Yazılar

Her ağrı fibromiyalji mi?

Yaşam kalitemizi etkileyen, sosyal hayatımızı bölen, iş yaşamımızdaki performansımızı sekteye uğratan ağrıların, tanımının konulabilmesi tedavi süreci için çok önemli. Hemen hemen herkesin bir kas ağrısı ile başlayan ve vücudunun farklı noktalarını etkileyen ağrısı var. Peki bu ağrı miyofasiyal mi yoksa fibromiyalji mi? Yaygın ağrı ile seyreden, benzer belirtileri olsa da arasında bazı temel farklar bulunan miyofasiyal ve fibromiyalji ile ilgili merak edilenleri Liv Hospital Algoloji Uzmanı Prof. Kader Keskinbora anlattı.

Prof. Kader Keskinbora

Prof. Kader Keskinbora

MİYOFASİYAL AĞRI
Yumuşak dokuda hassasiyet gibi belirtilerle kendini gösterebilir

  • Miyofasiyal ağrı; kaslar ve bağ dokularında oluşan ağrı, sertlik ve hassasiyetle karakterize olan bir durumdur.
  • Yumuşak dokuda hassasiyet, kas sertliği ve hareket kısıtlılığı gibi belirtiler görülebilir.
  • Genellikle kaslarda önce gerginlik ve spazm olur ve bu durum aşırı kullanım, travma veya duruş bozuklukları gibi fiziksel nedenlerle daha da kötüleşerek uzun süreli ağrıya ve ağrı nedeniyle de hareket kısıtlılığına neden olur.
  • Kas içindeki gergin noktalara tetik nokta yani halk arasındaki tabiriyle kulunç denilmektedir. Bu noktalar küçük, sert nodül ve düğüm şeklindedir. Dokunulduğunda ve özellikle muayene sırasında daha fazla ağrıya neden olabilmektedir. Bu ağrıların uzun sürmesi kişinin ağrı sistemini de bozar ve daha fazla ağrıdan yakınmaya neden olur.
  • Özellikle boyun bölgesindeki kas spazmına bağlı baş ağrısı, çenede ağrı ve diş sıkma gibi bulgularda görülebilir

Miyofasiyal tedavi genellikle multidisipliner bir yaklaşım gerektirir

  • Miyofasiyal ağrı sendromunun yönetimi; semptomların hafifletilmesi ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlar.
  • Fizik tedavi, masaj terapisi, egzersiz ve ağrı kesiciler önerilmektedir. Kişiye özgü bir tedavi planı oluşturmak gereklidir. Eğer kişinin ağrısı şiddetli yani akut dönemde ise tetik noktalara uygulanacak enjeksiyon tedavileri ağrıyı belirgin bir şekilde azaltır.
  • Tetik nokta enjeksiyonlarının temel amacı, kaslardaki gerginliği ve ağrıyı azaltarak, hastanın yaşam kalitesini artırmak ve hareket kabiliyetini geliştirmektir.
  • Belirli bir tetik noktaya ince bir iğne aracılığıyla lokal anestezik (örneğin, lidokain) veya kortikosteroid (anti-enflamatuar etkisi olan bir ilaç) enjekte edilir. Ayrıca tetik noktalara ozon ve botoks da uygulanabilir. Bu enjeksiyonların etkisi kısa sürelidir. Son zamanlarda önerilen tetik noktalara radyofrekans akımı uygulamasıdır. Bu yöntemde 42 derecede ısıtılmış radyofrekans akımı özel bir iğne ve elektrod aracılığı ile tetik noktaların içine uygulanmaktadır. Bu yöntemin etkisi diğer tetik nokta enjeksiyonlarına göre ortalama 1 yıl gibi uzun sürmektedir.

