Yazılar

Her bel ağrısı, bel fıtığı değildir!

Her bel ağrısı, bel fıtığı değildir!

Öksürürken, hapşırırken hatta dişinizi fırçalarken bile bel fıtığının kapınızı çalabileceğini biliyor muydunuz? Özellikle günümüzde masa başında bilgisayar karşısında uzun süreli geçirilen saatler ve hareketsiz (sedanter) yaşam, fazla kilo ve yanlış duruş pozisyonları kas-iskelet sistemimizin de hızla zayıflamasına ve yıpranmasına yol açarak, yaşam kalitemizi vuran bel fıtığına zemin hazırlıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu her bel ağrısının bel fıtığı olmadığını, bel fıtığı tanısı konulan hastaların ise sadece yüzde 5’inde ameliyat gerektiğini belirterek “Fiziki muayenede sinir tahribatına ait bulgular yoksa öncelikle yatak istirahati, ağrı kesici ve fizik tedavi uygulanmalıdır. Sinir tahribatı olması ya da bu yöntemlerin başarısız kalması durumunda cerrahi gerekir” diyor. Tıbbi tedavi yerine farklı yöntemlere yönelmekten kaçınılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çavuşoğlu, aksi halde kalıcı sakatlanmalar hatta felç meydana gelebildiğini söylüyor. Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu bel fıtığından korunmanın 6 önemli kuralını ve tedavi yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu

Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu

Duruş pozisyonunuza dikkat edin!

Yere, diz seviyesinden aşağıda bir tabureye, alçak tuvalete ya da ayağınızın temas etmeyeceği oranda yüksek bir sandalyeye oturmayın. Otururken bel boşluğunu doldurmak için belinizin arkasını ufak yastıkla mutlaka destekleyin. Kesinlikle yere uzanmayın. Kendinizi bir anda yatağa atmaktan kaçının! Yatağa girerken önce yatağa oturup sonra yatış pozisyonunu alın; kalkarken de önce yan dönüp, bacaklarınızı yere uzattıktan sonra kalkın.

Eğilirken, yukarı uzanırken mutlaka bu kurala uyun!

Yere eğilirken belinizden değil, diz ve kalçalarınızdan bükülün. Örneğin; bir damacanadan su doldururken ya da yerden bir cisim kaldırmak gerekirse kesinlikle belinizden eğilmeyin, çömelin, cismi gövdeye yaklaştırıp, bu şekilde doğrulun. Yukarıya uzanmanız gerekiyorsa ayaklarınızın altına mutlaka bir merdiven veya tabure koyun. Aksi taktirde her iki durumda da belinizdeki kaslara yüklenme sonucu ani bir travma gelişebileceği gibi zamanla belinizdeki kasınız zedelenerek de bel fıtığı gelişebilir.

Tek tarafa yüklenmeyin!

Ağırlık taşırken iki elinize eşit yük almaya özen gösterin. Çok ağır eşya taşımaktan kaçının. Elinizdeki poşetleri ya da yükleri gövdenize yakın iki elle taşımaya dikkat edin çünkü elinizdeki poşetleri ya da eşyayı gövdenizden ne kadar uzak kaldırırsanız belinize olumsuz etkisi o kadar fazla olur, bel fıtığına zemin hazırlar. Bir cismi itmek veya çekmek gerekirse öncelikle bundan kaçının, eğer mutlaka yapmak gerekiyorsa sadece itin, kesinlikle kendinize çekerek sürüklemeyin.

İdeal kilonuzda olun

Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu fazla kilonun bel fıtığına davetiye çıkaran en önemli etkenler arasında yer aldığını belirterek, ideal kiloda olunmasının son derece önemli olduğunu söylüyor. Kilo verme sürecinde ise dikkatli olmak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çavuşoğlu “Kiloluysanız mutlaka sağlıklı bir şekilde kilo vererek ideal kilonuza kavuşun. Hızlı kilo verme kas kitlenizde daha çok kayba neden olacağından, omurgaya destek olan kas hacminiz azalır ayrıca sistemik rahatsızlıklara neden olabilir” diyor.

