Yazılar

Kansere davetiye çıkaran hatalar

Kansere davetiye çıkaran hatalar

Kanser, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kalp hastalıklarından sonra 2. ölüm nedeni olarak yerini korumaya devam ediyor. Tüm dünyada kanser verilerini toplayan Globocan (Global Cancer Observatory) istatistiklerine göre; 2020 yılında 19.3 milyon kişiye yeni kanser tanısı kondu; 10 milyon hasta da kanser nedeniyle hayatını kaybetti. 2040’ta bu sayıların yüzde 50 oranında artacağı öngörülüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre de; ülkelerin yüzde 40’ında, Covid-19 pandemisi sırasında sağlık ünitelerine geç başvuru nedeniyle kanser tanısı daha geç evrelerde konabildi. Bunun nedenleri ise hastaların ya tedaviye ulaşmakta güçlük çekmeleri ya da enfeksiyonun bulaşma kaygısı nedeniyle tetkiklerini aksatmaları veya tedavilerini erken kesmeleri. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp, ayrıca tedavideki gelişmeler için çok önemli kaynak olan kanser araştırmalarında da pandemi sırasında ciddi yavaşlamalar olduğunu belirterek, “Önümüzdeki yıllarda bu aksamalara bağlı olarak kanser yükünde ciddi artışla karşılaşmayı bekliyoruz.” diye konuşuyor.

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp, dünyada kanserin görülme sıklığının artmasında hatalı alışkanlıklarımızın da önemli rol oynadığına dikkat çekerek, “Pandemi sürecinde kanseri tetikleyen en önemli unsurlar ise hareketsiz yaşam, tütün ve alkol kullanımı ile hatalı beslenme alışkanlığı oldu. Tütün kullanımı akciğer kanserlerinin yüzde 85’inden sorumlu olmasının yanı sıra baş ile boyun, pankreas ve mesane kanseri gibi ölümcül birçok kansere neden oluyor. Hatalı beslenme, yoğun alkol tüketimi ve egzersiz eksikliğinin de kanser riskini yüzde 30-50 oranında arttırdığı düşünülüyor” diyor. Peki hangi alışkanlıklarımız kansere adeta davetiye çıkarıyor? Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp kansere neden olan 10 hatalı alışkanlığımızı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Hata: Tütün ve tütün ürünleri kullanmak

Tütün, içinde yer alan nikotin dışında, sigara dumanı içeriğinde bulunan yüzlerce zararlı madde nedeniyle geçtiği yerler boyunca ve tüm vücutta hücre yapıları ile koruyucu bağışıklık kalkanının bozulmasına neden olarak kanser oluşumunu tetikliyor. Baş-boyun, akciğer, mesane ve pankreas gibi ölümcül kanser türleriyle birlikte toplamda 14 kanser türünün gelişiminde rol oynayan tütün ile tütün ürünleri; kanserlere bağlı ölümlerin yüzde 25-30’undan, akciğer kanserine bağlı ölümlerin de 87’sinden sorumlu oluyor. Sigara içmeyenlere göre sigara içen erkekler 23 kat, kadınlar da 17 kat kadar daha fazla akciğer kanseri riski taşıyor.

Hata: Hareketsiz yaşamak, batılı tarzı beslenmek

Hareketsiz yaşamla birlikte ‘Batı tarzı beslenme’ olarak nitelendirilen doymuş yağ asidi ve kırmızı etin yoğun tüketilmesiyle kolon kanseri riski yüzde 45 oranında artıyor. Bu tür beslenme ve yaşam tarzının getirdiği obezite nedeniyle de rahim, meme, pankreas ile mide kanserlerinin oluşma riski de yüzde 30 yükseliyor.

Hata: Fazla alkol tüketmek

Ciddi alkol tüketimi; aralarında yemek borusu, meme ve karaciğer kanseri gibi çeşitli kanser türlerinin gelişiminde önemli rol oynuyor. Örneğin yapılan çalışmalarda; günde 14 gram (360 ml bira, 150 ml şarap, 45 ml viski, rakı vb) ve üzerinde alkol tüketimi ile meme kanseri riskinin yüzde 23, kolon kanserinin yüzde 17, yemek borusu kanserinin de yüzde 220 oranında arttığı gösterildi.

Hata: Mangalda sık sık et/ sebze pişirmek

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp, karbonlaşmış besin maddelerinin vücuda zararlı olan pirolizat ve çeşitli amino asitleri içerdiklerini belirterek, “Bu bileşikler özellikle mide ve bağırsak sistemi kanserleri için riski arttırıyorlar”  diyor.

Hata: Uzun süre korunmasız güneşlenmek

Uzun süre korunmasız güneşlenme; güneşin zararlı ultraviyole ışınları nedeniyle cildin alt katmanlarında (dermis) bulunan hücrelerin DNA yapılarının kırılarak kontrolsüz bölünmelerine, koruyucu bağışıklığın baskılanmasına ve bu yolla melanom ile diğer cilt kanserlerine zemin hazırlıyor. Öyle ki 25 yaşından önce 6 kez veya daha fazla ciddi güneş yanığıyla karşılaşmak melanom riskini 2.7 kat, diğer cilt kanserlerini de 1.7-2 kat arttırıyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp, solaryum cihazlarıyla bronzlaşmanın ise cilt kanseri riskini 6 kat kadar yükseltebildiği uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor: “Kanser gelişimini önlemek için solaryumdan uzak durmak, güneşin zararlı ışınlarının yoğun olduğu 10:00-16:00 saatleri arasında dışarı çıkmamak, güneş maruziyeti bulunan zamanlarda SPF 30 ve üzeri koruyucu kullanmak gerekiyor.”

Hata: Paketlenmiş gıdalar ve koruyucu içeren işlenmiş gıda ürünlerini tercih etmek

“Bozulmamaları için nitrit ve nitrat eklenen konserve gıdalar ile azo tipi boya içeren gıda ürünleri direkt karsinojendir.” uyarısında bulunan Prof. Dr. Yeşim Eralp, kanser riskini artıran diğer ürünleri şöyle sıralıyor: “Ayrıca bisfenol içeren plastik kaplı ürünler, bu maddenin besine geçmesi yoluyla meme ve prostat kanserlerine zemin hazırlıyorlar. Satüre yağ asidi, rafine şeker ile un içeren ürünlerin tüketimi de oksidayon ve enflamasyonu tetikleyerek kansere yol açıyor. Çok şekerli tatlılar da insülin hormonunun aşırı salgısı yoluyla hücre bölünme ve büyüme yollarını uyararak kanseri tetikleyebiliyor.”

Hata: Tatlandırıcı içeren içecekleri abartmak

Yapılan çalışmalarda; tatlandırıcı içeren içeceklerin çok miktarda tüketilmesi; fazla miktarda aspartam alınması yoluyla bazı hematolojik kanserlerle ilişkilendiriliyor.

Hata:  Stresi yönetememek

“Yapılan çalışmalarda aşırı stresin tek başına kanseri tetiklediği gösterilmemiştir. Ancak, bununla birlikte gelebilecek aşırı tütün ve alkol tüketimi gibi kötü alışkanlıkların kanserle direkt ilişkisi ortaya konmuştur.” bilgisini veren Prof. Dr. Yeşim Eralp, “Stresten uzak durmak için iyi uyumak, mümkün olduğu kadar hareketli olmak, haftanın üç günü düzenli egzersiz için zaman ayırmak çok önemli.”  diyor.

Hata: Geceleri uykusuz geçirmek

Televizyon açık iken uyumak ve geç saatlere kadar uykusuz kalmak gibi uyku düzeni ile kalitesini olumsuz etkileyen hatalı alışkanlıklarımız da kanser riskini artırıyor. Melatonin; uyku döngüsü ve ‘sirkadiyen ritim’ olarak nitelendirilen vücudun biyolojik saatini düzenlemekle görevli bir hormon. Uykuyla ilgili hatalı alışkanlıklarımız nedeniyle, beynin orta bölgesinde yer alan küçük bir organ olan epifiz, melatonin hormonunun salgısını bozarak kanser oluşumunu tetikliyor.

