Yazılar

Beslenmede bu hatalar şişkinliğe yol açabiliyor!

Beslenmede bu hatalar şişkinliğe yol açabiliyor!

Son yıllarda gerek yanlış yaşam alışkanlıklarının gerekse modern çağın vazgeçilmezi stresin yol açtığı sorunlardan biri olan mide şişkinliği giderek yaygınlaşıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, ülkemizde her 3 kişiden 1’inin karşılaştığı mide şişkinliğine; yanlış beslenme davranışı, öğünde dengeli olmayan yiyecek seçimleri ve sindirim sisteminin tolere edemediği besinlerin tüketiminin yol açabildiğini belirterek “Genelde yemekten sonra aşırı gaz üretimi, sindirim sistemi kaslarının hareketindeki bozukluklar, mide asidi veya sindirim enzimlerinin azalması ve bağırsakta yaşayan bakteriler tarafından üretilen gaz ya da yemek yerken yutulan hava gibi nedenlere bağlı da gelişebilmektedir. Mide şişkinliği; karın bölgesinde şişkinlik, karın ağrısı, midede doluluk hissi, bulantı, gaz çıkarma, geğirme, kramp, spazm, dolgunluk ve iştahsızlık gibi şikayetlerle de görülebilir” diyor. Bu durumun sık yaşanmasının kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini belirten Çelik, bu sorunları olanların mutlaka hekime danışmaları, ayrıca günlük yaşam alışkanlıklarında bazı kurallara dikkat etmeleri gerektiğini söylüyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, mide şişkinliğine karşı faydalarıyla öne çıkan 10 besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Elma sirkesi

Organik elma sirkesinin içerdiği maya sindirim sistemi için yararlı birçok bakteri bulundurur. Asitli yapısına rağmen alkalize edici bir etkiye sahiptir ve mide asidini tedavi etmeye yardımcı olarak mide yanması ve şişkinliğini rahatlatır. Mide asidinin azalmasıyla oluşan şişkinliğe karşı da fayda sağlar. Yemekten önce bir yemek kaşığı organik elma sirkesini suyla seyreltip içebilir veya salatanıza ekleyebilirsiniz.

Fesleğen

Fesleğen, mide asidi, gaz ve şişkinliğin giderilmesinde ve rahatlamasında etkilidir. Yatıştırıcı özelliğiyle yemeklerde, salatalarda çiğ olarak kullanabilir veya 4-5 fesleğen yaprağını kaynatıp  ılık bir şekilde çayını içebilirsiniz.

Tarçın

Mide yanması, şişkinlik, hazımsızlık gibi rahatsızlıkların tedavisinde antiasit ilaçlar sıklıkla kullanılmaktadır. Benzer etki gösteren tarçın doğal bir antiasit gibi çalışır ve mide şişkinliğinin giderilmesine yardımcı olur. Günde 2 kez tarçın çayı şeklinde içebilir, toz formunu çorba veya ılık laktozsuz süt ile tüketebilirsiniz.

Ananas

Ananas birçok meyveden farklı olarak bir enzim ailesi olan bromelain içerir. Bromelain protein sindirimine yardımcı olur. Sindirimi destekleyerek midede kalma süresini kısaltır ve şişkinlik, hazımsızlık gibi rahatsızlıkların azalmasına katkı sağlar. İki parmak kalınlığında, olgunlaşmış 1 dilim ananas ara öğünlerde tüketilebilir. Kan şekerini yükseltme hızı da düşük olduğundan diyabet, insülin direnci gibi kan şekeri metabolizması ile ilgili hastalıklarda da tercih edilebilir. Gebeliğin ilk 3 ayında olanlar, kan sulandırıcı ilaç, antiepileptik ilaç kullanan kişiler tüketim sıklığı ve miktarına dikkat etmelidir.

Kivi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Proteinden zengin besinlerin sindirimi ve mideden boşalma hızı daha uzundur. Proteinleri sindirmeye yardımcı bir enzim olan actinidin içeren kivi bu sayede sindirime, şişkinlik ve şişkinliğe bağlı meydana gelen semptomların azalmasına yardımcı olur. Potasyumdan zengin bir meyve olan kiviyi böbrek yetmezliği olan, hemodiyaliz alan hastalar hekim veya diyetisyen kontrolünde tüketmelidir” diyor.

Fermente Lahana Turşusu

Enzim içeriği yüksek, probiyotik bakterilerden zengin besinlerden biri olan lahana turşusu sindirim şikayelerini ve buna bağlı gelişen mide şişkinliğini azaltabilir. Ancak hipertansiyonu olan kişiler içerdiği tuz miktarından dolayı tüketiminden kaçınmalıdır. Aşırı tüketimi günlük tuz alımının artmasına ve su kaybına neden olacağından gün aşırı ya da daha uzun aralıklarla az miktarda tüketilebilir. Guatrojenik bir besin olan lahana, guatr ya da tiroit bezi rahatsızlığı olan bireylerde de diyetten çıkarılan besinlerden biridir. Ancak hastalık şiddeti ve bireysel seyri göz önünde bulundurularak hekim veya diyetisyen kontrolünde kullanılabilir.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Zencefil

Mide bulantısında sıklıkla tercih edilen zencefil içerdiği enzimlerle sindirim sisteminin daha hızlı çalışmasına yardımcı olarak mide şişkinliği ve buna bağlı meydana gelen krampların azalmasını destekler. Midedeki besinlerin ince bağırsağa geçişini hızlandırarak mide şişkinliğinin azalmasına yardımcı olur. Aşırı tüketimi midedeki rahatsızlıkların artmasına, ritim bozukluğuna yol açabileceğinden günde en fazla 2 kupa ılık zencefil çayı şeklinde tüketebilir. Taze olarak ise 1 küçük parça zencefili salatalarınıza rendeleyerek diyetinize ekleyebilirsiniz. Ülser gibi ilerlemiş mide rahatsızlığı olan ve safra kesesinde taş bulunan bireyler tüketiminden kaçınmalıdır.

Yoğurt

Yoğurtta bulunan probiyotik bakteriler midedeki enzimleri destekleyerek sindirimi kolaylaştırır. Kaymaklı yoğurtların yağ içeriği yüksektir ve mide yanması, şişkinlik, reflü gibi semptomları tetikleyebilir. Mide ile ilgili sorun yaşıyorsanız kaymaksız yoğurt tercih etmeniz daha iyi bir seçenek olacaktır. Herhangi bir intoleransınız varsa laktozsuz yoğurt tercih edebilirsiniz.

Rezene

Gaz şikayelerinde sıklıkla tercih edilen rezene sinirim sistemindeki düz kasları gevşeten antispazmodik etkisi ile midedeki şişkinlik, gaz ve krampları azaltabilir. Kronik ilaç kullanımı olmayan, sağlıklı bireyler günde 2 fincan rezene çayı içebilir. Yaşlı, hamile ve çoklu ilaç kullanımı olan hastalar tüketiminden kaçınmalıdır. Uzun vadeli kullanan bireyler içinse alerjik reaksiyon, ciltte döküntü gibi sorunlar yaşanmaması için 1 ay tüketim sonrasında 2-3 hafta ara verilmesi önerilmektedir.

Papaya

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Enzim yönünden zengin besinlerden biri olan papaya, içerdiği papin ile mide şişkinliği, kabızlık ve mide yanması semptomlarını iyileştirebilir. 1 orta boy yaklşaık 150 gr papaya 1 porsiyona denk gelmektedir. Tek öğünde daha fazla tüketmek, sık sık yemek tıkalı solunum, rahat nefes alamama gibi semptomlara yol açabilir. Ayrıca böbrek taşı ve ciltte alerjik reaksiyonlar açısından da tüketim miktarına ve sıklığına dikkat edilmelidir. Gebelikte, özellikle aşırı tüketimi, düşük riskine neden olabileceğinden önerilmez” diyor.

Semizotunun faydalarını bir bilseniz!

Semizotunun faydalarını bir bilseniz!

