Yazılar

Kanser riskini göz ardı etmeyin

Kanser riskini göz ardı etmeyin

Çağın hastalığı olarak tanımlanan kanser her geçen gün yaygınlaşıyor. Bununla birlikte her hangi bir belirti ortaya çıkmadan önce hastalığın erken dönemde yakalanması ve tedavi başarısının artmasına olanak sağlayan kanser taramaları hayati önem taşıyor. Yapılan muayene ve tetkikler sonunda kanser riski belirlenen hastalarda tanı için daha detaylı işlemler yapılabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Halil Öztürk, kanser taramasının önemi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Halil Öztürk

Erken tanı tedavi şansını artırıyor

Her hastalıkta olduğu gibi kanser tedavisinde de erken tanı büyük önem taşımaktadır. Herhangi bir belirti oluşmadan hastalığın teşhis edilmesini amaçlayan kanser taramalarını özellikle riskli gruptaki kişilerin ihmal etmemesi gerekmektedir.

Kanser taramalarını 4 ana başlık altında değerlendirmek mümkündür.

1-Kanser taraması nasıl yapılır?

  • Fizik muayene
  • Laboratuvar testleri
  • Görüntüleme yöntemleri
  • Genetik testler

2-Kimler kanser taraması için daha uygundur?

  • Ailesinde ve kendi geçmişinde kanser öyküsü olanlar
  • Kanser ile ilişkili olabilecek bazı genetik bozukluklara sahip olanlar
  • Kanser oluşumuna sebep olabilecek tütün kullanımı veya kimyasal maddelere maruz kalanlar
  • İleri yaştakiler

3-Hangi kanserler için düzenli tarama önerilir?

  • Meme Kanseri: Mamografi ile yapılan taramaların özellikle 40-70 yaş arasındaki kadınlarda meme kanserine bağlı ölümlerin belirgin olarak azalttığı gösterilmiştir. Taramalarda 25-39 yaş arasında yıllık meme muayenesi ve 40 yaş üstünde ise meme muayenesi ile birlikte mamografi yapılması önerilir.
  • Servikal (rahim ağzı ) kanser: HPV (human papillomavirus) testi ve PAP smear tek başına veya birlikte yapılması önerilen testlerdir. 21-29 yaş arasındakilerin üç yılda bir PAP smear testi yaptırması, 30-64 yaş arasındakilerin her yıl PAP smear testi ve 5 yılda bir HPV testi önerilir. 65 yaş üstünde son on yıldaki testlerde anormal bulgu yoksa taramaya gerek olmadığı düşünülmektedir.
  • Kolorektal (kalın barsak) kanserler: Dışkı testleri (dışkıda gizli kan ve dışkı DNA testi) ve kolonoskopi bağırsak kanserlerini tarama ve erken tanısında kullanılan testlerdir. 45 yaşından itibaren her yıl dışkıda gizli kan ve 10 yılda bir kolonoskopi yapılması önerilir.
  • Prostat kanseri: 45 yaşından itibaren muayene ile birlikte PSA (Prostat spesifik antijen ) taraması yapılır. Ancak ailesinde prostat kanseri bulunanlarda daha erken yaşlarda taramaya başlamak daha uygun olacaktır.

4 -Risk faktörlerinin veya belirtilerin olması durumunda yapılması önerilen kanser taramaları nelerdir?

  • Endometrium (rahim) kanseri: Yıllık transvajinal ultrasonografi ve endometrial biyopsi önerilir.
  • Karaciğer kanseri: Kronik viral hepatitlerde, otoimmün hepatit, karaciğer sirozu durumunda veya doğuştan gelen bir karaciğer hastalığınız varsa yılda bir karaciğer ultrasonografisinin yapılması ve AFP ( Alfa feto protein) ölçümü uygun olacaktır.
  • Over (yumurtalık ) kanseri: Yakın akrabalarınızda over kanseri varsa, BRCA1 veya BRCA2 genetik mutasyonlarına sahipseniz, yılda bir transvajinal ultrasonografi ve CA 125 ölçümü önerilmektedir.
  • Akciğer kanseri: Sigara içenlerde (1 paket 20 yıl veya 2 paket 10 yıl) sigara içimi varsa ya da son 15 yıl içinde sigara bırakılmışsa 50-80 yaş arasında, tarama için düşük doz bilgisayarlı akciğer tomografisinin çekilmesi gerekmektedir.

Kanser hastaları nasıl beslenmeli

Kanser hastaları nasıl beslenmeli

Kanser hastalarının nasıl besleneceği günümüzde en çok tartışılan konular arasında yer alıyor. Diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları gibi pek çok kronik hastalıkta olduğu gibi, kanserde de beslenme büyük önem taşıyor.  Kanser hastalığında kilo kaybının önlenmesi, enfeksiyona yatkınlığın azalması ve hastanede yatış süresinin kısalmasına da katkı sağlayan yeterli ve dengeli beslenme programları hastanın yaşam kalitesini artırırken, iyileşme sürecinin de daha konforlu olmasını sağlıyor. Özellikle Akdeniz tipi diyetin kanser hastaları için olumlu sonuçları olabileceğini belirten Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Ceyda Nur Çakın, kanser haftasında hastaların nasıl beslenmesi gerektiği ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Ceyda Nur Çakın

Beslenme ile kanser hastalığı yakın ilişki içindedir

Beslenme; büyüme, gelişme, sağlığın korunması ve geliştirilmesi ve yaşam kalitesinin arttırılması için besin öğelerinin vücuda alınmasıdır. Aynı zamanda diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları gibi pek çok kronik hastalıktan korunmada ve tedavisinde beslenme şekli büyük önem taşır. Kanser; gerek hastalığın yarattığı fizyolojik değişikliklere bağlı besin öğesi ihtiyaçlarının değişimi, gerekse tedaviye bağlı yan etkilerden kaynaklı besin alımının etkilenmesi nedeni ile beslenme ile yakından ilişkili bir hastalıktır.

Doğru beslenme kanser hastalarının yaşam kalitesini artırır

Kanser hastalarında yeterli enerji ve protein alımının sağlanması; istemsiz vücut ağırlığı kaybının önüne geçerek, kişinin yaşam kalitesini artırır. Yeterli besin öğesi alan hastalarda enfeksiyonlara yatkınlık azalır ve hastanede yatış süresi kısalır. Tanıya, tedavinin yan etkilerine ve kişinin günlük ihtiyaçlarına uygun dengeli bir beslenme programı kanser tedavisinin önemli bir parçası olup, tedavi sürecini olumlu yönde etkiler. Bu nedenle alınan tedavinin türüne göre oluşabilecek ağız içi yaralar, yutma güçlüğü, iştahsızlık, ishal ve kabızlık gibi yan etkilere bağlı beslenme yetersizlikleri erken dönemde uygun beslenme programı ile düzeltilmelidir.

Akdeniz tipi diyet önemli

Kanser hastaları için olumlu etkileri gösterilen en ideal beslenme şekillerinden birisi de Akdeniz tipi diyettir. Akdeniz tipi beslenen hastaların tedavinin yan etkilerini daha iyi tolere ettiği görülmüştür. Akdeniz tipi diyet; tam tahıllı ürünler gibi kaliteli karbonhidratlar, farklı renklerdeki sebze ve meyveler ile zeytinyağı ve çiğ kuruyemişler gibi sağlıklı yağ kaynaklarını içeren bir beslenme şeklidir. Aynı zamanda bu beslenme şekli kırmızı et başta olmak üzere hayvansal kaynaklı protein kaynaklarının sınırlandırılarak nohut, mercimek gibi bitkisel protein kaynaklarına yer verilmesini tavsiye eder. Bunun yanı sıra süt ürünlerinin yağsız tüketilmesi önerilmektedir.

