Yazılar

Sağlıklı beslenme evde başlamalı, okulda devam etmeli!

Sağlıklı beslenme evde başlamalı, okulda devam etmeli!

Okul çağı çocuklarında öğrenme ve kavrama işlevleri önem kazandığı için sağlıklı beslenme alışkanlığı büyük bir öneme sahip. Zira, sağlıksız beslenme enerji ve besin öğelerinin yetersiz alımına neden olabiliyor, bunun sonucunda çocuğun büyüme ve gelişmesinin yanı sıra okul başarısını da olumsuz yönde etkileyebiliyor. Çocuklarda şişmanlık, zayıflık, anemi, çeşitli vitamin eksiklikleri ve diş çürükleri gibi sıkıntılar okul döneminde sağlıklı beslenmeyen çocuklarda sık görülen sorunları oluşturuyor. Ayrıca yetersiz ve dengesiz beslenme yetişkinlik döneminde ortaya çıkan obezite, kalp damar hastalıkları, kanser, diyabet ile sindirim sistemi hastalıkları gibi birçok hastalığa ve alerjik reaksiyonlara da zemin hazırlıyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, çocukların beslenme alışkanlıklarının önce aile çevresinde geliştiğini, ardından okul döneminde arkadaşları, öğretmenleri ve çevresel faktörlerin etkisiyle belirginleştiğini belirterek, “Bu nedenle özellikle aileler çocuklarına sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmalı ve bu konuda rol model olmalılar. Tüm aile bireylerinin yemekte bir araya gelmeleri, pişmiş sağlıklı yemekler tüketmeleri, dışardan hazır gıda sipariş etmemeleri, paketli ürün, abur cubur, gazlı içecek, çikolata ve şeker içeren ürünlerden kaçınmaları, çocukların doğru beslenme alışkanlığı kazanmalarına yardımcı olacaktır” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, okul çağındaki çocukların beslenmelerinde ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken 5 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Kahvaltıyı asla atlamayın!

Okul çağındaki çocukların 3 ana 2-3 ara öğünle beslenmeleri büyük öneme sahip. Ancak bu dönemde ‘öğün atlamak’ gibi önemli bir sorun yaşanabiliyor. Özellikle sabah erken uyanıldığı için iştahsız olmak veya okula yetişme telaşı gibi nedenlerden dolayı çocuklarda kahvaltı öğünü atlanabiliyor. Oysa günün en önemli öğününün kahvaltı olduğu bilinen bir gerçek. Yapılan birçok çalışma, düzenli ve dengeli bir kahvaltının okul başarısını olumlu yönde etkilediğini; uzun süren gece açlığından sonra kahvaltı yapmayan çocuklarda ise halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, yetersiz enerji alımına bağlı düşük konsantrasyon, zihinsel faaliyetlerde azalma ve dikkat eksikliği gibi sorunlar geliştiğini gösteriyor. Bu nedenle çocuklarda kahvaltı öğününün asla atlanmaması gerekiyor.

Sağlıklı ara öğünler hazırlayın

Çocuklarda iştah kontrolünün sağlanması için ara öğün alışkanlığının kazandırılması gerekiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, “Burada önemli olan, ara öğünde tüketilen besinin türüdür. Okulların kantinlerinde satılan abur cuburdan ziyade, evde hazırlanan sağlıklı ara öğünler tercih edilmelidir” uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Okul çağı çocuklarına beslenme çantası alışkanlığı kazandırmak aileye düşen en büyük görevdir. Ara öğünde fındık ve ceviz gibi kuruyemişler, kuru meyve-taze meyve, ev yapımı peynirli küçük sandviçler, ayran-yoğurt veya süt ile taze sıkılmış meyve suları sağlıklı alternatiflerdir.”

Tüm besin gruplarını tüketmesi şart!