Yazın sağlık deposu yeşilliklerden olmasına rağmen, ekşimsi tadı nedeniyle kimilerince tercih edilmeyen semizotunu yaz meyveleri ile tatlandırmak ve besin değerlerinden faydalanmak mümkün. Zira zengin vitamin ve mineral içeriği ile öne çıkan, diyet dostu olan, lifli yapısı sayesinde bağırsak sağlığını düzenleyen ve diğer yeşilliklere göre daha yüksek omega 3 içerdiğinden kalp sağlığını koruyup, kolesterolü düşürmeye katkı sağlayan semizotu, mutlaka tüketilmesi gereken sebzeler arasında yer alıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Demir, kalsiyum, potasyum ve C, A vitaminlerinden zengin semizotunu yazın rengarenk meyveleri ile birleştirerek besin içeriğini, lezzetini ve sağlığa etkilerini daha da artırmak mümkün. Üstelik meyveleri semizotu ile birlikte tüketerek alınan lif miktarı arttığı için kan şekerinin hızlı yükselmesini önleyip kan şekeri metabolizmasının düzenlenmesine katkı sağlayabilirsiniz” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, semizotunun yaz meyveleriyle hazırlanıp tüketildiğinde sağladığı faydaları anlattı, önemli önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Şeftalili Semizotu Salatası

A ve C vitamininden zengin şeftali aynı zamanda iyi bir potasyum, magnezyum ve kalsiyum kaynağı. Cilt sağlığı üzerindeki olumlu etkileri olan şeftali, semizotu ile birlikte tüketildiğinde cilde nem kazandıran, böbrek sağlığını olumlu etkileyen, öğünün lif içeriğini artırarak bağırsak sağlığının düzenlenmesine olan destek olan bir içerikle karşımıza çıkıyor.

Ananaslı Semizotu Salatası

Bromelain içeriği ile sindirim sistemini destekleyen, içerdiği diğer vitamin ve minerallerle bağışıklığı güçlendiren ve ödem atıcı özelliği bulunan ananas semizotuna yakışan meyvelerden biri. Özellikle bağırsak ve sindirim sağlığı için ananaslı semizotu salatasını öğün aralarında ya da kahvaltılarınızda tercih edebilirsiniz. Ekşimsi tatlar sevmeyen kişiler tarçın ile birlikte fırınlanan ananas ile semizotu salatasını deneyebilirler.

Çilekli Semizotu Salatası

Kırmızı renkli meyvelerden en sevilen çilek yüksek antioksidan içeriği ile vücutta oksidatif stres ve iltihaplanma ile savaşır. Aynı zamanda sağlığı koruyucu birçok faydası olan semizotuna en çok yakışan meyvelerden biri. Semizotu ve çilek ile salatalarınızı renklendirebilir, her ikisinin de kıymetli besin içeriklerinden faydalanarak hastalıklardan koruyucu bir salata seçeneği olarak öğünlerinize ekleyebilirsiniz. 100 gramında 70 mg C vitamini bulanan çilek ile hazırladığınız semizotu salatası günlük C vitamini gereksiniminizi karşılar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Elmalı Semizotu Salatası

Glisemik indeksi yani kan şekerini yükseltme hızı oldukça düşük olan elma insülin direnci, tip 2 diyabet gibi mevcut hastalığı olan bireyler için oldukça iyi bir alternatif. Çözünen ve çözünmeyen liflerden oldukça zengin olan elma, iştahı keser, tokluk süresini uzatır. Diyetlerde düşük kalori içeriği ve iştaha olan olumlu etkilerini artırmak için semizotu ile birlikte tüketilebilir.

Kayısılı Semizotu Salatası

A vitamini ve potasyumdan zengin kayısı sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığa iyi gelir. Öğünde alınan lif miktarının artırılması ve kronik kabızlığı olan bireylerde semizotu gibi lif içeriği zengin, bağırsak sağlığını destekleyen bir sebze ile tüketilerek uzayan kabızlık sürecine destek olabilir.

Yağlı tohumlar da faydayı artırıyor!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, sağlık deposu olan semizotunun, haftada 2-3 gün ana öğünlerin yanında salata şeklinde veya meyvelerle birlikte ara öğün olarak tüketilebileceğini belirterek “Semizotuna ekleyeceğiniz meyve ile birlikte, sağlıklı yağ kaynakları (ceviz, badem, fındık, chia tohumu, avakado, zeytinyağı) ve peynirden de faydalanabilir, bu zengin içerikli salatayı sıcak yaz günlerinde ana öğün yerine de tercih edebilirsiniz” diyor.

Karpuzu kesmeden önce buzdolabına koymayın, çünkü…!

Karpuzu kesmeden önce buzdolabına koymayın, çünkü…!

Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına destek oluyor… Kalp ve kanser hastalıklarından korunmada fayda sağlıyor… Böbrek ve cilt sağlığımız üzerinde önemli işlevler üstleniyor… Uykusuzluğa karşı savaşıyor… Lezzeti ve bol su içeriğiyle yaz aylarının en favori meyvelerinden olan karpuz, A ile C vitaminleri, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi minerallerin yanı sıra likopenden de zengin olması sayesinde sofralarımıza adeta sağlık taşıyor. Ancak karpuz tüketirken bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor, aksi halde yarardan çok zarar verebiliyor!  Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, glisemik  indeksi yüksek olması nedeniyle kan şekerini hızla yükseltebildiği için karpuzun fazla tüketilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Diyabet ve insülin direnci gibi bir hastalığınız varsa karpuzu günde sadece bir kez 200 gramı geçmeyecek şekilde ve haftada en fazla 3-4 kez tüketmeye özen gösterin” diyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, karpuz tüketirken sağlığınızı riske atmamak için dikkat etmeniz gereken 6 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Ana öğün değil, ara öğün olsun!

Karpuz yapısında işlenmemiş, doğal şeker içeriyor. Büyük bir bölümü sudan oluşsa da, 100 gramında yaklaşık 7gr karbonhidrat mevcut. İçeriğindeki karbonhidrat nedeniyle glisemik indeksi, yani kan şekerini yükseltme hızı yüksek olduğu için ideal porsiyon miktarı aşıldığında özellikle diyabet hastalarının sağlığını tehdit edebiliyor. Fazla tüketimi içerdiği karbonhidrat nedeniyle göbek çevresinde ve karaciğerde yağlanmaya da neden olabiliyor. Yine içeriğindeki fodmap nedeniyle sindirim sistemi de etkilendiği için şişkinlik ve gaz gibi problemler de gelişebiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Porsiyon miktarının artması nedeniyle karpuzu ana öğün olarak değil, ara öğün olarak tüketmeye özen gösterin” diyor.

Yanında mutlaka protein tüketin

Karpuz; elma, armut ve muz gibi meyvelerden farklı olarak uzun süreli tokluk sağlamıyor, mideyi şişirerek kısa süreli doygunluk hissetmenize yol açıyor. Bu nedenle karpuzun yanında peynir gibi protein kaynağı ya da ceviz, badem ve fındık gibi yağlı tohumları tüketmeniz hem daha uzun süre tok kalmanıza hem de tükettiğiniz karpuz porsiyonunun kontrollü olmasına yardımcı olacaktır.

Karpuz peynir ikilisine dikkat!

Karpuz denildiğinde hemen hepimizin aklında ilk olarak ‘peynir’ geliyor. Zira karpuz-peynir yaz aylarında ara öğünlerin vazgeçilmez ikilisini oluşturuyor. Uzun süreli tokluk sağlamayan karpuzun yanında iyi bir protein kaynağı olan peynir tüketmeniz kan şekerini dengeleyerek doygunluk, dolayısıyla porsiyon kontrolü sağladığı için aynı zamanda da faydalı. Ancak dikkat! Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Günlük tuz tüketiminin artmaması için ara öğünde bir porsiyon az tuzlu peynirle bir porsiyon (yaklaşık 200 gram) karpuz miktarını aşmayın” uyarısında bulunuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Çekirdeklerini sakın atmayın

Karpuz çekirdeklerinin de karpuz gibi sağlığa birçok olumlu etkisi oluyor. Vitamin, mineral ile yağın yanı sıra içerdiği cucurbocitrin adlı madde sayesinde kan basıncının düşmesine ve böbreklerin temizlenmesine yardımcı olabileceği belirtiliyor. Çekirdeği karpuzla birlikte çiğ halde tüketemiyorsanız kuruttuktan sonra kuruyemiş şeklinde de yiyebilirsiniz.

Karpuz suyunu tercih etmeyin

Glisemik indeksi yüksek olan, dolayısıyla fazla miktarda yenildiğinde kan şekerini hızla yükseltme riski taşıyan karpuz, meyve suyu veya smoothie şeklinde tüketildiğinde kan şekerinin düzenlenmesinde sorun oluşturabiliyor. Bunun nedeni ise karpuz suyu olarak tüketildiğinde karpuzun porsiyon miktarının artması. Smoothie’lerde de hem ekstra başka besinlerin eklenmesi hem de yine bir sıkma işlemi uygulandığı için porsiyon miktarı, dolayısıyla kalori içeriği artıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Meyve suyunda C vitamini ve lifin büyük bir kısmının kaybolduğunu da göz önünde bulundurarak, karpuzu meyve şeklinde tüketmeniz daha sağlıklı olacaktır” diyor.

