Yazılar

Bahar alerjisine karşı etkili önlemler!

Bahar alerjisine karşı etkili önlemler!

Hapşırma nöbetleri, gözlerde kızarma ve sulanma, öksürük, burun akıntısı ve burun tıkanıklığı, göz altlarında mavimsi morluklar… Bunlar gibi daha bir çok şikayete yol açabilen bahar alerjisi doğanın canlanmasına inat pek çok kişide yaşam kalitesini büyük ölçüde düşürüyor, sağlığı olumsuz etkiliyor. Solunum yolu alerjik hastalıklarının görülme sıklığının son yıllarda tüm dünyada arttığını belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim “Alerji; bağışıklık sistemimizin, dışarıdan gelen yabancı maddelere karşı aşırı tepki vermesi durumudur. Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında ortaya çıkan ve halk arasında ‘saman nezlesi’ ve ‘bahar alerjisi’ olarak adlandırılan bu alejik reaksiyonlardan ülkemizde en çok sorumlu olan bitkiler; çayır (çimen), ağaç (özellikle yaprak döken ağaçlar) ve yabani otlardır. Yapılan çalışmalar; yine ülkemizde bahar alerjisinin görülme sıklığının yaklaşık yüzde 10 olduğunu göstermektedir. Bahar alerjisi gerekli önlemler alınmaz ve tedavi edilmezse, sinüzit, otit (orta kulak iltihabı) hatta astıma neden olabilmektedir” diyor. Peki bahar alerjimiz olup olmadığını hangi sinyallerle anlayabiliriz? Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim bu sinyalleri ve korunma yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Tülin Sevim

Bahar alerjiniz var mı? 9 soruda kendinizi test edin!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, bahar alerjisinin öne çıkan belirtilerini şöyle sıralıyor ve özellikle ilkbahar-sonbahar aylarında, çoğunlukla da polenler nedeniyle bu belirtilerden bir veya birkaçı günlük yaşantıyı olumsuz etkileyecek sıklıkta oluyorsa mutlaka Alerji,  Göğüs Hastalıkları veya Kulak Burun Boğaz Uzmanına danışılması gerektiğini söylüyor. İşte o belirtiler;

  1. Art arda hapşırık nöbetleriniz oluyor mu?
  2. Alerjenlerle karşılaştığınızda burun tıkanıklığı / burun akıntısı başlıyor mu?
  3. Gözlerinizde, burnunuzda, ağız ve kulaklarınızda kaşıntı başlıyor mu?
  4. Gözleriniz şişiyor, kızarıp sulanıyor ve göz altlarında morluklar oluşuyor mu?
  5. Geniz akıntısı, öksürük, hırıltılı solunum, nefes darlığı şikayetleriniz oluyor mu?
  6. Cildinizde kaşıntı ve döküntü oluyor mu?
  7. Koku ve tat duyunuzda azalma hissediyor musunuz?
  8. Burun tıkanıklığına bağlı horlama ve uyku bozukluğu sorunu yaşıyor musunuz?
  9. Gün içerisinde konsantrasyon bozukluğu, halsizlik ve yorgunluktan şikayetçi misiniz?

Özellikle polen mevsiminin başladığı ilkbahar ve sonbahar aylarında ortaya çıkan ve günlük yaşam kalitesini büyük ölçüde vuran alerjik şikayetlerin birkaç ay devam ettiğini söyleyen Doç. Dr. Tülin Sevim, bahar alerjisinin tedavi edilmediğinde sinüzit, otit (orta kulak iltihabı) hatta astıma yol açabildiğini vurguluyor.

Bahar alerjisine karşı 5 etkili önlem!

Alerjik hastalıkların tedavisinde ilk ve en önemli adımı ‘sorumlu alerjenden uzaklaşmak’ olarak açıklayan Doç. Dr. Tülin Sevim, polenlerden kaçınmanın kolay olmadığını ancak bazı önlemlerle polen mevsiminin daha rahat geçirilebileceğini söylüyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim bahar alerjisine karşı alınabilecek önlemleri şöyle açıklıyor;

Eve gelince giysilerinizi değiştirin

Dış ortamdaki polenler saçınıza, vücudunuza, giysilerinize ve ayakkabılarınıza yapışabildiğinden eve geldiğinizde kıyafetlerinizi değiştirin. Gözlüklerinizi suyla yıkayın. Duş alın, saçınızı ve yüzünüzü bol suyla yıkayın. Polenlerin yapışmaması için çamaşırlarınızı dışarıda kurutmayın.

Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim

Alerjiniz olup olmadığını öğrenin

Çoğu ağaç polenleri kış sonu ve ilkbahar başında atmosferde yoğun olurken, çayır (çimen) ve tahıl polenleri ilkbaharda ve yaz başında, yabani ot polenleriyse yaz sonu ve sonbaharda daha yoğun olarak bulunuyor. Doç. Dr. Tülin Sevim, basitçe uygulanan deri testi veya bazı kan testleriyle alerjiye neden olan polenleri öğrenerek kendinizi koruyabileceğinizi belirtiyor.

Kapı ve pencerelerinizi kapalı tutun

Polenler özellikle sabah erken saatlerde ve öğle saatlerinde yoğun olarak bulunup akşam saatlerinde azalıyor. Polen yoğunluğu, sıcak, güneşli ve rüzgarlı havalarda artarken, yağmur yağdıktan sonraki ilk birkaç saatte büyük oranda kayboluyor. Polen yoğunluğunun arttığı saatlerde kapı ve pencerelerinizi kapalı tutmaya, araba kullanırken camların kapalı olmasına, evde, işyerinde ve aracınızdaki klimalarda polen filtresi kullanmaya özen gösterin. Toplu taşıma araçlarında açık pencere veya kapılardan uzakta oturmaya gayret edin.

Dışarı çıkarken bunlara dikkat edin!

Polenlerin yoğun olduğu anlarda açık hava aktivitelerinizi en aza indirin, mümkünse dışarı çıkmayın. Çayırlık (çimenlik) alanlarda piknik yapmamaya, çimler biçilirken yakında bulunmamaya dikkat edin. Doç. Dr. Tülin Sevim, “Dışarı çıkarken; polenlerin ağız ve burundan girişini önlemek için maske, gözlere girmesini önlemek için güneş gözlüğü takın. Polenlerin saçlarınıza ve vücudunuza yapışmasını önlemek için şapka kullanın, uzun kollu ve uzun bacaklı giysiler tercih edin” diyor.

İlaçlarınızı düzenli kullanın

Doktorunuz size tablet, burun spreyi gibi ilaçlar yazdıysa, şikayetleriniz azalınca bu ilaçları doktorunuza danışmadan bırakmayın. Etkili bir tedavi için ilaçlarınızı doktorunuzun önerdiği süre boyunca düzenli olarak kullanmaya dikkat edin.

Hava değişikliği değil virüsler hasta eder

Hava değişikliği değil virüsler hasta eder

Kıştan bahara veya bahardan yaza geçerken artan üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) vakalarını değerlendiren Doç. Dr. Remzi Doğan, “Mevsim geçişlerinde hasta olmamızın nedeni havanın kendisi değildir. Hastalığı virüsler yapar. Mevsim değişikliği sırasında vücudumuz kendini yeni sıcaklık durumuna uyarlamaya zorlanır, bu da onu virüslere ve enfeksiyonlara karşı oldukça duyarlı hale getirir” dedi.

Her yıl kıştan ilkbahara ve ilkbahardan yaza geçerken artan soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) vakalarını değerlendiren Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Remzi Doğan, hava değişikliğinin hastalıkta direkt etkisinin olmadığını, hastalığı virüslerin yaptığını söyledi.