Bazı gıdalar sindirim zorluğuna neden olabilir

Akdeniz tipi diyet hücre yenilenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için gerekli olan antioksidanlardan ve bağırsak sağlığını destekleyen diyet lifinden zengin olması nedeniyle kanser hastaları için uygun bir beslenme şeklidir. Ancak bu beslenme şeklindeki bazı gıdalar; belirli kanser türlerine sahip hastalarda sindirim zorluğu yaratabilmektedir.  Bu nedenle tanı aldıktan sonra uygulanacak beslenme şekli ve bireysel planlama için beslenme uzmanından destek almak yararlı olacaktır.

Kanser hastaları için genel öneriler:

  1. Taze sebze ve meyveler, tahıllar, baklagiller, kabuklu yemişler, balık ve zeytinyağı tüketiminin ağırlıkta olduğu, tam tahıllı ekmeklerin tercih edildiği; trans yağlar, hayvansal yağlar, kırmızı et, kümes hayvanları, süt ve süt ürünleri tüketiminin düşük tutulduğu bir beslenme şekli benimseyin.
  2. Öğünlerinizi küçük porsiyonlara bölerek tüketin, erken doyma hissini önlemek için sıvı tüketimini öğün aralarında yapın.
  3. İşlenmiş, paketli ve tatlandırıcı içeren ürünlerden uzak durun.
  4. Sıvı tüketimini atlamayın. Su içmekte zorlanıyorsanız şekersiz komposto, süt/kefir/ayran ve çorba gibi sıvılardan destek alın.
  5. Tabaklarınızda farklı renklerdeki sebze ve meyvelere yer verin. Renkli beslenmek farklı vitamin-minerallerin yeterli alımını destekler.
  6. Ağız içinde yara mevcut ile sert, baharatlı, salçalı yiyecekler ve gazlı içeceklerden uzak durun. Çok sıcak veya çok soğuk besinleri tüketmeyin.
  7. Yutma güçlüğünüz varsa püre kıvamındaki gıdaları tüketmek daha kolay olacaktır. Su, meyve suyu gibi çok akışkan sıvılar solunum yoluna kaçarak öksürük ve enfeksiyona yol açabileceğinden kıvam artırıcı takviyelerin kullanımı fayda sağlayabilir.
  8. Greyfurt, kivi ve narı kemoterapi ilaçlarının etkinliğini değiştirebileceği için tedavi döneminde tüketmeyin.
  9. Haftanın bir gününü tartılma günü olarak belirleyin. Belirgin kilo kayıplarında hekiminize ve beslenme uzmanınıza danışmayı ertelemeyin.
  10. Tüm bunlarla birlikte fiziksel olarak aktif kalmaya çalışın. Hafif yürüyüşler kas kütlenizi korumaya ve iştahınızın açılmasına yardımcı olur.

Her 6 ölümden 1’inin sorumlusu…

Her 6 ölümden 1’inin sorumlusu…

Çağımızın en korkulan hastalığı şüphesiz ki kanser! Dünya genelinde her yıl yaklaşık 18 milyon kişiye kanser tanısı konulurken, ülkemizde de yaklaşık 150 bin kanser olgusu tespit ediliyor. Ölüm nedeni olarak kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alan kanser dünyada her yıl yaklaşık 9 milyon kişinin ölümünden sorumlu tutuluyor. Diğer bir deyişle, her 6 ölümden biri kansere bağlı olarak gelişiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, aslında tıp dünyasında çığır açan gelişmeler sayesinde kanserin birçok türünün günümüzde tedavi edilebildiğine veya yıllarca kontrol altında tutulabildiğine dikkat çekerek, “Kanser tedavisinden başarılı sonuç alınmasında erken teşhis ise son derece önem taşıyor. Ancak toplumda kanser hakkında doğru sanılan bazı hatalı bilgiler hastaların düzenli taramaları aksatmalarına ve hekime geç başvurmalarına neden olabiliyor. Teşhisin geç konulması da kanserin ilerlemesi, dolayısıyla tedaviden etkin sonuç alınamamasıyla sonuçlanabiliyor” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, kanser hakkında toplumda doğru sanılan 10 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Gökhan Demir

YANLIŞ: Kanser önlenemez bir hastalık. Dolayısıyla kanserden korunmak için yapabileceğim hiçbir şey yok!

DOĞRUSU: Sigara ile tütün kullanımı, obezite, düşük meyve ve sebze tüketimi, fiziksel aktivite azlığı ve alkol tüketimi kansere yol açan en önemli 5 değiştirilebilir risk faktörlerini oluşturuyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, bu etkenlerin ortadan kaldırılmasıyla her 3 kanser vakasından 1’inin önlenebildiğini belirterek, şöyle devam ediyor: “Kanser için en önemli risk faktörü ise sigara ve tütün kullanımıdır. Bu ürünlerinin tüketilmemesi sayesinde her 4 kansere bağlı ölümden 1’i engellenebiliyor. Ayrıca kanser nedeniyle oluşan ölümlerin yüzde 25’inden çeşitli enfeksiyon ajanları sorumlu oluyor. Human papilloma virüsü ve Hepatit B virüsüne karşı aşılama yapıldığında yeni gelişecek olan bazı kanser türlerinin önlenmesi mümkün olabiliyor”

YANLIŞ: Hiçbir sorunum yok. Neden kanser taraması yaptırayım ki?

DOĞRUSU: Kanser taraması herhangi bir semptomu olmayan sağlıklı bireylerde yapılıyor. Dünyada ve ülkemizde en sık görülen; meme, prostat, akciğer ve kolorektal ile rahim ağzı kanserlerinin tümü için tarama programları mevcut. Düzenli yapılan taramalar sayesinde bu kanserlerden bazıları önlenebilirken, bazıları da erken teşhis edilebiliyor.

YANLIŞ: Erkeklerde meme kanseri gelişmez!

DOĞRUSU: Batılı toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de her 8-10 kadından 1’i yaşamı boyunca meme kanseri teşhisi alıyor. Prof. Dr. Gökhan Demir, kadınlardan çok daha nadir de olsa meme kanserinin erkeklerde de görüldüğü uyarısında bulunarak, “Erkek meme kanseri tipik olarak kadın meme kanserinden daha ileri aşamalarda teşhis ediliyor. Bunun nedeni ise büyük olasılıkla erkeklerde meme kanseri oluşabileceğine dair farkındalık eksikliği ve rutin tarama muayenelerinin olmamasıdır” diyor.

YANLIŞ: Hamilelik veya emzirme dönemlerinde meme kanseri gelişmez!

DOĞRUSU: Nispeten nadir görülse de, 30 yaşın altındaki kadınlarda, her 5 meme kanserinden 1’i hamilelikle ilişkili oluyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, bu hastaların çoğunda BRCA1 veya BRCA2 genlerinde kalıtsal mutasyonlara rastlandığını belirterek, şöyle konuşuyor: “Ailesinde özellikle birinci dereceden birden fazla akrabasında, yine özellikle genç yaşta meme kanseri tanısı alan biri varsa, genetik geçişli meme ile jinekolojik kanser sendromların da düşünülmesi ve taramaların buna göre planlanması gerekiyor. Örneğin meme kanseri riskini artıran BRCA genleri gibi belirli genlere sahip, meme kanseri riski yüksek olan bazı kadınlar, tarama programlarına 40 yaşından önce başlamalıdırlar”

YANLIŞ: Sigarayı yıllar önce bıraktığım için şikayetlerimin nedeni kanser olamaz!