Tek bir besin veya öğün yerine, günlük beslenmenin üzerine odaklanarak çocuğunuzun bir günde tüm besin gruplarını (süt ve süt ürünleri, et/yumurta/kurubaklagiller, ekmek-tahıllar, sebze ve meyveler) tüketmesini sağlamanız oldukça önemli. Gün içindeki beslenmesinde süt ve süt ürünlerinin, yumurtanın, et/tavuk/balığın, sebze ve meyvenin, kurubaklagil ile tahılların mutlaka bulunması gerekiyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi

Fast Food tarzı besinleri sınırlandırın

Fast food gıdaların fazla oranda trans ve doymuş yağ içermesi beyin hücrelerinde olumsuz etki oluşturarak öğrenmeyi ve hafızayı kötü yönde etkiliyor. Bu olumsuz etkileri nedeniyle çocukların fast food tarzı yiyeceklerle tanışmamış olmaları en güzeli. Ancak evde böyle bir alışkanlık kazanmasalar bile çocuklar arkadaşlarından etkilenerek bu besinlere alışabiliyorlar. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, fast food tarzı besinleri sınırlandırmanız gerektiğine işaret ederek, “Mesela çocuğunuz çok sık tüketiyorsa, 15 günde bir veya ayda bir şeklinde sınırlama getirebilirsiniz. Evde düzenli yemek sofrası hazırlanması, ailenin tüm bireylerinin sofranın başında bir araya gelmeleri ve hazır gıdalar yerine evde hazırlanan yiyeceklerin tüketilmesi, çocuklarda sağlıklı beslenme alışkanlıklarının oluşmasında çok önemli rol oynuyor” diyor.

Poğaça, açma ve börekten kaçının

Poğaça, açma, simit ve börek gibi yağ oranı yüksek hamur işleri yiyeceklerden uzak durmak gerekiyor. Zira, besin değerleri olmadığı gibi bu besinler içerdikleri yüksek kalori nedeniyle çocuğun kilo almasına yol açıyorlar. Bunun yanı sıra yağlı ve basit karbonhidrat grubunda oldukları için kan şekerinin hızla yükselmesi ve sonrasında hızla düşmesi sonucu çocukta derste uyuklamaya ve dikkat dağınıklığına sebep olabiliyorlar. Ayrıca tüketildikten sonraki öğünde çocuğun daha hızlı acıkmasına yol açabiliyorlar. Sütün, yumurtanın ve peynirin olduğu proteinden zengin bir kahvaltı çok daha sağlıklı bir seçenek olacaktır.

Midenize bayram ettirmeye kalkmayın!

Midenize bayram ettirmeye kalkmayın!

Tatlılar, sarmalar, şekerler, çikolatalar, lokumlar… Ramazan ayında uzun açlık ve susuzluk süreci sonrası ilk kez yapılan kahvaltıda yer verilen yüksek karbonhidratlı besinler… Ziyaretlerde karşı konulamayan ikramlıklar, art arda içilen çaylar, kahveler… Tüm bunlar Ramazan Bayramında mideye bayram ettiren unsurlar gibi görünse de dikkat! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur Ramazan ayında yavaşlayan metabolizmaya aniden yüklenmenin bayram keyfine gölge düşürebileceğini hatta hayati sorunlara davetiye çıkarabileceğini belirterek “Beslenmede porsiyon kontrolü sağlanmaması, yağlı, kızartılmış besinler, hamurişi ve tatlı tüketimi hazımsızlık, reflü, şişkinlik gibi sindirim sistemi rahatsızlıkları ile birlikte diyabet ve kalp rahatsızlıklarını da beraberinde getirebilir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, bayramı sağlıklı geçirmek için 6 önemli kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Güne hafif bir kahvaltı ile başlayın

Bayram sabahı, uzun süredir kahvaltı yapmayan bir sindirim sistemi ile güne başlandığının unutulmaması, özellikle poğaça ve börek gibi hamur işlerine yüklenilmemesi gerekiyor. Zira Ramazan ayı boyunca küçülen mideye bir anda yüklenmek hem sindirim sistemi problemlerine hem de kan şekerinde ani yükselme ve dalgalanmalara yol açabilir. Kahvaltıda yumurta, peynir, yeşillik, domates, salatalık, zeytin veya ceviz ile tam tahıllı ekmeğe yer vererek sağlıklı ve dengeli beslenebilirsiniz.