FİBROMİYALJİ
Yorgunluk ve uyku bozuklukları ile gelen kronik ağrı sendromu

  • Yaygın vücut ağrısı, yorgunluk, uyku bozuklukları ve hassas tetik noktaları gibi belirtilerle karakterize edilen kronik bir ağrı sendromudur. Ağrı genellikle vücudun çeşitli bölgelerinde yaygındır. Özellikle belirli noktalarda (tetik noktaları) ağrı ve hassasiyet hissedilir. Ayrıca, yorgunluk, uyku bozuklukları, baş ağrıları ve konsantrasyon zorlukları gibi genel belirtiler de görülebilir.
  • Fibromiyalji tam olarak anlaşılamamış bir durumdur, ancak genetik, hormonal ve çevresel faktörlerin etkileşimi rol oynayabilir.
  • Fibromiyalji genellikle bireyseldir ve her kişide farklı semptomlar ve şiddet düzeyleri gösterebilir.
  • Fibromiyalji genetik olarak heterojen bir hastalıktır, yani birçok genetik faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkar.
  • Genellikle fiziksel ve duygusal hassasiyeti olan kişilerde daha sık görülebilir. Stres ve kaygı, fibromiyalji semptomlarını tetikleyebilir veya kötüleştirebilir. Duygusal stres, vücuttaki kas gerginliğini artırabilir ve ağrıyı şiddetlendirebilir.
  • Fibromiyalji hastaları genellikle fiziksel aktiviteye karşı artan hassasiyet gösterirler. Aşırı egzersiz veya belirli hareketler fibromiyalji semptomlarını artırabilir.
  • Yapılan çalışmalar fibromiyaljiden yakınan kişilerde vücutta strese karşı ortaya çıkan serotonin ve noradrenalin gibi bazı hormonların daha az oranda olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak kişinin ruhunun hassasiyeti kasları oluşturan hücre düzeyinde de olduğu ve serotonin ve noradrenalin seviyelerinin yetersizliği, stres ve kaygılı durumlarda bu kişileri fibromiyaljiye daha yatkın kılmaktadır. Bu nedenledir ki fibromiyalji tedavisinde antidepresan ve antinöropatik ilaçlar, fibromiyalji semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabilir. Özellikle, serotonin ve norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI’lar) ve seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’lar) ve antinöropatik (gabapentinoidler) sıklıkla kullanılır. Bu ilaçlar, ağrıyı azaltabilir, uyku düzenini düzeltebilir ve genel ruh halini iyileştirebilir.

İnatçı ağrılar intihara kadar götürebiliyor!

İnatçı ağrılar intihara kadar götürebiliyor!
Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayda Türköz, klasik yöntemlerle tedaviye cevap vermeyen inatçı ağrıların, hastaları intihara kadar sürükleyebildiğini söyledi. Türköz, ABD’de bu grup hastalar içinde, intihar edenlerin oranının 2003’te yüzde 7,4 iken 2014’te yüzde 10,2’ye yükseldiğini kaydetti.
Kısaca “standart tıbbi tedavi ile kontrol edilemeyen, tedavi edilmesi ve yönetilmesi zor ağrı” olarak tanımlanan inatçı ağrıların, hastaları hayattan bezdirdiğini, depresyona, iş kaybına ve hatta intihara kadar sürüklediğini açıklandı.

