Yazılar

Üzümü çekirdeğiyle birlikte tüketin, çünkü…

Üzümü çekirdeğiyle birlikte tüketin, çünkü…

Kırmızı, yeşil veya siyah… Yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden üzüm oldukça lezzetli olmasının yanı sıra aynı zamanda adeta bir şifa deposu. Başta K, C, A ve B vitamini ile potasyum, sodyum, fosfor, magnezyum olmak üzere vitamin-minerallerden oldukça zengin bir meyve olan üzümün en önemli özelliği ise çok güçlü bir antioksidan olması. Üzüm içeriğindeki resveratrol ile antosiyanin gibi antioksidanlarla vücudumuzdaki hücreleri yeniliyor ve bu sayede başta kanser olmak üzere pek çok hastalığın gelişme riskini azaltıyor, cildin erken yaşlanmasını da önlüyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can üzümün antioksidanlarının en çok kabuğu ve çekirdeğinde olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle üzüm yerken çekirdeklerini çıkarmayın, kabuğunu soymayın. Bir küçük boy kase üzüm 100 kalori ve 25 gram karbonhidrat içeriyor. Günde bir küçük boy kase tüketmek, üzümün şifasından faydalanmak için yeterli gelecektir. Ayrıca yoğun karbonhidrat içeriği nedeniyle özellikle diyabet hastalarının üzüm yerken porsiyon kontrolüne dikkat etmeleri gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Covid-19’a karşı vücut direncini artırıyor

Özellikle içeriğindeki C vitamini ve polifenollerden zengin antioksidan sayesinde bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor. Böylece başta Covid-19 olmak üzere vücudun enfeksiyonlara karşı olan direncini arttırıyor.

Kalp sağlığı için önemli

Üzüm kalp sağlığını koruyan en önemli meyveler arasında yer alıyor. İçeriğindeki güçlü antioksidan resveratrol sayesinde kolesterolün emilimine engel oluyor. Bu etkisiyle kolesterol seviyesinin düşmesine katkı sağlıyor. Yapılan çalışmalar, özellikle kırmızı üzümün kolesterolü düşürmede daha etkili olduğunu ortaya koyuyor. Üzüm yüksek potasyum içeriğiyle kan basıncının düşmesinde de faydalı oluyor.

Kansere karşı koruyucu etki gösteriyor

Özellikle çekirdeğiyle birlikte tüketildiğinde, içeriğindeki zengin resveratrol sayesinde kanser hücrelerinin fonksiyonlarını bozabiliyor ve toksik etkilerini azaltabiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yaşlanmayı geciktiriyor

Vücudumuzda myricetin ve quercetin gibi flavonoidler serbest radikal denilen zararlı maddelerle savaşarak cildin yaşlanmasını geciktiriyor. Ayrıca hücreleri yenileyen özelliğiyle de cildimizin gergin ve sağlıklı görünmesini sağlıyor.

Diyetlerde iyi bir tatlı alternatifi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can, üzümün kilo kaybını da desteklediğine dikkat çekerek, “Üzüm yarısı su olan şekerli ve lifli bir meyvedir. Doğal meyve şekeri olması ve içerdiği antioksidanlar sayesinde vücuttaki iltihabı azaltan etkileriyle zayıflama diyetlerinde iyi bir tatlı alternatifi olabilir.” diyor.

Göz sağlığını destekliyor

Üzümün içerdiği resveratrol sayesinde gözdeki retina hücrelerini güneşin zararlı etkilerinden koruduğunu gösteren çalışmalar mevcut. Üzümde aynı zamanda lutein ve zeaksantin gibi göz sağlığını destekleyen başka antioksidanlar da yer alıyor. Bazı araştırmalar, bu bileşiklerin gözlerin mavi ışıktan zarar görmemesine yardımcı olduğunu ortaya koyuyor.

Kan basıncını düşürmede etkili oluyor

Yapılan araştırmalar, beslenmede düşük potasyum alımının yüksek kan basıncı ve inme riskini arttırdığını gösteriyor. Üzüm yüksek potasyum içeriğiyle kan basıncının desteklenmesine yardımcı olur.