Beyin ve Sinir Cerrahisi

Düzenli egzersiz yapın

Öncelikle mutlaka her 20 dakikada bir oturduğunuz yerden kalkın ve belinizi rahatlatın. Günümüzde bilgisayar karşısında uzun saatler geçirilmesi ve spordan uzak, hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı nedeniyle bel ve çevresindeki kaslar zayıflarken, bel fıtığı gelişme riski artıyor. Bu nedenle mutlaka düzenli egzersiz yapmaya zaman ayırın. Yüzme, pilates, haftada en az 3 gün olmak üzere birer saatlik tempolu yürüyüş gibi omurgaya dost olan egzersizler karın ve sırt kaslarınızı güçlendirip fıtık riskinden uzaklaştırır.

Topuklu ayakkabıdan kaçının

Ayakkabı seçiminde sadece görselliğine aldanmayıp omurga ve bel sağlığını destekleyecek ayakkabı giymeye özen göstermek, gerekirse tabanlık kullanmak gerekiyor. Özellikle yüksek topuklu ayakkabıların bel ve kalça sağlığında ciddi sorunlar oluşturabildiğini, zamanla belde ortaya çıkabilecek yapısal bozulmalarla birlikte bel fıtığına da zemin hazırlayabildiğini belirten Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu “3 santimden daha yüksek topuklu ayakkabının sık kullanımından kaçınılmalıdır. Özellikle yüksek topuklu ayakkabıyla ağır bir cisim taşınmamalıdır.” diyor.

Bel fıtığı ameliyatında ‘minimal invaziv cerrahi’ tekniği

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu, günümüzde başarıyla gerçekleştirilen minimal invaziv cerrahi tekniği ile bel fıtığı tedavisinde son derece yüz güldürücü sonuçlar alındığını belirterek şöyle konuşuyor: “Bu ameliyat tekniği; kanamanın olmaması, hastanın çok kısa sürede sosyal yaşantısına dönüş imkanı sağlaması ve ameliyat konforu nedeni ile öne çıkmaktadır. 1,5 cm.lik cilt kesisi ile doğal doku planları kullanılarak disk mesafesine girilerek omurilik ve sinir dokuları rahatlatılır. Omurganın yük taşıyabilme ve hareket edebilme gücü bozulmadığı için hasta ameliyattan 3 saat sonra yürütülür ve aynı gün taburcu olabilir. Dikiş yoktur, iki gün sonra pansuman çıkarılıp banyo yapılabilir. Ameliyat sonrası hastanın oturması, yürümesi, merdiven inip çıkması serbesttir. Ameliyattan iki hafta sonra da egzersiz programı başlatılır ve çalışma hayatına dönebilir.”

Kronik bel ağrıları RFA yöntemi ile hafifletilebilir

Kronik bel ağrıları RFA yöntemi ile hafifletilebilir

Kronik bel ağrısını hafifletmek için kullanılan tıbbi bir işlem olan Lomber Radyofrekans Ablasyonu’nun (RFA),  özellikle alt sırt veya bel (lomber) bölgesindeki ağrıları hafifletmek için uygulandığını belirten VM Medical Park Ankara Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Akarca, “RFA ilaç, fizik tedavi gibi yöntemler ile geçmeyen ağrılar için kullanılabilecek bir metottur” dedi.

VM Medical Park Ankara Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Akarca, Lomber Radyofrekans Ablasyonu tedavisi hakkında bilgilendirmede bulundu. RFA yönteminin ne olduğundan bahseden Op. Dr. Akarca, “RFA, eğitimli bir tıbbi profesyonel tarafından gerçekleştirilen minimal invaziv bir işlemdir. Radyofrekans enerjisinin ürettiği ısıyı kullanarak, bel bölgesinden beyne ağrı sinyallerini ileten sinirleri hedef alır ve bozar. İlaç ve fizik tedavi gibi yöntemlerle geçmeyen ağrılar için kullanılabilecek bir metottur” diye konuştu.