DOĞRUSU: Kansere bağlı ölümlerde ilk sırada yer alan akciğer kanserlerinin yüzde 85-90 gibi oldukça yüksek bir oranı sigaraya bağlı olarak gelişiyor. Prof. Dr. Gökhan Demir, “Sigara içmeyenlerde oluşan akciğer kanserlerinin büyük çoğunluğu da çevresel dumana maruz kalmakla ilişkili oluyor. Sigarayı bıraktıktan sonra uzun yıllar akciğer kanseri riski azalmıyor. Dolayısıyla sigara alışkanlığı bir süre önce bırakılmış olsa dahi başta yeni başlayan öksürük olmak üzere nefes darlığı ve kanlı balgam gibi  çeşitli yakınmalarda en kısa zamanda doktora başvurmalıdır” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

YANLIŞ: Sağlığım yerinde, kolonoskopi yaptırmama gerek yok!

DOĞRUSU: Kolon kanseri düzenli yapılan kolonoskopiyle önlenebilen bir hastalık. Üstelik kanser öncüsü olan polipler kolonoskopide tespit edildiği takdirde işlem sırasında hemen alınabiliyor ve böylece daha sonra gelişebilecek olan kolon kanseri büyük oranda önlenebiliyor. Ayrıca kanser gelişmiş ise erken evrede yakalanması sayesinde tamamen iyileşme sağlanabiliyor. Dolayısıyla hiçbir yakınması ve risk faktörü olmasa dahi 45 yaş üstü her erişkinin tarama amacıyla kolonoskopi yaptırması öneriliyor. Eğer ilk kolonoskopi normal olarak değerlendirilirse her 10 yılda bir tekrarlanması yeterli geliyor. Diğer kanserlerde olduğu gibi ortalama riskten daha yüksek riskli gruplarda ise kolonoskopiye başlama yaşı ve sıklığı değişebiliyor.

YANLIŞ: Hemoroidim kanıyordur!

DOĞRUSU: Bağırsak alışkanlığında değişiklik, tekrarlayan ishal veya kabızlık, dışkılama sırasında ağrı ile kanama, dışkı kalibrasyonunda incelme, şişkinlik, karın ağrısı ve kilo kaybı, demir eksikliği veya kansızlık gibi sorunların nedeni kolon ya da rektum kanseri olabiliyor. Dolayısıyla bu tür yakınmalarda hemoroit kaynaklıdır diye düşünmeyip, zaman kaybetmeden doktora başvurmak yaşamsal önem taşıyor. YANLIŞ: Kanser tedavi edilemez bir hastalık!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tıp dünyasında atılan dev adımlar sayesinde kanserin birçok türü tedavi edilebiliyor. Tedavinin tam olarak sağlanamadığı bazı türlerinde veya ileri evrelerde bile kanser artık kronik bir hastalık haline getirilerek yıllarca kontrol altında tutulabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, akıllı molekülller, biyolojik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde onkolojide yeni bir çığırın açıldığını vurgulayarak, “Günümüzde her tümörün birbirinden farklı genetik özelliklere sahip olduğunu biliyoruz. Kanser hücresinin genetik sırrı çözüldükçe kanser tedavisindeki şansımız da artıyor. Kişiye ve tümöre özel yaklaşımlar sayesinde kanser gelecekte çok daha etkin olarak kontrol altına alınabilecek bir hastalık olacaktır” diyor.

Kanser belirtileri

Kanser belirtileri

Çağımızın en korkulan hastalıklarından biri kuşkusuz ki kanser! Dünyada her yıl yaklaşık 15 milyon, ülkemizde yaklaşık 175 bin kişiye kanser tanısı konuyor. Günümüzde her ne kadar kanser tanısı alan hasta sayısı artsa da, teşhis ile tedavisinde çığır açan gelişmeler ve düzenli yapılan taramalar sayesinde uzun yıllar sağlıklı yaşam sürebilen kanserli hasta sayısı da giderek artıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, kanser tedavisinden başarılı sonuç alınmasında erken teşhisin kilit rol oynadığına dikkat çekerek, “Düzenli taramalar yaptırarak ve belirtileri dikkate alıp zamanında hekime başvurarak kanserin erken teşhis edilmesini, böylece tedavideki başarı şansını arttırabiliriz. Günümüzde erken teşhis edilen pek çok kanser türünde artık tam şifa sağlanabiliyor veya hastanın uzun yıllar sağlıklı yaşaması mümkün olabiliyor. Yeter ki düzenli taramalar aksatılmasın, kanser belirtilerinde zaman kaybetmeden hekime başvurulsun” diyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, kanserin önemli sinyallerini anlattı; öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Aziz Yazar

Öksürük

Kış aylarında ve pandemide öksürük en sık Covid-19 enfeksiyonu, nezle ve grip gibi solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle gelişiyor. Ayrıca reflü, bazı tansiyon ilaçları, astım ve daha pek çok etken öksürüğe yol açabiliyor. Ancak dikkat! Özellikle kış aylarında  üst solunum yolu enfeksiyonundan kaynakladığı düşüncesiyle ihmal edilebilen öksürük, akciğer kanserinin önemli bir belirtisi de olabiliyor! Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, özellikle solunum yolu enfeksiyonlarından sonra dört hafta geçmesine rağmen öksürüğün dinmemesi halinde mutlaka hekime başvurmak gerektiği uyarısında bulunarak, “Sigara içme öyküsü olan ve enfeksiyon olmadan öksürük yakınmaları başlayan kişilerde de akciğer kanserini düşünerek tetkik yapılıyor” diyor.

Ses kısıklığı

Kış aylarında ses kısıklığı en sık grip ve faranjit  gibi solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklansa da, reflü ile poliplerin yanı sıra sigara tüketimi gibi daha pek çok etken bu soruna neden olabiliyor. Ses kısıklığı aynı zamanda gırtlak kanserine de işaret edebiliyor! Prof. Dr. Aziz Yazar, ses kısıklığının 3-4 haftadan uzun sürmesi durumunda mutlaka kulak, burun ve boğaz muayenesi olunması gerektiğini belirterek, “Özellikle de sigara içen kişilerde başlayan ses kısıklığı gırtlak kanserini daha fazla aklımıza getirmemize neden oluyor” diyor.

Kanama

Vücudumuzun değişik yerlerinde kanamalar olabiliyor ve bu sorunun nedeninin mutlaka belirlenmesi yaşamsal önem taşıyor. Çünkü pek çok nedenle oluşabilen kanama kanserin de habercisi olabiliyor! Kusmayla birlikte seyreden kanama mide kanserini düşündürürken, kanlı balgam akciğer ve solunum yolları kanserini akla getiriyor. İdrar yollarında görülen kanama da mesane, üreter ve böbrek kanserinden dolayı gelişebiliyor. Bunların yanı sıra rektal, bir başka deyişle makatta oluşan kanama bağırsak kanseri, vajinal kanama da rahim ağzı ya da rahim kanseri sonucu oluşabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, “Tabi ki kanamaların tek nedeni kanser değildir ama kanser bu gibi durumlarda akılda tutulmalıdır” diyor.