Kabızlığı önleyebiliyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can kronik kabızlığın kolon kanseri riskini artırdığını belirterek, “Üzüm düzenli tüketildiğinde bol lif içeriğiyle kabızlığı engelleyebiliyor. Bu etkisi sayesinde kolon kanseri riskini düşürüyor” diyor.

Baklanın faydaları anlatmakla bitmiyor

Baklanın faydaları anlatmakla bitmiyor

Kendine has aromasıyla bahar sofralarının sağlık deposu bakla, Covid-19’dan korunmada büyük öneme sahip olan bağışıklık sistemini desteklemesiyle de öne çıkıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can “Mevsim geçişinin olduğu şu günlerde başta Covid olmak üzere diğer hastalıklara karşı bağışıklık sisteminin desteklenmesi çok önemlidir.. Bahar ayının yıldız sebzesi olan taze bakla zengin içeriğiyle son derece besleyici bir özelliğe sahip. Susam yağı ile pişirdiğiniz de besleyiciliğini daha da artıyor. 100 g baklada 8.2 gr karbonhidrat, 4.64 gr protein, 1.63 gr lif bulunmaktadır. Bununla birlikt sodyum potasyum, folik asit, C vitamini içeriği açısından zengindir” diyor Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can, baklanın çok bilinmeyen 5 önemli faydasını sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can

Kalbi koruyor

Kurubaklagiller familyasından olan bakla kalp dostu olarak bilinir. Yüksek protein ve lif içermesi, kolestrol içermemesi bakımından yüksek kolestrolü olan bireylerce kırmızı ete alternatif olarak tüketilmelidir. Lif içeriği sayesinde vücutta kötü kolestrolü düşürücü etkisi bulunmaktadır. Bunun yanında vegan ve vejetaryenler için kaliteli bir protein kaynağıdır.

Kolon kanseri riskini azaltıyor

Bakla, düzenli tüketildiği zaman içerdiği çözünür lif ile kabızlığa karşı iyi bir alternatiftir. Kronik olarak kabızlık yaşayan insanların kolon kanserine yakalanma riski  yüksektir. Kurubaklagilller ve sebzeler ile günlük almamız gereken lif miktarını mutlaka tamamlamalıyız. Ortalama 1 porsiyon bakla; günlük lif ihtiyacının yüzde 36’sını karşılayabilir. Yeterli lif tüketimi ile kolon kanseri görülme riskini azaltmak mümkün. Mevsiminde haftada 2 gün bakla tüketmekte fayda var. Ancak huzursuz bağırsak sendromu (irritabl bağırsak sendromu) olan hastalarda gaz yapabileceği için bakladan kaçınması önerilir.

Pause Sağlık

Bağışıklığı güçlendiriyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can “Covid-19 ile mücadele ettiğimiz bu aylarda, içerdiği linoleik asit ile virüsün hücre zarı yapısını bozarak, bu sayede vücudun virüs ile savaşmasında katkı sağlıyor. Baklayı susam yağı ile pişirdiğiniz de besleyiciliğini daha da arttırmış olursunuz.

Zayıflama çabasına destek sağlıyor

Bakla zengin lif ve protein oranına sahiptir. Düşük kalorili olup aynı zamanda  tok tutan bir besindir. Öğünde tüketildiğinde tokluk hissi uzun olacağından günlük kalori alımını azaltabilir.  Diğer baklagiller gibi zayıflama diyetinde mevsimindeyken muhakkak yer verilmelidir.

Pause Sağlık

Parkinsonun ilerlemesini azaltıyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can “Yapılan bilimsel çalışmalara göre; bakla levedopa açısından zengin olan bir baklagildir. Levedopa vücutta dopamin adlı bir nörotransmittere dönüştürülür. Parkinson hastalarının tedavisinde dopamin kullanılmaktadır. Literatüre göre; zengin dopamin içeriği olan bakla düzenli tüketildiğinde hastalığın ilerlemesinin yavaşlamasına yardımcı olabiliyor. Ancak ilaç ilaç tedavisi gören bireyler mutlaka doktor kontrolü eşliğinde tüketmelidir” diyor.   Dikkat! Bu hastalığınız varsa bakla tüketmeyin!

