Yazılar

Sağlıklı kalmanın püf noktaları

Sağlıklı kalmanın püf noktaları

Kaliteli ve sağlıklı bir yaşam için kişinin bedenine iyi bakması gerekiyor. Sağlıklı beslenmek, hareketli bir hayat tarzı, egzersiz ve spor yapmak, stres yönetimi, yeterli su tüketimi, düzenli ve kaliteli uyku zincirleme bir şekilde birbirine bağlı olarak sağlıklı kalmayı sağlıyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi, ideal kiloyu korumak, yeterli kas kütlesine sahip olmak ve dengeli hormon aktiviteleri, zinde kalmak ve sağlıklı yaşlanmak için gerekli öğeler arasında yer alıyor. Memorial Wellness Endokrinoloji ve Metabolizma Bölümü’nden  Doç. Dr. Gökhan Özışık, sağlıklı bir yaşam için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Pause Dergi

Doç. Dr. Gökhan ÖzışıkDengeli bir bağırsak florası eşittir güçlü bağışıklık

Yaşam süresi ve kalitesi birçok etkene bağlı olarak değişebilmektedir. Çevresel faktörler, genetik miras, kişinin bedenine ne kadar iyi baktığı, iklim şartları, beslenme alışkanlıkları hepsi bu etkenlerin içinde yer alır. Bütün bu etkenler bağışıklık sistemini yakından etkiler. Bağışıklık sistemi kişiyi hastalıklardan korur ve sağlıklı kalmasını sağlar. Bağışıklık hücrelerinin büyük bir kısmı bağırsaklarda bulunmaktadır. Bağırsaklarda yaşayan mikroorganizmalar ise bağırsak florasını oluşturmaktadır. Bağırsak florasının sağlıklı olması bağışıklığın da güçlü olmasını sağlamaktadır. Sağlıklı bir bağırsak florasında yararlı yani probiyotik bakteriler çoğunluktadır, belli oranda da zararlı bakteriler ve mayalar bulunur. Bağırsak florasını olumsuz etkileyen faktörlerin başında sağlıksız beslenme gelmektedir. Stres, hareketsiz yaşam, egzersiz yapmamak ya da aşırı egzersiz yapmak, hava kirliliği, yetersiz uyku ve az su tüketimi bağırsak florasını bozan etmenler arasında yer almaktadır. Bilinçsiz ilaç kullanımları özellikle antibiyotikler de bağırsak florasının dengesini bozmaktadır. Bozulan bağırsak florasında yararlı bakteriler azalarak zararlı bakteriler ve mayalar çoğalmaktadır. Bu da kişiyi hastalıklara açık hale getirmektedir. Uzun süreli flora dengesizlikleri kronik hastalıklara neden olabilmektedir.

Sindirim iyi yapılmazsa metabolizma düzgün çalışamıyor

Yağ seviyelerini kontrol altında tutabilmek için ideal kiloda olmak ve sağlıklı beslenmek önemlidir. Vücut sistemlerinin düzgün bir şekilde çalışabilmesi için vitamin, mineral, antioksidan ve aminoasitler gereklidir. Yanlış beslenme, yiyecekleri hızlı yeme ve iyi çiğnememe sonucu midenin yükü artarak sindirim problemlerini beraberinde getirebilmektedir. Sindirim ağızdan başlayan bir süreçtir ve besinlerin iyice çiğnenerek yutulması gerekir. İyi çiğnenmeyen besinler midenin ön sindirimini de olumsuz etkilemektedir. Eğer sindirim iyi olmazsa sindirilen ve metabolizmanın düzgün çalışabilmesi için gerekli olan bu mikro besinlerin emilimi düzgün yapılamaz. Kişi çok sağlıklı beslense bile düzgün emilim yapılamazsa bu maddelerin eksikliğinde dokular alarm vermeye başlar. Gıda intolerası bir gıdanın içindeki herhangi bir maddeyi vücudun tolere edememesidir. En sık görülen gıda intoleransı laktoz intoleransıdır. Laktoz ve gluten intoleransları da kişinin sindirim problemleri yaşamasına neden olabilir.

