Tatilde Fıtıklara Karşı 8 Önlem

Yoğun geçen bir çalışma, eğitim ve uzun bir kış mevsiminin ardından hepimizin hayali dinlenmek, yenilenmek ve keyifli bir yaz tatilinde denizin, güneşin keyfini çıkarmak. Ancak bazı sağlık sorunları, tatil planlarını ve tatil günlerini beklenmedik şekilde zorlaştırabiliyor. Kasık, göbek ve karın duvarı fıtıkları da bunların başında geliyor. Günlük yaşamda çoğu zaman hafif bir şişlik ya da ara sıra hissedilen rahatsızlık şeklinde kendini gösteren fıtıklar, özellikle yaz aylarında artan fiziksel aktiviteler, uzun yolculuklar, ağır valiz taşıma ve yüzme sonrası kendisini belli ederek tatil konforunuzu olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle yaz tatiline çıkmadan önce kasık, göbek ve karın duvarı fıtıklarının tedavilerinin mutlaka planlanması gerekiyor. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Mert Tanal, fıtıkların nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Op. Dr. Mert Tanal

Op. Dr. Mert Tanal

  1. Ağır valizler fıtığı büyütebilir: Yaz aylarının gelmesiyle birlikte tatil planları hız kazanırken, kasık fıtığı, göbek fıtığı veya karın duvarı fıtığı bulunan kişilerin seyahat öncesinde bazı noktalara dikkat etmesi gerekir. Çünkü tatile giderken veya tatilde yapılan yanlış bir hareket fıtık şikâyetlerini artırarak acil cerrahi müdahale gerektirebilecek komplikasyonlara yol açabilirler. Tatil hazırlıklarının vazgeçilmezi olan valizler, fıtık hastaları için önemli bir risk oluşturmaktadır. Özellikle ağır yük kaldırmak karın içi basıncını artırarak fıtığın büyümesine ve ağrıların şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Valizlerin mümkün olduğunca hafif hazırlanması, kaldırılması gerektiğinde ise yardım alınması gerekir.

 

  1. Kabızlık ve ıkınmadan kaçının: Seyahatlerde değişen beslenme düzeni ve yetersiz sıvı tüketimi kabızlığa yol açabilir. Kabızlık nedeniyle oluşan ıkınma ise kasık ve karın duvarı fıtıklarının oluşabileceği zayıf noktalarda ek basınç oluşturur. Bu nedenle tatil boyunca bol su içmek, lifli gıdalar tüketmek ve bağırsak düzenini korumak fıtıktan korunmak için oldukça önemlidir.

 

  1. Uzun süre öksürük ve zorlanmalar risk oluşturabilir: Kronik öksürük, ağır egzersizler veya ani zorlanmalar fıtık bölgesindeki basıncı artırabilir. Özellikle yaz aylarında yapılan yoğun spor aktiviteleri veya ağır eşyaların taşınması mevcut fıtığın ilerlemesine neden olabilir. Tatilde fiziksel aktiviteler planlanırken kişinin sağlık durumu mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

 

  1. Denizde ve havuzda ölçülü hareket edin: Yüzme genel olarak güvenli bir aktivite olsa da ani hareketler, yüksekten suya atlama veya karın bölgesini zorlayacak aktiviteler fıtık hastalarında rahatsızlık oluşturabilir. Ağrı hissedildiğinde aktiviteye ara verilmesi ve vücudun zorlanmaması gerekir.

 

  1. Fıtıkta ani ağrı acil durum habercisi olabilir: Kasık veya göbek bölgesindeki şişliğin aniden sertleşmesi, şiddetli ağrı gelişmesi, bulantı-kusma görülmesi ya da şişliğin içeri itilememesi fıtık boğulmasının habercisi olabilir. Bu durum acil cerrahi müdahale gerektirebileceğinden vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir.

 

  1. Kapalı cerrahi ile tatili ertelemeye gerek kalmıyor: Özellikle kasık ve karın duvarı fıtıklarında uygulanan laparoskopik ve robotik cerrahi teknikleri, daha küçük kesilerle ameliyat yapılmasına olanak sağlayarak ameliyat sonrası ağrının azalmasına, günlük yaşama ve iş hayatına daha hızlı dönüşe katkı sağlar.

 

 

  1. Seyahatten önce doktor kontrolünü ihmal etmeyin: Ameliyat önerilmiş ancak henüz operasyon geçirmemiş fıtık hastalarının uzun yolculuklardan önce doktorlarına danışmaları önem taşır. Muayene sırasında fıtığın durumu değerlendirilerek seyahate engel oluşturabilecek riskler belirlenir. Tatilinizi doktorunuzun önerileri doğrultusunda planlamanız gerekir.

 

  1. Doğru önlemlerle güvenli bir tatil mümkün: Fıtık hastalarının tatilden vazgeçmesine gerek yok. Kasık fıtığı, göbek fıtığı ve diğer karın duvarı fıtıkları olan kişiler için tatil yapmak çoğu zaman bir engel oluşturmaz. Ancak ağır yüklerden kaçınmak, karın içi basıncını artıran davranışlardan uzak durmak ve olası uyarı işaretlerini bilmek, tatilin sağlık sorunlarıyla gölgelenmesini önlemeye yardımcı olur. Risk içeren fıtık varlığında ameliyatı olup sonrasında tatile gitmek, tatilin yarıda kesilmesinin önüne geçer.

 

 

#Fıtık #KasıkFıtığı #GöbekFıtığı #SağlıkHaberleri #YazTatili #GenelCerrahi #MemorialŞişli #TatilSağlığı #FıtıkÖnlemleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Nöbet Anında Ailelerin Uyması Gereken 5 Kural

Çocukluk çağında en sık karşılaşılan sorunlardan biri, ateşle birlikte ortaya çıkan nöbetler oluyor. Genellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda, viral enfeksiyonların eşlik ettiği ateşli hastalık dönemlerinde görülen bu tablo aileleri paniğe sevk edebiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan, ateşli havalenin çoğu zaman iyi huylu seyretmesine rağmen, doğru müdahale edilmezse risk oluşturabildiğini belirterek “Ebeveynlerin, ateşli havalenin özellikle ilk dakikalarında doğru adımları atması kritik öneme sahiptir” diyor. Doç. Dr. Aslan, ateşli havalede, nöbet anında uyulması gereken 5 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ateşli havale, çocukluk çağında en sık görülen, belirli yaş aralığıyla sınırlı, genellikle iyi huylu seyreden ve ateşle birlikte ortaya çıkan nörolojik nöbetler arasında yer alıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan, “Ateşli havale, 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda, özellikle viral enfeksiyonların eşlik ettiği ateşli hastalık dönemlerinde görülüyor. Vücut ısısının rektal ölçümde 38.3 derece, koltuk altı ölçümünde 37.8 derece ve üzerinde olduğu durumlarda ortaya çıkan nöbetler, ateşli havale olarak ifade ediliyor” diyor. Çocukların yaklaşık yüzde 2-5’inde görülen ve en sık 18–22 ay arasında ortaya çıkan ateşli havalenin, yüzde 90 gibi büyük bir oranla ilk 3 yaş içinde meydana geldiğini belirten Doç. Dr. Aslan, nöbetlerin genellikle ateşli hastalığın ilk 24 saatinde geliştiğini söylüyor. Doç. Dr. Aslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Nöbetlerin büyük kısmı 5 dakikadan kısa sürmekte ve kalıcı bir hasar bırakmadan sonlanmaktadır. Ancak yaklaşık yüzde 5’lik grupta “uzamış nöbet” gelişebilmekte ve bu durum 30 dakikayı aşarak yoğun bakım ihtiyacı gerektirebilmektedir. Bu nedenle çok dikkatli olunmalı ve zaman kaybetmeden acil servise başvurulmalıdır. Özellikle 39 derece ve üstü hızlı yükselen ateşlerde çok daha dikkatli olunmalıdır.”

Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan

Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan

Ateşli havale her çocukta aynı şekilde görülmüyor

Ateşli havalenin her çocukta farklı klinik görünümlerle ortaya çıkabildiğini belirten Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan şöyle konuşuyor: “Bazı çocuklarda tüm vücutta kasılma şeklinde belirgin bir nöbet tablosu izlenirken, bazı çocuklarda ise çok daha silik belirtiler olabiliyor. Bu durum sadece kısa süreli boş bakma, gözlerde kayma ya da birkaç saniyelik dalma şeklinde kendini gösterebiliyor. Nöbetler de her zaman aynı şiddette ya da aynı şekilde ilerlemiyor. Özellikle uzun süren, tekrarlayan ya da vücudun yalnızca bir tarafını etkileyen nöbetlerin daha dikkatli değerlendirilmesi gerekiyor. Bu tür durumlarda ileri inceleme ve nörolojik değerlendirme önem taşıyor.”

Nöbetler tek taraflı oluyorsa!

Nöbetlerin ikiye ayrıldığını belirten Doç. Dr. Aslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Nöbetlerin tüm vücutta olduğu, 24 saatte bir kez olan ve 15 dakikadan az süren gruba ‘basit ateşli nöbetler’ diyoruz. Basit nöbet grupları için genellikle beyin MR ve EEG gibi tetkikler gerekmemektedir. ‘Komplike ateşli nöbet grubunu’ yani; 24 saatte birden fazla olan veya 15 dakikadan uzun süren ya da tek taraflı kasılma şeklinde gerçekleşen nöbetleriyse daha dikkatli incelemek gereklidir. Özellikle tek taraflı kasılmalarda beyin MRG ve EEG çekimi yapmak gerekmektedir.”

Ateşli havalade, nöbet anında aileler ne yapmalı!

Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan, “Basit ateşli havaleler iyi huylu nöbetlerdir. Çocuğun gelişimde bir sorun yaratmayacaktır. Risk faktörleri ile hastayı ve ailesini birlikte değerlendirmek gerekir” derken, nöbet anında 5 kritik kuralı şöyle sıralıyor;

  • Çocuk yan yatırılmalı.
  • Çocuğu sarsma, sallama ya da nöbet esnasında suyun altına sokmaktan kaçınılmalı.
  • Dişi kenetlenirse el sokularak açma gibi davranışlarda bulunulmamalı (Hasta yan yatırıldığı zaman dil yana düşmekte olup hava yolu açılacaktır.)
  • Üzerine su dökülmemeli, yüzüne kolonya sürülmemeli.
  • Nöbet bitinceye kadar yanında durulmalı. Nöbet bitince ve tam kendine geldikten sonra, ağızdan bol sıvı ve ateş düşürücü verilir.

 

#AteşliHavale #ÇocukSağlığı #Nöroloji #ÇocuklardaAteş #SağlıkHaberleri #AilelereÖneriler #ÇocukNörolojisi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Alerjik Rinitte Ailelerin Dikkat Etmesi Gerekenler

Alerjik nezle (alerjik rinit), çocuklarda en sık görülen kronik alerjik hastalıkların başında geliyor. Araştırmalar, her 5 çocuktan yaklaşık 1’inde alerjik rinit belirtilerinin görülebildiğini ortaya koyuyor. Burun akıntısı, sık hapşırma, burun tıkanıklığı, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtilerle ortaya çıkan hastalık; çocukların uyku düzenini, okul başarısını ve günlük yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor.

Central Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İsmail Gönen, alerjik nezlenin tamamen önlenmesinin her zaman mümkün olmadığını ancak doğru çevresel önlemlerle belirtilerin büyük ölçüde azaltılabileceğini belirterek ailelere şu önerilerde bulundu:

Dr. İsmail Gönen

Dr. İsmail Gönen

  1. Ev Tozu ile Mücadele Edin

Ev tozu akarları, alerjik nezlenin en önemli nedenleri arasında yer alır. Özellikle yatak, yastık, halı ve kumaş kaplı mobilyalarda yoğun olarak bulunurlar. Bu nedenle çocuk odalarının düzenli temizlenmesi, toz tutan eşyaların azaltılması ve mümkünse HEPA filtreli elektrik süpürgesi kullanılması önerilir.

  1. Yatak Odasını Alerji Dostu Hale Getirin

Çocukların günün önemli bir bölümünü geçirdiği yatak odaları alerjenlerden mümkün olduğunca arındırılmalıdır. Kalın perdeler, peluş oyuncaklar ve duvardan duvara halılar toz birikimini artırabilir. Yıkanabilir ve kolay temizlenebilir ürünler tercih edilmelidir.

  1. Yatak Takımlarını Düzenli Olarak Yıkayın

Yastık kılıfları, çarşaflar, nevresimler ve battaniyeler haftada en az bir kez 60 derece ve üzerindeki sıcaklıklarda yıkanmalıdır. Bu uygulama, ev tozu akarlarının önemli ölçüde azalmasına yardımcı olur.

  1. Polen Mevsiminde Önlemler Alın

İlkbahar ve yaz aylarında havadaki polen miktarı artış gösterir. Özellikle sabah saatlerinde polen yoğunluğu daha yüksek olabilir. Polen alerjisi olan çocukların bu saatlerde uzun süre dışarıda kalmamaları, eve geldiklerinde kıyafetlerini değiştirmeleri ve yüzlerini yıkamaları faydalıdır.

  1. Ev İçinde Sigara Dumanına İzin Vermeyin

Sigara dumanı yalnızca alerjik nezle belirtilerini artırmakla kalmaz, aynı zamanda çocukların solunum yollarında tahrişe neden olarak astım gelişme riskini de yükseltebilir. Çocukların bulunduğu ortamlarda sigara içilmemesi büyük önem taşır.

  1. Küf Oluşumunu Önleyin

Nemli ortamlar küf mantarlarının çoğalması için uygun koşullar oluşturur. Özellikle banyo, mutfak ve bodrum gibi alanlarda nem kontrolü sağlanmalı, düzenli havalandırma yapılmalıdır. Ev içi nem oranının yüzde 40-50 seviyelerinde tutulması önerilir.

  1. Evcil Hayvan Alerjenlerine Karşı Dikkatli Olun

Bazı çocuklar kedi, köpek veya diğer evcil hayvanların tüylerinden çok deri döküntülerine ve salgılarına karşı alerjik reaksiyon gösterebilir. Alerjisi olduğu belirlenen çocukların temas sonrası el hijyenine dikkat edilmesi gerekir.

  1. Kapalı Ortam Hava Kalitesini İyileştirin

Evlerin düzenli havalandırılması, klima ve hava filtrelerinin bakımının yapılması, iç ortam hava kalitesini artırır. Hava kirliliği ve çeşitli kimyasal kokular da alerjik belirtileri tetikleyebileceğinden temizlik ürünleri dikkatli kullanılmalıdır.

  1. Burun Tıkanıklığını Hafife Almayın

Sürekli burun tıkanıklığı yaşayan çocuklar ağızdan nefes almaya başlayabilir. Bu durum uyku kalitesini bozabilir, horlamaya ve gün içinde dikkat dağınıklığına neden olabilir. Uzun süren belirtilerde mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

10.Düzenli Takibi İhmal Etmeyin

Alerjik nezlede erken tanı, hem belirtilerin kontrol altına alınması hem de astım gibi eşlik edebilecek hastalıkların önlenmesi açısından büyük önem taşır. Şikayetleri sık tekrarlayan çocukların bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı veya çocuk alerji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

“Alerjik Nezle Çocukların Yaşam Kalitesini Etkileyebiliyor”

Central Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İsmail Gönen, “Alerjik nezle sadece mevsimsel bir rahatsızlık olarak görülmemelidir. Tedavi edilmeyen alerjik nezle; uyku bozukluklarına, okul başarısında düşüşe, dikkat sorunlarına ve yaşam kalitesinde azalmaya yol açabilir. Ailelerin belirtileri erken fark etmesi ve gerekli önlemleri alması çocukların daha sağlıklı bir yaşam sürmesine katkı sağlayacaktır” diyor.

