Yazılar

Prostat kanseri hızla artıyor

Prostat kanseri hızla artıyor

Prostat kanseri riskinin yaşla birlikte arttığı bilinse de, daha erken yaşlardaki görülme oranını hafife almamak gerekiyor. 50 yaş öncesi her 350 erkekten biri bu hastalıkla tanışıyor. 50-60 yaş aralığında 52 erkek, 65 yaş üstünden sonra her iki erkekten biri tanı alıyor. Erken teşhisin bu hastalıkta çok önemli olduğunu söyleyen Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Rıza Kural, ailesinde prostat kanseri olanların 40 yaşından itibaren kontrollere başlaması gerektiğini vurguluyor.

Prostat kanseri, sık duyduğumuz kanser türlerinden biri. Tüm dünyada erkeklerde en sık rastlanan ikinci kanser türü olmasıyla dikkati çekiyor. Yaş, prostat kanseri için önemli bir risk. Araştırmalar; 65 yaş üzerindeki erkeklerin yüzde 60’ında prostat kanseri saptandığını, yani en az iki erkekten birinin bu hastalıkla tanıştığını gösteriyor. Prostat Kanseri Farkındalık Ayı nedeniyle hastalık hakkında bilgi veren Acıbadem Üniversitesi Maslak Hastanesi Minimal İnvaziv ve Robotik Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Kural, prostat kanserinin, dünya nüfusunun yaşlanmasıyla birlikte görülme oranı artan hastalıkların başında geldiğini belirtiyor. Erken saptanmadığında ise, ölümcül sonuçlara yol açıyor. Öyle ki, günümüzde kansere bağlı ölümlerde 5. sırada yer alıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ali Rıza Kural

Riski artıran 3 önemli neden!

Prostat kanserinde riski artıran faktörler var. Bunların arasında genetik risk dikkat çekiyor.

Baba ya da baba tarafındaki erkek akrabalarda prostat kanseri varsa, oran daha genç yaşlara iniyor. Irksal özellikler de risk açısından önemli bir faktör. Batı Avrupa ve ABD’de prostat kanseri daha sık görülürken Ortadoğu ve Uzak Doğu ülkelerinde daha az rastlanıyor. Siyahilerde prostat kanserinin daha sık görüldüğü ortaya çıkan başka bir sonuç. Genetik ve ırksal özellikler değiştirilemese de, prostat kanserinde kişilerin değiştirebileceği başka bir risk faktörü var; obezite. Zira kolestrol oranı yüksek besinler alan obezlerde prostat kanseri riski artıyor.

Belirti vermiyor!

Prostat kanserinin en dezavantajlı durumu, erken dönemde belirti vermemesi. Ancak ilerleyen dönemlerde kendini belli ediyor. İleri evrede tümörün büyüklüğü, idrar akışını engelliyor. Hasta idrarını zorlukla yaptığı için doktora başvuruyor. Bunun yanı sıra idrarda ve menide kan gelmesi de belirtilerin arasında sayılıyor. Prostattaki kanser, kemiğe sıçramışsa hastalarda kemik ağrısı da görülebiliyor.

Erken teşhis için kontrol şart!

Prostat kanserinin erken dönemde belirti vermemesi, ileri evre saptanmasına yol açıyor ve bu da ölüm riskini artıyor. Ama prostat kanseri riskini erken saptamak ve tedaviye başlamak hayat kurtarıyor. Prof. Dr. Ali Rıza Kural kimlerin, ne zaman kontrole başlaması gerektiği ile ilgili şu bilgileri veriyor: “Erken tanı için 50 yaşından sonra rutin tetkiklere başlanması gerekiyor. Ancak babada ya da baba tarafından gelen yakın akrabalarda prostat kanseri varsa, risk artıyor. Bu nedenle bu kişilerin 40-45 yaş arasında rutin tetkiklere başlaması erken tanı açısından çok önemli.”

Kandan saptanan risk

Prostat kanseri riskini saptayan tarama testi için yalnızca kan verilmesi yeterli. PSA yani Prostat Spesifik Antijen denilen kan analizi yapılıyor. Bu test, kesin sonuç için değil, risk oluşup oluşmadığına dair fikir veren bir tarama testi. Yaşa özgü PSA değerinin yüksek bulunması veya yıllar içerisindeki artış hızı kanser şüphesi oluşturuyor. Uzmanlar, rektal muayene de yapıyor, muayenede sertlik bulunması PSA değerinden bağımsız olarak da kanser şüphesi için bir sinyal anlamına geliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kesin teşhis için ileri tetkik gerekiyor

Prostat kanseri teşhisinde en önemli tetkik, Multiparametrik Prostat MR. Bu MR’da adeta prostatın yüksek çözünürlüklü bir fotoğrafı çekiliyor. Kanser şüphesi olan bölgeyi gösterebildiği gibi hedefe yönelik biyopside (MR-TRUS füzyon biyopsi) istenilen yere ulaşabilmek için de kullanılıyor. Böylece eskiden olduğu üzere gereksiz tekrar tekrar biyopsi yapmaya gerek kalmıyor.