 

Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Remzi Doğan

Doç. Dr. Remzi Doğan

“Hava değişimi vücudu virüse açık hale getirir”

Hava sıcaklıklarındaki değişikliklerin sadece vücut direnci üzerinde ve vücudu hastalıklara açık hale getirmekte etkisi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Doğan, “Mevsim geçişlerinde hasta olmamızın nedeni havanın kendisi değildir. Hastalığı virüsler yapar. Soğuk algınlığı virüsleri mevsim geçişlerinde hızla çoğalarak soğuk algınlığına neden olur ve mevsimsel üst solunum yolu enfeksiyonlarına (ÜSYE) yakalanan insan sayısını artırır. Ayrıca vücudunuz belirli bir sıcaklıkta fonksiyonlarını yerine getirir. Mevsim değişikliği sırasında vücudumuz kendini yeni sıcaklık durumuna uyarlamaya zorlanır, bu da onu virüslere ve enfeksiyonlara karşı oldukça duyarlı hale getirir” diye konuştu.

“Yatan hastaların en az yüzde 12’si ÜSYE hastası”

Üst solunum yolu enfeksiyonunun (ÜSYE), başta rinit, farenjit, kulak iltihabı olmak üzere, burundan yutak bileşkesine kadar pek çok farklı hastalığın ortak adı olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Doğan, “Üst solunum yolu enfeksiyonları kendiliğinden düzelebilir, tedavi gerektirebilir veya larenjit, bronşit, pnömoni ve bronşiolit gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarına dönüşebilir. Akut üst solunum yolu enfeksiyonları, ayakta tedavi gören hastaların yüzde 20 ila 40’ını, yatan hastaların ise yüzde 12 ila 35’ini oluşturur” dedi.

“Yetişkinler yılda 2 ila 5 kez soğuk algınlığı geçirir”

Soğuk algınlığının tipik olarak burun tıkanıklığı ve akıntısı, boğaz ağrısı, öksürme ve hapşırma gibi semptomları olan hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu olduğunu kaydeden Doç. Dr. Doğan, “Yetişkinler yılda 2 ila 5 kez, çocuklar ise yılda 7 ila 10 kez soğuk algınlığı geçirebilir. Çok sayıda virüs ÜSYE’ye neden olabilir. Rinovirüsler yani soğuk algınlığı virüsleri, tüm solunum yolu enfeksiyonlarının yaklaşık yüzde 30 ila 70’inden sorumludur. 100’den fazla farklı rinovirüs türü olduğu için tekrarlayan enfeksiyonlar çok yaygındır. COVID-19’a neden olan SARS-CoV-2 virüsünü de kapsayan Koronavirüs ailesi, ÜSYE’nin ikinci en yaygın nedenidir ve vakaların yüze 7 ila 18’ine neden olur. Bunların dışında da ÜSYE’ye neden olan birçok virüs türü vardır” şeklinde konuştu.

Hastalanmamak için nelere dikkat etmeli?

Doç. Dr. Doğan, mevsim geçişlerinde artan üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmanın yollarını ise şöyle açıkladı: “Beslenmemizde C vitamini açısından zengin gıdaların (kırmızı tatlı biber, portakal, greyfurt, çilek, brokoli, süt ürünleri, tam tahıl, patates, bitter çikolata… vb.) ve çinko içeriği yüksek yiyeceklerin (hindi, kırmızı et, tavuk, deniz ürünleri, badem, kabak çekirdeği, antepfıstığı… vb.) tüketilmesi önerilir. Bunun yanında en çok kullanılan ve aynı zamanda en önemli tavsiye yeterli su içimidir. Yeterince su içmek tüm toksinleri atmanıza yardımcı olacaktır. Dahası, burun geçişlerinizi ve boğazınızı nemli tutarak bakterilerin ortalıkta dolaşmasına izin vermez. Ek olarak, vücuttaki mukusu temizlemek için yeterli derecede su içmek gerekir. Bu nedenle, sağlıklı kalmak için her gün en az 8 bardak su tüketilmesinde fayda var.”

“Hijyene dikkat çok önemli”

Bu dönemlerde hijyene dikkat etmenin de büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Doğan, şöyle devam etti: “Eller başlıca enfeksiyon kaynağıdır. Eller, gün boyunca temas edilen birden fazla yüzeyin bir sonucu olarak bol miktarda mikroplara maruz kalır. Ellerimizi ağzımıza, gözlerimize ve kulaklarımıza götürürsek, mikropların ve virüslerin vücudumuza girmesine zemin hazırlamış oluruz. Bu nedenle, hastalanmayı önlemenin en iyi yollarından biri olduğu için, özellikle yemek yemeden önce ellerimizi uygun şekilde yıkamalıyız. Gerektiğinde alkol bazlı el dezenfektanları da iş görür. Ilık suyla gargara yapmak da üst solunum yolu hastalıklarını önlemeye yardımcı olur. Bu, ağızda ve boğazda kalmış olabilecek bakterileri temizlemenin çok basit bir yoludur. Gargara için musluk suyunu önerebiliriz, çünkü az miktarda da olsa klor içerdiği için mikropları uzaklaştırmada daha iyi bir yardımcıdır. Musluk suyunu 60 saniye boyunca ağızda gezdirip tükürmek iyi bir yöntemdir.”

Egzersiz ve giyime dikkat!

Bağışıklık sistemini güçlendirmenin etkili bir yolunun da egzersiz olduğunun altını çizen Doç. Dr. Doğan, “Kış mevsimi insanı bir tembellik dönemine sokmuş olabilir, ancak özellikle mevsimler değişirken egzersize geri dönmek gerekir. Egzersiz yapmak kan dolaşımını iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Bu, hastalıkları uzak tutabilir. Fiziksel aktivitenin mevsim değişikliği ile ilişkili en yaygın hastalıklardan biri olan soğuk algınlığının süresini azaltabileceği de belirtilir. Ayrıca mevsim geçişlerinde bir süre daha sıcak tutan giysiler giymeye devam edilmelidir. Bu dönemlerde sıcaklıklar daha yüksek olabilir, ancak bu, soğuktan korunmayı bırakabileceğimiz anlamına gelmez. Aniden yazlık giysilere geçmek bizi hasta edebilir” dedi.

Klima yerine vantilatör

Özellikle yazın artan klima kullanımını da değerlendiren Doç. Dr. Doğan, “Mevsimsel değişikliklerde, özellikle de bahardan yaza geçince klima kullanmayı çok isteriz. Ama bunu, özellikle yaza giriş döneminde yapmamalıyız. Vücudumuz bu kadar şiddetli sıcaklık değişikliklerine maruz kalmamalı. Çünkü böyle bir olay hastalanmamıza neden olabilir. Baş ağrısı, boğazda kuruluk ve boğaz ağrısına kadar farklı semptomlar görülebilir. Bu nedenle klima kullanmak yerine, direkt maruz kalmamak koşuluyla vantilatör kullanmak veya sık sık pencereleri açarak hava sirkülasyonunu sağlamak önerilebilir” diye konuştu.

“Kaliteli uyku önemli”

Doç. Dr. Doğan, kaliteli uykunun önemine de dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı: “İyi bir gece uykusu, sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürmede çok önemli bir görev görür. Hastalanmaktan kaçınmak için düzenli bir uyku programı uyguladığımızdan emin olmamız önemlidir. Uyku alışkanlıkları ve süresi hem zihinsel hem de fiziksel sağlık üzerinde doğrudan etkiye sahiptir. Mevsim geçişlerinde geceleri 7 saatten az uyumak, bağışıklık sistemimizi düşürerek bizi soğuk algınlığı ve gribe yakalanmaya yatkın hale getirebilir.”

İlaç alırken alerjiye dikkat!

İlaç alırken alerjiye dikkat!
İlaçlar alerji dışında, toksik etki, dayanıksızlık ve hiç beklenmeyen yan etkilere sebep olabilir fakat alerji haricindeki reaksiyonlar genellikle dozla alakalıdır. Ayrıca alerjik reaksiyonlar ilacın ilk kez alınması halinde değil genellikle bu ilaç daha önceden alınmışsa ortaya çıkmaktadır.
Genetik olarak alerjik hastalıklara sahip olan bireyler ilaç alerjisi açısından risk grubunda yer alır. Avrasya Hastanesi cildiye Uzmanı Dr. Hatice Deniz Yardımcı, ilaç alerjisi nedeniyle problem yaşayan bireyler için önemli noktaları ele alıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Hatice Deniz Yardımcı

İlaç alerjisi nedir?
Hastalıkların tedavisi amacıyla geliştirilen ilaçları kullanan bireylerde, bu ilaçlara karşı oluşan alerjik reaksiyonların görülme sıklığı da artmaktadır.
İlaçların çoğunun kendi başına alerjik etkisi yoktur fakat vücuda girdiğinde birtakım proteinlerle birleşerek alerjik etkinlik kazanır. Diğer yandan pek çok ilaçta kullanılan boya ve koruyucu maddeler de alerjik reaksiyonlara neden olmaktadır.
Alerji yapabilen ilaçlar hangileridir?