Kesmeden önce buzdolabına koymayın

Karpuzu oda sıcaklığında bütün halinde tutmanız içeriğindeki antioksidan miktarının artmasına fayda sağlıyor. Bu nedenle karpuzu kesme zamanı gelmeden buzdolabına koymayın. Kestikten sonra üzeri kapalı bir şekilde buzdolabında 3-4 gün muhafaza edebilirsiniz. Bozulmaması için bitiremediğiniz karpuzları ezerek posa haline getirdikten sonra dondurup, limonata tariflerinde değerlendirebilirsiniz.

Diyet yaparken kaçınmanız gereken 8 önemli hata!

Diyet yaparken kaçınmanız gereken 8 önemli hata!

Soğuk ve uzun geçen kış mevsiminin ardından güneş yüzünü göstermeye başladı. Artık kışın giyilen kalın giysilerin yerini ince giysiler alacak, haliyle alınan kilolar da daha görünür hale gelecek. Bu nedenle yaz yaklaştıkça hemen herkesi kilo verme telaşı sarmaya başladı. Ancak diyet boyunca farkında olmadan ya da iyi geleceğini düşünerek yaptığımız bazı hatalar nedeniyle zayıflama süreci uzayabiliyor veya verdiğimiz kiloları normal beslenme alışkanlıklarımıza döndüğümüzde fazlasıyla geri alabiliyoruz. Dahası zayıflamak isterken pek çok sağlık problemiyle de karşılaşabiliyoruz. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, özellikle çok düşük kalorili diyetlerin sağlığımızı olumsuz yönde etkilediklerini belirterek, “Tartıya yansıyan eksileri görsek de, bunun geçici bir ağırlık kaybı olduğunu unutmamalı ve yetersiz beslenme nedeniyle kas kaybı, baş ağrısı, saç dökülmesi, kabızlık, kan şekeri dengesinin bozulması, cilt kuruluğu ile konsantrasyon problemleri gibi birçok sorunu beraberinde getirdiğini bilmeliyiz. Çok düşük kalorili diyetlerden kaçınmalı, sağlıklı ve dengeli beslenerek kalıcı kilo kaybı sağlamalıyız” diyor. Peki diyet sürecinde en sık hangi hataları yapıyoruz? Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, diyet yaparken kaçınmanız gereken 8 hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Hata: Çok düşük kalorili diyetler yapmak

Vücudumuzun sağlıklı bir şekilde işlevini yerine getirebilmesi için günlük belirli bir kaloriye ihtiyacımız var. Bu kaloriyi gün içinde yediğimiz/içtiğimiz besinlerden alıyoruz. Çok düşük kalorili diyetler yapmak ilk aşamada tartıya yansıyan rakamlarla size kendinizi iyi hissettirse de bir süre sonra bu rakamların gerçek sonuçlar olmadığını görüyoruz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, genellikle sıvı formda ya da tek tip besin grubu içeren bu diyetlerin daha çok sıvı ve  kas kaybı ile sonuçlandığı için verilen kiloların aynı hızla geri alındığını belirterek, “Bunun yanı sıra vücudun enerji harcaması bu düzeye uyum sağladığı için çok düşük kalorili diyetler metabolizmanın yavaşlamasına, bunun sonucunda kiloların yavaş verilmesine de sebep oluyor” diyor.

Doğrusu: Uzun vadede ağırlık kaybı sağlamaması ve sürdürülebilir olmaması nedeniyle çok düşük kalorili diyetlerden kaçının. Acele etmeden gereksinimlerinize uygun bir beslenme planıyla bu süreci ilerletmelisiniz. Bireysel farklılıklardan dolayı kişiden kişiye değişse de ideal ağırlık kaybı haftada 0.5-1kg arasında olmalıdır.

Hata: Yağsız beslenmek

Diyet sürecinde kalori açığı sağlamak için tüm besin ögelerinde olduğu gibi yağ alımı da bir miktar kısıtlanıyor. Ancak kalori miktarını düşürmek için yemekleri yağsız pişirmek, omega 9 yağ asitleri ve E vitamininden zengin olan zeytinyağı gibi sağlıklı yağları alamamanıza sebep olduğu gibi yağda eriyen vitaminlerin emilimini de olumsuz yönde etkiliyor. Uzun vadede sağlığı olumsuz etkileyen bu durum, diyet sürecinde bir süre sonra kilo kaybının da durmasına veya yavaşlamasına neden olabiliyor.

Doğrusu: Diyet yaparken, gereksinimlerinize uygun şekilde, bir porsiyonu yaklaşık 45 kcal olan zeytinyağı, avokado, ceviz, badem ve fındık gibi yağlı tohumlar tüketerek sağlıklı yağ asitlerinden zengin beslenebilirsiniz. Ancak yağ grubundaki bu besinlerin enerji içeriğini unutmayın ve aşırı miktarlarda tüketiminden kaçınarak diyetinize ekleyin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hata: Su yerine maden suyu içmek

Bahar ve yaz aylarında ısınan havaların etkisiyle daha sık susuyoruz ve asitli, serin bir içecek tüketme isteğimiz artıyor. Diyet yapanların ilk tercihi de kalorisiz olması nedeniyle genellikle maden suyu oluyor. Ancak vücudumuzda birçok metabolik süreç için elzem olan su gün içinde yeteri kadar tüketilmediğinde ya da su yerine maden suyu gibi farklı sıvılara ağırlık verildiğinde kilo verme süreci yavaşlayabiliyor.

Doğrusu: Tükettiğimiz içecekler sıvı alımını destekleseler de en iyi sıvı kaynağı sudur. Dolayısıyla gün içinde ortalama 2-2.5 litre su içmeyi alışkanlık edinin. Su tüketiminize ek olarak, günde en fazla 2 şişe düşük sodyum içeren (Na<100mg) maden sularından içebilirsiniz.

Hata: Bol limonlu su içmek

Limonlu su içmek, günlük sıvı ve C vitamini alımınızın artmasına katkı sağlıyor, ancak toplumdaki yaygın inanışın aksine, diyet sürecinde yağ yakmıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, ayrıca gün içinde tüketilen tüm sulara bol limon sıkmanın da uzun vadede mide problemlerine ve diş minelerinde hasara yol açabileceğine dikkat çekiyor.

Doğrusu: Limonlu su içerek güne başlamak size iyi hissettiriyorsa ve herhangi bir mide problemiz yoksa, içine yarım limon sıktığınız bir büyük bardak (yaklaşık 300 ml) suyu tüketebilirsiniz.

Hata: Yeterince karbonhidrat tüketmemek

Diyet sırasında en sık yapılan hatalardan biri de, ekmek, pilav, makarna ve kurubaklagil gibi karbonhidrat içeren besinleri tümüyle beslenme planından çıkarmak oluyor. Ancak vücudumuzun temel enerji kaynağı olan karbonhidratların içerdikleri lif, B grubu vitaminler ve mineraller nedeniyle diyetten tamamen çıkarılmaları uzun vadede kilo kaybının yavaşlamasına, bağırsak düzeninin bozulmasına ve tatlı ihtiyacınızın artmasına yol açabiliyor. Bu durum diyetinizin başarısızlıkla sonuçlanmasına ya da kısıtlanan besinleri aşırı miktarda tüketmenize neden olabiliyor.

Doğrusu: Diyet yaparken karbonhidrat içeren besinleri kesmeyin. “Burada en önemli nokta, tüketilen karbonhidratın türüdür” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, şöyle devam ediyor: “Eklenti şeker, fruktoz şurubu içeren ve beyaz unlu işlenmiş yiyeceklerden uzak durmalısınız. Ancak tam tahıllı ürünleri, bulgur, karabuğday gibi lif oranı yüksek tahılları ve kurubaklagilleri porsiyon kontrolü sağlayarak tüketmeniz faydalı olacaktır”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hata: Protein ağırlıklı beslenmek

Hızlı kilo kaybı, kas kütlesini arttırmak ya da vücut şekillendirmek için sıklıkla başvurulan yüksek protein içeren diyetler, böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkilediği gibi yüksek hayvansal yağ alımına da sebep oluyor. Protein gereksinimi kişiye özgü oluyor ve ihtiyaç üzerinde protein alımı böbrek fonksiyonları, bağırsak problemleri, kalp hastalıkları açısından da risk faktörünü oluşturuyor. İçeriği size özgü planlanmamış protein ağırlıklı diyetler sağlığınızı olumsuz etkilemelerinin yanı sıra yüksek kalorili olmaları nedeniyle ağırlık kaybının da önüne geçebiliyor.

