Yazılar

Ağız ve diş sağlığı yaşam boyu devam etmeli

Ağız ve diş sağlığı yaşam boyu devam etmeli

Ağız sindirim sisteminin başlangıcı ve dış ortama açık olduğu için mikroorganizmaların üremesinde oldukça elverişli bir ortamdır. Dolayısıyla doğru, düzenli ve etkili şekilde yapılmayan ağız ve diş bakımı, ağız içerisindeki dokularda ve dişlerde hastalık oluşmasına sebep olabilir. Sağlığın yanında bakımsız olan ağız ve dişler kötü görüntüye sebep olacağından kişinin psikolojik, sosyal ve fizyolojik yaşamını da olumsuz etkiler.

Doğru ağız bakımı ve düzenli diş fırçalamak, güzel ve sağlıklı bir gülümsemenin anahtarıdır. Peki siz ağız sağlığınızı korumak için ne yapıyorsunuz? Avrasya Hastanesi diş hekimi Dt. Eylem Uslu, ağız hijyenini korumanın yolları hakkında bilgi verdi.

Dt. Eylem Uslu

Ağız ve diş bakımı çocukluk döneminde alışkanlıkla başlar

Yetişkinlik döneminde sağlıklı dişlere sahip olmak için çocukluktan itibaren ağız ve diş bakıma özen göstermek gerekir. Bebeklik döneminde çıkmaya başlayarak 2 ila 3 yaş arasında gelişimini tamamlayan süt dişleri, zamanla dökülerek yerlerini yeni çıkacak daimi dişlere bırakır.

Zaten dökülecek olması nedeniyle süt dişlerine gereken özeni göstermemek, dişlerin çürümesine ve erken dökülmesine neden olarak daimi dişlerin sağlığını da olumsuz yönde etkiler.

Çocukluk döneminde ağız ve diş bakımı eğitiminin ebeveynler tarafından doğru şekilde verilmesi ve alışkanlığın kazandırılması, çocuğun yetişkinlik döneminde daha sağlıklı dişlere sahip olabilmesini sağlar.

Aileler, ebeveynlerini rol model alan çocuklarıyla beraber kendileri de düzenli olarak diş bakımlarını yapmalıdır. Çocuğun zevkine göre diş fırçaları ve macunları kullanmak, ağız ve diş bakımını daha eğlenceli hale getireceğinden çocuğunuzun diş fırçalama alışkanlığı kazanmasına da yardımcı olacaktır.

Yetişkinlik döneminde diş kayıplarına dikkat!

Yetişkinlik döneminde, özellikle 25 yaş civarında, kemik yapımının kemik yıkımı karşısındaki üstünlüğü son bulmaya başlar. Dolayısıyla dişlerde zayıflama olmaması ve diş kayıplarının önlenmesi amacıyla ağız ve diş bakımınıza çok daha fazla özen göstermelisiniz.

Özellikle süt ve süt ürünlerinde bulunarak diş sağlığı için önemli olan kalsiyum, D vitamini ve fosfor gibi bileşenleri besinlerle yeterli miktarda tüketmelisiniz.

Yetişkinlikte diş çürümelerinin yanında diş eti hastalıklarının görülme sıklığı da artar. Diş eti çekilmesi ve iltihap oluşumuna neden olabilen, diş yüzeyini kaplayan ve diş etinin altına gizlenen plakları düzenli şekilde temizletmelisiniz. Ayrıca diş taşı oluşumu meydana gelmişse, diş hekimine başvurularak taş plaklar temizletilmelidir.

Hamilelik döneminde diş çürümesi ve kayıplarının normal olması ve ayrıca hamilelerin diş tedavisi uygulatmasının sakıncalı olduğu bir şehir efsanesidir. Gebelikte beslenme ve ağız bakımına gerekli özeni gösteren annelerde diş çürümesi ve kayıplarının önlenmesi gayet mümkündür. Ayrıca diş hekimi tarafından gerekli görülen durumlarda hamilelerde de diş tedavisi uygulanabileceği unutulmamalıdır.