Yeterli sıvı tüketin

Gün içerisinde özellikle öğün aralarında ağırlıklı olacak şekilde toplamda 2-2,5 lt su tüketmeye özen gösterin. Yeterli su tüketmek hem bayram sonrası oluşabilecek ödemlerin vücuttan atılmasına hem de metabolizmanın hızlanmasına yardımcı olacaktır. Asitli ve şekerli içeceklerden uzak durulmalıdır. Bunların yerine şekersiz meyve kompostoları, süt, ayran ve maden suyu tüketebilirsiniz.

Tatlıya ‘dur’ demeyi bilin

Bayramın olmazsa olmazı özellikle misafirlikte ikram edilen çikolatalar ve tatlılar. Bu tatlıları tüketirken porsiyon kontrolü sağlanması çok önemli. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur “Tercihiniz öncelikle dondurma, sütlü veya meyveli hafif tatlılardan yana olmalıdır. Şerbetli tatlı tüketimini önermesek de illaki istiyorsanız 1 küçük dilim baklava tüketebilirsiniz. Şerbetli tatlıları asitli içecekler ve meyve sularıyla değil ayran ile birlikte tüketirseniz kan şekerinizin dengelenmesine yardımcı olursunuz. Eğer tatlı tüketiminde porsiyon ölçünüz kaçtıysa akşam öğününde ve ertesi gün boyunca sebze ve protein ağırlıklı beslenmeniz aldığınız kaloriyi dengelemenize yardımcı olacaktır” diyor.

Beslenme düzeni oluşturun

Ramazanda ikiye düşen öğün sayısı bayramda da 2 ana öğün ile 1-2 ara öğün şeklinde devam edebilir. Doygunluğunuzu artırmak ve porsiyonları küçültebilmek için ana yemeklerin yanına bol bol salata ve yoğurt ekleyebilirsiniz. Sindirim sistemi rahatsızlıklarını önlemek için yemekleri yavaş yemek ve besinleri iyi çiğnemek çok önemli. 3 ana öğünlü beslenme düzenine geçmek için, öğün sayısı önce ara öğünlerle artırılmalı. Böylece vücudun yeni beslenme düzenine uyum sağlaması kolaylaşır.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Öğünlerinizi planlayın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur özellikle bayramda ana öğünlerin hafif tutulması gerektiğini belirterek “Yeterli ve dengeli bir öğünü, bir kase çorba veya tam tahıllı ekmek, zeytinyağlı bir sebze yemeği, ızgara/haşlama veya fırında pişmiş et/tavuk/balık, rengarenk sebzelerden oluşan bir salata ve yoğurt ile oluşturabilirsiniz. Gün içinde az ve sık beslenebilmek için ara öğünler atlanmamalıdır. Ara öğünlerde tercihiniz kefir/süt, meyveler ve kuruyemişler olabilir” diyor.

Fiziksel aktivite şart

Ramazan ayı boyunca uzun süreli açlık ile yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmak için mutlaka fiziksel aktivite yapılması gerekiyor. Günde 30 dakika veya haftada 3 gün 45-50 dakika yürüyüş yaparak ya da evde 20-30 dakika egzersiz ile hem metabolizmanızı hızlandırabilir hem de aldığınız fazla kalorileri dengeleyebilir böylece kilo kontrolü sağlayabilirsiniz. Egzersiz yapmaya zamanınız yoksa bile kısa mesafelerde araba kullanmak yerine yürümeyi ve asansöre binmek yerine merdiven çıkmayı tercih ederek günlük hareketinizi artırabilirsiniz.

Kış aylarında kilo alımı hızlanıyor!

Kış aylarında kilo alımı hızlanıyor!