Op. Dr. Onur Akarca

Op. Dr. Onur Akarca

RADYO FREKANS ENERJİSİ UYGULANIYOR

İşlemin nasıl yapıldığını anlatan Op. Dr. Akarca, “İşlem sırasında özel bir iğne, görüntüleme (röntgen) rehberliğinde etkilenen bölgeye yerleştirilir. İğne doğru bir şekilde konumlandığında, sinir dokusuna termal bir lezyon oluşturmak için radyo frekans enerjisi uygulanır. Bu durum sinirlerin beyne ağrı sinyali gönderme yeteneğini bozar” şeklinde konuştu.

ORTA VE UZUN VADEDE RAHATLAMA SAĞLAYABİLİR

Lomber RFA’nın amacının kalıcı bir tedavi sunmak değil, uzun süreli ağrı rahatlaması sağlamak olduğunu belirten Op. Dr. Akarca, “Yöntem orta ve uzun vadede rahatlama sağlayabilir. RFA, hastanın aynı gün evine gidebileceği ayaktan yapılan bir işlemdir. Lomber RFA’nın faydaları azalan ağrı, artan hareketlilik ve ağrı kesici ilaçlara olan ihtiyacın azalmasıdır. Ayrıca hastanın fizik tedavi ve diğer rehabilitasyon programlarına katılma yeteneğini artırabilir” dedi.

VM Medical Park Ankara Hastanesi

UZMAN HEKİME DANIŞMAK ÖNEMLİ

Genellikle güvenli kabul edilse de herhangi bir tıbbi işlem gibi RFA’da potansiyel riskler ve komplikasyonlar olabileceğini söyleyen Op. Dr. Akarca, “Bunlar arasında enfeksiyon, kanama, sinir hasarı veya geçici ağrının kötüleşmesi bulunabilir. Bu riskleri sağlık uzmanınızla tartışmak önemlidir. İşlemden sonra, hastalar genellikle iyileşmeyi en üst düzeye çıkarmak ve ağrı rahatlamasını sürdürmek için fizik tedavi ve rehabilitasyon geçirirler. Unutmayalım ki, RFA’nın bir tedavi seçeneği olarak uygunluğu, kişinin rahatsızlığının derecesine bağlıdır. Bu yüzden hastanın hekimine başvurarak detaylı muayene olması mutlaka gereklidir” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Epilepsi tedavisinde cerrahi yöntemler de kullanılıyor

Epilepsi tedavisinde cerrahi yöntemler de kullanılıyor

Halk arasında ‘sara’ olarak da bilinen epilepsi, beynin bir bölgesindeki hücrelerin ani ve kontrolsüz elektrik sinyali yollamasıyla oluşan ve nöbetlerle kendini gösteren kronik bir hastalık. Doğum sırasında veya daha sonra herhangi bir nedenle beyin hasarı yaşayan kişilerde gelişen epilepsi, çocuklarda erişkinlere nazaran daha sık görülüyor. Öyle ki ülkemizde 80.000 çocuğun epilepsi hastası olduğu tahmin ediliyor. Epilepsi nöbetleri çocuğun motor, sosyal ve zihinsel gelişimini olumsuz etkilediği ve ilerleyen zamanda kalıcı hasarlar bırakabildiği için tedavide gecikilmemesi büyük önem taşıyor. Toplumda epilepsinin tedavisinin olmadığına yönelik yaygın bir kanı olsa da, gelişen tedavi yöntemleri sayesinde nöbetler kontrol altına alınabiliyor ve çocukların günlük yaşamlarına sorunsuz devam etmeleri mümkün olabiliyor. Yeter ki tedavide geç kalınmasın! Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, tedaviden etkin sonuç alınmasında erken tanı ve doğru tedavinin kilit rol üstlendiğine dikkat çekerek, “Epilepsi hastalığında çocuklar mutlaka uzman bir çocuk nöroloğu tarafından kontrol edilmeli. İlk seçenek olarak ağız yolu ile alınan nöbet ilaçları kullanılmalı. İlaçlara rağmen nöbet geçiren hastalar çocuk epilepsi cerrahisi ekibi tarafından ameliyata uygun olup olmadıkları yönünde değerlendirilmeli” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Memet Özek

Bu belirtilere dikkat!

Çocuklarda epilepsinin belirtileri, epilepsinin türüne ve şiddetine göre değişiklik gösterebiliyor. Aşağıda yer alan belirtilerden bazıları varsa, zaman kaybetmeden çocuk nöroloji uzmanına başvurmanız, epilepsinin erken tanı ve tedavisinde büyük önem taşıyor.