Doğrusu: Protein ihtiyacı yaş, cinsiyet, vücut ağırlığı, aktivite durumu, kronik hastalık varlığı gibi durumlara göre değişiyor. Profesyonel sporcu değilseniz veya ağır direnç egzersizleri yapmıyorsanız günlük protein alımınız kilogram başına 1-1.2gr’ı geçmemeli.

Hata: Uyku düzenine dikkat etmemek!

Sıcak havalarda azalan iş temposu, sosyal yaşamın hareketlenmesi ve tatil süreçleri nedeniyle geç saatlere sarkan uyku düzeni de kilo vermenize engel olabilen bir başka önemli faktör. Yetersiz ve kalitesiz uyku hem leptin ve ghrelin gibi vücutta tokluk ile açlık süreçlerini yöneten hormonların düzeylerini etkileyerek iştahınızın artmasına hem de kalori yoğunluğu yüksek besinlere yönelmenize sebep olabiliyor.

Doğrusu: Diyet yaparken yeterli ve kaliteli uyku, süreci daha rahat yönetmemizi sağlayacaktır. Son zamanlarda daha bireysel sürelerden söz edilse de, yapılan çalışmalar 6 saatten az, 9 saatten fazla uyumamız gerektiğini ortaya koyuyor.

Hata: Sürekli tartılmak

Diyet yapmaya başladıktan sonra sık sık tartılıp diyetin sonucunu bir an önce görmek isteyebiliyoruz. Ancak vücut ağırlığı gün içinde birçok nedene bağlı olarak değişiklik gösteriyor. O gün içinde yediğiniz besinler, sıvı alımınız ve uyku düzeniniz gibi birçok etken tartıya yansıyan sonucu etkiliyor. Dolayısıyla diyet sürecinde her gün düzenli ağırlık kaybı olmayabiliyor. Tartıda istediğiniz sonucu görmemek de diyet motivasyonunu düşürebiliyor.

Doğrusu: Haftada bir kez, aynı tartıda, sabah aç karnına, dışkılama sonrası ve giysisiz ölçüm yapmanız daha doğru bir tercih olacaktır.

Portakalın beyaz kısmını mutlaka tüketin!

Portakalın beyaz kısmını mutlaka tüketin!

“Portakalı tüketmenin de kuralı mı olurmuş!” demeyin. Zira doğal C vitamini kaynaklarından biri olarak bağışıklığı güçlendirici etkisiyle öne çıkan, kışın sağlık deposu portakalı tüketirken bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Güçlü bağışıklık deyince akla ilk olarak C vitamini geliyor. Solunum yolu enfeksiyonları, grip ve Covid-19’a karşı vücuda etkin olarak destek verdiği düşünülen C vitaminini doğal kaynaklardan, yeterli ve doğru şekilde almak oldukça önemli. Kışın sağlık deposu portakal, günde bir orta boy tüketildiğinde günlük C vitamini ihtiyacımızı neredeyse karşılıyor. İçerdiği yüksek C vitaminin yanı sıra, potasyum, folik asit ve sitrat ile hücre hasarını engelliyor, bağışıklık sistemini destekleyerek mikroorganizmalara karşı vücudu koruyor. Ancak portakaldan en yüksek faydayı alabilmek için bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, o kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Portakalı hemen tüketin

Portakal, özellikle vitaminler içerisinde en dayanıksız olarak bilinen C vitamininden oldukça zengindir. İçerisindeki vitamin düzeyi havadaki oksijen ile etkileşime girerek aktivitesini kaybeder. Portakalın soyulması, kesilmesi, ezilme veya kurutma gibi işlemlere maruz kalması bu durumun başlıca sebeplerindendir. Bu nedenle portakalı yemeden hemen önce soymanız, bıçakla kesmeden mümkün olduğunca dişlerinizle parçalayarak tüketmeniz faydalı olacaktır.

Posası ile birlikte yiyin

Portakalın suyunu sıkıp içmek yerine, posasıyla tüketin. 1 bardak meyve suyu için 3-4 adet portakal kullanılması aldığınız karbonhidrat miktarıyla birlikte kalori içeriğini de artıracaktır. Üstelik C vitamini kaynağı olduğu düşünülerek kahvaltı sofralarında kışın sık sık yer verilen taze sıkılmış portakal suyunun C vitamini içeriği ezilme gibi işlemler nedeniyle düşündüğümüzden daha azdır. Portakalın sadece suyunu içmek; uzun süre tokluk veren, kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağlayan ve bağırsaklarımızdaki bakteriler için iyi bir besin olan posanın da atılmasına yol açar. Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tüketmeniz vücuda yararının daha etkin olmasını sağlayacaktır. Sıklığına ve miktarına dikkat ederek taze sıkılmış meyve suyunu tüketebilirsiniz ancak 1 porsiyon portakalın suyu 1 çay bardağına eşit olduğu için aşırıya kaçmayın.

Beyaz kısmı mutlaka tüketin

C vitamini içeriğinin yanı sıra iyi bir posa kaynağı olan portakalın soyulduktan sonra kabuğu ve meyvesi arasında kalan beyaz kısmı tüketilmelidir. Böylece diyet lifi alımını destekleyerek, bağışıklık sisteminde ilk savunma hattı olan sindirim sistemi sağlığının da sürdürülmesinde  önemli rol oynar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gece geç saatlerde yemeyin

Asitli bir meyve olan portakal, özellikle reflü, gastrit ve mide yanması gibi sindirim sistemi hastalığı olan kişilerde midedeki şişkinlik, yanma ve gaz şikayetlerini artırabilir. Bu nedenle geç saatlerde yememek, soğuk tüketmemek, yerken yeterince çiğnemek ve kabuk ile meyve arasında kalan beyaz kısmı yemek bu hastalar için şikayetlerin azalmasını destekleyecektir.

Diyabette dikkat!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Diyabet, insülin direnci gibi hastalıkları olan kişiler, kan şekeri regülasyonunun sağlanmasında portakalın posa içeriğini kaybetmemesi için meyve suyu olarak değil, bütün olarak tüketmelidirler. Ara öğünlerde yanına çiğ kuruyemiş gibi sağlıklı yağ kaynakları veya süt, yoğurt gibi protein kaynakları ekleyerek 1 porsiyon yani 1 orta boy portakal tüketebilirler” diyor.

Aşırıya kaçmayın

Hastalık öncesi koruyucu, hastalık sürecinde tedaviyi hızlandırıcı olumlu etkileri olan her besini fazla miktarda tüketme hatasını portakal için de yapabiliyoruz. Ancak gereksinimden fazla diyetle C vitamini aldığınızda, vücuttaki emilimi düşer. Kişinin ihtiyacına göre günlük 1-2 adet portakal tüketmesi yeterli olacaktır. Sigara içen bireylerde C vitamini ihtiyacı arttığından diğer C vitamini kaynakları tüketilmiyorsa günde 2 adet tüketilebilir.

Yeşil sebzelerle tüketin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Diyetle alınan demirin yaklaşık yüzde 80’i bitkisel kaynaklı hem-olmayan demirdir. Emilimi hayvansal kaynaklı demirden daha az olan bu demir türü C vitamini varlığında emilebilir forma gelir. Kurubaklagiller, tahıllar, ıspanak gibi yeşil sebzelerde bulunan hem-olmayan demirin vücutta alımını artırmak ve domates kullanamadığımız kış salatalarını renklendirmek için salatalarınıza portakal dilimleyebilirsiniz” diyor.

Portakalın 10 Önemli Faydası

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, portakalın 10 önemli faydasını şöyle sıralıyor;

  • Bağışıklık sistemini destekler, mikroorganizmalara karşı vücudu korur.
  • Romatoid artrit gibi hastalıklarda inflamasyonu azaltır.
  • Daha dinç, enerjik hissetmenizi sağlar.
  • İçerdiği lif ve potasyum ile kalp sağlığı için faydalıdır.
  • Kolesterolü düşürür.
  • Zengin A vitamini içeriği ile göz sağlığına iyi gelir.
  • Yara iyileşmesini hızlandırır.
  • Kolajen sentezini destekleyerek cilt sağlığını korur.
  • Böbrek taşı oluşumunu engeller.
  • Hücre hasarını engelleme ve kansere neden olan serbest radikallerle savaşan antioksidanlardan zengindir.

