Yazılar

Covid mutasyonuna dikkat

Covid mutasyonuna dikkat

Tüm dünya İngiltere’deki bir COVID-19 virüsünün mutasyona uğrayarak daha bulaşıcı bir hale gelmiş olabileceğinden bahsediyor. Academic Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Nilüfer Aykaç, konuyla ilgili gelişmeleri anlatıyor ve uyarılarda bulunuyor.

COVID-19 vakaları halen insanları hastalandırmaya ve can almaya devam ediyor. Dünyadaki günlük yeni vaka sayısı 500-600 bin arasında değişirken, ölümlerin 1milyon 700 bini, vaka sayısının da 77 milyonu geçtiğini belirten Academic Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Nilüfer Aykaç, Türkiye’de ise toplam vaka sayısının 2 milyonun üzerine çıkmış durumda olduğunu söylüyor. “Dünya Sağlık Örgütü’nün haftalık raporuna göre Türkiye, son bir haftalık yeni vaka sayısına bakıldığında dünyada üçüncü ve Avrupa’da birinci konumda yer alıyor. Ayrıca Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin tüm COVID-19 ölümlerinin yüzde 65’i Eylül – Aralık 2020 tarihleri arasında yaşandığı görülüyor. Yani Türkiye’de ve globalde COVID-19 pandemisi hala çözülebilmiş değil. Dünya 12 aydır COVID-19 ile mücadele ederken olanakları olan ülkelerdeki genetik laboratuvarlarda aşı ve mutasyon çalışmaları da hızla devam ediyor. Koronavirüs şimdiden üzerinde en çok araştırma yapılan virüs grubu haline geldi. Nisan 2020’de İngiltere’de kurulan konsorsiyum sonucu, çok sayıda virüs örneği toplandı ve virüs dizilimleri incelendi,” diyen Aykaç COVID-19 mutasyonuyla ilgili son gelişmeleri anlatıyor.

Koronavirüsteki mutasyon ve varyantlar   

Mutasyon, genetik materyalde meydana gelen rastlantısal değişim demektir ve evrimin doğal bir parçasıdır. Birden fazla mutasyon taşıyan virüsler varyant olarak adlandırılır. Özellikle RNA virüsler oldukça fazla mutasyon yapar. Mevsimsel gripte de çok sık mutasyonlar görüyoruz bu nedenle her yıl grip aşıları bu mutasyonlara göre düzenleniyor ve yenileniyor. Koronavirüs neyse ki grip kadar mutasyona uğramıyor.

Farklı ülkelerde yapılan genetik çalışmalarda Koronavirüste varyant virüsler tespit edildi ancak ilk kez bu varyant “İncelemeye değer varyant” olarak adlandırıldı. Daha sonra da “Dikkate değer varyant” olarak tanımlandı. Yani bilimsel otorite tarafından daha yakından izlenmesi önerildi. Değişime uğrayan bu yeni varyant virüs, eylül ayında Güney İngiltere’de vakaların artması ile birlikte daha da önem kazandı. 13 Aralık 2020 itibarıyla enfekte ettiği kişi sayısı arttı. Birleşik Krallık’ın 60 farklı bölgesinde bu hastalara rastlansa da en fazla vaka Güneydoğu İngiltere’de yer aldı. Galler ve İskoçya’da da vakalar görüldü. Dünya Sağlık Örgütü mutasyonu izlediğini, mutasyona uğrayan koronavirüsün Birleşik Krallık’ın dışında, Hollanda, Danimarka ve Avusturya başta olmak üzere farklı ülkelerde de görüldüğünü açıkladı.

Henüz mutasyonların hastalığı ağırlaştırdığına ya da daha fazla ölüme yol açtığına dair elimizde bilimsel bir veri bulunmuyor. Ancak bu virüsün daha bulaştırıcı olduğu konusunda öngörüler var.

COVID-19 mutasyonu aşıları etkiler mi?