Kilo kaybı

Kilo kaybı da birçok nedenden kaynaklanabiliyor. Kilo vermek amacıyla diyet yapmadan kilo kaybı oluyorsa ve bu soruna iştahsızlık da eşlik ediyorsa, altta yatan etken böbrek yetmezliği, karaciğer hastalığı, kronik bronşit, tiroidin fazla çalışması, diyabet ve bağırsak emilim bozukluğu olabiliyor. Prof. Dr. Aziz Yazar, bu faktörlerin yanı sıra kilo kaybının kanserin de belirtisi olabileceğini söyleyerek, “Kilo kaybı belli bir kansere özgü olmayıp birçok kanser türünde görülebilen bir belirtidir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ağrı

Ağrı vücudumuzun alarm sistemi gibi çalışıyor ve yolunda gitmeyen bir durum olduğunu gösteriyor. Pek çok hastalığın yanı sıra ağrı kanserin de önemli bir belirtisi olabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, kanserin türüne göre ağrı olan bölgenin değiştiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Geçmeyen karın ağrılarına özellikle kilo kaybı da eşlik ediyorsa; mide, kalın bağırsak veya pankreas kanserini düşündürebiliyor. Göğüs duvarındaki ağrı akciğer kanseri veya akciğer zarı kanseri (mezotelyoma) kaynaklı olabiliyor. Geçmeyen baş ağrıları beyin tümörlerine işaret edebiliyor. Son zamanlarda gelişen, geçmeyen ve aynı yerde sabit kalan kemik ağrıları ise kanser yayılımına bağlı oluşabiliyor”

Deri değişiklikleri

Ciltte özellikle güneş gören yerlerde başlayan kabarık veya tam aksine çöküntü halindeki oluşumlar cilt kanseri açısından değerlendiriliyor. Derinin en sık rastlanan kanserleri olan sküamöz hücreli ve bazal hücreli kanserler, bu türden belirtilerle kendilerini gösteriyor. Derinin en önemli kanseri olan melanom ise çoğunlukla benlerde oluşuyor. Benlerdeki simetrinin bozulması, renk değişikliği (alacalı bir hal alması), ben kenarının düzensizleşmesi, bende sulanma (ülser) ve ben çapının büyümesi durumunda melanomdan şüphelenilmelidir.

Yutma zorluğu

Yutma zorluğu; demir eksikliği anemisi, akalazya, enfeksiyon ve divertikül gibi nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, sorunun kaynağı kanser de olabiliyor. Yutma zorluğu yapabilen kanserler arasında yemek borusu kanseri, mide kanseri, yutak kanseri ve yemek borusuna dışardan bası yapan kanserler (akciğer kanseri, lenfoma, timoma) yer alıyor. Dolayısıyla yeni gelişen yutma zorluğunda mutlaka hekime başvurmak gerekiyor.

Şişlikler

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, vücutta fark edilen her türlü şişliğin dikkate alınması ve zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiğini belirterek, “Şişlikler kanserin türüne bağlı olarak ağız içinde, kaslarda, kemiklerde, deride, memede veya testislerde gelişebiliyor. Örneğin memede yeni oluştuğu fark edilen kitle meme kanserini düşündürüyor. Erkeklerde testislerdeki şişlikler de testis kanserinin belirtisi olabiliyor. Ağız içinde oluşan şişlikler ağız kanserine işaret ederken, derideki şişlikler deri kanserinin, kaslardaki şişlikler ise sarkomun habercisi olabiliyor” diyor.

İyileşmeyen yaralar

Vücudumuzda iyileşmesi uzun süren veya iyileşmeyen yaraların mutlaka tetkik ve takip edilmeleri büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise derideki iyileşmeyen yaraların diyabet hastalığının yanı sıra cilt kanserinden de kaynaklanabilmeleri. Ayrıca ağız içerisinde aft şeklinde gelişip büyüyen ve iyileşmeyen yaralar da ağız içi kanserine işaret edebiliyor.

Anemi (Kansızlık)

Anemi, bir başka deyişle kansızlık, ülkemizde çok sık rastlanan bir hastalık. Pek çok nedenden kaynaklanıyor ve en sık demir eksikliği sebebiyle oluşuyor. Erkeklerde ve menopoz sonrasında kadınlarda demir eksikliğine bağlı gelişen aneminin mutlaka tetkik edilmesi gerekiyor. Çünkü mide ve kalın bağırsak kanserleri kendilerini ilk olarak demir eksikliği anemisiyle gösterebiliyor.

Ülkemizde her yıl 40 bini aşkın kişi “akciğer kanseri” tanısı alıyor!

Ülkemizde her yıl 40 bini aşkın kişi “akciğer kanseri” tanısı alıyor!

Akciğer kanseri dünyada ve ülkemizde kanserden ölümler arasında ilk sırada yer alıyor. Dünyada her yıl 2 milyondan fazla, ülkemizde de 40 bini aşkın kişiye, sigaranın en önemli risk faktörü olduğu ‘akciğer kanseri’ tanısı konuyor. Günümüzde en korkulan kanser türlerinden biri olsa da, tanı ve tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde hastaların yaşam süreleri uzatılırken, yaşam kaliteleri de artırılıyor. Öyle ki erken tanı konulduğunda; immünoterapi, hedefe yönelik tedavi ile kemoterapi yöntemlerinin kombine edilerek uygulandığı tedavi protokolüyle hastalar uzun yıllar sağlıklı ve aktif yaşamlarına devam edebiliyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Er, günümüzde akciğer kanseri tedavisinin hastaya özel planlandığına ve bu sayede tedaviden oldukça başarılı sonuçlar alındığına dikkat çekerek, “Akciğer kanseri temel olarak ‘küçük hücreli olan’ ve ‘küçük hücreli olmayan’ şeklinde ikiye ayrılıyor. Küçük hücreli akciğer kanseri erken evrede kemoterapi ve radyoterapinin birlikte uygulanmasıyla tedavi ediliyor. Yaygın evrede ise kemoterapi ve immunoterapi kombinasyonuyla tedavinin başarısı artıyor. Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri ise moleküler özellikleri farklı olan birçok hastalığı içeriyor. O nedenle kişiye özel hassas tıp yöntemleriyle hastanın tümörüne özel en uygun tedavi seçiliyor” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Er, akciğer kanserinin tedavisinde çığır açan gelişmeleri anlattı; önemli uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Özlem Er

İmmünoterapi

İmmünoterapi; vücutta bağışıklık hücrelerinin uyarılarak kanser hücrelerini tanıması ve ortadan kaldırması esasına dayalı bir tedavi yöntemi. Bağışıklık sistemi elemanlarından olan makrofajlar, NK hücreleri ve T lenfositleri gibi hücrelerin aktifleştirilmelerini sağlayan immünoterapi, temelde kişinin bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi amacıyla uygulanıyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Er, günümüzde immünoterapide en çok kullanılan ilaçların bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri (baskılayıcılar) olan antikorlar olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor:

“Kontrol noktası inhibitörleri, yani antikorları günümüzde birçok kanserde önemli iyileşme sağlayan ve kullanımı gittikçe yaygınlaşan ilaçlardır. Bu özel moleküller bağışıklık sistemindeki doğal fren mekanizmasını ortadan kaldırarak, kanserli hücreyi tanıyan ve saldıran T hücrelerinin aktivasyonunu sağlıyorlar. Moleküller bağışıklık sisteminin kanserli hücrelere saldırmasını durduran ‘kontrol noktası proteinlerini’ bloke ederek etki gösteriyorlar”