İlaç alerjisine en sık şekilde sebep olabilen ilaçların başında antibiyotikler gelir. Antibiyotiklerin dışında, romatizma ilaçları ve aspirin de ilaç alerjisine neden olan en önemli ilaçların arasında yer alır.
Bunların dışında; renkli röntgen filmi çekmek için, diş çekimleri ve ameliyatlarda kullanılan uyuşturucu ilaçlar ve penisilinler ilaç alerjisine neden olabilmektedir. Anestezik madde alerjisi olan bireyler ameliyat sırasında ciddi alerjik reaksiyon gösterebilir. Bireylerin bir kısmı anestezik maddelere karşı alerjik reyaksiyon gösterirken diğer kısmı ise latekse karşı duyarlıdır.
Bu ilaçlar dışında gut hastalığında kullanılan allopurinol, antibiyotik sınıfından kinolonlar, sülfat içeren ilaçlar, insülin gibi bazı hormonlar, sara ilaçları gibi daha pek çok ilaç bireylerde alerjik reaksiyona neden olabilir.
İlaç alerjisi olduğunuzu nasıl anlarsınız?
Daha önceden herhangi bir ilaçtan kaynaklı kurdeşen, göz ve burun iltihabı, nefes darlığı, öksürük, göğüste sıkışma hissi, alerjik dermatit gibi alerjik reaksiyonunuz oluştuysa en iyi yöntem bu ilacı tekrar kullanmamak olacaktır. Bunun yanı sıra alerjik reaksiyon sonrası doktora gittiğinizde durumunuzla ilgili ayrıntıları şekilde bilgi vermelisiniz.
İlaç alerjisi olup olmadığınızı anlamak için alerji deri, penisilin gibi bazı ilaçlar için de RAST testi yaptırabilirsiniz. Fakat RAST testini yalnızca kullanmak zorunda olduğunuz ilaçlar için yaptırmalısınız sonuçta kullanmak zorunda olmadığınız ilaçlar adına önceden test yaptırmak sizin için ne pratik ne de mantıklı olacaktır. Çünkü eğer ilacı yakın zamanda kullanmazsanız cilt testi esnasında size verilen ufak dozla dahi vücudunuzun ilaca olan duyarlılığı artabilir.
Testinizin negatif çıkan sonucuna güvenerek günler, aylar ya da yıllar sonra bu ilacı kullandığınızda ilaç alerjisi problemi yaşayabilirsiniz. Şu an kesinlikle kullanmanız gereken bir ilaca karşı alerjiniz varsa doktorunuza başvurmalısınız. Doktorunuzun isteyeceği testler sonucunda eğer doktorunuz tarafından gerekli görülürse, o ilaca karşı duyarsızlaştırma tedavisi görebilirsiniz.
İlaç alerjisinin sonuçları nelerdir?
İlaç alerjisi, anafilaksi denilen ve kısa sürede müdahale edilmezse bireyin ölümüyle sonuçlanabilen reaksiyonların yanında;
– Ateş
– Kurdeşen
– Deri ve iç organlarda ödem
– Alerjik dermatit
– Kan hücrelerinin yıkımı
– Böbrek, damar ve karaciğer iltihabı
– Safra kanallarının tıkanması
– Romatizmal hastalıklara benzer tablolar
– Işık alerjisi gibi durumlara sebep olabilir

Aşı tedavisi alerji hastalarına önemli konfor sağlıyor  

Aşı tedavisi alerji hastalarına önemli konfor sağlıyor  

Yaşam kalitesini büyük ölçüde düşüren alerjik hastalıklar, bazı durumlarda hayatı tehdit edici boyutlara gelebiliyor. Bu rahatsızlıkların baskılanmasından çok, kalıcı bir şekilde tedavi edilebilmesi önem taşıyor. Özellikle alerjik rinit, buna eşlik eden astım ve arı alerjisinde kullanılan alerjen aşı tedavisi, bağışıklık sistemine etki ederek hastalığın seyrini değiştiren tek tedavi yöntemi olarak kabul ediliyor. En az 3 yıl düzenli olarak alerjen aşılarını tamamlayan hastalar, genellikle 10-15 yıl boyunca alerjik hastalıklar açısından rahat bir süreç yaşıyor. Memorial Ankara Hastanesi Alerji Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Adile Berna Dursun, alerji hastalıklarında aşı tedavisi (İmmünoterapi) hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Adile Berna Dursun

Kişinin hangi maddeye alerjisi olduğu testler ile belirleniyor

Kişinin normalde zararlı olmayan, dışarıdan herhangi bir madde ile karşılaştığında bağışıklık sisteminin anormal bir yanıt vermesi sonucunda; gözlerinde akıntı, kaşıntı, hapşırma, burnunda akıntı- kaşıntı- tıkanık, nefes darlığı, hırıltılı solunum, karında kramp-bulantı, ishal, bayılma, fenalık hissi, kaşıntılı döküntüler, şişlikler gibi belirti oluşması alerjenlerle tetiklenen bir alerjik hastalığa işaret etmektedir. Hangi alerjene karşı duyarlılık olduğunun objektif olarak belirlenmesi için kişilerin tarif ettikleri belirtilerle ilişkili olabilecek alerjenlerle deri testleri yapılmaktadır. Ancak çeşitli nedenlerle alerji deri testi yapılamadığı durumlarda ise kan tetkikleri ile sorumlu alerjen tespit edilmeye çalışılır.

Kontrol altına alınamayan alerjiler için alerji aşı tedavisi uygulanabiliyor

Uygulanması ve yorumlanması klinik tecrübe gerektiren alerji deri testleri mutlaka alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır. Test sonuçları ile hastanın şikayetlerinin birbiriyle örtüşmesi durumunda korunma önlemleri ve tıbbi tedavi ile hastalığın kontrol altına alınması sağlanmaktadır.  Alerjik hastalıkların korunma yöntemleri ve uygulanan tıbbi tedaviler ile istenilen düzeyde kontrolü sağlanamıyorsa veya hastalar uzun süreli düzenli tıbbi tedavi kullanmak istemiyor ise alerji aşısı (immünoterapi) tedavisi uygulanabilmektedir.

Alerji aşı tedavisi ile bağışıklık sistemi alerjene yavaş yavaş alıştırılıyor

Alerji aşısı hastaya alerjisi olduğu tespit edilen maddenin belli aralıklarla ve giderek artan dozlarda verilerek bağışıklık sisteminin bu alerjene alıştırılmasını sağlayan tedavi yöntemidir. Bu şekilde hastalığa sebep olan madde, aynı zamanda hastalığın tedavisinde kullanılmış olur.

Pek çok alerjik durumda uygulanıyor

Alerjik rinit (alerjik nezle), alerjik rinite eşlik eden astım ve arı alerjisi özellikle aşı tedavisi yapılan rahatsızlıkları oluşturmaktadır. Bu hastalıklarda aşılar en sık ev tozu akarları, polenler, kedi, arı alerjenleri ile yapılmakla birlikte, bireye özgü lateks ya da küf mantarı gibi farklı alerjenlerle de uygulanabilmektedir.

Tedavi süreci alerjik probleme göre değişebiliyor

Aşı tedavisine mutlaka hastanın nispeten sağlıklı olduğu ve hastalığın aktif olmadığı zamanda başlanması gerekmektedir. Tedavinin başlangıç dönemi 6-16 hafta arasında değişmekle beraber; bu süreç seçilen alerjene, kişinin eşlik eden hastalıklarına ve bağışıklık sistemi durumuna göre ayarlanmaktadır. Aşı tedavisinin başlangıç döneminde mutlaka haftada bir kez, devam döneminde ise 3 yıl boyunca ayda bir kez uygulanması gerekmektedir.  Bu tedavi genellikle koldan iğne şeklinde uygulanmakla birlikte damla ya da tablet şeklinde ağızdan alınabilen çeşitleri de bulunmaktadır.

