Yazılar

MS’te erken teşhis çok önemli

MS’te erken teşhis çok önemli

Multipl skleroz (MS), beyni, optik sinirleri ve omuriliği etkileyen bir sinir sistemi hastalığı. Başlangıçta pek çok hastalıkta görülebilecek belirtiler verse de, teşhis edilmeyip tedavi edilmediğinde ilerliyor ve hastanın yaşamını ciddi olarak olumsuz etkiliyor. MS’te erken teşhisin çok önemli olduğunu vurgulayan Acıbadem Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Mıhçıoğlu “MS’in erken belirtileri çeşitlidir ve diğer hastalıklara benzeyebilir, ancak MS’in erken teşhisi ve tedavisi MS’in ilerlemesini geciktirmeye yardımcı olabileceğinden bu semptomların bilinmesi çok önemlidir” dedi.

Pause Sağlık

Bağışıklık sistemi, beyin ve omuriliğe saldırıyor

MS’in oluşumunda en büyük rolü, bağışıklık sistemi oynuyor. Bağışıklık sistemi normalde vücudu dış etmenlere karşı savunurken kendi hücrelerini tanıyor. Ancak bilinmeyen nedenden dolayı sistem bozuluyor ve kendi hücrelerine özellikle de sinir iletimini oluşturan beyin ve omurilikteki hücrelere karşı saldırıya geçiyor. Beynin vücuda gönderdiği elektrik sinyalleri sayesinde hareket ve koordinasyon sağlandığını söyleyen Esra Mıhçıoğlu şunları söyledi: “Sinir hücrelerini koruyan ve görevlerini yerine getirmelerine yardımcı olan, sinir hücrelerinin etrafındaki örtü gibi kılıflara miyelin adı verilir. Bağışıklık sistemi miyelin kılıflarına saldırdığında ‘plak’ adı verilen hasarlı bölgeler oluşur. Bunun sonucunda MS atakları dediğimiz, yürüme, konuşma, görme gibi eylemlerde bozulmalar olabilir. Bağışıklık sisteminin sinir hücrelerine neden saldırdığı ise henüz bilinmiyor. Bazı araştırmalar, Epstein Barr virüsüne maruz kalma ile MS riskinin arttığını gösterse de henüz bilimsel olarak olarak kanıtlanmış değil. Hastalık kronik olmakla birlikte, çoğu durumda başlangıçta genellikle hafiftir. Bununla birlikte, bazı insanlar yürüyemeyebilir, normal his ve dengeye sahip olabilir ve hastalık ilerledikçe hafızayı etkileyebilir. MS ilaçları ile tedavinin bu ilerlemeyi durdurduğu defalarca gösterilmiştir.”

 

Bu belirtilere dikkat!

MS semptomlarının gelip geçici olabileceğinin altını çizen Esra Mıhçıoğlu “Bu nedenle özellikle erken aşamalarda bu belirtileri göz ardı etmek veya başka nedenlere bağlamak kolaydır. MS semptomları genellikle 24 ila 48 saatlik bir süre içinde başlar ve kötüleşir. Bulanık görme, çift görme, yorgunluk, kas güçsüzlüğü, koordinasyon- denge ile ilgili bozukluk, uyuşma, karıncalanma, düşünme ve hafıza sorunları, ağrı depresyon, konuşma bozukluğu, baş dönmesi, cinsel, bağırsak ve mesane işlevi ile ilgili sorunlar, titreme, felç, bir gözde kısmi veya tam görme kaybı (özellikle ağrılı) MS hastalığının belirtileridir. Bazı belirti ve semptomlar hastalığın erken evrelerinde daha sık görülür. Hastalar çift veya bulanık görme, uyuşma, bir veya iki ekstremitede güçsüzlük, yürümede dengesizlik, titreme ve mesane kontrolü ile ilgili sorunlar, ısı intoleransından şikâyet ediyor olabilir. Hastaların değerlendirilmesinde güvenilir ve doğru bir şekilde yapılması en zor olan duyu muayenesidir. Bununla birlikte, bazı duyusal problem dağılımları erken MS için şüpheli olabilir” açıklamasında bulundu.

 

MS işareti 4 erken belirti

Erken teşhis noktasında önemli belirtileri paylaşan Mıhçıoğlu:

– Ayaklarda başlayan artan uyuşma;

– İki taraflı el uyuşması;

-Tek taraflı kol ve bacakta uyuşma;

– Isı intoleransı erken belirtilerdir.