Ağız ve diş bakımı düzenli olarak nasıl yapılır?

Çocuklukta ve yetişkinlik döneminde etkili şekilde ağız ve diş bakımı yapılabilmek için dikkat etmeniz gereken noktalar:

  • Dişler, yumuşak kıllı bir diş fırçasıyla günde en az 2 kez 45 derecelik açıyla yukarı ve aşağı hareketlerle fırçalanmalıdır.
  • Her bir dişin ön, arka ve çiğneme yüzeyleri yeterli oranda fırçalanmalıdır.
  • Dil, diş fırçası veya dil temizleyiciler yardımıyla temizlenmelidir.
  • Diş fırçalandıktan sonra diş ip kullanmak, diş taşı ve plak oluşumunun önüne geçilebilmenize yardımcı olur.
  • Fırçalama sonra daha etkili ağız temizliği için ağız bakım suları kullanmalısınız.
  • Dişlerde plak ve çürük oluşumuna neden olan şeker ve şekerli gıdaların tüketimini en aza indirgemelisiniz.
  • Aşırı kullanımı dişlerde leke oluşumuna sebep olan çay ve kahve tüketimi azaltılmalı ve sigara kullanımından mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.
  • Özellikle çocukluk döneminde diş hekimi önerileri doğrultusunda gerektiği durumlarda florür takviyesi uygulanmalıdır.
  • En az 6 ayda bir olmak üzere diş muayenelerinizi düzenli olarak yaptırmalısınız.

Bazı antidepresanlar diş sıkma hastalığına neden olabilir

Bazı antidepresanlar diş sıkma hastalığına neden olabilir

Diş sıkma ve gıcırdatma olarak bilinen bruksizm, duygusal stres, tütün, alkol ve kahve tüketimi, uyku apnesi ve kaygı bozuklukları gibi nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Bazı antidepresanların yan etkisinin bruksizm olduğunu belirten Dt. Osman Çengel, “Kaygı bozukluğu ve strese bağlı olarak diş sıkan ya da gıcırdatan kişilerde tedavi psikiyatrist ile ortak sürdürülmesi; kişi bu duruma neden olan bir antidepresan kullanılıyorsa bu ilacın değiştirilmesi gerekir” diyor.

Bruksizm halk arasında bilinen adıyla diş sıkma ve gıcırdatma hastalığının nedenleri tam olarak bilinmese de genetik, fiziksel ve psikolojik etkenlerle ortaya çıkabiliyor. Duygusal stres, tütün, alkol ve kahve tüketimi, uyku apnesi ve kaygı bozuklukları bruksizmin oluşma riskini artırıyor. Bruksizmin uyanık halde ve uyku sırasında oluşan, tekrar eden çiğneme kasları aktivitesi olduğunu söyleyen Dt. Osman Çengel, diş sıkma ve gıcırdatmanın çocuklarda da görülebileceğini ama bu durumun genellikle süt dişlerin düşüp daimi dişlerin sürmesiyle ortadan kalktığının altını çiziyor.

Bruksist hastaların dişleri aşınıp daha sarı görünüyor

Bazı ilaçların da bruksizme neden olabileceğini belirten Dt. Çengel, “Bazı antidepresanların yan etkisi diş sıkma ve diş gıcırdatmadır. Muayene sırasında hastanın öyküsü alınırken hasta stresten, uyku bozukluklarından, baş boyun ağrılarından ve antidepresan kullanımından söz ediyorsa bruksizmden şüphelenilmelidir” diyor. Bruksizmin belirtilerinin başında estetik problemler geliyor. Uzun süredir bruksist olan hastalarda dişlerin aşınmış ve kırılmış olduğunu hatırlatan Dt. Çengel, şöyle devam ediyor: “Hastanın aşınan dişlerinden dolayı dikey yüz boyu azalmış ve yüz yuvarlaklaşmıştır. Aşınmış dişler daha az gözükür ve renkleri daha sarıdır, dolaylısıyla hastada daha yaşlı bir görünüm oluşur. Yüz yuvarlaklaşmasının bir başka sebebi artmış çiğneme kasları faaliyetine bağlı olarak çiğneme kaslarının belirginleşmesidir. Yine bruksizme bağlı olarak çene eklem rahatsızlıkları oluşabilir. Hasta ağzını açarken çene ekleminde ağrı hisseder, eklemlerin birinden ya da her ikisinden sesler gelir. Hastanın ağzını açamadığı durumlar da oluşur.”

