Yazılar

Ipsos; İlaçlarımızı almayı unutuyoruz

 Ipsos’un yaptığı araştırmaya göre “Kronik Hastaların Yaklaşık %30’u İlaçlarını Almayı Unutuyor”

 

Dünyanın en büyük ve başarılı araştırma şirketi Ipsos farklı çalışma projelerini hayata geçirmeye devam ediyor.  İlaç Bilincini Geliştirme ve Akılcı İlaç Derneği önderliğinde ve global biyofarma şirketi AbbVie’nin koşulsuz katkıları ile gerçekleştirilen “Türkiye’de Kronik Hastalıklarda Tedavi Uyumu” araştırmasına göre hastaların yüzde 30’u unuttukları için, yüzde 5’i de bilinçli olarak ilaçlarını düzenli olarak almıyor.

 

Kişinin bir sağlık uzmanı tarafından onaylanmış önerileri doğrultusunda ilaç kullanımı, beslenmesi ve gerçekleştirdiği hayat tarzındaki değişiklikleri kapsayan davranışlarının tümü “ tedavi uyumu” olarak tanımlanıyor.  Dünya genelinde tedavi sürecinde yaşanan problemlerin başında ise kronik hastalardaki düşük tedavi uyumu geliyor. Düşük tedavi uyumunun etkisi, kronik hastalıkların yükü ile daha da artıyor. Uzun dönem tedavilerde yaşanan düşük tedavi uyumu, kötü sağlık sonuçları ve daha yüksek sağlık hizmetleri maliyeti ile sonuçlanıyor.

Türkiye’de Kronik Hastalıklardaki tedaviye uyumu inceledi. Araştırma 14 ilde*, 14 farklı kronik hastalık çerçevesinde “ toplam 540 hasta ve 350 doktorla” gerçekleştirilen araştırma sonuçları dikkatleri üzerine topladı.

 

“Türkiye’de Kronik Hastalıklarda Tedavi Uyumu” adlı araştırma kapsamında en az 6 aydır ilaç tedavisi alan 540 hasta ve 9 farklı uzmanlıktan “ 350 doktor ile yüz yüze” görüşmeler yapıldı. Üniversite hastanesi, eğitim ve araştırma hastanesi, devlet hastanesi ve özel hastanelerde görevli doktorlarla yapılan araştırmadan öne çıkan sonuçlar şöyle; hastaların yüzde 30’a yakını ilaçlarını almayı unutuyor. Hastaların yüzde 5’i ilaçlarını bilinçli olarak almadığını söylerken; bunu daha çok kendilerini iyi hissettikleri zamanlarda yaptıklarını ifade ediyor. 10 hastadan 4’ü ilaçlarını reçetelenen dozda ve sıklıkta almakta zorlanıyor.

Araştırmaya hastalık bazında bakıldığında; Parkinson hastalarının yüzde 47’si, ülseratif kolit hastalarının yüzde 43’ü, astım/KOAH ve Crohn hastalarının yüzde 37’si, yüksek tansiyon hastalarının yüzde 36’sı, yüksek kolesterol hastalarının yüzde 33’ü, diyabet hastalarının yüzde 28’i, kanser hastalarının yüzde 23’ü, ankilozan spondilit ve sedef hastalarının yüzde 21’i, romatoid artrit hastalarının yüzde 20’si, HIV pozitif bireylerin yüzde 13’ü, hepatit B ve tüberküloz hastalarının yüzde 7’si ilaçlarını almayı unutuyor.

Araştırmaya göre; hastaların ilaçlarını reçete edildiği gibi almak için çeşitli yöntemler geliştirdiği görülüyor, en çok kullanılan yöntemlerin başında tüm ilaçların aynı zamana planlanması ve ilaç kutusu kullanılması geliyor.

 

10 hastadan 1’i tedavi uyumsuzluğu nedeniyle yeniden hastaneye yatıyor.

Araştırmaya katılan doktorların verdiği cevaplar da oldukça dikkat çekici. Doktorlar 10 kronik hastadan 9’unun ilaçlarını reçete edilen dozda, sıklıkta ve zamanda kullandığı yanıtını veriyor. Ayrıca doktorlar hastalarının yüzde 15’inin tedaviye uyum göstermediği için daha kötü klinik sonuçlarla karşılaştığına dikkat çekiyor. 5 kronik hastadan 1’i tedavi uyumsuzluğu nedeniyle yeniden hastaneye başvururken; son bir yılda bu hastaların ortalama 4 defa yeniden doktora gittiğinin de altı çiziliyor. 10 hastadan 1’i tedavi uyumsuzluğu nedeniyle yeniden hastaneye yatıyor ve ortalama 6 gün hastanede kalıyor.

Diğer bir yandan doktorların yüzde 83’ü tedaviye uyumun, medikal maliyetlerin düşürülmesinde de etkili olduğunu düşünüyor. Araştırmaya katılan doktorlar hastalarına ilaçlarını nasıl kullanmaları gerektiğini anlatmak için ortalama 3-4 dakika zaman ayırdığını ifade ediyor ve yüzde 60’ı bu zamanın yeterli olduğunu düşünüyor.

Araştırmaya katılan hastaların yüzde 98’i doktorlarıyla olan iletişimlerinin ilaçlarını önerilen şekilde kullanmalarında etkili olduğunu ifade ederken, doktorların yüzde 77’si doktor ve hasta arasındaki iletişimin hastanın tedaviye uyumunu artırmada çok etkili olduğunu söylüyor. Araştırmaya katılan hastaların ve doktorların yüzde 99’u tedaviye uyumun hastanın psikolojik durumu üzerinde çok etkili veya etkili olduğunu ifade ediyor.