  • Ani başlayan korku hissi, olmayan kötü kokuları hissetme
  • Değişik renkler ve ışıklar görme
  • Yüzde, kol ve bacaklarda kasılmalar
  • Ağızdan salya akması
  • Kasların aniden kasılıp gevşemesi
  • Gözlerin bir tarafa doğru donup kalması
  • Başın düşmesi
  • İdrar ve gaita kaçırma
  • Bilinç kaybı
  • Nöbet sonrasında yorgunluk ve uzun süren uyku hali

Tanı EEG ile konuluyor

Epilepsi tanısı, beynin elektriksel aktivitesinin elektroensefalografi, diğer bir deyişle EEG ile izlenmesi sayesinde konuluyor. Bu işlem çocuğun saçlı derisinin üzerine yapıştırılan elektrotlar ile yapılıyor. İlk değerlendirmede 30 dakikalık rutin EEG yeterli olabiliyor. Ancak epilepsinin çıkış noktasının tam bulunamadığı durumlarda, en az 48 saat ve bazen daha fazla süre ile video EEG yöntemine başvurmak gerekebiliyor.

İlaçlarla nöbetler kontrol edilebiliyor

Epilepside ilk tedavi seçeneğini ağız yolu ile alınan nöbet ilaçları oluşturuyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, bu ilaçların hastaların yüzde 75’inde nöbetleri azalttığını ya da durdurduğunu, ancak geriye kalan yüzde 25 hastada ise yararlı olamadıklarını belirterek, “Bu çocuklara biz ‘ilaca dirençli nöbeti olan hastalar’ diyoruz. Böyle bir tabloda özel bir rejim olan ketojenik diyet uygulanabilir. Ancak bu da çok emek ve titizlik isteyen bir beslenme biçimidir” diyor.

İlaç tedavisi fayda sağlayamazsa…

Prof. Dr. Memet Özek, antiepileptik ilaçların tedavi edemediği ya da ilaç ve ketojenik diyete rağmen nöbetleri durmayan çocukların epilepsi cerrahisine uygunluk açısından değerlendirilmeleri gerektiğini ifade ederek, “Zira bu çocukların tedavi olarak başka şansları kalmamıştır. Ancak her çocuk ameliyat adayı olamıyor. Çocuğun cerrahi yöntemden fayda görüp görmeyeceği ayrıntılı tetkiklerle belirleniyor” diyor.

Nöbetlerin kaynağı mercek altında

Cerrahiye uygunluk değerlendirmesi sırasında, oldukça gelişmiş özellikleri olan 3 Tesla ince kesit epilepsi protokollü MR yönteminden faydalanmak gerekiyor. “Bu yönteme başvurulmasındaki amaç nöbetlerin nereden kaynaklandığının bulunmasıdır” diyen Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, şöyle devam ediyor: “Ayrıca uzun süreli Video-EEG ile anormal beyin dalgalarının gerçekten MR’da görülen sorunlu bölgeden kaynaklanıp kaynaklanmadığı saptanmalıdır. Eğer MR ve EEG sonucunda epilepsiden sorumlu olan beyin bölgesi tahmin edilemez ise PET ile SPECT dediğimiz ve beyin hücrelerinin metabolizmasına göre epilepsi bölgesini belirleyen yöntemler de kullanılabiliyor”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Cerrahi yöntem kritik öneme sahip

Çocuk epilepsi cerrahisinin bir takım işi olduğunu belirten Prof. Dr. Memet Özek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu takım, içerisinde çocuk nörologları, çocuk beyin cerrahisi doktorları, çocuk radyoloji uzmanları, nükleer tıp uzmanları, EEG teknikerleri, çocuk psikoloğu, hasta ve ekip içi koordinasyonunu sağlayan epilepsi grubu hemşiresinden oluşmaktadır”