 

#AlerjikNezle #ÇocukSağlığı #AlerjikRinit #SağlıkHaberleri #ÇocuklardaAlerji #PolenMevsimi #BurunTıkanıklığı #ÇocukSağlığıÖnerileri #CentralHospital #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Dermatologlardan Yaz Dönemi Cilt Bakımı Uyarısı

Yaz aylarında birçok kişi daha parlak, eşit tonlu ve lekesiz bir cilt görünümü elde etmek için bakım rutinini yoğunlaştırıyor. Ancak uzmanlar, özellikle sosyal medyada önerilen çok sayıda serum, asit ve aktif içerikli ürünün bilinçsizce bir arada kullanılmasının ciltte beklenen faydayı sağlamayabileceği konusunda uyarıyor. Deri bariyerinin bozulmasıyla birlikte hassasiyet, tahriş ve güneş ışınlarına karşı artan duyarlılık gelişebiliyor. Bu durum da özellikle yazın cilt lekelerinin koyulaşmasına veya yeni lekelerin oluşmasına zemin hazırlayabiliyor. Dermatoloji uzmanları, sağlıklı ve eşit tonlu bir cilt için çok ürün kullanmak yerine doğru içerikleri doğru şekilde kullanmanın önemine dikkat çekiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu, yaz öncesi cilt bakımında dikkat edilmesi gerekenler konusunda bilgi verdi.

Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu

Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu

Yaz aylarında lekeler neden daha belirgin hale geliyor?

Haziran aylarında UV indeksinin belirgin şekilde artmasıyla birlikte cildimizdeki melanosit adı verilen pigment hücreleri daha aktif çalışmaya başlar. Özellikle UVA ışınları derinin daha derin tabakalarına ulaşarak melanin üretimini artırır. Kış boyunca fark edilmeyen veya hafif seyreden pigment birikimleri bu dönemde daha görünür hale gelir. Ayrıca sıcaklık artışı, terleme, sürtünme ve ciltte oluşan inflamasyon da mevcut lekelerin koyulaşmasına neden olabilir.

En büyük hata çok fazla içeriği bir arada kullanmak

Yaz döneminde daha hızlı sonuç almak isteyen birçok kişi aynı anda birden fazla serum, asit ve retinol içeren ürünü kullanmaya başlar. Ancak bu yaklaşım cilt bariyerinin bozulmasına, hassasiyet gelişmesine ve güneşe karşı duyarlılığın artmasına neden olabilir. Sonuç olarak ciltte tahriş, lekelerde koyulaşma ve yeni pigmentasyon sorunları ortaya çıkabilir.

Özellikle yüksek oranlı AHA ve BHA asitleri ile retinol veya retinal içeren ürünlerin bilinçsiz şekilde kombinlenmesi yaz döneminde ciddi problemlere yol açabilmektedir. Cilt bakımında daha fazla ürün kullanmak her zaman daha iyi sonuç anlamına gelmez. Önemli olan doğru içerikleri doğru zamanda ve doğru şekilde kullanmaktır.

Sosyal medyadaki doğal olarak sunulan tariflere dikkat!

Limon, karbonat, elma sirkesi veya diş macunu gibi ürünlerle yapılan “doğal leke tedavileri” bilimsel olarak desteklenmemektedir. Üstelik bu uygulamalar ciddi tahrişe yol açarak lekelerin daha da koyulaşmasına neden olabilir. Özellikle limon sürüldükten sonra güneşe çıkılması, fitofotodermatit adı verilen ciddi reaksiyonlarla sonuçlanabilir.

Bazı pigment değişiklikleri yalnızca kozmetik bir sorun olmayabilir. Ani başlayan, hızla büyüyen, renk değiştiren veya düzensiz sınırlara sahip lekeler mutlaka dermatolojik değerlendirme gerektirir. Özellikle asimetri, kanama, kaşıntı ve hızlı büyüme gibi belirtiler varsa vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır.

Telefon ve bilgisayar ekranları lekeleri etkiliyor mu?

Mavi ışığın özellikle melazmaya yatkın bireylerde pigmentasyonu artırabileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Ancak burada asıl önemli olan yalnızca telefon ekranları değil, toplam görünür ışık maruziyeti ve şehir yaşamının oluşturduğu oksidatif strestir. Bu nedenle özellikle lekeye yatkın kişilerde demir oksit içeren renkli güneş koruyucular fayda sağlayabilir.

Beslenme ve yaşam tarzı da lekeleri etkiliyor

Cilt sağlığı yalnızca kullanılan ürünlerle ilgili değildir. Aşırı şeker tüketimi, sigara kullanımı, kronik stres ve düzensiz uyku ciltte oksidatif stresi artırarak pigmentasyon sorunlarının daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Özellikle melazma gibi kronik leke problemlerinde yaşam tarzı faktörleri tedavi başarısını doğrudan etkileyebilmektedir.

Leke tedavisinde zamanlama önemli

Leke tedavisinde doğru zamanlama son derece önemlidir. Çünkü birçok tedavi yöntemi cildi güneşe karşı daha hassas hale getirir. Yaz döneminde bazı dermatolojik işlemler güvenle uygulanabilirken bazı uygulamalar leke riskini artırabilir. Nem odaklı medikal bakımlar, mezoterapi, PRP ve düşük irritasyonlu antioksidan uygulamalar yaz aylarında daha güvenli seçenekler arasında yer alır. Buna karşılık derin kimyasal peelingler, fraksiyonel CO2 lazerler ve agresif soyucu işlemler pigmentasyon riskini artırabileceği için daha dikkatli planlanmalıdır. Yaz aylarında işlem yapılacaksa etkili güneş koruması vazgeçilmezdir.

Son yıllarda pikosaniye lazerler, thulium ve non-ablatif fraksiyonel lazer sistemleri, traneksamik asit mezoterapileri ve kombine antioksidan uygulamaları sık tercih edilen yöntemler arasında yer almaktadır. C vitamini ve niasinamid kombinasyonları da destek tedavilerinde önemli rol oynar. Ayrıca daha kontrollü aktif içerik kullanımını esas alan “skin cycling” yaklaşımı son dönemde oldukça ilgi görmektedir.

Yaz aylarında cildiniz için olmazsa olmazlar…

Yaz aylarında bakım rutininin karmaşık olmasına gerek yoktur. Önerdiğimiz temel yaklaşım; nazik bir temizleyici, antioksidan içerikli bir serum ve geniş spektrumlu SPF 50+ güneş koruyucu kullanılmasıdır. Buna ek olarak cilt bariyerini destekleyen bir nemlendirici de rutinin önemli parçalarından biridir. Niasinamid, C vitamini, azelaik asit, seramid ve hyaluronik asit gibi içerikler yaz döneminde güvenle tercih edilebilir.

Lekeleri tedavi etmek çoğu zaman onları oluşmadan önlemekten daha zordur. Bu nedenle düzenli güneş koruyucu kullanımı, şapka ve gözlük gibi fiziksel koruyuculardan yararlanılması, öğle saatlerinde güneşten kaçınılması ve bilinçsiz aktif içerik kullanımından uzak durulması büyük önem taşır. Güneş hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır, ancak cildimiz için aramıza mesafe koymamız gerekir.

 

 

 

#CiltBakımı #YazAyları #CiltLekeleri #Dermatoloji #SPF50 #GüneşKoruyucu #SkinCare #SağlıklıCilt #MemorialAtaşehir #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Güneş koruyucuyu her 2 saatte bir tekrarlayın!

