Yazılar

Bu hastalıkta beyindeki değişim 20 yıl önce başlıyor!

Günümüzde çoğumuzun dert yandığı ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, bugün dünya genelinde yaklaşık 55-57 milyon kişi demans ile mücadele ediyor ve bu kişilerin büyük çoğunluğunu Alzheimer hastaları oluşturuyor.  Her yıl yaklaşık 10 milyon yeni demans hastaları bildirilirken, uzmanlar bu sayının 2050 yılına kadar iki katından fazla artacağını öngörüyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, günlük yaşam aktivitelerini önleyecek düzeyde bilişsel gerilemeye neden olan Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı ile tedavi sayesinde Alzheimer’ın ilerleme hızı yavaşlatılabilmektedir. Böylece, hem hastalığın yükü hem de bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları zorluklar büyük oranda azaltılabilmektedir” diyor.  Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, erken tanı için unutkanlık günlük yaşamı etkilemeye başladığında, aynı sorular sık tekrarlandığında veya kişilik değişiklikleri fark edildiğinde hemen bir nöroloji uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Prof. Dr. Neşe Tuncer

Prof. Dr. Neşe Tuncer

Risk 65 yaşından sonra daha çok artıyor!

Alzheimer, beyinde ilerleyici sinir hücresi kaybına yol açan nörodejeneratif bir hastalık ve demansın en sık görülen nedeni. Hafıza kaybı, zaman ve mekan karışıklığı, dil ile yürütücü işlevlerde bozulma ve günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bilişsel gerilemeyle kendini gösteriyor. Türkiye’de net veriler olmasa da 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu belirtiliyor. Önemli bir nokta ise Alzheimer riskinin 65 yaşından sonra her beş yılda bir yaklaşık iki katına çıkması. Yani, toplum yaşlandıkça hasta sayısı artıyor. Ancak bu artış, hastalığın daha sık görülmesinden çok demografik yaşlanmadan kaynaklanıyor.

Beyindeki sinsi değişim 20 yıl önce başlıyor!

Alzheimer hastalığının temel patolojik mekanizması; beyinde amiloid-beta proteininin birikimi, tau proteininin anormal şekilde fosforillenerek yayılması, sinir hücrelerinde iletişimin bozulması, nöron kaybı ve kronik iltihabi süreçlerinden oluşuyor. Beyindeki bu patolojik değişiklikler hastalığın belirtileri ortaya çıkmadan 20 yıl kadar önce başlıyor, yani Alzheimer uzun bir ‘sessiz dönem’ geçirdikten sonra klinik sinyaller ile kendini gösteriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Örneğin, hastalık henüz belirti vermeden 20 yıl kadar önce amiloid–beta proteini beyinde birikmeye,  10 yıl öncesinde de tau proteini yumaklar şeklinde çoğalmaya ve yayılmaya başlamaktadır. Bu süreçlerin ardından Alzheimer hafif bilişsel bozulmayla ilk sinyallerini verirken, beş yıl sonrasında ise demans günlük yaşamı olumsuz etkileyecek düzeye ulaşmaktadır” diyor.

Genetik yatkınlık riski 15 kat artırabiliyor!

İleri yaş Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bunun yanı sıra genetik yatkınlığın, özellikle APOE ε4 taşıyıcılığının da belirleyici rol oynadığını belirterek, “Bu genin bir kopyasına sahip kişilerde risk 3-4 kat, iki kopyasında ise 8-15 kata kadar çıkabilmektedir. Ancak aile öyküsü Alzheimer riskini anlamlı biçimde artırsa da hastalığın kesin olarak gelişeceği anlamına gelmemektedir” bilgisini veriyor. İleri yaş ve genetik yatkınlığın yanı sıra bazı hastalıklar, yaşam alışkanlıkları ile çevresel etkenler de Alzheimer riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.  Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,  bu etkenleri “orta yaş hipertansiyonu, diyabet, obezite, sigara kullanımı, yüksek kolesterol, işitme kaybı, sosyal izolasyon, depresyon ve kafa travmaları” olarak sıralıyor. Dünya lideri bilim insanlarından oluşan Lancet Komisyonu verilerine göre; bu değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrolü sayesinde Alzheimer ve diğer demans tablolarının yüzde 40-45 kadarı önlenebiliyor veya geciktirilebiliyor.

Erken tanı kritik bir öneme sahip!

