim tartışmalarına vizyon katıyor.  Akıllı kentler, sakin (yavaş) kentler, yaşanabilir (yaşam kalitesi yüksek) kentler, kapsayıcı kentler gibi.  En çok konuşulanlardan birisi de  marka şehir kavramı.  Bir çok il ve ilçemiz, “biz marka şehir olabilir miyiz “ diye tartışıyor. Kendilerine marka şehir olma hedefi koyuyor.  Moral motivasyon açısından değerli… Ancak; birçoğunun doğru anlamlandırıldığı ve sonra da disiplinli bir plana bağlandığı söylenemez. Birçok kez karşımıza bu kavram; bir şehir logosu yapmak gibi en basitleştirilmiş şekliyle çıkıyor. Yani hiç anlaşılmamış olarak. Marka şehir olmanın, aslında tıpkı  herhangi bir marka olmak gibi iki ana ekseni var.  Birisi; şehrin ürün, fayda önerisi, diğeri bu önerinin bilinirliği…

Marka şehir; somut olarak hangi ana veya yan faydaları sunabildiğini belirlemiş ve bunun yüksek düzeyde bilinirliğini sağlamış şehirdir.   Bu faydalar birçok kent karakteristiğinden kaynaklanabilir;  şehrin tarihinden, ekonomisinden, coğrafyasından, kültürel yapısından, yemeklerinden, bitki örtüsünden… Hangisinden kaynaklanırsa kaynaklansın gerçekten de o özelliği taşımalıdır.  Yani ürün vaadi havada kalmamalıdır. Sonra da bu temel özelliğin geliştirilmesi, güçlendirilmesi  disiplinli ve uzun vadeli bir uygulama planına bağlanmalıdır. Aynı karakteristiğie sahip başka birçok yerden ayırd edilmesi sağlanabilmelidir.

Daha somut örneklersek;  kış sporları mıdır şehrin ana aktifi, gurme yiyecekleri  midir, lavanta bahçeleri midir, finans sistemi midir,kültür müdür,-çılgın eğlence aktiviteleri midir?…  Kısaca varolan şehir karakteristiklerinden en potansiyel olan belirlenmeli ve geliştirme planına bağlanmalıdır.  İsim, logo ve iletişim bu ana ürün önerileri oluşturulduktan sonar bağlantılı olarak geliştirilebilir.

Marka şehirlerin global olarak ölçmeyi amaçlayan çalışmalar da genellikle bu iki boyut üzerinden gerçekleşmektedir. Bir boyut şehir  aktiflerinin sağlamlığı (ürün önerilerinin ikna ediciliği) ve diğer boyut bilinirliğidir.  Marka şehirler  zirvesinde yeralan  şehirler genellikle aynı çıkar; Los Angeles, New York, Londra ve Paris… İstanbul;  dünya çapında bilinirliği açısından bu şehirlerin hemen ardından gelen bir yaygınlığa sahip. Dünya tarihinde işgal ettiği muazzam rol ve jeopolitik yapısı bilinirlik için çok güçlü bir kaynak ama aktif sağlamlığı (veya ürün fayda hikayesi ) daha zayıf ve dağınık olduğu için zirvedekiler arasında değildir.

İstanbul’un sahip olduğu ve ileride güçlendirme planı yapabileceği aktiflerin daha bütünleşik ve ana ekseni daha net belirlenmiş bir hikayeye kavuşturulması  gerekir. İller için de ilçeler için de bölgesel veya global ölçekte marka olan bir kimlik edinmenin bir de  olmazsa olmaz alt yapısı vardır. Kentin  insani gelişme seviyesi bu alt yapıyı oluşturur. İnsani gelişme seviyesi düşük  olan bir yerden marka kent çıkamaz.  Marka şehir iddiası taşıyacak bir kent, paralel olarak yüksek insani gelişme iddiası da taşımalıdır.

İngev’in düzenli  olarak raporladığı  ilçelerin insani gelişme endeksi (İGE-İ)  bu kritik yapıyı ölçmektedir. Birleşmiş Milletler Kalkınma programından esinlenerek tanımlanan insani gelişme; sosyal adalet (hakkaniyet), yaşam standardı ( gelir ve iş fırsatı), sosyal kapsama (dezavantajlı gruplara imkan), yetkiyi paylaşma (yönetişim), işbirliği (örgütlenme) özgürlüğü, çevre hakları ve insani güvenlik  başlıklarında detaylanır.

İnsani Gelişme Endeki -İlçeler (İGE-i) bu tanımlar çerçevesinde oluşturulan sisteme göre  186  ilçenin insani gelişme seviyesini sıralarken genel durumumuzu da gözler önüne serer.  Toplam değerlendirmeye  göre iki ana konuda çok zayıf durumdayız.  Birisi sosyal kapsama, diğeri de sosyal yaşam.  Sosyal kapsamada iyi değiliz. Yani kadın, yaşlı, çocuk,yoksul, engelli,mülteci gibi kırılgan grupları normal sisteme sürdürülebilir şekilde katmakta zayıf kalıyoruz.

Sosyal yaşamda iyi değiliz. Yani kentte yaşayanların önüne sosyal -kültürel seçenekler koymakta zayıf kalıyoruz. Sosyal yaşamı ve sosyal kapsamayı güçlendirmeyen bir kentin,  marka kent iddiası sadece bir  fantezi olarak kalacaktır.