Güneş ışınları vücudumuzda D vitamini sentezinin yanı sıra ruh sağlığımız ve bağışıklık sistemimiz üzerinde son derece önemli bir rol oynuyor. Ancak, kontrolsüz şekilde güneş altında kalmak cildimizde ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Özellikle açık tenli, açık renk gözlü ve çilli kişiler daha fazla tehdit altında oluyor. Ciltte yanık, kızarıklık ve su toplaması gibi hızlı etkilerinin yanı sıra; kuruluk, ince ve derin kırışıklar, kahverengi ve kırmızı lekeler gibi sonradan oluşan hasarlar da gelişebiliyor. Daha da önemlisi cilt kanserine adeta davetiye çıkarıyor! Üstelik eskiden daha çok ileri yaşların sorunu olan cilt kanseri, incelen ozon tabakası nedeniyle günümüzde 30’lu yaşlarda da daha sık görülüyor. Acıbadem International Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, bu nedenle cildimizi  yaz aylarında güneş ışınlarından mutlaka korumamız gerektiğine dikkat çekerek,  “Düzenli ve yeterli miktarda güneş koruyucu kullanımı, uygun saatlerde dışarı çıkılması, koruyucu kıyafetlerin tercih edilmesi ve bulutlu havalarda dahi tedbirlerin sürdürülmesi cildimizi güneşin zararlı ışınlarından korumak için en etkili savunma yöntemleri arasında yer almaktadır” diyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, zararlı güneş ışınlarından korunmak için almamız gereken önlemleri anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Şenay Ağırgöl

Dr. Şenay Ağırgöl

Bu saatler arasında güneşe çıkmayın

Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı 10.00-16.00 saatleri arasında UV yoğunluğu en yüksek seviyeye çıkıyor. Bu saatlerde alınan ışın miktarının cildin savunma kapasitesini zorlayabildiğini anlatan Dr. Şenay Ağırgöl, ”Dolayısıyla güneşin yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı saatlerde güneşe çıkılmamalı, bu mümkün değilse şapka ve gözlük kullanılmalı ve gölge alanlar tercih edilmelidir” diye konuşuyor.

Güneş koruyucu kullanımını günlük rutine dönüştürün

Cildimizi korumak için dikkat etmemiz gereken bir başka önemli nokta ise güneş koruyucudan düzenli olarak faydalanmak olmalı. Ancak, çoğumuz güneş koruyucuyu yalnızca plaja giderken kullanıyoruz. Dermatoloji Uzmanı  Dr. Şenay Ağırgöl, güneş koruyucu ürünlerin günlük bakımın ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini belirterek,  “Koruyucu ürünün etkili olabilmesi için dışarı çıkmadan yaklaşık 15- 30 dakika önce sürülmesi ve gün içinde yenilenmesi son derece önemlidir. En az SPF 30 koruma sağlayan ürünler UV ışınlarının cilt üzerindeki yıkıcı etkilerini azaltmaya yardımcı olmaktadır” diyor.

Güneş koruyucuyu her 2 saatte bir uygulayın

Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, güneş koruyucuların etkilerinin devam etmesi için genel olarak her 2 saatte bir yenilenmelerini önerirken, şu bilgileri veriyor: “Terleme, denize veya havuza girme, yüzü havluyla kurulama gibi durumlarda ise bu sürenin beklenmeden ürünün tekrar sürülmesi gerekir. Tek seferlik uygulamanın gün boyu koruma sağlamadığı unutulmamalıdır.”

Şapka ve koruyucu kıyafetleri ihmal etmeyin

Güneş koruyucuların yanı sıra almamız gereken başka önemli tedbirler de büyük önem taşıyor. Geniş kenarlı şapkalar yüzü, kulakları ve enseyi korurken uzun kollu ince giysiler de UV ışınlarının cilde doğrudan ulaşma riskini azaltıyor. Bu kıyafetlerin güneş koruyucu özellik taşıması daha etkin koruma sağlıyor.  Fiziksel koruma yöntemleri özellikle uzun süre dışarıda bulunacak kişiler için büyük avantaj sağlıyor.

Gölgede olsanız bile tedbiri elden bırakmayın

Şemsiyenin altında, denizde ya da bir ağacın gölgesinde kaldığımızda cildimizi güneşten koruduğumuz düşüncesine kapılabiliyoruz.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, aslında kum, beton, kumaş, su ve açık renkli yüzeylerin güneş ışınlarını yansıtarak cilde ulaşmasına neden olabildiğine vurgu yapıyor. Dolayısıyla gölgede bulunmak koruyucu önlemleri tamamen bırakmak için yeterli bir gerekçe oluşturmuyor.

Bulutlu havalarda da korunmaya devam edin

Toplumda en sık yapılan hatalardan biri bulutlu havalarda riskin ortadan kalktığını düşünmek. “Oysa UV ışınlarının önemli bir bölümü bulut tabakasını aşabiliyor” uyarısında bulunan Dermatoloji Uzmanı Dr.  Şenay Ağırgöl, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hava kapalı, yağmurlu ya da serin olsa bile cilt güneş ışınlarından etkilenmeye devam eder. Bu nedenle güneş koruyucu kullanımı yalnızca güneşli günlerle sınırlandırılmamalıdır.”

Bol su içerek cildin savunmasını güçlendirin

Güneş altında geçirilen zaman arttıkça vücudun sıvı kaybı da yükseliyor. Yeterli su tüketimi cildin nem dengesinin korumasına yardımcı olurken sıcak havanın oluşturduğu stresin etkilerini azaltabiliyor. Özellikle yaz aylarında susama hissi beklenmeden gün içinde düzenli aralıklarla su içilmesi büyük bir önem taşıyor.

Yetersiz miktar ‘eksik koruma’ demek

 Güneş koruyucu ürünlerin etkili olabilmeleri için vücuda uygulama miktarı da son derece önemli. Ürünlerin yeterli kalınlıkta, ciltte katman oluşturacak şekilde ve ovalamadan uygulanması gerektiğini belirten Dr. Şenay Ağırgöl, “Bu miktar yüz, saçlı deri ve boyun bölgesi için yaklaşık bir tatlı kaşığı veya işaret ve orta parmak olmak üzere 2 parmak olmalıdır. Ense, dudak ile ayaküstü gibi güneş ışınlarının dik geldiği bu bölgeler de ihmal edilmemelidir” bilgisini veriyor. Cildimizi  güneşten etkin koruduğumuzun en önemli işareti ise ciltte güneş sonrası kızarıklık oluşmaması ve cilt tonunun değişmemesi.

 

 

 

 

#GüneşYanığı #CiltSağlığı #Dermatoloji #SPF30 #GüneşKoruyucu #CiltKanseri #SağlıklıYaşam #YazAyları #UVKoruma #GüneştenKorunma #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sigara Riski İki Kat Artırıyor: Sarı Nokta Hastalığına Dikkat

Özellikle ileri yaştaki kişilerde görme kaybının en önemli nedenleri arasında gösterilen sarı nokta hastalığı dünya genelinde milyonlarca insanı etkiliyor. 2020 yılında yaklaşık 196 milyon kişi sarı nokta hastalığıyla mücadele ederken, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte bu sayının 2040 yılında 288 milyona çıkması bekleniyor. Ülkemizde de  benzer şekilde yaşlanan nüfus nedeniyle sarı nokta hastalığının sıklığı giderek artıyor. Tıp literatüründe “Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu” olarak adlandırılan hastalık, gözün retina tabakasında bulunan ve merkezi görmeyi sağlayan makula bölgesinin zamanla hasar görmesi sonucu gelişiyor. Hastalık ilerledikçe okuma, araç kullanma, yüz tanıma ve ayrıntıları seçme gibi durumlarda ciddi zorluklar ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin,  son yıllarda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada görme düzeyinin korunabildiğini, hatta bazı tablolarda görme kalitesinde belirli ölçüde iyileşme sağlanabildiğini belirterek, “Erken teşhis, sarı nokta hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak ve görmeyi korumak için çok önemlidir. Başlangıç evrelerinde hastalık genellikle belirti vermediği için rutin göz muayeneleriyle erken teşhis edilirse yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekli tedavilerle önlemler alınabilmektedir. Bu nedenle özellikle 50 yaş üzerinde olan ve ailesinde sarı nokta hastalığı bulunan kişilerin, herhangi bir şikâyetleri olmasa bile düzenli göz kontrollerini ihmal etmemeleri son derece önemlidir” diyor.

