Yazılar

Diş hassasiyeti tedavisi oldukça basit!

Diş hassasiyeti tedavisi oldukça basit!

Diş hassasiyetinin rutin yeme içme düzeninde ani sızlama olarak tanımlanabildiğini ifade eden uzmanlar, genellikle diş yüzeylerinde aşınma sonucu oluştuğunu söylüyor. Diş hassasiyetine sebep olan bölgelerin kapanmasına yarayan maddeler diş yüzeyine uygulanarak tedavinin yapıldığını kaydeden Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Diş hassasiyeti tedavisi oldukça basittir.” dedi.

Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı, diş hassasiyeti konusu hakkında bilgi verdi.

Dr. Kübra Güler

Dr. Kübra Güler

“Diş hassasiyeti rutin yeme içme düzeninde ani sızlama olarak tanımlanabiliyor.”

Diş hassasiyetinin rutin yeme içme düzeninde ani sızlama olarak tanımlanabildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Genellikle diş yüzeylerinde aşınma sonucu oluşur. Kişide broksinim diş gıcırdatması varsa bu dişlerin üst yüzeylerinin aşınmasına ve dişin iç kısmında dentin dediğimiz hassasiyetin ortaya çıkmasına neden olur. Dentin boşluklu bir yapıdadır bu boşluklardan soğuğu sıcağı algılayıp dişin iç kısmı canlı kısmına uyarı gitmesine sebep olur. Başka bir neden ise dişin sert fırçalanması sonucu diş eti çekilmesi olur. Bunun sonucunda kök yüzey ortaya çıkar, kök yüzeyde pürüzlüdür ve hassasiyet hissedilmesine sebep olur.” dedi.

Diş hassasiyeti, hangi yaş gruplarını etkileyebiliyor?

Diş hassasiyetinin çocuklarda çok rastlanan bir durum olmadığını da dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Özellikle stresli dönemlerde diş gıcırdatan insanlar diş yüzeylerinin aşınmasına sebep olur hassasiyet artar. Yapılan diş eti tedavileri detertraj gibi tedaviler de diş hassasiyeti artabilir.” diye konuştu.

Diş hassasiyeti tedavisi oldukça basittir

Tedaviye ilişkin de Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, şunları anlattı:

“Diş hassasiyetine sebep olan bölgelerin kapanmasına yarayan maddeler diş yüzeyine uygulanarak ve o boşluklar kapatılarak tedavi yapılır. Diş hassasiyeti tedavisi oldukça basittir. Ancak diş gıcırdatması, sert fırçalaması devam ediyorsa bu tedaviler anlık olarak işe yarar fakat kısa bir süre içerisinde tekrardan diş hassasiyeti oluşur.” bilgisini verdi.

Flor içerikli diş macunları hassasiyetin giderilmesini sağlayabilir

Diş hassasiyetinin, sadece ağız bakımının ihmal edilmesiyle ilgili olmadığını da dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Diş eti enfeksiyonu varsa diş eti çekilmesine sebep olur. Bu da hassasiyetin artmasına neden olabilir. Dönemsel hassasiyetler varsa flor içerikli diş macunları da hassasiyetin giderilmesini sağlayabilir.” şeklinde konuştu.

Çikolata yedikten hemen sonra diş fırçalamayın

Çikolata yedikten hemen sonra diş fırçalamayın

Yüksek oranda şeker içeren çikolatanın tüketildikten sonra ağız içerisinde asit oluşturduğunu söyleyen Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Oluşan bu asit sebebiyle çikolata tüketildikten hemen sonra dişlerin fırçalanması dişleri zedeleyebilir.” dedi. Peki çikolata yedikten sonra ne yapmalıyız?

Üsküdar Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, çikolatanın yüzde 100 zararlı, kesinlikle tüketilmemesi gereken bir besin olmadığını ifade ederek, içerisinde vücut için çok faydalı besinler de var olduğunu söyledi.

Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, çikolatanın nasıl tüketilmesi konusunda şu bilgileri verdi:

“Tüketilmeli, ancak sıklığı çok önemli. Çok sık tüketilmesinin vücuda birtakım zararları vardır. Bunlardan bir tanesi de dişler üzerindeki etkisi. Çikolata çok yüksek oranda şeker içerir ve bu da dişlerde çürüğe sebep olur. Bu nedenle çikolata tüketirken bazı şeylere dikkat etmemiz gerekiyor. Bunlardan bir tanesi yemekten sonra tüketilmesidir. Yemekten sonra tüketildiği takdirde tükürük akışı daha fazla olacağı için çikolatanın zararlı etkilerini bir miktar azaltmış oluyoruz.”

Çocuk Diş Hekimi Dr. Şebnem N. Koçan

Bitter tercih edilmeli

Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, bitter çikolatanın daha çok tercih edilmesi gerektiğini dile getirerek, şöyle devam etti:

“Çünkü çikolatanın içerisindeki yararlı maddeler bitter çikolatalarda daha fazla. Hem şeker ve yağ oranı daha düşük, hem de çikolatanın içindeki yararlı maddelerin daha yüksek oranda bulunması sebebiyle bitter çikolata vücudumuz için daha yararlı.”

Çikolata yedikten sonra ne yapılmalı?

Çikolata yüksek oranda şeker içerdiği için tüketildikten sonra ağız içerisinde asit oluşturduğunu anlatan Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Oluşan bu asit sebebiyle çikolata tüketildikten hemen sonra dişlerin fırçalanması dişleri zedeleyebilir. Hemen dişleri fırçalamak yerine ağzı çalkalamak ya da su tüketmek çikolatanın zararlı etkilerini azaltır.  Çikolata tüketiminden yarım saat sonra dişlerin fırçalanmasını öneriyoruz. Bu sayede diş sağlığımızı maksimum düzeyde korumuş oluruz.”

Ağız ve dişlerde ihmale gelmez 5 sorun!

Ağız ve dişlerde ihmale gelmez 5 sorun!