Baklanın faydalarına karşın bazı kişilerin bakladan uzak durması gerekiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can “Halk arasında bakla zehirlenmesi, tıp litaretüründe ise favizm olarak bilenen bu rahatsızlık Ege, Akdeniz’de ve Afrika’da halkın yaklaşık yüzde 20’sinde olduğu tahmin edilen G6PD (glikoz 6 fosfat denidrogenaz) enzim eksikliği olan kişilerde görülmektedir. Talesemi ile paralel görülen bir rahatsızlık olduğu için de bu hastaların bakla tüketmemeleri önerilmektedir. Özellikle bebeklerde bu enzim eksikliği henüz bilinmiyorsa gebelere ve bebeklere bakla tüketimi önerilmemelidir” diyor.

Sabahları aç karnına neden su içilmeli?

Sabahları aç karnına neden su içilmeli?

İnsan hayatı için oksijenden sonra gelen en önemli öğe olarak nitelendiriliyor. Vücudumuzda sadece yüzde 10 oranında azaldığında bile hayatımız tehlikeye giriyor. Tükettiğimiz besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınmasında… Vücut ısımızın denetiminin sağlanmasında… Kısacası tüm yaşam fonksiyonlarımızın düzenlenmesinde ‘kilit rol’ üstleniyor. Yaşa ve cinsiyete göre vücudumuzda yüzde 42-71 oranında bulunan ‘su’, özetle bizim yaşam kaynağımızı oluşturuyor. Bu nedenle uzmanlar, her gün yeterli miktarda su içmenin sağlığımız üzerinde ne denli önemli rol oynadığını her fırsatta dile getiriyorlar. Su tüketimi denildiğinde de hepimizin aklına pek çok soru takılıyor; örneğin ‘Sabahları aç karnına su içmek fayda sağlar mı?, ‘Ilık su mu daha yararlı, soğuk su mu?, ‘Limonlu su içmek zayıflatır mı?’ gibi! Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can, 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında ‘su’ ile ilgili en çok merak ettiğimiz 8 soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

SORU: Sabahları aç karnına içilen su zayıflatır mı?

CEVAP: Su metabolizmayı hızlandırması ve tokluk hissi oluşturması gibi işlevleriyle kilo vermeye yardımcı oluyor. Özellikle sabahları aç karnına içilen su metabolizma hızını yüzde 24 gibi yüksek bir oranda arttırabiliyor. Yapılan bir araştırmada; yemekten önce 500 ml. su içen kişilerin normalde aldıklarından yüzde 13 daha az kalori aldıkları ortaya konmuş. Tam aksine vücudumuz susuz kaldığında ise yağ hücrelerini yakması ve parçalaması zorlaşıyor. Su içmediğimizde ayrıca vücudumuzun besinleri sindirim ve atım hızı düşüyor, bunun sonucunda da vücut ağırlığımız artıyor.

SORU: Sabahları içilen suyun sağlığımıza faydası var mı?

CEVAP: Sabahları aç karnına içilen su sadece zayıflamaya katkı sağlamıyor, aynı zamanda sağlığımız üzerinde de etkili oluyor. Öyle ki Covid-19 enfeksiyonuyla savaşmamızda kilit role sahip olan bağışıklık sistemimizi güçlendirmek gibi önemli bir işlev üstleniyor. Bunun yanı sıra böbrek taşına yol açan asitleri yok ediyor ve mesane enfeksiyonlarından koruyor. Sabahları su içtiğimizde vücudumuz var olan toksinleri kolaylıkla vücuttan uzaklaştırıyor. Böylece vücudumuzun detoks sistemine de destek oluyoruz.

SORU: Günde ne kadar su içmeliyiz?

CEVAP: Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can, kadın ve erkeklerde su alım miktarının farklı olması gerektiğini belirterek, “Aslında cinsiyet ayrımı olmaksızın her bireyin ihtiyaç duyduğu su miktarı farklıdır. Çünkü her bireyin yağ dokusu ve yağsız dokusu farklı oluyor ve ne kadar su içmesi gerektiği bu dokuların miktarına göre belirleniyor. Örneğin; yağsız doku azaldıkça ihtiyaç duyulan su miktarı azalıyor. Dolayısıyla sıvı alımı bireye özgü olmalıdır” diyor. Yine de kabaca her kilo başına 35-40 ml su içmeniz, vücudunuzun su ihtiyacını karşılayacaktır.