Atıştırma isteğiniz arttıysa şu önlemleri alın

Atıştırma isteğiniz arttıysa şu önlemleri alın

Havaların erken karardığı ve soğuduğu kış aylarıyla birlikte ‘canım tatlı bir şeyler yemek istiyor”,  “Sıcak poğaça yeme isteğiyle uyandım” ya da “bu aralar kilomu kontrol edemiyorum” diyenlerin sayısı artıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, kışın dışarıda daha az zaman geçirilmesi, fiziksel aktivitelerin azalması ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi derken ağırlık artışının hızlandığını belirterek “Bu etkenlerin farkına varıp önlem alınırsa ideal kiloya ulaşmak mümkün” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, kış kilolarına zemin hazırlayan 7 etkeni ve bunların üstesinden gelmenin yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Kış içeceklerine yüklenmek

İçimizi ısıtan sahlep, boza ve sıcak çikolata gibi içecekler, soğuk kış günlerinin vazgeçilmezlerinden. Ancak bu içecekler, yüksek kalori içerikleriyle kilo almaya neden olabilirler. Bu tür içecekleri haftada bir-iki bardaktan fazla içmekten kaçınmayı öneren Ezgi Hazal Çelik, “Soğuk havalarda büyük rağbet gören sahlep, boza gibi içeceklerin üzerine konulan fındık, fıstık, badem vb yağlı tohumların ve leblebinin de kalori miktarını artıracağını göz önünde bulundurun. Bu içeceklerin yerine zencefilli ıhlamur çayı, tarçınlı kahve veya kakaolu ılık sütü tercih edebilirsiniz” diyor.

 Kış depresyonu

Gün ışığından daha az yararlandığımız kış aylarında daha depresif ve mutsuz hissedebiliyoruz. Bu ruh hali; mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin düzeylerini artıran ve kısa süreli iyi hissetmemize neden olan çikolata, şekerli yiyecekler, hamur işi gıdalar, makarna gibi karbonhidrat içeriği yüksek besinleri tüketmemize neden olabiliyor. Şeker ve karbonhidrat içeriği yüksek besinler tüketmek daha fazla yeme isteği uyandırmakla birlikte kolaylıkla kilo artışına yol açabiliyor. Beyin kimyasını dengelemek için sağlıklı gıdalara ve aktivitelere yönelmek şekerli yiyeceklere duyulan ihtiyacı azaltacaktır.

Yeme isteğinin artması

Soğuk havalarda azalan vücut ısısının korunup, normal düzeye ulaşması için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyarız. Artan enerji gereksinimiyle verilen “acıktım” sinyali ise yeme isteğinin de artmasıyla sonuçlanır. Yeme isteğinin artmasını önlemek ve kontrollü besin alımı için yeterli su tüketimi, öğün düzeni ve her besin grubunun olduğu sağlıklı bir beslenme modelini alışkanlık haline getirmeniz büyük fayda sağlayacaktır.

Yetersiz su tüketimi

Kış mevsiminde kilo artışının önemli nedenlerinden biri de yetersiz su tüketimi. Havaların soğuması ile susama hissi azalsa da vücudumuzun suya ihtiyacı var. Yetersiz su tüketimi sindirim enzimleri ve bağırsakların yavaşlamasına ve kilo artışına neden olabiliyor. Susuzluk hissinin açlıkla karıştırıldığı için iştah kontrolünü de zorlaştırdığını belirten Ezgi Hazal Çelik, “Günde ortalama 2-2,5 litre su tüketimi idealdir. Ilık suya tarçın, karanfil, top karabiber, zencefil gibi vücut ısınızı artıracak baharat ve besinler ekleyebilirsiniz” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hareketin azalması

Soğuk, yağışlı ve rüzgarlı havalar nedeniyle açık havalarda yürüyüşlerin rafa kaldırıldığı kış aylarında, fiziksel aktivitenin azalması da kilo artışına zemin hazırlar. Bunun önüne geçmek için haftada 3-4 gün, 30-45 dakika yürümeyi öneren Ezgi Hazal Çelik, online egzersiz videolarının da egzersiz alışkanlığı kazandırmaya yardımcı olabileceğini söylüyor.

D vitamini eksikliği

Vücudumuzda birçok metabolik süreçte büyük öneme sahip olan D vitamininin yüzde 90-95’i güneş ışınları yardımıyla sentezlenir. Kış günlerinde 15-30 dakika güneş ışığına maruz kalmak gerektiğini kaydeden Ezgi Hazal Çelik, “D vitaminini en iyi içeren gıdalar; balık, karaciğer, peynir, yumurta sarısı, süt ve süt ürünleridir. Ancak D vitamini diyetle yeterli düzeyde alınabilen bir vitamin değildir. Yapılan çalışmalar, D vitamini eksikliğinin, kilo artışıyla yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Gerekli tetkikler yaptırılarak doktorunuzun önerisi ile gerekirse takviye alınmalıdır” diyor.

Atıştırmalıklar 

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Gündüzlerin kısalması ve havaların erken kararması, evde geçirilen sürenin de artmasına neden oluyor. Hal böyle olunca atıştırmalıklarda aşırıya kaçılabiliyor ve bu da kilo alımını beraberinde getiriyor. Uzun kış akşamlarında nasıl vakit geçirebileceğinizi planlayabilir, sizi sürekli atıştırmalık halinde olmaya iten ‘hiçbir şey yapmama’ halinden uzaklaşabilirsiniz. Akşamları otururken, televizyon karşısında veya odanızda çalışırken ara ara balkona çıkabilir, odanın penceresini açabilir, esneme hareketleri yapabilirsiniz” diyor.

Vücutta yağ oranımızı nasıl anlayabiliriz?

Vücutta yağ oranımızı nasıl anlayabiliriz?

Yaz mevsimiyle birlikte pek çok kişide ince ve fit görünme isteği artarken, fazla kilolardan kurtulma arayışları da hızlandı. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, ideal kiloya ulaşma uğruna şok diyetlerden kesinlikle kaçınılması gerektiğini vurgularken, arkadaş çevresi ya da internetten uygulanan bilinçsiz diyetlerin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Kilo verme sürecinde her gün tartılmanın doğru olmadığını, aksi halde sonuçta değişiklik görünmediğinde motivasyonun olumsuz etkilendiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, diyet hakkında az bilinen 7 noktayı açıkladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Diyetin kalori içeriği

Tüm besin gruplarının yer aldığı, dengeli bir beslenme alışkanlığı edinmelisiniz. Vücudumuzun günlük işlevini yerine getirebilmesi için ihtiyaç duyduğu enerjiyi gün içinde yediğimiz/içtiğimiz besinlerden alıyoruz. Ağırlık kaybı sağlarken temel prensip, kalori açığı oluşturmaktır. Günlük ihtiyacınız olan enerjinin altında kalori almanız enerji dengesinde harcanan kalorinin daha fazla olmasıyla birlikte kilo kaybetmenizi sağlar. Ancak vücudun enerjiye olduğu kadar besin ögelerine de ihtiyacı vardır ve bu nedenle tek başına alınan kaloriyi kısıtlamak uzun vadede bize kalıcı ağırlık kaybı sağlamaz.

Zeytinyağı kullanımı

Diyet sürecindeki temel önerilerden biri, hayvansal yağ alımının azaltılmasıdır. Omega 9 yağ asitleri ve E vitamininden zengin olan zeytinyağı ise sık önerilen ve diyetlerde kullanılan yağ çeşitlerinden biridir. Ancak sağlığa faydaları ve içeriği düşünülerek kullanılan miktarın artması diğer tüm yağ çeşitlerinde olduğu gibi oluşturulmaya çalışılan kalori açığını kapatarak ağırlık artışına neden olabilir. 1 gramının 9 kkcal enerji verdiği unutulmamalı ve aşırı ve kontrolsüz kullanımından kaçınılmalıdır.

Bu bölgeler yağlanmaya işaret ediyor!

Evde pratik bir şekilde, basit bir ölçüm ve hesaplamalarla, bel çevresi, bel/kalça oranı, deri kıvrım kalınlığı ve üst orta kol çevresi gibi vücut yağ oranı ile doğru orantılı olan antropometrik ölçümleri yaparak vücut yağ oranınız ile ilgili fikir sahibi olabilirsiniz. Bilimsel veriler; bel çevresi kalınlığının kadınlarda 80 cm üzeri, erkeklerde ise 94 cm üzeri olmasının yüksek vücut yağ oranı ve başta insülin direnci olmak üzere birçok kronik hastalık açısından tehdit oluşturabileceğini ortaya koyuyor. Kadınlarda bel çevresi kalınlığının 88 cm üzeri, erkeklerde 102 cm üzeri olması yüksek risk anlamına geliyor. Bölgesel yağlanmalarda genetik faktörlerden hormonal düzensizliklere, metabolizmanın yavaşlamasından karbonhidrat alımının yüksek olmasına, yüksek kalori alımından hareketsizliğe dek bir çok etken rol oynuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kısa vadede hızlı kilo verdiren diyetler

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Düşük kalorili, genellikle sıvı formda ya da belli besin gruplarına dayalı yapılan “şok diyetler“ kısa sürede hızlı kilo vermeyi sağlar gibi gözükse de, sağlık açısından çok ciddi tehlikelere yol açabiliyor. Ayrıca bu tür şok diyetler sonrası istenilen ağırlık kaybı sağlandığında diyet bırakılıyor. Hemen ardından da hem eski beslenme rutinine dönmek hem de kısıtlanan yiyecekleri daha fazla tüketme davranışını tetiklemesi sonucu tekrar kilo problemi yaşanmasına yol açıyor. Bu noktada size uygun, sürdürülebilir bir beslenme alışkanlığı kazanmayı hedefleyen ve uzun vadede beslenme davranışı değişikliği sağlayabileceğiniz diyetleri yapmak daha gerçekçi ve kalıcı olacaktır” diyor.

