Yazılar

Hafız Mustafa’dan her damak tadına uygun geleneksel tatlar

Hafız Mustafa’dan her damak tadına uygun geleneksel tatlar

Hafız Mustafa 1864; kaymak ve sütten elde ettiği özel ALÂ soslu tatlılarından, lokum, baklava çeşitleri ve drajelere kadar birçok lezzetli ürünü ile sofraları tatlandırıyor.

159 yıllık tecrübeye sahip gurme tatlıcı Hafız Mustafa 1864, sofralarını tatlandırmak ve sevdiklerini lezzetli hediyelerle mutlu etmek isteyenler için Osmanlı Saraylarının en önemli tatlıları arasında yer alan bol fıstıklı baklava, ALA soslu cevizli ve fıstıklı tatlılar, kadayıf ve muhallebi gibi birçok seçenek sunuyor. Ayrıca, özel kutulu baklava, lokum ve kahve fincanı setleri ile özel davetlere lezzetli ve şık bir dokunuş yapıyor.

Yeni şube Galataport’ta

Yeni şube Galataport’ta
Hafız Mustafa 1864’ün yeni şubesi, dünyanın en önemli destinasyon projelerinden biri olan Galataport İstanbul’da açılıyor.
Toplamda 15 şubesiyle binlerce kişiyi istihdam eden ve üretim kapasitesi ve ürün alımıyla hatırı sayılır bir ekonomi yaratan gurme tatlıcı Hafız Mustafa 1864, şehrin yeni alışveriş ve gastronomi mahallesinde, Türk tatlı mutfağının lezzetlerini yeni ziyaretçileriyle buluşturacak

Türk mutfağının yeni keşfi  “Ala”

Türk mutfağının yeni keşfi  “Ala”

Dünyada ve ülkemizde özellikle salatalar ve yemekler için kullanılan Cafe De Paris, Sezar salata sosu gibi onlarca çeşit sos alternatifi varken, tatlılar üzerine yapılmış özel sosların sayısı yok denecek kadar az! Bu boşluğu fark eden ve üzerine giden157 yıllık ülkemizin en köklü gurme tatlıcısı Hafız Mustafa 1864 şefleri, Ar-Ge merkezlerinde yaptığı sayısız deneme sonucu sütten elde edilen ALÂ adı verilen özel bir sos geliştirdi.

Türk baklavası başta olmak üzere geleneksel tatlılarımıza farklı bir lezzet boyutu kazandırmak için geliştirilen ALÂ sos; hamurlu ve şerbetli tatlılardan, pasta çeşitlerine, sütlü tatlılardan, künefe ve trileçeye kadar onlarca çeşitte kullanılabiliyor.

Lezzet severlerden tam not alan ALÂ sosun, üzerine ilave edildiği her tatlıyı daha ALÂ bir lezzete ve hafifliğe kavuşturduğu için bu ismi aldığı belirtildi.

Lezzetli aşurenin püf noktaları

Lezzetli aşurenin püf noktaları

Yılın en bereketli ve tatlı dönemi olan aşure ayının içindeyiz. Tatlı kültürümüzün yegâne lezzeti, bolluk ve bereketin simgesi olan aşurenin püf noktaları gurme tatlıcı Hafız Mustafa 1864’ün ustalarından geldi. Osmanlı saray mutfağından pişen aşurenin olmazsa olmazları; ‘’Gül ve karanfil suyunun karıştırılıp aşureye ilave edilmesi’’ olduğunu söyleyen deneyimli ustalar ayrıca aşureye zemzem suyu ilave ettiklerini de belirtti. Hafız Mustafa 1864 ustaları, aslında en güzel tarifin evde annelerimizin ve hanımlarımızın var olan malzemelerle hazırladığı aşure olduğunun altını çizdi.

Osmanlı’da Aşurenin Olmazsa Olmazı: Karanfil ve Gülsuyu

Bir gece önceden ıslatılıp oda sıcaklığında bekletilen bakliyatlar ve kuru meyveler bir tencerede kaynatılır. Eklenen nişasta ile kıvamına kavuşan aşure, diğer malzemelerle birlikte pişmeye bırakılır. Son olarak altını kapatmadan önce, Osmanlı saray mutfağında aşurenin olmazsa olmazı olan karanfil ve gülsuyu karıştırılıp birlikte aşureye ilave edilir.

Hafız Mustafa 1864’ün deneyimli ustaları, aşure malzemelerini karıştırırken özellikle tahta kaşık kullanılması gerektiğini de vurguluyor. Böylece içindeki her malzemenin tadını koruyup, ezilmesinin önüne geçildiğini belirtiyor.

Orijinalinde nohut, buğday ve fasulye gibi bakliyatları oluşturduğu aşureye günümüzde farklı damak zevklerine de hitap edebilmesi için ana lezzetin önüne geçmeden belirli oranlarda farklı kuru meyve çerez çeşitleri de ilave edilebiliyor. Hafız Mustafa 1864 ustaları tariflerinde zemzem suyu kullandıklarını böylece her tatlıda bereketin daha da arttığını dile getirdiler.