Bu mutasyon, Koronavirüsün ACE2 reseptörlerine bağlanarak insan hücrelerine girmesini sağlayan ve virüse meşhur taç görünümünü veren Spike proteinlerinde meydana geldiği için oldukça önemli. Yeni varyantın sebep olduğu mutasyon, özellikle aşının hedef aldığı Spike proteinini değiştiriyor. Ne var ki aşılar Spike proteinin birçok farklı bölgesine karşı bağışıklık kazandırıyor dolayısıyla tek bir mutasyonun aşıları tamamen veya kısmen işlevsiz kılması mümkün görünmüyor. Şu ana kadar edindiğimiz bilgilerle net bir kanıya varmak oldukça güç. Daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz.

COVID-19 şimdi daha mı bulaşıcı?

Mutasyona uğrayan virüsün daha bulaştırıcı olabileceğine ilişkin ön raporlar ve veriler mevcut ancak henüz elimizde kesinleşmiş bir bilgi bulunmuyor. Şu anda bu yeni türün daha ölümcül olduğuna ya da mevcut aşı ve tedavileri etkileyebileceğine dair kesin bir bilgi veremeyiz. Şunu söyleyebiliriz ki; mutasyonların ortaya çıkması bilimsel olarak beklediğimiz bir durumdu. Bugün COVID-19 mücadelesi hem ülkemizde hem de dünyada sürerken bilim insanları canla başla çalışmaya devam ediyor. Vatandaşlarımıza düşen en önemli görevse bu süreçte paniğe kapılmamak olmalı. Kişisel koruyucu önlemleri ihmal etmeyelim. Maske, sosyal mesafe ve el hijyenine her zamankinden daha fazla dikkat edelim.

El hijyeninde dikkat edilmesi gerekenler

El hijyeninde dikkat edilmesi gerekenler

Covid-19 pandemisi nedeniyle hepimiz el hijyenine çok önem veriyoruz. Günde yaklaşık 15-20 kez ellerimizi yıkıyoruz. Hatta bu sayı bazen daha da fazla olabiliyor. Hijyen sağlayabilmek için bazı önemli noktalara dikkat etmemiz gerektiğini belirten Academic Hospital Dermatoloji Profesörü Doktor Ayşe Tülin Mansur, ellerimizi bu kadar sık yıkamanın derimizin sağlığını da etkileyebileceğini belirtiyor.

Elleri çok sık yıkamanın, tahriş edici dış etkenlerden cildimizi koruyan deri yüzeyindeki yağlı tabakada aşınma yarattığını belirten Academic Hospital Dermatoloji Profesörü Doktor Ayşe Tülin Mansur, “Buna bağlı olarak elleriniz aşırı kurur. Bazen bu rahatsızlık hissi daha da artarak deride kızarıklık, pullanmalar ve ince çatlaklar meydana gelir. Yanma ve kaşıntı ortaya çıkar” diyor ve “Tahriş egzaması” olarak bilinen bu rahatsızlıktan korunmanın yollarını anlatıyor.

Ellerinizi nasıl yıkamalısınız ve derinizi aşırı kurumaktan nasıl korursunuz?