Soğuk kış günlerinde fiziksel aktivitenin azalması, havaların erken kararmasıyla daha mutsuz ve depresif hissedilmesi, evde geçirilen sürenin uzaması ve abur cubur tüketiminin artması derken kilo alımı hızlanıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, kışın iştah kontrolünde zorlanma yaşandığını ve yeme ataklarının arttığını belirtirken, buna karşın beslenme alışkanlıkları ve günlük yaşam tarzında bazı basit ama etkili değişikliklerle bu sorunun üstesinden gelinebileceğini hatta ayda 2 ila 4 kilo verilebileceğini söylüyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur kış diyetinde dikkat edilmesi gereken 8 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Öğün atlamayın

Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte vücut kendi ısısını korumak için daha fazla enerji yakmaya başladığından bu da daha fazla yemek yeme ihtiyacına neden oluyor. Kilo alımını engellemek için mutlaka öğünlerin düzenli olması, ana öğünlerin dışında sağlıklı proteinden zengin ara öğünler yapılması gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur “Artan enerji ihtiyacınızdan dolayı uzun süre aç kalmayın. Herkes 3 ana 3 ara öğün şeklinde beslenmek zorunda değil. Açlık durumunda vücudunuzu dinleyerek kendi öğün sayınızı kendiniz belirleyin. Özellikle ikindi vakti mutlaka bir ara öğün yapın. Ara öğün olarak meyve ile kuruyemiş veya meyve ile süt ürünü (süt, yoğurt veya kefir) tercih edebilirsiniz.” diyor.

Yemeklerinizi evde hazırlayın

Akşam yemeğinin en geç 19:00’da sonlandırılması ve ev yemekleri tüketilmesi gerektiğini belirten Tuba Sungur şöyle konuşuyor: “Kışın evde geçirilen vaktin artmasıyla televizyon ve bilgisayar karşısında yağlı, kalorili ve şekerli besinlerin tüketimi artıyor. Ancak kesinlikle bu yanlışa düşmemek, yemekleri evde sağlıklı yöntemlerle hazırlamak ve dışarıdan fast food tarzı yemekler sipariş vermemek gerekiyor. Aksi taktirde kışın kilo alımının hızlanması kaçınılmaz oluyor.”

Bağışıklığınızı güçlendirin

Kışın artan hastalıklara karşı bağışıklığı güçlendirmek için C vitamini ve antioksidandan zengin besinler tüketilmesi şart. Portakal, mandalina, kivi, nar ve greyfurt (bazı tür ilaç kullananlar greyfurt ile ilaç etkileşimine dikkat etmeli) C vitamininden zengin meyveler olarak öne çıkarken, mor lahana, turp, havuç, kereviz, brokoli ve karnabahar da C vitamini ve antioksidan içeriği yüksek kış sebzeleri arasında yer alıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur kışın bağışıklığı güçlendirmenin yolunun sağlıklı beslenmeden geçtiğini belirtirken, günde 5-7 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesi, ceviz, badem, fındık ve fıstık güçlü antioksidan özelliği olan aynı zamanda E vitamini içeren yağlı tohumların da ihmal edilmemesini öneriyor.

Yeterli su tüketmeyi ihmal etmeyin

Kışın terleme oranının ve hareketin yaz aylarına göre azalması nedeniyle su tüketimi azalıyor. Oysa metabolizmanızın düzenli çalışabilmesi, iştah kontrolünün sağlanması ve sağlıklı kilo verebilmek için yeterli su tüketimi kritik rol oynuyor. Yetersiz su tüketiminin kilo alımı ve yorgunluğa neden olduğunu vurgulayan Tuba Sungur “Günlük su ihtiyacınızı kilo başına 30 ml’den hesaplayarak belirleyebilirsiniz. Örneğin 60 kg ağırlığında biriyseniz, sizin için günlük 60×30=1800 ml su tüketimi yeterli olacaktır” diyor.