Aşı sonrası gözlem ve takip önem taşıyor

Her aşı uygulamasından sonra hasta mutlaka hastane ortamında yarım saat kadar gözlemlenmelidir. Sıklıkla aşı yapılan yerde kızarıklık ve kaşınma gibi etkiler görülebilmektedir. Hastanın aşı uygulaması yaptırdığı gün çok ağır iş ve spor yapmamak dışında bir kısıtlaması bulunmamakta, kişiler günlük yaşamlarına devam edebilmektedir.

Tedavinin devamlılığına dikkat!

İmmünoterapinin 3 yıldan önce kesilmesi tedavinin tamamlanmamasına sebep olmaktadır. Bu durum faydadan çok zarara yol açıp, hastayı daha fazla alerjik hale getirebilir. Bu sebeple aşı mutlaka 3 yıl süresince uygulanmalıdır. Çok nadir durumlarda özellikle arı alerjisi gibi vakalarda bu tedavi süresi 5 yıla kadar uzatılabilir.  Hatta bazı özel durumu olan hastalarda aşı tedavisi ömür boyu sürebilmektedir.

Tedavinin mutlaka alerji uzmanı doktorlar tarafından uygulanması gerekiyor

Aşı uygulamasının riskleri de bulunmaktadır. Bu sebeple tedaviye mutlaka alerji uzmanlığı olan hekimler tarafından karar verilip uygulanması gerekmektedir. Uzman kişi doğru kararı vermezse uygulanacak yanlış tedaviler tedavi yanıtsızlığına, etkinliğinin azalmasına ve ölümle sonuçlanabilecek yan etkilere yol açabilmektedir.

İlk 6 ay ilaç tedavisinin kesilmemesi gerekiyor

Her yaş grubuna uygulanabilen aşı tedavisinin başladığı ilk 6 ayda hastaların düzenli olarak alerji ilaçlarını kullanmaları gerekmektedir. Aşı tedavisi sürecinde başka hastalık tanısı alan ve ilaç kullanması gereken hastalar, bu durumu mutlaka hekimlerine bildirmelidir. Çünkü bazı ilaçlar, aşı tedavisi sırasında farklı etkileşimlere sebep olabilmektedir. Bununla birlikte aktif kanser, aktif romatoloji hastaları ve hamileler aşı tedavisi uygulanmaması gereken grupta bulunmaktadır.

Mevsim geçişlerinde kapalı mekanlarda fazla vakit geçirmek bağışıklığı düşürüyor

Mevsim geçişlerinde kapalı mekanlarda fazla vakit geçirmek bağışıklığı düşürüyor

Mevsim geçişlerinde hem soğuk algınlığı gibi hastalıklar hem de alerjik sorunlar artabiliyor. Bunun en önemli nedeninin bağışıklık sisteminin zayıflaması olduğunu söyleyen Dr. Tuncel Ziylan, bu dönemlerde özellikle C vitamininden zengin taze ve yüksek protein içeren besleyici gıdalar tüketerek bol sıvı almak gerektiğine dikkat çekiyor.

Mevsim geçişleri hastalık sezonu olarak bilinir. Bu dönemlerde havadaki ısı ve nem değişimi hem soğuk algınlığı hem de alerjik hastalıkların daha çok görülmesine neden olur. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuncel Ziylan, değişen hava şartları nedeniyle vücut sıcaklık değerlerinin tam dengesinin sağlanamadığına ve bu durumun bağışıklık sistemini zayıflattığına, sonuç olarak kişinin enfeksiyonlara ve hastalıklara daha açık hale geldiğine dikkat çekiyor.

Dr. Ziylan, bağışıklık sistemimizin bu süreçten nasıl etkilendiğini ise şöyle açıklıyor: “Mevsim geçişlerinde farkında olmasak bile vücudumuz strese girer. Isı değişiklikleri hava basıncı ve iklim koşullarının yarattığı değişime uyum sağlamaya çalışan vücutta stres oluşur. Stres ise bağışıklık sistemini baskılayan ve vücudun direncini düşüren en önemli etkenlerden biridir. Bu süreçte vücutta biriken stresi egzersiz ya da nefes çalışmaları yardımıyla uzaklaştırabiliriz. Bunun yanı sıra sıcak mevsimden soğuk mevsime geçilmesi, açık havada harcanan zamanın azalması anlamına gelir. Çünkü hepimiz soğukta kapalı mekanlara kaçmak isteriz. Dolayısıyla kişiler arasında hastalık yapıcı mikroplarının bulaşma olasılığı daha fazla olur. Ayrıca kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirdiğimizde güneş ışınlarıyla aktifleşen D vitamininin seviyesi de düşer ve bağışıklık baskılanır. Bu nedenle hangi mevsimde olursak olalım güneşli günlerden faydalanmamız şarttır. Kapalı mekanlarda daha çok vakit geçirmek, havasızlık ve hareketsizlik depresyonu da tetikleyebilir. Bu süreçte kişi kendisini sürekli yorgun ve halsiz hissedebilir ve bu nedenle iletişime kapatabilir. Aniden yaşanan bu psikolojik durum da vücut direncinin düşmesine sebep olur.”

Kilo almak da vermek de bağışık sistemini etkiliyor

Mevsim geçişlerinde vücudun hormon dengesi de bozuluyor ve bu da beslenme alışkanlıklarının değişmesine neden olabiliyor. Artan iştah, fazla kilo problemini de beraberinde getirebiliyor. Bu durumun kişiyi hem psikolojik olarak olumsuz etkileyebileceğini hem de iç organlarda yağlanmaya neden olabileceğini hatırlatan Dr. Ziylan, her iki durumda da vücut direncinin düşeceğini ve aynı durumun iştahsızlık sonucunda yaşanan ani kilo kaybı için de geçerli olduğunun altını çiziyor.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuncel Ziylan, mevsim geçişlerinde hasta olmamak için öncelikle yapabileceğimiz en iyi şeyin sağlıklı beslenmeyi bir yaşam tarzı haline getirmek, özellikle C vitamininden zengin, taze ve yüksek protein içeren besleyici gıdalar tüketerek bol sıvı almak olduğunu söylüyor. Mevsim geçişlerinde en çok çocukların ve 65 yaş üzeri kişilerin etkilendiğini hatırlatan Dr. Ziylan, “Bu yaş gruplarının daha fazla etkilenmesinin nedeni bağışıklık sistemlerinin daha düşük olmasından kaynaklanıyor. Bu kişilerin kendilerini daha iyi korumaları, beslenmelerine dikkat etmeleri ve olabildiğince kapalı ortamlardan uzak durmaları faydalı olacaktır” diyor.

Astım hastalarının yaşam kalitesini düşüren yanlışlar

Astım hastalarının yaşam kalitesini düşüren yanlışlar

Kronik bir hastalık olan astım, her yaştan bireyi etkileyebiliyor. Genetik ve çevresel faktörlerin ortaya çıkmasında etkili olduğu astım hastalığının uygun tedavilerle mutlaka kontrol altında tutulması gerekiyor. Hayat kalitesinin ciddi oranda düşmesine neden olan astımın ciddiye alınmaması ise hastalığın tedavisini olumsuz yönde etkiliyor.  Her yıl Mayıs ayının ilk haftası kutlanan “Dünya Astım Günü”nün bu yılki konseptinin “Astımda Doğru Bilinen Yanlışlar” olduğunu belirten Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Erişkin Alerji Bölümü’nden Prof. Dr. Adile Berna Dursun, bu hastalıkla ilgili toplumda var olan yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi.