Hata: Başucunda cep telefonuyla uyumak

Cep telefonları ve mikrodalga fırınlar gibi elektromanyetik radyasyon kaynağı cihazların kanser ilişkisi uzun süredir toplum çapında korku yaratan bir konu olarak tartışılıyor. Geçmişte yapılan hayvan deneylerinde, bu tür non-ionize ışımaların ‘myelom’ denen bir hematolojik kansere veya yumuşak doku tümörlerine yol açabileceği yönündeki veri, bu konuyu gündeme getirdi. Radyofrekans radyasyonunun, yakında bulunduğu dokuda şeker metabolizmasını hızlandırarak veya damarlarda genişleme ve ısı değişimi yoluyla kanseri tetikleyebileceği öne sürüldü. Prof. Dr. Yeşim Eralp, ancak epidemiyolojik çalışmalarda bunların toplum bazında kanserle doğrudan ilişkisinin kanıtlanamadığını belirterek, “Yine de telefon başucumuzda uyumamak ve konuşurken kulaklık kullanmak yoluyla cihazla uzun süreli yakın temastan kaçınmak, olası bir kanserden korunmak için öneriliyor.” diyor.

Yaklaşık 100 bin kişi bu hastalığından habersiz

Yaklaşık 100 bin kişi bu hastalığından habersiz

 Tıpta yaşanan gelişmeler, tedavi yöntemlerindeki iyileşmeler ve erken tanı sayesinde bir zamanlar “çağın hastalığı” olarak tanımlanan kanser, adı “ölüm” ile özdeşleşen bir hastalık olmaktan çıkmıştı. Ancak pandemi koşulları, kanser tedavisinde elde edilen bu başarıyı gölgeliyor. Çünkü erken tanı ve tarama programlarına yönelik başvuruların azalması ve tedavilerin aksaması, kanserden ölümlerin artması endişesine yol açıyor. Geçen bir yıllık sürede meme, rahim ağzı ve kolon kanseri taramalarının yüzde 80-90 oranında düştüğüne dikkat çeken Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, “Rutin muayenelerin de seyrekleşmesi nedeniyle tesadüfen konulabilecek kanser tanılarında da bir azalma yaşandı. Geçen yıl mart ayında konulan meme kanseri tanısı bir önceki yıla göre yüzde 51 daha az. Tüm kanser tanılarında ise yüzde 65’lik bir düşüş yaşandı. Basit bir hesapla; Türkiye’de yaklaşık her yıl yeni tanı alan kanser hasta sayısının 160 bin kişi olduğunu düşünürsek 2020 yılında 100 binin üstünde kişi kanser tanısı alamamış diyebiliriz. Yani 100 bin kişi kanser olduğunu bilmeden yaşıyor aramızda… Bu düşüşün nedeni ise maalesef kanserin azalması değil, kanser taramalarını aksatması ve virüs bulaşır endişesiyle şikayetleri olmasına rağmen doktora başvurmamalarından kaynaklanıyor.  Yani insanlar kanser olduklarından haberdar olmuyor” diye konuşuyor. Pandemi koşullarının kanser hastalığının görülme sıklığını zirveye taşımaması için erken tanı ve farkındalık konusunun önemine vurgu yapan Prof. Dr. Aziz Yazar, 1-7 Nisan Kanser Haftası kapsamında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

Geçen yıl mart ayında küresel salgın olarak ilan edilen koronavirüs, tüm sağlık sistemini de kökünden etkiledi. Covid-19 virüsünün bulaşmasını önlemek için alınan tedbirler nedeniyle birçok hastane pandemiye ayrıldı. Acil olmayan ameliyatlar ve tedaviler, salgın sonrasına ertelendi. Diğer taraftan hastalar da sağlık kurumlarına gitmekten korktuğu için tanı ve tedavilerde aksamalar yaşandı. Tüm bu süreç, özellikle erken tanının tedavide çok büyük önem taşıdığı kanser hastalığı için endişe verici olmaya başladı. Geçen yıl mart ayından bu yana meme, rahim ağzı ve kolon kanseri taramaları yüzde 80-90 oranında düşüş olduğunu, kanser tanısında yüzde 65’lik bir azalma yaşandığını kaydeden “Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Yapılan bir araştırmaya göre Eylül 2020’de kanser tanısı konulan hastaların en az yüzde 32’sinin beklenenden daha ileri evrede. Mevcut veriler de önümüzdeki yıllarda tanı konacak kanserlerin daha ileri evrede olacağı ve bundan dolayı tedavilerin zorlaşacağını gösteriyor. Bu nedenle özellikle kanser açısından aile öyküsü olanlar ya da kanser açısından risk grubunda olanlar ve bir takım şikayet ve belirtileri olanların tarama ve tetkiklerini yaptırmaları konusunda cesaretlendirilmeleri gerekir.”

“Kanser, önlenebilir bir hastalık; ama!”

Kanserin büyük oranda önlenebilir bir hastalık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aziz Yazar, “Çünkü kanser yüzde 90 çevresel ve yüzde 10 oranında ise genetik faktörlere bağlı. Çevresel faktörler arasında en önemli yeri sigara, obezite, yanlış beslenme, hareketsiz yaşam, alkol ve enfeksiyonlar tutuyor. Bu risk faktörleri kaldırılırsa kanser gelişme riski de önemli bir oranda azalmış olur” diye bilgi veriyor. Risk faktörleri hakkında toplumun aydınlatılması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Aziz Yazar,  kanserden korunmak için dikkat edilecek noktaları şöyle sıralıyor:

1- Tütün ürünlerinden kaçının!

Sigara ve diğer tütün ürünlerinin tüketilmesi kanser riskini artırıyor. Sigara içmediği halde dumana maruz kalanlarda da risk yükseliyor. Akciğer kanserinin yüzde 90’a yakın kısmı sigaradan dolayı gelişiyor. Ayrıca baş-boyun, yemek borusu, mesane, rahim ağzı, pankreas ve böbrek kanseri gibi birçok kanser türüne de yol açıyor. Tütünden kaçınmak veya bırakmak verebileceğiniz en önemli sağlık kararlarından birisi ve kanserden korunmanın en önemli parçası.

2- İdeal kiloda olmaya çalışın

Hareketsiz yaşam kilo artışına ve obeziteye kapı aralıyor. Obezite ise özellikle meme, yemek borusu, pankreas, rahim, yumurtalık, kalın barsak, prostat ve böbrek kanseri riskini artırıyor. İdeal kilonuzda olmak kanserden korunmada önemli bir etken.

3- Sağlıklı beslenin

Günlük beslenmenizde 4-5 porsiyonluk sebze-meyve dağılımına önem verin. Bu sayede ideal kilonuzu koruyarak bazı kanser türlerinin gelişimini de azaltabilirsiniz. Lifli gıdaları tercih edin. Araştırmalara göre az lifli gıda tüketenlerde kalın bağırsak kanseri daha sık görülüyor.

4-Alkolden uzak durun

Fazla alkol tüketimi bağışıklık sistemini zayıflattığı için kanser riskinin artmasına yol açabiliyor. Aşırı alkol, özellikle baş-boyun, karaciğer ve pankreasta kanser gelişimine neden olabiliyor.

5- Hareketsizlikten kaçının

Fiziksel aktivitenin artırılması ideal kilonuzu kontrol etmenize yardımcı olur. Bunun yanında fiziksel aktivite meme ve kolon kanseri riskini de düşürebilir. Her gün en az yarım saatlik fiziksel aktivite yapmaya özen gösterin.

6-Güneşten korunun

En yaygın kanser türlerinden biri olan cilt kanserinden korunmak için güneş ışınlarının dik geldiği 10.00-16.00 saatleri arasında doğrudan güneşe maruz kalmayın. Güneş ışınlarından korunmak için uygun kıyafet ve güneş koruyucu kremler kullanın. Solaryumdan uzak durun.

7- Aşı yaptırın

Hepatit B aşısı ile karaciğer kanseri riski azaltılabilir. İnsan papilloma virüsü (HPV)’a karşı aşılanma ile rahim ağzı, anal, penis ve baş-boyun kanserine yakalanma olasılığı düşürülebilir.

Pandemi, kolon kanserinde erken tanıyı engelliyor!

Pandemi, kolon kanserinde erken tanıyı engelliyor!