Bruksizm tedavisinde plak kullanımı diş sıkma ve gıcırdatmaya engel oluyor

Bruksizmin kesin bir tedavisi olmadığını söyleyen Dt. Osman Çengel, tedavinin daha çok dişlerde ve çene eklemlerinde daha fazla hasar oluşmasını engellemeye yani klinik şikayetleri ortadan kaldırmaya yönelik olduğunun altını çiziyor. Dt. Çengel, tedaviye ilişkin şu bilgileri veriyor: “Bruksizme sebep olan uyku apnesi ise hasta bu konuda uzman doktora başvurup tedavi olmalıdır. Kaygı bozukluğu ve strese bağlı olarak diş sıkan ya da gıcırdatan kişilerde tedavi psikiyatrist ile ortak sürdürülmesi; kişi bu duruma neden olan bir antidepresan kullanılıyorsa bu ilacın değiştirilmesi gerekir. Bruksizme sebep olan diş problemleri varsa bunlar tedavi edilmelidir. Sonrasında hastaya özel bir plak hazırlanır, bu plak diş sıkma ve gıcırdatmaya engel olur. Plak kullanamayan ya da kullanmak istemeyen hastalar için diğer bir tedavi yöntemi botoks uygulamasıdır. Çiğneme kaslarına botoks enjekte edilerek bruksizme engel olunur.

Ağız kokusuna karşı 7 önlem

Ağız kokusuna karşı 7 önlem

Covid-19 süreciyle birlikte günlük hayatımızın bir parçası olan maske kullanımı; kişinin kendi ağız kokusunu fark etmesini ve çözüm arayışını beraberinde getirdi. Boşanmalarda gerekçe sayılabilecek kadar ciddi bir sorun olan ağız kokusu, iş yaşamında da özellikle konuşarak iletişim kurmada sıkıntı yaşanmasına yol açıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Dt. Hatice Ağan “Ağız kokusu da tıpkı ter kokusu gibi oldukça hassas bir konu; insanlar bazen en sevdiklerine bile ağzının koktuğunu söylemeye çekinebiliyor, kişinin kendisinin bunu fark etmesini bekliyor. Ancak Covid-19 enfeksiyonuyla birlikte hayatımızın bir parçası haline gelen maskeler nedeniyle hastalarda ağız kokusu konusunda ciddi bir farkındalık oluştu. Sık sık maske değiştirmesine rağmen, yediklerinden bağımsız kötü bir koku aldığını söyleyen ve ağız kokusu şikayetiyle kliniğimize başvuran hastaların sayısı pandemi süresinde oldukça arttı.” diyor. Ağız kokusu ya da tıbbi adıyla halitozisin farklı nedenleri olduğunu söyleyen Dr. Dt. Hatice Ağan, hem ağız kokusuna yol açan  nedenleri anlattı, hem de alınabilecek etkili önlemleri sıraladı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ağız kokusunun birçok nedeni var!

Halitozisin (ağız kokusu) cinsiyetler arasındaki dağılımına bakıldığında farklı çalışmalar olmasına rağmen erkeklerde kadınlardan daha fazla olduğu görülüyor. Yaşın ilerlemesi ağız kokusunun artması için belirgin bir faktör olurken, buna karşın özellikle karma dişlenme dönemleri ile boğaz ve bademcik enfeksiyonları sırasında çocuklarda da ağız kokusu sorunu yaşanabiliyor. Dr. Dt. Hatice Ağan ağız kokusunun patolojik ve fizyolojik nedenleri olduğunu belirterek, bu nedenleri şu şekilde açıklıyor:

  • Fizyolojik halitozis; daha çok beslenme alışkanlıkları, soğan, sarımsak vb. gıdalar ve uzun süre aç ve susuz kalmaya bağlı olarak ortaya çıkarken, tehlikeli olan patolojik halitozis ise bazı sağlık sorunlarından kaynaklanabiliyor.
  • Patolojik halitozis; kulak-burun-boğaz hastalıkları, geniz akıntıları, sinüzit ve bademcik hastalıkları, reflü, ülser, gastrit gibi sindirim sistemi hastalıklarının yanı sıra; akciğer ve solunum yolu hastalıkları, kronik böbrek yetmezliği, diyabet, hematolojik hastalıklardan kaynaklanabiliyor.

En yaygın nedeni ağız ve dişler!

Ağız kokusunun en yaygın nedenini ağız ve diş sağlığı sorunları oluşturuyor. Öyle ki bu tüm nedenler içindeki oranı, yüzde 80’e ulaşıyor. Diş çürükleri ve çürük yüzeylerde biriken plaklar, bakteri tabakaları, ağızla uyumsuz dolgular ve diş eti iltihapları ağız kokusunun en belirgin sebepleri arasında yer alıyor.

Diş aralarında biriken gıdalar, diş etinde kokuşmaya neden oluyor. Dişlerin yüzeyine yapışan plak ve tartar önce diş etinin iltihaplanmasına yol açıyor; oradan da çene kemiğine sirayet edebiliyor.

20 yaş dişleri olarak adlandırılan üçüncü azı dişleri de, ağız içinde kendine yer bulmaya çalışırken sadece çapraşıklığa değil, ağız kokusuna da neden oluyor.

Kötü ağız hijyeni yani düzenli diş fırçalamama ve diş ipi kullanmama da ağız kokusunun en yaygın sebepleri listesinde yerini alıyor.

Popüler diyetler ve şekerli beslenmeye dikkat!

Dr. Dt. Hatice Ağan fazla protein tüketiminin, vücudumuzu enerji için yağ hücrelerini yakmaya zorladığını belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Bu işlem de keton adı verilen artık ürünlere; dolayısıyla nefes ve idrar yolu ile salınan bir kokuya yol açıyor. Yapılan araştırmalarda da vejetaryenlerde, hayvansal kaynaklı gıdaları tüketenlere göre daha az ağız kokusuna rastlandığı belirtiliyor. Günümüzün güncel diyet modellerine baktığımızda, protein ağırlıklı ve ketojenik diyetler ya da aralıklı oruç dediğimiz uzun süreli açlık durumu da ağız kokusuna yol açabiliyor. Bu tip diyetleri yapanlara bol su tüketmelerini öneriyoruz. Vitamin, mineral eksiklikleri ve tükürük akışındaki azalma da ağız kokusuna neden olabiliyor.”

 Ağız kokusunu ölçen cihazlar mevcut

Ağız kokusu farkındalığı maskelerle artsa da bu sorun için teşhis ve tedavi arayışı yeni değil. Sülfür bileşiklerinin ölçümü yapılarak hastalara ağız kokusu seviyesi ve nedenleri hakkında objektif bilgi veren halitozis ölçüm cihazları olduğunu belirten Dr. Dt. Hatice Ağan “Bu cihazlarda yapılan ölçümler sayesinde hastanın ağız kokusunun neden kaynaklandığını ve hangi seviyede olduğunu görebiliyor ve ona göre bir tedavi planı hazırlıyoruz. Gerektiğinde KBB ve Gastroenteroloji hekimleri ile bir arada çalışıyoruz.” diyor.

Ağız kokusuna karşı 7 basit ama etkili önlem!

Dr. Dt. Hatice Ağan’a göre alınacak 7 basit önlemle ağız kokusunun önüne geçmek mümkün. Bu önlemler şu şekilde sıralanabilir;

 Düzenli diş fırçalama ve ara yüz bakımı

Dişler günde en az iki kez, ikişer dakika, diş etinden dişe doğru fırçalanmalı; ayrıca çürüklerin en çok olduğu diş araları diş ipi veya ara yüz fırçası ile temizlenmelidir. Şarjlı veya manuel fırçalarla dişlerin dile, damağa, yanağa bakan yüzeyleri ve çiğneyici yüzeyleri temizlenmelidir.