Ülkemizde 5 yaş altı çocukların yüzde 80’inin ağzında çürük diş olduğunu biliyor muydunuz? Peki okul çağındaki çocuklarda bu oranın yüzde 90’ı bulduğunu? Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Diş Hekimi (Pedodontist) Işıl Can, diş çürüklerinin çocuklarda en sık görülen kronik hastalık olduğunu vurgulayarak “Ağız ve diş sağlığındaki sorunlar tüm vücudu olumsuz etkiliyor. Yapılan araştırmalar; ağız ve diş hastalıklarının diyabetten kalp rahatsızlıklarına dek bir çok önemli hastalıkla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca çocuğun ağrı çekmesi, beslenmemesi, uyku sorunu yaşaması, güvenle konuşamaması, gülümseyememesi hatta özgüven eksikliği gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen birçok fizyolojik, sosyal ve psikolojik sorunlara yol açmaktadır” diyor. İlk diş hekimi ziyaretinin en erken 6 aylıkken, en geç de 12 aylıkken yapılması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dt. Işıl Can çocuklarda giderek yaygınlaşan ağız ve diş sorunlarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Çocuk Diş Hekimi (Pedodontist) Işıl Can

Diş ağrısı

Diş ağrısı çocuklarda gözardı edilmemesi gereken önemli bir sorun. Diş kaynaklı ağrılar bazen de diş yerine baş ve kulak ağrısı şeklinde kendini gösterebiliyor. Ebeveynler özellikle küçük çocuklarda “süt dişi nasıl olsa düşecek” diyerek ağrıyı önemsemeyebiliyorlar ancak süt dişi çürükleri hızlıca kökte enfeksiyona neden olup çene, yüz bölgelerinde şiddetli apse ile sonuçlanabiliyor. Çocukta enfeksiyon yayılım hızı yetişkinden daha hızlı bir şekilde endişe verici boyutlara gelebilirken, şiddetli enfeksiyon tablolarında çocuğun hastaneye yatması ve damaryolu açılması gerekebiliyor.

 Travma

Özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda düşme, kaza, şiddet içerikli hareketler ve çeşitli spor aktiviteleri sonucunda çene, yüz bölgesinde travmaya sık rastlanırken, dişler de bundan zarar görüyor. Yapılan çalışmaların; travmaya genellikle 8-12 yaş aralığında maruz kalındığını söyleyen Pedodontist Işıl Can şöyle konuşuyor: “Bunun bizim için önemi; bu yaş grubunda genellikle etkilenen dişler daimi ve kök gelişimi tamamlanmamış dişlerdir. Bu dişlerin çeşitli nedenlerle enfekte olması durumunda tedavileri büyük önem taşımaktadır. İlgili dişlerin erken kaybı durumunda ileri dönemlerde yapılacak olan implant, protez gibi uygulamalar zorlaşmaktadır. Travma sonucunda görülen dişin yerinden çıkması, gömülmesi vb. durumlarda dakikaların bile önemi oldukça fazladır. Bu nedenle bu çocukların kaza sonrası hızlıca diş hekimine getirilmesi büyük önem taşımaktadır.”

Lezyon ve yara

Tekrarlayan aftlar çocuklarda vitamin ve mineral eksikliğinin bir işareti olabiliyor. Ağız içinde görülen lezyon ve yaraların takibinin çok önemli olduğunu vurgulayan Uzm. Dt. Işıl Can “Bazı viral ve bakteriyel enfeksiyonlarda da ağız içinde görülen semptomlar sistemik belirtilerden önce seyredebilmektedir. Ağız içinde görülen iyileşmeyen lezyonlar ağız içi kansöröz oluşumların habercisi de olabildiğinden, bu lezyonların takibi ve görülen değişiklikleri diş hekimine bildirmek oldukça önemlidir” uyarısında bulunuyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Diş Hekimi (Pedodontist) Işıl Can

 Diş kayıpları

Çocukların ağız ve diş sağlığı açısından göz ardı edilmemesi gereken önemli bir sorun da diş kayıpları. Süt dişlerinin kendiliğinden düşmesi sağlıklı bir durum ancak bazen enfeksiyon, çürük ya da travmaya bağlı erken kayıplar yaşanabiliyor. Bu durumlarda ‘altından zaten yeni diş çıkacak’ diye düşünmemek gerekiyor. Çünkü erken süt dişi kayıplarında kaybedilen dişin önündeki ve arkasındaki dişler zamanla çekim boşluğunu kapatmaya, üst diş de boşluğa doğru uzamaya başlıyor. Çekim boşluğu kapanmaya başladığı zaman gelecek olan daimi diş, vakti geldiğinde doğru pozisyonda çıkamıyor ya da gömülü kalıyor.

Bebeklik dönemindeki bazı alışkanlıklar

Çocukların bebeklik döneminde görülen bazı alışkanlıkları da tavsiye edilen yaşlarda bırakılmadığı takdirde dişlerde ve çene-yüz yapısında bazı bozukluklara yol açabiliyor. Örneğin; uzun süreli emzik emme ve parmak emme gibi alışkanlıklar üst dişlerin daha önde konumlanmasına, ısırma sırasında ön dişlerin kapanmamasına neden olabiliyor. Çocuk Diş Hekimi Işıl Can “Bu sorun süt dişlerinde ve alışkanlığın ilerleyen yaşlarda da devam etmesi durumunda daimi dişlerde görülmektedir. Bu nedenle 2.5-3 yaşlarına gelmeden bu alışkanlıkların bırakılması çok önemlidir. Alışkanlığın bırakılmasında çocuğun ikna edilemediği durumlarda ortodontik apareylerden yararlanılmaktadır.” diye konuşuyor.

Soğuk havalarda dişlerde neden ağrı oluşur?

Soğuk havalarda dişlerde neden ağrı oluşur?

“Özellikle soğuk havalarda artış gösteren diş hassasiyeti diş fırçalama teknikleri ve be birçok nedene bağlı olarak oluşan rahatsız edici bir ağrıdır” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Melek Çam, diş hassasiyeti hakkında önemli bilgiler verdi.