Milimetrik hassasiyetle biyopsi yapılıyor

Prostat kanserinin kesin tanısı için biyopsi yapmak, gereksiz ameliyatları önleyen önemli bir yöntem. Öncelikle prostattaki tümör şüphesi olan noktalar bulunuyor ve oradan örnek alarak patolojik inceleme yapılıyor. Son yıllarda uygulanan “MR-TRUS füzyon biyopsisi” olarak bilinen yeni yöntemde, şüpheli noktaya milimetrik hassasiyetle doğrudan ulaşılabiliyor. İşlem sırasında hastadan daha önce çekilen MRI görüntüleri kullanılıyor. Görüntüler, transrektal ultrasonografi görüntüleriyle üst üste getiriliyor. Bir tür navigasyon yöntemi sayesinde biyopsi iğnesi şüpheli noktaya yöneltiliyor. Böylece milimetrik sapma ile şüpheli noktadan biyopsi alınıyor.

PSA’da her yükseklik kanserden kaynaklanmıyor

Her PSA yüksekliği prostat kanseri varlığı anlamına gelmiyor; çünkü prostat iltihabı da PSA’yı yükseltebiliyor. Özellikle iltihap olduğu düşünülen zamanlarda çekilen multiparametrik prostat MRI kansere benzer görüntüler ortaya koyabiliyor. Bu nedenle şüphe oluşması halinde MRI’ın en az 8-10 hafta sonra çekilmesi gerekiyor. Kronik prostatit oluşan hastalarda da benzer bir durum görülebiliyor. Ancak farklı fazlarda alınan görüntülerle deneyimli bir radyolog bunları ayırt edebiliyor.

Farklı tedaviler uygulanıyor

Prostat kanseri saptanan hastaların tedavisinde farklı yöntemler uygulanıyor. Klinik olarak saptanan ama kanser ilerlemesi açısından riskli sayılmayan hastalarda, hiçbir tedaviye gerek duyulmadan “Aktif İzlem” denilen yöntemle; aralıklı PSA ölçümleri ve MR çekimleri ile takip ediliyor. Tetkiklerde tümör saptanmış hastalarda eğer başka organlara sıçramamış, yalnızca prostatla sınırlı kalmışsa, cerrahi yöntemler tercih ediliyor. Genç hastalarda kanser robotik cerrahi ile ameliyat edilirken, daha ileri yaşlardaki hastalarda cerrahi yerine radyocerrahi yani ışın tedavisi uygulanıyor. Başka organlara yayılmış ileri evre kanserlerde ise hormon, kemoterapi gibi hastanın durumuna uygun tedaviler yapılıyor.

Robotik cerrahi ile sinir ve damar hasarı riski düşüyor

Prostat kanseri hastalarında robotik cerrahinin sık kullanılan önemli yöntemlerden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Ali Rıza Kural şu bilgileri veriyor: “Prostat bölgesi, sinir ve damar yoğunluğu olan bir bölgedir. Bu nedenle bu yapıların koruması gerekiyor. Robotik cerrahi, bu yapıların korunmasında önemli olanaklar sağlıyor. Prostattan kanserli dokuyu çıkarırken hastanın cinsel işlevine zarar vermemesi ve idrar kaçırma sorunu oluşmaması açısından önemli kazanımlar sağlıyor. Ameliyatı yapan uzman, robotik yöntem sayesinde; ameliyat bölgesini 3 boyutlu, yüksek kalitede ve neredeyse 20 kat daha büyük şekilde görebiliyor. Küçük kesilerle yapılan bu ameliyat sırasında hastada daha az kan kaybı oluyor. Ameliyat sonrasında hasta, daha az ağrı hissediyor ve gündelik hayata daha kısa sürede dönebiliyor.”

Prostat kanserinden korunmanın 5 yolu!

Prostat kanserinden korunmanın 5 yolu!

Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser olan prostat kanseri günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Özellikle 50 yaşından sonra görülme sıklığı artan ve her 7 erkekten 1’inin kapısını çalan prostat kanserinin sebebinin kesin olarak bilinmemekle birlikte obezitenin, kolesteroldan zengin batı tipi beslenmenin ve genetik faktörlerin riski artırdığını vurgulayan Acıbadem Üniversitesi Maslak Hastanesi Minimal İnvaziv ve Robotik Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Kural “Prostat kanseri sinsice ilerlediği ve başlangıçta hiçbir hastada hiçbir yakınmaya yol açmadığı için ileri evrede karşımıza çıkıyor. Bu nedenle ailesinde baba veya kardeşinde prostat kanseri olanların, ayrıca ailesinde meme kanseri olanların genetik olarak risk arttığından 40 yaştan itibaren; yoksa 50 yaşından itibaren erken tanı için her yıl serum PSA (prostat spesifik antijen) tayini ve parmakla rektal muayene (PRM) yaptırması erken teşhis için kritik önem taşıyor” diyor. Prof. Dr. Ali Rıza Kural, Eylül ayı Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Ayı ve 15 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Günü kapsamında yaptığı açıklamada, en sık sorulan 8 soruyu yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ali Rıza Kural

  1. SORU: Prostat kanseri tanısı için sadece PSA baktırmak tek başına yeterlidir deniyor. Parmakla yapılan muayeneyi yaptırmak istemiyorum. Ne yapmalıyım?

CEVAP: PSA baktırmak tabii ki önemlidir. Ancak az sayıda da olsa PSA’yı çok üretmeyen saldırgan kanserler de vardır. Ayrıca her yükselen PSA kanser var anlamına gelmez, başka nedenlerle de PSA yükselebilir. Yaşa özgü PSA normal de olsa parmakla prostat muayenesi (PRM) bu hastalar için çok önemlidir. PSA değeri ne olursa olsun PRM’de sertlik bulunması prostat kanseri şüphesi uyandırmalı ve gerekli görüntülemelerden sonra mutlaka biyopsi yapılmalıdır.

 2.SORU: Bir yakınımda hiçbir şikayeti olmamasına rağmen yapılan tetkiklerde prostat kanseri saptandı ve bize sürpriz oldu. Prostat kanseri belirti vermez mi ?

CEVAP: Prostat kanseri erken dönemde herhangi bir yakınmaya yol açmaz. İleri evre kanserlerde tümör kitlesinin idrar yollarına bası yapması nedeniyle zor ve sık idrar etme, menide kan gelme, kemik ağrıları ve kilo kaybı olabilir. Bu nedenle erken tanı önemlidir. Aile öyküsü varlığında 40 yaşından itibaren, yoksa 50 yaşından itibaren her yıl gerekli testler ve muayeneler yapılmalıdır.

 

  1. SORU: PSA değerim yüksek çıkınca gittiğim doktor hemen biyopsi yapalım dedi. Bunun üzerine telaşlandım ve ikinci bir görüş almak için gittiğim ürolog önce MR yapalım, sonucuna göre karar verelim dedi. Ayrıca başka parametrelere de bakacağını söyledi. Hangi yoldan gitmeliyim ?

CEVAP: Her PSA yüksekliği prostat kanseri varlığı anlamına gelmez. Total PSA ile serbest PSA değerlerini oranladığımızda serbest/total oranı 0.19’dan daha düşükse kanser şüphemiz artar. Diğer bir ölçüm “PSA dansitesi”dir. Bu ölçümde PSA değeri prostat hacmine bölünür ve bulunan değer 0.15’ten yüksekse yine prostat kanseri şüphemiz artar. Son yıllarda PSA’nın bir fraksiyonu olan Pro-PSA’dan hesaplanan Phi değerinin olması gerekenden yüksek bulunması da prostat kanseri şüphemizi artırır. Bütün bu değerlendirmelerle birlikte şüphe oluştuğunda prostatın yüksek çözünürlüklü fotoğrafı olarak tarif edebileceğimiz Multiparametrik Prostat MR’ı mutlaka çekilmeli ve gerekiyorsa biyopsi yapılmalıdır.

  1. SORU: Yapılan inceleme ve biyopsi sonucu bende prostat kanseri saptandı. Biyopsiyi yapan doktor hemen ameliyat önerdi. Gittiğim diğer bir doktor ise ameliyata veya herhangi bir tedaviye gerek yok takip edelim dedi ? Kafam karıştı, ne yapmalıyım?

 CEVAP: Her prostat kanserli hastada ameliyat veya diğer tedaviler gerekli olmayabilir. Yapılan biyopside örneklerin bir veya ikisinde, dokunun yarısından azında Gleason Skor 3+3:6, yani saldırgan olmayan kanser varsa bu hastalar ameliyat veya diğer yöntemlerle tedavi edilmemeli, düzenli olarak takip edilmelidirler. Binlerce hasta üzerinde yapılmış olan ve yıllar süren çalışmalarda bu tümörlerin çoğunun hastalara yaşamları süresince zarar vermediği görülmüştür. Böyle bir durumda Aktif İzlem yöntemi uygulanarak 6 ayda bir PSA tayini ve iki yıl içerisinde MR çekip odaklanmış biyopsi yapılması yeterlidir. Bu hastaların 5 yıl içerisinde ancak yüzde 25-30’u tedavi gerektirecektir. Diğerlerinde ise ömür boyu hiçbir tedavi gerekmeyecektir.