Kemoterapi

Kemoterapi; kanser hücrelerinin büyümelerini ve çoğalmalarını önleyerek onları hasara uğratan bir tedavi yöntemi. Hızlı çoğalan hücreler kemoterapi tedavisiyle yok oluyorlar. Günümüzde kemoterapi uygulamalarında yan etkileri destek tedavilerle önlemek mümkün oluyor. Bulantı, kusma, kan değerlerinde düşme gibi yan etkiler bu şekilde önlenebiliyor. Prof. Dr. Özlem Er, küçük hücreli akciğer kanserinde kemoterapi yönteminin tedavinin en önemli parçası olduğunu vurgulayarak, “Bunun nedeni ise kemoterapinin küçük hücreli akciğer kanserinde hızlı çoğalan hücrelerde etkili olması ve yaygın hastalıkta kemoterapi ile immünoterapinin birlikte uygulanması. Bu yöntemlerde oldukça başarılı sonuçlar alınıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hedefe yönelik tedavi

Hedefe yönelik tedavi “akıllı ilaçlar” olarak bilinen yöntem. Kanser hücrelerinin büyümelerini ve çoğalmalarını sağlayan hedefler saptanarak, bu özel moleküllerle hücre büyümesi durduruluyor. Bu sayede normal hücrelerde oluşan yan etkiler en aza indirgeniyor. Hedefe yönelik tedaviler özellikle küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde tümörün genomik, bir başka deyişle hücrenin moleküler düzeyde özelliklerine göre düzenleniyor. Hücrede EGFR, ALK, ROS, BRAF, MET, RET diye adlandırılan 10’dan fazla hedef test edilerek, uygun molekül saptanıyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Er, “Moleküler özelliğine göre tedavi seçimi sayesinde, hem erken evre hem de ileri evre akciğer kanserinde tedavinin etkinliği yüksek, yan etkisi az oluyor ve hastaların yaşam süreleri belirgin oranda uzuyor” diyor.

 Sigara içiyorsanız… Dikkat!

Akciğer kanserinin en önemli nedeni, yüzde 90’ından sorumlu olan sigara! Sigaraya başlama yaşı ne kadar erkense, akciğer kanserinin gelişme riski de o oranda artıyor. Akciğer kanseri ileri evrelerde saptandığında hızlı ilerleyen bir hastalık. Bu nedenle erken tanısı yaşamsal öneme sahip. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Er, düşük doz radyasyonlu bilgisayarlı tomografi tetkikinin akciğer kanserinin erken tanısında etkin ve riski en az yöntem olduğuna işaret ederek, “20 yıl boyunca günde bir paket veya daha fazla sigara içmiş olan 50-77 yaş arasındaki kişiler, halen içmekte olanlar ve 15 yıldan daha kısa süre önce sigarayı bırakanlar, risk grubunu oluşturuyor. Erken tanı için risk grubundaki kişilerin yılda bir kez düşük doz bilgisayarlı akciğer tomografisi ile mutlaka taranmaları gerekiyor” diyor.

Akciğer en sık görülen kanser türleri arasında ilk sırada!

Akciğer en sık görülen kanser türleri arasında ilk sırada!

Akciğer kanseri dünyada her iki cinsiyet göz önüne alındığında en sık görülen kanser türü olarak ilk sırada yer alıyor. Bilim dünyasında en son yayınlanan verilere göre; tüm yeni tanı alan kanserlerin yüzde 12.3’ünü akciğer kanseri oluşturuyor. Ülkemizde her yıl 40 bin kişiye akciğer kanseri tanısı konuyor. Erkeklerde en sık görülen akciğer kanserini sırasıyla prostat ve bağırsak kanseri takip ediyor. Kadınlarda ise meme kanseri açık arayla ilk sırada yer alırken, bağırsak ikinci ve akciğer kanseri üçüncü sıklıkta görülüyor. Akciğer kanseri genellikle erken evrede belirti vermemesi ve tipik belirtilerinden biri olan öksürük yakınmasında sigara tüketen hastaların ‘Sigara öksürtüyor’ düşüncesiyle zamanında hekime başvurmamaları nedeniyle sıklıkla ileri evrede tanı alıyor. Oysa erken tanı konulduğunda tümörün ameliyatla çıkartılma şansı oluyor ve tedaviden daha başarılı sonuçlar alınıyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, akciğer kanserinde en önemli risk faktörünün sigara tüketimi olduğunu hatırlatarak, “Sigara içen kişinin bir de aile öyküsü varsa, hava kirliliği olan yerde yaşıyor ya da çalışıyorsa, risk katlanıyor. Akciğer kanserinin erken evrede teşhis edilebilmesi için belirtilerde zaman kaybetmeden doktora başvurulması ve yakınması olmasa dahi sigara içen 40 yaş üstü kişilerin yıllık akciğer tomografilerini yaptırmaları çok önemli. Ancak radyolojik incelemelerde her ne kadar düşük dozlu cihazlar kullanılsa da, en iyisi sigara ve kirli havadan uzak durmaktır” diyor. Peki, hangi belirtilerde zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak gerekiyor? Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, “Dünya Akciğer Kanseri Farkındalık Ayıkapsamında akciğer kanserinin 8 belirtisini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu

Uzamış öksürük

Özellikle sonbahar ile kış mevsiminde en sık görülen yakınmalardan biri oluyor öksürük. Genellikle üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, alerjiler, astım ile KOAH hastalıklarından kaynaklanıyor. “Ancak kuru ya da balgamlı öksürük, özellikle de kanlı balgam varsa akciğer kanseri için önemli bir belirti olabiliyor” uyarısında bulunan Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, şöyle devam ediyor: “Sigara içen kişilerin çoğu KOAH hastası oldukları için öksürüğün bu hastalıktan veya sigaradan kaynaklandığını düşünüp, hekime başvurmuyorlar. Bunun sonucunda da tanıda gecikme yaşanıyor. Erken tanı için özelikle sigara içen kişilerin öksürükleri 2-3 haftayı geçtiyse, mutlaka muayene olmaları gerekiyor. Eğer balgamda kan varsa, bu sürecin beklenmemesi büyük önem taşıyor”

Kanlı balgam

Balgamda kan KOAH, zatürre ve tüberkülozun yanı sıra akciğer kanserinin de önemli belirtileri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, “Kırmızı taze kan akciğer dışındaki bir sorundan, örneğin burun ve diş etinden kaynaklanabiliyor. Kahverengi kan genellikle mide sorunlarına işaret ediyor. Kan balgamla karışık ise akciğer kanserinin belirtisi olabileceği için zaman kaybetmemek gerekiyor” diyor.

İştahsızlık ve kilo kaybı

İştahsızlık ve kilo kaybı akciğer kanserinde sık görülen belirtilerden. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, istemsiz kilo kaybının kanserde çoğu zaman ileri evre belirtilerinden olduğunu belirterek, “Ancak burada genelleme yapılamaz, istemsiz kilo kaybı akciğer kanserinin tüm evrelerinde olabiliyor. Hatta erken evre belirtisi olarak gelişirse, erken tanı imkanı da sağlıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Halsizlik

Tüm kanser türlerinde olduğu gibi, halsizlik akciğer kanserinde de oluşan önemli bir belirti. Halsizlik her evrede görülebiliyor, dolayısıyla akciğer kanserinin erken dönem habercisi olabiliyor. Kanser hücrelerinin metabolizması çok fazla çalıştığı için normal hücrelere göre kat kat fazla enerji tüketiyorlar. Akciğer fonksiyonlarını da bozarak nefes darlığı da yapmaları nedeniyle ciddi halsizliğe yol açabiliyorlar.