Fazla şeker ve işlenmiş gıda tüketimi insülin direncine neden oluyor

Vücuda çok fazla işlenmiş gıda ve şeker girdiğinde vücut tepki olarak insülin ve leptin hormonu salgılamaktadır. Bu hormonlar artmış şeker yüküne karşı şeker hastası olmamayı ve kilo almamayı sağlamaktadır. İşlenmiş gıdalar ve şekere sürekli maruz kalmak belli bir limit aşıldıktan sonra insülin ve leptin direncine neden olan metabolik bir sorun haline dönüşmektedir. Endokrin sistemdeki bu bozulma beyin de dahil olmak üzere bütün vücut sistemlerini olumsuz etkilemektedir. Sağlıksız ve yanlış beslenme sonucu metabolizmanın sürekliliğini sağlayan hormonlar vücut için sakıncalı hale gelebilmektedir. Erken yaşlanma, unutkanlık, depresyon, kronik hastalıklar bu olumsuz etkiler arasında yer almaktadır.

Hormonlar bütün sistemlerin doğru çalışmasını sağlıyor

Hormonların dengesizliği beyni de etkilemektedir. Sempatik ve parasempatik sinir sistemler insan beyninde bir otomatik pilot gibi çalışmaktadır. Bu 2 sistem hormonların kontrolündedir. Sempatik sistem bir gaz, parasempatik sistem ise bir fren ve yavaşlama sistemine benzetilebilir ve bir denge içinde olmaları gerekmektedir. Eğer sempatik sistem çok fazla kullanılırsa yani adrenalin, kortizon ve büyüme hormonları gibi hormonlar çok fazla kullanılırsa parasempatik sistem tarafından kullanılan seratonin, GABA (gama aminobütirik asit), endorfin gibi vücuda sakinlik, dinginlik, mutluluk veren hormonlar daha düşük kalmaktadır. Sonuçta kişi hep gergin, asabi, çabuk patlayan, öfke kontrolünde güçlük çeken, uykuya dalmakta zorlanan, sağlıklı düşünemeyen bir insan haline gelebilmektedir.

Yanlış beslenmek ve uykusuz kalmak strese neden oluyor

Hormonların dengeli salgılanması kişinin hayatını da daha sağlıklı ve kaliteli bir şekilde geçirmesini sağlamaktadır. Gıda intoleransları, yanlış beslenme, enfeksiyonlar, uykusuzluk vücudu strese sokan her şey böbrek üstü bezlerinden stres hormonlarının salgılanmasına neden olmaktadır. Adrenalin ve kortizol stres hormonları olarak da adlandırılmaktadır. Strese ne kadar süre maruz kalınırsa o oranda kortizol ve adrenalin hormonu salgılamaktadır. Bu hormonları da çok kullanmak daha sonrasında kronik yorgunluk sendromu ya da tükenmişlik sendromunu ortaya çıkarabilmektedir. Vücut bu noktadan sonra kalp hastalıklarına, kansere ya da nörodejenaratif hastalıklar denilen Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklara kolayca yakalanabilmektedir. Böbrek üstü bezlerinden sürekli stres hormonlarını salgılanması diğer hormonların daha az salgılanmasına neden olmaktadır.

Menopoz dönemi kronik strese maruz kalan kadınlarda daha ağır geçiyor

Sürekli strese maruz kalan bir kadın özellikle menopoz dönemiyle birlikte vücutta bazı hormonlarında azalmasıyla bu dönemi zor ve ağır bir şekilde geçirebilmektedir. Menopoz döneminde artık yumurtalıkların üretemediği dişilik hormonlarını böbrek üstü bezleri üretmektedir. Maruz kalınan uzun süreli stresler boyunca sürekli kortizol üreten böbrek üstü bezleri menopoz döneminde artık dişilik hormonu üretemezler ve bu durum menopoz öncesi ve sonrasında kadınları oldukça şiddetli etkilemektedir. Bu sebeple stresi doğru yönetmek kadınların menopoz dönemlerini daha sağlıklı ve rahat geçirmelerine olanak sağlamaktadır.

Aşırı sıcaklar diyabet hastalarını tehdit ediyor!