Her gün tartılanlar dikkat!

Çalışmalar düzenli tartılmanın ağırlık denetimi için doğru bir davranış olduğunu gösterse de her gün tartılmak yeme davranışlarımızı, beden algımızı ve diyete yaklaşımımızı olumsuz etkileyebilir. Önceki gün tüketilen öğünün içeriği, gün içinde alınan tuz miktarı, şiddetli egzersiz yapmak, sıvı alımı, kullanılan ilaçlar, dışkılama durumunuz gibi birçok etken tartıdaki rakamı etkiler. Her gün ya da gün içinde sık sık tartılıyorsanız gördüğünüz kilo değişimleri  motivasyonunuzu azaltabilir ve bu nedenle süreci yönetemediğiniz endişesine kapılıp diyeti bırakmanıza ya da daha katı diyetler denemenize neden olabilir. Böyle dönemlerde bir süre tartıdan uzak kalmak ve kontrollü tartılmak faydalı olacaktır. Haftada 1 kez, sabahları aç karna, dışkılama sonrası, kıyafetsiz ve aynı saatte tartılabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Maden suyu tüketimi

Özellikle yaz aylarında kalorisiz, asitli ve serin bir içecek arayanların ilk tercihi olan maden suyu çeşitli nedenlerle kaybedilen sıvı ve mineral ihtiyacınız için de iyi bir seçenektir. Zayıflamaya yardımcı etkisi ön plana çıkarılsa da aşırı miktarda tüketildiğinde iştahı açabileceği gözardı edilmemelidir. Fazla tüketildiğinde özellikle mevcut tansiyon ve kalp  rahatsızlığı olan bireylerde tansiyon yüksekliği gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Günde 2 şişe maden suyu içebilirsiniz. Sodyum (Na) kısıtlı bir diyet yapıyorsanız, düşük sodyum içeren (<100 mg) maden sularını tercih edebilirsiniz.

Yaz meyveleri

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Sağlık için iyi olmadığı ve bu nedenle beslenme alışkanlıklarımızda mümkün olduğunca az ya da hiç yer verilmemesi gereken eklenti şekerler ile mevsiminde tüketilecek doğal meyvenin şekeri sık sık karşılaştırılabiliyor. Burada belirtilen eklenti şeker, yiyeceğe üretim veya işleme sırasında eklenirken, meyvelerde bulunan ise; yapılarında doğal olarak yer alan şekerlerdir. Meyveler içerdikleri lif, vitamin, minarel, antioksidanlar ile uzun vadede tüketebileceğiniz, sağlığınız için faydalı ve günlük beslenmenizde rahatlıkla yer verebileceğiniz besin gruplarından biridir. Burada önemli olan nokta, gereksinimlerinize uygun miktar ve sıklıkta tüketiyor olmanızdır. Günde 2 porsiyon taze meyveyi ara öğünlerinizde tüketebilirsiniz.” diyor.

Kilo almanızın nedeni ‘çevreniz’ olabilir!

Kilo almanızın nedeni ‘çevreniz’ olabilir!

Dünya Sağlık Örgütü’nün 21. yüzyılın en önemli sağlık problemlerinden biri olarak belirttiği ‘obezite’ insan sağlığını kısa ve uzun dönemde tehlikeye atacak şekilde artmış anormal yağ birikimi olarak tanımlanıyor. Ülkemizde her 100 kişiden 20’sinin obezite problemiyle mücadele ettiği belirtiliyor. Yakın gelecekte de dünyada her 3 kişiden 2’sinin obezite sorunu yaşayacağı tahmin ediliyor. Obezitenin gelişiminde en başta ‘hatalı beslenme’ ve ‘hareketsizlik’ olmak üzere metabolik farklılıklar ve genetik özellikler gibi pek çok etken rol oynuyor. “Göz ardı edilen diğer önemli etken ise çevresel faktörlerin davranışlarımızda oluşturduğu değişimlerin obezite için itici bir güç olabileceğidir.” uyarısında bulunan Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, şöyle devam ediyor: “Yapılan çalışmalar normal kilolu bireylerle kıyaslandığında obezite sorunu olan kişilerin hatalı beslenme alışkanlıklarını tetikleyen ve fiziksel aktivite düzeylerini düşüren ortamlara daha fazla maruz kalmış olduklarını ortaya koyuyor. Bazı çevresel koşullar boş kalori, yani besin değeri düşük, kalori içeriği yüksek besin tüketimini arttırıyor ve hareketsizliğe yol açıyor. Bunların sonucunda yüksek enerji alımına karşın düşük enerji kullanımı nedeniyle obezite gelişebiliyor. Bu nedenle beslenme alışkanlıklarının değişmesi, fiziksel aktivite düzeyinin arttırılması gibi değiştirilebilir risk faktörlerine çevresel değişim de eklenmeli” Peki hangi çevresel faktörler kilo alımında etkili oluyor? Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik obezite riskini artıran 6 çevresel etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Yüksek kalori içeren gıdaların kolayca bulunabilmesi

Fast food, işlenmiş gıdalar, paketli ürünler ve gazlı-şekerli içecekler kilo alma sürecini destekleyen olumsuz faktörler arasında ilk sıralarda yer alıyor. “Bugünkü koşullarda, bu ürünler gibi enerji yoğunluğu yüksek, ancak besin değeri açısından bir anlamı olmayan lezzetli gıdalara oldukça kolay erişilebiliyor. Ayrıca bu tür ürünlerin fiyatları birçok sağlıklı besine kıyasla daha ucuz oluyor. Tüm bunlar kilo alımına neden olan bu gıdaların fazla tüketilmesiyle sonuçlanıyor” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, şöyle devam ediyor: “Ancak besin  ögelerinden fakir olan işlenmiş gıdalar ve fast food yemekler; yüksek yağ, rafine karbonhidrat ve koruyucu içermeleri nedeniyle kısa sürede açlığa neden olarak, gün içindeki öğün sayısını ve alınan kaloriyi arttırıyor. Bunların sonucunda da ağırlık artışı kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla bu ürünlere ancak çok sık olamamak şartıyla sağlıklı bir beslenme planında yer verebilirsiniz.”

Pause Sağlık

Büyük porsiyonlar

Yemek yemenin sosyal organizasyonların bir parçası haline gelmesi, yoğun iş temposu nedeniyle evde yemek pişirmeye vakit bulamamak gibi nedenlerden dolayı çoğumuz sıkça dışarıda yemek yiyor veya yemeği dışarıdan sipariş ediyoruz. Ancak son 50 yılda, özellikle fast food satış noktalarındaki porsiyonların 5 kata kadar arttığı belirtiliyor. “Müşteri memnuniyeti için büyütülen porsiyon miktarları ve gösterişli sunumlar tokluk hissine rağmen yemeye devam etme davranışını tetikleyerek alınan kalori miktarını arttırabiliyor.” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, önerilerini şöyle sıralıyor: “Dışarıda yediğiniz veya satın aldığınız menülerde küçük porsiyonları tercih edin. Menülerde bulunan sos, patates ve kola gibi gazlı içecekleri tüketmekten kaçının. Porsiyonlarda bir değişiklik yapılamıyorsa az soslu, ızgara veya fırında pişmiş ana yemeklerin yanında salata, yeşillik ve ayran gibi sağlıklı seçenekleri tüketin ve mümkün olduğunca hiç tuz eklemeyin.”