Hareketinizi artırın

Sağlıklı kilo vermenin olmazsa olmazlarından biri de hareket! Oysa kış aylarında havaların soğuması, eve / işe giderken yürüme veya akşamları düzenli yürüyüş alışkanlıklarından uzaklaşılmasına neden oluyor. Yine yaza oranla sosyal aktivitenin azalmasına bağlı evde daha fazla vakit geçirilmesiyle televizyon karşısında atıştırmalıklara ve abur cuburlara yönelmeler artabiliyor. Tüm bunlar da kilo alımına neden oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur sağlıklı beslenmenin yanı sıra düzenli egzersiz yaparak ya da haftanın üç günü en az 45 dakika yürüyerek sağlıklı kilo verebileceğinizi söylüyor.

Pause Dergi

Yeterli uykuya özen gösterin

Vücuttaki hormonal dengenin sağlanması ve iştah kontrolünün sağlanması açısından yeterli uykunun çok önemli olduğunu vurgulayan Tuba Sungur sözlerine şöyle devam ediyor: “Uykusuzluk durumunda açlık hormonu ghrelin artarken, kilo kontrolü sağlayan leptin hormonu azalıyor. Vücut yüksek kalorili besinlere ihtiyaç duyuyor. Uykusuzluk kişinin duygu durumunu da olumsuz etkilediğinden yeme ataklarına neden oluyor. Yeterince uyumak hem kilo kontrolü sağlamakta hem de kilo verme sürecinde büyük önem taşımaktadır. Uyku ihtiyacı kişinin yaşına ve bireysel ihtiyaçlarına göre değişse de günde ortalama 7-8 saat kadar uyumaya özen gösterin.”

Mutluluk hormonunu artıran besinler tüketin

Kışın güneş ışığından yeteri kadar faydalanamamak serotoninin (mutluluk hormonunun) sentezini azaltıyor. Serotonin azalması ise depresyon yanı sıra iştahta artışa ve aşırı karbonhidrat tüketme isteğine neden oluyor. Serotonin seviyesinin artmasına yardımcı olmak için stresi azaltıcı özelliği bulunan yulaf ezmesine beslenmenizde yer vermenizi öneren Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur “Ara öğününüzde veya haftada bir-iki gün kahvaltıda üç yemek kaşığı yulaf ezmesini ister sütle pişirerek yulaf lapası şeklinde, isterseniz de pişirmeden yoğurt ile tüketebilirsiniz. Yulaf ezmesi dışında serotonin üretimini destekleyen besinler somon, ananas, hindi eti, yumurta, süt ve süt ürünleri, muz, kuruyemişler ve soya ürünleridir” diyor.

Metabolizmanızı hızlandırın

Özellikle yeşil çayın metabolizmayı hızlandırdığını, öğün sonrası tüketildiğinde kan şekerinin hızla yükselmesini önlediğini ve kilo vermeye destek olduğunu belirten Tuba Sungur günde bir fincan yeşil çay tüketmekte fayda olduğunu ancak hipertansiyonu olanların doktora danışarak tüketmeleri gerektiğini söylüyor. Baharatlardan özellikle zerdeçal, zencefil, karabiber ve pulbiberin antioksidan özelliği ve metabolizmayı hızlandırıcı etkisi bulunduğuna dikkat çeken Tuba Sungur “Yemeklerdeki tuz miktarını azaltıp baharatlara daha fazla yer vererek baharatların antioksidan ve metabolizmayı hızlandıran etkilerinden faydalanabilirsiniz.” diyor.