Aşırı sıcaklar diyabet hastalarını tehdit ediyor!

Aşırı sıcakların iyice bunalttığı bugünlerde diyabet hastaları için tehlike de artıyor! Güneşe doğrudan maruz kalmak kan şekeri dengesini bozarken, güneşin altında uzun süre oturmak da kan şekerlerinin daha yüksek seyretmesine yol açabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Aşırı sıcaklar ve güneş insülinin dozunu da etkiliyor. İnsülinin emilimi sıcak ortamda daha hızlı olacağı için, insülin kullanan hastalar hipoglisemi yani kan şekeri düşüklüğü ile karşılaşabilir. Yine insülinin soğuk zinciri kırılırsa, yani insülin kalemleri 25 derece üzerinde uzun süre kalırsa bozulacağı ve etkisizleşeceği için kan şekeri kontrolsüz yükselebilir” diyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, diyabet hastalarının sıcak havalarda olumsuz etkilenmemesi için dikkat etmeleri gereken 8 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler

Bu içecek ve yiyeceklerden uzak durun

Şekerli gazlı içecekler, limonata ve meyve sularının kan şekerini çok hızlı yükselttiğini, su yerine de geçmediklerini belirten Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Bu içecekler aynı zamanda idrar söktürücü özelliklerinden dolayı idrar miktarının artmasına ve vücudun su oranının azalmasına yol açarlar. Üstelik susuzluk hissini azalttıkları için kişinin su alımının daha az olmasına yol açarlar. Sonuç olarak hem bu içeceklerin şeker içeriğine bağlı olarak hem de vücut su oranının azalması nedeniyle kan şekerlerinde kontrolsüz yükseklikler görülebilir. İnsülin kullanan hastalarda diyabet koması, yaşlı diyabetik hastalarda yüksek şeker komaları görülebilir.” diyor.

Kan şekerinizi sık aralıklarla ölçün

Güneş altında veya sıcak havada dış ortamdaysanız kan şekerlerinizi her zaman yaptığınızdan daha sık ölçmeniz gerekiyor. Egzersizin alışık olduğunuzdan daha yoğun olduğu günlerde ara öğünleriniz az geleceği için şeker düşüklüğü yaşayabilirsiniz. Yanınızda kan şekeri düşüklüğüne karşı acil önlem olarak kesme şeker ya da küçük bir meyve suyu taşıyın. Ara öğün saat ve içerikleri değişirse kan şekerlerinin yükselebileceğini belirten Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, insülin kullanan kişilerin ek doz yapması gerekebileceğini söylüyor.

Bol sıvı tüketin

Sıcak havalarda terle birlikte hem su hem de sodyum gibi elektrolitler kaybedileceğinden  sıcak havalarda günlük sıvı alımını mutlaka artırın. Elektrolit kaybına karşı günde 1 bardak ayran ya da bir sade maden suyu içebilirsiniz. Diyabetik hastalar sıcak havalarda yeterli sıvı almazlarsa kan şekerleri yükselip, bu yükseklik bazen koma olarak adlandırılan ve hastaneye yatış gerektiren düzeylere çıkabiliyor.

Sahilde asla çıplak ayakla dolaşmayın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Uzun yıllar devam eden diyabet ‘Nöropati’ adını verdiğimiz ayaklarda sinir uçlarının algısının değişmesi ile karakterize bir duruma yol açar. Nöropatisi olan hastalar ayaklarda bazen nedensiz yanma hissi, uyuşukluk, ağrı hissedebilir, ancak kesici-delici bir cismin ayaklarını yaraladığını ya da sıcak kumda ayaklarının altında yanık oluştuğunu fark etmeyebilir. Bu şekilde oluşan ayak yaraları diyabetik hastalarda hızla ilerler ve ciddi komplikasyonlara yol açabilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İlaçlarınızı buzdolabında saklayın

İlaçlar, özellikle insülin sıcağa maruz kaldığında hızla bozulduğundan insülin kalemlerini buzdolabı kapak rafında saklamak, taşımak zorunda kalırsanız soğuk zincirini bozmadan taşımaya özen göstermek gerekiyor.