Yaklaşık bir yıldır ülkemizi de derinden etkileyen koronavirüse yakalanma endişesiyle hastaneye gitmeye çekinilmesi, kolon kanserinde de erken tanı şansını engelliyor. Ülkemizde hem erkeklerde hem de kadınlarda en çok ölüme neden olan kanser türleri arasında üçüncü sırada yer alan kolon kanseri, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve hareketsizliğin de etkisiyle hızla yaygınlaşırken, tarama programlarının düzenli yaptırılmaması da riski arttırıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Nurdan Tözün, Mart ayı Kolon Kanseri Farkındalık Ayı ve 3 Mart Dünya Kolon Kanseri Farkındalık Günü kapsamında yaptığı açıklamada; kolon kanserinin kolonoskopi ile büyük ölçüde önlenebildiğini vurgularken, kolon kanseri hakkında doğru bilinen bazı yanlışların, hastalığın teşhisini ve tedavisini geciktirdiğini söylüyor. Prof. Dr. Nurdan Tözün, kolon kanseri hakkında toplumda doğru bilinen 6 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ülkemizde hem kadınlarda hem de erkeklerde kanserden ölümlerde üçüncü sırada yer alan kolon kanseri, kurallara uyulduğunda önlenebilen ve kolonoskopi sayesinde erken tanı konulduğunda tedavisi yüz güldürücü olan bir kanser türü. Zira kanser yüzde 98 oranında polip zemininde gelişiyor ve kolonoskopi sayesinde poliplerin alınması kanseri önlüyor. Buna karşın özellikle de pandemi sürecinde koronavirüse yakalanma endişesiyle hastanelere gitmeye çekinilmesi ve kolonoskopinin ertelenmesi, kolon kanserine ileri evrede tanı konulmasına yol açabiliyor! Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Nurdan Tözün, Avrupa’da her yıl 375 bin kişinin kolon kanseri tanısı aldığını ve 170 bin kişinin hastalıktan hayatını kaybettiğini belirterek “Kanser taraması programında yer alması gereken 50 yaş ve üstü sağlıklı kişiler ve kolon kanseri tedavisi görüp de kontrol kolonoskopisi yaptıracak olanların önemli bir bölümü, Covid-19 bulaşma korkusu nedeniyle son bir yıldır hastaneye başvurmadılar. Bu da deneyimlerimize ve bazı yayınlara göre ileri evre kolon kanserine rastlama olasılığını artırdı. İtalya’da Bologna Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada kolon kanseri taramasının 4-6 ay ötelenmesi ileri evre kolon kanserini yüzde 3 oranında artırıyor; 12 ayı aşan bir gecikme ise bu oranı yüzde 7’ ye çıkarıyor. Oysa pandeminin bizi ne zaman terk edeceği meçhul ve koronavirüse karşı çok iyi önlemler alınarak tarama programları kesinlikle aksatılmamalı.” diyor.

Kolon kanseri hakkında doğru bilinen 6 yanlış!

Toplumda kolon kanserine yönelik bazı yanlış inanışlar bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Nurdan Tözün bu yanlış inanışların erken teşhis imkanını önlediğine ve hastalığın ileri evreye ulaşmasına neden olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Nurdan Tözün toplumdaki bu yanlış inanışları ve doğrularını şöyle anlattı;

Makattan kan gelmesi hemoroid hastalığına işaret eder, fazla önemsenmemeli: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hastaların çoğu kötü bir hastalık çıkacak korkusu ile “Bende hemoroid var, kanama nedeni herhalde odur.” söylemiyle hekime başvurmuyor, komşunun tavsiyesine uyup alternatif tıbba yöneliyor. Bazen de hekim özellikle genç ve kronik kabızlığı olan hastalarda muayenede hemoroid ya da fissür (çatlak) varsa kanamayı bu duruma bağlıyor. Oysa makattan kan gelmesi bir kanserin ya da büyükçe bir polipin habercisi olabilir. Mutlaka  ayrıntılı inceleme gerekiyor.

Bu hastalık genetik, benim ailemde kanser yok: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kanserlerin yüzde 15’i genetik zeminde oluşur. Kişinin birinci derece yakınında kolon kanseri olması ya da ailevi kolon polipozisi bulunması kansere yakalanma riskini artırır. Ancak ailesinde hiç kanser olmayan kişilerde de kalın bağırsak kanseri gelişebilir. Son yayınlarda ailesel olmayan kolon kanserlerinde de tümör dokusunda genetik tarama yapılması öneriliyor.

Uzun süreli kabızlık daha sonra kansere yol açar: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kronik kabızlık ya da hassas bağırsak sendromunun kolon kanserine yol açtığı konusunda bir bilgi yoktur. Ancak kolon kanseri ya da büyükçe bir polip bağırsak boşluğunu daraltacak kadar büyüdüğünde kabızlık, bağırsak tıkanması ya da makattan kanama görülebilir. Bağırsak alışkanlığı bu yönde değişen kişilerin mutlaka bir gastroenteroloğa görünmesi gerekir.

Kolonoskopi çok zor ve sancılı bir işlem, ölümcül bile olabilir! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kolonoskopi uzman ellerde riski oldukça düşük bir işlemdir. Kolonoskopi esnasında bağırsağın delinmesi ya da kanama 1000’de 1’den azdır. Kolonoskopi öncesi hasta eşlik eden hastalıklar açısından değerlendirilir, ilaçları ayarlanır. (Örneğin; kalp kapağı değiştirilmiş olanlarda antibiyotikler, kan sulandırıcı ilaçlar, anti-diyabetikler vs.), bilinen hastalıklarına ya da vücut yapısına göre bağırsak temizliği yapılır, işlem derin sedasyon (uyku) altında yapıldığı için hasta ağrı duymaz ve işlemde özel durumlar dışında genel anestezi uygulanması gerekmez.

Hiçbir şikayetim yokken neden kolonoskopi yaptırayım ki! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bir insanın hayatı boyunca kolon kanserine yakalanma riski yüzde 6 gibi hiç de küçümsenmeyecek bir olasılıktır. Yani her 18 kişiden 1’inde kolon kanseri gelişebilir. Kolon polipleri ve kolon kanserine obez kişiler ve sigara içenlerde, düzenli alkol kullananlar, işlenmiş gıda ile beslenenler, ailesinde kolon kanseri olanlar ve egzersiz yapmayanlarda daha sık rastlandığı bilinmektedir. Oysa kolonoskopi ile kolon kanserinden ölüm riski yüzde 45 oranında azalmaktadır.

Kolon kanserini önleyen ilaçlar var! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bu konuda çok çalışılmış olmasına rağmen net bir sonuç yok. Bazı çalışmalarda non steroid antiinflamatuar ilaçlar, kalsiyum, magnezyum, folik asid, B6 ve B12 vitamini, D-vitamini, statinler ve aspirinin kanseri önleyici etkisinden bahsedilse de bu etki geniş serilerde doğrulanmamış. Başka amaçla aspirin kullananlarda belki marjinal bir iyilik elde edilebilir deniliyor. Bu konuda alınacak çok mesafe var. En iyisi sağlıklı ve liften zengin beslenmek, egzersiz yapmak, sigara ve alkolden uzak durmak ve kilo almamak.

Kolon kanserini önlemek mümkün; ama!

Kolon kanseri yüzde 98 oranında polip zemininde gelişiyor ve çapı 15 mm’nin üzerindeki poliplerde kanserleşme 15 mm’nin altındakilere oranla 1.5 misli fazla. Kolonoskopi ile poliplerin alınmasının kanseri önlediğini belirten Prof. Dr. Nurdan Tözün; günümüzde Avrupa ülkelerinin hemen hepsinde çeşitli protokollere dayalı kolon kanseri tarama programları yürütüldüğünü, 2000-2016 yılları arasında 16 Avrupa ülkesinde yapılan bir çalışmada özellikle tarama programını erken başlatan ülkelerde kolorektal kanser sıklığının anlamlı bir şekilde azaldığının bildirildiğini söylüyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Nurdan Tözün kolon kanseri taramalarının nasıl yapıldığını şöyle anlatıyor: “Genelde birçok ülkede tarama yöntemi olarak her yıl ya da iki yılda bir dışkıda gizli kan bakılması kullanılıyor. Bazı ülkeler daha duyarlı ama daha maliyetli bir yöntem olan ve prekanseröz lezyon olan poliplerin alınmasına da imkan sağlayan kolonoskopiyi altın standart olarak kabul ediyor. Günümüz teknolojisi ile erken kolon kanserleri ve polipler yapay zekaya dayalı görüntüleme sistemleri ile daha iyi tanınabiliyor. Her ne kadar kolonoskopi polipleri saptamada altın standart ise de işlemin başarısını; kolonoskopiyi yapan kişinin deneyimi ve işlemde kalite standartlarına uyulmuş olması belirliyor.”

Kimlere tarama yapılmalı?