 Dil fırçalama

Dilin kadifemsi dokusu yüzeyinde çok miktarda mikroorganizma barındığından, bu mikroorganizmaların özel dil fırçaları ile temizlenmesi ağız kokusunu önlemede çok önemlidir. Ağız gargaraları da antiseptik özelliklerinden ötürü ferah bir nefes sağlamada faydalıdır.

Düzenli diş muayenesi

Zamanında çekilmeyen 20 yaş dişleri, arka bölgede cep oluşumu ve kokuya neden olabilir. Dişlerdeki çapraşıklık ortodontik olarak düzeltilmez ise ağız bakımı zorlaşır. Dişlerin çürümesi ve dişeti hastalıklarının oluşumu kolaylaşır. Koruyucu diş hekimliği uygulamaları, yılda iki kez düzenli olarak yapılan diş hekimi kontrolü ile diş taşı temizliği, yukarıda sayılan tüm ağız ve diş kaynaklı sorunların ilerlemeden ve ağız kokusuna sebebiyet vermeden çözülmesini sağlayacaktır.

Protezlerin temizlenmesi

Düzenli temizliği yapılmayan protez yüzeylerinde bakteri ve mantar birikimi olabilir. Yemek artıklarının yapışmasıyla kokuşma meydana gelebilir; bu nedenle protezler özel fırçalarla temizlenmeli, antiseptik solüsyonlarda saklanmalıdır.

Bol su tüketimi

Bol su içmek ağız kokusu ile mücadele etmekte faydalıdır. Ağız içindeki birikintilerin uzaklaştırılmasını sağlar ve ağız kuruluğunun önüne geçer.

Tütün ürünleri ve alkolden uzak durmak  

Dr. Dt. Hatice Ağan “Tütün ürünleri ve alkol genel sağlığı tehdit ettiği gibi ağız kokusuna da yol açar. Sigara ve alkolü bırakmak için onlarca sebebe ağız kokusu da eklenebilir. Sigara kullanımına bağlı ağızda eklentiler artar, tartar birikimi kolaylaşır. Sigara, diş eti hastalıklarının daha sinsi ilerlemesine neden olur. Tütün ve aşırı alkol kullanımı ağız kanserlerinin de en önemli nedenlerinden biridir.” diyor.

Sebze ve meyvelerin ısırılarak tüketilmesi  

Elma, havuç gibi yiyeceklerin ısırılarak tüketilmesi sırasında tükürük artışı artar ve diş yüzeyleri daha kolay temizlenmiş olur. Meyveleri ısırarak yemek, tükürük bezlerinin salgı üretimini aktive eder. Şekersiz sakız çiğnenmesi de tükürük miktarını artırarak ağız kokusunun önüne geçebilir.

Zayıflamanın ilk adımı diş ipi kullanmak

Zayıflamanın ilk adımı diş ipi kullanmak

Detoks işleminin başlangıcının vücudumuzun giriş kapısı olan ağız olduğunu dile getiren Hospitadent Kayseri şubesi Başhekimi Abdulkadir Polat, diş ve dil bölgelerinin temizlenmesinin kilo verme ve zinde kalma konusunda en önemli adımlardan biri olduğunu vurguladı.

Toksinlerin vücudumuzu olumsuz etkileyerek fiziksel ve psikolojik sağlığımız üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade eden Başhekim Abdulkadir Polat, bakteri ekzotoksinlerinin en sık görüldüğü bölgenin ağız ve dilimiz olduğunu dile getirdi. Dolayısıyla ağız ve dişlerde bakterilerden kurtulmak için diş fırçalarının ulaşamadığı noktalarda diş ipi kullanmanın oldukça faydalı olduğunu da sözlerine ekledi.