Sıcak havaya uygun giyinin

Hafif ve bol kıyafetler vücudun serin kalmasına yardımcı olduğu için, dışarıda uzun süre kalacaksanız bol ve uzun kollu bir gömlek tercih edebilirsiniz.

Gölgede kalın

Doğrudan güneş altında oturulduğunda güneşin ısı etkisi çok daha yoğun hissedildiğinden,  açık havada zaman geçirirken gölge olan alanları tercih etmeye özen gösterin. Yürüyüş gibi egzersizleri güneşin etkisinin daha az olduğu sabah erken veya akşam saatlerinde yapabilirsiniz.

Sıcak havalarda alkolden kaçının

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Alkolün idrar söktürücü özelliği vardır, dolayısıyla sıvı kaybını artırır. Sıcak havalarda terleme ile de sıvı kaybedildiği için dehidratasyon yani vücut su oranının azalması, buna bağlı kan şekeri yükseklikleri görülebilir. İnsülin kullanan hastalarda insülinin dehidratasyon durumunda hücrelere dağılımı aksayacağı için diyabet koması görülebilir.” diyor.

İnsülin direncinde bu üçlüye dikkat!

İnsülin direncinde bu üçlüye dikkat!

Sık sık acıkıyor musunuz? Açlığa karşı tahammülsüz müsünüz? Karbonhidratlı gıdalara, özellikle tatlılara düşkünlüğünüz var mı? Yemekten sonra aniden uyku bastırıyor mu? Gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda yeme ihtiyacı duyuyor musunuz? Bu belirtiler size tanıdık geliyorsa, dikkat! Sorununuzun nedeni; ülkemizde her 3 kişiden birinde görülen ve diyabet hastalığının ilk adımı olan ‘insülin direnci’ olabilir!

Pankreastan salgılanan bir hormon olan insülinin görevi, kandaki şeker moleküllerinin hücre içine girmesini, böylece hücreler tarafından ‘yakıt’ olarak kullanılmasını sağlamak. Kısaca, hücrelerin şeker moleküllerini içeri alan kapısının ‘anahtarı’ gibi düşünebiliriz insülini. İnsülin kandaki şeker miktarına göre salgılanıyor. Örneğin salatalık yediğimizde kan şekerinde 1 birim yükselme olursa, vücut hemen 1 birim insülin salgılıyor, baklava yediğimizde kan şekeri 20 birim yükseliyorsa 20 birim insülin salgısı oluyor.  Ülkemizde her 3 kişiden birinin sorunu olan insülin direnci; vücuttaki şekeri düzenleyen insülinin görevini yerine getirmekte güçlük çekmesi olarak tanımlanabilir.

Acıbadem Dr. Şinasi an (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler

İnsülin direnci geliştiğinde, hücreler ile kandaki şeker molekülleri arasına adeta bir duvar örülüyor. Bunun sonucunda, örneğin 10 birim şeker düzeyi artışına normalde yeterli gelecek olan 10 birim insülin, önündeki metabolik engeli bu düzeylerde aşamıyor ve kan şekerinin hücre içine girmesinde yeterli gelemiyor. Bu durumda vücut, şekeri yeterli miktarda hücre içine sokabilmek için 10 birim yerine 20 birim veya daha fazla insülin salgılamaya başlıyor.  Özellikle genetik olarak diyabet riski taşıyanlarda, yıllar içinde sürekli fazla insülin salgılayan pankreas bezinin rezervleri azalınca ve bir gün gelip önündeki duvarı aşacak kadar çok insülin salgılayamadığında ‘diyabet’ gelişiyor.