Covid-19 pandemisinin uzun bir süre daha devam edebileceğini düşünerek hiçbir tarama programını ve kontrolleri aksatmamak gerektini vurgulayan Prof. Dr. Nurdan Tözün, “Bunun için pandemi koşullarında gerekli önlemlere (maske, mesafe, temizlik) uymak ve Covid-19 aşısını olmak gibi tedbirleri alarak; dışkıda gizli kan testi ya da tercihen kolonoskopi işlemini  yaptırmak kolon kanserinden korunmada en etkin ve akılcı  yol  olarak gözüküyor. Peki kimlere tarama yapılmalı?

  • Genelde tarama yaşı, ortalama risk grubunda olan kişiler için 50 yaş olarak kabul ediliyor. Tarama, hassas yöntemle her 2 yılda bir dışkıda gizli kan bakılarak ve testi pozitif çıkanlara kolonoskopi uygulanarak yapılıyor. Bulgulara göre kolonoskopi 1-3-5 ya da herşey normalse 10 yıl sonra tekrarlanıyor.Taramanın sonlandırma yaşı 75 olarak belirlendiyse de bu süre kişiye göre uzatılabiliyor.
  • Son yıllarda erken yaş kalın bağırsak kanserinin artış göstermesi üzerine taramaya 45 hatta 40 yaşında başlanması öneriliyor.
  • Birinci derece yakınında kolon kanseri olan ya da ailevi polipozis sendromlarından biri bulunan kişilerin taranmasına daha erken yaşta başlamak gerekiyor.

Kanserli çocukları Covid-19’dan koruyan 6 kritik kural

Kanserli çocukları Covid-19’dan koruyan 6 kritik kural

Bir yıldan bu yana, günlük yaşam alışkanlıklarımızı, çalışma şeklimizi ve sosyal ilişkilerimizi temelinden değiştiren Covid-19 virüsünün üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Aşı çalışmalarıyla pandemiye karşı önemli bir kazanım elde edilse de, hala özellikle riskli gruplar için tedbiri elden bırakmamak en önemli korunma yöntemi. Özellikle kanser tedavisi gören çocukların zayıf bağışıklık sistemleri nedeniyle virüse karşı daha savunmasız olabildiklerine dikkat çeken Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, “Kanser tedavisinin aksamaması için sadece bu minik kahramanların değil, onlara bakım veren aile bireylerinin de kendilerini korumaları gerekiyor. Bu nedenle evde, hastanede ve her yerde maske takmayı ihmal etmemeliler” diyor.

Maskeli kahramanlar için bu kurallar tanıdık

Son bir yılda tüm dünyanın yeni normali, “maske, mesafe ve hijyen” üçlüsünün üzerine şekillendi. Bu 3 önemli madde özellikle kanser tedavisi gören çocuklar için çok tanıdık. Kanser hastası çocukların kemoterapi tedavisine başlandığı ilk andan itibaren maskeli yaşama geçtiğini anlatan Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, “Bizim ‘maskeli kahramanlar’ dediğimiz bu kendileri minik, mücadeleleri dev olan çocuklarımız akranlarına ve kalabalığa mesafe koymanın yanı sıra temizlik kurallarını zaten uyguluyorlar” diyor. Aşılama sayesinde Covid-19 endişesinde azalma beklentisi olsa da, kanserli çocukların bu virüsle karşılaşmaları hala büyük bir tehdit. Kemoterapi tedavisinin çocuklarda kan değerlerini düşürdüğünü ve bağışıklık sistemini zayıflattığını belirten Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, şöyle devam ediyor: “Çocukların Covid-19 enfeksiyonunu daha rahat atlattığı biliniyor. Ancak yine de bu virüs nedeniyle yoğun bakımda tedavi edilen çocuklar da oldu. Bu durum kanser tedavisi gören çocuklar için daha büyük risk. Zayıf bağışıklık sistemleri nedeniyle kanser tedavisi gören çocukların Covid-19 enfeksiyonunu daha ağır geçirme riski de çok yüksek olabilir” diye konuşuyor.

Covid-19’dan koruyan 6 kritik kural!

Covid-19 virüsünün bulaşması halinde onkolojik tedaviye de ara veriliyor. Bu da tedavide önemli bir aksamaya neden oluyor. Sadece çocuğun değil ona bakım veren yakınlarının da bu enfeksiyon riskinden kendilerini korumaları gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, “Hasta yakınlarında Covid-19 testi pozitif çıkarsa çocuk da hemen izlemeye alınıyor. Test yapılıyor ve klinik bulguları takip ediliyor. Bu süreç de tedavide en az 15 günlük aksama anlamına geliyor. Bundan dolayı ailede her bireyin dikkatli olmasını istiyoruz” diye konuşuyor. Aşı uygulamasının başlamasına karşın, kemoterapi alan çocuklarda tedavi sürerken veya bitiminden sonraki ilk 3 ayda canlı aşıların çocuklar için faydadan çok zarar getirdiğini ifade eden Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, pandemi döneminde uyulması gereken kuralları şöyle özetliyor:

  • Maske kullanımını asla aksatmayın. Hastanede ve evde çocuğunuz da siz de maske takın.
  • Çocuğunuzun sağlığı için onu her türlü temastan koruyun. Arkadaşları dahil hiçbir ziyaretçiyi evinize kabul etmeyin.
  • Dışarıya çıkan ve çalışan aile bireyleri eve geldiklerinde mutlaka kıyafetlerini değiştirmeli, banyo yapmalı, dezenfektanla ellerini temizlemeli. Tedavisi devam eden çocuğunuzla görüşmesi gerektiğinde maskeli ve mesafeye dikkat ederek konuşmaya özen göstermeli.
  • Doktorunuzun kemoterapi sürecinde önerdiği tüm bakım ve temizlik işlemlerini aksatmadan yapın. Çocuğunuzun ağız sağlığına ve hijyenine önem verin.
  • Kemoterapi tedavisi sırasında doktorunuzun önerdiği beslenme tarzını düzenli bir şekilde uygulayın. Bağışıklık sistemini güçlendiren ilaç, vitamin ya da bitkisel ürünleri doktorunuza sormadan asla kullanmayın.
  • Çocuğunuzun sağlığına dair en ufak yakınmayı ya da şikayeti önemseyerek hemen doktorunuza ulaşın.

Polipler sinsice kansere dönüşebilir

Polipler sinsice kansere dönüşebilir

Kolon kanseri günümüzde en sık rastlanan kanser türlerinden biri. Öyle ki tüm kanserler arasında 3. sırada yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre; kolon kanserinin yüzde 90-95’inin sorumlusu ise ilerleyen yaşla birlikte görülme riski artan kolon polipleri! Bu poliplerin yüzde 10-20’si ortalama 8-10 yılda habis özellik kazanıyor, bir başka deyişle kanserleşiyor! Kansere dönüşmeden genellikle belirti vermediği için ‘gizli tehlike’ olarak adlandırılan polipler aslında düzenli yapılan kolonoskopi ile tespit edilip çıkartılabiliyor, bu sayede kolon kanserine dönüşmesi önlenebiliyor! Acıbadem Fulya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, bu nedenle hiçbir risk faktörü olmasa dahi herkesin 50 yaşında kolonoskopi yaptırması gerektiğine dikkat çekerek, “Risk faktörü olan kişilerde ise bu takvim daha öne çekiliyor. Poliplerin kolon kanserine dönüşmeden saptanmaları ve çıkartılmaları, patoloji sonucuna göre aralıklı tarama kolonoskopilerinin yapılması sayesinde hastanın hayatı kurtulabiliyor. Üstelik günümüzde kolonoskopi işlemi sadece 30 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanabiliyor.” diyor.

Sinsice kansere dönüşebiliyor

Kolon (kalın bağırsak) polipleri; kalın bağırsağın içini örten tabakanın normal olmayan şekilde büyümesi sonucu milimetrik ölçülerden santimetrik ölçülere kadar ulaşabilen ve bağırsak kanalına çıkıntı yapan kitleler olarak tanımlanıyor. Erişkin yaş grubunun kabaca yüzde 6’sında görülen kolon polipleri, 50 yaş civarında yaklaşık yüzde 20-25’e ve 70 yaşından sonra ise yüzde 40’lara kadar yükseliyor. Polipler genelde belirti vermiyor, sıklıkla kolon kanseri için yapılan tarama kolonoskopilerinde saptanıyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal poliplerin bu nedenle gizli tehlike olarak adlandırıldıklarını vurgulayarak, “Daha az sıklıkta ise kansızlık, alt gastrointestinal sistem kanaması, dışkılama alışkanlığında değişiklik, nadiren de bağırsak tıkanması nedeniyle hastalar hekime başvurabiliyorlar.” diyor.