Narın şifası saymakla bitmiyor

Narın şifası saymakla bitmiyor

Sonbahar ile kış mevsiminin en sevilen meyvelerinden olan nar, market ve pazarların tezgahlarını renklendirmeye devam ediyor. Nar A vitamini, bazı B vitaminleri (B1, B2, B6), C vitamini, E vitamini ve folik asit gibi pek çok vitamin içermesinin yanı sıra potasyum, magnezyum, sodyum, kalsiyum, çinko ve demir gibi minerallerden de zengin bir meyve. Ayrıca içeriğinde bulunan bol miktardaki polifenol sayesinde antioksidan içeriği en yüksek besinler arasında yer alıyor. Tüm bu vitamin, mineral ve antioksidan içeriğiyle nar tam bir şifa deposu adeta. Yapılan çalışmalarda; meyve olarak yenilen narın meyve suyu halinde tüketilmesine oranla 20 kat daha yüksek oranda antioksidan etki sağladığı ortaya konmuş. Buna narın çekirdeğiyle birlikte tüketilmesinin etkisi olduğu düşünülüyor. Orta boy bir narın ortalama ağırlığı 350-400 gram oluyor ve yaklaşık 1 su bardağı nar tanesine denk geliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, bir porsiyon narın 100 gram ve yaklaşık 80 kalori olduğunu belirterek, “Sağlığımız üzerindeki etkilerinden faydalanmak için her gün bir porsiyon nar tanelerini çekirdekleriyle birlikte tüketebilirsiniz. Ancak diyabet hastası iseniz narı daha az ve kontrollü tüketmeniz gerekir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, nar tüketmeniz için 7 önemli nedeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Eklem ağrılarına iyi geliyor

Yüksek antioksidan içeriğiyle vücutta kronik inflamasyonu önleyebiliyor ve vücuttaki iltihabın azalmasına destek veriyor. Bu etkileri sayesinde eklem ağrılarının hafiflemesine ve artrit gibi eklem hastalıklarının tedavisine katkı sağlıyor.

Damarları koruyor

Yapılan çalışmalara göre; antioksidan kapasitesi yüksek olan nar suyu LDL (kötü huylu) kolesterolü düşürebiliyor ve trombosit aktivasyonunu azaltarak aterosklerozun (damar sertliği) önlenmesine yardımcı oluyor.

Ciltte kırışıkları geciktirebiliyor

Yaş ilerledikçe vücutta antioksidan üretimi yavaşlıyor. Vücutta antioksidanın azalması da ciltte kırışıklıklara ve hızlı yaşlanmaya sebep oluyor. Nar içerdiği zengin antioksidanlar sayesinde ciltte kırışık oluşumunu geciktirerek yaşlanmanın etkilerini azaltıyor. Narın çekirdeğinde bulunan punisik asit de (omega 3 yağ asidi) cildin nem kaybının azalmasına yardımcı olarak yaşlanmanın etkisini yavaşlatıyor.

Pause Dergi

Kan şekerini dengelemeye yardımcı oluyor

Posa, kan şekerini düzenlemeye destek olan önemli etkenlerden biri. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, “Nar çekirdeği içerdiği zengin lif sayesinde kan şekerinin dengelenmesine yardımcı oluyor.’’ diyor.

Tümöre karşı etkili olabiliyor

Narın içerdiği zengin antioksidanlar vücudu hastalıklara karşı daha dirençli hale getiriyor. Kansere karşı koruyucu etki gösteriyor ve oluşan kanser hücrelerinin çoğalmasının önlenmesine destek veriyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, “Özellikle nar suyu tüketiminin prostat ve kolon kanserini önleyici etkileri olduğu çalışmalarla gösterilmiştir.” diyor.

Hafızayı güçlendiriyor

Narın içeriğindeki antioksidan bileşenlerin ve özellikle çekirdeğinde bulunan esansiyel bir yağ asidi olan punisik asidin hafızayı güçlendirmek gibi önemli bir işlevi var. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, “Bu etkisi nedeniyle narın Alzheimer tedavisinde önemli bir rol oynayacağı düşünülüyor.” diyor.

Kabızlığa iyi geliyor

Yetersiz lif alımı kabızlığın en sık karşılaşılan nedenlerinden biri. Lif oranı oldukça yüksek olan nar kabızlığa iyi geliyor. Sadece narı yemek değil, nar suyu içmek de kabızlığın giderilmesine ve önlenmesine yardımcı oluyor. Ancak çok fazla nar tüketmenin de gereğinden fazla lif alımına yol açıp kabızlık yapabileceği de unutulmamalı.

 Nar tüketirken 5 kurala dikkat!