Prof. Dr. Özlem Şahin

Prof. Dr. Özlem Şahin

Günlük yaşamı önemli ölçüde etkiliyor

Sarı nokta hastalığı, gözün arka kısmında bulunan retina tabakasının merkezindeki makula bölgesini etkileyen ve özellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülen ilerleyici bir hastalık. Sarı nokta denmesinin sebebi ise bu bölgede yüksek ışık maruziyetine karşı korunma sağlanması amacıyla bolca lutein ve zeaksantin adlı sarı renkli pigmentler oluşması.  Makula; okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve ince ayrıntıları seçme gibi merkezi görme işlevlerinden sorumlu oluyor. Bu bölgenin zarar görmesi sonucunda merkezi görmede bulanıklık, şekillerde bozulma veya görme kaybı ortaya çıkabiliyor. Belirtiler önce tek gözde oluşabilirken hastalık ilerleyip her iki gözü de tuttuğunda günlük yaşam önemli şekilde etkileniyor. Hastalık ilerledikçe merkezi görme kaybının belirginleşmesi nedeniyle hastalarda önemli sorunlar yaşandığına vurgu yapan Prof. Dr. Özlem Şahin, “Bu tabloda hastalar okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve düz çizgileri görme gibi durumlarda güçlük çekmektedir. Hastalık ileri evrede körlüğe varmasa da güvenli yürüyüşü zorlaştırmakta ve düşme riskini artırmaktadır. Ayrıca görme kaybının yarattığı sosyal izolasyon, depresyon ve bağımsız aktivitelerde azalma (yemek yapma, televizyon izleme vb.) yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilmektedir” diye konuşuyor.   

Görme yetisinde hızla azalma yaşanabiliyor

Sarı nokta hastalığı temel olarak kuru tip ve yaş tip olmak üzere iki ana gruba ayrılıyor. Hastaların büyük çoğunluğunda kuru tip geliştiğini anlatan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, “Kuru tipte retina altında zamanla biriken ve drusen adı verilen birikintiler ile buna eşlik eden hücre kaybı sonucunda görme yetisi yavaşça azalmaktadır. İleri evrelerinde de coğrafik atrofi olarak adlandırılan ve retina hücrelerinde belirgin kayıp ve bunun sonucunda görme kalitesinde azalmayla seyreden tablo gelişebilmektedir” bilgisini veriyor. “Yaş tip ise daha az görülmesine rağmen görme kaybından en sık sorumlu olan formudur” diyen Prof. Dr. Özlem Şahin, şu bilgileri veriyor:  “Bu tipte retina altında anormal ve kırılgan yeni damarlar gelişmektedir. Bu damarlar sıvı veya kan sızdırarak makulanın yapısını bozabilmekte ve görmede haftalar, hatta günler içinde belirgin azalmaya neden olabilmektedir. Erken tanı ve zamanında tedavi, yaş tip sarı nokta hastalığında görmenin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.”

Sigara kullanımı riski yaklaşık 2 kat artırıyor!

İlerleyen yaş sarı nokta hastalığının en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Görülme sıklığı özellikle 55 yaşından sonra belirgin olarak artıyor. Bunun yanı sıra sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar sarı nokta hastalığının gelişme riskini anlamlı ölçüde artıran risk faktörleri arasında yer alıyor.  Güncel çalışmalar sigara kullanımının riski yaklaşık iki kat artırdığını gösteriyor. Ayrıca aile öyküsü ve bazı genetik varyasyonların da önemli risk faktörleri olarak kabul edildiğini aktaran Prof. Dr. Özlem Şahin,  “Obezite, fiziksel hareketsizlik, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve düşük antioksidan alımı gibi faktörlerin de katkıda bulunabileceği düşünülmekle birlikte bunların etkileri konusunda literatürde daha değişken sonuçlar bulunmaktadır” diyor.

Bu sorunları göz ardı etmeyin!

Sarı nokta hastalığı erken evrede genellikle belirti vermiyor veya belirtiler çok hafif seyrediyor. Bu nedenle hastalar sorunlarının yaşlılığa bağlı olduğunu düşünüyor. Hastalık ilerledikçe merkezi görmede bozulma başladığına işaret eden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, aşağıda yer alan belirtilerden birinin ortaya çıkması halinde zaman kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulması gerektiğine dikkat çekiyor.

  • Düz çizgilerin eğri veya dalgalı görünmesi
  • Okuma sırasında harflerin bulanıklaşması
  • Karşıya bakarken silik noktaların oluşması
  • Gölgelerin veya birbirine yakın renklerin ayırt edilmesinde güçlük
  • Karanlıkta görmenin belirgin şekilde zorlaşması
  • Işığa karşı hassasiyet artışı
  • Görüntülerdeki detayların kaybolma hissi

Tedaviden başarılı sonuçlar elde ediliyor

Sarı nokta hastalığının tanı sürecinde detaylı göz muayenesinin yanı sıra retina görüntüleme yöntemleri ve optik koherens tomografi gibi gelişmiş teknolojilerden faydalanılıyor. Bu sayede retina tabakasındaki değişiklikler ayrıntılı şekilde incelenebiliyor.  Tedavinin temel hedefi ise mevcut görmeyi korumak ve hastalığın ilerlemesini  yavaşlatmak. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, hastalığın tipi ve evresinin uygulanacak tedaviyi belirlediğini anlatarak, “Kuru tip sarı nokta hastalığında vitamin ve mineral takviyeleri uygun hastalarda hastalığın ilerleme riskini yaklaşık yüzde 25 oranında azaltmaktadır. Ayrıca yeşil yapraklı sebzelerden zengin beslenme, omega-3 yağ asitlerinin tüketimi, düzenli egzersiz, tansiyon ve kolesterol kontrolü ile sigaranın bırakılması gibi yaşam tarzı değişiklikleri de önem taşımaktadır” diyor. Son yıllarda ileri evre kuru tip hastaları için göz içi iğne tedavisinin de geliştirildiğini belirten Prof. Dr. Özlem Şahin, belirli aralıklarla göze uygulanan bu yöntemin hastalığın retina üzerindeki hasarının ilerleme hızını yavaşlatmaya yardımcı olabildiğini söylüyor.

Görme düzeyleri korunabiliyor, hatta…

Yaş tip sarı nokta hastalığının tedavisinde  ise göz içine enjeksiyonla uygulanan ilaçlar önemli bir yer tutuyor. Bu tedaviyle, retina altındaki anormal damar oluşumunun ve sıvı sızıntısının kontrol altına alınması hedefleniyor. Enjeksiyon tedavisi sayesinde hastaların görme düzeyleri korunabiliyor, hatta bazı hastalarda görme yeteneğinde iyileşme sağlanabiliyor. Prof. Dr. Özlem Şahin, “Son zamanlarda bu iğne tedavilerinin sıklığının azalmasında önemli gelişmeler yaşanmakla beraber, yılda 10-12’ye varan iğne sayıları görme keskinliğinin korunmasında önemli rol oynamaktadır” diye konuşuyor.

Sağlıklı yaşam alışkanlıkları koruyucu rol oynuyor

Genetik kökeni ağır bastığından sarı nokta hastalığını önlemek her zaman  mümkün olmasa da riski azaltmaya ve ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olabilecek bazı önlemler bulunuyor. Prof. Dr. Özlem Şahin, bu önlemleri şöyle sıralıyor: “Özellikle sigara kullanmamak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak ve kardiyovasküler risk faktörlerini kontrol altında tutmak önem taşımaktadır. Ayrıca dengeli beslenme (yeşil yapraklı sebzeler, balıkta bulunan omega-3 yağları), kan basıncı/şeker/kolesterol kontrolü gibi sağlıklı yaşam tarzı faktörleri hastalığın gelişimini yavaşlatmaktadır. Uzun süreli güneş ışığına maruziyeti azaltmak için güneş gözlüğü kullanmak da retina sağlığını korumaya yardımcı olmaktadır.”