  • Ellerinizi yıkamadan önce el ve bileklerinizde yer alan tüm takı ve aksesuarları çıkarın. Zorunlu olmadıkça saat takmayın.
  • Tırnaklarınız kısa kesilmiş olsun. Ellerinizi sıcak değil, ılık suyla yıkayın.
  • El yıkamada sağlık çalışanları dışındaki kişiler için tıbbi, antiseptik içeren bir sabun gerekli değildir.
  • Gliserin, zeytinyağı gibi nemlendirici maddeler içeren parfümsüz sıvı ya da kalıp sabunları tercih edebilirsiniz.
  • Hastane gibi birçok kişinin kullanımına açık ortamlarda sıvı sabun kullanın ve ellerinizi yıkadıktan sonra kağıt havlu ile kurulayın. Musluğu da yine kağıt havlu ile kapatın.
  • Rutin el yıkamanızda fırça kullanmanıza gerek yoktur. Ellerinizi önce ıslatın, bu işlem sabunun daha iyi köpürmesini sağlayacaktır.
  • Sabunu suyla iyice köpürttükten sonra parmak aralarınızı, ellerinizin iç ve dış yüzeyini, tırnak altlarını ve bileklerinizi 20 saniye süreyle ovuşturarak iyice yıkayın. Bu sürenin altında kalırsanız mikroorganizma ve kimyasal maddeler ellerinizden arınmamış olabilir. Ellerinizin aşırı kurumasını önlemek için de bu sürenin üzerine çıkmamaya çalışın.
  • Sabun artığı kalmaması için özellikle parmak aralarını iyice durulayın.
  • Mikroorganizmalar nemli ortamlarda daha kolay yayılırlar, bu yüzden ellerinizi iyice kurulayın.
  • Kuruladıktan hemen sonra ellerinize kokusuz ve yağ bazlı bir nemlendirici uygulayın. Nemlendiriciler deri bariyerini onarır. Bakteri ve virüslerden korunmayı da önlemez.
  • Dezenfektan kullandıktan hemen sonra ellerinizi yıkamayın çünkü bu işlemle derinin yağlı tabakası aşınır. Ayrıca dezenfektanda bulunan nemlendiriciler de deriden uzaklaştırılmış olur.
  • Sık el yıkamaya bağlı tahriş egzaması yaşıyorsanız tek başına nemlendiriciler yetersiz kalacaktır. Uygun tedavi önerileri için mutlaka bir hekime başvurun.

Dijital cihazlar gözleri yoruyor

Dijital cihazlar gözleri yoruyor

Hem yaşadığımız pandemi nedeniyle hem de çağımızın gereği olarak günümüzün önemli bir zamanını ekranların karşısında geçiriyoruz. Bilgisayarlara, akıllı telefonlara veya başka dijital ekranlara uzun süre bakmanın gözlerde rahatsız edici etkiler yaratabileceğini belirten Academic Hospital Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Enver Attila Bakan, bu konuda alınması gereken önlemleri anlatıyor.

Dijital kaynaklı  göz yorgunluğunun her yaştan insanı etkilediğini belirten Academic Hospital Göz Hastalıkları uzmanı Op. Dr. Enver Atilla Bakan, “Bilgisayarların, akıllı telefonların veya başka dijital cihazların ekranına uzun süre bakmanın gözlerinize kalıcı zararlar verebileceğini bir yerlerde duymuş olabilirsiniz ancak bu pek doğru değildir. Muhtemelen ekrana çok uzun süre bakmanın bazı rahatsız edici etkilerini fark etmişsinizdir. Gününüzün uzun saatlerini dijital cihazları kullanarak geçiriyorsanız görüşünüzde bulanıklaşma, gözlerinizde ağrı, yorgunluk, yanma, batma ve kuruma hissedebilirsiniz. Bu göz yorgunluğu, okuma, yazma veya uzun süre dikiş dikme gibi ‘yakın işler’ yaparken de yaşayabileceğiniz semptomlardır. Görünen o ki günümüzde cep telefonu veya bilgisayar kullanımını azaltmak gibi bir şansımız da yok” diyor ve gözlerinizi rahatlatacak bazı ipuçları veriyor.

Göz kırpmayı unutmayın

Normalde dakikada yaklaşık 15 kez göz kırparken bilgisayarları ve diğer dijital ekranlı cihazları kullanırken bu sayı dakikada 5-7’ye kadar inebiliyor. Gözleriniz ihtiyaç duyduğu nemlenmeyi kırpma yoluyla sağlıyor. O yüzden mümkün olduğunca sık göz kırpmak için bilinçli bir çaba gösterin. Hatta yakın çevrenize size göz kırpmanızı hatırlatacak küçük notlar koyabilirsiniz.

Gözlerinizi nemlendirin

Kuruma hissi yaşadığınızda gözlerinizi tazelemek için yapay göz damlası kullanabilirsiniz. Eğer sürekli kuru ve sıcak bir odada bulunuyorsanız havayı nemlendirmeniz de iyi bir fikir olabilir.