Optik Nörit, MS’in sık görülen erken semptomlarındandır. Bulanık görme, renk algısında değişiklik, görme alanı kusuru ile karakterizedir. En yaygın ilk başvuru semptomlarından bir diğeri de her iki ekstremitede güçsüzlük olmakla birlikte, güçsüzlük sadece bir ekstremitede veya dört ekstremitenin tamamında da bulunabilir. Hastalık ilerledikçe orijinal belirti ve semptomlar kötüleşebilir ve yenileri ortaya çıkabilir.

 

Erken teşhis önemli

Aile öyküsü ile klinik olarak izole edilmiş sendromun (KİS) erken teşhisinin konulabileceğini söyleyen Dr. Esra Mıhçıoğlu “Bu da hastaların tedavilere erken başlamasına ve başka bir atağı geciktirmesine olanak tanır. Bu önemlidir, çünkü bazı araştırmalar MS’in ilk yılda neden olduğu hasarın sonraki yıllara göre üç kat daha fazla olabileceğini öne sürmektedir. Erken teşhis önemlidir çünkü erken müdahalenin yararlı olduğuna dair artan kanıtlar vardır. Trapp ve arkadaşlarına göre hastalık sürecinin erken safhalarında asemptomatik hastalarda bile aksonal kayıp mevcut olabilir. Ek olarak, MS’i düşündüren nörolojik semptomların ilk atağı olan hastalarda yapılan çalışmalar, interferon tedavisi ile azalmış özürlülük ve daha düşük ikincil relaps oranları göstermiştirMS ilaçları ile tedavinin ilerlemeyi durduğu defalarca gösterilmiştir. Son yirmi yılda MS için tedavilerin geliştirilmesinde önemli ilerlemeler kaydedildi. Mevcut tedavilerin sayısı gelecekte önemli ölçüde artacaktır. Hastalıksız bir duruma ulaşma olasılığı (yeni beyin MRI lezyonlarının ve klinik relapsların olmaması) artık oldukça etkili hastalık modifiye edici ajanların kullanılmasıyla mümkün olabilir. Örneğin; İnterferon ve glatiramer asetat gibi ilaçlar relaps oranını yaklaşık üçte bir oranında azaltır” dedi.

 

5 öneriyi hayata geçirin

İlaç tedavisinin yanı sıra yaşam değişikliklerinin MS üzerinde etkili olduğunu belirten Dr. Esra Mıhçıoğlu hastaların günlük yaşamlarında dikkat etmesi gereken önerileri sıraladı:

-Uykuyu önemseyin: Düzenli bir uyku programı uygulayın ve yatak odanızın serin, karanlık ve ekransız olduğundan emin olun.

-Sağlıklı beslenin: “MS diyeti ” yoktur. Doymuş yağ oranı düşük ve lif oranı yüksek yiyecekleri seçin.

-Egzersiz yapın: Sokakta dolaşmak bile yardımcı olabilir. Egzersiz kemikleri korur ve kasları güçlendirir. Depresyonu uzak tutar ve daha iyi uyumanıza yardımcı olur.

-Stresinizi yönetin: Stres belirtilerinizi daha da kötüleştirebilir. Meditasyon yapın, okuyun, günlüğe kaydedin veya arkadaşlarınızla sohbet edin, iniş ve çıkışları kontrol etmenize yardımcı olacak bir şey bulun.

-Serin kalın: Vücut ısısındaki artış semptomlarınızı daha da kötüleştirebilir. Serin ortamları tercih edin. Dışarıda bol, nefes alabilen giysiler giyin.

Hareketlerinizde yavaşlama varsa dikkat!

Hareketlerinizde yavaşlama varsa dikkat!

Hareketlerde yavaşlama ve titreme ile başlayan, tedavi edilmediği takdirde zaman içinde kişileri yatağa bağımlı hale getirebilen Parkinson hastalığı hakkında bilgi veren Acıbadem Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Mıhçıoğlu “Normal olarak insan beyninde belli bölgelerde dopamin üreten beyin hücreleri bulunur. Parkinson hastalığında beyinde önemli bir kimyasal madde olan bu dopamin üretimi durur veya azalır” açıklamasında bulundu.

“Dopamin insanların akıcı ve birbiri ile uyumlu hareketler yapmalarını sağlar” diyen Esra Mıhçıoğlu sözlerine şöyle devam etti: “Dopamin üreten hücrelerin %60 ila %80’i kayba uğradığında yeterli miktarda dopamin üretilemez ve Parkinson hastalığının motor belirtileri ortaya çıkar. Parkinson hastalarının büyük çoğunluğu genetik kökenli değildir. Birçok araştırma ebeveyn veya kardeş gibi birinci derecede yakınlarında Parkinson hastalığı bulunan bireylerin diğer insanlara göre dört ile 9 kat daha fazla Parkinson geliştirme riskine sahip olduklarını göstermektedir. Parkinson hastalığı klinikte dört ana özellikle karakterize olur.”