 

  1. SORU: İdrar şikayetlerim beni çok rahatsız etmiyor ama ileride kanser olmayayım diye şimdiden prostat ameliyatı olmak istiyorum, sakıncası var mıdır?

 CEVAP: Prof. Dr. Ali Rıza Kural “İyi huylu prostat büyümesinde genelde idrar yolundan girerek (gland çok büyükse robotik ameliyat) yaptığımız ameliyatlarda prostatın “Transizyonel Zon” dediğimiz bölümünü çıkartırız. Böylece idrar yolu açılarak hastalar rahat idrar yaparlar. “Periferal Zon” dediğimiz prostatın kabuk kısmını hastada bırakırız. Prostat kanseri de çoğunlukla bu bölümden çıkar. Sonuçta iyi huylu prostat ameliyatı olmak kanser riskini ortadan kaldırmaz. Ayrıca iyi huylu prostat büyümesi nedeniyle ameliyat ettiğimiz özellikle genç yaştaki hastaların PSA düzeylerini ilerleyen yıllarda takip ederiz ve gerektiğinde PRM yaparız” diyor.

 

  1. SORU: Yapılan biyopside prostat kanseri saptandı. Doktorum açık ameliyat önerdi. “Açık ameliyatta elimle daha iyi hissediyorum” dedi. Diğer bir hekim de kesinlikle Robotik ameliyat önerdi. Ne yapmalıyım ?

 CEVAP: Robotik Radikal Prostatektomi ameliyatı, son 20 yıldır giderek artan sayıda uygulanmaktadır. İlk yıllarda açık cerrahi mi yoksa robotik cerrahi mi uygulanmalı sorusunun cevabı artık verilmiştir. Kanser kontrolü açısından iki yöntem arasında belirgin fark olmasa da idrar kontrolü ve cinsel ereksiyonun düzelmesi robotik ameliyatlarda belirgin şekilde daha iyidir. Ayrıca robotik radikal prostatektomi ameliyatlarında kan verilme oranları yüzde 1’in altında olup, ameliyat sonrası iyileşme hızı da 2 misli daha kısadır. Artık günümüzde ameliyat öncesi her türlü detaylı anatomik bilgiye ulaşabildiğimiz için “elimle daha iyi hissediyorum” görüşü artık geçerli değildir. Ekonomik yönden ulaşılabiliyorsa Robotik ameliyat tercih edilmelidir.

 

  1. SORU: Vitamin kullanmak prostat kanserini önler mi ?

CEVAP: Vitamin kullanma konusu yıllardır çok konuşulmuştur. Özellikle Selenyum ve E vitamininin bir dönem kullanılması tavsiye edilmişse de “Select” çalışması bunun bir yararının olmadığını göstermiştir. Bugün prostat kanserinden sakınmak için; bu 5 basit ama etkili önlemi almak yani; yağdan fakir beslenmek, bol meyve ve sebze yemek, süt ve süt ürünlerini çok fazla tüketmemek, bol sıvı almak ve egzersiz yapmak önerilmektedir. Herhangi bir vitamin veya ilacın yararı yoktur.

 8. SORU: PSA seviyesinin yüksek olduğunu söylediğimde eczaneden bazı ilaçlar önerdiler. Satın aldım ama kullanma konusunda tereddütteyim; kullanmalı mıyım?

 CEVAP: Prof. Dr. Ali Rıza Kural “5 alfa redüktaz inhibitörü dediğimiz ilaçlar (Finasteride, Dutasteride) özellikle prostat boyutlarını bir miktar küçültebilirler ve PSA düzeylerini de yarıya kadar indirebilirler. Ancak bu ilaçların libidoda azalma veya ereksiyon kusuru gibi yan etkileri olabilir. Ayrıca PSA değerinin bu ilaçlarla birlikte düşmesi, kanser şüphesiyle takip ettiğimiz hastalarda yanılgıya yol açabilir. Bu tip ilaçlar kanser olmadığından emin olduğumuz, daha çok ileri yaş ve prostat volümü 50 ml.’nin üzerinde olan hastalarda şikayetleri azaltmak amacıyla hekim kontrolünde kullanılmalıdır” diyor.