“20-20-20” kuralını izleyin

“20-20-20” kuralını uygulayarak düzenli molalar verin. Her 20 dakikada bir, gözlerinizi en az (20 feet ) 6 metre uzaklıktaki bir nesneye en az 20 saniye kadar odaklayın. Online derslerin ortalama 30 dakika olduğu düşünülürse çocuğunuz için de bu uygulama faydalı olacaktır. Ders aralarındaki zamanın tümünü de gözü zorlayacak işlerle geçirmemesi sağlanmalıdır.

Bilgisayar gözlükleri kullanın

Yakını görmekte zorlanıyorsanız ve bir bilgisayar önünde saatlerinizi harcıyorsanız, çalışma mesafenize uygun bir bilgisayar gözlüğü kullanarak göz yorgunluğunuzu azaltabilirsiniz. Göz hekiminize ekrana bakma mesafenizi önceden ölçerek söyleyebilirsiniz. İdeali yaklaşık 50 – 60 cm’dir.

Ekranınızın parlaklığını ve kontrastını ayarlayın

Ekranınız çevrenizden daha parlaksa, gözleriniz farklı bir ışığa uyum sağlayabilmek için daha çok çalışacak ve daha çabuk yorulacaktır. Ekranınızın parlaklığını çevrenizdeki ışık düzeyine uyacak şekilde ayarlayın. Ayrıca göz yorgunluğunuzu azaltmak için ekranınızdaki kontrastı artırmayı deneyin.

Ekranınızdaki parlamayı azaltın

Parlak ekranlar mat olanlara göre gözleriniz için daha yorucu olabilir. Size nasıl bir rahatlık sağlayabileceğini görmek için telefon ve bilgisayar mağazalarından mat ekran filtresini deneyebilirsiniz.

Bilgisayar ekranına olan konumunuza dikkat edin

Bilgisayar ekranına yaklaşık 50, 60 cm yani tam kol mesafesinde oturmak en uygunudur. Tablet ve telefonlarınıza da yaklaşık 35 cm uzaklıktan bakabilirsiniz. Ayrıca bilgisayar ekranının üst kenarı en fazla göz seviyenizde, ekrana bakarken başınızın konumu da hafifçe aşağı bakacak şekilde olmalıdır.

Uzak, orta, yakın mesafeyi gösteren, Progresif bir gözlükle ekrana hafif başınızı kaldırarak bakıyorsanız, boyunda kireçlenme ve boyun fıtığı gibi rahatsızlıklar yaşayabilirsiniz. Uzun süre ekran başında olanların sadece uygun mesafeye göre ayarlanmış bir yakın/ofis gözlüğü kullanmaları daha doğrudur.

Gözleriniz kızarık, ışığa duyarlı, ağrılı, sulanıyor veya bulanık görüyorsa mutlaka göz doktorunuza danışın. Bir ekrana saatlerce baktığınızda bu cihazdan yayılan mavi ışığa maruz kalıyorsunuz. Dijital cihazlardan gelen bu mavi ışığın gözlerinize zarar verdiğine dair hiçbir bilimsel kanıt olmasa da, mavi ışık filtreli ekran gözlükleri yaşadığınız bu rahatsızlıkları azaltabilir.

Mavi ışık, vücudun sirkadiyen ritmini yani doğal uyanma ve uyku döngüsünü etkiler. Gün boyunca maruz kaldığımız mavi ışık bizi uyandırır ve uyarır.  O yüzden gece geç saatlere kadar telefonunuza, tabletinize veya bilgisayarınıza odaklanarak mavi ışığa maruz kalmak, uykuya dalmanızı da zorlaştırabilir. Uyku sorununuz varsa yatmadan iki veya üç saat önce ekrandan uzaklaşmanız faydalı olacaktır. Günümüzde pek çok cihazın akşamları mavi ışığa maruz kalmayı en aza indiren gece ayarları olduğunu da belirtelim. Kullandığınız dijital ekranları bu şekilde de ayarlayabilirsiniz.