Sık zatürre geçirmek

“Sık sık zatürre oluyorsanız, hele birde akciğerin hep aynı bölgesinde ise sorun, altta yatan neden akciğer kanseri olabiliyor” bilgisini veren Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, bu tabloda bronkoskopik incelemeyle hava yollarına gönderilen bir bronkoskop ile hava yolunun içinin görüntülendiğini, şüpheli durumda parça alınarak biyopsiye gönderildiğini söylüyor.

Nefes darlığı

Nefes darlığı akciğer kanserinin tipik belirtilerinden. Tümörün hava yolunu tıkaması sonucu oluştuğu için ileri evre belirtileri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu akciğer kanserinde nefes darlığının şiddetinin kısa sürede, örneğin günler haftalar içinde daha da arttığı uyarısında bulunarak, “Akciğer kanseri hastalarının önemli bir çoğunluğunda aynı zamanda KOAH hastalığı da oluyor. Bu nedenle hastalar nefes darlığının KOAH’tan kaynaklandığını düşünerek maalesef hekime başvurmakta gecikebiliyorlar” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Göğüs ağrısı

Göğüs ağrısı akciğer zarının ya da kemiklerin tutulumundan kaynaklanabiliyor ve akciğer kanserinin ileri evresinde gelişiyor. Ancak öksürük sırasında göğüste yeri tanımlanamayan bir ağrı olabiliyor ki bu belirti her evrede görülebiliyor. Bunun nedeni ise akciğer kanserinde hava yollarının kitleyi yabancı bir cisim sayarak atmaya çalışması. Kitleyi atamaması sonucu da inatçı ve ağrıya yol açabilen şiddetli öksürük oluşabiliyor.

Ses kısıklığı ve yutma güçlüğü

Ses kısıklığı ve yutma güçlüğü; soğuk algınlığı ile reflü gibi daha masum nedenlerin yanı sıra genellikle larenks kanserinden kaynaklanıyor. Ancak akciğer kanserinde de görülebiliyor. Bu kanser türünde ses kısıklığı ve yutma güçlüğü sinir ya da doğrudan ana hava yolu tutulumuna işaret ediyor.

Meme kanseri yaygınlaşıyor!

Meme kanseri yaygınlaşıyor!

Dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri erken dönemde hiçbir belirti vermeyerek sinsice ilerleyebiliyor. Günümüzde meme kanserinin giderek artış gösterdiğini, buna karşın bilim insanlarının yoğun çalışmalarıyla tanı ve tedavide son yıllarda devrimsel denilebilecek yöntemler geliştirdiğini belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir “Son birkaç yıl içinde yürütülen çalışmaların sonuçları meme kanseri pratiğimizi devrimsel nitelikte değiştirmiştir. Erken teşhis etkin ve güvenli ilaçların günlük pratiğimizde yer almasıyla her evredeki meme kanserli hastalarımıza yeni yaklaşımlarla modern tedavi seçenekleri sunabiliyoruz” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, Ekim Ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada meme kanserinde en yeni 3 tedavi yaklaşımını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sağlıksız beslenmeden hareketsizliğe, aşırı kilodan uzun süreli ve kontrolsüz hormonal tedavilere, sigara ve alkolden hiç doğum yapmamaya, erken adete girmekten geç menopoza… Son yıllarda ülkemizde görülme sıklığı giderek artan meme kanserine birçok etken zemin hazırlayabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir “Ailede özellikle birinci dereceden ve genç yaşta meme kanseri tanısı alan biri varsa, genetik geçişli meme ve jinekolojik kanser sendromlarının da düşünülmesi ve taramaların buna göre planlanması gerekir” diyor. Meme kanserinin erken evrede hiç bir belirti vermeyebildiğini, tümör büyüdüğü zaman memede ele gelen ağrılı veya ağrısız kitle, meme başında çekinti, meme başından kanlı akıntı, koltuk altında ele gelen şişlik, meme derisinde kızarıklık, ısı artışı ve portakal kabuğu görünümü ile kendini gösterebildiğini belirten Prof. Dr. Gökhan Demir “Ama amaç bütün bu belirtileri vermeden tümörü bir santimetrenin altında, erken evrede teşhis edebilmektir. Bu ancak hiçbir yakınması olmayan sağlıklı kadınlarda taramaların yapılması ile sağlanabilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Gökhan Demir

Bu 5 önleme dikkat!

Meme kanseri riskini azaltmak için; aşırı kilodan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak, dengeli ve Akdeniz diyeti ağırlıklı beslenmek (yani mevsiminde bol miktarda sebze-meyve tüketmek, bol balık yemek, zeytinyağlı gıdaları seçmek, az şeker, az tuz tüketmek, aşırı hayvansal yağdan ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak), kaliteli ve yeterli uyumak, alkolden ve sigaradan kaçınmak gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Gökhan Demir “Son yıllarda yapılan çalışmalarda uyku düzeninin de meme kanseri gelişme riski ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Özellikle gece nöbeti tutarak çalışan kadınlarda meme kanseri riski biraz daha yüksek bulunmuştur. Uyku sırasında DNA hasarı gelişmiş, henüz kansere dönüşmemiş ancak bu yola girmiş olan hücreler onarılır ve yenilenir. Bu nedenle sağlıklı uykunun koruyucu etkisini de atlamamak gerekir” diye konuşuyor.

Elle muayene ve mamografi hayat kurtarıyor!

Tüm bu sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinilmiş olsa da meme kanseri riskinin tamamen ortadan kalkmadığını vurgulayan Prof. Dr. Gökhan Demir şöyle konuşuyor: “Meme kanserinde erken tanı çok önemlidir. Çünkü meme kanseri erken teşhis edildiğinde tam olarak şifaya kavuşulabilen bir hastalıktır. Bu nedenle her kadının kendi kendini elle muayene etmesi (ergenlik yaşından itibaren ayda bir her iki memenin ve koltuk altının kişi tarafından elle yoklanması) ve her sağlıklı kadının 40 yaşından itibaren yılda bir mamografi yaptırması gerekir. Özel bir neden varsa 35 yaşından itibaren yapılmalıdır. Ailevi meme kanseri sendromu olan ailelerde ise meme kanseri taramasının meme MR’ı ile birlikte yapılması önerilmektedir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tedavide yeni savaşçılar artıyor!

Bilim insanlarının meme kanserinin tedavisine yönelik gerçekleştirmekte olduğu araştırmaların tüm hızıyla devam ettiğini belirten Prof. Dr. Gökhan Demir “Meme kanserinin tedavisinde bugün elimizde çok zengin bir cephaneliğe sahibiz. Tedavinin seçimi ve sıralaması hastalığın evresine ve tümörün biyolojisine göre belirleniyor. Son yıllarda kullanmaya başladığımız antikor-ilaç birleşikleri de kanser tedavisinde kanser hücrelerini seçici olarak öldürmek için “Truva atı” gibi çalışmaktadır. Hedefe özgü olarak üretilen bir immunglobulin molekülüne taşıtılan kemoterapi ilaçları, hedef hücreye ulaşıp hedeflerine bağlandıktan sonra hücre içine alınarak veya uygun koşullar altında taşıyıcı antikorundan ayrılıp etrafındaki hücrelere etki edecek şekilde ileri teknolojiyle ve mühendislikle geliştirilmişlerdir” diyor.