 

 

#SarıNoktaHastalığı #GözSağlığı #MakulaDejenerasyonu #ErkenTeşhis #GörmeKaybı #SigaraBırak #SağlıklıYaşam #GözKontrolü #RetinaSağlığı #GözHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Takviyeler Mucize Değil, Doktor Kontrolü Şart

Günümüzde vitamin ve takviye ürünlerine ilgi hızla artıyor. Ancak bilinçsiz vitamin ve takviye kullanımı sağlık açısından risk oluşturabiliyor. Takviyelerin gerekli durumlarda ve hekim kontrolünde kullanılması gerekiyor. Yoğun yaşam temposu, stres ve daha sağlıklı olma isteği, vitamin ve takviye ürünlerine yönelimi artırıyor. Sağlıklı yaşam için öncelikle sağlıklı beslenme, düzenli yaşam ve temel koruyucu sağlık önlemlerinin alınması önem taşıyor. Memorial Ankara Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Akçay, doğru vitamin ve takviye kullanımı hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Ali Akça

Prof. Dr. Ali Akçay

En sık D vitamini ve B vitamini eksikliği görülüyor

Toplumda en yaygın görülen eksikliklerin başında D vitamini ve B grubu vitaminleri gelmektedir. Vitamin eksiklikleri genellikle halsizlik, çabuk yorulma ve odaklanma güçlüğü gibi belirtilerle ortaya çıkıyor.

Test yaptırmadan takviye kullanmayın

Vitaminlerin de birer kimyasal madde olduğu unutulmamalıdır. Gelişigüzel kullanım fayda sağlamayabileceği gibi yan etkilere de yol açabilmektedir. Takviye kullanımına başlamadan önce hekim değerlendirmesi önerilmektedir.

Takviye ihtiyacı duyulan gruplar;

Sağlıklı yemek seçimi yapamayacak yaşta olan gelişim çağındaki çocuklar ve ileri yaştaki bireyler en sık vitamin eksiliğine maruz kalırlar. Bunların dışında;

  • Gebeler ve emziren anneler
  • Düzenli ilaç kullananlar
  • Veganlar ya da özel diyet uygulayanlar
  • Önceden var olan eksikliklerle gelen yeni göçmenler
  • Önemli yoksulluk yaşayanlar
  • Alkol kullanım bozukluğu olanlar
  • Bağırsak emilim bozukluğu olanlar
  • Sınırlı güneş ışığına maruz kalanlar
  • Mide ve bağırsak cerrahisi öyküsü olanlar
  • Zayıflama iğneleri kullananlar
  • Doğuştan metabolizma bozuklukları olan hastalar
  • Hemodiyalize giren hastalar gibi çeşitli özel hasta gruplarında görülür

“Doğal” olması güvenli olduğu anlamına gelmiyor

Bitkisel veya doğal olarak pazarlanan ürünlerin tamamı güvenli olmayabilir. Birçok takviyenin etkinlik ve güvenilirliğine ilişkin bilimsel verilerin sınırlı olduğu bilinmektedir.

Fazla vitamin sağlığı tehdit edebilir

Özel mağazalardan, internetten ve hatta eczanelerden temin edilebilen çok yüksek etkili vitaminleri alan kişilerde, tek tek vitaminlerin zararlı seviyelerine kolayca ulaşılabilir. Hap başına doz yüksek olmasa bile, çok sayıda hap alınarak da yüksek dozlara ulaşılabilir. Suda çözünen vitaminler (B ve C vitaminleri) vücutta birikmediği için genellikle yüksek dozlarda zararsızdır ve yan etkiler yalnızca önerilen günlük alım miktarının binlerce katı dozlarda ortaya çıkar. Ancak önerilen dozun 10-25 katı dozda C vitamini alındıktan sonra böbrek taşı riski artmaktadır.

Yağda çözünen vitaminler (A, D, E, K vitaminleri) vücutta birikme yapabildikleri için suda çözünen vitaminlerden daha fazla zararlı etkilere sahiptir. D vitamini, bazı kişilerde günlük 4000 ünite (önerilen üst sınır) kadar düşük dozlarda bile kanda kalsiyum seviyelerinin artmasına ve böbrek taşı gelişimine neden olabilir. Gebelikte A vitamini, önerilen günlük alım miktarının birkaç katı kadar düşük dozlarda bile teratojeniktir. A vitaminin sigara içme veya asbest maruziyeti nedeniyle yüksek risk altında olan yetişkinlerde akciğer kanseri riskini artırdığı görülmektedir. Günlük 400 ünitenin üzerindeki E vitamini takviyesinin tüm nedenlere bağlı ölüm oranında artışla ilişkili olabileceğine dair endişeler vardır.

Takviyeler mucize değil

Vitamin ve mineral takviyelerinin kilo verme, enerji artırma veya genç kalma konusunda sağlıklı bireylerde belirgin bir fayda sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmış değil. Dengeli beslenen kişilerde rutin takviye kullanımı genellikle önerilmemektedir. Mevsim değişikliklerinde de herkesin vitamin kullanması gerekmez. Takviye ihtiyacının kişiye özel değerlendirilmesi gerekmektedir.

Öncelik sağlıklı yaşam olmalı

Vitamin eksikliklerini önlemede en etkili yöntem dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli güneş ışığı ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaktır. Takviye kullanımı ise yalnızca gerekli görülen durumlarda doktor kontrolünde planlanmalıdır.

 

#VitaminTakviyesi #SağlıkHaberleri #BilinçsizKullanım #Dvitamini #Bvitamini #SağlıklıYaşam #Beslenme #TakviyeÜrünleri #MemorialHastanesi #ProfAliAkçay #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Boyun Fıtığında Mikrocerrahi ile Etkin Tedavi

Boyun fıtığı yetişkinlerde boyun ağrısının yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Hastalığın şiddeti hafiften şiddetliye ve hatta yaşamı tehdit edici düzeye kadar değişebiliyor. Boyun fıtığı özellikle, uzun süre masa başında, bilgisayar ekranı karşısında uzun zaman geçiren banka devlet daireleri gibi yerlerde çalışanlarda; diş hekimi, santral görevlisi gibi bazı meslek gruplarında yaptığı iş gereği sık görülüyor. Ayrıca genetik olarak kasları zayıf olanlarda, spor yapmayan kişilerle, bedenen ağır iş yapan inşaat işçiliği gibi meslek gruplarında boyun fıtığı ile daha fazla karşılanıyor. Memorial Antalya Hastanesi Beyin, Sinir, Omurga ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Akyüz, boyun fıtığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Mahmut Akyüz

Prof. Dr. Mahmut Akyüz

Kol ve ellerde kuvvet kaybına neden olabilir
Boyun fıtığı aynı bel fıtığı gibi omur kemikleri arasında amortisör görevi gören jel kıvamındaki disklerin yırtılarak, çevrelerindeki omurilik ve sinir köklerine bası yapmasıyla ortaya çıkar. Fıtık hangi seviyede ise bu seviye uyan ve etkilenen sinir kökü alanında kaslarda zedelenmeler ve ağrı olur.

Fıtık hangi seviyede ise bu seviyeye uyan ve etkilenen sinir kökü alanında kaslarda ağrı gelişir. Eğer sadece tek bir sinir etkilenmiş ise, kolda, el ve parmaklara kadar vuran ağrı, sızlama, karıncalanma, eğer ciddi bası varsa kol ve ellerde kuvvet kaybı izlenir. Bundan bir aşama daha ileri gider ve omurilik sıkışırsa bu bulgulara ek olarak ayaklarda da karıncalanma yanma, uyuşma, yürüme zorluğu idrar ve büyük abdesti kaçırma gibi şikayetler ortaya çıkar. Burada oluşan hasar nadir de olsa zamanla vücut tarafından onarılabilir.

Tedavi kişinin şikayetlerine göre şekillenir
Boyun fıtığında şikayetlerin oluş şekli ve hikayesinin tam olarak öğrenilmesi, ayrıntılı nörolojik muayene, uygun radyolojik incelemeler ve gerekli olan durumlarda uygulanan sinir elektrosu tetkiki (EMG) ile tanı konur. Boyun fıtığında tedavinin kişinin ağrıdan etkilenme derecesi, muayene ve radyolojik bulgular ve beklentilerine göre ayarlanması gerekir. Ufak ve sinir basısı oluşturmayan fıtıklarda yaşam konforunu artırmaya ve ağrıyı azaltmaya yönelik fizik tedavi, egzersiz, kaplıca ve medikal masaj tedavileri uygulanabilir. Bunların tedavi edici özelliğinden çok rahatlatıcı ve zaman kazandırıcı fonksiyonları vardır. Kimi zaman yıllar içinde küçülme ihtimali ortaya çıkar. Bunların dışındaki alternatif tedaviler çekme, lazer ve ozon tedavisi gibi yöntemlerin riskleri olabilir ancak etkinliği yoktur.