Teknolojinin sunduğu imkanlar

Televizyon, bilgisayar, tablet ve telefon gibi iletişim araçları, teknolojinin ilerlemesiyle birlikte hem bilgi hem iş hem de eğlence anlamında her şeye ulaşabildiğimiz araçlara dönüştü. Bu nedenle artık uzun saatler ekran başında kalabiliyoruz. Pandemi süreciyle birlikte evden çalışma ve uzaktan eğitim sistemine geçiş artmış olan sürelerin de üzerine çıkmamıza yol açtı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik ancak bu durumun hareketsizlikle beraber atıştırmalık alışkanlığının oluşmasına da neden olduğunu belirterek, şunları söylüyor:  “Obezite riskinin önüne geçmek için ekran kullanım süresini düşürebilir, iş veya eğitim nedeniyle ekran başında geçireceğiniz sürelerin arttığı durumlarda 30 dakikada bir kalkıp küçük egzersiz veya esneme hareketleri yapabilirsiniz. Çalışırken, film izlerken veya oyun oynarken bir şeyler tüketmek istiyorsanız seçiminizi şekersiz bitki çayı, şekersiz kahve, çiğ kuruyemiş veya bir porsiyon taze meyve gibi sağlıklı alternatiflerden yana yapmanız, yüksek şekerli, yağlı gıdaları yedikten sonra oluşan hızlı acıkma probleminin ve yüksek kalori alımınızın önüne geçecektir.”

Pause Sağlık

Yetersiz yeşil alan

Günlük enerji alım miktarınızı azaltsanız dahi fiziksel olarak yeterince aktif bir hayatınızın olmaması kilo alma riskinizi arttırabiliyor. Yaşadığımız çevrede yürüme alanlarının ve parkların, fiziksel aktivite yapabileceğimiz alanların az olması ağırlık artışıyla birlikte obeziteye neden oluyor. Bunun aksine bisiklet yolları, park, oyun alanı, yürüyüş yolu ve yeşil alanlarda zaman geçirmek beden kitle indeksinin belli aralıklarda tutulmasında fayda sağlıyor. Hareketsiz kalmamak için haftada en az 3-4 gün 30-45 dakika, evinize yakın yürüyüş alanlarında, parklarda, uygunsa yaşadığınız site veya apartman çevresinde tempolu yürüyüş yapmayı alışkanlık haline getirin. Yaşadığınız çevrede bu tür alanlar yoksa online egzersizlerden de faydalanabilirsiniz.

 Besinlerin yerleşim düzeni

Besinlerin bulundukları yer de obezite riskini artıran önemli çevresel etkenlerden. Örneğin susayıp mutfağa bir bardak su içmeye gittiğinizde, tezgahın üzerinde duran çikolatayı fark edip hiç aklınızda yokken kendinizi çikolata yerken bulabilirsiniz. “Bu herkes için elbette böyle değildir, ancak ürünleri çoğunlukla bulundukları yer dolayısıyla tercih ediyoruz. Bu nedenle en sağlıklı seçeneği kolay ulaşılabilir bir noktaya koymanız çok önemli” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, sık tüketildiğinde ağırlık artışına  yol açan rafine şekerli ve yüksek yağlı besinleri alışveriş listenizden çıkarmanın, bu mümkün değilse kolay ulaşabileceğiniz ve sürekli maruz kalacağınız alanlara koymamanın ağırlık denetimini olumlu yönde etkileyeceğini söylüyor.

Pause Sağlık

Reklamlar

Şekerli tahıllar, şeker ve şekerli içeceklerle ilgili reklamlar sadece televizyonlarda değil, günlük yaşantımızın her alanında karşımıza çıkıyor. Lif ve vitamin açısından fakir olan, yüksek yağ, şeker ve tuz içeren besinlerin yanı sıra hayvansal yağ içeriği yüksek olan besinler, reklamların da etkisiyle hayatımızda gitgide daha fazla yer edinmeye başladı. Besin tercihlerimizi daha bilinçli yapmak, sağlıklı beslenme planı içerisinde bu gıdalara az sıklıkla ve belli miktarlarda yer vermek, ağırlık denetimi için önemli bir adım olacaktır. 

Diyette doğru bilinen yanlışlar

Diyette doğru bilinen yanlışlar

Her yaz öncesi olduğu gibi bugünlerde pek çok kişi “Çok kilo aldım, tüm çabalarıma rağmen kilom değişmiyor.” şeklindeki yakınmalarla şok diyetlerin arayışına girdi. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Kilo verme kararı alıp hızla internete koşmadan önce kendinize şu soruyu sormalısınız: Böyle bir mucize diyet ya da iksir varken dünyada ve ülkemizde aşırı kilo ve obezite görülme sıklığı nasıl hızla artmaya devam ediyor?! Fazla kilolardan kurtarmayı ve incecik bir görüntüye kavuşturmayı vadeden şok diyetler, depresyon, halsizlik, konsantrasyon bozukluğu, saç dökülmesi, safra taşı oluşumu ve kalp sağlığını olumsuz etkileyebilecek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Toplumda doğru sanılan bazı yanlış diyet uygulamaları da sağlığı olumsuz etkileyebilirken, kilo verememe konusundaki kaygıları da artırıyo.r” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, toplumumuzda diyet hakkında doğru bilinen 7 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Limonlu su içmek

Limonlu su içmek vücudunuzdaki toksinleri atmanıza yardımcı olmaz, yağ yakmaz ve vücudunuzu alkali yapmaz! Sadece günlük su tüketimi ve C vitamini alımınızın artmasını sağlar. Kendiniz için iyi bir şey yapıyor hissi verdiği ve gün içinde iyi bir motivasyon sağladığı bir gerçek. Eğer böyle bir rutininiz varsa ve herhangi bir mide rahatsızlığınız yoksa devam edebilirsiniz. Ancak düzenli tüketimde gün içinde dişleriniz aside maruz kaldığı için zamanla diş minelerinize zarar verebileceğini unutmayın.

Smoothie ağırlıklı beslenmek

Herhangi bir karışım tüketerek zayıflanabileceğine olan inanış arttıkça farklı formlarda tüketebileceğimiz birçok alternatif oluşmaya başladı. Bunlar evlerimizde yapabileceğimiz tariflerin yanı sıra ticari olarak “öğün yerine geçen” birçok smoothie şeklinde de karşımıza çıkıyor. Oysa iştah sinyalleriniz için önemli bir faktör olan çiğnemeyi göz ardı etmek doğru olmadığı gibi, blenderdan geçen yiyeceklerin lif oranı, vitamin ve minerallerinin kaybolmasına yol açıyor. Üstelik bu tip beslenme modelleri birçok insan için sürdürülebilir değildir. Kilo vermek için bir süre dişinizi sıkabilir ve sıvı formda öğün tüketmekte zorlanmayabilirsiniz ancak peki ya sonra? Zayıflattığını düşündüğünüz ve çoğunlukla sağlıklı diye etiketlenen bu içecekler kalori alımınızın kontrolsüz olmasına neden olabilir ve sizi hedeflediğiniz ağırlık kaybından uzaklaştırabilir.

Karbonhidratı tamamen kesmek

Karbonhidratlar vücutta su ile birlikte depolanır. Karbonhidrat depomuz olan glikojen bir insanda ortalama 500 gr kadardır. Uzun süre düşük karbonhidratlı beslenmek bu depoların boşalmasına yol açar. Dolayısıyla azalan glikojen deponuzla birlikte karbonhidratı depolarken kullanılan suya da ihtiyaç olmadığından tartıya hızla yansıyan bir kilo kaybı görürsünüz. Burada kaybedilen kilonun beslenme planınıza karbonhidratı yeniden eklediğinizde geri döneceği göz ardı edilmemelidir. Diyette alınan karbonhidratın türü oldukça önemli. Basit şeker, basit şeker içeren ve beyaz un ile yapılan yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Ancak enerji gereksinimimize uygun, protein, kompleks karbonhidrat ve yağ oranları dengeli bir diyet ile kilo verme sürecini yönetebilirsiniz.

 Kalori saymak 

Hedeflenen kiloya ulaşıncaya kadar günlük ne kadar kalori aldığınız elbette önemli. Ancak tek başına aldığınız kalori miktarını hesaplamak doğru bir davranış değişikliği olmadığı gibi, kalıcı kilo kaybını getirmez. Burada bilmemiz gereken en önemli nokta, her kalorinin eşit olmadığıdır. Tüm kalorilerin aynı miktarda enerjiye sahip olduğu doğrudur ancak insan vücudu yalnızca kalori değil molekül sayar bir yapıdadır. Yiyecek tercihleriniz, neyi, ne kadar yediğinizden daha önemli olabilir. Bu nedenle kilo verme sürecinde yalnızca kalori alımına takılmadan, her besin grubundan yeterli, dengeli ve çeşitlilik sağlayarak beslenmek önemlidir.