Çocuk  Beyin  ve Sinir Cerrahisi  Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, epilepsi hastalığında 3 tip cerrahi yönteminin  uygulandığını belirterek, yöntemleri şöyle sıralıyor: “Bunlar, lezyonun neden olduğu epilepsilerde sorumlu odağın çıkarılması, yani lezyonektomi cerrahisi, beynin hastaya zarar vermeden çıkarılması mümkün olamayacak kadar büyük bir bölümünün etkilendiği durumlarda hasta bölgenin diğer bölgeler ile bağlantısının  kesilmesini hedefleyen diskonneksiyon cerrahisi ve beynin tamamına yakınının ya da tamamının epilepsiden sorumlu olduğu durumlarda epilepsi pili tedavisinin uygulandığı fonksiyonel cerrahilerdir. Lezyonektomi cerrahilerinde başarı oranı yüzde 85, diskonneksiyon cerrahisinde yüzde 60 ve beyin pilinde yüzde 50 düzeyindedir”

Şunlar çocuklarda beyin tümörünün sinyali olabilir

Şunlar çocuklarda beyin tümörünün sinyali olabilir

Beyin tümörleri çocuklarda lösemilerden sonra en sık görülen tümörleri oluşturuyor. Çocukluk çağında gelişen her 6 tümörden 1’i beyinde yerleşiyor. Bu tümörlerin yüzde 52’si ilk 2-10 yaş, yüzde 42’si de 11-18 yaş arasında görülüyor. Bir yaş altında oluşan beyin tümörleri oranı ise yüzde 5.5 civarında seyrediyor. Beyin tümörlerinin yarısını iyi huylu tümörler, diğer yarısını da kötü huylu tümörler oluşturuyor. Amerika kaynaklı istatistik verilerine göre; her yüz bin çocuktan 3’ünde kötü huylu beyin tümörü teşhis ediliyor. Günümüzde tıp dünyasında yaşanan önemli gelişmeler sayesinde iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin tedavisinde çok daha başarılı sonuçlar alınması ise yüreklere su serpiyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, beyin tümörlerinin tedavisinden başarılı sonuçlar alınmasında erken tanı ve tedavinin kilit rol üstlendiğine dikkat çekerek, “Hiçbir çocuk kolay kolay başım ağrıyor demez. Dolayısıyla 1-2 haftalık bir süreçte her gün baş ağrısından yakınan çocuk ciddiye alınmalı ve emin olmak için mutlaka beyin MR’ı çekilmelidir. Ayrıca özellikle sabah aç karnına oluşan fışkırır tarzda kusmalar da beyin tümörüne işaret edebildiği için zaman kaybetmeden kranial MR ile nedeni tespit edilmelidir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Memet Özek

Erken tanı çok önemli!

Erken tanı diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi, çocukluk çağındaki iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinde çok önemli. “Daha küçük tümörlerin cerrahi tedavisi her zaman aynı yerleşimli büyük tümörlere göre daha kolay oluyor ve genelde küçük tümörlerde cerrahi komplikasyon oranı daha az gelişiyor” bilgisini veren Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ayrıca kötü huylu tümörlerde, özellikle beyin omurilik sıvısıyla yayılma potansiyeli olan ‘ependimom’ ve ‘medulloblastom’ tümörlerinde yayılım oluşmadan önce cerrahi tedavi uygulamak, hastalığın ümitsiz evreye geçmesini önlüyor. Pilositik astrositom gibi iyi huylu tümörlerde ve seçilmiş ependimom ile medulloblastom gibi kötü huylu tümörlerde de erken tedavi sayesinde iyileşme sağlanabiliyor.”

Bu sinyaller beyin tümörü habercisi olabilir!

Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, ebeveynlerin iyi ve kötü huylu beyin tümörüne karşı dikkat etmeleri gereken belirtileri şöyle sıralıyor:

  • Bebeklerde

Henüz bıngıldağı açık bebeklerde baş çevresinin normalden fazla genişlemesi, güçsüz emme, aktivite düşüklüğü, bulantı, kusma ve kilo kaybı oluşabiliyor. Arka çukur yerleşimli beyin tümörlerinde ayrıca kafada fazla su toplanması olarak bilinen hidrosefali gelişebiliyor.