  • Narın kabuğunda tanenler yer alıyor. Kabuklu presleme yöntemiyle elde edilen nar suyunun içeriğindeki tanenler sayesinde antioksidan özelliği daha fazla oluyor.
  • Antikanserojen ve antiinflamatuar özelliğinden faydalanmak için narı çekirdekleriyle birlikte tüketin.
  • Vitamin değerlerinin kaybolmaması için özellikle nar suyunu bekletmeden için.
  • Nar, özellikle antikogülan grubu denilen (kan sulandırıcı) bazı ilaçlarla etkileşimde oluyor. Dolayısıyla kullandığınız ilaçların nar ile etkileşimi olup olmadığını mutlaka hekiminize danışın.
  • Diyabeti olanlar için porsiyon ölçüsü normal bireylerden daha azdır. Diyabet hastalığınız varsa günde yaklaşık 1 çay bardağı nar tanesi tüketebilirsiniz.

Yorgunluğunuzun nedeni gıda duyarlılığı olabilir!

Yorgunluğunuzun nedeni gıda duyarlılığı olabilir!

Son günlerde yorgunluktan şikayet edenlerin sayısı giderek artıyor. Günlük yaşantınızda enerjinizi düşüren, mutsuzluk hissine yol açan yorgunluğun altında kronik bir hastalık yatmıyorsa, beslenme ve yaşam biçiminizi gözden geçirmenizde fayda var. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, sağlıksız yaşam tarzı kadar yanlış beslenme alışkanlıklarının da vücutta yorgunluğa yol açabildiğini belirterek, yapılacak bazı basit değişikliklerle önemli faydalar sağlanabileceğini vurguluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, yorgunluğa yol açan 7 beslenme hatasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

  • Karbonhidrata yüklenmek

Karbonhidratlar vücudumuzda hızla enerjiye dönüştürülen ilk besin ögeleridir. Karbohidratlar basit (rafine) ve kompleks olarak ikiye ayrılırlar. Sağlıklı beslenmede posa oranı yüksek, kan şekerinde daha sağlıklı iniş çıkışı sağlayan kompleks karbonhidratları tercih etmek gerekir. Unlu yiyecekler, hamur işleri, şerbetli tatlılar ve beyaz ekmek gibi basit karbonhidratlar posa oranı düşük olduğu, yüksek kalori içerdiği ve kan şekerinin hızlı yükselip düşmesine yol açtığı için çok az tüketilmelidir. Basit karbonhidratlar aynı zamanda kilo artışına, yorgunluğa ve birçok kronik hastalığın da beraberinde gelmesine neden olur. Sürekli yorgunluk yaşamak istemiyorsanız rafine şeker ve şekerli yapılmış gıdalar yerine; tam buğday, bulgur, yulaf, bakliyat, sebze ve meyve gibi besinleri porsiyon kontrolüne dikkat ederek daha fazla tercih etmenizde fayda var.

  • Kafeini fazla tüketmek

Toplum olarak günlük yaşantımızda çay ve kahve gibi kafeinli içecekleri çok fazla tüketiyoruz. Ne yazık ki pandemi sürecinde de bu tarz içeceklerin tüketim miktarında artış oldu. Aşırı kafein tüketimi anksiyete, baş ağrısı, sinirlilik, huzursuzluk ve uykusuzluğa bağlı yorgunluğa neden olur. Yetişkin bireyler için günlük kafein tüketimi ortalama 250-300 mg olmalıdır. Bu da günde 1-2 kupa filtre kahve ve 1 fincan Türk kahvesi ile karşılanmaktadır. Ancak kafeini bu günlük miktarların çok üstünde alan kişiler için birden aşırı azaltmak doğru olmayacaktır. Olması gereken dozlara ulaşmak için yavaş yavaş günlük alacağınız miktara ulaşmak, yoksunluk belirtilerini daha kolay atlatmanızı sağlayacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Yetersiz sıvı tüketimi

Vücudumuzda kaybedilen suyun yerine konması için yeterli miktarda sıvı alımı çok önemlidir. Yeterli sıvı alımı sağlanmazsa vücut dehidrate (susuz) kalır ve kişiler daha yorgun hissederler. Gün içinde içilen çay-kahve de vücutta diüretik (hızlı idrara çıkış) etki göstererek vücudun daha da susuz kalmasına neden olur. Bunu önlemek için günde kilogram başına 30-35 ml su içilmelidir.