 

Sadece kuru öksürük de astım belirtisi olabilir

Bronşların yani hava yollarının mikrobik olmayan iltihabi durumu olan astım hastalığında şikayetler bazen çok şiddetli, bazen de çok az olabilir. Astım hastalığının seyrinde dalgalanmalar olması önemli bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Genellikle öksürük, nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste baskı hissi gibi belirtiler gösteren astım hastalığında, zaman zaman sadece kuru öksürük de görülebilmektedir. Yani belirtilerin hepsinin bir arada olması gerekmemektedir. Bu belirtilerin tekrarlayıcı nitelikte olması, tetikleyicilerle karşılaşıldığında meydana gelmesi, gece özellikle sabaha karşı uyandırması ve kendiliğinden veya ilaç alındığında düzelmesi astım hastalığını akla getirmektedir.

Yanlış bilgiler hastalığın tedavisini engelliyor

Toplumda yaygın olarak görülen hastalıklardan biri olan astım ile ilgili doğru bilinen yanlışlar, bir yandan uygulanması gereken tedavinin aksamasına neden olurken, diğer yandan da hastaların iş, okul ve sosyal yaşantılarını olumsuz olarak etkilemektedir. Halk arasında astım hastalığı ile ilgili doğru bilinen yanlışlar şu şekildedir:

 

  1. YANLIŞ: “Astım sadece çocukluk çağında görülür: Doğru bilinen yanlışlardan bir tanesi astımın sanki sadece çocukluk çağında görüldüğü ve bir daha ortaya çıkmayacağıdır. Astım çocukluk, süt çocukluğu, okul çağı, ortaokul, lise, üniversite, genç erişkin, orta yaş, ileri yaş hatta geriatrik yaşta bile ortaya çıkabilen ve tekrarlayabilen kronik bir hastalıktır.

 

  1. YANLIŞ: “Her astım, alerjik astımdır”: Alerji ve astım birbiriyle en çok karıştırılan rahatsızlıklardır. Alerji dışarıda vücudumuza ait olmayan bir takım maddelere karış oluşturduğumuz bağışıklık yanıtıdır. Astım hastalarının sadece bir kısmı alerjiktir. Alerjik olmayan astım da bulunmaktadır. Çocukluk çağı astımlılarının 4/3’ü alerjik astım olmaktadır. Yaş ilerledikçe alerjik astım oranı yarı yarıya düşmektedir. Öte yandan, birey obezse ve sigara içiyorsa bu kadar net ayrım yapılamayabilir.

 YANLIŞ: “Astım hastalığı bulaşıcıdır”: Astım bulaşıcı bir hastalık değildir, mikrobik olmayan iltihabi bir durumdur. Astım sadece bireyin kendisine etki etmektedir.

  1. YANLIŞ “Astım hastalığına çevresel faktörler neden olur”: Astım, genetik özelliği de olan bir hastalıktır. Ailede astım varlığı çocuklarda astım olma ihtimalini artırır. Yani ebeveynlerden birinde varsa, çocuklarda da yüzde 30-35 astım görülebilir. Her iki ebeveynde birden astım varsa, çocuklarında bu oran yüzde 70’e çıkar. Astım hastalarında genetik olan yatkınlık, çevresel faktörlerin etkisiyle gelişir.
  2. YANLIŞ: “Astım hastaları spor yapamaz”: Astım hastaları spor yapabilir. Hatta astım hastalarının spor yapması için teşvik edilmesi gerekir. Çünkü spor bütün bedensel iyilik ve kaslar için gereklidir. Sadece soğuk hava, derin dalma ve paraşüt gibi yüksekten atlama sporları önerilmez. Astım hastası olup çok üst düzey spor başarılarına imza atmış isimler de bu örnekler arasında yer almaktadır.
  3. YANLIŞ: “Astım hastaları gebelik döneminde ilaçlarını kesmelidir”: Astım hastaları gebelik döneminde hemen ilaçlarını kesme eğilimine girmektedir. Bu istenilen bir durum değildir. Aksine gebelik döneminde astım ilaçlarının asla bırakılmaması gerekir. İlacın bırakılması astımın kötüleşmesine, nefes alma sorununa, dolayısıyla bebeğe oksijen gitmemesine ve bebekte gelişim geriliği gibi bir takım anomalilere, erken doğuma, düşük doğum ağırlığına ve akciğerlerinin gelişmemesi gibi durumlara yol açabilir. Gebelik döneminde güvenle kullanılabilen astım ilaçları bulunmaktadır. Anne adaylarının bu dönemde mutlaka astım hastalığını takip eden hekimleri ile irtibatta kalmaları gerekmektedir.
  4. YANLIŞ: “Astım hastaları normal doğum yapamaz”: Astım hastası olan anne adaylarının mutlaka sezaryen ile doğum yapmaları gerekmemektedir. Astım hastası olan gebeler normal doğum yapabilir. Doğumun şeklinin nasıl olacağına, takibi yapan hekim ile birlikte karar verilir.
  5. YANLIŞ: “Koronavirüs döneminde astım ilaçları kesilmelidir”: Gebelik döneminde ilaçlar nasıl kesilmiyorsa, Covid-19 döneminde de astım ilaçlarının kesinlikle kesilmemesi gerekiyor. Astım hastaları tedavilerini mutlaka düzenli olarak almalıdır. Astım hastalığının koronavirüse yakalanma açısından risk faktörü olmadığı, pandeminin bir yıllık veri birikimlerine göre bilinmekle beraber; astımı kontrol altında olmayan, ilaçlarını düzenli almayan astım hastalarının Covid-19 enfeksiyonunu daha ağır geçirme ve ölme riskinin daha yüksek olduğu unutulmamalıdır.
  6. YANLIŞ: “Kortizon içeren astım ilaçları yan etki gösterir”: Halk arasında kortizona karşı bir korku bulunmaktadır. Astım tedavisine nefes açıcı denilen sprey yani inhaler cihazlarla başlanır. Bu cihazlarla ilaçlar çok küçük dozlarda verilebildiği için özellikle de kortizon içeren ilaçlar bu yolla kullanılır. Usulüne uygun ve düzenli kullanımda inhalasyon yoluyla kortizonun kilo aldırma, katarakt yapma, iştahı artırma gibi etkileri görülmez. Sadece usulüne uygun kullanılmayan inhaler ilaçlar ses kısıklığı ve ağız içinde pamukçuk oluşumuna neden olabilir.
  7. YANLIŞ: “ Astım ilaçları bağımlılık yapar”: Kronik bir hastalık olduğu için astım hastalarının sürekli tedavi alması gerekir. Tansiyon hastaları nasıl aldıkları ilaca bağımlı olmuyorsa, astım hastalarının kullandığı ilaçlar da bağımlılık yapmaz.

 

 

Bahar hastalıklarına dikkat

Bahar hastalıklarına dikkat

Havaların ısınıp doğanın yeni elbiselerini giymeye başladığı bahar ayında Covid pandemisi en önemli tehdit olmaya devam ederken, bir yandan da bahar hastalıkları kapıyı çalmaya başladı. Ani ısı değişiklikleri, yağmur, rüzgar ve polenlerin etkisi ile vücut direnci azalıyor, bağışıklık sistemi zayıflıyor. Hal böyle olunca özellikle çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarından alerjik astıma dek bir çok hastalık bahar ayıyla birlikte tetikleniyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Eda Sünnetçi “Pandeminin gölgesinde girdiğimiz bahar mevsiminde Covid-19 enfeksiyonu bazı hastalıklar  ile karıştırılabiliyor. Covid 19’da ateş, öksürük, kırgınlık, solunum sıkıntısı, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kusma, ishal, kas ağrısı, karın ağrısı görülebilir. Bunlar diğer hastalıklarda da görülebilen semptomlar olması nedeniyle ayırıcı tanı için mutlaka iyi bir temas öyküsü alınmalı ve test yapılmalıdır.” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Eda Sünnetçi, baharda en sık görülen 6 hastalığı ve pandemi koşullarında bahar hastalıklarına karşı alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Soğuk algınlığı

Soğuk algınlığı çeşitli virüslerle bulaşan, hafif seyirli olan, genelde üst solunum yolları belirtileriyle seyreden bir hastalık tablosudur. Virüslerle karşılaştıktan 24-72 saat kadar sonra boğazda kuruluk, boğaz ağrısı, burun akıntısı, burunda tıkanıklık, hapşırma, öksürük gibi şikayetler başlar. Soğuk algınlığı ilerlerse, sinüzit ve orta kulak enfeksiyonu yapabilir.