Dentin hassasiyeti ya da diş hassasiyeti olarak adlandırdığımız durum; herhangi bir dental defekt ya da patolojiye bağlı n tipik olarak termal, kimyasal, dokunsal ya da osmotik bir uyarana bağlı olarak ağız ortamına açılmış dentin yüzeyinde oluşan kısa süreli, keskin, lokalize ağrı olarak tanımlanmaktadır.

Pause Dergi

Dr. Melek Çam

Yaşlı bireylerde diş hassasiyeti görülme sıklığı daha az!

Diş hassasiyeti, periodontal hastalığı olan bireylerde %72-98 oranında görüldüğü bildirilmiştir. Genel olarak en yoğun hissedildiği yaşlar 20-40 yaş arasıdır. Diş hassasiyeti yaşlı bireylerde daha nadir görülmektedir. Dentin kanallarının mineral artıklarıyla tıkanması, tübül sayısında azalma gibi durumların yaşla birlikte artması; pulpanın hücresel, vasküler ve nöral kapasitesinin yaşla birlikte azalması; dentinin geçirgenliğini azaltır ve dolayısıyla yaşlı bireylerde diş hassasiyeti oluşumuna daha nadir rastlanır. İstatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da, kadınlarda erkeklere oranla daha fazla diş hassasiyeti görülmektedir. Bu farklılığın, kadınların ağız hijyenine daha fazla önem vermelerine, ağrıya karşı daha duyarlı davranmalarına ve diş hekimine daha sık başvurmalarına bağlanabileceği düşünülmüştür. Diş hassasiyetinden en çok etkilenen dişler ise sırasıyla köpek dişleri ve küçük azı dişleridir.

Diş hassasiyeti bulunan kişiler nasıl bir yol izlemeli?

Dişler içerisinde dışarıdan gelen uyaranları (sıcak-soğuk gibi termal uyaranlar ya da kimyasal, dokunsal uyaranlar) algılayan bir mekanizma mevcuttur. Sağlıklı dişlerde dişin en dış tabakası mine dokusuyla tamamen örtülmüştür. Eğer bu tabaka sert diş fırçalama, asitli içeceklerin aşırı tüketilmesi ya da diş yüzeylerine aşırı kuvvetlerin gelmesi (diş sıkma-gıcırdatma gibi parafonksiyonel kuvvetler) gibi durumlar sonucunda kaybedilmişse, mine dokusu altında yer alan dentin yüzeyi açığa çıkar ve sıcak-soğuk gibi uyaranlarla dişlerde hassasiyet meydana gelebilir. Genellikle kısa süreli keskin ağrılar olmakla birlikte bireyleri günlük yaşamlarında rahatsız edebilmektedir. Böyle bir durum meydana geldiğinde öncelikli olarak diş hekimine muayene olunması gerekmektedir. Mevcut durum değerlendirilmeli ve diş hassasiyetinin giderilmesi açısından hastaya tedavi yöntemleri anlatılmalı ve bireye özgü tedavi planı oluşturulmalıdır. Hassasiyeti giderme yönünde belli başlı tedavi yöntemleri şunlardır: hassasiyet giderici diş macunları ve gargaraların kullanılması, remineralize edici ajan uygulamaları, flor uygulamaları, adeziv rezin uygulamaları, restoratif tedavi uygulamaları, dişeti grefti uygulamalarıdır.

Peki diş hassasiyeti nasıl önlenebilir?

Diş hassasiyeti tedavileri, koruyucu ve iyileştirici tedaviler olarak iki ana başlıkta incelenebilir.

  • Koruyucu tedaviler; hassasiyet oluşumunda etkili olan risklerin ve etiyolojik faktörlerin azaltılmasını, oral hijyen eğitimini, oklüzyon ve diyet düzenlemelerini kapsar.
  • Terapötik tedavi yöntemleri ise; uygulanma şekillerine göre, evde hasta tarafından uygulanan ve klinikte diş hekimi tarafından uygulanan (profesyonel) tedaviler olmak üzere 2’ye ayrılır.
  • Hafif-orta şiddette ve yaygın diş hassasiyetlerinde ilk tedavi seçeneği evde uygulanan tedaviler (yumuşak kıllı diş fırçaları ile birlikte kullanılan hassasiyet giderici diş macunları, gargaralar vb.) olmalıdır. Şayet hastaya evde başlatılan tedavide 2-4 hafta sonunda ağrıda rahatlama ve azalma olmadığında, klinikte diş hekimi tarafından uygulanan tedavi iIe devam edilmelidir. Ağrı devam ederse daha ileri tedavilere geçilir.
  • Diş hassasiyeti tedavi edilmezse, hastanın günlük yaşam kalitesi azalır. Ayrıca daha basit yöntemlerle tedavi edilebilecek durumlar zamanla ilerler ve daha komplike tedavi yöntemlerine geçilmesine neden olabilir.

Çocukların süt dişleri nasıl korunur?

Çocukların süt dişleri nasıl korunur?

Küçük çocuklarda bile yaygın bir şekilde görülen diş çürükleri, erken diş kaybına sebep oluyor. Beslenme, konuşma ve çene gelişimini etkileyen süt dişi çürükleri, aynı zamanda çocukların sosyal yaşamda da özgüvenlerini düşürebiliyor. Gece beslenmesi, hazır paket gıdaların tüketimi, dişin gerektiği gibi fırçalanmaması gibi etkenlere bağlı olarak gelişen bu çürüklerin, mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Memorial Ankara Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Dt. İlayda Hünler Dönmez, çocuklarda diş çürüklerinin önüne geçmek için ailelere önemli önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dt. İlayda Hünler Dönmez

Süt dişlerinin tamamlanması 3 yaşına kadar devam eder

Süt dişleri genellikle bebeklerin 6. ayında itibaren çıkmaya başlamaktadır. İlk çıkan süt dişleri alt ön süt dişleri olurken, bu dişlerin tümünün ağız içinde tamamlanması ise 33. aya kadar devam eder. Süt dişleri 6 yaşından itibaren değişip yerini daimi dişlere bırakmaya başlar ve karışık dişlenme dönemi de 12 yaşına kadar devam eder. Bu sürelerde +/- 6 ay kadar değişiklik olabilmektedir.