Parkinsonda ilk belirtiler şunlar:

-İstirahat halinde görülen titreme

-Hareketlerin yavaşlaması

-Katılık

-Denge bozukluğu

Bu belirtiler sonrası dikkatli olmak gerektiği konusunda uyarılarda bulunan Dr. Esra Mıhçıoğlu “Diğer sık rastlanılan belirtiler ayakları sürüyerek yürüme, ilerleyen yıllarda el yazısında küçülme, bazı yiyeceklerin kokusunu alamama, maske yüz, uyku bozuklukları, kabızlık, terleme, unutkanlık ve kas ağrısı gibi yakınmalardır. Genç yetişkinlerde de görülebilmekle beraber daha çok ileri yaşta ortaya çıkar. Tüm dünyada ve her popülasyonda görülür. Tüm dünya üzerinde halen beş milyon hasta olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde gerçekleştirilen birkaç çalışmaya göre hastalığın sıklığı diğer ülkelerle benzerlik göstermektedir ve tahminen 110 bin hasta olduğu düşünülmektedir.  Erkeklerde kadınlardan biraz daha yüksektir” açıklamasında bulundu.

Zaman ilerledikçe semptomlar kötüleşebilir

Hastalığın, yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkileri olduğunu aktaran Mıhçıoğlu, Parkinson’un ilerleyici bir hastalık olduğunu ve zaman ilerledikçe semptomların kötüleşebileceğini belirtti. Doğru tedavi ve takip sayesinde, çoğu hastanın normal hayatını uzun yıllar boyunca sürdürebildiklerini söyleyerek “Bu nedenle hastalığın, ilk belirtileri ve semptomları saptanır saptanmaz tıbbi görüş almak önemlidir; böylece tedavi seçeneklerini en iyi şekilde değerlendirmek mümkün olur. Parkinson hastalığı tanısı genellikle nöroloji uzmanları tarafından dikkatli bir sorgulama ve muayene ile konulabilir. Zaman zaman Parkinson belirtileri bir başka hekim tarafından da fark edilebilir ve bu durumda bir nöroloji uzmanına yönlendirilir. Parkinson hastalığı tanısında özel bir kan testi veya inceleme yoktur. Erken tedavi ile hastalığın gidişatını yavaşlatmak mümkün hale gelir. Genellikle oldukça yavaş bir seyir ve yıllar içinde belirtilerde çok az artış olabilir. Bunun yanında hastalığın daha hızlı ilerleyebildiği hastalar da olabilir. Hastalığın ortadan tamamen kaldırılmasına veya önlenmesine yönelik bir tedavi henüz olmamasına rağmen şu anda Parkinson hastalığının belirtilerini kontrol almaya yönelik tedaviler mümkündür. Parkinson hastalığı tedavisinde ana prensip, hastanın toplum içinde kendini iyi hissetmesi ve günlük yaşam aktivelerini yardıma ihtiyaç duymadan ve zorlanmadan gerçekleştirebiliyor olmasıdır. Cerrahi tedavi ilk tercih yolu olmamakla beraber hastalık düzeltilemiyorsa ya da ilaç kullanımı ile ilişkili yan etkiler ortaya çıkmış ise uygulanabilir” dedi.

Dünyada her yıl 17 milyon kişi inme geçiriyor

Dünyada her yıl 17 milyon kişi inme geçiriyor

İnme tüm dünyada ölüm ve sakatlığın önde gelen nedenlerinden arasında yer alıyor. Her yıl dünya genelinde 17 milyon kişi inme (felç) geçiriyor ve 6 milyon kişi bu nedenle hayatını kaybediyor. İnme nedeniyle vücudunda kalıcı hasar kalanların sayısı ise 5 milyonu buluyor. Türkiye’de yılda yaklaşık 200 bin kişinin inme geçirdiğini belirten Acıbadem Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Mıhçıoğlu, inme nedenlerinin büyük bir kısmının önlenebilir olduğuna işaret ederek hareketsiz yaşamdan, fazla kilodan, sigara ve aşırı alkol tüketiminden, diyabet ve kolesterolü artıran alışkanlıklardan durulması çağrısında bulunuyor.