Kadın kanserlerinde yaşam kurtaran önerileri!

Kadın kanserlerinde yaşam kurtaran önerileri!

Ülkemizde meme kanserinden sonra en yaygın görülen kadın kanserlerinde ihmal edilen bazı belirtiler aksine yaşamsal önem taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör kadın genital kanserlerinin en sık görülenlerinin rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanseri olduğunu belirterek “Dünyada her yıl bir milyondan fazla kadın jinekolojik kanserle karşılaşıyor. Ülkemizde her yıl 5 bine yakın kadına rahim kanseri, yaklaşık 3 bin kadına yumurtalık kanseri, 1.500 kadına da rahim ağzı kanseri tanısı konuyor. Ancak çoğunlukla bu kanserler belirti vermeden sinsice ilerlediği için, çoğu kişi de ya korkudan ya da ihmalkarlıktan düzenli kontrollerini yaptırmadığı için ne yazık ki ileri evreye ulaşmış oluyor. Oysa ölümcül kadın kanserleri düzenli rutin kontroller ve testler ile erken teşhis edilirse tedavi edilebiliyor” diyor. Jinekolojik kanserler açısından toplumsal farkındalığın yok denecek kadar az olması nedeniyle tüm dünyada farkındalık oluşturabilmek için toplumun dikkati her yıl Eylül ayında jinekolojik kanserlere çekiliyor. Prof. Dr. Mete Güngör, Eylül ayı Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada en sık görülen üç kadın kanserinin ihmale gelmez belirtilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mete Güngör

  1. Rahim Kanseri (Endometrium Kanseri)

Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında yer alan rahim kanseri riski menopoz döneminde artıyor. Rahim içini döşeyen tabakanın hücrelerinden kaynaklanan rahim kanserinin genellikle erken evredede tespit edilebildiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Çünkü sıklıkla adet periyotları arasında veya menopoz sonrası vajinal kanama şeklinde belirti verir” diyor. Prof. Dr. Mete Güngör rahim kanseri riskini artıran faktörlere yönelik şöyle konuşuyor: “Adet dönemi 12 yaşından önce başlar ya da menopoz geç yaşta olursa, o kadar fazla östrojen hormonuna maruz kalınır ve bu da riski artırır. Aşırı kilo da vücuttaki östrojeni artırır ve rahim kanseri açısından riskli gruba sokar. Obez kadınlarda rahim kanseri riski üç kat fazladır. Yağlı diyet, hiç gebe kalmamış olmak, adet döneminin düzensizliği, diyabet, ailede meme veya yumurtalık kanseri hikayesi olması ve menopozda progesteron hormonu olmaksızın tek başına östrojen tedavisi verilmesi de riski artırır.”

Bu belirtilere dikkat!

Rahim kanseri en fazla kanama ile belirti verdiği için, kadınların özellikle menopoz döneminin ardından baş gösteren en küçük bir kanamaya hatta lekelenmeye karşı bile çok dikkatli olması ve hemen bir uzmana görünmesi gerekiyor. Adet kanamalarının fazla olması ve uzun sürmesi, pelvik ağrı, ilişki sırasında ağrı, anormal kanlı akıntı ve kilo kaybı da rahim kanserinin başlıca belirtilerini oluşturuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Yumurtalık (Over) kanseri

Yumurtalık kanseri genelde sindirim sistemi ve mesane sorunları gibi bir çok hastalığın belirtilerini taklit ediyor. Bu nedenle çoğunlukla tanısı geç ve ileri evrede konuluyor. Yumurtalık kanserini önceden tespit edecek bir yöntem olmadığını, teşhisin tesadüfen rutin jinekolojik muayenelerde konulduğunu belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Kadınların hiç olmazsa senede bir kez rutin jinekolojik muayene ve pelvik ultrason yaptırması gerekir” diyor. Kalıtsal gen mutasyonları, ailede yumurtalık kanseri öyküsü, önceki bir kanser tanısı, artan yaş, hiç hamile kalmamış olmak yumurtalık kanseri riskini artırıyor.

Bu belirtilere dikkat!

Karında basınç hissi ve şişkinlik, kasıkta dolgunluk veya ağrı, uzun süreli hazımsızlık, gaz veya bulantı, bağırsak alışkanlıklarında (kabızlık) gibi değişiklikler, kanama düzensizliği, mesane alışkanlıklarında sık idrara çıkma ihtiyacı dahil değişiklikler, iştah kaybı veya hızlı bir şekilde tokluk hissi, vajinal kanama ve kilo kaybı gibi sorunların yumurtalık (over) kanserinin belirtileri arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Mete Güngör; bu şikayetlerden bir veya birkaçı varsa kesinlikle ihmal etmeyip doktora görünmek ve gerekli tetkikleri yaptırmak gerektiğini vurguluyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Rahim Ağzı (Serviks) kanseri

Dünya çapında 45 yaş altı kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türü olan rahim ağzı (serviks) kanserini aşı ile önlemenin mümkün olduğunu ancak ne yazık ki çok sayıda kadının bundan haberinin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Mete Güngör “Rahim ağzı kanserinin yüzde  72-75’inden Human Papilloma Virüsün (HPV) 16 ve 18 tipleri sorumludur. HPV oldukça yaygın görülen ve cinsel yolla bulaşan bir virüs olduğu için bu tiplere karşı geliştirilen aşılar büyük koruma sağlıyor. Küçük yaşta cinsel ilişkiye başlamak, çok sayıda partner, sigara, sağlıksız beslenme, bağışıklık sistemini etkileyecek bir sağlık sorunu olması, uzun süreli doğum kontrol hapı kullanımı ve üçün üzerinde doğumun rahim ağzı kanseri açısından riski artırıyor” diyor.

Bu belirtilere dikkat!

Rahim ağzı kanserinin erken evrede genellikle belirti vermeyen ancak kadın kanserleri arasında düzenli taramayla önlenebilen tek kanser türü olduğunu vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör; bu nedenle her kadının hiçbir yakınması olmasa bile düzenli muayene olmasının ve 21 yaşından itibaren en geç 3 yılda bir Pap Smear testi yaptırmasının da hayati önem taşıdığını vurguluyor. Prof. Dr. Mete Güngör “Anormal vajinal kanama, cinsel ilişki sırasında veya sonrasında ağrı veya kanama, vajinadan anormal sulu, kokulu ve kanlı akıntı gelmesi, normal adet dönemi dışında kan lekeleri veya hafif kanama rahim ağzı kanserinin ileri evredeki belirtileri olduğundan bu şikayetlerden biri veya birkaçı varsa hemen doktora görünmek gerekir” diyor.

Kanser hücreleri her insanda var mı?

Kanser hücreleri her insanda var mı?

Fitoterapi Uzmanı Dr. Şenol Şensoy kanser hücrelerinin sağlıklı insanlarda da olduğunu ama bağışıklık sistemimizin her gün bu hücreleri yok ettiğini belirtti.

Her gün bünyemizde 1 milyon civarında kanser hücresi oluşuyor. Bizim savunma hücrelerimiz bu 1 milyon kanser hücresini ortadan kaldırıyor. Hayat boyu bu mücadele devam ediyor. Yararlı ve zararlıların mücadelesi, varlık aleminin başlangıcından sonuna kadar devam edecek bir süreçtir. Bünyemiz sağlıklıysa kanser hücrelerini bertaraf ediyor. Ne zamanki modumuz düştüğünde, savunma mekanizmaları zayıfladığı zaman belli bir dokuda veya bir organda kanserleşme başlıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bağışıklık Sistemi Neden Önemli?