Süt dişleri çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimini etkiler

İlk görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamak olan süt dişlerinin sağlığını kaybetmesi, çocukların beslenmesinde aksaklıklar oluşturabilmektedir. Sağlığını kaybetmiş süt dişleri nedeniyle çocuğun beslenmesinde aksaklıklar oluşabilmektedir. Bununla birlikte hem devam eden çene gelişimi hem de düzgün konuşma becerisinde süt dişlerinin varlığının önemli bir yer vardır. Aynı zamanda süt dişleri altlarından gelecek daimi dişlerin yerini koruyabilmek ve sürerken onlara rehberlik edebilmek için de önem taşımaktadır.

Bebeklerde gece beslenmesi diş çürüklerini artırabilir

Dişlerin düzgün, düzenli ve yeteri kadar fırçalanmaması ile çok sık şeker, çikolata gibi paketli gıdalar ve hamur işi türü besinlerin tüketimi diş çürüklerinin oluşmasında en önemli etkenlerdir. Biberonla veya memede uyumak (gece beslenmesi) ve sonrasında dişlerin temizlenmemesi de bebeklerin erken yaşta oluşan çürüklerinin en önemli sebebini oluşturmaktadır. Bu sebeple bebeklerin dişleri ilk çıktığı andan itibaren temizlenmelidir. Bu temizlik ilk başta tülbentle daha sonra parmak fırçasıyla yapılmalıdır. Bebek büyüdükçe de yaşına uygun floridli diş macunu ile günde iki defa en az iki dakika diş fırçalaması sağlanmalıdır.

Diş çürükleri çocuklarda özgüven eksikliğine neden oluyor

Özellikle ön dişlerin çürümesi estetik olarak görüntü bozukluğu yarattığı için çocukların sosyal hayatlarında özgüvenlerinin eksilmesine neden olur. Arka dişlerde oluşan çürükler ise beslenmenin aksamasına ve ağrı sonucu uyku bozukluklarına yol açabilir. Bununla birlikte tedavi edilmeyen çürükler daha fazla ilerleyerek gece ağrılarına ve dental enfeksiyonlara sebep olurken, dişlerin zamanından önce kaybedilmesi durumu ortaya çıkabilir. Bu durum diş eksiklikleri, beslenme bozuklukları, yerine yer tutucu yapılmadığı zaman daimi diş için gerekli olan yerin daralması ve çapraşıklıklara neden olabilmektedir.

Diş tedavisi çürüğün ilerlemesine göre yapılır

Çocuklarda diş çürüğü tedavisi öncesi çürüğün ne kadar ilerlediği muayene ve röntgen ile belirlenir. İlerleme derecesine göre; süt dişleri kompomer/kompozit dolgu, amputasyon (yarım kanal tedavisi), süt dişi kanal tedavisi, prefabrike kronlar gibi yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

Florid içeren diş macunu kullanılmalıdır

Çocuklar için kullanılacak diş macununun nasıl olacağı merak edilen konular arasında yer alır. Kullanılan diş macunları çocuklarda çürüklere neden olmaz. Ancak diş macununun içeriği dişlerin çürümesinin engellenmesinde önem taşır. Doğal ürün içeren hiç bir diş macunu florid içeren diş macunlarına kıyasla çürük oluşumunu engellememektedir. Seçilen diş macununun mutlaka çocuğun yaşına uygun (0-3/3-6/6-12 yaş) olmasına ve mutlaka florid içerikli olmasına dikkat edilmelidir.

Bal ve reçele batırılarak bebeklere verilen emzik çürük riskini artırır

Parmak emme, diş sıkma, emzik emme, ağız solunumu gibi kötü ağız alışkanlıkları çocuklarda oklüzyon ve iskeletsel çene bozukluklarına sebep olabilmektedir. Bununla birlikte ağız solunumu yapan ve bala, reçele batırılarak emzik verilen çocuklarda çürük riskinin arttığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Çocuğunuzu diş çürüklerinden bu tedbirlerle koruyabilirsiniz

  1. Süt dişlerinin korunması için, sabah kahvaltıdan sonra ve gece yatmadan önce günde en az 2 defa çocuğun yaşına uygun florid içeren diş macunu ile en az 2 dakika tüm dişler fırçalanmalıdır. Bu işlem el yeteneği henüz gelişmemiş çocuklarda ebeveyn tarafından çocuktan sonra tekrarlanmalıdır.
  2. Şeker içerikli gıdaların tüketimi en az seviyeye indirilmeli, çok istenen durumlarda ancak ana öğünden hemen sonra tüketimine izin verilmeli ve 20 dakika sonra dişler fırçalanmalıdır.
  3. Çiğ fındık, badem, ceviz, süt, peynir gibi gıdaların tüketimi artırılmalı, meyve suyu ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır.
  4. Çocuk 1 yaşına geldiğinde diş hekimine düzenli kontrollere götürülmeye başlanmalı ve 6 ayda bir rutin kontroller aksatılmamalıdır.
  5. Gerekli durumlarda topikal olarak uygulanan flor vernik/jeller diş hekimi tarafından uygulanarak dişlerin yapısı güçlendirilmelidir.

Ağız ve diş sağlığı yaşam boyu devam etmeli

Ağız ve diş sağlığı yaşam boyu devam etmeli

Ağız sindirim sisteminin başlangıcı ve dış ortama açık olduğu için mikroorganizmaların üremesinde oldukça elverişli bir ortamdır. Dolayısıyla doğru, düzenli ve etkili şekilde yapılmayan ağız ve diş bakımı, ağız içerisindeki dokularda ve dişlerde hastalık oluşmasına sebep olabilir. Sağlığın yanında bakımsız olan ağız ve dişler kötü görüntüye sebep olacağından kişinin psikolojik, sosyal ve fizyolojik yaşamını da olumsuz etkiler.