Sinüzit

Kafatasının boşluklarına sinüs adı verilir. Bunların içi hava doludur. Bu boşlukların iltihaplanması durumunda da sinüzit meydana gelir. Yüzde ve başta ağrı, burun tıkanıklığı, iltihaplı akıntı, koku alma bozukluğu, öksürük, ateş ve halsizlik gibi belirtilerle karşılaşılır.

Orta kulak iltihabı

Genellikle kulak ağrısı ile kendini gösterir, orta kulakta bakteriler çoğalır. Genellikle nezle, grip ya da boğaz enfeksiyonunun sonrasında gelişir.

Farenjit

Farinks, burun ve ağız boşluğunun arka kısmıdır, buranın enfeksiyonuna ise farenjit denir. Boğaz ağrısı, ateş, öksürük gibi şikâyetler olur. Muayenede farenkste kızarıklık, akıntı ve ödem olabilir.

Alerjik rinit

‘Saman nezlesi’ olarak da adlandırılan alerjik rinit, burun mukozasının alerjik nedenlerle iltihaplanmasıdır. Alerjik rinit ilkbaharda havada uçuşan polenler nedeniyle artış gösteriyor. Hapşırık, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, burun kaşıntısı, öksürük, geniz akıntısı, koku almada güçlük, gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık alerjik rinitin belirtileri arasında yer alır. Alerjik riniti olanların yüzde 30’unda alerjik astım da görülebiliyor. Alerjenlerden korunmak ve polenlerin yoğun olduğu yerlerden uzak durmak, gerektiğinde maske kullanmak da önemli.

Alerjik astım

İlkbaharda alerjik astım sıklığı da artmakta. Hava yollarının daralmasıyla kendini gösteren, ataklarla seyreden bir hastalık olan alerjik astımda da alerjik nedenlerle oluşan bir iltihap söz konusu. Burada etkilenen yer hava yollarıdır. Bu iltihap nedeniyle hava yollarının mukozası şişerek ödem oluşuyor. Kişi dış ortamdaki etkilere daha hassas hale geliyor. Öksürük, nefes darlığı, hırıltılı nefes alerjik astımın belirtileri arasında yer alırken, ateş ve koyu renk balgamlı öksürüğün eklenmesi enfeksiyon eklendiğini düşündürüyor. Tedavinin aksatılmaması ve alerjenlerden korunmak çok önemli.

Baharı sağlıklı geçirmenin 8 püf noktası!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Eda Sünnetçi, baharı sağlıklı geçirmenin 8 püf noktasını şöyle anlattı;

  1. Hijyen kurallarını öğretin, kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak tutun, kapalı ortamları sık sık havalandırın.
  2. Çocuğunuzu sigara dumanına maruz bırakmayın, evin balkonunda dahi olsa sigara içmeyin.
  3. Sağlıklı beslenme bağışıklık sistemini güçlendirip hastalıklardan korur. Bu nedenle çocuğunuzun sağlıklı beslenmesine, abur cuburdan uzak durmasına dikkat edin. Bebeğinizi ilk altı ay mutlaka emzirin.
  4. Sağlıklı beslenmenin en önemi iki öğesi olan vitaminlerin ana kaynağı olan sebze ve meyveler günde en az 5 porsiyon tüketilmelidir.
  5. C vitamini bağışıklığı güçlendirir; portakal, mandalina, greyfurt kivi gibi meyveler kırmızıbiber, turp, kırmızı pancar, ıspanak, lahana, pırasa gibi C vitamininden zengin olan sebzeler daha çok tüketilmelidir.
  6. Balık omega 3 yağ asidi içerdiği için bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesini sağlar. Haftada en az 2 gün tüketilmelidir.
  7. D vitamini düzeyine mutlaka baktırın. Doktor kontrolünde ve önerisine göre D vitamini takviyesi kullanılmalıdır. İhtiyaçtan fazlası vücutta depolanan vitamin olması sebebiyle zararlı olabilmektedir.
  8. Yeterli sıvı alımı ve iyi uyku da güçlü bir bağışıklığın olmazsa olmazları arasında yer aldığından çocuğunuza susamayı beklemeden düzenli su içme alışkanlığı kazandırın; kaliteli ve yeterli uyku için de her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmasına özen gösterin.

Nemli maske koruyuculuğunu yitiriyor

Nemli maske koruyuculuğunu yitiriyor

Koronavirüs nedeniyle maske hayatımızın bir parçası haline geldi. Ancak doğru maske seçimi ve beraberinde gelen maske alerjisi, kış aylarında maske kullanımı gibi konularla ilgili sorunlar yaşıyoruz. Doğru maske seçiminde nelere dikkat edilmeli? Maske alerjisinin nedenleri nedir? Kış aylarında maske koruyuculuğu nasıl sağlanır? Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay merak edilen tüm soruları yanıtladı.

Kış aylarında maske koruyuculuğu nasıl sağlanır?

Kış aylarında maske kullanımı konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli konu, özellikle yağmurlu ve kar yağışlı havalarda maskelerin ıslanması. Nemlenen veya ıslanan maskeler, koruyuculuğunu tamamen kaybeder. Yağışsız havalarda da uzun süreli kullanımda maskeler nefesimizle nemlenmektedir. Koruyuculuğunu kaybetmesinin yanı sıra, nemlenen maskelerle ciltte temasa bağlı egzama ve kurdeşen oluşabilmektedir. Bu sebeplerden dolayı, ıslanan veya nemlenen maskenin yeni takılmış olsa bile hemen değiştirilmesi, yağışsız havalarda ise maskenin en fazla 3 saatte bir değiştirilmesi gerekmektedir.

Doğru maske seçiminde nelere dikkat edilmeli?

Maskeler üretilirken birtakım işlemlerden geçer ve bu işlemler sırasında kullanılan bazı kimyasallar özellikle alerjisi olan hassas çocuklarda deri döküntülerine, kaşıntıya ve kızarıklığa neden olabilir. Maske alerjisinin önüne geçmek için maskenin özellikleri çok önemlidir. Bu noktada, temasa bağlı alerji riski düşük, lateks, paraben, naylon, klor gibi maddeler içermeyen, TSE onaylı cerrahi maskeler tercih edilebilir. Ayrıca tercih edilecek maskeler uzun süre kullanımda kulakları da rahatsız etmeyecek konforda seçilmelidir. Tercih edilecek maskenin Sağlık Bakanlığı’nın Ürün Takip Sistemi’nde kayıtlı olup olmadığı kontrol edilmelidir. Covid 19 güvenli üretim sertifikası ve TSE tip 2 ürün onaylı olan maskelerin seçilmesi faydalı olacaktır. Yanı sıra, koruma açısından yine 3 katmanında da Meltblown içeren maskeler tercih edilebilir.

Maske alerjisinin nedenleri nedir?

Geleneksel cerrahi yüz maskeleri, N95 maskeleri ve yeniden kullanılabilir kumaş maskeleri içeren yüz maskeleri, temasa bağlı alerjik reaksiyonları tetikleyebilecek kimyasallar içerebilir. Yüz maskelerine karşı alerjik cilt reaksiyonları, maskelerin yapıldığı bir dizi kimyasal bileşene karşı gelişmektedir. Maske alerjisinin önüne geçmek için maskenin özellikleri çok önemlidir. Bu noktada, temasa bağlı alerji riski düşük, lateks, paraben, naylon, klor gibi maddeler içermeyen, TSE onaylı cerrahi maskeler tercih edilebilir.

Evlerde beslenen kuşlar alerjik reaksiyona neden olabilir

Evlerde beslenen kuşlar alerjik reaksiyona neden olabilir

Köpekler ve kedilerin yanı sıra, kuşlar da sıkça evcil hayvan olarak tercih edilen önemli bir grubu oluşturur. Evlerinizde veya yakınında beslediğiniz kuş türleri de alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Alerji ve Astım Derneği Başkan Yardımcısı ve Yetişkin Alerji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kürşat Epöztürk kuş alerjilerini detaylı bir şekilde sizler için anlattı.