  • Çocuklarda

Bulantı kusma, baş ağrısı, gözlerde kayma, konuşma bozukluğu, el-kol koordinasyon bozukluğu, kol ve bacaklarda güç kaybı, denge problemleri ve okul başarısında düşüş şeklinde kendini gösterebiliyor. Bunların yanı sıra felç ve epilepsi nöbetleri de gelişebiliyor.

Sabahları aç karnına kusuyorsa, dikkat!

Bulantı ile kusma, çocuklarda oluşan iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin en yaygın görülen belirtileri arasında yer alıyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, özellikle sabah aç karnına gelişen fışkırır tarzda kusmanın beyin tümörünün önemli bir işareti olabileceği uyarısında bulunarak, “Bulantı ve kusma şikayetlerinde öncelikle çocuk hekimine başvuruluyor. Bu durumda mutlaka göz dibi muayenesi yapılmalı, aksi halde bu sorunun gastrointestinal sistem problemi olduğu düşünülerek zaman kaybedilebiliyor. Özellikle sabah aç karnına oluşan fışkırır tarzda kusmalarda ise hemen bir kranial MR çekilerek konuyu açıklık getirilmelidir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Çoğunda nedeni saptanamıyor

Çocuklarda en sık pilositik astrositom adlı iyi huylu tümörler görülürken, ikinci sıklıkta da özellikle arka çukur yerleşimli medulloblastom ve ependimom adlı kötü huylu tümörler izleniyor. Daha nadir olarak kötü huylu tümörler olan diffüz orta hat gliomları ve atipik teratoid rabdoid tümör de görülebiliyor. Birçok tümörde olduğu gibi, iyi ve kötü huylu çocukluk çağı beyin tümörlerinin çoğunda etken saptanamıyor. Ancak uzun dönem radyasyona maruz kalınması sonucunda beyin tümörünün oluşabildiği biliniyor.

 Tedavide çığır açan gelişmeler

Diffüz orta hat gliomları hariç, beyin tümörlerinin tümünde en ideal tedavi; cerrahi yöntemle olabildiğince fazla tümör dokusu çıkarmak oluyor. Ardından tümörün adına ve moleküler altyapısına göre gerekirse radyoterapi ile kemoterapi yöntemleri uygulanıyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, bu nedenle ameliyat sonrası elde edilen tümörün dokusundan moleküler çalışma yapılmasının hayati önem taşıdığını belirterek, tedavide yaşanan gelişmeleri şöyle anlatıyor: “Günümüzde sağlıklı dokulara hasar vermeyen hedefli kemoterapiler geliştiriliyor. Tümörlerin barındırdıkları mutasyonlara etki edebilecek ilaçlar geliştirilip uygun hastalarda kullanılabiliyor. Böylelikle iyi ve kötü huylu tümörlerde, tümörün yeniden büyümesi ve beynin diğer bölgelerine yayılması önlenebiliyor. Bu sayede hastaların yaşam süreleri uzuyor ve hayat kaliteleri artıyor. Kliniğimiz özellikle hedefli, kişiye göre şekillendirilmiş kemoterapi tedavilerinde, bu konuda oldukça boşluklar bulunan dünya literatürüne de önemli katkılar sağlıyor.”

 

Beyin alanları haritalandırılıyor

Beyin tümörlerinin tanısı ayrıntılı beyin MR (Manyetik Rezonans) yöntemiyle konuluyor. Gelişmiş MR yöntemlerinin bulunduğu merkezlerde; kol ve bacağı hareket ettiren sinir yolakları, konuşma, anlama ve el kol hareketinden sorumlu beyin alanları haritalandırılabiliyor ve cerrahi işlem bu haritaya göre şekillendirilebiliyor. Prof. Dr. Memet Özek, “Günümüzde tümörün adını koyan bilim dalı olan patoloji alanında da hayati gelişmeler yaşanıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) çocuk beyin tümörlerini 2021 yılında yeniden sınıflandırdı. Bu sınıflandırma tümüyle tümörün genetik yapısına bağlı. Genetik yapıyı anladığımızda tümör hücrelerinin çoğalmasını durdurma şansımız oluyor. Her tümörde moleküler çalışma yapılarak en doğru teşhis ve her hastanın tümörüne göre şekillendirilmiş kemoterapi tedavileri planlanıyor” diyor.