Doğru ağız bakımı ve düzenli diş fırçalamak, güzel ve sağlıklı bir gülümsemenin anahtarıdır. Peki siz ağız sağlığınızı korumak için ne yapıyorsunuz? Avrasya Hastanesi diş hekimi Dt. Eylem Uslu, ağız hijyenini korumanın yolları hakkında bilgi verdi.

Dt. Eylem Uslu

Ağız ve diş bakımı çocukluk döneminde alışkanlıkla başlar

Yetişkinlik döneminde sağlıklı dişlere sahip olmak için çocukluktan itibaren ağız ve diş bakıma özen göstermek gerekir. Bebeklik döneminde çıkmaya başlayarak 2 ila 3 yaş arasında gelişimini tamamlayan süt dişleri, zamanla dökülerek yerlerini yeni çıkacak daimi dişlere bırakır.

Zaten dökülecek olması nedeniyle süt dişlerine gereken özeni göstermemek, dişlerin çürümesine ve erken dökülmesine neden olarak daimi dişlerin sağlığını da olumsuz yönde etkiler.

Çocukluk döneminde ağız ve diş bakımı eğitiminin ebeveynler tarafından doğru şekilde verilmesi ve alışkanlığın kazandırılması, çocuğun yetişkinlik döneminde daha sağlıklı dişlere sahip olabilmesini sağlar.

Aileler, ebeveynlerini rol model alan çocuklarıyla beraber kendileri de düzenli olarak diş bakımlarını yapmalıdır. Çocuğun zevkine göre diş fırçaları ve macunları kullanmak, ağız ve diş bakımını daha eğlenceli hale getireceğinden çocuğunuzun diş fırçalama alışkanlığı kazanmasına da yardımcı olacaktır.

Yetişkinlik döneminde diş kayıplarına dikkat!

Yetişkinlik döneminde, özellikle 25 yaş civarında, kemik yapımının kemik yıkımı karşısındaki üstünlüğü son bulmaya başlar. Dolayısıyla dişlerde zayıflama olmaması ve diş kayıplarının önlenmesi amacıyla ağız ve diş bakımınıza çok daha fazla özen göstermelisiniz.

Özellikle süt ve süt ürünlerinde bulunarak diş sağlığı için önemli olan kalsiyum, D vitamini ve fosfor gibi bileşenleri besinlerle yeterli miktarda tüketmelisiniz.

Yetişkinlikte diş çürümelerinin yanında diş eti hastalıklarının görülme sıklığı da artar. Diş eti çekilmesi ve iltihap oluşumuna neden olabilen, diş yüzeyini kaplayan ve diş etinin altına gizlenen plakları düzenli şekilde temizletmelisiniz. Ayrıca diş taşı oluşumu meydana gelmişse, diş hekimine başvurularak taş plaklar temizletilmelidir.

Hamilelik döneminde diş çürümesi ve kayıplarının normal olması ve ayrıca hamilelerin diş tedavisi uygulatmasının sakıncalı olduğu bir şehir efsanesidir. Gebelikte beslenme ve ağız bakımına gerekli özeni gösteren annelerde diş çürümesi ve kayıplarının önlenmesi gayet mümkündür. Ayrıca diş hekimi tarafından gerekli görülen durumlarda hamilelerde de diş tedavisi uygulanabileceği unutulmamalıdır.

Ağız ve diş bakımı düzenli olarak nasıl yapılır?

Çocuklukta ve yetişkinlik döneminde etkili şekilde ağız ve diş bakımı yapılabilmek için dikkat etmeniz gereken noktalar:

  • Dişler, yumuşak kıllı bir diş fırçasıyla günde en az 2 kez 45 derecelik açıyla yukarı ve aşağı hareketlerle fırçalanmalıdır.
  • Her bir dişin ön, arka ve çiğneme yüzeyleri yeterli oranda fırçalanmalıdır.
  • Dil, diş fırçası veya dil temizleyiciler yardımıyla temizlenmelidir.
  • Diş fırçalandıktan sonra diş ip kullanmak, diş taşı ve plak oluşumunun önüne geçilebilmenize yardımcı olur.
  • Fırçalama sonra daha etkili ağız temizliği için ağız bakım suları kullanmalısınız.
  • Dişlerde plak ve çürük oluşumuna neden olan şeker ve şekerli gıdaların tüketimini en aza indirgemelisiniz.
  • Aşırı kullanımı dişlerde leke oluşumuna sebep olan çay ve kahve tüketimi azaltılmalı ve sigara kullanımından mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.
  • Özellikle çocukluk döneminde diş hekimi önerileri doğrultusunda gerektiği durumlarda florür takviyesi uygulanmalıdır.
  • En az 6 ayda bir olmak üzere diş muayenelerinizi düzenli olarak yaptırmalısınız.

Bazı antidepresanlar diş sıkma hastalığına neden olabilir

Bazı antidepresanlar diş sıkma hastalığına neden olabilir

Diş sıkma ve gıcırdatma olarak bilinen bruksizm, duygusal stres, tütün, alkol ve kahve tüketimi, uyku apnesi ve kaygı bozuklukları gibi nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Bazı antidepresanların yan etkisinin bruksizm olduğunu belirten Dt. Osman Çengel, “Kaygı bozukluğu ve strese bağlı olarak diş sıkan ya da gıcırdatan kişilerde tedavi psikiyatrist ile ortak sürdürülmesi; kişi bu duruma neden olan bir antidepresan kullanılıyorsa bu ilacın değiştirilmesi gerekir” diyor.