 

Korona öncesi alınacak tedbirler   

Korona öncesi alınacak tedbirler   

Dünya 11, Türkiye ise 9 aydır COVID-19 pandemisi ile mücadele ediyor. Küreselleşen ve küçülen dünyamızda hastalığın çok hızla yayıldığını belirten Academic Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Öğretim Üyesi Doktor Nilüfer Aykaç, tüm salgın hastalıklarda olduğu gibi Covid-19’da da kişisel önlemlerin büyük önem taşıdığını belirtiyor.

Covid-19 virüsü ilk olarak geçtiğimiz yıl aralık ayında Çin’in Vuhan şehrinde görüldü. 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü, bunun bir pandemi olduğunu ilan etti ve aynı gün Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı tarafından ilk koronavirüs vakası açıklandı. Bugün tüm dünyada vaka sayısı 67 milyonu, ölümler de 1,5  milyonu geçmiş durumda. Türkiye’de Sağlık Bakanlığının resmi verilerine göre vaka sayısı 553 binlere dayandı.

Ölüm sayısı da ne yazık ki 15 bini geçti.

Kışın gelmesiyle birlikte kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirmenin pandeminin yükünü artırdığını belirten Academic Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Öğretim Üyesi Doktor Nilüfer Aykaç, havalandırmaların yetersizliğine, virüsün güneş ışığından uzak, soğuk ve kuru koşulları sevmesine dikkat çekiyor. Tüm salgın hastalıklarda olduğu gibi Covid-19’da da kişisel önlemlerin çok önemli olduğunu söyleyen Aykaç, Covid-19 pandemisinde maske takmanın, fiziksel mesafeyi korumanın ve kişisel hijyene özen göstermenin hastalıktan korunmak için oldukça etkili olduğunu sözlerine ekliyor.

Maske takmak ve elleri sık sık yıkamak

Covid-19, hasta bireylerin öksürmeleri ve aksırmaları ile ortama saçılan damlacıklar yoluyla bulaşır. Hastaların solunum parçacıklarıyla kirlenmiş yüzeylere dokunmak, sonrasında da elleri yıkamadan yüz, göz, burun veya ağıza götürmek de virüsün yayılmasına neden olur. Dolayısıyla Covid-19’dan korunmak için alınacak en önemli tedbirlerden biri, elleri sık sık sabun ve suyla yıkamaktır. Alkol bazlı el antiseptikleri ve kolonya da elleri dezenfekte etmekte etkilidir. Ayrıca maske takmak solunum yoluyla bulaşan hastalıkları önlemenin en temel ve en kolay yoludur. Burnunuzu içine alacak şekilde maskenizi düzgün bir şekilde takarsanız, virüslerden korunabilirsiniz.

Fiziksel mesafenin korunması

Covid-19 temas ve solunum yoluyla bulaştığı için kalabalık grupların yer aldığı alanlarda bulunmamaya özen gösterin. Maskeniz yüzünüzde olsa bile yakın temastan mümkün olduğunca kaçının. Özellikle salgının arttığı şu günlerde, zorunlu olmadıkça kapalı mekanlara gitmeyin. Kutlama, tören gibi faaliyetlere katılmayın. En az iki metre fiziksel mesafeyi koruyarak ve karşılıklı maske takarak virüsün bulaşıcılığını önemli ölçüde azaltabilirsiniz.

Covid-19’da aşıların etkisi 

Dünyada ve Türkiye’de Covid-19 için aşı çalışmaları sürerken diğer aşıların önemini de vurgulamak gerekir. Kış aylarında influenza (grip) vakaları oldukça yaygınlaşır. Grip, Covid-19’la benzer klinik ve radyolojik bulgulara sahip olması nedeniyle tanı ve tedavi zorluklarını beraberinde getirir. Bu nedenle özellikle bu dönemde grip ve zatürre aşıları daha da büyük önem kazanır. Yapılan araştırmalarda grip aşısı olan kişilerde Covid-19’un daha hafif geçirildiğine ve ölüm oranlarının azaldığına dair bildirimler vardır. Özellikle sağlık çalışanlarının, altta yatan bir hastalığı olanların, 65 yaş üstü bireylerin ve kalabalık ortamlarda çalışmak zorunda kalanların aşı yaptırması büyük önem taşır. 65 yaş üstü bireylere ve özellikle kronik bronşit, astım, kronik böbrek, kanser ve kalp hastalığı bulunanlara ayrıca zatürre aşısı da yapılmalıdır.