Kuş tüyü alerjisi nedir?

Kedi ve köpek alerjilerinde olduğu gibi, evde kuş besleyen ve alerji eğilimi olan insanlarda da kuş alerjenlerine duyarlılık olabilir. Bunun sonucunda alerjik konjunktivit, alerjik rinit ve alerjik astım yakınmaları oluşabilir. Yani özellikle hayvan yakındayken veya kafesini temizlerken gözlerde yaşarma, kaşıntı ve kızarıklık; burunda kaşıntı, hapşırık, akıntı ve tıkanıklık; nefes darlığı, hırıltı, öksürük, göğüste sıkışma hissi gibi şikâyetler olur. Bu tarz alerjik belirtileri olan hastalara uygulanacak alerji testi paneli evde beslenen hayvanı da içerecek şekilde hazırlanmalıdır. Yapılan bir çalışmada alerjik belirtileri olan ve evde kanarya veya muhabbet kuşu besleyen hastaların beşte birinde bu kuşların tüylerine karşı duyarlılığı olduğu tespit edilmiştir. Meslekleri gereği bu kuşlarla daha yoğun olarak teması olan kişilerde bu oranın daha sık olacağı tahmin edilebilir. Örneğin hayvanat bahçesinde kuşlarla ilgilenen çalışanların beşte ikisinin kuş alerjenlerine duyarlı olduğu ve bunların yarısında alerjik belirtilerin de ortaya çıkmış olduğu saptanmıştır.

Kuş tüyü alerjisi olanlarda gelişen alerjik hastalıklardaki temel yaklaşım diğer evcil hayvan alerjilerinde olduğu gibi sorumlu hayvanın (ve kafesinin) hastadan uzaklaştırılmasıdır. Hayvanın gönderilmesi henüz mümkün değilse alınabilecek bazı ikincil derecede önlemler vardır:

Kuş ve kafesi hastanın yattığı odaya sokulmamalıdır.

Kuşa elledikten sonra eller iyice yıkanmadan göze, burna, ağza, yüze götürülmemelidir.

Kuşun olduğu odada düzenli temizlik yapılmalıdır.

HEPA filtreli elektrikli süpürge kullanılmalıdır.

Kuş kafesi düzenli olarak (hasta dışındaki biri tarafından) temizlenmelidir.

Oluşan belirtilerin tipine ve yoğunluğuna göre göz damlaları, burun spreyleri, antihistamin denen alerji ilaçları ve astım ilaçları kullanılır.

Kuşla ilişkili alerjiler nelerdir?

Kuş besleyen insanlarda alerjik nezle ve alerjik astım gibi hastalıkları tetikleyen bir başka etken de akar alerjileri olabilir. Ev tozu akarları tüylü hayvanların deri artıklarından da beslendiğinden kedi, köpek, kuş beslenen evlerde sayılarının daha yüksek olması beklenebilir. Ayrıca kuşların tüylerinde farklı akar türleri de bulunabilir. Bu akarların hem ev tozu akarlarınınkine benzer hem de kendilerine özgü alerjenler üretebildiği gösterilmiştir.

Kuşla ilişkili bir başka alerjik durum ise kuş yeminden kaynaklanabilir. Beslediği muhabbet kuşunun kafesini temizlerken astım atağı geçiren bir hastanın kuşa değil yem olarak kullandığı tahıla alerjisi olduğu saptanmıştır.

Kuş-yumurta sendromu nedir?

Benzer protein yapısında olan alerjenlere çapraz duyarlılıklar olabilir. Bu durumun bir örneği de kuş-yumurta sendromu olarak adlandırılan tablodur; bu durum, kuşlarda ve yumurta sarısında bulunan bir alerjenin ortaklığından kaynaklanır. Yetişkinlik döneminde evde beslenen kuşa karşı solunum yoluyla gelişen duyarlılık bu çapraz tabloya neden olur. Çiğ veya sarısı az pişmiş yumurtayı yemek bu durumdaki hastalarda ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Sorumlu olan alerjen ısıya dayanıksız olduğu için iyi pişmiş yumurta genellikle sorunsuz tüketilir. Pişmiş tavuk eti de genellikle reaksiyona neden olmaz veya ağız içinde hafif yakınmalara sebep olur ama çiğ tavuk etine dokunmak deride kaşıntı ve kızarıklık oluşturabilir.

Hipersensitivite pnömonisi

Bir çeşit alerjik aşırı duyarlanma sonucu, akciğerlerde pnömoniye (zatürree) benzeyen ama mikrobik olmayan bir tablo oluşabilir. Etkilenen kişide ateş, öksürük, nefes darlığı, halsizlik gibi belirtiler görülür. Özellikle canlı kökenli maddelerle yoğun bir şekilde uğraşan çiftçiler, mantar toplayıcıları, kürkçüler, ipek böceği üreticileri, ağaç işçileri, tütün işçileri gibi meslek gruplarında daha sık görülen bu tablo başta güvercin olmak üzere kuş yetiştiricilerinde de görülebilmektedir.

Hastalık kendini akut (ani başlangıçlı) veya kronik (müzmin) şekilde gösterebilir. Akut formu duyarlı kişi hastalığa neden olan maddeye aralıklı ve yoğun şekilde maruz kaldığında oluşur. Belirtiler maruziyetten sonra birkaç saat içinde ortaya çıkar. Hasta etkilendiği ortamdan uzaklaştığında bir gün içinde kendiliğinden iyileşir. Kronik formunda kişi hastalığa neden olan maddeye düşük dozda ama sürekli maruz kalmıştır. Geri dönüşsüz akciğer hasarı oluşur ve sebep olan etkenden uzaklaşmak hastalığı düzeltmeye yetmez. Subakut denen ara bir form da bulunur; düşük dozlarda maruziyet ile belirtiler sinsi şekilde ilerler ve ortamdan uzaklaşınca tablo düzelir.

Hipersensitivite pnömonisi tanısında laboratuvar testleri sadece yardımcıdır. Genellikle teşhis öyküye göre konur. Bronkoskopik olarak alınan yıkama ve doku örnekleri tanı koydurucu olabilir ama genellikle parça alınması gerekmez. Hastalığa ait radyolojik bulgular akciğer filminde ve özellikle yüksek rezolüsyonlu bilgisayarlı tomografide izlenebilir.

Kuş besleyicilerinde görülen hipersensitivite pnömonisi eğer belirtilerin süresi altı haftadan azsa ve hastanın kuşlardan ve beslenen ortamdan uzak kalması sağlanırsa tam iyileşme ile düzelir. Daha uzun süreli hastalık durumunda ve sorumlu olan etkenden uzaklaşmak yetmiyorsa kortizon tedavisi ile akciğerdeki tutulum düzeltilmeye çalışılır. Kronik olgularda uzun süre ve yüksek doz kortizon vermek gerekir. Akciğerlerde ileri derecede geri dönüşsüz hasar oluşmuşsa bu hastalık ölüme neden olabilir.

Kışın ortaya çıkan 5 cilt hastalığına dikkat!

Kışın ortaya çıkan 5 cilt hastalığına dikkat!