Bruksizm halk arasında bilinen adıyla diş sıkma ve gıcırdatma hastalığının nedenleri tam olarak bilinmese de genetik, fiziksel ve psikolojik etkenlerle ortaya çıkabiliyor. Duygusal stres, tütün, alkol ve kahve tüketimi, uyku apnesi ve kaygı bozuklukları bruksizmin oluşma riskini artırıyor. Bruksizmin uyanık halde ve uyku sırasında oluşan, tekrar eden çiğneme kasları aktivitesi olduğunu söyleyen Dt. Osman Çengel, diş sıkma ve gıcırdatmanın çocuklarda da görülebileceğini ama bu durumun genellikle süt dişlerin düşüp daimi dişlerin sürmesiyle ortadan kalktığının altını çiziyor.

Bruksist hastaların dişleri aşınıp daha sarı görünüyor

Bazı ilaçların da bruksizme neden olabileceğini belirten Dt. Çengel, “Bazı antidepresanların yan etkisi diş sıkma ve diş gıcırdatmadır. Muayene sırasında hastanın öyküsü alınırken hasta stresten, uyku bozukluklarından, baş boyun ağrılarından ve antidepresan kullanımından söz ediyorsa bruksizmden şüphelenilmelidir” diyor. Bruksizmin belirtilerinin başında estetik problemler geliyor. Uzun süredir bruksist olan hastalarda dişlerin aşınmış ve kırılmış olduğunu hatırlatan Dt. Çengel, şöyle devam ediyor: “Hastanın aşınan dişlerinden dolayı dikey yüz boyu azalmış ve yüz yuvarlaklaşmıştır. Aşınmış dişler daha az gözükür ve renkleri daha sarıdır, dolaylısıyla hastada daha yaşlı bir görünüm oluşur. Yüz yuvarlaklaşmasının bir başka sebebi artmış çiğneme kasları faaliyetine bağlı olarak çiğneme kaslarının belirginleşmesidir. Yine bruksizme bağlı olarak çene eklem rahatsızlıkları oluşabilir. Hasta ağzını açarken çene ekleminde ağrı hisseder, eklemlerin birinden ya da her ikisinden sesler gelir. Hastanın ağzını açamadığı durumlar da oluşur.”

Bruksizm tedavisinde plak kullanımı diş sıkma ve gıcırdatmaya engel oluyor

Bruksizmin kesin bir tedavisi olmadığını söyleyen Dt. Osman Çengel, tedavinin daha çok dişlerde ve çene eklemlerinde daha fazla hasar oluşmasını engellemeye yani klinik şikayetleri ortadan kaldırmaya yönelik olduğunun altını çiziyor. Dt. Çengel, tedaviye ilişkin şu bilgileri veriyor: “Bruksizme sebep olan uyku apnesi ise hasta bu konuda uzman doktora başvurup tedavi olmalıdır. Kaygı bozukluğu ve strese bağlı olarak diş sıkan ya da gıcırdatan kişilerde tedavi psikiyatrist ile ortak sürdürülmesi; kişi bu duruma neden olan bir antidepresan kullanılıyorsa bu ilacın değiştirilmesi gerekir. Bruksizme sebep olan diş problemleri varsa bunlar tedavi edilmelidir. Sonrasında hastaya özel bir plak hazırlanır, bu plak diş sıkma ve gıcırdatmaya engel olur. Plak kullanamayan ya da kullanmak istemeyen hastalar için diğer bir tedavi yöntemi botoks uygulamasıdır. Çiğneme kaslarına botoks enjekte edilerek bruksizme engel olunur.

Ağız kokusuna karşı 7 önlem

Ağız kokusuna karşı 7 önlem

Covid-19 süreciyle birlikte günlük hayatımızın bir parçası olan maske kullanımı; kişinin kendi ağız kokusunu fark etmesini ve çözüm arayışını beraberinde getirdi. Boşanmalarda gerekçe sayılabilecek kadar ciddi bir sorun olan ağız kokusu, iş yaşamında da özellikle konuşarak iletişim kurmada sıkıntı yaşanmasına yol açıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Dt. Hatice Ağan “Ağız kokusu da tıpkı ter kokusu gibi oldukça hassas bir konu; insanlar bazen en sevdiklerine bile ağzının koktuğunu söylemeye çekinebiliyor, kişinin kendisinin bunu fark etmesini bekliyor. Ancak Covid-19 enfeksiyonuyla birlikte hayatımızın bir parçası haline gelen maskeler nedeniyle hastalarda ağız kokusu konusunda ciddi bir farkındalık oluştu. Sık sık maske değiştirmesine rağmen, yediklerinden bağımsız kötü bir koku aldığını söyleyen ve ağız kokusu şikayetiyle kliniğimize başvuran hastaların sayısı pandemi süresinde oldukça arttı.” diyor. Ağız kokusu ya da tıbbi adıyla halitozisin farklı nedenleri olduğunu söyleyen Dr. Dt. Hatice Ağan, hem ağız kokusuna yol açan  nedenleri anlattı, hem de alınabilecek etkili önlemleri sıraladı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ağız kokusunun birçok nedeni var!

Halitozisin (ağız kokusu) cinsiyetler arasındaki dağılımına bakıldığında farklı çalışmalar olmasına rağmen erkeklerde kadınlardan daha fazla olduğu görülüyor. Yaşın ilerlemesi ağız kokusunun artması için belirgin bir faktör olurken, buna karşın özellikle karma dişlenme dönemleri ile boğaz ve bademcik enfeksiyonları sırasında çocuklarda da ağız kokusu sorunu yaşanabiliyor. Dr. Dt. Hatice Ağan ağız kokusunun patolojik ve fizyolojik nedenleri olduğunu belirterek, bu nedenleri şu şekilde açıklıyor:

  • Fizyolojik halitozis; daha çok beslenme alışkanlıkları, soğan, sarımsak vb. gıdalar ve uzun süre aç ve susuz kalmaya bağlı olarak ortaya çıkarken, tehlikeli olan patolojik halitozis ise bazı sağlık sorunlarından kaynaklanabiliyor.
  • Patolojik halitozis; kulak-burun-boğaz hastalıkları, geniz akıntıları, sinüzit ve bademcik hastalıkları, reflü, ülser, gastrit gibi sindirim sistemi hastalıklarının yanı sıra; akciğer ve solunum yolu hastalıkları, kronik böbrek yetmezliği, diyabet, hematolojik hastalıklardan kaynaklanabiliyor.