Araştırma hakkında değerlendirme yapan İlaç Bilincini Geliştirme ve Akılcı İlaç Derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail Balık sonuçlar hakkında şunları  “Çok önemli bilgiler ortaya çıkaran bu araştırmanın sonuçlarının kamuoyu, sağlık otoritesi, ilaç sanayi, eczacılar, hekimler ve hastalar gibi tüm paydaşlarla paylaşılıp, her paydaşın bu konuda üzerine düşeni yapmasını umuyor ve bunun hasta sağlığı ve ülke sağlık ekonomisi açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz.” söyledi.

 

 

 

Ipsos; Online Ortamda Mahremiyet Konusunda Bir Önceki Yıla Göre Daha Endişeliyiz

Hayatın hemen her ortamında ulaşımı kolaylaşan internet; en yakınından cep telefonlarına kadar girince, bilgi paylaşımları anlık, hızlı ve son derece kolay hale gelmiş oluyor. İnsanların iş hayatına yönelik yazışmaları, e-kullanımlar ve günlük hayatlarında yaşadıklarını, akıllarından geçenleri anlık olarak paylaştıkları sosyal alanlar da aynı oranda hız kazanıyor. Paylaşılan ne varsa o da aynı hızda tüketilir hale geliyor. Sosyal medyada bilginin viral olarak çok hızlı bir şekilde milyonlarca kişiye yayılabildiği göz önüne alındığında, sosyal medyanın kimi zaman fırsat, kimi zaman ise tehdit olabileceği gerçeği kendini ortaya koyuyor. Geçte olsa anlaşıldı ki; böyle ortamlarda üzerinde fazla düşünülmeden yapılan bilgi paylaşımları, mahremiyet konusunda yeni problemleri, tehlikeleri beraberinde hayatlarımıza taşıyor.
Ipsos’un Kanadalı düşünce kuruluşu CIGI ile birlikte gerçekleştirdiği, Türkiye dahil 25 ülkeyi kapsayan araştırma; internet kullanıcılarının endişelerini, tutumlarını, sosyal medyaya, arama motorlarına, online reklam ve uygulamalara mahremiyet açısından bakışlarını değerlendirdi. Buna göre internet kullanıcılarının yarısından biraz fazlası online ortamda mahremiyetleri konusunda bir yıl öncesine göre daha fazla endişeliler. Ek olarak, katılımcıların %63’ü sosyal medyanın, %57’si ise arama motorlarının çok fazla güce sahip olduğunu düşünüyorlar.
Yakın dönemde medyanın da veri sahipliği ve veri ihlalleri konusuna odaklanmasının da muhtemel etkisiyle, araştırmaya katılanların %52’si bir yıl önceye kıyasla online mahremiyetleri konusunda daha endişeliler. Bu konuda ortalamanın üzerinde endişe duyan bölgeler Latin Amerika Ülkeleri (%63) ve Orta Doğu ve Afrika Ülkeleri (%61) olarak araştırmada öne çıkıyor. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin tam olarak yarısı geçtiğimiz yıla oranla bu konuda daha endişeli olduğunu iletiyor.
Online Mahremiyette Endişenin Başlıca Sebepleri
Online mahremiyetleri konusunda bir önceki yıla göre daha endişeli olanlar; bu endişelerinin artmasındaki sebepler olarak şunları sıralıyorlar:
%81 – siber suçlar
%74 – internet şirketleri
%66 – diğer internet kullanıcıları
%63 – hükümet
%61 – genel olarak şirketler
%58 – yabancı hükümetler
Sosyal Medya ve Arama Motorları Çok Güçlü
Araştırmaya göre; her ne kadar hayatı kolaylaştırsalar da çoğunluğun inancı, sosyal medya ve arama motorlarının çok fazla güce sahip oldukları yönünde… Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %75’i de bu konuda hem fikir ve Türkiye; Nijerya (%84), Mısır (%81) ve Kenya (%79)’dan sonra bu konudaki inanca en çok katılım gösteren ülkeler arasında yer alıyor.
Her on kişiden üçü ise sosyal medyanın hayatlarını daha kötü hale getirdiğini düşünüyor.
Arama Motorları, Online Alışveriş ve Ziyaret Edilecek Web sitesi Kararlarını Etkiliyor
Diğer platformlarla kıyaslandığında arama motorları; bireylerin online alışverişlerini ve ziyaret ettikleri web sitelerini en çok etkileyen platform olarak öne çıkıyor.
Sosyal Medya Politik Görüşleri Etkiliyor
Arama motorları, online uygulamalar ve online reklamlara kıyasla sosyal medyanın bireylerin politik görüşlerinde daha etkili olduğu da araştırma kapsamında ortaya çıkan sonuçlar arasında yer alıyor. Katılımcıların tamamının %42’si, Türkiye’den katılanların da %40’ı sosyal medyanın politik görüşlerini etkilediğini belirtiyor.
İnternette Mahremiyet Konusunda Endişenin Artmasıyla Birlikte Önleyici Davranışlar da Görülüyor
Araştırmaya katılanların,
%43’ü bilmedikleri bir adresten gelen e-mailleri açmadıklarını,
%36’sı anti virüs yazılımı kullandığını,
%36’sı bazı web sitelerine özellikle girmediklerini,
%31’i şifrelerini düzenli değiştirdiklerini,
%30’u ise bazı web uygulamalarını özellikle indirmelerini belirtiyor.