Ameliyatı son çare olarak görmek doğru değil
İlaç, istirahat ve diğer tedavi yöntemleri ile rahatlamayan ya da nörolojik belirtileri olan hastalara cerrahi tedavi yöntemleri önerilir. Uygun hastaya, uygun zamanda ve doğru girişimin yapılması önemlidir. Son çare olarak cerrahi tedaviye gitmek veya son aşamaya gelinceye kadar beklemek doğru değildir ve mikrocerrahinin etkinliğini düşürür. Boyun fıtığında mikrocerrahi güvenilir ve başarılı bir tedavi yöntemidir. Ameliyat 2 cm’lik kesilerden, özel ameliyat mikroskobu ile yapılır ve ortalama 2 saat sürer. Ameliyatın 2. haftasındaki kişiler normal yaşantılarına rahatlıkla dönebilirler.

Ameliyattan sonra düzenli egzersiz önemli
Hastalar, başarılı bir operasyondan sonra yaşantılarındaki risk faktörlerinden olabildiğince uzaklaşmalı, düzenli ve istikrarlı egzersiz programlarına mutlaka uymalıdır. Ameliyat sonrası yapılan egzersizler sonucu destekler. Ayrıca kilo azaltılması, düzenli egzersiz programları, fizik tedavi gibi yardımcı tedbirlere başvurulması önemlidir. Bu operasyonlardan sonra haftada 3 gün 1’er saatlik egzersiz programları, elde edilen başarılı sonucu destekleyecektir.

 

#BoyunFıtığı #SağlıkHaberleri #MemorialHastanesi #ProfMahmutAkyüz #OmurgaSağlığı #BeyinCerrahisi #FizikTedavi #Mikrocerrahi #BoyunAğrısı #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sıcak Havada Sağlıklı Gebelik İçin Öneriler

Yaz mevsimi çoğumuz için güneş, tatil ve açık havada geçirilen keyifli günler anlamına geliyor. Ancak hamilelikte vücudun çalışma düzeni değiştiği için sıcak hava ve nem anne adaylarını normalden daha fazla etkileyebiliyor. Artan sıvı ihtiyacı, dolaşım sistemindeki değişiklikler ve yükselen vücut ısısı nedeniyle hamilelik döneminde bazı konulara özellikle dikkat etmek gerekiyor.  Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Erol, yaz aylarında alınacak olan bazı önlemler sayesinde hem anne adaylarının hem de bebeklerin bu dönemi çok daha rahat geçirebileceklerini belirterek, “Sağlıklı bir gebelik, öncelikle olası risklere karşı önlem almakla mümkündür. Yaz aylarında güneşin yeryüzüne en dik geldiği saatlerde dışarı çıkmamak ve bolca su içmek, dikkat edilmesi gereken en önemli kuralları oluşturmaktadır” diyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Erol, sağlıklı ve konforlu bir yaz hamileliği için alınması gereken önlemleri anlattı; önemli önerilerde bulundu.

Dr. Elif Erol

Dr. Elif Erol

Susamayı beklemeden su için

Hamilelikte su ihtiyacı  kan hacmi ve metabolik gereksinimler nedeniyle zaten artıyor. Yaz sıcaklarıyla birlikte vücut daha fazla terlediği için sıvı kaybı daha da yükseliyor. Susamayı beklemenin çoğu zaman geç kalmak anlamına geldiğini belirten Dr. Elif Erol, “Gün içinde düzenli aralıklarla bol su tüketmek; baş ağrısı, halsizlik, çarpıntı ve tansiyon düşüklüğü gibi şikâyetlerin önlenmesine yardımcı olur” diyor.

Bu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçının

Yaz aylarında güneş ışınları yeryüzüne en yoğun 11.00 ile 16.00 saatleri arasında ulaşıyor. Bu saatlerde uzun süre dışarıda kalmak anne adaylarında; tansiyon düşüklüğü, baş dönmesi, halsizlik, çarpıntı hissi ve güneş çarpması riskini artırabiliyor. Dolayısıyla hamilelik döneminde bu saatler arasında dışarı çıkmaktan kaçının. Mecbursanız, mümkün olduğunca gölgede kalmanız, geniş kenarlı şapka kullanmanız ve açık renkli kıyafetler tercih etmeniz daha konforlu bir gün geçirmenizi sağlayacaktır.

Gebelik maskesine karşı önlem alın

Hamilelik döneminde hormonların etkisiyle cilt güneş ışınlarına karşı daha hassas hale geliyor. Bunun sonucunda özellikle yüz bölgesinde “gebelik maskesi” olarak bilinen koyu renkli lekeler ortaya çıkabiliyor. Bu lekeler bazı kadınlarda doğum sonrasında da kalıcı olabiliyor. Gebelik maskesi riskini azaltmak için güneşe çıkmadan 30 dakika önce yüksek koruma faktörlü, tercihen mineral filtreli güneş koruyucular kullanmak, şapka takmak ve uzun süre doğrudan güneş altında kalmaktan kaçınmak önem taşıyor.

Ayak ve bacaklarınızdaki şişlikleri hafife almayın

Yaz aylarında sıcak havanın etkisiyle damarlar genişliyor ve özellikle günün ilerleyen saatlerinde ayaklar ile bacaklarda oluşan şişlik daha belirgin hale gelebiliyor. Uzun süre ayakta kalmaktan kaçınmak, fırsat buldukça ayakları yukarı kaldırarak dinlendirmek ve kısa yürüyüşler yaparak dolaşımı desteklemek şikâyetleri azaltabiliyor.

Uzun yolculuklarda hareketsiz kalmayın

Tatil planlarıyla birlikte araba ve uçak yolculukları da artıyor. Hamilelik zaten damar sisteminde bazı değişikliklere yol açarken uzun süre hareketsiz kalmak dolaşım problemlerini artırabiliyor. Bu nedenle yolculuk sırasında belirli aralıklarla yürümek, ayak bileği egzersizleri yapmak ve yeterli sıvı almak son derece önem taşıyor.

Bozulma riski olan gıdalardan kaçının

Sıcak havalarda yiyecekler daha hızlı bozulabiliyor. Özellikle açıkta beklemiş süt ürünleri, mayonezli gıdalar ve uygun koşullarda saklanmamış et ürünleri enfeksiyon riskini artırabiliyor. Bu nedenle dışarıda yemek yerken güvenilir işletmeleri ve iyi muhafaza edilmiş gıdaları tercih etmek gerekiyor.

 “Meyveleri istediğim kadar yiyebilirim” hatasına düşmeyin

Yaz mevsiminde karpuz, kavun, üzüm ve incir gibi lezzetli meyveler tezgahlarda bolca yerini alıyor. Anne adayları sağlıklı oldukları için meyveyi sınırsız tüketilebilecek bir besin olarak değerlendirebiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Erol,  “Ancak, özellikle gebelik şekeri olan veya risk taşıyan anne adaylarının porsiyon kontrolüne dikkat etmeleri gerekir. Aksi halde yüksek kan şekeri, gereğinden fazla gebelik kilosu alımı ve gebelikte yüksek şekere bağlı bebekte bazı gelişim problemleri gibi önemli sorunlar gelişebilir” uyarısında bulunuyor.

Klima kullanabilirsiniz, ancak…

Gebelikte toplumda doğru sanılan hatalı inanışlardan biri de klimanın zararlı olduğu düşüncesi. “Asıl sorun klima değil, aşırı soğuk ortamlar ve ani sıcaklık değişimleridir” uyarısında bulunan Dr. Elif Erol, “Ortamın makul derecede serin tutulması anne adayının konforunu artırır, uyku kalitesini destekler ve sıcak stresini azaltır. Ancak klimanın bakımının yapılmış olması enfeksiyon riskine karşı son derece önemlidir” diye konuşuyor.