Esmer şeker kullanmak

“Çayımı kahvemi şekersiz içemiyorum ama esmer şeker kullanıyorum.” diyenlerdenseniz ikisi arasında küçük farklar olması dışında esmer şekerin sağlık üzerine etkileri beyaz şekerden pek farklı değil. Beyaz şeker elde etmek için işlem sırasında çıkarılan melaslar, esmer şeker elde etmek için yeniden ekleniyor. Esmer şeker önemsiz denilebilecek miktarlarda mineral ve vitamin içerse de bu esmer şekerin daha iyi olduğu anlamına gelmiyor. Kısacası her ikisi de şeker ve renginin koyu olması esmer şekeri ‘diyet dostu’ yapmıyor. Özellikle ülkemizde tüketimi yüksek miktarlarda olan çay ve kahveye eklenen şekeri tüketmemek günlük basit şeker alımınızla birlikte kalori alımınızı da düşürerek kilo verme sürecinizi desteklemekle kalmayıp sağlığınız üzerine oldukça olumlu etkileri olan bir davranış değişikliğini beraberinde getirecektir.

 Su yerine çay, kahve ve bitki çayları içmek

Su şüphesiz en sağlıklı içecek. Besinlerin sindirim, emilim ve hücrelere taşınması; zararlı atıkların vücuttan uzaklaştırılması gibi birçok metabolik süreç için elzem olan su, gün içinde yeteri kadar tüketilmediğinde kilo verme sürecini de yavaşlatabilir. Vücut susuz kaldığında sindirim enzimleri ve bağırsaklar yavaşlayarak kilo artışına neden olabilir. Gün içinde tükettiğiniz çay, kahve, bitki çayı gibi içecekler su alımınıza katkı sağlar ancak her zaman olacağı gibi kilo verme hedefiyle başladığınız süreçte de doğrudan su tüketmeniz daha faydalı olacaktır. Sağlıklı yetişkin bir birey kilosu başına 30-35 ml, ortalama 2-2.5 litre su tüketmelidir.

Kahveye tereyağı eklemek

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Kahveye çeşitli yağlar ekleyerek içmek son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz ve birçok kişinin yaptığı bir uygulama. Şekersiz kahve ölçülü tüketildiğinde içerdiği kafein miktarına bağlı olarak metabolizmayı hızlandırır ve iştah üzerine etkileri ile kilo verme sürecini destekler. Ancak kahveye hindistancevizi yağı veya tereyağı eklemek bir bardak kahveden alacağımız enerjiyi arttırmanın yanı sıra düzenli olarak fazla miktarda doymuş yağ tüketimine yol açarak zamanla kolesterol seviyelerinin yükselmesine neden olabilir. Kilo vermeniz ve yağ yakmanızdaki temel prensip gün içindeki enerji dengesinde harcanan kalorinin alınan kaloriden fazla olması yani kalori açığı oluşturmanızdır.” diyor.

Bağışıklık bağırsaklarda başlıyor!

Bağışıklık bağırsaklarda başlıyor!

Yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 enfeksiyonuna karşı güçlü bir bağışıklık sistemi olmazsa olmazlar arasında yer alırken, bağışıklığın bağırsaklarımızda başladığını biliyor muydunuz? Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Güçlü bir bağışıklık sistemi için, vücudumuzun dışarıdan gelen zararlı mikroorganizmalara karşı ilk savunma hattı olan sindirim sistemi mikyobiyotası önemli rol oynuyor. Vücudumuzdaki mikroorganizmaların yüzde 95’i bağırsaklarımızda yaşıyor ve bağışıklık sistemi hücrelerimizin yüzde 70’i bağırsaklarımızda yer alıyor. Bağışıklık sistemini doğrudan etkileyen hareketsizlik, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, stres gibi etmenler bağırsak dostu bakterilerin azalmasına, zararlı bakterilerin ise çoğalmasına yol açarak bağışıklık sistemimizin zayıflamasına neden oluyor. Bu durum pek çok hastalığın oluşmasına zemin hazırlıyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi için bağırsak sağlığı, güçlü bir bağırsak sağlığı içinse bağırsakta yaşayan mikroorganizmaların dengesi çok önemlidir.” diyor. Mikrobiyotanın değiştirilebilir ve müdahale edilebilir bir yapı olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik bazı besinlerin mikrobiyotada bağırsak dostu bakterilerin artmasına fayda sağladığını vurgulayarak, bu 10 besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

Kefir

Kefir gibi yararlı probiyotik bakteri içeren ürünlerin tüketimi bağırsak mikrobiyotasını düzenleyerek toksik maddelerin geri emilimini engeller. Günde 1 su bardağı (yaklaşık 200 ml) şekersiz kefir tüketebilirsiniz. Gaz, şişkinlik problemleri yaşıyorsanız laktozsuz kefir deneyebilirsiniz.

Yoğurt

Probiyotik kapasitesi değişken olsa da kefir gibi fermente bir gıda olan yoğurt, bağırsak mikrobiyotasını düzenleyerek sindirim sağlığını geliştirir ve bağışıklığı destekler. Süt ürünlerine alerjiniz yoksa günde 2 kase yoğurt tüketmeyi ihmal etmeyin.

 Probiyotik lahana turşusu

Probiyotik (fermente) lahana turşusu, içerdiği yararlı bakteriler sayesinde bağırsak mikrobiyatasını korurken, yüksek lif içeriği ile dışkının bağırsaktan geçişini hızlandırır, sağlıklı bir sindirim sistemini destekler. Fermente turşu K2 vitamininden zengindir ve kan sulandırıcı ilaç kullanan kişiler tüketim miktarı ve sıklığı ile ilgili mutlaka bir uzmana danışmalıdır.

Enginar

Enginar içerdiği pek çok vitamin ve minerallerle birlikte yüksek lifli yapısıyla bağırsaklarımızda  yaşayan mikroorganizmalar için iyi bir besin kaynağıdır ve bağırsak sağlığının sürdürülmesinde oldukça önemlidir. Sindirim sistemindeki hareketleri düzenler, dışkı hacmini artırır ve bağırsak duvarına tutunan toksik ögelerin dışarı atılmasını sağlar.

Hindiba kökü

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Hindiba kökü; ince bağırsakta sindirilmeden kalın bağırsağa geçen ve burada yaşayan bakteriler için besin kaynağı olan inülini yüksek miktarda bulunduruyor. Bu sayede zengin prebiyotik kaynakları arasında yer alıyor. Beslenme alışkanlıklarınızda hindiba köküne yer vererek bağırsak mikrobiyotanızdaki yararlı bakterilere besin sağlayıp artışına destek olabilirsiniz.” diyor.

Elma

Elma, içeriği çözünür liften zengin bir gıdadır. Bu sayede bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine önemli katkı sağlayarak sağlıklı bağırsak mikrobiyatasını destekler. Lif içeriği yüksek olan elma, kabuklu bir şekilde tüketildiğinde alınan lif oranı artar. Günlük beslenme planınıza her gün 1 elma ekleyebilirsiniz. 

Kurubaklagiller

Nohut, fasulye, mercimek gibi besinler yüksek lif içeriğiyle bağırsak hareketlerini artırır. Sindirilmiş besin artıklarının kalın bağırsaktan geçişini hızlandırarak zararlı bakteri oluşumunun önüne geçer ve sağlıklı bağırsak mikrobiyotasını destekler. Haftada en az iki gün kurubaklagil tüketmeye özen gösterin.

Avokado

Avokado tekli doymamış esansiyel yağ, Mg ve E vitamininden zengin lif içeriği yüksek bir besindir. Kabızlığı önler, sinirim sistemini düzenler ve bağırsak sağlığının sürdürülmesinde önemli rol oynar. Yağ içeriği yüksek bir besin olduğu unutulmamalı, fazla tüketiminden kaçınılmalıdır.

Ceviz

Prebiyotik özelliğiyle yararlı bağırsak bakterileri için iyi bir besin kaynağı olan ceviz, bu bakterilerin sayıca artmasını sağlar. Günlük beslenme planınızda 2 tam cevize mutlaka yer açın.

Yeşil çay

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Yeşil çay, bağırsak mukozasının daha güçlü olmasını destekler ve içeriğindeki polifenoller sayesinde antiinflamatuar etki yaparak, bağırsakta zararlı mikroorganizmaların artışı sonucu olumsuz etkilenen bağırsak mikrobiyatasını düzenlemeye yardımcı olur. Günde 1-2 fincan yeşil çay tüketebilirsiniz. Ancak herhangi bir kronik hastalığı bulunanlar, düzenli ilaç kullananlar ve hamileler yeşil çay tüketimine başlamadan önce mutlaka hekimine danışmalıdır.” diyor.