Bulaş zincirinin kırılması

Tüm bu kişisel önlemlerin yanı sıra pandemilerde asıl önemli olan bulaş zincirinin kırılmasıdır. Bu nedenle filyasyon çalışmaları, şeffaf veri paylaşımı ve yaygın test yapılması salgını kontrol altına almanın temel yollarıdır. Ayrıca Covid-19 hastaları izole edilmelidir. Hiç akıldan çıkarılmaması gereken ana strateji salgınla mücadelenin hastanelerde değil, sahada kazanılacağıdır.

Akciğer kanserinin belirtileri ve tedavisi

Akciğer kanserinin belirtileri ve tedavisi

Dünyada ve ülkemizde en sık görülen kanser türlerinin başında gelen ve her geçen gün daha da yaygınlaşan akciğer kanseri, diğer kanser türlerine göre çok daha fazla ölüme sebep oluyor. Academic Hospital İç Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım Torasik Onkoloji Uzmanı Prof.Dr. Turgay Çelikel, erken dönemde hiç uyarı vermeyen bu hastalığın en önemli belirtilerini, Türkiye’deki vaka sayılarını ve tedavideki yenilikleri anlattı.

Erkeklerde prostat kanserinden kadınlarda da meme kanserinden sonra en sık görülen kanser türü olan Akciğer kanseri, tüm dünyada ve Türkiye’de hızla artmaya devam ediyor. Kansere bağlı ölümler yüzde 25’lik bir oranla en çok akciğer kanseri nedeniyle yaşanıyor. İlerleme veya yayılma olmadan kolay kolay belirti vermeyen akciğer kanseri konusunda her yılın kasım ayı farkındalık ayı olarak kabul ediliyor.

Türkiye’de yılda 60.000 civarı yeni akciğer kanseri vakası oluştuğunu söyleyen Academic Hospital İç Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım Torasik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Turgay Çelikel, hastalıkla ilgili şunları söylüyor: “Her yıl meme, prostat ve kolon kanseri sebebiyle yaşanan ölümlerden daha fazlası akciğer kanserine bağlı oluşuyor. Ülkemizde akciğer kanseri yüzünden yılda 30.000 kişi hayatını kaybediyor. Akciğer kanserine yakalanan hastaların yüzde 60’ında, tanı koyulduğu anda, uzak metastazları yani kanserin çoktan başka organlara yayıldığı görülüyor. Bir erkeğin hayatı boyunca akciğer kanserine yakalanma riskinin 15’te birken bir kadının 17’de bir olduğunu söyleyebilirim. Bu oranlar sigara içenlerde çok daha fazla ve içmeyenlerde çok daha az seyrediyor. Akciğer kanserinin yüzde 85-90 oranında sigaraya bağlı yaşandığının altını çizmeliyim. Örneğin son yıllarda sigara içmeyi azaltabilen batı ülkelerinde akciğer kanseri görülme sıklığı da azalıyor. Ayrıca erken tanı yöntemlerinin gelişmesi ve tedavideki yenilikler de akciğer kanserine bağlı ölümlerin sayısının düşmesini sağlıyor.”

Akciğer kanserinin belirtileri nelerdir?