“İnme beynin bir kısmına oksijen bakımından zengin kan akışının engellenmesi ile oluşan hasarlanmadır” açıklamasında bulunan Acıbadem Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Mıhçıoğlu sözlerine şöyle devam ediyor:

“Oksijenlenemeyen beyin hücreleri birkaç dakika sonra ölmeye başlıyor. Ortaya çıkış nedenleri ise iki ana grupta toplanıyor. Birincisi tıkanma, beyne giden damarların veya beyinin içindeki damarların çeşitli şekillerde tıkanması veya daralması (iskemik inme). İkinci mekanizma ise beyin dokusu içinde meydana gelen kanama (hemorajik inme). Tüm inmelerin yaklaşık yüzde 87‘si iskemik inmelerdir ve ana nedeni ateroskleroz adı verilen damar duvarlarını kaplayan yağ birikintileridir.”

İlk 4.5 saat hayati önemde

İnme acil bir tıbbi durum olduğunu ve tedavide hiç zaman kaybedilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Esra Mıhçıoğlu, “Kişi ne kadar kısa sürede tedavi edilirse o kadar az hasar meydana gelecektir. İskemik inmeler için kullanılan trombolitik ajan, pıhtıyı çözüp kan akışını iyileştirerek çalışır. Üç saat içinde (ve bazı uygun hastalarda dört buçuk saate kadar) uygulanırsa felçten kurtulma şansını artırabilir” diyor. Uygun hastalarda beyindeki tıkalı kan damarı bölgesine kateter ile pıhtıyı giderici tedaviler uygulanıyor. Ayrıca “geçici iskemik atak” olarak tanımlanan ve beynin kan ile beslenmesinin geçici olarak kesintiye uğradığı durumlarda da “mini inme” yaşanıyor. Bu durumun şiddetli bir inmenin belirtisi olabildiğini hatırlatan Dr. Esra Mıhçıoğlu, “Geçici iskemik ataklar da kesinlikle ciddiye alınmalıdır” diye konuşuyor.

Ani gelen belirtiler

İnme belirtileri genellikle aniden geliyor ve kol, bacak veya yüzün bir kısmında uyuşukluk, güçsüzlük, yutma güçlüğü, baş dönmesi, konuşma ve başkalarını anlamada zorlanma, görme bozukluğu ve şiddetli baş ağrılarıyla kendini gösteriyor. Beynin sağ tarafının vücudun sol kısmını aynı şekilde sol yarıküresinin de vücudun sağ tarafını kontrol ettiğini hatırlatan Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Mıhçıoğlu “Bu nedenle sağ beyinde meydana gelecek hasar, vücudun sol tarafında etkisini gösterir. Yaş ilerledikçe inme riski de artar. 55 yaşından sonraki her on yılda bu risk 2 katına çıkıyor. Kardiyovasküler hastalıklar da ileri yaştaki erkeklerde bu riski ve ölümü artırıyor” diyor.

İnmenin önlenmesinde en önemli unsurun risk faktörlerinin doğru değerlendirilmesi olduğuna dikkat çeken Dr. Esra Mıhçıoğlu, “Bazı risk faktörlerinizi değiştirebilir veya tedavi edebilirsiniz. Değiştiremediğiniz etmenleri de düzenli kontrollerle izleyebilir, inme riskini azaltabilirsiniz. Kalp kapak hastalıkları oral kontraseptif (doğum kontrol ilaçları) ilaçlar içinde içindeki östrojen miktarı arttıkça ve kullanım süresi 5 yılı geçtikçe risk artıyor diyebiliriz.”

Gebelikte inme riskine dair önemli açıklamalarda bulunan Mıhçıoğlu “Her 100.000 gebelikte 8.1 oranında görülüyor.   Gebelikte inme riskini artıran etmenler: Obezite, hipertansiyon, diyabet, kal kapak hastalığı, pıhtılaşma bozukluğu (orak hücreli anemi, lupus gibi), migren, sigara ve uyuşturucu kullanımı. Sadece hipertansiyon göz önüne alındığında hipertansiyonu olmayan gebelere göre inme riski 6-9 kat artıyor.

Önlenebilir risk faktörlerini sıfırlamak önemli

İnmeye yol açan nedenlerin başında yüksek kan basıncı yani hipertansiyon geliyor. Yüksek tansiyonun aynı zamanda kalp hastalığı riskini de artırdığına değinen Dr. Esra Mıhçıoğlu, “Kan basıncı ne kadar yüksekse, inme riski de o kadar yüksek demektir. Kan basıncınızı bilin ve uygun sıklıkta kontrol ettirin. Normal kan basıncı 120/80’in altındadır. Tansiyonunuz düzenli olarak 140/90 ve üzerindeyse yüksek tansiyonunuz olduğunu düşünmelisiniz. Doktorunuz, kan basıncınızı düşürmek için diyet veya yaşam tarzı değişiklikleri veya belirli ilaçlar önerebilir” diyor.