Düzenli olarak diş fırçalanmasına rağmen dişin farklı bölgelerinde belli başlı bazı plakların ve yemek artıklarının kalabileceğini söyleyen Diş Hekimi, daha ince ve dar kısımlara giriş yaptığı için diş ipinin dişlerin tertemiz olmasına yardımcı olduğunu vurguladı. Doğru şekilde diş ipi kullanımının, diş çürükleri ve diş eti rahatsızlıklarına sebep olan plak ve yemek artıklarını uzaklaştırdığı gibi kilo verme ve zinde kalma konusunda da en önemli adım olduğunu sözlerine ekledi.

Peki, diş ipi nasıl kullanılır?

Diş ipi ile tüm diş aralarının temizlenmesi ve diş etlerinin altına inilmesi gerektiğini vurgulayan Başhekim Polat, diş ipinin günde bir kez kullanılarak sağlıklı ve temiz dişlere ulaşılabileceğini dile getirdi. Ayrıca dişler arasına girilirken diş ipinin fazla zorlanması, diş eti dokusunu zedeleyebileceği için diş etlerinde ağrı, kanama ve diş eti çekilmesi gibi problemlere yol açabileceğini de sözlerine ekleyerek diş ipinin diş aralarında yumuşak hareketlerle gezdirilmesi gerektiğini söyledi.

Dişten dişe geçerken diş ipinin temiz bölümlerinin kullanılması gerektiğini söyleyen Hospitadent Başhekimi Polat, diş ipinin gece kullanılmasının, sabah kötü ve huzur bozan koku ile uyanılmasını engellediğini de vurguladı.

COVID-19 korkusu diş sorunlarını arttırdı

COVID-19 korkusu diş sorunlarını arttırdı

Türkiye’de genel olarak ihmal edilen ağız ve diş sağlığı konusu, pandemiyle birlikte daha da problemli bir hale geldi. Hastaların COVID-19 korkusu ile ağız ortamında çalışılan bir branş olan diş hekimliğinden daha da çekinir hale geldiğini belirten, “Pandemi korkusuyla insanlar tedavilerini ve kontrollerini aksatmaya başladılar. Buna bağlı olarak da özellikle diş ve dişeti problemleri hızla ilerledi” açıklamasında bulundu.

Pandemi sürecinde diş sağlığıyla ilgili sorunların, özellikle de var olan küçük çürüklerin büyüdüğüne ya da yeni çürüklerin oluştuğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Diş kayıplarından sonra, kayıp yeri implant veya köprü protezi ile doldurulamadığı için kemik kayıpları arttı ve ağız içi denge bozuldu. Hatta hastalar yarım kalan tedavilerini dahi bırakma yolunu seçti, bu da durumun daha da kötüleşmesine sebep oldu” dedi.

En üst düzeyde sterilizasyon önlemleri uygulanıyor

Kliniklerde COVID-19 öncesi de COVID-19 sonrası da her zaman en üst seviyede sterilizasyon önlemlerinin uygulandığının altını çizen Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Her hasta sonrası odadaki tüm ekipmanlar dezenfekte edilmekte ve odalar özel ULV cihazı ile temizlenmektedir. Biz bu süreçte ek olarak hasta randevularını kısa tutarak, hasta aralarını uzattık. Hastane girişinde termal kameralar ile ateş ölçümü yaparak HES kodu sorgulamaya başladık. Hekimler olarak koruyucu ekipman sayımızı arttırdık. Özel maskeler, gözlük, cerrahi önlük ile işlem yapıyoruz. Hastaları korumamız gerektiği kadar kendimizi de korumamız gerektiğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.

Evde sağlıksız atıştırmalıklardan ve TV karşısında abur cuburlardan uzak durulmalı

Pandemi sürecinin evde uzun vakitler geçirilen, TV karşısında sürekli bir şeyler atıştırılan bir döneme dönüştüğüne dikkat çeken Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Hastalarımıza tavsiyem şu: Rutin beslenme alışkanlıklarını bozmamaya çalışsınlar. Sağlıksız atıştırmalıklardan ve TV karşısında yenen abur cuburdan uzak dursunlar. Sabah kahvaltı sonrası ve akşam yemeğinden sonra günde 2 kez mutlaka dişlerini fırçalasınlar. Doğal, bitkisel desteklerden faydalanmayı sevenler karanfil, maydanoz ve adaçayı gibi bitkilerden yardım alabilir” önerisinde bulundu.