 Akciğer kanserlerinin çoğu yayılma ya da ilerleme olmadan belirti vermiyor. Ama geçmeyen ya da kötüleşen öksürük, kanlı balgam ya da pas rengi balgam, öksürme ve nefes almayla birlikte artan göğüs ağrısı, ses kısıklığı, iştahsızlık, açıklanamayan kilo kaybı, yorgunluk ve halsizlik, bronşit, geçmeyen ya da tekrarlayan zatürre, yeni oluşan hırıltılı solunum gibi durumlar yaşanıyorsa en kısa sürede bir doktora danışılmalıdır. Eğer akciğer kanseri başka organlara da yayıldıysa, kemik ağrılarına, baş ağrısına, felce, havaleye ve sarılık gibi bulgulara da neden olabilir.

Hastalığın teşhisi nasıl konur? 

Sadece akciğer grafisi ile erken tanı mümkündür. Yapılan çok sayıda bilimsel çalışmada, yüksek riskli grupların yılda bir kez düşük doz bilgisayarlı tomografi çektirmesiyle ölüm riskinin yüzde 20 oranında azaldığı gözlemlenmiştir. 20-30 yıl boyunca günde bir paket sigara içmiş 50 yaş üzeri kişiler, özellikle KOAH ve Fibrosis gibi başka akciğer hastalıkları varsa ya da yakın ailelerinde kanser vakaları bulunuyorsa bu risk grubuna girerler. Bilgisayarlı tomografide akciğer kanseri düşünülüyorsa hemen PET-CT tetkiki istenir. Bu işlemle vücudun hangi bölgesinde kanser olduğu tespit edilir. Bundan sonraki süreçte mutlaka kanserli dokudan parça (Biopsi) alınır.

Tedavideki yenilikler nelerdir?

Son 10 yıllık süreçte akciğer kanserinde moleküler düzeyde tetkiklerin yapılabilmesi hastalığın tedavisiyle ilgili umut vadediyor. Bu sayede genetik yapıdaki değişimler belirleniyor ve hastaya buna göre tedaviler uygulanıyor. Örneğin son büyük yenilik olan “Immüno” tedaviden hastanın fayda görüp göremeyeceğini belirlemek için PD-L1 denen bir boyama testi yapılıyor. Boyama yüksek oranda olduğunda hastanın Immüno tedaviden fayda görebileceği belirleniyor. Bu tedavi vücudun doğal bağışıklık hücreleri ile kanser hücreleri arasında oluşan perdenin kaldırılmasına yardımcı oluyor. Böylece bağışıklık hücreleri kanser hücreleriyle savaşabiliyor. Akciğer kanserinde cerrahi alanda da büyük yenilikler bulunuyor. Video-torokoskopi denen yöntemle bir veya bir kaç delikle göğüs kafesine girilip kanserli dokular çıkarılabiliyor. Bu da hastanın daha az yıpranmasını sağlıyor. Cerrahi uygulanamayan, kanseri yayılmış hastalarda kemoterapiyle birlikte ışın tedavisi veriliyor. Siber-Knife, noktasal yüksek dozlu ışınlama gibi yöntemler de cerrahiyi kaldıramayacak erken dönem hastalarına uygulanıyor. Beyin ve kemik yayılmalarının tedavisi de ışın tedavisi ile gerçekleştiriliyor.

Zatürre zayıf anı kollar

Zatürre zayıf anı kollar

Akciğerlerin mikrobik iltihaplanması sonucu oluşan Zatürre (Pnömoni) hastalığı özellikle sonbahar ve kış aylarında görülen çok ciddi bir enfeksiyondur. Zatürreden korunmak için bağışıklık sisteminin en iyi düzeyde tutulması gerektiğini belirten Academic Hospital İç Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım Torasik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Turgay Çelikel, hastalıkla ilgili önemli uyarılarda bulundu.