En yaygın nedeni ağız ve dişler!

Ağız kokusunun en yaygın nedenini ağız ve diş sağlığı sorunları oluşturuyor. Öyle ki bu tüm nedenler içindeki oranı, yüzde 80’e ulaşıyor. Diş çürükleri ve çürük yüzeylerde biriken plaklar, bakteri tabakaları, ağızla uyumsuz dolgular ve diş eti iltihapları ağız kokusunun en belirgin sebepleri arasında yer alıyor.

Diş aralarında biriken gıdalar, diş etinde kokuşmaya neden oluyor. Dişlerin yüzeyine yapışan plak ve tartar önce diş etinin iltihaplanmasına yol açıyor; oradan da çene kemiğine sirayet edebiliyor.

20 yaş dişleri olarak adlandırılan üçüncü azı dişleri de, ağız içinde kendine yer bulmaya çalışırken sadece çapraşıklığa değil, ağız kokusuna da neden oluyor.

Kötü ağız hijyeni yani düzenli diş fırçalamama ve diş ipi kullanmama da ağız kokusunun en yaygın sebepleri listesinde yerini alıyor.

Popüler diyetler ve şekerli beslenmeye dikkat!

Dr. Dt. Hatice Ağan fazla protein tüketiminin, vücudumuzu enerji için yağ hücrelerini yakmaya zorladığını belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Bu işlem de keton adı verilen artık ürünlere; dolayısıyla nefes ve idrar yolu ile salınan bir kokuya yol açıyor. Yapılan araştırmalarda da vejetaryenlerde, hayvansal kaynaklı gıdaları tüketenlere göre daha az ağız kokusuna rastlandığı belirtiliyor. Günümüzün güncel diyet modellerine baktığımızda, protein ağırlıklı ve ketojenik diyetler ya da aralıklı oruç dediğimiz uzun süreli açlık durumu da ağız kokusuna yol açabiliyor. Bu tip diyetleri yapanlara bol su tüketmelerini öneriyoruz. Vitamin, mineral eksiklikleri ve tükürük akışındaki azalma da ağız kokusuna neden olabiliyor.”

 Ağız kokusunu ölçen cihazlar mevcut

Ağız kokusu farkındalığı maskelerle artsa da bu sorun için teşhis ve tedavi arayışı yeni değil. Sülfür bileşiklerinin ölçümü yapılarak hastalara ağız kokusu seviyesi ve nedenleri hakkında objektif bilgi veren halitozis ölçüm cihazları olduğunu belirten Dr. Dt. Hatice Ağan “Bu cihazlarda yapılan ölçümler sayesinde hastanın ağız kokusunun neden kaynaklandığını ve hangi seviyede olduğunu görebiliyor ve ona göre bir tedavi planı hazırlıyoruz. Gerektiğinde KBB ve Gastroenteroloji hekimleri ile bir arada çalışıyoruz.” diyor.

Ağız kokusuna karşı 7 basit ama etkili önlem!

Dr. Dt. Hatice Ağan’a göre alınacak 7 basit önlemle ağız kokusunun önüne geçmek mümkün. Bu önlemler şu şekilde sıralanabilir;

 Düzenli diş fırçalama ve ara yüz bakımı

Dişler günde en az iki kez, ikişer dakika, diş etinden dişe doğru fırçalanmalı; ayrıca çürüklerin en çok olduğu diş araları diş ipi veya ara yüz fırçası ile temizlenmelidir. Şarjlı veya manuel fırçalarla dişlerin dile, damağa, yanağa bakan yüzeyleri ve çiğneyici yüzeyleri temizlenmelidir.

 Dil fırçalama

Dilin kadifemsi dokusu yüzeyinde çok miktarda mikroorganizma barındığından, bu mikroorganizmaların özel dil fırçaları ile temizlenmesi ağız kokusunu önlemede çok önemlidir. Ağız gargaraları da antiseptik özelliklerinden ötürü ferah bir nefes sağlamada faydalıdır.

Düzenli diş muayenesi

Zamanında çekilmeyen 20 yaş dişleri, arka bölgede cep oluşumu ve kokuya neden olabilir. Dişlerdeki çapraşıklık ortodontik olarak düzeltilmez ise ağız bakımı zorlaşır. Dişlerin çürümesi ve dişeti hastalıklarının oluşumu kolaylaşır. Koruyucu diş hekimliği uygulamaları, yılda iki kez düzenli olarak yapılan diş hekimi kontrolü ile diş taşı temizliği, yukarıda sayılan tüm ağız ve diş kaynaklı sorunların ilerlemeden ve ağız kokusuna sebebiyet vermeden çözülmesini sağlayacaktır.

Protezlerin temizlenmesi

Düzenli temizliği yapılmayan protez yüzeylerinde bakteri ve mantar birikimi olabilir. Yemek artıklarının yapışmasıyla kokuşma meydana gelebilir; bu nedenle protezler özel fırçalarla temizlenmeli, antiseptik solüsyonlarda saklanmalıdır.

Bol su tüketimi

Bol su içmek ağız kokusu ile mücadele etmekte faydalıdır. Ağız içindeki birikintilerin uzaklaştırılmasını sağlar ve ağız kuruluğunun önüne geçer.

Tütün ürünleri ve alkolden uzak durmak  

Dr. Dt. Hatice Ağan “Tütün ürünleri ve alkol genel sağlığı tehdit ettiği gibi ağız kokusuna da yol açar. Sigara ve alkolü bırakmak için onlarca sebebe ağız kokusu da eklenebilir. Sigara kullanımına bağlı ağızda eklentiler artar, tartar birikimi kolaylaşır. Sigara, diş eti hastalıklarının daha sinsi ilerlemesine neden olur. Tütün ve aşırı alkol kullanımı ağız kanserlerinin de en önemli nedenlerinden biridir.” diyor.