Çocuklarda ilk diş muayenesi ilk dişle birlikte yapılmalı

Çocuklarda ilk diş muayenesi ilk dişle birlikte yapılmalı

Diş sağlığı her yaşta büyük önem taşıyor. Bu nedenle çocuklarda ilk dişin görülmesiyle birlikte diş sağlığı için ilk adımları da atmak gerekiyor. İlk dişle birlikte yapılan ilk muayenenin önemine dikkat çeken Uzm. Dt. Işıl Kırgız Karahasanoğlu, “Uzun dönemde ise düzenli diş hekimi kontrolleriyle çürüksüz ve sağlıklı dişlerin temelleri atılmış olur” diyor.

En önemli görevi çocukların beslenmesi olan süt dişlerinin varlığı, konuşmanın düzgün gelişimi ve harflerin doğru şekilde söylenmesinde de rol oynar. Toplam 20 tane olan süt dişleri çenelerin üç boyutlu gelişimini sağlarken, çene kemiği içinde bulundukları bölgeyi de kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korur ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik eder. Herhangi bir süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonunun da ortadan kaldığına dikkat çeken Uzm. Dt. Işıl Kırgız Karahasanoğlu, süt dişlerine ve çocuklarda diş sağlığına ilişkin önemli bilgiler veriyor.

İlk süt dişleri 6-12 aylıkken çıkar

Çocukların ilk diş muayenesinin ağızda ilk dişin görünmesiyle birlikte yapılması gerektiğini belirten Uzm. Dt. Karahasanoğlu, ilk süt dişlerinin yaklaşık olarak çocuklar 6-12 aylıkken sürmeye başladığına dikkat çekiyor. Uzm. Dt. Karahasanoğlu, bu dönemde yapılan diş muayenesinde yapılanları ise şöyle özetliyor: “Muayenede annelere oral hijyen eğitimi verilerek çocuklarının diş temizliğini nasıl yapmaları gerektiği anlatılır. Beslenme ve çürükten korunma hakkında önemli noktalar vurgulanır. Böylece uzun dönemde yapılacak düzenli diş hekimi kontrolleriyle çürüksüz ve sağlıklı dişlerin temelleri atılmış olur.”

Koruyucu diş hekimliğiyle hedef çürüksüz bir gelecek

Çocuk diş hekimliğinin amacının dişsel sorunların oluşmasını engelleyecek önlemleri alarak çocukları çürüksüz bir geleceğe yönlendirmek olduğunun altını çizen Uzm. Dt. Işıl Kırgız Karahasanoğlu,  bu doğrultuda çocuk diş hekimlerinin yaptığı çalışmaları şöyle sıralıyor:

Çocukların çürük risk grubunu belirler ve buna yönelik koruyucu-önleyici uygulamaları (oral hijyen eğitimi ve motivasyonu, fissür örtücü ve yerel fluorid uygulaması gibi) yapar.

Büyüme-gelişim sırasında çene gelişiminin ve dişlerin sürme yolu ve sırasının takibini yapar, koruyucu ortodontik tedavilerle olası diş çapraşıklıklarını önler.

Süt dişlerinin erken kaybedildiği durumlarda, yer tutucu apareyleri uygulayarak olası yer kayıplarını ve çapraşıklıkları engeller.

Zararlı alışkanlıkların varlığında (parmak emme, tırnak yeme, uzamış emzik veya biberon kullanımı gibi) alışkanlık kırıcı apareyler ile alışkanlıkların terk edilmesini ve oluşması muhtemel zararların en aza indirgenmesini sağlar.

Kalıcı dişlerin eksik olduğu durumlarda dişli protezler yaparak estetik görünümü ve çiğnemeyi iyileştirir.

Özel bakım ihtiyacı olan çocukların diş tedavilerini gerçekleştirir.