Pause Dergi

Prof. Dr. Ayda TürközDepresyon, İş Kaybı ve İntihar!
İnatçı ağrının, genellikle insanların yaşam kalitesi üzerinde fazlaca olumsuz etkiye sahip olduğunu ifade eden Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Dragos Hastanesi Algoloji (Ağrı Bilimi) Bölümü’nden Prof. Dr. Ayda Türköz, araştırmaların, “inatçı ağrısı olan kişilerin yüzde 25’inin depresyona girdiğini ve yüzde 25’inin işini kaybettiğini, işine devam edenlerin yüzde 50’sinin ise işe eskisi kadar konsantre olamadıkları ve sonunda işten ayrıldıklarını saptadığını” belirtti. Türköz, “Amerika da yapılan bir araştırma inatçı ağrı nedeniyle intihar edenlerin oranı 2003’te yüzde 7,4’ten 2014’te yüzde 10,2’ye yükseldiğini belirtmiştir. Bu çalışmaya göre; sırt ağrısı, kanser ağrısı ve eklem ağrısı, intihar eden kişilerde inatçı ağrı durumlarının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Ayrıca, bu hastalarda inatçı ağrı yanında anksiyete ve depresyonun daha fazla gözlendiği bildirilmiştir” diye konuştu. Türköz, “İnatçı ağrılar, multidisipliner, yani farklı branşlardan oluşan ekipler tarafından değerlendirilmesi gereken çok özellikli bir durumdur. Öncelikle hastanın kendi hekimi ile algolog, fizyoterapistler ve psikologlar da dahil olmak üzere uzman bir profesyonel ekip tarafından izlenmesi gerekir” açıklamalarında bulundu.
Hangi Hastalıklar İnatçı Ağrıya Neden Oluyor?
Ağrıların akut, kronik ve inatçı ağrı olmak üzere üç kısımda incelendiğini söyleyen Türköz, “Bizim ‘inatçı ağrı’ dediğimiz tür, geleneksel yöntemlerle kontrol altına alınıp tedavi edilmesi sağlanamayan, hafif bir rahatlama sağlamak için bile geleneksel olmayan diğer tedavi seçeneklerine gereksinim duyulan ağrı türüdür” dedi. İnatçı ağrılara neden olan sağlık problemlerinin genelde migren ya da gerilim tipi baş ağrıları, kanser ağrıları, romatizmal eklem iltihabı, dejeneratif (bozulmuş) omurga hastalığı ve felç sonrası omurilik lezyonları olduğunu belirten Türköz, “İnatçı ağrının her zaman bariz bir nedeni olmaması ve kişiden kişiye farklılık göstermesi tedaviyi de zorlaştıran önemli faktörlerdir. Her şeyden önce hastanın artık kronikleşen bir ağrı sorunu var ise muhakkak bir algoloji doktoruna görünmesi gerekir. Bu aşamada hastanın semptomlarını doktora doğru ve ayrıntılı bir şekilde tanımlaması çok önemlidir. Çünkü inatçı ağrı teşhisi nispeten zor bir olaydır” dedi.
“İnatçı Ağrı Zor Teşhis Edilen Bir Sorundur”
Türköz, şöyle devam etti: “Örneğin hasta günlük kronik baş ağrıları yaşıyorsa, migren veya gerilim tipi baş ağrıları yaşıyor olabilir. Ancak migrenin neden olduğu inatçı ağrının semptomları, diğer baş ağrısı türlerine benzer. Bu da teşhisi zorlaştırır ve tedaviyi sorunlu hale getirir. Genellikle, zaman içinde çeşitli tedaviler ağrıyı hafifletemediğinde, inatçı ağrı teşhisi konur. Örneğin, basit ağrı kesicilerle tedavilerinden sonra azalmayan ağrılar için daha farklı tedavi yöntemleri gerekebilir. Ancak ağrı, bu tedavilere rağmen hafiflemiyor ise örneğin nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar, (steroid dışı yangı önleyici ilaçlar) kas gevşeticiler, zayıf opioidler, (morfin tipi uyuşturucu ilaç) nöbet önleyici ilaçlar ve antidepresanlar, ameliyat, egzersiz ve fizik tedavi gibi yöntemler ağrının azalmasına katkı sağlayamaz ise doktorunuz ‘inatçı ağrı’ teşhisi koyabilir” dedi.
Nelere Sebep Olabilir?
İnatçı ağrıların vücuttaki bazı hormonları da etkileyebileceğini kaydeden Türköz, “İnatçı ağrı, vücuttaki stres ve enfeksiyon seviyesini yükseltebilir. Bu durum yüksek tansiyon ve yüksek nabız gibi sorunlara katkıda bulunabilir. Uykuyu engelleyerek hastanın kendisini yorgun hissetmesine, konsantrasyon bozukluklarına neden olabilir. Düşünme ve karar verme yeteneğine müdahale eder, fiziksel performansı etkiler. Hatta cinsel işlev bozukluklarına bile yol açabilir” açıklamalarına bulundu.
İnatçı Ağrılar Nasıl Tedavi Edilir?
Türköz, inatçı ağrının kesin bir tedavisinin olmamakla birlikte, tedavinin, ağrının şiddetinin azaltılarak günlük yaşam kalitesini geri kazanma odaklı olduğunu belirterek, “İnatçı ağrı, hastanın yatalak olmasını veya bakım için hastaneye yatmasını gerektirecek kadar sürekli ve şiddetli olabilir. Tedaviye bu kadar dirençli olmasının en önemli nedeni, beynin inatçı ağrı sinyallerini diğer ağrı sinyallerinden farklı şekilde algılamasıdır. Bu nedenle standart tedavi yöntemleri inatçı ağrılara fazla etki etmez” ifadelerini kullandı. Türköz, inatçı ağrının tedavi yöntemlerini şöyle açıkladı: “Öncelikle teşhis amacıyla lokal anestezi yapılır. Teşhis doğrulandıktan sonra ‘nörolitik sinir blokları’ dediğimiz, özellikle kanser hastalarında uygulanan ve sempatik sinirler adı verilen bir grup sinire alkol, fenol veya radyofrekans yöntemleriyle hissizleştirme işlemi yapılır. Bundan başka nörostimülasyon (omurilik uyarıcı cihazlar) yani omurilik pilleri yönteminde hastanın ağrıyı algılama şeklini değiştirilir. Bu cihazlarla, omuriliğin çok sayıda duyusal sinir dokusu içeren dorsal kolon ve dorsal kök ganglion alanları elektriksel olarak uyarılır ve ağrı sinyalleri azaltılır veya silinir. Ayrıca cilt altına yerleştirilen özel bir pompa aracılığı ile omurilik kanalına morfin verilerek ağrı tedavi edilebilir. ‘Omurilik ilaç pompaları’ denen bu işlem, çoğunlukla kanser ve damar tıkanıklarına bağlı ağrılarda uygulanır. Ağrıyı etkin bir şekilde tedavi etmesinin yanı sıra bu yöntemin önemli bir avantajı düşük doz ilaç kullanımıdır. Bu yöntemlerin hiçbiri fayda etmezse, omuriliğin ağrı iletimini alan üst sinir hücrelerine hasar verilmesine dayanan ‘sekonder nöronların harap edilmesi’ yöntemi uygulanır” dedi. Ayrıca yardımcı tedavi yöntemlerinin kullanılması, uzun dönem ilaç tedavisi alan hastalardaki ilaç bağımlılığını önlemek için oldukça önemlidir” diyerek sözlerini tamamladı.