  • Proteinden eksik beslenme

Protein yetersizliği zamanla vücutta kas kaybına neden olur. Vücut direnci azalır, metabolizma yavaşlar. Uzun süreli yetersiz protein alımında ise vücut kendi dokularındaki proteini kullanmak zorunda kalır. Bunun sonucunda vücut ağırlığı azalır, halsizlik, anemi (kansızlık) ve ödem (şişlik) oluşur ve kişi kendini daha yorgun hisseder. Yetişkinler gün içerisinde kişiye özgü porsiyonlarda proteinden zengin olan et, tavuk, balık, yumurta, peynir, süt ve ürünlerini tüketmelidirler. Sporcularda günlük alınması gereken protein miktarı artarken, bazı hastalıklarda bu miktarın kısıtlanması gerekebilir.

  • Öğün atlama ve düşük kalorili beslenme

Düşük kalori ile beslenildiğinde ve öğün atlandığında kan şekerinde düzensizlik meydana gelir. Bu sebeple halsizlik gelişir ve kişi kendini yorgun hisseder. Bunu önlemek için öğün düzeni sağlanmalı, her gün yemek saatleri düzenli olmalıdır. Ana öğünler arasında açlık hissedildiğinde kan şekeri düzenini sağlamak için mutlaka ara öğün yapılmalıdır. Hedefleriniz arasında kilo vermek var ise size uygun sağlıklı ve düzenli bir beslenme planı uygulanmalı. Bunu da mutlaka beslenme ve diyet uzmanına danışarak yapmalısınız.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Alkol tüketimi

Alkol kanda oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin sayısını düşürür. Bu da anemiye (kansızlığa) neden olur. Anemisi olan kişilerde halsizlik, yorgunluk ve nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkar. Bunun dışında kişi yoğun alkol alımının ertesi günü huzursuzca erken uyanma, baş ağrısı, susuzluk ve mide bulantısı (Hangover sendromu) hissiyatları ile güne başlar. Bu da kişinin yorgunluk hissiyatının daha fazla artmasına neden olur.

  • Magnezyum içeren besinler tüketmemek

Magnezyum eksikliği; yorgunluk, kas krampları, zihinsel problemler, düzensiz kalp atışı ve osteoporoza sebep olur. Yoğun yorgunluk hissediyorsanız magnezyum eksikliğiniz olabilir. Bunu bir kan testi ile öğrenebilirsiniz. Magnezyum eksikliğini önlemek için düzenli olarak kabak çekirdeği, badem, kaju, çam fıstığı, ceviz, ıspanak, fasulye, mercimek, avokado, muz ve pırasa gibi bol miktarda magnezyum açısından zengin yiyecekleri gün içerisinde tüketmeye özen gösterin.

Dikkat! Gıda duyarlılığı yorgunluğa yol açıyor!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur; sağlıksız yaşam tarzı ve yanlış beslenme alışkanlıkları kadar ‘gıda duyarlılığı’nın da yorgunluğa yol açabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Süt, yumurta ve glüten gibi birçok besin veya besin bileşiğine duyarlılığınız olabilir. Bu gibi duyarlılığınız olan yiyecekleri tükettikten sonra gaz, şişkinlik, karın ağrısı ve sürekli bir yorgunluk hissedebilirsiniz. Gıdaların hangilerine intoleransınızın olduğunu belirlemek için bir kan testi yapılması yeterlidir. Testler sonucunda çıkan yiyeceklerin beslenmenizden çıkarılarak düzenlenmesi yorgunluk hissinizin geçmesini sağlayacaktır.”