SORU: Limonlu veya sirkeli su içmek kilo kaybı sağlar mı?

CEVAP: Limon, sirke, zencefil ve maydanoz gibi yeşillikler eklemek, suyu alkali hale getirerek sindirim enzimlerinin çalışması için uygun bir ortam hazırlamaya yardımcı oluyor. Günlük içtiğiniz suya bu besinleri ekleyebilirsiniz, ancak sadece bu besinler ve suyun birleşimi yağ yakımını ya da kilo kaybını sağlayamıyor. Örneğin, C vitamini ve folik asit vitaminlerinden zengin bir besin olan limon metabolizmamızın çalışmasına destek olsa da, limonlu su doğrudan yağ yakımı üzerine etkili olamıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can, üstelik sabahları aç karnına içilen limonlu suyun vücut yağına değil, doğrudan mideye etki ettiğine dikkat çekerek, şu uyarıda bulunuyor:

“Limonlu su, suyun asit içeriğini arttırabileceği için mide rahatsızlığı olan bireylerde mide ağrısını tetikleyebiliyor. Sabahları aç karnına elma sirkesi tüketmek kilo kaybını önemli ölçüde etkilemese de, çoğu birey için genellikle zararsızdır. Su içimini kolaylaştırmak, lezzet katmak veya farklı tatlar denemek için suyunuza limon, sirke veya bir tutam yeşillik ekleyebilirsiniz.

SORU: Ilık su mu daha faydalı, soğuk su mu?

CEVAP: Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can içtiğimiz suyun midede doluluk hissi uyandırması ve bağırsak hareketlerini arttırması gibi etkilerinden dolayı zayıflama üzerinde olumlu etkisi olduğunu belirterek, “Suyu ılık veya soğuk içebilirsiniz. Ancak yapılan bazı bilimsel araştırmalara göre; mideyi terk etme süresi daha uzun olduğu için ılık su, tokluk hissini daha fazla arttırıyor. Zayıflama diyetleri uygularken su içme isteği azalabiliyor. Bu durumda ılık veya soğuk su içerek vücudunuzun susuz kalmamasına özen gösterin” diyor.

SORU: Suyu kaynatmak mineral kaybına neden olur mu?

CEVAP: Suyla ilgili merak edilen bir başka önemli konu da; kaynatılmış suyun mineral değerlerinin kaybolup, kaybolmadığı! “Kaynatıldığında suyun içindeki kalsiyum, magnezyum ve karbonat, dibe kireç halinde çöküyor ve su mineralli yapısını kaybediyor.” uyarısında bulunan Deniz Nadide Can, şunları söylüyor: “Kaynamış su sadece bakterilere karşı etkili oluyor. Nitrat ve ağır metaller gibi çoğu kirletici madde kaynatıldığında sudan yok edilemiyor. Üstelik bazı durumlarda kaynatma işlemi suyu azalttığı için kirletici maddelerin konsantrasyonunu da arttırabiliyor. Ancak temiz ve güvenli suya ulaşma imkanı yoksa, sudaki bakterileri etkisiz hale getirmek amacıyla kullanmadan önce kaynatıp, soğutmanızda fayda var.”

SORU: Yemek yerken su içmek doğru mu?

CEVAP: Yemek yerken su içildiğinde mide suyunun ve mide asidinin oranı azalıyor. Mide suyu ve asidi azaldığında da içilen su, dolayısıyla su miktarı artıyor. Bunun sonucunda hazım zorlaşıyor ve gaz şikâyetleri oluşabiliyor. Dolayısıyla yemek yerken değil; yemek aralarında, öncesinde veya sonrasında su içmeniz daha sağlıklı olacaktır.

 SORU: Aç mıyım, yoksa susadım mı?

CEVAP: Bu noktada önemli olan bir diğer konu ise susama hissi ile açlık hissi arasındaki farkı anlamak. “Bazen susama isteğinin açlık hissi olduğunu zannederek yemek yemeye yöneliyoruz. Bu durum da enerji alımında dengesizliğe yol açabiliyor ve kilo alımıyla sonuçlanabiliyor” diyen Deniz Nadide Can, açlık ile susuzluk arasındaki farkı anlamamız için şu öneride bulunuyor: “Acıktığınızı hissettiğiniz zaman ilk olarak 1-2 su bardağı su için ve 20-30 dakika bekleyin. Eğer açlık hissiniz devam ediyorsa, o zaman besin alımını tercih edebilirsiniz.”