Kış mevsimiyle birlikte cildimiz için tehlike çanları çalmaya başladı. İyice etkisini gösteren soğuklar, rüzgar ve havadaki nem miktarının düşmesine; pandemi sürecinde bolca yüklenilen dezenfektanların yanlış kullanımı da eklendiğinde bazı cilt hastalıklarının daha kolay tetikleneceğini belirten Acıbadem Kadıköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Güneri “Kışın kendine özgü yıpratıcı şartlarına; içinde bulunduğumuz Covid-19 pandemisi sürecinde hijyenik alışkanlıkların değişmesi, aşırı ve yanlış temizlik, kullanılan dezenfektan ürünler, kolonyalar ve uzun süre değiştirilmeyen maskeler de eklendiğinde cilt sağlığımız kaçınılmaz olarak olumsuz etkileniyor. Bu nedenle pandemi sürecinde önlem almaya çalışırken yanlış uygulamalardan da kaçınmak gerekiyor.” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Güneri, kışın ortaya çıkan ya da tetiklenen 5 cilt hastalığını sıraladı; Covid-19 pandemisinin damga vuracağı kış aylarında cilt sağlığımızı korumak için gerekli 10 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Temas Egzaması (Kontakt Egzama)

Özellikle ellerde etkili olan temas egzaması kış aylarında artıyor. Havaların soğumasıyla deride önce kuruma, sonra kızarıklık, pullanma, su toplamaları ve kaşıntıyla belirti veriyor. Bazı duş jelleri nedeniyle vücut derisinde de oluşabilirken; günümüzde Covid19 enfeksiyonundan korunma amaçlı kullanılan, uygun olmayan maskelerle de yüzde ortaya çıkabiliyor. Maskedeki yapıştırıcılar, lastik ve metal parçalarına karşı yüz derisinde alerjik kontakt egzama oluşabiliyor. Bu nedenle ilaç tedavisi gerekebiliyor.
KORUNMA YOLLARI:

Uygun nemlendirme, kremli, gliserinli sabun tercihi ve soğuk dönemde dış ortamda ellerin eldivenle korunması ile belirtiler yatışabilir. Eller ılık suyla yıkanmalıdır. Dezenfektanlar ev ortamında tercih edilmemeli, zorunlu durumda kullanılmalı, mümkün olduğunda suyla durulanmalı ve nemlendirici, vaselin veya bariyer özellikli kremlerle el nemlendirilmelidir. Ev işinde içi pamuklu eldivenler tercih edilmelidir. İçinde doğal yağlar olan besleyici krem ve losyonlar içerdikleri lipidlerle derinin kuruluğunu ve hassasiyetini gidererek kaşıntı hissini azaltır, alerjen maddelerin deriye geçişini engeller, ayrıca bakterilere karşı deri direncini artırır. Bu önlemlere dikkat edilmezse deride çatlaklar ve kanama oluşabilir.

Seboreik Dermatit

Çok yaygın görülen bu cilt hastalığı; saçlı deri, yüz, kaşlar, burun kenarları, kulaklar ve çevresinde gelişen kızarıklık, kuruluk, sarımsı yağlı kepek ve kabuklanmalarla kendini gösteriyor. Lezyonlarda kış aylarında ve stresle artış görülüyor.

KORUNMA YOLLARI:

Yağlı cilt yapısı olan kişilerde rastlanan ve tekrarlamaya eğilimli bir egzama tipi olan bu hastalıkta maske kullanırken dikkatli olmak gerekiyor. Maske kullanımı  veya  erkeklerde sakal altındaki deride kapalı ortam olması ciltteki bakteri ve mantar dengesini değiştirerek, ayrıca maske altında terleme iritasyon yaparak bu egzamayı olumsuz etkiliyor. İlaç tedavisi gerekebiliyor.

Akne

Kış döneminde güneş ışınlarının azalması, evde daha fazla zaman geçirme ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi nedeniyle akne lezyonlarında artış yaşanıyor. Covid-19 pandemisinde gençlerin uzun süreler evde olması, kan şekerini hızlı yükselten gıdaların (çikolata, beyaz ekmek, patates, hazır meyve suları..) tüketimi, kaygı ve stres lezyonların artmasına neden olabiliyor. Maske de deriye sürtünme yapması ve altta nemlenme olmasından dolayı akneleri artırıyor.

KORUNMA YOLLARI:

Maske uzun süreli kullanılacaksa 3 saatte bir değiştirilmelidir. Cerrahi maske altına kağıt peçete zımbalanması ya da çift katlı pamuklu maske tercih edilmesi, ter ve sürtünmeyi azaltacağından bu şekilde lezyonların artması engellenebilir. Bez maske günlük olarak, en az 60 derece suyla, cildi tahriş etmeyecek bir temizleme ürünüyle yıkanmalı, iyi durulanmalıdır.
Tedavide akneli cilde uygun bir yıkama ürünü, yağlı olmayan bir nemlendirici, gerekiyorsa dermatolojik ilaçlar kullanılır. Akne tedavisinde kullanılan bazı krem ve sistemik ilaçlar da ayrıca deriyi kurutup tahrişe yol açabilir, bu durumda dermatoloji hekimleri özel yatıştırıcı ürünler önermektedir.

Rozasea (Gül Hastalığı)

Nedeni tam olarak bilinmeyen, yüzde önce tekrarlayan, sonra kronik hale gelen, kızarıklık, kılcal damarlarda artma, sivilce benzeri lezyonlar, kaşıntı ve yanma ile görülen bir cilt hastalığı olan Rozasea (Gül Hastalığı) soğuk havalarda artış gösteriyor. Ayrıca cildin kuruması, ısı kaynağına yakın olmak, uygun olmayan cerrahi maske kullanımı, stres, baharatlı ya da sıcak yiyecek ve içecekler de hastalığı alevlendirebiliyor. Maske altında sıcak ve nemli bir ortam oluşması ciltteki bakteri dengesini bozarak ya da cilt içi parazitlerinin sayısını artırarak lezyonları tetikleyebiliyor. Mekanik ve kimyasal iritasyonla deri bariyeri bozulup, derinin PH’sı artıyor.

KORUNMA YOLLARI:

Maske altına mümkünse krem ve makyaj ürünleri sürülmemelidir. Günde iki kez yüzü tahriş etmeyecek bir ürünle yıkamalı ve yatıştırıcı bir nemlendirici sürülmelidir. Alkol bazlı toniklerden, yüze dezenfektan ve kolonya sürmekten kaçınılmalı, gerekiyorsa dermatoloğun önerdiği ilaçlara geçilmelidir.

Sedef hastalığı

Kış dönemi, havanın kuruması, stres, ilaçlar ve enfeksiyonlarla tetiklenen Sedef hastalığında Covid-19 pandemi süreci de olumsuz etkiyi artırabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Güneri bunun nedenlerini; hijyen nedeniyle suyla daha sık temas, dezenfektanların deride kurutucu etkisi, sosyal ortama girmenin sınırlı olmak zorunda olması ve stres olarak açıklayarak “Tipik formunun saçlı deri, diz dirsek gibi bölgelerde görüldüğü, sedef rengi pullanmalar ve kızarıklıkla belirti veren hastalıkta; dermatoloji hekiminin verdiği ilaçların yanı sıra özellikle kış aylarında deri bakımına ayrı bir özen gösterilmesi gerekiyor.” diyor.

KORUNMA YOLLARI:

Banyoda kullanılan duş ürününün kremli olması, banyo sırasında kese ve sabunlukla lezyonların tahriş edilmemesi ve banyo sonrasında mümkünse ilk beş dakika içerisinde iritasyon ve kaşıntı karşıtı olan bir balzam veya losyon sürülmesi hastalığın aktivasyonunu yatıştırır. Dezenfektanlar ancak su ve sabuna ulaşamadığımız yerlerde kullanılmalı ve kullanmak zorunda kalırsak ilk fırsatta ellerimizi durulamalı ve nemlendirici kullanmalıyız.

PANDEMİDE CİLT SAĞLIĞI İÇİN 10 ÖNEMLİ KURAL!

  1. Ellerinizi ılık suyla yıkayın.
  2. Ellerinizi yıkadıktan sonra vaselin ya da bariyer özellikli kremlerle nemlendirin.
  3. Dezenfektanları ev ortamında tercih etmeyin, zorunlu durumlarda kullanın.
  4. Ev işinde içi pamuklu eldivenler tercih edin.
  5. Deterjanlara çıplak elle temas etmeyin.
  6. Aşırı stresten kaçının.
  7. Sağlıklı beslenmeye çok dikkat edin; özellikle sağlıksız atıştırmalıklardan kaçının.
  8. Vücuttan su atılımına neden olduğundan çay ve kahveyi ölçülü tüketin.
  9. Maskenizi 3 saatte bir değiştirin, bez maskenizi her gün mutlaka yıkayıp iyi durulayın.
  10. Alkol bazlı toniklerden, yüze dezenfektan ve kolonya sürmekten kaçının.