Tütün kan damarlarınıza zarar veriyor. Bu da damar tıkanıklıklarına yani inmeye yol açıyor. Dr. Esra Mıhçıoğlu, tütün kullanımının önlenebilir inme nedenleri arasında önemli bir yeri olduğunu belirterek “Yıllardır sigara içmiş olsanız bile, şimdi bırakarak riskinizi yine de azaltabilirsiniz.

Diyabet hastası olmak da inme riskini artıran faktörler arasında. Bu nedenle kan şekerinin kontrol altında tutulması gerektiğini vurgulayan Dr. Esra Mıhçıoğlu, yüksek kolesterol seviyesine de dikkat çekiyor:

“Kandaki büyük miktarlarda kolesterol, birikerek kanın pıhtılaşmasına neden olarak inmeye yol açabilir. Ayrıca, iyi kolesterol olarak bilinen HDL’nin düşük düzeyde olması erkeklerde inme için bir risk faktörü. Hareketsiz bir yaşam tarzı HDL kolesterolü düşürür. Bu nedenle fiziksel aktivite önemlidir. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersiz hem kolesterolü hem de yüksek tansiyonu düşürmek için yeterli olur. 20 yaşın üzerinde iseniz kolesterolünüzü test ettirin ve kolesterol seviyenizi gerektiği gibi ayarlamak için doktorunuza danışın.”

Hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilolu olmanın kalp damar hastalığı riskini artırdığını, beyne giden kanın önemli bir bölümünü taşıyan boyundaki atardamarlarda biriken yağlı tabaka ile tıkanabildiğini ve inmeye yol açtığını belirten Dr. Esra Mıhçıoğlu, diğer nedenleri de şöyle sıralıyor:

  1. Geçici iskemik atak: İnme benzeri belirtilerle ortaya çıkan geçici iskemik atak durumunda acil tıbbi yardım istemek gerekiyor.
  2. Atrial fibrilasyon (AF) ve diğer kalp hastalıkları: AF durumunda kalp boşlukları organize ve ritmik bir şekilde kasılamıyor. Kan kalp boşluğunda göllenme ve pıhtılaşma yaptığı için inme riski beş kat artıyor. Düzensiz kalp atışınız (atriyal fibrilasyon), kalp kapakçıklarında hastalık, konjestif kalp yetmezliğiniz varsa veya yakın zamanda kalp krizi geçirdiyseniz, doktorunuz kanınızı sulandırmak veya kolesterol seviyenizi düşürmek için ilaç yazabilir.
  3. Bazı kan hastalıkları: Yüksek alyuvar miktarı pıhtı oluşumu ihtimalini artırarak inme riskini yükseltir. Orak hücreli kansızlık hastalığı hasta hücrelerin atar damar duvarlarına yapışarak tıkanıklığa neden olması nedeniyle inme riskini artırabilir.
  4. Aşırı alkol alımı: Kadınlar için ortalama bir kadeh ve erkekler için ortalama iki kadeh içkinin üzerinde içki tüketimi kan basıncınızı artırabilir. Aşırı alkol tüketimi inmeye neden olabilir.
  5. Uyuşturucu madde kullanımı: Damar içi madde kullanımı yüksek inme riski içerir.. Uyuşturucu madde kullanımı çoğunlukla kanamalı inmelere neden olur.
  6. Doğum kontrol hapları: Zamanla çok daha güvenli hale gelseler de doğum kontrol hapı kullanan kadınların başka inme riskleri de varsa fazladan önlem alması gerekiyor. Bu nedenle kadınların doğum kontrol hapı kullanmadan önce yüksek tansiyon taraması yaptırması ve bu hapları kullandıkları dönemde sigara içmemesi gerekiyor. Doğum kontrol ilaç kullananlarda inme riski ileri yaş, hipertansiyon, sigara kullanımı ve auralı migren öyküsü durumunda artıyor.
  7. Uyku alışkanlıkları: Son araştırmalar, iyi dinlenmiş insanların daha düşük kalp hastalığı ve inme risklerine sahip olma eğilimini ortaya koyuyor. Sağlıklı uyku düzenini destekleyen alışkanlıklar edinmeniz sizi koruyabilir.