Kanser tedavisinde modern tıbbın eksik kaldığı en önemli nokta bağışıklık sistemidir.

Kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavi teknikleri bağışıklık sistemine zarar vermektedir. Kanser

hücrelerinin yanısıra normal hücrelere de zarar verebilen bu yöntemler aynı zamanda bağışlık

sistemimizi zayıflatmaktadır. Kanser hücreleri hızlı bölünen hücrelerdir. Kemoterapi ilaçları vücutta

hızlı bölünen tüm hücreleri hedef almaktadır. Kemoterapi alan hastalarda sindirim sorunu olması,

saçların dökülmesi, mide bulantılarının olması, halsizlik ve yorgunluk gibi yan etkilerin görülmesinin

sebebi de budur. Kanser hücreleri dışında vücudumuzda hızlı bölünen tüm hücreler de olumsuz

etkilenmektedir. Bağışıklık sistemi hücreleri de bu gruptadır. Oysa kanserle savaşta bağışıklık

sisteminin güçlü olması olmazsa olmazdır. Kanserle savaşacak hücreleri kendi elimizle yok etmek

istemeyiz nihayetinde. Peki, kemoterapi almayalım mı? Elbette, kemoterapi alacağız ancak aynı

zamanda bağışıklık sistemimizi güçlü tutacak tedavileri de eksik etmeyeceğiz.

Apoptoz (Programlı Hücre Ölümü) Nedir?

Bizim sağlıklı hücrelerimiz bir takım zararlılarla karşılaştığında, bu zararlılar hücrenin mekanizmasını ciddi bir şekilde etkilediyse hücre, fonksiyon kaybına uğruyor, DNA hasarı olduğunda mutajen dediğimiz kanser formuna geçebiliyor. Hücreler bu durumda apoptoz dediğimiz bir yolağa giriyor. Hücreler bünyeye zarar vermemek için apoptoz dediğimiz programlı şekilde intihar ediyor. Aslında vücudun sağlıklı bir şekilde hayata devam etmesi için, onkojen dediğimiz o kulvara girmemesi için yani kanserin oluşmaması için apoptoz bir savunma mekanizmasıdır. Hücreler kendi hayatlarını kaybetmek pahasına organizmanın hayatının devamı için böyle bir yolağı kullanıyor.

Kanser hücrelerinde ise bu hücre intiharı ortadan kalkıyor. Apoptoz olmayınca sınırsız bir şekilde çoğalıyorlar. Kullandığımız tıbbi bitkiler kanser hücreleri ve kanser kök hücreleri üzerinde apoptoz dediğimiz mekanizmayı devreye sokuyor. Tıbbi bitkilerin kanserle mücadelede önemli etkilerinden biri de budur.

 

Dünyada her yıl 200 bin kadın bu hastalıkla tanışıyor

Dünyada her yıl 200 bin kadın bu hastalıkla tanışıyor

Yumurtalıklar (over) rahmin iki yanında asılmış şekilde duran ve kadın üreme sisteminin temel taşı olan organlardır. Gebelik oluşması için yumurta gelişimi bu organda gerçekleşir. Ayrıca kadınlık hormonları olarak bilinen östrojen ve progesteronun temel yapım yeri yine yumurtalıklardır. “Kadın sağlığı bakımından bu kadar temel bir göreve sahip olan ve tüm yaşam boyu aktif olarak çalışan yumurtalıklardan gelişen kanserler ise yumurtalık kanseri olarak bilinir” açıklamasında bulunan Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Emre Özgü “Dünyada her yıl yaklaşık 200 bin kadın yumurtalık kanserine yakalanmakta ve maalesef bu kadınların yarısından fazlası hayatını kaybetmektedir. Bir kadının hayat boyu yumurtalık kanserine yakalanma ihtimali yaklaşık %1,3-1,9 olarak hesaplanmıştır.   Yumurtalık kanserleri tüm kadın kanserleri arasında en öldürücü kanser olarak bilinir. Geç belirti vermesi belirti verdiğinde çok ileri aşamalara ulaşmış olması sebebiyle ‘sinsi’ bir kanser türü olarak bilinmektedir” dedi.

Erken yaşlarda da görülebiliyor

Yumurtalık kanserinin çok erken yaşlar dahil her yaşta görülebilmekle birlikte en sık gözlendiği yaş aralığı 60-65 yaş arası olduğunu dile getiren Dr. Emre Özgü sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüm yumurtalık kanserlerinin yaklaşık %5-10’unda ailesel yatkınlık gözlenir. Geriye kalan %90 hastada kanser gelişiminin bilinen bir sebebi yoktur. Ancak doğum yapmamış olmak, genital bölgede talk pudrası kullanımı, aşırı kilo yumurtalık kanseri için risk faktörü olarak sayılabilir. Yumurtalık kanserinin kilo kaybı, iştahsızlık, hazımsızlık, karında şişlik gibi şikayetleri baş gösterdiğinde hastalık ilerlemiş ve tedavi şansı azalmıştır. Sinsi bir kanser türü olan yumurtalık kanserinden korunmak için yapılabilecek en önemli yöntem rutin jinekolojik kontrollerin aksatılmamasıdır.”

Her kist kanser değil

“Yumurtalık kanserlerinin %30’u hiçbir şikâyeti olmayan kadınlarda, rutin kadın doğum kontrolü sırasında tanı almaktadır” açıklamasında bulunan Dr. Emre Özgü “Yıllık yapılacak kadın doğum kontrolleri sırasında yapılan ultrasonografi değerlendirmesinde yumurtalıklarda saptanacak bir anormallik kanserin erken tanınmasında ve daha etkili tedavisinde yardımcı olacaktır. Yumurtalıkta görülen her kist kanser işareti olmamakla birlikte, kistin yapısı, içeriği, çevre dokularla ilişkisi, CA-125 ve HE-4 gibi kandan bakılabilecek kanser belirteçleri şüpheli görülen kistleri olan hastalarda değerlendirilerek bu hastalar için ameliyat kararı verilebilmektedir. Yumurtalık kanserinin temel tedavi şekli cerrahidir. Cerrahide temel amaç etkilenmiş tüm dokuların çıkartılması olmalıdır. Ameliyat sonrası hastalığın yaygınlığına göre çeşitli doz ve sürelerde kemoterapi (ilaç tedavisi) uygulanmaktadır. Yumurtalık kanseri sık tekrarlar ve ardışık ameliyat ve ilaç tedavileri ile devam eden bir tedavi süreci olduğu için diğer tüm hastalıklardan fazla sabır ve destek gerektirir.”

Düzenli kontrol şart

Kanser farkındalığının önemine dikkat çeken Dr. Emre Özgü sözlerini şu şekilde noktaladı: “Zor tanı koyulan ve öldürücü olan bu hastalığın erken tanısı için rutin takiplerin yapılması çok önemli. Hastalığın tanı koyulması ne kadar gecikirse tedavi şansı o kadar azalacağı için rutin kontrollerin aksatılmaması, özellikle ailede kanser hikayesi olan kadınların daha yakından izlenmesinin sağlanması ile yumurtalık kanseri ile savaşta en büyük yardımcımız olacaktır.”