Yeterli su içmezsek…

Günlük tüketilmesi gereken su miktarı kişinin vücut ağırlığına göre değişiyor. Yeterli su tüketilmediğinde aşağıda yer alan önemli sağlık problemleri gelişebiliyor.

  • Cilt, saç ve tırnak sağlığında problemler
  • Kabızlık
  • Egzersiz sırasında kas krampları ve kasılma
  • Vücutta ödem
  • Mide ülseri
  • Yavaşlayan metabolizma
  • Böbrek taşı
  • Kadınlarda üriner sistem enfeksiyonları
  • Fiziksel ve mental performansın düşmesi
  • Tükürük bezinin fonksiyonunun azalması
  • Dehidrasyon
  • İdrar çıkışı, kan hacmi ve basıncının azalması sonucunda vücudun kuruması

Kilo vermek isterken sağlığınızdan olmayın!

Kilo vermek isterken sağlığınızdan olmayın!

İstediğimiz kiloya ulaşmak için genel geçer diyet listelerini uygulama, popüler diyetlerin peşinden gitme davranışı hep görülüyordu. Dukan diyeti ile başlayan popüler beslenme yaklaşımları, ketojenik ve Taş Devri diyetleri, detoks ve glutensiz beslenme ile devam etti. Ancak pandemi nedeniyle evlerde, hareketten iyice uzaklaşan yaşam tarzına mahkum olmak kilo almamıza neden olunca, internetten diyet araması yapma alışkanlığı da arttı. Kiminde karbonhidrattan kiminde yağdan ya da ekmekten uzak durulan bu diyetler aslında kilo verme hedefiyle çıkılan yolda bizi sağlığımızdan edebilecek yan etkilere de sahip. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can, son dönemlerde öne çıkan beş diyeti değerlendirirken “Diyeti, hızlı kilo kaybı için kısa yol değil, kalıcı sağlıklı beslenme modeli olarak görmek gerekiyor. Sağlığımızı bozmadan kilomuzu yönetmede başarılı olmak için kaliteli uyumalı, stresi azaltmalı ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları ile düzenli fiziksel aktiviteyi hayatımıza sokmalıyız” diyor. Bilimsel verilerin de bu popüler diyetleri desteklemediğini kaydeden Deniz Nadide Can, “Dukan, Taş Devri, ketojenik, glutensiz diyetler ile detoks” hakkında önemli uyarılarda bulunuyor.

Dukan diyeti: Polip riskini artırıyor

Fransız Tıp Doktoru Pierre Dukan tarafından ortaya atılan Dukan diyeti, dört aşamadan oluşuyor. İlk iki aşamada kilo verme, sonraki aşamalarda da gelinen kiloyu koruma amaçlanıyor. Kilo verdirme iddiası son derece cazip görünse de çok miktarda hayvansal protein içeren, özellikle başlangıç aşamasında ürün ve nişasta açısından hayli kısıtlayıcı olan Dukan diyetinin yan etkileri sağlığı tehlikeye atacak kadar ciddi olabiliyor. Kabızlığın başlıca yan etkilerden biri olduğuna işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can, şöyle devam ediyor:

“Dukan diyetinin, bağırsak sağlığını bozduğu için ileride bağırsak kanserine yol açabilecek poliplerin oluşma riskini artırabileceği gösterildi. Ayrıca bu diyet antioksidan ve fitokimyasal maddeler gibi vücuda yararlı bileşiklerin yanı sıra vücudumuz için gerekli olan vitamin ve minerallerin tamamını kapsamadığı için bağışıklık sistemini zayıflatıp hastalıklara yakalanma riskini artırabiliyor. Yüksek protein içerdiği için böbrek hastalıklarına da neden olabiliyor”