Aile öyküsü varsa risk 2-3 kat artıyor

Liften fakir beslenme gibi hatalı beslenme alışkanlığı, 50 yaşın üzerinde olmak, genetik yatkınlık, popülasyona özgü nedenler, hareketsiz bir yaşam sürmek, obezite, sigara tüketimi, akromegali, kontrol altında tutulamayan tip 2 diyabet  ve inflamatuar bağırsak hastalıkları, polip oluşumuna neden olan etkenler arasında yer alıyor. Poliplerin görülme oranı kolon kanserinin sık yaşandığı toplumlarda daha fazla oluyor. Bunların yanı sıra ailede kanser öyküsü olması da riski yükseltiyor. Öyle ki birinci derece akrabalarında polip olan kişilerde, normal popülasyona göre risk göre 2-3 kat artıyor.

 Kansere dönüşmeden alınıyor

Kolonoskopi yöntemiyle poliplerin saptanıp çıkartılması kolon kanseri gelişimini önlediği için hayat kurtarıcı oluyor. Kolonoskopide; ucunda kamera bulunan bükülebilir bir aletle kalın bağırsak mukozası inceleniyor. Bu şeklide kolon polipleri saptanıyor ve forseps veya tel döngüyle polibin kalın bağırsaktan çıkartılması işlemi olan polipektomi yapılyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal tedavideki hedefin polibin tamamen çıkartılması olduğunu vurgulayarak, “Kalın bağırsağında polip olan hastada ileride başka polip oluşma ihtimali oluyor. O nedenle, saptanan polip veya tüm polipler çıkartıldıktan sonra, poliplerin çapı, sayısı ve patoloji sonuçlarına göre belli aralıklarla tarama kolonoskopilerinin yapılması gerekiyor. Deneyimli ellerde yapılan işlemler ve doğru sıklıkta gerçekleştirilen kolonoskopik taramalarla tedaviden oldukça başarılı sonuçlar alınıyor.” diye konuşuyor.

Düzenli tarama yaptırmak şart!

Kolorektal kanserler için risk faktörleri olmayan kişilerde kolonoskopi ile taramanın 50 yaşında başlanması gerektiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof  Dr. Oya Yönal,

Kolonoskopide çıkan sonuç normal ise taramaya 10 yılda bir devam edilmeli. Polip tespit edildiyse; polibin sayısı, çapı ve patoloji sonucuna göre kolonoskopi daha sık tekrarlanmalı.” diyor. Birinci  derece akrabalarında (anne, baba ya da kardeş) kolorektal kanser ya da polip olan kişilerde ise kolonoskopi taramasının 40 yaşında ya da kanser tanısı almış en genç akrabanın yaşının 10 yıl öncesinden başlanması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Oya Yönal, şöyle devam ediyor: “Eğer ilk sonuçlar normalse taramaya her 5 yılda bir devam edilmeli. Polip saptanırsa daha sık tekrarlanmalı” diye konuşuyor.

Polip oluşumunu önlemenin 6 püf noktası!

  • Lifli sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeye özen gösterin
  • Kırmızı eti ve yağlı yiyecekleri azaltın
  • Düzenli olarak fiziksel aktivite yapın
  • Sigara ve alkol tüketiminden kaçının
  • İdeal kilo kontrolünü sağlayın
  • Bazı çalışmalarda günlük yüksek miktarda D vitamini alanlarda kolon polipleri ve kolon kanseri riskinin azaldığı gösterilmiş. O nedenle ideal D vitamini düzeyi için D vitamini desteği de öneriliyor.

Meme Kanseri tedavisinde yeni gelişmeler

Meme Kanseri tedavisinde yeni gelişmeler

Meme kanseri, dünyada kadınlarda en sık görülen kanserdir! Ölüme yol açan kanserler arasında da ikinci sıradadır. Özellikle Batı toplumlarında (AB ülkeleri, ABD) yaklaşık her 8 kadından birinde meme kanseri görülmektedir.

“Meme kanserinden korunmak açısından; zayıf olmak, spor yapmak, gereksiz ve uzun süreli hormon ilaçları kullanmamak, daha temiz bir çevrede bulunmaya çalışmak ve stresi mümkün olduğu kadar kontrol altında tutmak çok önemlidir” diyen Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Abut Kebudi, meme kanserini ve tedavi sürecindeki yenilikleri anlattı.

En Sık 40’lı Yaşlarda Görülmekte!

Meme kanseri her yaşta görülmekle beraber en sık 40’lı yaşlardan sonra görülme sıklığı artmaktadır. Daha genç ve daha yaşlı kuşakta da bu tanı konabilmektedir. Meme kanseri nedenleri arasında genetik ve ailesel faktörler yaklaşık yüzde 5-15 oranında etkili olabilmekte, büyük çoğunluğunda neden tam olarak bilinmese de yaş, çevre faktörleri, radyasyon, beslenme, hormonal faktörler önemli rol oynamaktadır. Meme kanserinden korunmak açısından zayıf olmak, spor yapmak, gereksiz ve uzun süreli hormon ilaçları kullanmamak, daha temiz bir çevrede bulunmaya çalışmak ve stresi mümkün olduğu kadar kontrol altında tutmak çok önemlidir. Ayrıca ayda bir kendi kendine yapılan muayene, risk durumuna uygun sıklıkta meme muayenesi için bu konuda uzman olan bir doktora başvurmak ve bu konuda yapılan yayınları takip etmek te çok önemlidir. Amaç, her ne kadar bu hastalığa yakalanmamak olsa da, erken safhada konacak bir tanı ile daha az tedavi ile çok iyi sonuçlar almak mümkündür.

Bugünün çağdaş tıbbında meme kanseri ile mücadelede şunlar önemlidir;

  • Risk gruplarını belirlemek.
  • Önlenebilir risk faktörlerini ortadan kaldırmak.
  • Hastalık gelişirse en erken yakalamak.
  • Mümkünse hayat kalitesini bozmadan en az tedaviyi uygulamak.
  • Organını kaybetmeden tedavi etmek.
  • Mümkün olan en uzun sağkalımı elde etmek.
  • Erken tanı için Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği tarama programı: Kendi kendine muayene 20’li yaşlarda başlamalı. Doktor muayenesi, 20-39 yaş arası 3 yılda bir, 40 yaşından itibaren de yılda bir olmak üzere ihmal edilmemeli. Mamografi 40 yaşından itibaren risk durumuna göre yılda veya 2 yılda bir yapılmalı.

“Meme Koruyucu Cerrahi” Gündemde!

Önceden meme kanseri tanısı konduğu zaman meme ve koltuk altı komple alınmaktaydı. Şimdi bu ameliyat özel durumlarda (memede yaygın tümör, küçültülemeyen büyük tümör, hasta tercihi vs) tercih edilmektedir. Daha sonraları anlaşıldı ki; tüm memeyi almanın hastanın yaşamına faydası olmadığı gibi kötü kozmetik bir sonuca da yol açmaktadır. Böylece memenin kısmen alındığı  “Meme Koruyucu Cerrahi” gündeme gelmiştir. Bir aşama sonrası da “Onkoplastik Meme Cerrahisi”dir. Burada memedeki tümör büyük de olsa memeyi kaybetmeden uygun plastik yöntemlerle yapılan ve memenin şeklini mümkün olduğu kadar en iyi şekilde koruyabilen ameliyatlar söz konusudur.

Silikon İmplantlar Sayesinde İyi Hissetmek Mümkün!

Ayrıca, memeyi komple almamız gereken durumlarda da, mümkünse memenin cildini koruyup içini boşalttığımız ve yerine uygun silikon implant yerleştirdiğimiz ve böylelikle gayet iyi bir kozmetik sonuç alabildiğimiz bir ameliyatı (Subkutan Mastektomi) tercih etmeye çalışıyoruz. Bu ameliyat, riskli kadınlarda kanser gelişmeden de koruyucu olarak yapılabilmektedir. Buna örnek olarak, Angelina Jolie’yi verebiliriz.

Koltuk Altı Cerrahisinde De Ciddi Gelişmeler Var!

Koltuk altı cerrahisinde de ciddi gelişmeler vardır. Geçmişte, her meme kanseri ameliyatında tüm koltuk altı lenf dokusu çıkartılmaktaydı ve buna radyoterapi de eklendiğinde 5 kadından birinde kötü sonuçlara yol açan kolda şişmeye sebep olabilmekteydi (lenfödem). Günümüz meme cerrahisinde ise, artık koltuk altı dokusu örneklenmekte ve gerek varsa cerrahi müdahale yapılmakta veya bölgesel tedavi sadece radyoterapiye bırakılabilmektedir. Hastalığın belli bir aşamayı geçtiği, ancak henüz metastaz yapmış olmadığı hastalarda da ameliyat öncesi kemoterapi uygulanmakta ve hastalık geriletilerek yukarıdaki tedavilerden uygun olanı yapılmaktadır.

Kısaca Çağdaş Meme Kanseri Tedavisinde Amaç;

  • Hastalığı önlemeye çalışmak,
  • Hastalık önlenememişse en erken yakalamaya çalışmak,
  • En az tedavi ile mümkün olan en iyi kozmetik sonuçla ve en iyi yaşam beklentisiyle hastamızı tedavi etmektir.

Kanser nasıl yenilir?

Kanser nasıl yenilir?

Her yıl dünyada ortalama 18 milyon kişiye, Türkiye’de ise 163 bin kişiye kanser tanısı konuyor.  “İyileşme oranları artacak, ölüm oranları düşecek mi?” Kanser tedavisinde umut verici gelişmeler var.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2030 yılında tüm dünyada 22 milyon yeni kanser tanısı olacak. Peki kanserle mücadelede başarıyı ne zaman sağlanacak, çağın hastalığı kanseri nasıl yeneceğiz? Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Türken kanserle mücadeledeki gelişmeleri, tanı ve tedavinin geleceğini anlattı. Teknolojik gelişme ve yeniliklerle doğru tanı oranlarının arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Türken, “Kanser en ileri devrede bile tedavi edilebilir bir hastalık haline gelecek” dedi.

Özellikle sık görülen kanserlerde önerilen tarama programları ile erken teşhis oranlarında ciddi artışlar olduğunu söyleyen Prof. Türken, “Tarama programlarıyla henüz belirti vermeyen birçok kanser çok erken evrelerde tespit edilebiliyor. Bilinçlenmenin artışı ile aile bireylerinde kanserli yakınları olanların kendi istekleri ile kontrol edilmeleri, hafif yakınmaları olanların vakit geçirmeden bir sağlık kurumuna başvurmaları erken teşhis oranlarını arttırdı.  Tıbbi cihazlar ve kullanılan malzemelerin de teknolojik gelişmelere paralel olarak daha kaliteli olması, çok erken aşamalarda kanserli hastaları tespit etmemize olanak sağlıyor” dedi.

Erken teşhis oranları arttı. Peki ya tedavi? Kanser tedavisinde yeni ilaçlar ve yöntemlerle başarı şansının artık daha fazla olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Türken, erken teşhislerin artması ile ölüm oranlarının da azalmaya başladığını söylüyor. Tedavide genel olarak cerrahi yöntemler, ışın tedavisi (radyoterapi) ve ilaç tedavileri (kemoterapi ve diğer sistemik tedaviler) uygulandığını belirten Türken, yöntemlerle ilgili şu bilgileri verdi:

“Erken evrelerde cerrahi operasyon, geç evrelerde ilaçlı tedaviler ön planda olsa da artık bütün bu tedavilerin her evrede ardışık veya birlikte uygulanabiliyor. Meme kanseri nedeni ile ameliyat edilmiş bir hastaya daha sonra oluşabilecek nüksleri önlemek için koruyucu olarak (adjuvan) radyoterapi veya kemoterapi verilebiliyor. Ya da ileri evrede kanserli bir hastanın ilaç veya ışın tedavileri sonrası uygun hale gelirse ameliyat edilebiliyor.”

Prof. Dr. Türken kanser tedavisinin giderek hastadan hastaya tedavi yöntemi değişen, kişiye özgü bir tedavi haline gelmeye başladığını da vurguladı. Kişiye özgü tedavinin ilaçlı tedavilerde ön planda olmakla birlikte cerrahi ve radyoterapide gibi diğer yöntemler için de geçerli olduğunu belirten Türken, örneklerle kişiye özgü tedaviyi şöyle anlattı:

“Her meme kanserli hastanın artık bütün meme dokusu alınmıyor. Bazı hastalarda organ koruyucu cerrahi dediğimiz yöntemle sadece tümörlü kısmı çıkarılıyor. Yine radyoterapi yapılacak hastalarda da ışınlanan bölgenin genişliği ve dozlar hastadan hastaya değişebiliyor. Ama kanser tedavisini kişiselleştiren en büyük gelişmeler ilaçlı tedavilerde yaşanmakta. Artık klasik kemoterapi dışında akıllı denilen, hedefe yönelik ilaçlar ile bağışıklık sistemini tümöre karşı daha aktif kılmayı hedefleyen immünoterapi gibi yeni tedavi seçeneklerimiz var. Tümör hücre yapısının daha iyi anlaşılması ve doğrudan tümörü hedefleyen yeni moleküllerin keşfi kanser tedavisinde çığır açtı. Yeni ilaçlarla birlikte tedavi spektrumu genişleyecek ve kanser ileri evrede bile olsa tamamen tedavi edilebilir bir hastalık haline gelecektir.”

Kanser hastalarına koronavirüsten korunma önerileri!

Kanser hastalarına koronavirüsten korunma önerileri!

Hangi kanser hastaları, koronavirüste daha ciddi risk altındadır? Kanser hastaları koronavirüsten korunmak için neler yapabilir? İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tayfun Hancılar, açıkladı.

COVID-19, ülkemiz ve tüm dünya için ciddi bir sağlık tehdidi oluşturmaya devam ediyor.

Hangi Kanser Hastaları Daha Ciddi Risk Altındadır?

Hodgkin dışı lenfoma, kronik lenfositik lösemi, akut miyeloid lösemi, akut lenfoblastik lösemi ve multipl miyelom gibi kan maligniteleri olan hastalar, kemik iliği nakil hastaları, aktif kemoterapi, immünoterapi ve radyoterapi uygulanmakta olan tüm kanser hastaları; koronavirüsten korunma konusunda daha dikkatli olmaları gereken hastalardır. Hastalığın akciğer üzerindeki etkileri göz önüne alınırsa, KOAH ve akciğer kanseri hastalıkları birlikte olan hastalarımız daha dikkatli olmalıdır.

Tedavisi Tamamlanmış Kanser Hastalarında Da Risk Devam Ediyor Mu?

Elbette; kanser tedavisi tamamlanmış ve sağlığına kavuşmuş hastaların riski, çok daha düşüktür. Ancak kemoterapi ve radyoterapinin bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri, bazen beklenenden uzun sürebilir. Bu nedenle; bu hastalarımızın tedavi sonrası 2 ay daha dikkatlerini en üst düzeyde tutmaları gereklidir.

Koronavirüsten Korunma Yolları Nelerdir?

Aktif kemoterapi, immünoterapi ve radyoterapi devam eden hastalarımız kesinlikle tedavilerine ara vermemelidirler. Gerekli önlemlere uygun yaşayarak, tedavilerine düzenli devam etmelidirler. Özellikle tedavi altındaki kanser hastalarına, kapalı mekanlardan mümkün olduğunca uzak durmalarını tavsiye ediyoruz. Açık havada virüsün yayılma riski olmadığı için maske takmak gereksizdir, ancak kapalı mekanlarda (otobüs, tren, sinema salonları, alışveriş merkezleri, spor alanları, restoranlar vb.) bulunması gereken kanser hastalarına ağız ve burun bölgesini, tam kapatan maske takmalarını öneriyoruz.

En Az Yüzde 60 Alkol İçeren Solüsyonlar Kullanılmalıdır

Doğal olarak el teması kaçınılmaz olduğu için ellerin; yüz ve ağız, burun ile temas etmemesine dikkat etmek gereklidir. Elleri sık sık en az 20 saniye sabunla yıkamak veya yüzde 60 alkol içeren solüsyonlar ya da dezenfektanlar kullanmak korunma açısından çok önemlidir.

Hastalar Açık Havada Gezebilirler

Kanser tedavisi gören hastalarımıza mümkün olduğunca yurt dışı seyahatinden kaçınmalarını öneriyoruz. Tedavileri devam eden kanser hastalarının,  hastalık belirtileri olmasa da koronavirüs taşıyıcılarının kuluçka döneminde bulaşıcı olma özelliğinin devam ettiği göz önünde tutularak kalabalık yerlerde olmamaları ve ziyaretçi kabulünü en aza indirmelerini öneriyoruz. Hastalarımızın açık havada yapacakları geziler, temiz hava ile temasları bizim için olumludur bu nedenle öneriyoruz.

