Yazılar

Pandemide hamileler neye dikkat etmeli

Pandemide hamileler neye dikkat etmeli

Her geçen gün yaygınlaşan Covid-19 enfeksiyonuna, kış aylarıyla birlikte mevsim hastalıkları riskinin de eklenmesi anne adaylarını bir başka endişelendiriyor. Zira olası bir enfeksiyonda hem bebeklerinin hem de kendi sağlıklarının tehlikeye gireceğinden duydukları endişe geceleri uykularını dahi kaçırabiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Demircan hamilelik döneminde bağışıklık sistemi bir miktar baskılandığından anne adaylarının grip, influenza gibi solunum yolu enfeksiyonlarına daha fazla yakalanabildiğini, ancak alınacak basit ama etkili tedbirlerle hem Covid-19 hem de mevsim hastalıkları risklerinden uzak durmanın mümkün olduğunu belirterek “Tüm dünyayı etkisi altına alan yeni koronavirüs hastalığı, solunum yolu enfeksiyonu dışında anksiyete, depresyon gibi psikolojik problemleri de beraberinde getirmektedir. Anne adayları da bu gibi psikolojik problemlere hamileliğin getirdiği fizyolojik ve ruhsal değişiklikten dolayı zaten yatkındır. Bu nedenle anne adayları Covid-19’dan korunmak için tedbirler alırken, psikolojik açıdan ihtiyaçları varsa destek almayı da ihmal etmemelidirler.” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Demircan, pandemi sürecinde hamilelerin en çok sorduğu 6 soruyu yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

SORU: Hamilelikte Covid-19 enfeksiyonu hamile olmayanlara göre daha mı ağır seyrediyor?

CEVAP: Şu ana kadar yapılan bilimsel çalışmalar, hamilelikte yeni koronavirüs hastalığının seyrinin, hamile olmayan kadınlarla benzer olduğunu ortaya koyuyor. Yani hamile olmak tek başına kişiyi riskli gruba dahil etmediği gibi, mevcut çalışmalara göre Covid-19 enfeksiyonunun seyrini de kötüleştirmiyor. Covid-19 pozitif olan kadınların çoğunun hastalığı hafif geçirdiği tespit edilmiştir. Bu da hastaların yaklaşık yüzde 85’ini oluşturur.

SORU: Covid-19 enfeksiyonu hangi gruptaki hamile kadınlarda daha ağır seyredebilir?

CEVAP: Anne adayının eğer hamilelikten bağımsız kronik hastalıkları varsa, enfeksiyon ağır seyredebilmektedir. Bu hastalıkları sıralayacak olursak; diyabet, hipertansiyon, ileri evre astım, kalp hastalıkları, kanser, orak hücreli anemi, kronik karaciğer hastalıkları ve kronik böbrek hastalıklarını sayabiliriz. Bu gibi kronik hastalıkları olan hamilelerde Covid-19 enfeksiyonu ağır seyredebilmektedir.

SORU: Covid-19 enfeksiyonu düşüğe neden olur mu?

CEVAP: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Demircan “Yeni bir hastalık olduğundan dolayı elimizdeki veriler kesin konuşmak için yeterli sayılmaz. Ancak şu ana kadar yapılan araştırmalar Covid-19 enfeksiyonunun hamilelikte düşük nedeni olduğunu göstermemiştir.” diyor.

SORU: Hamilelerde hangi şikayetler varsa Covid-19 pozitif olacağından şüphelenilmelidir?

CEVAP: Covid-19 enfeksiyonu bulguları tüm toplum için hamile olsun ya da olmasın benzerdir. Yani; belirtiler arasında ateş, nefes darlığı, öksürük, yaygın kas ağrısı, yorgunluk gibi semptomları sıralayabiliriz. Hamilelerde Covid-19 enfeksiyonu için farklı bir bulgu tanımlanmamıştır. Üstelik ateş, öksürük ve nefes darlığı gibi bulgular, hamile olmayan kişilere göre hamile kadınlarda daha az görülmektedir.

SORU: Covid-19 pozitif hamilelerde doğum şeklinde değişikliğe yol açar mı?

CEVAP: Covid-19 enfeksiyonu doğum şeklini değiştirmez. Covid-19 enfeksiyonu olan hamileler normal doğum ya da sezaryen ile doğum yapabilir. Doğum şekline tıbbi gereklilik durumuna göre karar verilir. Covid-19 pozitif hamilelerde, epidural analjezi ile ağrısız doğum da yapılabilir. Bu sayede ağrıya bağlı oluşan sık soluk alıp verme engellenerek enfeksiyonun sağlık çalışanlarına bulaşma ihtimali de azaltılmış olur.

SORU: Hamilelikte akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografi çekilebilir mi? Bebeğe zarar verir mi?

CEVAP: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Demircan “Covid-19 enfeksiyonunda, akciğer bulgularını değerlendirmek için hamile kadınlarda da akciğer grafisi ve düşük dozlu bilgisayarlı tomografi çekilebilir. Çekim esnasında anne adayının karın bölgesi kurşun plaklarla korunarak çekim güvenle gerçekleştirilir.” diyor.

Anne-babalara özel online eğitim sürecinde uyum tüyoları…

Anne-babalara özel online eğitim sürecinde uyum tüyoları…

Bugünlerde pek çok anne baba, çocuklarıyla nasıl uyum sağlayabileceklerinin arayışında! Zira tüm dünyayla birlikte ülkemizi de derinden sarsan Covid-19 pandemisi aylardır yaşantımızda çok radikal değişimlere yol açtı ve o değişimlerden en çok etkilenenlerden biri de çocuklar oldu. Okulda arkadaşlarıyla bir araya gelme imkanı olmayan, gün boyu evde kalıp, online eğitim sürecinde bilgisayar karşısında saatlerce zaman geçiren çocuklar iyice sıkılırken, kardeş kavgaları, anne-babayı paylaşamama, sürekli ilgi bekleme halleri de ebeveynleri oldukça zorluyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz “Zor zamanlardan geçiyoruz ve bu zamanlar bile bize yeni şeyler öğretecektir; anlamak ve anlaşılmak üzerine çaba gösterebilirsek. Birçoğumuzun evlerden hayatına devam ettiği ve çocukların ister istemez eğitimlerini online devam ettirdiği bu dönemde süreci tüm aile bireyleri için kolaylaştırıcı hale getirmeyi denemeliyiz.” diyor. Peki çocuklarla bu zorlu süreçte sağlıklı iletişimin yolları neler? Anne babalar bu sorunları avantaja dönüştürmek için çocuklarına nasıl yaklaşmalı? Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz 8 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kendi duygularınızın farkında olun

“Çocukların uyumlanması sürecinde anne ve babanın kendi duygularının farkında olmasını çok önemsiyorum. Anne ve baba olarak pandemi sürecinde nasıl bir yöntem içerisindesiniz? Duygularınız ve enerjinizi nasıl yönetiyorsunuz? Sürekli ekran karşısında olmak ve uzaktan ilişkiler kurmak sizleri nasıl etkiliyor? Çocuklarınızın duygularını anlamaya başlamadan önce kendinize durup bunları sorabilmenizi ve önce kendinize destek olabilmenizi önemsiyorum.” diyor Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz. Anne ve babanın bakışının, ses tonunun ve duruşunun çocuğun sinir sistemindeki tüm süreçleri etkilediğini vurgulayarak, “Bu nedenle öncelikle sizin nefes alabilmeniz, sıkıldığınız zaman biraz sakinleşip yeniden devam edebilmeniz, eşler olarak birbirinize destek olabilmeniz birincil önem taşıyor.” diye konuşuyor.

Planlama haritası yapın

Süreç içerisinde hem sizin hem çocuğunuzun ev içerisinde farklı sorumlulukları olacağı için bunları öncesinde aile içinde oturup konuşabilmek ve tüm bireylerin bunların farkında olması süreci kolaylaştıracaktır. Çocuğun yaşına ve yapısına göre, mutlaka birlikte bu konuşma ve planlama yapılmalıdır. Çocukların evden eğitim aldığı bu süreçte bir planlama haritası oluşturularak, haritanızda hangi derslerin olduğu, ne zaman ara verildiği, ne zaman yemek vaktinin olduğuna dair notlar, çizimler veya resimler bulunmalıdır. Bu harita çocuğun her an görebileceği bir yere asılmalı. Üstüne çeşitli resimler çizip renkli, keyifli ve belki oyuncu hale getirilmeli. Bu harita içerisinde hangi kısımlarda anneden ya da babadan destek almaya ihtiyaç duyabilir, hangi kısımlarda kendisi süreci devam ettirebilir konuşulmalı.

İşbirliği yapın

Yapılacak her aktivitede belli zamanların olması, bunları planlarken de birlikte değerlendirebilmek önemli. İşbirliğinin oluşabilmesi için çocuğunuza seçenekler sunarak süreci kolaylaştırabilirsiniz. Önce oyun mu oynayalım, yemek mi yemek istersin? Ödevlerini bitirdikten sonra mı çizgi film izlemek istersin yoksa şimdi mi? Bu süreçte anne veya baba evden çalışıyor ise çocuğuyla geçireceği vakti planlarken “Şimdi benim biraz çalışmam gerekiyor, sen bu sürede neler yapabilirsin acaba bunu birlikte düşünelim mi biraz?” gibi seçenek sunmak, işbirliğine teşvik eden tutumlarda bulunmak önemli.

Eleştirel ebeveyn tutumlarından kaçının

Eleştiride bulunmak çocuğunuzun hatasını ve eksiğini görmesini sağlamaz. Aksine yetersiz, değersiz ve suçlu hissetmesine neden olur. Eleştiri ve öğütleri bir kenara bırakarak daha az kelime kullanarak, yapılması gerekenin doğrusu neyse sadece bunu hatırlatmak yeterlidir.  Güzel çalıştığı ve uyumlandığı herhangi bir konuda (bu ödevleri olabilir, ev içinde gösterdiği bir davranış olabilir) “çok güzel çalıştın, sen iyi bir çocuksun” olumlamaları yapmak çocuğun her konuda sizinle uyumlanmasını kolaylaştıracaktır.

Hayal kırıklıklarıyla baş edebilmelerini öğretin

Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz “Pandemiyle birlikte düzen değişikliği ve manevi eksikliklerin daha çok hissedilmesi söz konusu oldu. İstenilen saatte dışarı çıkmak, istenilen ortamlarda keyifle vakit geçirebilmek, okula gitmek, arkadaşlarla vakit geçirebilmek, sevdiklerimize korkusuzca sarılmak ve temas edebilmek gibi birçok eksiklik. Sahip olamadığı ya da tamir edemeyeceği bir durum için çocuğunuz gözyaşı döktüğünde destek olmak, duygusunu anlamak, “evet çok üzüldün, bu seni üzdü, kızdırdı” gibi ifadelerle duygularını gördüğünüzü hissettirerek konuşabilmek, ses tonunuzu yumuşatmak süreci sağlıklı geçirmelerine destek verecektir.” diyor.

Duygu düzenleyici oyunlara çokça yer verin

Amacımız bedende biriken stres ve öfke duygularının dışarı atılmasını sağlamak.  Sakinleşmeyi sağlayan nefes teknikleri, yerinde zıplamak, müzik açarak komik danslar etmek, kovalamaca oynamak, kısa yürüyüşler yapmak, çocuk yogası yapmak, hamurla oynamak, suyla oynamak gibi. Bu yöntemleri çocuklarınıza öğreterek kardeşlerin kendi aralarında oynamalarını da teşvik edebilirsiniz.” diyor.

İhtiyaçlarını karşılarken bağımsızlığa da teşvik edin

Bu dönemde yaşadıkları stres sebebiyle çocuklarımız önceden kazandıkları yetileri sanki unutmuş gibi daha bebeksi konuma gerileyebilirler. Yemeğini kendi yiyen çocuğunuz sizin yedirmenizi isteyebilir, tuvaletine rahatça giden çocuğunuzun altına kaçırması, uyku öncesinde sakinleşmede zorluklar, istediği yapılmadığında uzun süre ağlamak gibi. Böyle durumlarda “sen büyüdün, hadi bakalım kendin yap” ya da “beni çok yoruyorsun, neden böyle davranıyorsun” gibi cümleler kullanmak çocuğunuzun daha öfkeli ve huzursuz olmasına neden olabilir. Bunun tam tersi bir yaklaşımla, örneğin yemeği sizin yedirmenizi isteyen çocuğunuza “anladım bugün benim sana destek olmamı istiyorsun, benim güzel çocuğum annesi yedirsin istemiş, o zaman bir kaşık ben vereyim diğer kaşığı sen al” diyerek ihtiyacı karşılamak ama kendisinin bu yetisini de destekleyici bir yerden karşılık verebilmek önemli.

Kardeş kavgalarında bu hatalara düşmeyin!

Uzman Klinik Psikolog Mine Şahbaz, “Kardeş kavgaları, anne babayı paylaşamama, evdeki büyük çocuktan küçüğü idare etmesini beklemek, ilişkileri arasındaki dengeyi sağlamak zorlaştı. Buralarda en önceliğimiz büyük ve küçük çocuk ayrımını kenara bırakarak her çocuğun kendine özel sınırları olduğunu hatırlamaktır. Büyük çocuk küçüğü idare etmek ve küçükle ilgili sorumluluk üstlenmek mecburiyetinde bırakılmamalıdır. Çocukların sorumluluğunu alması gereken tek kişi ebeveynlerdir. Rızası görülerek, isteği var ise çocuklar birbirine destek olmalıdır. Oyuncaklarını paylaşmak istemiyorlarsa bu anlayışla karşılanmalıdır. Kavga durumları yaşanıyorsa, anne veya baba durumu anlamalı, bir konuşma alanı açarak duyguları üzerinden çocukların da birbirlerini anlamalarını sağlamalı sonrasında telafi edebilmeleri için; “size güveniyorum, hadi bakalım daha sakin kalmayı deneme zamanı” diyerek onlara şans vermelidir. Ayrı odalara göndermek, taraf tutmak, cezalandırmak istemediğimiz yöntemlerdendir. Ceza vermek yerine yaşanılan durum her ne ise telafi edebilmelerini sağlamak gerekir.” diyor.

Kışın ortaya çıkan 5 cilt hastalığına dikkat!

Kışın ortaya çıkan 5 cilt hastalığına dikkat!

Kış mevsimiyle birlikte cildimiz için tehlike çanları çalmaya başladı. İyice etkisini gösteren soğuklar, rüzgar ve havadaki nem miktarının düşmesine; pandemi sürecinde bolca yüklenilen dezenfektanların yanlış kullanımı da eklendiğinde bazı cilt hastalıklarının daha kolay tetikleneceğini belirten Acıbadem Kadıköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Güneri “Kışın kendine özgü yıpratıcı şartlarına; içinde bulunduğumuz Covid-19 pandemisi sürecinde hijyenik alışkanlıkların değişmesi, aşırı ve yanlış temizlik, kullanılan dezenfektan ürünler, kolonyalar ve uzun süre değiştirilmeyen maskeler de eklendiğinde cilt sağlığımız kaçınılmaz olarak olumsuz etkileniyor. Bu nedenle pandemi sürecinde önlem almaya çalışırken yanlış uygulamalardan da kaçınmak gerekiyor.” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Güneri, kışın ortaya çıkan ya da tetiklenen 5 cilt hastalığını sıraladı; Covid-19 pandemisinin damga vuracağı kış aylarında cilt sağlığımızı korumak için gerekli 10 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Temas Egzaması (Kontakt Egzama)

Özellikle ellerde etkili olan temas egzaması kış aylarında artıyor. Havaların soğumasıyla deride önce kuruma, sonra kızarıklık, pullanma, su toplamaları ve kaşıntıyla belirti veriyor. Bazı duş jelleri nedeniyle vücut derisinde de oluşabilirken; günümüzde Covid19 enfeksiyonundan korunma amaçlı kullanılan, uygun olmayan maskelerle de yüzde ortaya çıkabiliyor. Maskedeki yapıştırıcılar, lastik ve metal parçalarına karşı yüz derisinde alerjik kontakt egzama oluşabiliyor. Bu nedenle ilaç tedavisi gerekebiliyor.
KORUNMA YOLLARI:

Uygun nemlendirme, kremli, gliserinli sabun tercihi ve soğuk dönemde dış ortamda ellerin eldivenle korunması ile belirtiler yatışabilir. Eller ılık suyla yıkanmalıdır. Dezenfektanlar ev ortamında tercih edilmemeli, zorunlu durumda kullanılmalı, mümkün olduğunda suyla durulanmalı ve nemlendirici, vaselin veya bariyer özellikli kremlerle el nemlendirilmelidir. Ev işinde içi pamuklu eldivenler tercih edilmelidir. İçinde doğal yağlar olan besleyici krem ve losyonlar içerdikleri lipidlerle derinin kuruluğunu ve hassasiyetini gidererek kaşıntı hissini azaltır, alerjen maddelerin deriye geçişini engeller, ayrıca bakterilere karşı deri direncini artırır. Bu önlemlere dikkat edilmezse deride çatlaklar ve kanama oluşabilir.

Seboreik Dermatit

Çok yaygın görülen bu cilt hastalığı; saçlı deri, yüz, kaşlar, burun kenarları, kulaklar ve çevresinde gelişen kızarıklık, kuruluk, sarımsı yağlı kepek ve kabuklanmalarla kendini gösteriyor. Lezyonlarda kış aylarında ve stresle artış görülüyor.

KORUNMA YOLLARI:

Yağlı cilt yapısı olan kişilerde rastlanan ve tekrarlamaya eğilimli bir egzama tipi olan bu hastalıkta maske kullanırken dikkatli olmak gerekiyor. Maske kullanımı  veya  erkeklerde sakal altındaki deride kapalı ortam olması ciltteki bakteri ve mantar dengesini değiştirerek, ayrıca maske altında terleme iritasyon yaparak bu egzamayı olumsuz etkiliyor. İlaç tedavisi gerekebiliyor.

Akne

Kış döneminde güneş ışınlarının azalması, evde daha fazla zaman geçirme ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi nedeniyle akne lezyonlarında artış yaşanıyor. Covid-19 pandemisinde gençlerin uzun süreler evde olması, kan şekerini hızlı yükselten gıdaların (çikolata, beyaz ekmek, patates, hazır meyve suları..) tüketimi, kaygı ve stres lezyonların artmasına neden olabiliyor. Maske de deriye sürtünme yapması ve altta nemlenme olmasından dolayı akneleri artırıyor.

KORUNMA YOLLARI:

Maske uzun süreli kullanılacaksa 3 saatte bir değiştirilmelidir. Cerrahi maske altına kağıt peçete zımbalanması ya da çift katlı pamuklu maske tercih edilmesi, ter ve sürtünmeyi azaltacağından bu şekilde lezyonların artması engellenebilir. Bez maske günlük olarak, en az 60 derece suyla, cildi tahriş etmeyecek bir temizleme ürünüyle yıkanmalı, iyi durulanmalıdır.
Tedavide akneli cilde uygun bir yıkama ürünü, yağlı olmayan bir nemlendirici, gerekiyorsa dermatolojik ilaçlar kullanılır. Akne tedavisinde kullanılan bazı krem ve sistemik ilaçlar da ayrıca deriyi kurutup tahrişe yol açabilir, bu durumda dermatoloji hekimleri özel yatıştırıcı ürünler önermektedir.

Rozasea (Gül Hastalığı)

Nedeni tam olarak bilinmeyen, yüzde önce tekrarlayan, sonra kronik hale gelen, kızarıklık, kılcal damarlarda artma, sivilce benzeri lezyonlar, kaşıntı ve yanma ile görülen bir cilt hastalığı olan Rozasea (Gül Hastalığı) soğuk havalarda artış gösteriyor. Ayrıca cildin kuruması, ısı kaynağına yakın olmak, uygun olmayan cerrahi maske kullanımı, stres, baharatlı ya da sıcak yiyecek ve içecekler de hastalığı alevlendirebiliyor. Maske altında sıcak ve nemli bir ortam oluşması ciltteki bakteri dengesini bozarak ya da cilt içi parazitlerinin sayısını artırarak lezyonları tetikleyebiliyor. Mekanik ve kimyasal iritasyonla deri bariyeri bozulup, derinin PH’sı artıyor.

KORUNMA YOLLARI:

Maske altına mümkünse krem ve makyaj ürünleri sürülmemelidir. Günde iki kez yüzü tahriş etmeyecek bir ürünle yıkamalı ve yatıştırıcı bir nemlendirici sürülmelidir. Alkol bazlı toniklerden, yüze dezenfektan ve kolonya sürmekten kaçınılmalı, gerekiyorsa dermatoloğun önerdiği ilaçlara geçilmelidir.

Sedef hastalığı

Kış dönemi, havanın kuruması, stres, ilaçlar ve enfeksiyonlarla tetiklenen Sedef hastalığında Covid-19 pandemi süreci de olumsuz etkiyi artırabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Güneri bunun nedenlerini; hijyen nedeniyle suyla daha sık temas, dezenfektanların deride kurutucu etkisi, sosyal ortama girmenin sınırlı olmak zorunda olması ve stres olarak açıklayarak “Tipik formunun saçlı deri, diz dirsek gibi bölgelerde görüldüğü, sedef rengi pullanmalar ve kızarıklıkla belirti veren hastalıkta; dermatoloji hekiminin verdiği ilaçların yanı sıra özellikle kış aylarında deri bakımına ayrı bir özen gösterilmesi gerekiyor.” diyor.

KORUNMA YOLLARI:

Banyoda kullanılan duş ürününün kremli olması, banyo sırasında kese ve sabunlukla lezyonların tahriş edilmemesi ve banyo sonrasında mümkünse ilk beş dakika içerisinde iritasyon ve kaşıntı karşıtı olan bir balzam veya losyon sürülmesi hastalığın aktivasyonunu yatıştırır. Dezenfektanlar ancak su ve sabuna ulaşamadığımız yerlerde kullanılmalı ve kullanmak zorunda kalırsak ilk fırsatta ellerimizi durulamalı ve nemlendirici kullanmalıyız.

PANDEMİDE CİLT SAĞLIĞI İÇİN 10 ÖNEMLİ KURAL!

  1. Ellerinizi ılık suyla yıkayın.
  2. Ellerinizi yıkadıktan sonra vaselin ya da bariyer özellikli kremlerle nemlendirin.
  3. Dezenfektanları ev ortamında tercih etmeyin, zorunlu durumlarda kullanın.
  4. Ev işinde içi pamuklu eldivenler tercih edin.
  5. Deterjanlara çıplak elle temas etmeyin.
  6. Aşırı stresten kaçının.
  7. Sağlıklı beslenmeye çok dikkat edin; özellikle sağlıksız atıştırmalıklardan kaçının.
  8. Vücuttan su atılımına neden olduğundan çay ve kahveyi ölçülü tüketin.
  9. Maskenizi 3 saatte bir değiştirin, bez maskenizi her gün mutlaka yıkayıp iyi durulayın.
  10. Alkol bazlı toniklerden, yüze dezenfektan ve kolonya sürmekten kaçının.

 Nedeni burundaki bu 4 hastalık olabilir!

 Nedeni burundaki bu 4 hastalık olabilir!

“Maske nedeniyle nefes alamıyorum..” Covid-19 pandemi sürecinde bu yakınmayı çevremizde sıkça duyar olduk. Siz de solunum güçlüğü nedeniyle maske takmakta zorlanıyor musunuz? Yanıtınız ‘evet’ ise dikkat! Nefes almakta güçlük çekmenizin nedeni ‘maske’ değil, burnunuzdan kaynaklı bir sağlık problemi olabilir!

Tüm dünyayı sarsan Covid-19 pandemisinde maske kullanımının çok ciddi koruyucu etkisi olduğunu ve yaşamsal önem taşıdığını artık hepimiz biliyoruz. Ancak maske kullanımı bazı kişilerde nefes almakta güçlük çekmeye yol açabiliyor. Bunun sorumlusu olarak genellikle ‘maske’ görülse de, aslında altta yatan neden burundan kaynaklı bir sağlık problemi olabiliyor. Maske ile nefes almakta sorun yaşayan kişilerin maskeyi uzun süre kullanmaları ise sık ve uzayan üst solunum yolu enfeksiyonlarına, özellikle de boğaz enfeksiyonlarına zemin hazırlayabiliyor. Zamanında müdahale edilmediğinde de bu rahatsızlar kronikleşerek daha ciddi sonuçlar oluşturabiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Altuğ Özagar bu nedenle maskeyle nefes almakta zorlanan kişilerin mutlaka bir hekime başvurmaları gerektiği uyarısında bulunarak, “Nefes alma organımız burundur. Burun sayesinde hava, konkaların ve septumun geniş mukozal yüzeyleri tarafından ısıtılıyor, neredeyse tamamen nemlendiriliyor ve büyük oranda filtre ediliyor. Dolayısıyla burun solunumun yetersizliği veya sadece ağız solunumu, tüm bu fonksiyonların kaybına veya azalması yol açıyor. Kuru, serin ve filtre edilmemiş havanın boğazdan geçerek akciğerlere ulaşması da üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarına neden olabiliyor” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Altuğ Özagar, burundaki sorunun tedaviyle ortadan kalkmasının maske kullanımının getireceği yararlara ek olarak, uzun süreli kullanımdan dolayı gelişebilecek problemleri ve Covid-19’a yakalanma durumunda da enfeksiyonun oluşturacağı yıkıcı etkileri azaltmak açısından da çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Peki burnumuzdaki hangi problemler maskeyle nefes almayı çekilmez hale getirebiliyor? Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Altuğ Özagar, maske kullanırken nefes alma güçlüğüne yol açan burundaki 4 sağlık problemini ve çözüm yollarını anlattı.

Septum deviasyonu

Septum deviasyonu; burnu ikiye bölen ve kıkırdak ile ince bir kemikten oluşan bölmenin eğri olması anlamına geliyor. Bu bölmedeki deformasyonlar burundan nefes alma sorunu yaratıyor. Sürekli maske kullanımı zaten sorunlu olan nazal solunumu azaltıp, oral solunumu artırıyor. Bu durum da kuru ve temizlenmemiş havanın boğazla direkt temasının artmasına ve boğazda farenjite yol açabiliyor. Bu nedenle eğri olan alanın cerrahi olarak düzeltilmesi çok önemli. Çoğunlukla endoskop kullanılarak yapılan ve sadece 30-35 dakika süren septum deviasyon ameliyatlarında hastaların yüzde 40’ında artık tampon kullanmaya gerek kalmıyor.

Konkalar (Burun etleri)

Burun anatomisinde septum dışında göze çarpan ikinci oluşum, burun boşluğunun yan duvarlarında boylu boyunca uzanan ve ‘konka’ olarak adlandırılan burun etleri oluyor. Konka boyutlarının büyük olmasına ‘konka hipertrofisi’ deniyor ve burun solunumunu zorlaştırdığı için genellikle radyofrekans, bir başka deyişle ses dalgasıyla küçültme işlemi uygulanıyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Altuğ Özagar yaklaşık 5-10 dakikada tamamlanan işlemi şöyle anlatıyor: “Radyofrekans yöntemi konkanın içine özel bir elektrot aracılığıyla belirli frekans ve güçte enerji verilmesi esasına dayanıyor. Burun etinde herhangi bir kesinin yapılmadığı bu operasyonda buruna tampon konulmasına gerek duyulmuyor.”

Alerjik rinit (Saman nezlesi)

Gözlerde ve burunda kaşıntı, hapşırma, burun tıkanıklığı ve burun akıntısı… Bazı hastalarda bu yakınmalara baş ağrısı, boğaz ağrısı, öksürük ve ses kısıklığı eşlik edebiliyor. Mukoza hastalığı olan alerjik rinit (saman nezlesi) burun solunumunu zorlaştıran bir diğer etkeni oluşturuyor. Genellikle kulak burun boğaz muayenesi ile tanı konuyor ve steroid içeren nazal spreylerle tedavi ediliyor.

Kronik sinüzit

Kronik sinüzit; sık olarak, örneğin yılda birkaç kez koyu burun ve geniz akıntısı, burunda tıkanıklık ile baş ağrısı gibi akut sinüzit ataklarıyla kendini gösteren ve endoskopik cerrahi yöntemlerle tedavi edilen bir diğer solunum yolu hastalığıdır. Dr. Öğretim Üyesi Altuğ Özagar  “Kronik sinüzitte çoğunlukla gördüğümüz ve patolojik burun etleri olarak da nitelendirebileceğimiz nazal polipler ise bir diğer burun tıkanıklığı sebebidir ve tedavisi kesinlikle cerrahidir.” diyor.

Kollarında ve bacaklarında şişlik varsa dikkat!

Kollarında ve bacaklarında şişlik varsa dikkat!

Vücudumuzdaki organ ile dokuları oluşturan hücreler anormal ve kontrolsüz bir şekilde büyümeye başladıklarında, bir kitle olarak karşımıza çıkabiliyor. İşte bu kontrolsüz büyüyen dokuya ‘tümör’ deniyor. Vücudun pek çok bölgesinde oluşabilen tümör, kemikleri de tehdit edebiliyor! Kemik tümörü denildiğinde akla ilk olarak kanser gelse de, aslında çoğu iyi huylu tümörler oluyor. Genellikle çocukluk ve ergenlik döneminde görülen kemik tümörünün tipik belirtisi olan ağrı ise  ‘büyüme ağrıları’ olarak nitelendirilip, atlanabiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selami Çakmak, özellikle akşam ve geceleri şiddetlenen tek taraflı ağrılarda zaman kaybetmeden bir hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Gece uyandıran tek taraflı ağrıya dikkat!

Kemik tümörleri ilk aşamalarda sinsi özellik sergileyebiliyor. Örneğin tümör dışarıdan fark edilecek bir büyüklüğe ulaşıncaya dek ağrısız bir seyir izleyebiliyor. Ağrılar ise sürekli ve hafif bir ağrı şeklinde olabiliyor. Hareket ve aktivite artışıyla şiddetlenmiyor. İstirahat halindeyken bile var olan ağrı, akşam ve gece kötüleşebiliyor. Doç. Dr. Selami Çakmak, özellikle geceleri uyandıran, tek taraflı kemik ağrısının kemik tümörünün sinyali olabileceğine dikkat çekerek, “Tümör çevresinde bulunan sinir dokusuna baskı yaparak o sinirin sorumlu olduğu bölgelerde uyuşma, karıncalanma ve kas güçsüzlüğü şeklinde de belirti verebiliyor. Ateş ve gece terlemesi de tümörün belirtileri arasında yer alabilir” diyor.

Çocuk ve ergenlerde daha sık görülüyor

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selami Çakmak her yaşta görülebilse de kemik tümörlerine çocuklarda ve ergenlik çağındaki gençlerde daha sık rastlandığını vurgulayarak, “Çocuklarda büyüme daha çok diz çevresinde olduğu için bu tümörler özellikle diz eklemi çevresinde sık yerleşim gösteriyor. Osteosarkom daha çok büyümenin en aktif olduğu çocukluk çağında yaygın görülüyorken, Ewing Sarkom gibi kötü huylu tümörler 5-20 yaş arasında daha sık tespit ediliyor. Multipl myelom ve kondrosarkom gibi diğer sık görülen kemik tümörlerine ise daha çok 50-70 yaş aralığında rastlanıyor” diyor.

Basit bir kistten kötü huylu tümörlere…

“Her tümör dokusu kanserdir, yani yayılır ve kötü huyludur, şeklinde bir kural yoktur” diyen Doç. Dr. Selami Çakmak, kemik tümörlerinin asıl oluşum sebebinin henüz bilinmediğini söylüyor. Doç. Dr. Selami Çakmak genetik yatkınlığın yanı sıra, radyoterapi tedavisi alan hastalarda görülme riskinin daha fazla olduğunu belirterek, diğer faktörleri şöyle anlatıyor: “En sık görülen iyi huylu kemik tümörleri kemikte oluşan basit kistin yanı sıra non-ossfiye fibrom, osteokondrom, enkondrom ve fibröz displazi adlı hastalıklardan kaynaklanıyor. Kötü huylu kemik tümörleri ise doğrudan kemiğin kendisinden oluşabiliyor ya da daha yaygın olarak meme, akciğer, böbrek ve prostat kanserleri gibi diğer organlara ait kanserlerin kemiğe yayılması şeklinde görülebiliyor. Kemiğin kendisinden kaynaklanan kötü huylu tümörler arasında en yaygın görülenler ise multipl myelom, osteosarkom, Ewing sarkomu ve kondrosarkom oluyor.”

Şişlik varsa, zaman kaybetmeyin

Kemik tümörlerinde kol ve bacaklarda ağrılı veya ağrısız bir şişlik de hissedilebiliyor. Bu durumda da zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerekiyor. Doç. Dr. Selami Çakmak bazen de iyi huylu olsa bile kemiği ileri derecede zayıflatan bir tümörün kemikte kırılmalara neden olabildiğini vurgulayarak, “Bu duruma ‘patolojik kırık’ deniliyor.” diyor.

Çevredeki dokuları tahrip edebiliyor

Kemiklerde görülen tümörlerin çoğunluğu iyi huylu tümörler oluyor. Genellikle fark edilebilir boyuta gelinceye dek belirti vermedikleri için sıklıkla başka sebeplerle çekilen röntgen, MR veya tomografi tetkiklerinde tesadüfen tespit ediliyor. Vücuda yayılma riskleri daha düşük olsa da, iyi huylu tümörler bulundukları yerdeki sağlıklı kemik ile yumuşak dokularda (kas, damar, sinir gibi) baskı ve tahribata yol açabiliyor. Dolayısıyla çoğunlukla tedavi gerektirmeseler de takip edilmeleri gerekebiliyor. Tanı konulma aşamasında doğru muayene, uygun tetkikler, tümörün tipi ve adını belirlemeye yönelik biyopsi, yani tümör dokusundan parça alınması işleminin doğru yapılması ise büyük önem taşıyor. Doç. Dr. Selami Çakmak tedavinin başarılı olabilmesinin ancak doğru planlama ve doğru yaklaşımla mümkün olabildiğini belirtiyor.

Ameliyat ne zaman gerekiyor?

“İyi huylu kemik ve yumuşak doku tümörlerinin her zaman cerrahi olarak çıkarılmaları gerekmeyebiliyor. Ancak takip edilmeleri önem arz ediyor.” diyen Doç. Dr. Selami Çakmak ameliyatın ne zaman gerekli olduğunu şöyle anlatıyor: “Tümör bulunduğu kemikte büyümeye devam ederse, kemikte zayıflamaya neden olup kırılmasına yol açabilecekse ve çevresindeki damar ile sinirler gibi dokularda baskı yapıp fonksiyon bozukluğuna yol açacaksa, ameliyatla çıkarılması gerekebiliyor.” Ameliyat gerektiren iyi huylu tümörlerin tedavisinde genellikle sadece cerrahi yöntem yeterli olurken, kötü huylu tümörlerde ameliyatın yanı sıra kemoterapi (ilaç tedavisi) ve radyoterapi (ışın tedavisi) yöntemine de başvurulabiliyor.

Bitki çaylarına dikkat

Bitki çaylarına dikkat

Kış aylarıyla birlikte hem gribal enfeksiyonlarda artış hem de Covid-19 enfeksiyonuna yakalanma endişesi herkesi bir takım bağışıklık güçlendirici besinlere ve alışkanlıklara yöneltiyor. Bunlardan biri de; halk arasında doğal şifa kaynakları olarak görülen bitki çayları. Ancak aman dikkat! Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, bitki çaylarının sağlığa birçok faydası bulunmakla birlikte; hipertansiyon, diyabet veya kanser gibi kronik hastalıklarda hastalığın şiddetini arttırabildiğini, üstelik kullanılan ilaçlarla da etkileşime girerek ilaçların ve tedavinin etkinliğini azaltabildiğini vurguluyor. Bununla birlikte dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli noktanın da; açıkta satılan bitki çaylarındaki tehlike olduğunu belirten Ece Öneş “Nereden temin edildiği bilinmeyen bitki çaylarında tarım ilaçları, çevresel toksinler, çinko, kurşun gibi ağır metaller, endüstriyel atıklar veya küf bulunabildiği gibi aynı zamanda uzun süre açık havayla temas eden bitki çaylarında aflatoksin denen bir mantar toksini bulunabilmektedir. Aflatoksin karaciğer hasarlarına yol açabildiği gibi uzun vadede karaciğer kanserine neden olabilmektedir. Bu nedenle bitki çayları bilinçli bir tüketim gerektirir, aksi takdirde şifa vermek yerine vücudunuza ciddi zararlar verecektir” uyarısında bulunuyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, kışın öne çıkan 10 bitki çayını ve bitki çayı tüketirken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Yeşil çay

Bitki çaylarının içerisinde en meşhuru olan yeşil çay, bileşiminde bulundurduğu epigallokateşin galat fitokimyasalı sayesinde metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı olur, yüksek antioksidan kapasitesi sayesinde düzenli tüketimde bağışıklık sistemini güçlendirici ve kronik hastalıklardan koruyucu etki gösterir. Ancak aynı zamanda yüksek miktarda kafein içerdiği için yüksek tansiyon hastalarında, kalp hastalarında, gebelerde ve emziren annelerde fazla tüketimi oldukça risklidir; bu gruba dahil olanların günde maksimum 1 fincan tüketmesi uygun olacaktır. Sağlıklı kişilerde ise günlük tüketim 2 fincanın üzerinde olmamalıdır.

Ekinezya

Gribal enfeksiyonlara karşı bağışıklığı güçlendirmek veya enfeksiyonu hafif geçirmek için çok sık kullanılan etkili bir bitkidir. Kış aylarında her gün 1 veya 2 fincan tüketilerek kür şeklinde uygulanabilmektedir, ancak bu tüketim şeklinin de 1 aydan uzun sürmemesi gerekmemektedir. Sağlığa faydalarının yanı sıra ekinezya; kolesterol ilaçları, alerji ilaçları ve doğum kontrol haplarıyla etkileşime girebilmektedir, bu ilaçları kullanan kişilerin ekinezya tüketiminden uzak durması gerekir. Ekinezya aynı zamanda alerjik reaksiyonlara da sebebiyet verebilen bir bitki çayı çeşididir.

Adaçayı

Soğuk algınlığı tedavisinde en etkili bitki çaylarından biri adaçayıdır. Bileşiminde bulunan cineol fitokimyasalı sayesinde öksürüğü önlemeye yardımcı olur. Aynı zamanda sakinleştirici etkisiyle de bilinen adaçayı sakinleştirici ilaçlarla birlikte kullanıldığında uykuya eğilimi çok fazla arttırabilmektedir. Aynı zamanda gebelikte kasılmaları da tetikleyebildiğinden gebelerin kullanması oldukça sakıncalıdır.

Kuşburnu

Kuşburnu C vitaminini en yoğun bulunduran bitkilerden biridir. İçerdiği yüksek C vitamini sayesinde antioksidan etki gösterir ve iltihabi hastalıkların birçoğunun tedavisinde kullanılır. Yüksek C vitamini içeriğiyle bağışıklık sistemini güçlendirir ve hastalıklara yakalanma riskini azaltır. Ancak günde 3 fincandan fazla tüketildiğinde ciltte kaşıntılara ve tahrişlere yol açabildiği gibi ağız, yemek borusu ve mide gibi sindirim kanalı organlarında da birtakım tahrişlere neden olabilir.

Kekik çayı

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş “Üst solunum yolu enfeksiyonlarında, başta mide olmak üzere sindirim sistemi problemlerinde ve idrar yolu enfeksiyonlarında tedavi amaçlı kullanılabilen kekik çayının genellikle bilinmeyen özelliği ise tansiyon düşürmesidir. Bu etkisi düşük tansiyonlu kişilerde risk oluştururken aynı zamanda yüksek tansiyon hastalarının kullandığı tansiyon düşürücü ilaçların da etkinliğini arttırarak hayati risk oluşturabilmektedir. Yüksek tansiyon hastalarının kekik çayını mümkünse hiç tüketmemesi, tüketilmesi durumunda ise uzman kontrolünde ilaçtan 2 saat sonra şeklinde düzenlenmesi önerilmektedir” diyor.

Zencefil çayı

Soğuk algınlığında, mide bulantısı başta olmak üzere mide-bağırsak rahatsızlıklarında sıklıkla kullanılan zencefilin çoğunlukla bilinmeyen özelliği ise safra salgısını ciddi şekilde arttırmasıdır. Bu nedenle safra kesesi rahatsızlığı bulunan kişilerin zencefili ve zencefil çayını uzman kontrolünde tüketmesi önemlidir. Mide bulantılarında kullanılmasından dolayı gebelerin sıklıkla başvurduğu bir çay olan zencefil çayının 1 g’dan fazla tüketimi adet söktürücü etkisi nedeniyle gebelerde düşük riskini arttırabilmektedir. Zencefil aynı zamanda pıhtılaşma bozukluğu olanların da mutlaka hekimine danışmadan tüketmemesi gereken bir bitkidir.

 Zerdeçal çayı

Zerdeçal çok güçlü antioksidan ve anti-inflamatuar özelliklere sahip bir fitokimyasal olan kurkumini içerir. Kurkumin, kan beyin bariyerini geçerek Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde olumlu etkiler gösterdiği gibi aynı zamanda kurkuminin eklem iltihaplanmalarının semptomlarını azaltabildiği ve kansere karşı koruyucu olduğu da bilinmektedir. Ancak tıpkı zencefil gibi zerdeçal da safra salgılarını arttırabildiği için safra kesesi hastalarının zerdeçal çayını da uzman kontrolünde tüketmesi önemlidir.

Sinemaki çayı

Sinameki çayı kabızlık tedavisinde kullanılabildiği gibi özellikle zayıflama çaylarında karşımıza sık sık çıkıyor. Ancak sinameki çayı bağırsaklarda kronik tembellik oluşturabiliyor ve bırakıldığında daha şiddetli kabızlığa yol açabiliyor. 3 haftadan daha uzun süreli düzenli tüketiminde ise bağırsaklarda kalıcı hasarlara yol açabildiği gibi tümör oluşumunu bile hızlandırabiliyor. Aynı zamanda sinameki düzenli kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilen bir bitki olduğundan sürekli kullanılan ilaç varsa hekime danışarak tüketilmesi oldukça önem taşımakta.

 Mate çayı

Son yıllarda popülerliği artmış olan mate çayı yoğun kafein içeriği sayesinde metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı olurken aynı zamanda idrar söktürücü ve ödem attırıcı etkileriyle de bilinmektedir. Ancak yoğun kafein içeriği nedeniyle yüksek tansiyon hastalarının ve kalp hastalığı bulunan kişilerin kesinlikle tüketmemesi gerekir. Gebelerin ve emziren annelerin tüketimine de uygun değildir. Sağlıklı kişilerde ise günlük tüketim 2 fincanın üzerinde olmamalıdır.

Beyaz çay

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş “Antioksidan kapasitesi en yüksek çaylardan biri olan beyaz çay başlıca etki olarak sindirimi kolaylaştırır. Tıpkı yeşil çay ve mate çayı gibi kafein içeriği yüksek çaylardan biridir ve çarpıntı veya uykusuzluk gibi problemlere yol açabilir. Yüksek kafein içeriği nedeniyle tansiyon ve kalp hastalarının, gebelerin ve emziren annelerin tüketimine uygun değildir. Sağlıklı kişilerde ise günlük tüketim 2 fincanın üzerinde olmamalıdır” diyor.

Turşunun gücünden faydalanın!

Turşunun gücünden faydalanın!

Bir yandan Covid-19 enfeksiyonu, bir yandan mevsimsel hastalıklar derken bağışıklık sisteminin güçlü olması her zamankinden çok daha önemli. Lezzetli olduğu kadar bağışıklığı güçlendirmeye katkı sağlamasıyla da öne çıkan besinlerden turşuya sofralarda yer vermek gerektiğini belirten Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, “Turşu yararlı bakterilerden oldukça zengin bir besindir ve başta bağırsak sağlığı olmak üzere bağışıklığın güçlenmesinde, metabolizmanın hızlandırılmasında ve kan şekerinin dengelenmesinde sağlığa olumlu katkıları bulunur. Yapılan son bilimsel çalışmalar ise turşunun kanserden koruyucu etkilerinin de olabileceği yönündedir. Ancak bu kadar çok faydası bulunan bir besinin kurulması, saklanması veya tüketilmesi sırasında yapılabilecek birtakım hatalar yararlı bakterilerin yerine zararlı bakterilerin sayısını arttırarak sağlığı olumsuz etkileyebilmektedir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, turşu kurarken, tüketirken ve saklarken dikkat edilmesi gereken 10 önemli kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Turşu yapacağınız besinleri özenle seçin

Turşusunu kuracağınız meyve ve sebzelerin taze, zedelenmemiş ve kaliteli olmasına özen gösterin. Eğer çürümeye veya bozulmaya başlamış bir meyve veya sebzeyi turşu kurmak için kullanırsanız turşu oluşum mekanizmasında gerekli olan yararlı bakterilerin oluşmasını/ çalışmasını engelleyebilir ve zararlı bakterilerin artmasına neden olarak besin zehirlenmelerine yol açabilirsiniz.

Plastik yerine cam kapları kullanın

Turşunuzu kuracağınız kabın cam olmasına dikkat edin. Çünkü sağlığa uygun olmayan plastik kapların yapımında kullanılan kanserojen maddeler turşunun içerisine geçebilir ve bu durum sağlık için oldukça büyük bir risk yaratır. Sağlık için riskinin yanı sıra küresel ısınmayı arttırmamak için de plastik kullanımını en aza indirmemiz gerektiğinden turşu kurmak için en iyi tercihin cam kaplar olduğunu unutmamak gerekir.

Turşu kurmadan önce besin ve kap temizliğine dikkat edin

Turşu kurarken kullanacağınız besinlerin öncesinde çok iyi temizlenmiş olması gerekmektedir. Aynı şekilde kullanacağınız kap, kaşık, kepçe vb. malzemelerin de iyi temizlenmesi gerekmektedir ancak bu malzemelerde temizlik malzemesi kalıntısı da kalmamasına dikkat edilmelidir. Kalıntı temizlik malzemeleri sağlık için risk oluşturmakla beraber mayalanmanın oluşmasını da engeller.

İçme suyu kullanın

Besinlerinizi koyacağınız tuzlu salamura suyun temiz olması oldukça önemlidir. Bu nedenle güvenli olmayan kaynaklardan alınmış veya çok beklemiş suların içerisinde zararlı bakterilerin olduğu unutulmamalı ve turşu için asla kullanılmamalıdır. Temiz olmayan su ile hazırladığınız turşunun içerisinde zararlı bakteriler çok fazla üreyeceğinden besin zehirlenmelerine yol açabilir.

Tuzu kararında kullanın

Uzman Diyetisyen Ece Öneş “Turşu için tuz olmazsa olmazdır. Turşunun oluşum mekanizmasındaki yararlı bakterilerin üremesi ve zararlı bakterilerin oluşumunun engellenmesi için yeterli miktarda tuz varlığı çok önemlidir. Turşunun tuzu az konulduğunda yumuşama ve suda bulanıklaşma görülürken; tuzu fazla konulduğunda ise olgunlaşma süresi uzadığı gibi tadı da fazla tuzlu olacaktır. Bu nedenle hazırlanacak salamura suyunun 1 litre suya 80 gram tuz eklenerek (yüzde 8’lik tuzlu su) hazırlanması oldukça önemlidir” diyor.

Kaya tuzu tercih edin

Eğer turşunuzun yumuşamasını istemiyorsanız tuz tercihinizi kaya tuzundan yana kullanın. Sofra tuzuyla yapılan turşular kaya tuzuyla yapılan turşulara göre çok daha kısa sürede yumuşamaktadır. Kaya tuzu kullandığınızda da yüzde 8’lik (1 litre suya 80 gram kaya tuzu) tuzlu su hazırlamanız yeterli olacaktır.

Sirke ve limon tuzu kullanın

Eğer turşunuzu taze fasulye gibi asitliği az olan bir sebze veya meyveyle kuracaksanız turşu oluşumunu sağlayabilmek için daha fazla tuz koymanız gerekir. Ancak tuzu ne kadar arttırırsanız sağlık açısından o kadar risk oluşturacağından tuz yerine limon tuzu kullanarak aynı mekanizmanın gerçekleşmesini sağlayabilirsiniz. Turşu oluşumunda zararlı bakterilerin kontrolsüz üremesini engelleyen sirkeden de turşu yapımı sırasında destek alabilirsiniz.

Karanlıkta, uygun sıcaklık ve uygun sürede bekletin

Turşunuzu kurdunuz, sıra geldi bekletmeye. Turşunuzun karanlıkta ve 18-20 derecede beklemesi gerekmektedir. Eğer 20 derecenin üzerinde bir sıcaklıkta bekletilirse zararlı bakterilerin hızla artması söz konusuyken 18 dereceden daha düşük bir sıcaklıkta bekletilmesi ideal bir turşu oluşumunu engeller. En ideal bekletme süresi ise genellikle 4-6 haftadır.

Beyaz tabakayı takip edin

Sebze veya meyveleriniz mayalanmaya başladıktan sonra en üst kısımda oluşan beyaz tabakanın takip edilmesi ve görüldüğü anda hemen alınması gerekir. Bu tabaka hemen alınmazsa küf oluşmasına ve dolayısıyla turşunun bozulmasına neden olur. Eğer uygun oranda tuz eklenmediyse ve/veya uygun sıcaklıkta bekletilmediyse beyaz tabaka görülme olasılığı daha yüksektir.

Tüketirken dikkat!

Uzman Diyetisyen Ece Öneş “Turşunun sağlığa yararları oldukça fazladır ancak tuzlu bir besin olduğu ve sodyum içeriğinin yüksek olduğu unutulmamalıdır. Örneğin beyaz lahananın 100 gramında 12 mg sodyum bulunurken 100 gram lahana turşusunda yaklaşık 300 mg sodyum bulunmaktadır. Bu nedenle eğer hipertansiyon hastasıysanız, herhangi bir kalp-damar hastalığınız varsa, kronik böbrek yetmezliği hastasıysanız, sık sık ödem problemleri yaşıyorsanız veya mide problemleriniz varsa turşunun sık tüketilmesi size yarar sağlamadığı gibi zarar verecektir” diyor.

Yüksek kan şekeri bağışıklık sistemini zayıflatıyor

Yüksek kan şekeri bağışıklık sistemini zayıflatıyor

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19’dan korunmanın yaşamsal öneme sahip olduğunu uzmanlar her fırsatta dile getiriyorlar. Özellikle diyabet hastalarının başta sosyal mesafe kuralı olmak üzere diğer tüm kurallara aynı titizlikle devam etmeleri çok önemli, çünkü Covid-19 bu hastalarda daha sık görülebiliyor ve daha ağır seyredebiliyor. Tüm enfeksiyonlarda olduğu gibi, Covid-19 enfeksiyonunda da kan şekeri kontrolünün sağlanması ise enfeksiyonun şiddetini azaltmada kilit rol oynuyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler ülkemizde her 14 kişiden birinde tip 2 diyabet görüldüğüne dikkat çekerek, “Covid-19 diyabetik hastalarda daha ağır seyrediyor, hatta hastanın hayatını kaybetmesine neden olabiliyor. Ancak diyabetik hastalar bu pandemi döneminde kan şekerinin düzenli seyretmesini sağlayacak önlemler başta olmak üzere, bazı konulara dikkat ederek, enfeksiyona karşı bağışıklık sistemlerini güçlü tutabilirler. Böylece Covid-19’dan korunabilir ya da bu enfeksiyonu kolay yenebilirler” diyor.  Peki tip 2 diyabet hastaları sağlıklarını riske atmamak için neler yapmalı, nelerden kaçınmalılar? Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler diyabet hastalarının Covid-19 pandemisinde almaları gereken önlemleri anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Önceliğinizin korunmak olduğunu unutmayın

Covid-19;  bu hastalığı taşıyan kişilerin ağız ile burunlarından çevreye yayılan ve  ‘damlacık’ adı verilen solunum yolu sıvılarının mikroskobik zerrecikleriyle bulaşıyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Virüsten korunmada sosyal mesafeye dikkat etmek, ağız ve burnu kapatacak şekilde maske kullanmak ve ellerimizi sık sık yıkamak, korunmanın altın kurallarıdır. Sadece diyabet hastalarında değil, her bireyde ilk öncelik enfeksiyondan korunmak olmalı” diyor.

Kan şekerinizi düzenli kontrol edin

Yüksek kan şekeri bakterilerin vücutta yerleşmesini ve enfeksiyona yol açmasını kolaylaştırıyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Covid-19 bir virüs enfeksiyonudur ve virüsler şekerle beslenmezler. Ancak yüksek kan şekeri virüslerle mücadele eden bağışıklık sisteminin çalışmasını ve virüslerle savaşma yeteneğini bozar” diyerek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu nedenle kan şekeri kontrolü diyabet hastalarında her tür enfeksiyonla savaş için son derece önemlidir. Evde kan şekeri ölçüm cihazlarıyla yapılan ölçümler kan şekeri kontrolünün olmazsa olmazıdır. Diyabet hastası ne kadar sık ölçüm yaparsa kan şekeri o kadar düzenli seyreder. Ayrıca doktor tarafından önerilen ilaçların düzenli kullanımı da kan şekeri takibinde önemlidir”

Sağlıklı beslenin, öğün atlamayın

Diyabetik hastaların düzenli beslenmeleri hem kan şekeri kontrolünü sağlamak hem de bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasını kolaylaştırmak için şart. Bu dönemde yapılan en önemli beslenme hatası ise öğün atlamak oluyor. Ayrıca uyku düzeni bozulan hastalarda gece atıştırmaları hem kilo aldırması hem de kan şekerini yükseltmesi açısından sakıncalı.

Uyku süresine dikkat

Covid-19 pandemisinde özellikle evde uzun süre zaman geçirmek zorunda kalan pek çok hastanın uyku düzeninin bozulduğu, pek çok kişinin gece geç yatma alışkanlığı edindiği, uzmanlar tarafından gözleniyor.  Gece uykusu bağışıklık sistemi için çok önemli ve gündüz uykusu gece uykusunun yerini tutmuyor. Dolayısıyla uyku süresi ilerleyen yaşlarda azalmakla birlikte, en az 6-8 saatlik uyku öneriliyor.

Fayda sağlamak yerine zarar verebilir!

Her sağlıklı besinin diyabet hastasına uygun olmadığını unutmayın. Bağışıklık sistemini güçlendiren ve enfeksiyonlarla savaşta faydalı olan bazı besin ve içecekler diyabetik hastalarda kan şekeri kontrolünü bozabiliyor ve fayda sağlamak yerine zarar verebiliyorlar.  Bunların başında bal, pekmez ve meyve suyu geliyor. “Taze sıkılmış olsa dahi meyve suyu konsantre ve meyve posasından arındırılmış, kolay emilen şeker içeriyor. Bal ve pekmez de hem yoğun hem de kolay emilen şekerli gıdalardır” diyen Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, bu tür besinlerin tüketilmeleri kan şekerini yükselteceği için hedeflenenin aksine bağışıklık sisteminin çalışmasını bozabildiği uyarısında bulunarak, “Diyabet hastasının diyetteki en önemli yasağı bu tür yiyeceklerdir, bunlar hiç tüketilmemelidir” diyor.

Kilo almaktan kaçının

Pandemi süreci eve kapandığımız ve hareketsiz olduğumuz bir dönem. Hem hareketin azalması hem de sıkıntı nedeniyle iştahın artması ve kontrolsüz beslenme, tüketilen besinlerin içeriği diyabetik beslenmeye uygun olsa dahi, kilo aldırabiliyor. Özellikle tip 2 diyabet hastalarında kilo almak ve vücut yağ dokusunun artması diyabet kontrolünü bozuyor ve kan şekerinin yükselmesine yol açıyor.

Her gün 30 dakika egzersiz şart!

Sağlıklı olmak için mutlaka düzenli egzersiz yapılmalı. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, en çok önerilen egzersizin açık havada yürüyüş olduğunu belirterek, “Ancak pandemi döneminde açık havaya çıkmak bile dönem dönem mümkün olmadığı için hareketsizlik en büyük problemlerden biri haline geldi. Yürüyüş yapmak mümkün olmasa bile evde yapılabilecek egzersizleri uygulamak gerekir” diyor. Dans etmek, kol-bacak hareketleri yapmak, hatta sabit bir noktada durarak yürüme hareketi yapmak bile uzun dönemde hareketsizliğin getireceği zararları azaltıyor. Her gün en az 30 dakika yürümeyi veya evde egzersiz yapmayı asla ihmal etmeyin.

Evde kendinizi oyalayacak hobiler edinin

Pandemi döneminde sosyalleşmenin azalması ve evde yalnız olmak endişe ile depresyon şikayetlerini arttırdı. Bu tür psikolojik değişimler beslenme ve uyku düzeni başta olmak üzere, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını olumsuz yönde değiştirerek, hem kan şekeri dengesini hem de bağışıklık sistemi dengesini bozma riski taşıyor. Sosyalleşme her yaştan birey için önemli elbette. Ancak gereklilik durumunda evde zaman geçirmeyi kolaylaştıracak ve ruh sağlığınızı koruyacak hobiler edinmeniz çok önemli. Bulmaca çözme, örgü örme, ahşap boyama, evi tekrar düzenleme, çiçek yetiştirme gibi pek çok uğraş yeniden keşfedilmeyi bekliyor.

Gripte maske, sosyal mesafe ve hijyenin olumlu etkisi var

Gripte maske, sosyal mesafe ve hijyenin olumlu etkisi var

Sonbaharda meydana gelen ısı değişimi, yeni mevsime uyum sağlayabilmeleri için tüm canlılarda bazı değişikliklere yol açıyor. Ağaçların yaprak dökmesi gibi insan vücudunda da mevsimsel dönüşüme hazırlık sırasında bağışıklık sisteminde zayıflamalar olabiliyor.

Aynı zamanda havanın serinlemesi ile nezleye ve gribe yol açan virüslerin sayısının arttığına da dikkat çeken Acıbadem Kadıköy Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, “Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalıkları olanlar bağışıklık sistemlerindeki zayıflık nedeniyle grip salgınından daha çok etkileniyor. Bu nedenle özellikle bu grubun aşı olmasını öneriyoruz” diyor. Dr. Yaser Süleymanoğlu, gripten korunmanın 10 etkili yolunu anlatırken Covid-19 tehdidi ve grip arasındaki ilişki hakkında da “Covid-19 hastalığı geçirmekte olan kişinin grip olup olmayacağını ya da tam grip geçiren kişinin Covid-19’a yakalanıp yakalanmayacağını henüz bilmiyoruz” açıklamasında bulunuyor.

Bağışıklık sistemi zayıf olan gribe yatkın

Sonbahar ve kış mevsiminde ortaya çıkan “rinovirüs, koronavirüs, adenovirüs ve repsiratuvar sinsiyatal virüs” aileleri neredeyse hepimizin yakındığı nezle ve soğuk algınlığı şikayetlerine neden oluyor. Bu rahatsızlıklar daha kolay atlatılsa da yüksek ateşe neden olan grip daha tehlikeli bir hal alabiliyor. Gribe yol açan influenza virüsünün her yıl değişkenlik göstererek yeni bir türüyle ortaya çıktığını kaydeden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, “Bağışıklık sistemimiz bu virüslerin önceki türünü tanıdığı için tekrar nezle ya da gribe yakalanma riski artlar. Hele çocuklar, yaşlılar ya da diyabet, kalp, yüksek tansiyon, KOAH ve astım gibi hastalıkları olanlar, bağışıklık sistemlerinin zayıf olması nedeniyle gribe daha yatkın oluyor” diye bilgi veriyor.

Covid-19 ve grip ilişkisi henüz net değil

Bu yıl akla takılan en büyük soru, halen devam eden pandemi sürecinde Covid-19 ve influenza virüslerinin birbirine olan etkisi ya da risk artırıcı yönleri olup olmadığı. “Grip olmak Covid-19’a yakalanma riskini artırıyor mu? Hastalığın daha ciddi seyretmesine yol açabiliyor mu?” sorularının cevabının henüz bilinmediğini ifade eden Dr. Yaser Süleymanoğlu, şunları söylüyor:

“Bu yıl nezle ve grip salgınının daha az olacağını düşünüyoruz. Çünkü Covid-19 salgınından korunmak için hijyen kurallarına çok dikkat ediliyor. Gribal virüsler damlacık yoluyla yayılıyor. Artık el sıkma, öpüşme gibi sosyal ilişkilerimiz olmadığı için sosyal mesafeye dikkat edildiği için gribin yayılma seviyesi daha düşük olabilir.”

‘Belirtileri dikkate alın, hekime başvurun’

Grip ve Covid- 19’un ortak belirtileri olduğunu, her iki hastalıkta da kırgınlık ve yüksek ateş görüldüğünü hatırlatan Dr. Yaser Süleymanoğlu, “Covid-19’da tat ve koku almada sorunlar, nefes darlığı ve kuru öksürük yaşanıyor. Gripte de burun tıkanıklığı ve boğaz ağrısı daha sık görülüyor. 39 derecenin üstünde ateş, nefes darlığı, şiddetli baş ağrısı, ağır öksürük ve ya genel durum bozukluğu halinde hemen hekime başvurmak gerekir” diye uyarıyor. Grip ve nezleyi önlemek için antibiyotik kullanmanın son derece zararlı olduğunu, antibiyotikler nedeniyle var olan savunma sisteminin çöktüğünü ve bu durumun da virüslerin çoğalmasına zemin hazırladığını vurgulayan Dr. Yaser Süleymanoğlu, etkin korunma yollarını şöyle sıralıyor:

 

  1. Maske takmak, sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uymak,
  2. Bol yeşillik, narenciye, meyve, havuz, soğan, sarımsak, çörek otu ve zerdeçal tüketmek, kısaca protein ve vitaminden zengin beslenmek,
  3. Bol sıvı tüketmek,
  4. Yaşam alanlarını temiz tutmak ve sık sık havalandırmak,
  5. Kalabalıklardan uzak durmak,
  6. Beslenme ile karşılanamıyorsa takviye olarak C ve D vitaminlerini almak,
  7. Aktif, tempolu yürüyüşler yapmak,
  8. Ev ortamını ideal ısı düzeyi olan 21-22 derecede tutmak,
  9. Düzenli bir şekilde günde ortalama 7-8 saat kesintisiz uyumak,
  10. 65 yaşın üzerindekileri, çocukları, hamileleri ve diyabet, astım, KOAH, kalp, börek, kan hastalığı ve hipertansiyon gibi kronik hastalıkları olanları grip ve zatürreye karşı aşılamak.