Zatürre tüm dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve en fazla ölüme neden olan hastalıklar arasındadır. Akciğer dokusunun iltihaplanması sonucu, bakteriler başta olmak üzere çeşitli mikroorganizmalar yüzünden oluşan bu rahatsızlık, her yıl ülkemizde 12 bin civarı kişinin yaşamını kaybetmesine neden olur. Bağışıklık sistemi güçlü olursa zatürrenin ayakta basitçe geçirilebileceğini söyleyen Academic Hospital İç Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım Torasik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Turgay Çelikel, “Hastaneye ve yoğun bakıma yatışı gerektiren ve ağır seyreden zatürre vakaları vardır. Kanda oksijen seviyesinde düşüklüğe, karbondioksit seviyesinde yükselmeye ve solunum yetmezliğine yol açan bu tip zatürreler, bağışıklığı azalmış kişilerde çok ciddi durumlara neden olabilir. Bazı hastalarda tedavi süreci iki ayı bile bulabilir. Bu sürede yakın doktor kontrolü şarttır.” uyarısında bulundu.

Yüksek ateş ve nefes darlığı zatürrenin en önemli belirtileri

Tipik zatürre, genellikle 39-40 derecede seyreden yüksek ateşe, üşümeye, titremeye ve nefes darlığına sebep olur. Nabızda yükselme, morarma, göğüs ağrısı, kuru öksürük, sarı-yeşil balgam ve özellikle yaşlılarda zihin bulanıklığı gibi klinik belirtiler görülebilir. Kan testlerinde beyaz küre ve CRP yüksekliği gözlemlenir.

Zatürreden korunmanın yolları nelerdir?

Bağışıklık sisteminin ve akciğerin mikroptan korunma mekanizmalarının en iyi düzeyde çalışması gereklidir. Sigara içmek, bronşların üzerini kaplayan halıya benzer “Silya” yapısının dışa doğru hareketini felç eder ve her gün soluduğumuz milyonlarca mikrobun dışarıya atılmasına engel olur. Aynı şekilde alkol, genel anestezi, hava kirliliği, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği ve kortizon tedavisi gibi durumlar da savunma mekanizmasını bozan etkenlerdir. Zatürreden korunmak için iki çeşit aşı vardır. Biri ömür boyu etkilidir, diğerinin 5 yılda bir tekrar edilmesi gerekir. Batıda 65 yaş üzerine önerilen bu aşılar, ülkemizde yıpranma daha fazla olduğu için 55 yaş üzerine önerilir. Fakat unutulmaması gereken nokta şudur; zatürre aşısının sadece en sık görülen zatürre cinsi Pnömokok’a karşı koruyuculuğu bulunur. Diğer zatürrelere karşı bir etkisi yoktur.

Zatürre hakkında az bilinen gerçekler:

  • Enfeksiyona bağlı zatürre, bakteri, virüs, mantar veya tüberküloz mikrobu kaynaklı olabilir. Hepsinin tedavi yaklaşımı farklıdır. Antibiyotikler sadece bakteri kaynaklı zatürreye karşı etkilidir. Mantar ve tüberküloz nedeniyle oluşan zatürrenin ilaçları ve kullanma süreleri farklıdır. O yüzden ilaç kullanmadan önce mutlaka bir doktora danışılmalıdır.
  • Covid-19, grip (İnfluenza) gibi bir virüstür ve viral zatürreye neden olur. Grip için hastalık şiddetini azaltan ilaçlar bulmak mümkünken Covid-19 için bugüne kadar tek bir ilaç onay almıştır ve henüz ülkemizde bulunmamaktadır.
  • Covid-19 virüsü, gripten farklı olarak daha sık akciğerlerde zatürreye neden olur. Bu tür zatürrenin buzlu cama benzeyen tipik bir görüntüsü vardır.
  • Genel durumu iyi, ayaktaki bir hastanın tedavisiyle altta yatan başka bir hastalığı bulunan düşkün bir hastanın tedavisi çok farklıdır.
  • “Atipik Zatürre” denen bir grup daha vardır. Klimadan geçen “Legionella Zatürresi” (Lejyoner Hastalığı) de bu gruptadır ve doğru antibiyotik tedavisi uygulanmazsa çok hızlı ilerleme gösterir.
  • AIDS hastalığında da en önemli ölüm nedeni bağışıklığın düşmesine bağlı gelişen bir tür zatürredir ve onun da tedavisi oldukça farklıdır.