Serin, karanlık ve sessiz bir uyku ortamı oluşturun

Uzayan günler, tatil planları ve sıcak geceler nedeniyle uyku düzeni kolayca bozulabiliyor. Oysa kaliteli uyku; bağışıklık sistemi, kan şekeri dengesi, ruh hali ve genel gebelik konforu üzerinde doğrudan etkili oluyor.  Yaz aylarında serin, karanlık ve sessiz bir uyku ortamı oluşturmak en az sağlıklı beslenmek kadar önem taşıyor.

Düzenli olarak yüzün

Erken doğum ve kanama gibi riskler olmadığı takdirde hamilelik döneminde düzenli yapılan spor vücut sağlığı için çok önemli. Yaz aylarında yüzmenin hamileliğin hemen her döneminde önerildiğini belirten Dr. Elif Erol, “Yüzmek; kan dolaşımını desteklemek, kasları güçlendirmek ve eklemlere yük bindirmeden hareket etmeyi sağlamak gibi birçok fayda sunar. Ancak yüzerken vücudu zorlamamak son derece önemlidir. Ayrıca, genital ve mantar enfeksiyonları riskine karşı denizden çıktıktan sonra ıslak mayonun hemen değiştirilmesi gerekir” diyor.

 

 

 

#YazHamileliği #HamilelikÖnerileri #GebelikteSağlık #AnneAdayları #YazSağlığı #HamilelikteBeslenme #GüneştenKorunma #GebelikMaskesi #SağlıklıGebelik #HamilelikHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yaz Aylarında Çocukları Bekleyen 3 Tehlike

Yaz mevsimi çocuklar için tatil, açık hava oyunları ve deniz keyfi anlamına gelse de bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Artan sıcaklık, bozulan besinler ve havuzlardaki yetersiz hijyen koşulları gibi etkenler bazı hastalıkların daha sık görülmesine neden olabiliyor. Sıcak çarpması, yaz ishali ve dış kulak yolu iltihabı, yaz aylarında çocuklarda en yaygın görülen üç önemli hastalığı oluşturuyor. Bu hastalıklar zamanında tedavi edilmediğinde çocukların genel sağlık durumlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel, aslında alınacak olan basit önlemlerle yaz aylarında gelişebilecek hastalıkların önlenebileceğine dikkat çekerek, “Bu önlemler arasında güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği öğle saatlerinde bebekleri dışarı çıkarmamak, daha büyük çocuklarda şapka, gözlük ve güneş kremi kullanmak büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, havuz yerine denizi tercih etmek ve sıcak havalarda riskli gıdalardan kaçınmak da kilit rol oynamaktadır” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel, yaz aylarında en yaygın görülen üç hastalığı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Özlem Altay Yücel

Dr. Özlem Altay Yücel

SICAK ÇARPMASI

Yaz aylarının en tehlikeli sağlık sorunlarından biri olan sıcak çarpması özellikle uzun süre güneş altında kalan, yeterince su tüketmeyen veya kapalı ve havasız ortamlarda bulunan çocuklarda görülüyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel, çocuklarda terleme mekanizmasının yetişkinlere göre daha hassas olduğu için vücut ısısının hızlı yükselebildiği uyarısında bulunuyor. Dr. Özlem Altay Yücel, vücut ısısının aşırı yükselmesiyle ortaya çıkan bu tabloda zaman kaybetmeden hekime başvurmanın yaşamsal önem taşıyabildiğine dikkat çekerek, “Sıcak çarpmasının belirtileri arasında yüksek ateş, baş ağrısı, halsizlik, baş dönmesi, bulantı ve bilinç bulanıklığı yer almaktadır. Şüpheli durumlarda çocuğun derhal gölgeye alınması ve tıbbi yardım istenmesi gerekmektedir” diyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00–16.00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkarmayın.
  • Güneş çarpmasının en önemli tetikleyicilerinden biri yetersiz sıvı alımıdır. Dolayısıyla susama hissi olmasa bile bol su içmesini sağlayın.
  • Dışarı çıkarken açık renkli, ince ve pamuklu kıyafetler tercih edin. Bu tür giysiler vücut ısısının dengelenmesine yardımcı oluyor.
  • Dışarı çıkmadan 30 dakika önce en az 30 SPF korumalı güneş koruyucu krem uygulayın. Korumayı her iki saatte bir düzenli olarak yenileyin.
  • Güneş altında uzun süre fiziksel aktivite yaptırmayın, gölge alanlarda oynamasını teşvik edin.
  • Şapka ve güneş gözlüğü kullanımını alışkanlık haline getirin.

YAZ İSHALİ

Yazın gelmesiyle birlikte artan hava sıcaklıkları nedeniyle yaz ishali de çocuklarda oldukça yaygın görülüyor. Yaz ishali mikroplarla kirlenmiş su ve gıdaların tüketilmesi sonucu gelişen bağırsak enfeksiyonu olarak tanımlanıyor. Mikroorganizma barındıran içme suları veya yutulan deniz ve havuz suyu, iyi yıkanmamış çiğ sebze ve meyvelerin yanı sıra sıcakta çabuk bozulan tavuk, deniz ürünleri, et, salata sosları, süt ürünleri ve kremalı pastalar tüketmek ishale neden olabiliyor. 6-12 ay arası bebekler ve 5 yaş altındaki çocuklar bağışıklık sistemleri henüz tam gelişmediği için yaz ishaline daha sık yakalanıyor.  Ani  başlayan ve bazen şiddetli olan bulantı, karın krampları, kusma, halsizlik, iştahsızlık, sulu ve sık dışkılama ile hafif ateşin yaz ishalinin en yaygın belirtileri olduğunu vurgulayan Dr. Özlem Altay Yücel, “24 saati aşan belirtilerde veya küçük bebeklerde ishal ve kusmanın, hayatı tehdit eden dehidratasyona, bir başka deyişle sıvı kaybına neden olabileceği için hekime başvurulması son derece önemlidir” diye konuşuyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Ellerini sık sık sabunlu suyla yıkayın.
  • Açıkta satılan ve riskli gıdalardan (tavuk, sütlü tatlılar, deniz ürünleri) kaçının.
  • Evde hasta birey varsa izole olmasına dikkat edin. Kullandığı tuvaleti mutlaka dezenfekte edin.
  • Besinleri 4 °C ve altında muhafaza edin.
  • Yemekleri günlük olarak tüketin ve tekrar ısıtmaktan kaçının.
  • Temizliğinden emin olduğunuz deniz ve havuzları tercih edin.
  • Deniz ve havuz suyu yutmaması gerektiği konusunda sık sık uyarın.

DIŞ KULAK YOLU ENFEKSİYONU

Dış kulak yolu enfeksiyonu yaz aylarında çocuklarda sık görülen bir diğer sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Deniz ve özellikle havuz suyu içindeki mikroplar, yüzme sonrası dış kulak yolunun ıslak kalması, kulak çubukları ile kulak yolu mukozasının zarar görmesi dış kulak yolu enfeksiyonuna yol açabiliyor. Kulakta tıkanıklık hissi, şiddetli ağrı, akıntı ve hafif işitme kaybı belirtileri arasında yer alıyor. Dr. Özlem Altay Yücel, çocuklarda gelişen bu şikayetlerde zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Nasıl önlem almalı?

  • Kulağının nemli kalmamasına dikkat edin.
  • Kulağını temizlerken kulak çöpü kullanmayın. Havluyla dış bölgesini temizleyin.
  • Özellikle havuza girerken silikon kulak tıkaçları veya sıkı bone kullanmasını sağlayın.
  • Temizliğinden emin olduğunuz deniz ve havuzları tercih edin.

 

#YazSağlığı #ÇocukSağlığı #SıcakÇarpması #Yazİshali #KulakEnfeksiyonu #SağlıkHaberleri #AcıbademHastanesi #ÇocuklardaYazRiskleri #GüneştenKorunma #HijyenÖnlemleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity