Yazılar

Saçlarınızı güneşten korumanın yolları!

Saçlarınızı güneşten korumanın yolları!

Güneşin, denizin ve özellikle de tatil havasının üzerimizde yarattığı olumlu etkiye rağmen, yaz ayları saçlar için yıpratıcı bir mevsim olabiliyor. Gerekli önlemler alınmazsa, güneş ışınlarının yol açtığı hasarlar nedeniyle uçları kırılmış, elastikiyeti azalmış, parlaklığını yitirmiş ve rengi solmuş saçlar, özellikle açık renkli ve ince telli saçları olan kadınlar için kaçınılmaz bir hal alıyor. Havuzun klorlu suyu da tüm bu hasarların katlanarak artmasına neden oluyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Dicle, bu nedenle yaz aylarında cildimizin yanı sıra saçlarımızı da güneş ışınlarından korumaya özen göstermemiz gerektiğini belirterek, “Saçlarımıza vereceği zararları azaltmak için ultraviyole ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11:00 – 15:00 saatleri arasında güneş altında kalmamak, şapka ve eşarp gibi aksesuarlar ile korunmak büyük öneme sahip. Bunların yanı sıra UV filtreli saç bakım ürünlerini kullanmak, yıpratıcı kozmetik işlemlerden kaçınmak ve nemi korumak amacıyla bu mevsime özel saç ürünlerini tercih etmek, dikkat etmemiz gereken en önemli kurallardır” diyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Dicle, yaz aylarında saçlarımızın yıpranmaması için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Şapka veya eşarbınızı mutlaka takın!

Yaz aylarında ‘ultraviyole ışınlarından korunma’ dendiğinde aklımıza gelen şey, cildimizi korumak oluyor. Ancak saçlarımızı da güneşin zararlı ışınlarına karşı korumayı ihmal etmememiz gerekiyor. Saçlarınızı ultraviyole ışınlarından en iyi şekilde korumayı, güneşe çıkarken kullanacağınız şapka ya da eşarp gibi aksesuarlar sağlıyor. Bu tip aksesuarları, özellikle deniz ve havuz kenarında takmayı mutlaka alışkanlık edinin.

Saçlarınızın rengini açtırmayın!

Saçlarınızı boyatıyorsanız, yaz aylarında koyu renkleri tercih etmenizde fayda var. Zira, koyu renkli kalıcı saç boyaları ultraviyole ışığını zayıflatarak, saç lifindeki proteinin hasarını azaltan pasif bir foto filtre işlevi görüyor. Boya molekülü ışığın enerjisini emerek koruma sağlıyor. Dolayısıyla saç boyasının rengi ne kadar koyu olursa, boya tarafından o kadar fazla ışık koruması sağlanıyor. Ayrıca saç tellerinin doğal ışıktan korunması melanin pigmentiyle gerçekleşiyor. Melanin ultraviyole ışınlarıyla parçalandığında, güneş ışınlarının saçlara verdiği en önemli hasar olan foto ağarma sorunu oluşuyor. Foto ağarma özellikle rengi oksitlenerek sarartılmış saçlarda belirgin görülüyor. Bu nedenle yaz aylarında saçların rengini açma ve açık renklere boyama işlemlerinden kaçınmanız gerekiyor.

Yıpratıcı kozmetik işlemler yaptırmayın

Günlük yaşantımızda hatalı tarama, saçları boyamakta kullanılan oksidatif renklendiriciler, perma ya da kalıcı düzleştirme işlemleri gibi saç sağlığımızı olumsuz etkileyen çok sayıda faktör mevcut. Bu etkenler sonrasında saç hasarı; kırılma, parlaklık ve renk kaybı, kırık saç uçları ile elektriklenme şeklinde kendini gösteriyor. Güneş ışığından zarar gören saç proteinleri nedeniyle saç lifinin çekme direnci azaldığı için saçlar tarandığında, gerildiğinde ve şekillendirici uygulamalar yapıldığında saç tellerinin kırılma riski daha yüksek oluyor. Dolayısıyla yaz aylarında saçları yıpratan etkenlerden kaçınmanız ayrı bir önem taşıyor.

Sıcak su kaynaklarından uzak durun

Yaz aylarında yapılan buhar banyoları, hamam ve sauna kullanımı, sıcak suyla uzun süreli alınan duşlar ve sıcak ısıda kullanılan kurutma makineleri saçlarda belirgin yıpranmaya neden oluyor. Bu dönemde saçlarınızda ortam ısısının yol açtığı buharlaşmayı arttırmamak için kısa süreli ılık banyoları tercih edin ve saçlarınızı doğal ortamda kurumaya bırakın.

Saçları nemlendiren şampuanları tercih edin

Denizin tuzlu ve havuzun klorlu suyu nedeniyle yaz aylarında saç tellerinde belirgin kuruma görülüyor. Bu nedenle yaz aylarında nemlendirme özelliği taşıyan şampuan ve şaç kremleri kullanmanız, dikkat etmeniz gereken bir başka önemli kuralı oluşturuyor.

Saçlarınızı güneşten korumanın yolları!

Yoğun nem veren maske önemli!

Yaz aylarında saç telleri aşırı kuruyabildikleri için yoğun nem veren maskeler ve durulanma gerektirmeyen nemlendirici saç yağları, bu mevsimin vazgeçilmezleri olmalı. Saçlarınıza haftada bir gün nemlendirici maske yapmayı ihmal etmeyin.

UV filtreli saç bakım ürünlerini kullanın

Saç boyalarına ek olarak, saça bir miktar ışık koruması sağlayabilen çeşitli saç bakım ürünlerinden de faydalanabilirsiniz. Bu ürünler arasında UVB ve UVA güneş koruma faktörleri eklenmiş saç kremleri, maskeler, şekillendirici jeller ve saç spreyleri yer alıyor. Ayrıca,  özellikle UVA ışınlarının boyalı saçın rengini değiştirmesi nedeniyle, boyalı saçlar için tasarlanmış olan saç bakım formülasyonlarına, saç boyasının ömrünü uzatmak amacıyla güneş koruma faktörleri de eklendi. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Dicle, “Ancak bu tür koruma yaklaşımlarındaki temel sorun, bu ürünlerin saçta fazla süre kalmamaları ve kafadaki her bir saç telinin tüm yüzey alanını koruyan eşit bir film tabakası oluşturamamalarıdır. Sadece bu ürünlere güvenmek için henüz elimizde yeteri kadar veri mevcut değil” diyor.

Saçlarınıza gerekenden fazla şampuan kullanmayın!

Yaz aylarında daha fazla terlediğimiz için saçlarımızı sık yıkama ihtiyacı duyabiliyoruz. Ancak sık yıkadığınızda her seferinde şampuanlama yaparsanız, zaten sıcaktan nemini kaybetmiş olan saç tellerinizin daha fazla yıpranmasına, daha önemlisi saçlı deride kurumalara ve kepeklenmelere yol açabilirsiniz. Dolayısıyla, temel yapısında hasar oluşmaması için saçlarınızı günde bir kereden fazla şampuanlamaktan kaçınmalısınız.

Havuzda bone kullanın ve çıkınca hemen durulanın

Düzenli olarak klora maruz kalmak saçları kuru ve kırılgan hale getiriyor. Ancak yüzme havuzları en önemli hasarı boyalı saçlara veriyor, zira klor saçların rengini değiştirebiliyor. Bundan kaçınmak için en iyi yöntem havuz kullanımlarında bone takmaktır. Yüzdükten sonra saçlarınızı hemen temiz suyla iyice durulamak da her zaman iyi bir fikir olacaktır.

Saçlarınızı güneşten korumanın yolları!

Botanik özlerin desteğini alabilirsiniz

Botanik özlerde bulunan antioksidanlar saçlarımızı yaz mevsiminin olumsuz etkilerine karşı koruyabiliyor. Durulanmayan saç kremlerine eklenen ve antioksidan açısından zengin enginar özü (Cynara scolymus L.) ultraviyole ışınlarına maruz kalan saç tellerini yağ ve protein bozulmasından koruyabiliyor. Ayrıca pirinç özü (Oryza sativa L.) saçın gerilebilme gücünü artırırken, tanen açısından zengin nar özü (Punica granatum L.) boyalı kırmızı saçların renginin güneş ışığı nedeniyle solmasını önleyebiliyor. Yapılan çalışmalarda; antioksidan bir molekül olan kuarsetin gibi yüksek miktarlarda flavonoidler içeren hanımeli özü (Lonicera japonica Thunb.) ve çay için de benzer sonuçlar gözlenmiş.

 Güneş saçlarımızı nasıl yıpratıyor?

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Dicle, zararlı ultraviyole ışınlarının saçlarımızı nasıl yıprattığını şöyle anlatıyor:

  • Saç telleri, proteinlerin ve yağların dizilimiyle oluşmuş, rengini tıpkı deride olduğu gibi melanin pigmentinden alan karmaşık bir yapı. Yazın yeryüzüne güçlü bir şekilde ulaşan ultraviyole ışınları, saçın bu üç temel maddesine zarar veriyor. Işınların emilmesiyle saçların yapısındaki yağlarda hasar meydana gelince parlaklık azalıyor, proteinlerin parçalanması sonucu liflerin kalitesi bozulunca kırıklar oluşuyor ve pigment hasarıyla da foto ağarma gerçekleşiyor.
  • Ayrıca yaz mevsiminde, yüzde 10 ila 15’ i sudan oluşan saç tellerinde bir yandan yüksek ısı nedeniyle oluşan buharlaşma, diğer yandan tuzlu deniz suyundaki yoğunluk farkı nedeniyle suyun dışarı çekilmesi sonucu belirgin bir nem kaybı görülüyor. Havuz kullanımlarında klorlu su, tüm bu hasarları katlayarak arttırıyor. Bunların ardından da saçlarda belirgin bir kuruma oluşuyor. 

Covid-19 saçları da dökebiliyor!

Covid-19 saçları da dökebiliyor!

Sağlıklı saç derisinde ortalama 100 bin adet saç yer alıyor ve tararken ya da yıkamaya bağlı olarak günde 100–150 adet saç teli dökülmesi olağan kabul ediliyor. Ancak günde 300-500 adet saç teli dökülüyorsa ve bu durum kronikleşmişse, altta yatabilecek etkenlerin mutlaka araştırılması ve tedavi edilmesi gerekiyor. Hızlı kilo kaybetmekten tiroit hastalığına, hormonal değişimlerden doğum yapmaya, dengesiz beslenmekten ateşli enfeksiyon geçirmeye kadar pek çok etken sorumlu oluyor saçlarımızın dökülmesinden. Uzmanlar son zamanlarda saç dökülmesinde etkili olan bir başka faktöre daha dikkat çekiyor; çağımızın önemli bir sorunu olan Covid-19 enfeksiyonunun saçlarda yarattığı tahribata!

Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, Covid-19 pandemisinde saç dökülmesi sorununun daha sık görüldüğünü belirterek, “Pandemi döneminde yaşanan aşırı stresin yanı sıra, Covid-19 enfeksiyonu geçiren hastalarda oluşan sitokin salınımı, ilaç kullanımı, yüksek ateş, öksürük ve düşük oksijen satürasyonu gibi faktörler bu artışta etkili oldu. Öyle ki yapılan çalışmalara göre; Covid-19 enfeksiyonu geçiren her dört hastadan birinde saç dökülmesi sorunu yaşanıyor” diyor. Enfeksiyon ne derece ağır geçirilirse, saç kaybı da o derece şiddetli oluyor.

Günümüzde ilaç tedavileri ilerlemiş saç kayıplarında yeterli etki sağlayamazken, saç ekimi prosedürleri de meşakkatli oluyor ve mevcut saç sayısını artırmıyor. Son yıllarda sıkça uygulanan PRP ile lazer yöntemleri ise kronik ve ciddi saç kayıplarına kalıcı çözüm sunabiliyor; üstelik gündelik yaşamdan kopmamıza gerek kalmadan. Bu yöntemler deri altındaki kan dolaşımını artırarak saçsız alanlarda saç çıkmasına ve mevcut saçların güçlenmesine destek oluyor. Böylece yeniden gür, sağlıklı ve volümlü saçlara kavuşmamızı sağlıyor!

Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, saç dökülmesinde en sık uygulanan 4 yöntemi anlattı; önemli önerilerde bulundu!  

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz

PRP / Trombositten zengin plazma

Erkek tipi saç dökülmesinde (androgenetik alopesi) umut veren sonuçları olan PRP yöntemi ayrıca skatrisyel alopesiler (kıl foliküllerinde sürekli yıkımla oluşan ve kalıcı saç kaybına neden oluşan hastalıklar) ve kronik saçkıran (alopesi areata) sorununda da etkili olabiliyor. Yöntem saçların sıklığını, kalınlığını, direncini ve kalitesini artırarak yüz güldüren sonuçlar sunuyor.

Trombositten zengin plazma anlamına gelen PRP (Platelet / Rich – Plasma) kişinin kendi kanından, steril şartlarda, özel cihazlarla santrifüj edilerek hazırlanan ve yüksek konsantrasyonda trombosit içeren plazma sıvısıdır. Bu plazma sıvısında, tam kandaki trombosit konsantrasyonundan 2-7 kat daha fazla trombosit yer alıyor. PRP’de trombositlerin yan sıra 20’den fazla büyüme faktörü de bulunuyor. Yöntemin etki mekanizması, trombositlerin alfa granüllerinde bulunan büyüme faktörleri üzerinden oluyor. PRP saçlara enjekte edildiğinde trombositlerden birçok büyüme faktörü salınıyor. Bu faktörler saçlı deride kanlanmayı artırıyor, yeni kollajen sentezini tetikliyor ve iltihaplanmayı azaltıyor. Bu etkiler sayesinde saçların sıklığı, kalınlığı ve kalitesi artıyor.

Nasıl uygulanıyor?

Kişiden az miktarda alınan kan örneği, özel bir tüpün içine konuluyor. Ardından bu tüp steril şartlarda, kan bileşenlerinin ayrışmasını sağlayan santrifüj cihazına yerleştiriliyor. Cihazda yapılan ayrıştırma işlemiyle kandaki trombositler ve büyüme faktörleri diğer kan bileşenlerinden ayrılıyor. Böylece saçlarda kullanılacak olan trombosit ve büyüme faktörlerinden zengin olan plazma hazırlanmış oluyor. Bir sonraki aşamada, elde edilen bu materyal, ihtiyaç duyulan saç köklerine enjekte ediliyor. İşlem sonrasında gelişebilen baş ağrısı, noktasal kanama, morarma, kızarıklık, kaşıntı, kepeklenme ve ödem gibi yan etkiler kısa sürede kayboluyor.

Kaç seans gerekiyor?

Genellikle ayda bir kez olmak üzere 3 seans uygulanıyor. 3-6 ay ara sonrasında tekrar 3 seans veya yılda 3 seans şeklinde devam edilmesi öneriliyor.

 LAZER VE IŞIK YÖNTEMLERİ

Işık ve lazer yöntemleri özellikle androgenetik alopesi (erkek tipi saç seyrelmesi) ve alopesi areata (saçkıran), kemoterapiye bağlı saç dökülmeleri ve skatrisyel alopesilerde (kıl foliküllerinde sürekli yıkımla oluşan ve kalıcı saç kaybına neden olan bir grup hastalık) fayda sağlıyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, bu yöntemlerin nasıl uygulandığını şöyle anlatıyor:

Düşük seviyeli lazer

Halk arasında ’soğuk lazer’ ve ‘yumuşak lazer’ olarak da bilinen ‘düşük seviyeli lazer yöntemi’ (low-level laser therapy) kafa derisine nüfuz edebilen ve kızıl ötesi radyasyon yayan cihazlarla gerçekleştirilen, saç kaybında etkili bir ışık yöntemdir. Yapılan çalışmalarda; düşük seviyeli lazer yönteminin özellikle erkek tipi seyrelme sorunu yaşayan kadın ve erkeklerde saç sayısını, sıklığını, kalınlığını ve gövdesinin direncini artırabildiği gösterilmiş. Aynı zamanda saçkıran ve kemoterapiye bağlı saç dökülmeleri ile skatrisyel alopesilerde de fayda sağlıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Nasıl uygulanıyor?

Düşük seviyeli lazer yöntemi 650-900 nm dalga boyunda ışık veren cihazlarla uygulanıyor. Yöntem saçlı deride kanlanmayı artırarak etki gösteriyor. Saç dökülmesi ve saçlı deride oluşabilen kaşıntı gibi yan etkiler de kısa sürede ortadan kayboluyor.

Kaç seans gerekiyor?

Düşük seviyeli lazer yöntemi genellikle haftada 2-3 kez 15-20 dakika şeklinde (24 hafta-24 ay) uygulanıyor.

Fraksiyonel lazer

Fraksiyonel lazerler tek başına veya diğer medikal/ cerrahi yöntemlerle birlikte erkek tipi saç seyrelmesi ve alopesi areata (saçkıran) sorununda etkili oluyor. Kıl köklerindeki iltihaplanmayı azaltması, derideki kan akımını artırması, haricen uygulanan ilaçların emilimini artırması sayesinde saçın büyüme fazına geçişini tetikleyerek etkili olduğu düşünülüyor. Ağrı, geçici kızarıklık, ödem ve kaşıntı dışında yan etkilere rastlanmıyor.

Nasıl uygulanıyor?

Uygulama öncesi anestezi gerekmiyor ve seanslar 10-15 dakika gibi sürelerde tamamlanabiliyor.

Kaç seans gerekiyor?

Kişiden kişiye değişmekle birlikte haftada bir kez olmak üzere toplam 10 seansta sonuçlar alınabiliyor.

Excimer lazer / Excimer Işık

Excimer lazer veya excimer ışık (308 nm) alopesi areata (saçkıran) sorununda yüzde 60-77 oranında etkili olan bir yöntem. Derideki iltihaplanmayı azaltarak ve bağışıklığı olumlu yönlendirerek etkili olduğu düşünülüyor. Hafif kızarıklık ve lekelenme dışında yan etki görülmüyor.

Nasıl uygulanıyor?

Uygulama öncesi anestezi gerekmiyor ve seanslar 10-15 dakika gibi sürelerde tamamlanabiliyor.

Kaç seans gerekiyor?

Genellikle haftada 2 kez 24 seansa dek uygulanıyor.

Saçlarımız neden dökülüyor?

  •  Metabolik veya psikolojik stres yaşamak
  • Hormonal değişiklikler
  • Ateşli enfeksiyon geçirmek
  • İlaçların yan etkileri
  • Doğum yapmak
  • Tiroit hastalığı
  • Kansızlık (özellikle demir eksikliği)
  • Hızlı kilo kaybetmek
  • Dengesiz (protein, vitamin ve mineralden fakir) beslenmek
  • Ağır metal zehirlenmesi
  • Ameliyat olmak
  • Kaza geçirmek

Dikkat! Cildinizi kaşımayın ve soymayın!

Dikkat! Cildinizi kaşımayın ve soymayın!
Ciltte kızarıklık, şişlik, su kabarcıkları, kaşıntı, ağrı… Genellikle hassas ciltlerde oluşan güneş yanığı, yaz mevsiminde sıkça görülen cilt problemlerinde ilk sıralarda yer alıyor. Toplumda sadece estetik bir problem olarak görülse de, tedavisinde gecikildiğinde ciltteki bağışıklık sistemini baskılayarak uçuk ve zona gibi enfeksiyonları tetikleyebiliyor. Güneş yanığının en önemli uzun dönem komplikasyonu ise yanan alanlarda deri kanseri riskinin artmasıdır ki bu kanser türünün bazıları ölümcül olabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, özellikle su kabarcıklı güneş yanıklarında ilk müdahalenin doğru yapılmasının çok önemli olduğunu belirterek, “Çünkü hatalı uygulamalar ciltte enfeksiyona yol açarak sorunun daha da şiddetlenmesine neden olabiliyor” diyor. Peki güneş yanığı oluştuğunda neler yapmalı, nelerden kaçınmalıyız? Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz güneş yanığına karşı 12 etkili kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Belirtiler yaklaşık 2-4 saat sonra başlıyor!

Güneş yanığı belirtileri güneşe maruz kaldıktan yaklaşık 2-4 saat sonra başlıyor ve 1- 3 gün içinde pik noktaya ulaşıyor. Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz güneş yanığının belirtilerini şöyle sıralıyor:

  • Ciltte, güneşe maruz kalmış olan alanla sınırlı; kızarıklık, şişlik (ödem), su kabarcıkları, sulantı ve soyulma gibi belirtiler gelişiyor. Bunların yanı sıra ciltte sıcaklık, yanma, hassasiyet, ağrı ve kaşıntı gibi belirtilerle de kendini gösterebiliyor.
  • Genel olarak 1. derece yanıklar kızarıklık, 2. derece yanıklar kızarıklık ve su kabarcıkları, 3. derece yanıklar ise kızarıklık ve su kabarcıklarına ek olarak ülserasyonlar şeklinde görülüyor.
  • Şiddetli güneş yanıklarında; halsizlik, baş dönmesi, tansiyon düşmesi, ateş, titreme, bulantı-kusma, baş ağrısı, bayılma, genel vücut ödemi gibi güneş çarpması veya ısı çarpmasının sistemik belirti ve bulguları da gözlenebiliyor ki bu tabloya ‘güneş zehirlenmesi’ adı veriliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Zaman kaybetmeden doktora başvurun

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, güneş yanıklarına ‘yanık’  tedavisi uygulandığını belirterek, nasıl bir yol izlendiğini şöyle anlatıyor: “Öncelikle daha fazla güneşe maruz kalınmamalı ve güneşe karşı tüm korunma önlemleri alınmalı. Vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulmalı. Şiddetli, su kabarcıklı, derin, ağrılı ve enfekte olmuş güneş yanıklarında veya ısı çarpması belirtilerinin varlığında hastanın hastaneye yatırılması gerekebiliyor. Bu durumda tedavide damardan sıvı verilmesi, kapalı pansumanlar uygulanması, damardan veya ağızdan iltihap giderici ilaçlara başvurulması şeklinde yöntemlere başvuruluyor. Kapanmayan derin güneş yanıklarında cerrahi deri nakline ihtiyaç duyulabiliyor”

Güneş yanığına karşı 12 etkili yöntem!

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, güneş yanığı oluştuğunda neler yapmamız ve nelerden kaçınmamız gerektiğini şöyle anlatıyor:

Pause Sağlık, Pause Dergi

BUNLARI YAPIN

  • Günde en az 2 litre su-sıvı içmeye özen gösterin.
  • Ev ısısını ‘soğuk’ olacak şekilde düşürün, 18-22 derece en ideal ısı olacaktır.
  • Günde birkaç kez, 10-20 dakikalık soğuk ve tazyiksiz duş alın.
  • Soğuk ve ıslak kıyafetler giymeniz de güneş yanığına karşı fayda sağlayacaktır.
  • Soğuk pansumanlar damarları kasarak kızarıklık, ödem ve yanma hissinin azalmasında etkili olurlar. Yanan bölgeye; soğuk su, karbonatlı veya yulaflı soğuk su, soğuk sirke ya da soğuk sütle ıslatılmış havlular veya jel buzla her 2 saatte bir, 10-20 dakika kompres yapabilirsiniz.
  • Cildinize soğutucu özellikte kalamin veya aloe vera içeren jel veya losyon sürün. Ayrıca duş, pansuman veya kompres sonrasında, cildi yatıştırıcı özelliğe sahip yulaf veya dekspantenol içeren nemlendiriciler kullanın.
  • Yanan bölgeleri yukarı kaldırın; örneğin yüzünüz yandıysa 2 yastıkla yatmalısınız. Bacağınız yandıysa, bacağınızı yastıkla kalp seviyesinin 30 cm üzerinde kalacak şekilde kaldırmalısınız. Bu şekilde yanığa bağlı gelişecek olan ödemi azaltmak mümkün olabiliyor.
  • Yanık alanlarını rahatsız etmeyecek; dikişsiz, bol ve pamuklu giysiler tercih edin. Dar, naylon, sentetik, yünlü giysilerden ise sakının.

Pause Sağlık, Pause Dergi

BUNLARI SAKIN YAPMAYIN!

  • Büyük su kabarcıklarını, steril şartlarda iğne veya enjektörle patlatabilirsiniz, ancak yüzeyleri açmamalı ve cildi soymamalısınız.
  • Enfeksiyon riski nedeniyle yanık deriyi kaşımayın ve koparmayın. Kaşıntı için antihistaminik özellikte tablet kullanabilirsiniz.
  • Kese, lif, ağda, tıraş işlemlerinin yanı sıra banyo köpükleri, sabunlar, banyo tuzları, sıvı yağlar (zeytinyağı, kantaron yağı, lavanta yağı vs.), masaj yağları, lokal anestezikler, vazelin gibi katı yağlar ve merhemlerden uzak durun. Bunlar deriyi daha da tahriş edebilecek, iyileşmeyi azaltacak veya kendileri doğrudan alerjik egzama yaratabilecek uygulamalardır.
  • Halk arasında sıkça kullanılan yeşil çay, salatalık, vazelin, diş macunu veya yoğurt gibi güneş yanığı yöntemleri soğuk uygulanmaları nedeniyle rahatlatıcı oluyorlar. Ancak bugüne dek bu yöntemlerin yanıkları iyileştirici etkilerine dair bilimsel bir kanıt olmadığı gibi, tam aksine ciltten ısı kaybını engellemeleri sonucu ateş ve güneş zehirlenmesi gibi sorunların gelişmesi riski nedeniyle uygulanmaları önerilmiyor.