İkram Kültürümüzün Vazgeçilmezi

Damaklarda iz bırakan zengin içeriğinin yanında aşurenin bir diğer özelliği de toplu ikram edilmesidir. Hem İslam inancı için hem de diğer birçok dini inanıştan gelen gelenek ile aşurenin fazla yapılması, komşulara, eşe, dosta ikram edilmesi aradaki dostluğun, güvenin, bereket ve paylaşımın kuvvetlendirmesinin önemini de vurguluyor. Bu dağıtım sayesinde evlerin yıl boyunca bereketleneceğine de inanılır. Muharrem ayı bu sene 9 Ağustos tarihinde başlayıp 7 Eylül de sona erecektir.

Ongurlar, Osmanlı lezzetlerini anlattı

Ongurlar, Osmanlı lezzetlerini anlattı

Ramazan sofraları Osmanlı döneminde birlikteliğin, bereketin ve paylaşmanın simgesiydi. Büyük emekle hazırlanan sofralarda özenle hazırlanmış yemeklerin yanı sıra Ramazan ayına özel tatlılar da başköşede yer alıyordu. Geleneksel lezzetler dendiğinde akla gelen ilk markalardan olan Hafız Mustafa 1864’ün Yönetim Kurulu Başkanı Avni Ongurlar, Müslüman alemi için özel olan Ramazan sofralarında tatlının yerinin Osmanlı döneminden bugüne çok kıymetli olduğunu dile getirdi.

Dünyanın sayılı mutfakları arasında yer alan Türk mutfağı, Osmanlı döneminden günümüze gelen özel lezzetleri barındırıyor. Bu anlamda Osmanlı’dan gelen reçeteleri hala kullanan ve üzerine özel inovasyonlarla dokunuşlar yapan Hafız Mustafa 1864, geleneksel lezzetleri günümüze taşımış olan yegane firmalardan. Bu anlamda Osmanlı sofralarında tatlının çok kıymetli bir yere sahip olduğunu dile getiren Avni Ongurlar, şunları söyledi, “Osmanlı mutfağı çok geniş bir yelpazeye sahip. Özel tatların yer aldığı kıymetli bir mutfak. Böylesine geniş yelpazenin içerisinde elbet ki tatlılar da sofraların vazgeçilmezleri arasında. Zerdeden güllaca, baklavadan sütlaca kadar birçok tatlı Osmanlı mutfağının ve özellikle Ramazan ayının olmazsa olmazlarından. Bizler de bu bilinç ve sorumlulukla geçmişimizin lezzetlerine sahip de çıkarak geleneksel reçetelerimizden şaşmadan üretim yapmaya devam ediyoruz.”

Saray eşrafı için de tebaa için de tatlının yeri ayrıydı

Geniş bir coğrafyaya hakim olmuş Osmanlı devletinin, belki de bu sebeple çok çeşitli lezzetleri mutfağında barındırdığına dikkat çeken Ongurlar, “Osmanlı’da Ramazan ayının hazırlıklarının bir ay öncesinden başladığına dair bilgiler var elimizde. Hal böyle olunca Ramazan ayının ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyoruz. Yüzyıllar boyunca 3 kıtaya hükmetmiş, farklı coğrafya kültürlerine de hakim olmuş bir devletten bahsediyoruz. Hal böyle olunca çok geniş bir sofra kültürünün olması aşikar. Tatlı kavramı da yine bu anlamda çok kıymetli. Özellikle saray eşrafının ve tebaanın iftar ve sahur sofralarında yer verdikleri güllaç, sütlaç, baklava, zerde gibi tatlılar Osmanlı’dan günümüze kadar ulaşmış. Biz Hafız Mustafa 1864 olarak, o dönemki reçeteleri hiç bozmadan, o dönemin usulüyle bu tatlıları üretmeye ve tüketicilerimize sunmaya devam ediyoruz. Profesyonel yaklaşımımızla ufak inovasyonlar katsak bile, o günkü reçetelere sadık kalarak, en kaliteli ham maddeleri kullanarak üretimimizi gerçekleştiriyoruz.” açıklamasında bulundu.

Kültürümüze sahip çıkıyor ve geleneği devam ettiriyoruz

İftar çadırı geleneğinin de aslında Osmanlı döneminden kalma bir sorumluluk olduğunu belirten Ongurlar, “Ramazan ayının kıymeti Osmanlı’da çok yüksekti. Ramazan ayında padişahlar meydanlarda dolaşır, ihtiyaç sahiplerine yardımlar yaparak onların da ibadetini daha sağlıklı şekilde yerine getirebilmesi için meydanlara büyük büyük iftar sofraları kurdururdu. Tatlının sofralardaki kıymetini şuradan da anlıyoruz; ihtiyaç sahibine erzak yardımı yapılırken dahi tatlı muhakkak o listeye dahil olur ve sofrada yerini alabilmesi için özel çaba gösterilirdi. Osmanlı’da sahurda dahi yemeğin üzerine sütlaç gibi hafif sütlü tatlılar yenilirdi. 2 asra yaklaşan tarihimizle bizler bu bilince sahip olarak üretimlerimizi gerçekleştiriyor ve Osmanlı sarayında yer alan tatlıların o günkü tariflerini günümüzde hala kullanıyoruz. Geleneğimizde yer alan ve kültürümüzün önemli parçaları haline gelen lezzetlerimizi tüketicilerimize sunarken büyük bir özveriyle hareket ediyor ve bizi ziyaret eden turistlerin de bu geleneği yaşaması için özen gösteriyoruz. Müslüman alemi için çok mübarek olan bu ayda da yine kültürümüze sahip çıkmak ve geleneği devam ettirmek adına elimizden gelenin en iyisini yapmak için gayret gösteriyoruz.” dedi.