İnsülin direncine yol açan etkenlerin başında ise genetik yatkınlık geliyor, yani ailede diyabet öyküsü olması çok önemli bir risk faktörü. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, aile öyküsüne hareketsiz yaşam, düzensiz beslenme, uyku düzensizliği gibi çeşitli faktörler de eşlik ettiğinde insülin direncinin geliştiğini belirterek, “Vücutta artan insülin özellikle sık acıkma, açlığa tahammülsüzlük, karbonhidratlı gıdalara düşkünlük, hatta bazı hastalarda gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda tüketme gibi iştah bozukluklarına yol açıyor. Bu yeme bozuklukları zamanla kilo alımıyla ve insülin direncinin artmasıyla sonuçlanabiliyor” diyor.  Peki, insülin direncini kırmak için nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, insülin direncinin önlenmesi ve tedavisi için 10 etkili kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Egzersiz yapın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Hareket, hücrelerin şeker kullanımını kolaylaştıran ve daha az insülinin şeker metabolizmasının düzenlenmesinde yeterli olmasını sağlayan en önemli faktördür” diyerek, şöyle devam ediyor: “Her tür spor yapılabilir. Her gün 30 dakika veya haftada 3 kez, 50 dakikalık yürüyüş yapılabileceği gibi; yüzme, salon sporları, bisiklete binmek, hatta dans etmek bile insülin direnciyle mücadelede son derece faydalı olacaktır.”

Unlu gıdaları azaltın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, karbonhidratlı yiyeceklerin kan şekerini daha fazla yükseltme potansiyeline, dolayısıyla insülin salgısını daha fazla uyarma yeteneğine sahip olduklarını belirterek, “Karbonhidratlı yiyecekler; kan şekeri kontrolünü zaten normalden fazla insülinle yapabilen insülin direnci hastalarında hem insülin salgısının daha da artmasına, hem kilo alımına hem de pankreas rezervinin daha hızlı tükenmesine yol açarlar” uyarısında bulunuyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, bu nedenle diyetteki karbonhidrat miktarının mutlaka azaltılması gerektiğine dikkat çekerek, “Rafine karbonhidratlar, yani unlu ve şekerli gıdalar yerine meyve ve sebze gibi doğal ama lifli karbonhidrat türleri tercih edilmelidir” diyor.

Atıştırmalıklara dikkat!

Yakın zamana kadar 3 ara ve 3 ana öğün olmak üzere sık sık beslenmek önerilirken, son birkaç yıldır ‘aralıklı oruç’ adı verilen ve ara öğün içermeyen beslenme şekilleri popüler oldu. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Ara öğün alması gereken bir grup hasta dışında, aralıklı oruç insülin salgısının daha az uyarılmasına yol açtığı için tercih edilebilir” diyerek,  şu önemli noktaya dikkat çekiyor: “Ancak günde 3 ana öğün yerine 2 öğün yenilmesi, arada acıkmaya ve atıştırmalara neden olabilir. İnsülin direncini artıran, kilo almayı kolaylaştıran en büyük beslenme hatası, atıştırmalardır. Bu nedenle hangi beslenme şekli seçilecekse seçilsin, sağlıklı öğünler şeklinde olmalı ve aralarda abur cubur adını verdiğimiz gıdalar en aza indirilmelidir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Meyveleri sınırlayın

Meyveler doğal ve lif içeren sağlıklı karbonhidratlar arasında yer alıyorlar. Ancak meyve şekeri de insülin salgısını çok uyarıyor ve aşırı meyve tüketimi hem kilo aldırıyor hem de insülin direncini artırıyor.  Bu nedenle bir seferde bir porsiyon meyve tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Günün farklı saatlerinde toplam 3 porsiyon meyve tüketebilirsiniz. Bir porsiyon meyveyi, kabaca tabağa koyduğunuzda; 1 adet orta boy elma hacminde yer kaplayan meyve miktarı diye tanımlayabiliriz. Yani, 1 elma veya 1 portakal veya 1 armut veya 3 kayısı gibi. Meyveyi bir seferde bu miktarı aşmayacak şekilde tüketmeye özen gösterin.

Bal-reçel-pekmez üçlüsünü azaltın

Çok sağlıklı bir besin olan doğal balın yanı sıra reçel ve pekmez de; çok yoğun, dile değer değmez emilmeye başlayan ve kanda hızla yükselen şeker içeriyorlar. Üstelik bu besinleri genellikle sabah tüketiyoruz, yani midemiz boş iken. Dolayısıyla emilimleri daha da hızlanıyor. Aynı hızda da pankreası uyararak insülin salgısını artırıyorlar. Bu nedenle insülin direnciniz varsa, bu gıdaların tüketimini çok azaltmanız gerekiyor.

Şekerli içeceklerden uzak durun

Gazlı içecekler, buzlu çay türevleri ve limonata gibi içecekler yoğun ve hemen kana karışan şeker içeriyorlar. Bu nedenle insülin salgısını da hızla ve güçlü bir şekilde uyarıyorlar.

Meyve suyu yerine meyve tüketin

Bir bardak meyve suyunda 3-4 porsiyon meyvenin şekeri posasından ayrılmış halde yer alıyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Taze sıkılmış olsa bile bir bardak meyve suyu hem bir seferde ‘en fazla bir porsiyon yemeliyiz’  dediğimiz meyvelerin ortalama 3-4 porsiyonu kadar şeker içeriyor, hem de bu meyvenin şekeri posasız olduğu için çok hızla emilerek insülin salgısını çok hızlı artırıyor” diyor. Meyveler posasıyla yenildiğinde ise posa şeker emilimini yavaşlatıyor.  Bu yüzden vitaminleri meyve suyu ile değil, meyvenin kendisini tüketerek almayı alışkanlık haline getirin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tatlıyı aç karnına yemeyin!

Şekerli ve karbonhidratlı gıdalar midemiz boş iken yenildiklerinde içerdikleri şeker hızla emiliyor ve kan şekerini daha hızlı yükseltiyorlar. Bir o kadar hızda da insülin salgısını uyarıyorlar. Bu tür gıdaları mümkün olduğunca az yemeyi ve asla aç karnına tüketmemeyi kural olarak benimsemelisiniz.

Bu besinler öğünlerinizden eksik olmasın

Süt ve süt ürünleri (yoğurt, ayran, kefir ve peynir) yeşil sebzeler ve salatalar, karbonhidrat ile şeker içeren gıdalarla aynı anda yenildikleri zaman şeker emilimini yavaşlatıyorlar. Bu nedenle meyvenin yanında yoğurt, simidin yanında ayran veya peynir, patatesin yanında yoğurt ve yeşil salata tüketmeniz, bu besinlerin şeker emilim hızını dengeleyerek insülin salgısının daha az uyarılmasını sağlayacaktır.

Uykunuza dikkat edin

Uyku bozukluklarının genetik olarak diyabet riski taşımayan kişilerde dahi insülin direncini tetikleyebileceği, hatta diyabet gelişimine yol açabileceği artık biliniyor. Özellikle gece uykusu bu süreçte çok önem taşıyor ve gündüz uyumak gece uykusunun yerini tutamıyor. 24:00-08:00 saatleri arasında düzenli uyku alışkanlığı edinmek, insülin direncine karşı önemli bir rol üstleniyor.

İnsülin direncinde bu üçlüye dikkat!

İnsülin direncinde bu üçlüye dikkat!

Sık sık acıkıyor musunuz? Açlığa karşı tahammülsüz müsünüz? Karbonhidratlı gıdalara, özellikle tatlılara düşkünlüğünüz var mı? Yemekten sonra aniden uyku bastırıyor mu? Gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda yeme ihtiyacı duyuyor musunuz? Bu belirtiler size tanıdık geliyorsa, dikkat! Sorununuzun nedeni; ülkemizde her 3 kişiden birinde görülen ve diyabet hastalığının ilk adımı olan ‘insülin direnci’ olabilir!

Pankreastan salgılanan bir hormon olan insülinin görevi, kandaki şeker moleküllerinin hücre içine girmesini, böylece hücreler tarafından ‘yakıt’ olarak kullanılmasını sağlamak. Kısaca, hücrelerin şeker moleküllerini içeri alan kapısının ‘anahtarı’ gibi düşünebiliriz insülini. İnsülin kandaki şeker miktarına göre salgılanıyor. Örneğin salatalık yediğimizde kan şekerinde 1 birim yükselme olursa, vücut hemen 1 birim insülin salgılıyor, baklava yediğimizde kan şekeri 20 birim yükseliyorsa 20 birim insülin salgısı oluyor.  Ülkemizde her 3 kişiden birinin sorunu olan insülin direnci; vücuttaki şekeri düzenleyen insülinin görevini yerine getirmekte güçlük çekmesi olarak tanımlanabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İnsülin direnci geliştiğinde, hücreler ile kandaki şeker molekülleri arasına adeta bir duvar örülüyor. Bunun sonucunda, örneğin 10 birim şeker düzeyi artışına normalde yeterli gelecek olan 10 birim insülin, önündeki metabolik engeli bu düzeylerde aşamıyor ve kan şekerinin hücre içine girmesinde yeterli gelemiyor. Bu durumda vücut, şekeri yeterli miktarda hücre içine sokabilmek için 10 birim yerine 20 birim veya daha fazla insülin salgılamaya başlıyor.  Özellikle genetik olarak diyabet riski taşıyanlarda, yıllar içinde sürekli fazla insülin salgılayan pankreas bezinin rezervleri azalınca ve bir gün gelip önündeki duvarı aşacak kadar çok insülin salgılayamadığında ‘diyabet’ gelişiyor.

İnsülin direncine yol açan etkenlerin başında ise genetik yatkınlık geliyor, yani ailede diyabet öyküsü olması çok önemli bir risk faktörü. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, aile öyküsüne hareketsiz yaşam, düzensiz beslenme, uyku düzensizliği gibi çeşitli faktörler de eşlik ettiğinde insülin direncinin geliştiğini belirterek, “Vücutta artan insülin özellikle sık acıkma, açlığa tahammülsüzlük, karbonhidratlı gıdalara düşkünlük, hatta bazı hastalarda gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda tüketme gibi iştah bozukluklarına yol açıyor. Bu yeme bozuklukları zamanla kilo alımıyla ve insülin direncinin artmasıyla sonuçlanabiliyor” diyor.  Peki, insülin direncini kırmak için nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, insülin direncinin önlenmesi ve tedavisi için 10 etkili kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Egzersiz yapın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Hareket, hücrelerin şeker kullanımını kolaylaştıran ve daha az insülinin şeker metabolizmasının düzenlenmesinde yeterli olmasını sağlayan en önemli faktördür” diyerek, şöyle devam ediyor: “Her tür spor yapılabilir. Her gün 30 dakika veya haftada 3 kez, 50 dakikalık yürüyüş yapılabileceği gibi; yüzme, salon sporları, bisiklete binmek, hatta dans etmek bile insülin direnciyle mücadelede son derece faydalı olacaktır.”

Unlu gıdaları azaltın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, karbonhidratlı yiyeceklerin kan şekerini daha fazla yükseltme potansiyeline, dolayısıyla insülin salgısını daha fazla uyarma yeteneğine sahip olduklarını belirterek, “Karbonhidratlı yiyecekler; kan şekeri kontrolünü zaten normalden fazla insülinle yapabilen insülin direnci hastalarında hem insülin salgısının daha da artmasına, hem kilo alımına hem de pankreas rezervinin daha hızlı tükenmesine yol açarlar” uyarısında bulunuyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, bu nedenle diyetteki karbonhidrat miktarının mutlaka azaltılması gerektiğine dikkat çekerek, “Rafine karbonhidratlar, yani unlu ve şekerli gıdalar yerine meyve ve sebze gibi doğal ama lifli karbonhidrat türleri tercih edilmelidir” diyor.

Atıştırmalıklara dikkat!

Yakın zamana kadar 3 ara ve 3 ana öğün olmak üzere sık sık beslenmek önerilirken, son birkaç yıldır ‘aralıklı oruç’ adı verilen ve ara öğün içermeyen beslenme şekilleri popüler oldu. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Ara öğün alması gereken bir grup hasta dışında, aralıklı oruç insülin salgısının daha az uyarılmasına yol açtığı için tercih edilebilir” diyerek,  şu önemli noktaya dikkat çekiyor: “Ancak günde 3 ana öğün yerine 2 öğün yenilmesi, arada acıkmaya ve atıştırmalara neden olabilir. İnsülin direncini artıran, kilo almayı kolaylaştıran en büyük beslenme hatası, atıştırmalardır. Bu nedenle hangi beslenme şekli seçilecekse seçilsin, sağlıklı öğünler şeklinde olmalı ve aralarda abur cubur adını verdiğimiz gıdalar en aza indirilmelidir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Meyveleri sınırlayın