Koronavirüsten Korunmak İçin Nasıl Beslenilmelidir?

Bağışıklık sisteminin güçlendirmek, koronavirüse karşı alınacak en iyi önlemdir. Bu nedenle; riskli kanser hastalarının beslenmesi, önem kazanmaktadır.

Tedavisi Devam Eden Kanser Hastalarına Önerilerimiz:

  • Günde en az 2.5 litre sıvı tüketin
  • Kefir bağışıklık sistemi için çok yararlıdır ve tedaviler esnasında güvenle kullanılabilir. Mümkünse evde hazırladığınız kefiri günde 2 bardak olarak içebilirsiniz.
  • Propolis içeren solüsyonlardan günde bir kez tüketebilirsiniz.
  • Gün içinde tüketeceğiniz suyun içine bir adet limon koyarak kullanın, limon hem içerdiği C vitamini nedeni ile virüslere karşı koruyucu olacaktır hem de daha fazla miktarda su içmenizi sağlayabilir.
  • Öğünlerinizde mutlaka sebze ve yeşillik içeren salatalar olmalıdır.
  • Meyve ve sebzeleri kullanmadan önce dikkatlice yıkayın.
  • Kemoterapi esnasında kullanılmasını önermediğimiz; greyfurt ve nar suyu haricindeki meyve sularını taze olmak kaydı ile rahatlıkla tüketebilirsiniz.
  • Deniz suyu içeren burun damlalarını gün içinde sık sık kullanarak ve tuzlu ya da karbonatlı su ile gargara yaparak, virüsün boğaz ve burun mukozasına yapışmasını engelleyebilirsiniz. Böylece hastalık riski, en aza indirilebilir.
  • Dirseklerinizi de kapsayacak şekilde, gün içinde sık sık ellerinizi en az 20 saniye yıkayın.
  • Sigarayı kesinlikle tüketmeyin ve sigara içilen ortamlarda bulunmayın.
  • Zerdeçal ve zencefilin, ağız yoluyla emilimi yüksek olmasa da bağışıklık sistemi için yararlıdır. Salatalara ekleyerek ya da yoğurt ile birlikte tüketebilirsiniz.

Vücuttaki her tümör kanser değildir

Vücuttaki her tümör kanser değildir

Dünyada her geçen yıl kanser vakaları artıyor. Kesin nedenleri bilinmeyen kanserin birçok farklı türü bulunuyor. Yaş, cinsiyet ve aile öyküsünün kanser riskinde önemli faktörler olduğunun altını çizen Op. Dr. Cuma Aslan, 4 Şubat Dünya Kanser Günü vesilesiyle kanser hakkında merak edilenleri anlatıyor.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yalnızca 2018 yılında 9,6 milyon insan kanser nedeniyle hayatını kaybetti. Son 20-30 yılda ortalama ömrün uzaması ve yaşlı nüfusunun artmasına bağlı olarak kanser hastalıklarının oranı arttı. Yaygın görülen kanser türlerinin coğrafi olarak farklılaştığını ve bunun genetik, çevresel ve beslenme farklarından kaynaklandığını belirten Op. Dr. Cuma Aslan, “Bölgesel ve uluslararası veritabanlarının oluşturulması kanserin etyolojisi ile ilgili bilgimizi geliştirmede kritiktir. Sonunda global olarak kanserin önlenmesi için hedeflenen stratejilerin başlatılmasına yardımcı olacaktır. Kansere bağlı ölüm oranlarının ve 5 yıllık kanserli hastaların sağ kalım oranlarının izlenmesi sağlık hizmetinin eşit verilmediği bölgeleri tespit edecektir. Böylece sağlık hizmetlerine ulaşım kolaylaştırılacak ve tedavi için kılavuz oluşturulacaktır” diyor.

Kanserin temelinde kontrol edilemeyen hücre bölünmesi yatıyor

Kanser teriminin ilk olarak Yunanlı hekim Hipokrat tarafından tanımlandığını söyleyen Op. Dr. Aslan, kanserin kaynaklandığı doku veya organa göre birçok türü bulunduğunun ama hepsinin temelinde kontrol edilemeyen hücre bölünmesi olduğunun altını çiziyor. Tüm doku ve organlarda kanser gelişim süreci aynı olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Aslan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Normal şartlarda vücudumuzdaki sağlıklı hücrelerin bölünmesi, çoğalması hücrenin çekirdeğinde bulunan DNA tarafından kontrol edilmektedir. Belirli sayıda bölünme sonrası hücre ölümü gerçekleşir. Buna apoptozis (programlı) hücre ölümü denir. DNA’da meydana gelen hasar sonucu hücre bölünmesi kontrol edilemez. Aşırı çoğalan hücreler organ ve dokularda birikerek tümör dediğimiz kitleleri oluşturur. Ancak tümörlerin tümü kanser değildir. Kapsülü olup kapsül dışına çıkamayan, uzak doku ve organlara yayılım göstermeyen tümörlere iyi huylu tümörler; kapsülü olmayan kan ve lenf damarlarıyla uzak doku ve organlara giden tümörlere kötü huylu tümör (kanser) denir.”

Bazı risk faktörlerini azaltmak mümkün

Op. Dr. Cuma Aslan, erkeklerde deri, akciğer, prostat, kalın bağırsak, mide, pankreas ve rektum; kadınlarda ise deri, meme, akciğer, kalın bağırsak, rektum, over, mide ve pankreas kanserinin en sık görülen türler olduğunu anlatıyor. Kanserin kesin nedenleri bilinmediğini ancak bazı risk faktörlerinin tanımlandığını söyleyen Op. Dr. Aslan, bu risk faktörlerinin çevresel değiştirilebilir ve değiştirilemeyen olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını anlatıyor: “Tütün ve alkol kullanımı, radyasyona maruz kalma, besinlerdeki kanserojen maddeler, virüsler, güneş ışınlarına maruz kalma ile deri, solunum veya sindirim yoluyla vücuda giren kimyasal maddeleri çevresel değiştirilebilir risk faktörleri arasında sayabiliriz. Yaş, cinsiyet ve aile öyküsü ise değiştirilemeyen risk faktörlerindendir. Bu faktörleri açıklamak gerekirse; çoğu kanser türü ileri yaşlarda görülür. Ancak lenfoma, lösemi gibi çocukluk çağında görülen kanserler de vardır. Prostat kanseri sadece erkeklerde görülür. Meme kanseri ise hem kadınlarda hem erkeklerde görülür ama kadınlar da risk daha fazladır. Yakın akrabalardan birinde genç yaşta kanser görülmesi; birkaç kuşakta, üç veya daha fazla kişide aynı tür kanser görülmesi ailesel kanser riskini akla getirir.”

Farklı kanser tiplerinin farklı belirtileri bulunuyor

100’ü aşkın kanser tipi bulunduğu için belirtilerin farklılık gösterdiğini belirten Op. Dr. Aslan, en sık görülen belirtileri şöyle sıralıyor:

  • Kilo kaybı: Hızlı kilo kaybı mide, yemek borusu pankreas gibi kanserlerde çoğunlukla ilk belirtidir.
  • Halsizlik: Kronik kan kaybı ile seyreden mide, bağırsak gibi kanserlerde halsizlik ilk belirti olabilir.
  • Yüksek ateş: Tüm kanserlerin son evresinde yüksek ateş görülebilir. Lenfoma ve lösemi gibi kanserlerde ateş ilk belirti olabilir.
  • Kanama: Bağırsak kanserlerinde dışkıda kanama, mesane kanserlerinde idrarda kanama görülür. Akciğer kanserlerinde balgam ve öksürükle kan gelebilir.
  • Elle kitle gelmesi: Meme kanserlerinde, lenf kanserlerinde yumuşak doku kanserlerinde ilk belirti ele gelen sert düzensiz sınırlı kitle olabilir.
  • Ciltteki benlerde veya siğillerde boyut artışı veya renk değişikliği, deride iyileşmeyen yaralar: Cilt kanserlerinde görülebilir.
  • Dışkılama ya da idrar yapmada zorluk: Prostat ve rektum kanserlerinde görülebilir.
  • Yutma güçlüğü, ses kısıklığı: Yemek borusu ve gırtlak kanserlerinde görülebilir.