Mide ağrısı sandığınız kalp krizi sinyali olabilir!

Mide ağrısı sandığınız kalp krizi sinyali olabilir!

Dünyada ve ülkemizde ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp krizi kadınlarda da hızla yaygınlaşıyor! Üstelik kalp krizinin erkeklerde ve kadınlarda farklı sinyal verdiğinin bilinmemesi nedeniyle birçok kişi bu sinyalleri yanlış değerlendirip hayatını kaybedebiliyor.  Oysa ilk 2 saatte tedaviye başlanan hastalarda, kalp kası hasarı ve ölüm oranlarının daha düşük olduğunu vurgulayan Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Refik Erdim, “Kalp krizi belirtileri erkeklerde ve kadınlarda benzerlik gösterse de bazı önemli farklılıklar bulunmaktadır. Ancak kadınlarda kalp krizi başlangıç şikayetlerinin daha belirsiz olması sebebiyle kalp krizi tanısı daha geç koyulmakta ve ölüm oranları daha yüksek olmaktadır. Bu nedenle kalp krizinin kadınlardaki sinyallerinin doğru bilinmesi ve bu belirtiler olduğunda hastaların çok hızlı bir şekilde hastaneye başvurması çok önemlidir.” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Refik Erdim, 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, kadınlarda ve erkeklerde kalp krizi sinyallerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Erkeklerde kalp krizinin 4 sinyali

 

  1. Göğüs ağrısı kalp krizi sırasında hem kadınlarda hem erkeklerde en sık gözlenen bulgudur. Bu ağrı göğüs kafesinin ortasında geniş bir alanda genellikle sırta ve sol kola yayılımı olan sıkıştırıcı tarzda bir ağrıdır. Hastaların çoğu tarafından göğüs kafesinin büyük bir ağırlıkla sıkıştırılması ve beraberinde nefes darlığı gelişmesi olarak tarif edilir.
  2. Göğüs ağrısı olmaksızın her iki kol ve omuzda ağrı olması, çene veya karın ağrısı olması kalp krizi hastalarında gözlenebilir.
  3. Göğüs ağrısı ile beraber veya tek başına nefes darlığı bulgusu kadınlarda daha sık gözlense de erkeklerde de ani başlangıçlı nefes darlığı kalp krizinin ilk bulgusu olabilir.
  4. Soğuk terleme ve ölüm korkusu hem kadınlarda hem erkeklerde kalp krizi sırasında göğüs ağrısı ile beraber gözlenebilir. Bu şikayet kalp krizinin en önemli bulgularından biridir ve acil hastaneye başvurmayı gerektirmektedir.

Kadınlarda kalp krizinin 4 sinyali

 

  1. Göğüs ağrısı kadınlarda da en sık gözlenen bulgu olmasına rağmen erkeklerden daha farklı olarak bu ağrı kalp krizinden günler önce hafif şiddette başlayıp sonrasında şiddetli hale gelebilir. Kadınlarda göğüs ağrısı sıkıştırıcı tarzda olabileceği gibi hastalar tarafından yanma şeklinde de tarif edilebilir. Göğüs ağrısı ile beraber sırt ağrısı yakınması kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 3 kat daha fazla görülmektedir. Yine erkeklerde genellikle ağrı sol kola yayılırken kadınlarda her iki kola veya sol alt çeneye doğru yayılabilir.
  2. Kadınlarda daha sık gözlenen diğer bulgu ise göğüs ağrısı olmaksızın ani gelişen aşırı yorgunluk ve halsizlik yakınmasıdır. Özellikle istirahatte veya çok hafif hareketle ortaya çıkan bu şikayet ile beraber göğüste ağırlık hissi de varsa mutlaka hastaneye başvurulmalıdır.
  3. Halsizlik ve baygınlık hissi kalp krizinin başlangıcında tansiyon ve nabız düşüklüğüne bağlı olarak özellikle kadınlarda daha sık gözlenmektedir.
  4. Yine her iki cinsiyette gözlense de mide ağrısı, midede yanma, gaz ve şişkinlik gibi şikayetler özellikle kalbin alt duvarını tutan kalp krizlerinde kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha sık gözlenmektedir. Bu şikayetler mide şikayeti ile karıştırılarak tedavide gecikmelere yol açabilir. Bu sebeple özellikle kardiyak risk faktörleri olan hastalarda gaz, şişkinlik ve mide ağrısı varsa kalp krizi ihtimali mutlaka düşünülmelidir.