Ketojenik diyet: Kalp damarlarını tıkayabilir

Karbonhidrat alımını büyük ölçüde azaltmayı ve daha çok yağ tüketmeyi içeren ketojenik diyet, son dönemlerde sıklıkla bahsedilen bir kilo verme yöntemi olarak öne çıkıyor. Bilimsel çalışmaların ketojenik beslenmenin çocuklarda epilepsiyi kontrol etmeye yardımcı olduğunu kanıtladığını, ancak aynı durumun sağlıklı yetişkinler için geçerli olmadığını kaydeden Deniz Nadide Can, bu diyetin yan etkilerine dikkat çekiyor. Besinlerde kısıtlamaya gidildiği için ketojenik diyette vücutta vitamin ve mineral eksikliği meydana geldiğini söyleyen Deniz Nadide Can, “Bu da bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve hastalıklara karşı korunmasız hale gelmemize neden oluyor. Ayrıca lif içeren gıdalar bu diyette yasak olduğu için ciddi bağırsak problemleri de görülebiliyor. Ketojeni diyet, yüksek yağlı bir diyet olduğu için LDL (kötü kolesterol) yükselebilir ve bu da kalp damarlarının tıkanmasına yol açabiliyor” diye uyarıyor.

Taş Devri diyeti: Kemikleri eritebilir, dişleri çürütebilir

Adından da anlaşılacağı gibi Taş Devri diyeti, insanoğlunun yüzbinlerce yıl önceki beslenme düzenine atıfta bulunan, süt ürünleri ve tahıl tüketimini önermeyen bir yöntem. Bu diyette yer alan kuyruk yağı, iç yağı ve tereyağ gibi doymuş yağların tüketiminin desteklenmesini yanlış bulan Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can, Kalp-damar hastalıklarının oluşumunda büyük etkiye sahip olan bu besinlerin özellikle günümüzün hareketsiz toplumlarına önerilmesi hiç uygun değil” diyor. Süt ve süt ürünlerinin tüketilmemesinin kalsiyum eksikliğine yol açacağına dikkat çeken Deniz Nadide Can, bu durumun da uzun vadede diş çürüklerine ve kemik erimesine neden olabileceğini belirtiyor. Ayrıca tahıl ürünlerinin tüketilmemesi de özellikle B grubu vitaminlerin yetersizliğine ve posa eksikliğine sebebiyet verebiliyor.

Detoks: Vücudunuzu susuz bırakabilir

Vücuttaki toksik maddeleri uzaklaştırmak amacıyla belli bir süre katı gıda tüketmeme, bunun yerine metabolizmayı hızlandıracak besinlerin sıvı halde alınması temeline dayanan detoks, son yılların en gözde kilo verme ve koruma yöntemi olarak görülüyor. Ancak bu programlar, dehidrasyon (vücudun aşırı sıvı kaybetmesi nedeniyle susuz kalması) ve elektrolik dengesizliklerine yol açacak kadar şiddetli ishale neden olabilecek laksatif (bağırsak hareketini artıran maddeler) içerebiliyor. Deniz Nadide Can, ıspanak, pancar gibi yüksek oksalat içeren maddelerin de ciddi böbrek rahatsızlıklarına neden olabileceği uyarısında bulunuyor.

Glutensiz diyet: Kalp-damar hastalık riskini artırıyor

Buğday, arpa ve çavdar tanelerinde bulunan bir protein türü olan gluten, özellikle Çölyak hastaları ve bu proteine duyarlı kişiler için ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Ancak Çölyak hastası olmayanlar ve gluten alerjisi bulunmayanlar da sağlıklı beslenme adına glutenden uzak durabiliyor. “Glutene duyarlı değilseniz glutensiz yiyecekler sizin için daha sağlıklı değildir” diyen Deniz Nadide Can, şunları söylüyor:

“Çok katı glutensiz diyet uyguladığınızda, ihtiyacınız olan vitamin, lif ve mineralleri alamayabilirsiniz. Bu diyet lif içeriği düşük olduğu için bağırsak sorunlarına sebep olabiliyor. Ayrıca uzun süre glutensiz beslenenlerin kardiyovasküler ve metabolik sendrom riskinin arttığı görülüyor. Glutensiz ekmeğin normal ekmeğe göre 2 kat fazla yağ içerdiği ve glutensiz makarnanın normal makarnaya göre daha fazla sodyum ve karbonhidrat içerdiği biliniyor.”