Meyveler doğal ve lif içeren sağlıklı karbonhidratlar arasında yer alıyorlar. Ancak meyve şekeri de insülin salgısını çok uyarıyor ve aşırı meyve tüketimi hem kilo aldırıyor hem de insülin direncini artırıyor.  Bu nedenle bir seferde bir porsiyon meyve tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Günün farklı saatlerinde toplam 3 porsiyon meyve tüketebilirsiniz. Bir porsiyon meyveyi, kabaca tabağa koyduğunuzda; 1 adet orta boy elma hacminde yer kaplayan meyve miktarı diye tanımlayabiliriz. Yani, 1 elma veya 1 portakal veya 1 armut veya 3 kayısı gibi. Meyveyi bir seferde bu miktarı aşmayacak şekilde tüketmeye özen gösterin.

Bal-reçel-pekmez üçlüsünü azaltın

Çok sağlıklı bir besin olan doğal balın yanı sıra reçel ve pekmez de; çok yoğun, dile değer değmez emilmeye başlayan ve kanda hızla yükselen şeker içeriyorlar. Üstelik bu besinleri genellikle sabah tüketiyoruz, yani midemiz boş iken. Dolayısıyla emilimleri daha da hızlanıyor. Aynı hızda da pankreası uyararak insülin salgısını artırıyorlar. Bu nedenle insülin direnciniz varsa, bu gıdaların tüketimini çok azaltmanız gerekiyor.

Şekerli içeceklerden uzak durun

Gazlı içecekler, buzlu çay türevleri ve limonata gibi içecekler yoğun ve hemen kana karışan şeker içeriyorlar. Bu nedenle insülin salgısını da hızla ve güçlü bir şekilde uyarıyorlar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Meyve suyu yerine meyve tüketin

Bir bardak meyve suyunda 3-4 porsiyon meyvenin şekeri posasından ayrılmış halde yer alıyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Taze sıkılmış olsa bile bir bardak meyve suyu hem bir seferde ‘en fazla bir porsiyon yemeliyiz’  dediğimiz meyvelerin ortalama 3-4 porsiyonu kadar şeker içeriyor, hem de bu meyvenin şekeri posasız olduğu için çok hızla emilerek insülin salgısını çok hızlı artırıyor” diyor. Meyveler posasıyla yenildiğinde ise posa şeker emilimini yavaşlatıyor.  Bu yüzden vitaminleri meyve suyu ile değil, meyvenin kendisini tüketerek almayı alışkanlık haline getirin.

Tatlıyı aç karnına yemeyin!

Şekerli ve karbonhidratlı gıdalar midemiz boş iken yenildiklerinde içerdikleri şeker hızla emiliyor ve kan şekerini daha hızlı yükseltiyorlar. Bir o kadar hızda da insülin salgısını uyarıyorlar. Bu tür gıdaları mümkün olduğunca az yemeyi ve asla aç karnına tüketmemeyi kural olarak benimsemelisiniz.

Bu besinler öğünlerinizden eksik olmasın

Süt ve süt ürünleri (yoğurt, ayran, kefir ve peynir) yeşil sebzeler ve salatalar, karbonhidrat ile şeker içeren gıdalarla aynı anda yenildikleri zaman şeker emilimini yavaşlatıyorlar. Bu nedenle meyvenin yanında yoğurt, simidin yanında ayran veya peynir, patatesin yanında yoğurt ve yeşil salata tüketmeniz, bu besinlerin şeker emilim hızını dengeleyerek insülin salgısının daha az uyarılmasını sağlayacaktır.

Uykunuza dikkat edin

Uyku bozukluklarının genetik olarak diyabet riski taşımayan kişilerde dahi insülin direncini tetikleyebileceği, hatta diyabet gelişimine yol açabileceği artık biliniyor. Özellikle gece uykusu bu süreçte çok önem taşıyor ve gündüz uyumak gece uykusunun yerini tutamıyor. 24:00-08:00 saatleri arasında düzenli uyku alışkanlığı edinmek, insülin direncine karşı önemli bir rol üstleniyor.