Kanser tedavisinde yeni yaklaşımlar

Kanser tedavisinin multidisipliner bir tedavi olduğunu anlatan Op. Dr. Kara, “Modern kanser tedavisi cerrahlar, medikal onkologlar, radyasyon onkologları, rekonstrüktif cerrahlar, patologlar, radyologlar ve primer bakım doktorları tarafından koordineli bir şekilde yapılır. Çok bilinen cerrahi tedavi ve kemoterapinin yanı sıra farklı tedavi yöntemleri de kullanılır. Kanser biyolojisinin son 10 yılda daha iyi anlaşılması moleküler tedavi alanının hızla gelişmesini tercih etti. Bu yöntemde temel prensip normal hücre ile kanser hücresi arasındaki moleküller farklılıkları tespit etmek ve sadece kanser hücrelerini hedeflemiş tedavileri geliştirmek. Ayrıca prostat ve meme gibi hormona duyarlı kanserlerde hormon tedavisinden, vücudumuzda var olan ve kanser hücresini yok edebilecek antitümör immunteyi uyarmak için ise immunoterapiden de faydalanılıyor” diyor.

Covid korkusu kanserin erken tanısını engelliyor

Covid korkusu kanserin erken tanısını engelliyor

Covid-19 enfeksiyonuna yakalanma korkusu nedeniyle rutin kontrollerin aksatılması, sağlık kuruluşlarında kaynakların pandemiyi önlemeye odaklanması, özellikle kanser tanısı ve tedavisinde alarm zillerinin çalmasına neden oluyor. Yapılan çalışmalar standart kanser taramalarında yüzde 90’a yakın azalma olduğunu gösteriyor. Bu durumun korkutucu yansıması ise ileri evre kanserlerde artış! Öyle ki istatistiki çalışmalar ileri evre kanser tanısının bir öncesi yıla göre yüzde 75 oranında arttığını gösteriyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında yaptığı açıklamada; meme, kolon ve akciğer kanserlerine bağlı ölümlerde önümüzdeki 5 yıl içinde yüzde 10-15 oranında artış öngörüldüğünü kaydediyor. Tanı ve tedavi seçeneklerindeki gelişmeler sayesinde son 25 yılda kanser ölümlerinde yaklaşık yüzde 25’lik bir düşüş yaşandığını belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, “Pandemi sonrasında kanser tanı ve ölüm oranlarının önceki yıllara dönmemesi için kanserle ilgili olabilecek tüm yakınmalarda zaman geçirmeden hastaneye başvurulmalı, rutin kontroller aksatılmamalı.” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Belirtiler göz ardı ediliyor!

Covid-19 pandemisi korkusu ile kişilerin hastaneye başvurmaktan çekinmesi, salgını kontrol altında tutmak amacıyla sağlık kuruluşlarının kimi tarama programlarını, acil olmayan operasyon ve tanı işlemlerini askıya alması çeşitli sağlık sorunlarının da zamanında saptanamamasına yol açıyor. Genel risk grubundaki erişkinlerin tarama programlarına başvurmaması bir yana, ciddi belirtileri olduğu halde çoğu hastanın yakınmalarını göz ardı ettiğini belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Geçen yıl nisan ayında yeni kanser tanısında önceki yıllara kıyasla neredeyse yarı yarıya bir düşüş izlendi. Bu çok endişe verici. Pek çok yeni kanser hastasının tanı alana kadar aylar kaybetmesi ve hastalığın ileri evrede tanılanmasına yol açıyor. İleri evre kanser tanısında geçen yıla oranla yaklaşık yüzde 75’lik bir artış oldu. İleri evre kanserlerin artması kaçınılmaz olarak sağkalımın azalması ve kanser ilişkili ölüm oranlarının artışı ile sonuçlanabilir.”

‘Kanser kontrolünde kaybedilen ivme kazanılmalı’

Tüm sağlık tesislerinde Covid-19 virisüne karşı katı önlemler alındığını, tarama ve tanı prosedürleri için hastaneye gidildiğinde virüsü kapma riskinin çok düşük olacağını belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, “Zaman kaybetmeden tanıya ulaşılması ve tedaviye başlanması yaşam kurtarıcıdır. Ülkemiz yavaş ve güvenli bir şekilde yeniden açılırken kanser taraması ve teşhisi standart sağlık hizmetlerindeki önemli yerini korumalıdır. En yüksek risk altındaki hastaları öncelik sırasına koymak, güvenli bir şekilde tetkik etmek ve kanser kontrolünde kaybedilen ivmeyi yeniden kazanmak gereklidir” diye konuşuyor.

Ülkemizde de dünyada olduğu gibi en fazla sıklıkta görülen meme, prostat, akciğer ve kolorektal kanserler için tarama programları bulunuyor. Kanser taramasının herhangi bir belirtisi olmayan sağlıklı kişilere yapıldığını anlatan Prof. Dr. Gökhan Demir, bu tarama programları hakkında ayrıntılı bilgi veriyor.

Meme kanseri

Kadınlarda en sık görülen kanser olan meme kanserinin erken tanısı için 40 yaşından itibaren her kadının yılda bir defa mamografi ve meme ultrasonu çektirmesi öneriliyor. Ancak genç yaşta meme kanseri tanısı almış bir akrabası olan veya meme kanseri riskini artıran (BRCA genleri gibi) belirli genlere sahip kadınların, 40 yaşından önce taramaya başlaması gerekiyor. Mamografi ile düzenli taramanın 74 yaşına kadar devam ettiğini söyleyen Prof. Dr. Gökhan Demir, “Meme veya koltuk altında eline kitle gelen, meme cildinde portakal kabuğu görünümü gibi değişiklikler ortaya çıkan, meme başında çekinti veya akıntı gelmesi gibi semptomları olan kadınlar, zaman kaybetmeden bir onkoloji merkezine başvurmalıdır.” diyor.

Prostat kanseri

Genellikle yavaş seyirli bir kanser türü olan prostat kanserine yakalanma oranı yüzde 10-12 düzeyinde. Ortalama riskli erkeklerde prostat kanseri taramasına başlama yaşı genelde 50 olarak kabul ediliyor. Ailesinde yüklü prostat kanseri öyküsü olan, veya bilinen BRCA1/2 mutasyonu bulunan daha yüksek riskli erkeklerde tarama başlangıcı ise 40 yaşa kadar iniyor. Her 1-2 yılda bir PSA ölçümü ile taramada normalin üstünde bir PSA değeri saptanırsa hastanın ileri tetkik ve incelemeler için yönlendirildiğini belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, 70 yaşın üzerinde taramaya başlanmasının önerilmediğini kaydediyor.

Akciğer kanseri

Kansere bağlı ölümlerde birinci sırada yer alan akciğer kanserlerinin yüzde 85-90’ı sigaraya bağlı gelişiyor. Sigara içmeyenlerde de dumana maruz kalmak önemli bir neden olarak görülüyor. Sigarayı bıraktıktan sonra uzun yıllar risk azalmadığı için daha önce sigara içenlerde yüksek oranda akciğer kanseri görülüyor. Buna karşın düşük doz bilgisayarlı tomografi ile akciğer kanseri taramasının erken tanı için önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gökhan Demir, “Önceki 15 yıl içinde sigarayı bırakanlar da dahil olmak üzere 30 paket yıllık sigara öyküsü olan hastalarda yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi taramasının akciğer kanserine bağlı ölüm oranlarını yüzde 25 kadar düşürdüğü bilinmektedir.” diyor. Sigara içenlerde bir süre önce bırakmış olsalar dahi yeni başlayan öksürük kanser şüphesi olarak ele alınıyor. Nefes darlığı, kanlı balgam, göğüs veya omuz ağrısı, ses kısıklığı, kilo kaybı, yüz ve boyunda şişlik gibi yakınmaları olanların da en kısa zamanda doktora başvurması gerekiyor.

Kolon kanseri 

Kanser öncülü olan bağırsak poliplerini ve kolon kanserini bulgu vermeden önce tespit etmek için kolonoskopiye ek olarak dışkıda gizli kan, sigmoidoskopi, sanal kolonoskopi, kapsül kolonoskopisi gibi pek çok tarama testi bulunuyor.

Hiçbir yakınması ve risk faktörü olmasa dahi 45 yaş üstü her erişkinin tarama amacıyla kolonoskopi yaptırması öneriliyor. Bağırsak alışkanlığında değişiklik, tekrarlayan ishal veya kabızlık, dışkılama sırasında ağrı ve kanama, dışkı kalibrasyonunda incelme, şişkinlik, karın ağrısı, kilo kaybı gibi şikayetleri olan veya tetkiklerinde demir eksikliği veya kansızlık saptananların vakit kaybetmeden doktora başvurması ve kolon /rektum kanseri açısından tetkik edilmesi gerekiyor.