Sebze ve meyvelerin ısırılarak tüketilmesi  

Elma, havuç gibi yiyeceklerin ısırılarak tüketilmesi sırasında tükürük artışı artar ve diş yüzeyleri daha kolay temizlenmiş olur. Meyveleri ısırarak yemek, tükürük bezlerinin salgı üretimini aktive eder. Şekersiz sakız çiğnenmesi de tükürük miktarını artırarak ağız kokusunun önüne geçebilir.

Zayıflamanın ilk adımı diş ipi kullanmak

Zayıflamanın ilk adımı diş ipi kullanmak

Detoks işleminin başlangıcının vücudumuzun giriş kapısı olan ağız olduğunu dile getiren Hospitadent Kayseri şubesi Başhekimi Abdulkadir Polat, diş ve dil bölgelerinin temizlenmesinin kilo verme ve zinde kalma konusunda en önemli adımlardan biri olduğunu vurguladı.

Toksinlerin vücudumuzu olumsuz etkileyerek fiziksel ve psikolojik sağlığımız üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade eden Başhekim Abdulkadir Polat, bakteri ekzotoksinlerinin en sık görüldüğü bölgenin ağız ve dilimiz olduğunu dile getirdi. Dolayısıyla ağız ve dişlerde bakterilerden kurtulmak için diş fırçalarının ulaşamadığı noktalarda diş ipi kullanmanın oldukça faydalı olduğunu da sözlerine ekledi.

Düzenli olarak diş fırçalanmasına rağmen dişin farklı bölgelerinde belli başlı bazı plakların ve yemek artıklarının kalabileceğini söyleyen Diş Hekimi, daha ince ve dar kısımlara giriş yaptığı için diş ipinin dişlerin tertemiz olmasına yardımcı olduğunu vurguladı. Doğru şekilde diş ipi kullanımının, diş çürükleri ve diş eti rahatsızlıklarına sebep olan plak ve yemek artıklarını uzaklaştırdığı gibi kilo verme ve zinde kalma konusunda da en önemli adım olduğunu sözlerine ekledi.

Peki, diş ipi nasıl kullanılır?

Diş ipi ile tüm diş aralarının temizlenmesi ve diş etlerinin altına inilmesi gerektiğini vurgulayan Başhekim Polat, diş ipinin günde bir kez kullanılarak sağlıklı ve temiz dişlere ulaşılabileceğini dile getirdi. Ayrıca dişler arasına girilirken diş ipinin fazla zorlanması, diş eti dokusunu zedeleyebileceği için diş etlerinde ağrı, kanama ve diş eti çekilmesi gibi problemlere yol açabileceğini de sözlerine ekleyerek diş ipinin diş aralarında yumuşak hareketlerle gezdirilmesi gerektiğini söyledi.

Dişten dişe geçerken diş ipinin temiz bölümlerinin kullanılması gerektiğini söyleyen Hospitadent Başhekimi Polat, diş ipinin gece kullanılmasının, sabah kötü ve huzur bozan koku ile uyanılmasını engellediğini de vurguladı.

COVID-19 korkusu diş sorunlarını arttırdı

COVID-19 korkusu diş sorunlarını arttırdı

Türkiye’de genel olarak ihmal edilen ağız ve diş sağlığı konusu, pandemiyle birlikte daha da problemli bir hale geldi. Hastaların COVID-19 korkusu ile ağız ortamında çalışılan bir branş olan diş hekimliğinden daha da çekinir hale geldiğini belirten, “Pandemi korkusuyla insanlar tedavilerini ve kontrollerini aksatmaya başladılar. Buna bağlı olarak da özellikle diş ve dişeti problemleri hızla ilerledi” açıklamasında bulundu.

Pandemi sürecinde diş sağlığıyla ilgili sorunların, özellikle de var olan küçük çürüklerin büyüdüğüne ya da yeni çürüklerin oluştuğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Diş kayıplarından sonra, kayıp yeri implant veya köprü protezi ile doldurulamadığı için kemik kayıpları arttı ve ağız içi denge bozuldu. Hatta hastalar yarım kalan tedavilerini dahi bırakma yolunu seçti, bu da durumun daha da kötüleşmesine sebep oldu” dedi.

En üst düzeyde sterilizasyon önlemleri uygulanıyor

Kliniklerde COVID-19 öncesi de COVID-19 sonrası da her zaman en üst seviyede sterilizasyon önlemlerinin uygulandığının altını çizen Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Her hasta sonrası odadaki tüm ekipmanlar dezenfekte edilmekte ve odalar özel ULV cihazı ile temizlenmektedir. Biz bu süreçte ek olarak hasta randevularını kısa tutarak, hasta aralarını uzattık. Hastane girişinde termal kameralar ile ateş ölçümü yaparak HES kodu sorgulamaya başladık. Hekimler olarak koruyucu ekipman sayımızı arttırdık. Özel maskeler, gözlük, cerrahi önlük ile işlem yapıyoruz. Hastaları korumamız gerektiği kadar kendimizi de korumamız gerektiğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.

Evde sağlıksız atıştırmalıklardan ve TV karşısında abur cuburlardan uzak durulmalı

Pandemi sürecinin evde uzun vakitler geçirilen, TV karşısında sürekli bir şeyler atıştırılan bir döneme dönüştüğüne dikkat çeken Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Hastalarımıza tavsiyem şu: Rutin beslenme alışkanlıklarını bozmamaya çalışsınlar. Sağlıksız atıştırmalıklardan ve TV karşısında yenen abur cuburdan uzak dursunlar. Sabah kahvaltı sonrası ve akşam yemeğinden sonra günde 2 kez mutlaka dişlerini fırçalasınlar. Doğal, bitkisel desteklerden faydalanmayı sevenler karanfil, maydanoz ve adaçayı gibi bitkilerden yardım alabilir” önerisinde bulundu.