Alzheimer hastalığına henüz demans evresine ulaşmadan önceki  ‘Hafif Bilişsel Bozukluk’ döneminde veya hastalık belirtileri henüz başlamadan önce sadece genetik yatkınlık taşıyan ve hastalık gelişimi beklenen bireylerde tanı konulması büyük önem taşıyor. Zira, bu erken aşamada hastalar günlük yaşam aktivitelerini bağımsız şekilde sürdürebiliyor. Yeni geliştirilen hastalık modifiye edici tedaviler de en çok faydayı (örneğin anti-amiloid antikorları) Alzheimer’ın erken evrelerinde, yani unutkanlık yeni başlamışken veya hafif bilişsel bozukluk aşamasında sağlıyorlar. Ayrıca, erken tanı hastaların ve ailelerinin bakım planlaması yapabilmelerine, hukuki ve sosyal düzenlemeler için zaman kazanmalarına ve risk faktörlerini daha etkin şekilde yönetebilmelerine olanak veriyor.

Yeni geliştirilen testlerle daha erken tanı imkanı!

Günümüzde Alzheimer hastalığının tanısında ayrıntılı klinik öykü, nöropsikolojik testler, laboratuvar tetkikleri ve beyin görüntüleme yöntemleri (MR, BT) kullanılıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, son yıllarda kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde Alzheimer hastalığına daha erken dönemde tanı konulabildiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor:  “Görüntüleme biyobelirteçleri olan amiloid ve tau PET yöntemleri Alzheimer’ın kesin tanısının erken dönemde konulmasını sağlamalarının yanı sıra yeni tedaviler için  hastalığın beyindeki yükünü doğrudan göstererek doğru hasta seçimi  yapılmasını da mümkün kılmaktadır. Bu yöntemlerle beyin omurilik sıvısında amiloid ve tau proteinlerinin ölçümü yapılarak erken dönemde tanı konulmaktadır. Bu sıvının analizi ayrıca Alzheimer hastalığı ile karışabilecek olan enfeksiyon ve otoimmün hastalıkların dışlanmasına da imkan tanımaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda kan testleri alanında da büyük ilerlemeler kaydedilmektedir. Kan biyobelirteçlerinin (örneğin p-tau217, Aβ42/40 oranı) kullanıldığı testler hem daha kolay uygulanabilen hem de daha invaziv yöntemler olarak erken tanıda yerini almaktadır”

Hastalığı yavaşlatmak ve hayatı kolaylaştırmak!

Alzheimer’ın tedavisinde tam bir kür henüz mümkün olmasa da semptomatik ilaçlar ve yaşam tarzı önlemleriyle ilerlemesi yavaşlatılabiliyor, hastanın fonksiyonelliğinin korunmasına destek sağlanıyor. Kolinesteraz inhibitörleri ve memantin gibi  tedaviler hafıza ve davranış semptomlarını hafifletirken, yeni geliştirilen antikor tedavileri ise beyindeki amiloid plaklarını temizleyerek bilişsel gerilemeyi yavaşlatabiliyor. Ancak bu tedaviler uygun hasta seçimini, düzenli MR takibini ve yan etkinin izlenmesini gerektiriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için bazı kurallara uyulmasının ise son derece önemli olduğuna işaret ederek, “Tedavi sürecinde hipertansiyon, diyabet ve kolesterol gibi eşlik eden hastalıkların iyi kontrol edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca, hastaların ilaçlarını düzenli kullanılmaları, fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmaları, sağlıklı beslenmeleri (Akdeniz tipi diyet) ve sosyal yaşamlarını sürdürmeleri önerilmektedir. Düzenli egzersiz, işitme kaybının tedavisi, sigara ve aşırı alkolden uzak durmak, düzenli ve kaliteli uyku da hem beynin hem damarların sağlığını desteklemektedir” diye konuşuyor.

Sofranızda bu besinlere mutlaka yer verin!

Sofranızda bu besinlere mutlaka yer verin!

Cep telefonunuzla konuştuğunuz esnada bir yandan da ‘acaba nereye koydum?’ diyerek aradığınız oldu mu? Ya da gözlüğünüz gözünüzde ‘yine nerede çıkardım?’ dediğiniz?!.. Bu ve benzeri türden basit unutkanlıklar çoğunlukla arkadaş sohbetlerinde kah gülerek kah yakınarak anlattığımız konulardan oluyor ama ya ilerleyen yaşın da etkisiyle çok ciddi hastalıkların sinyalleri olanlar! Özellikle ilerleyen yaşla birlikte çevresel faktörlerin de etkisiyle beynimiz hızla yaşlanıyor; Alzheimer ve Parkinson başta olmak üzere birçok nörolojik hastalığa gün geçtikçe daha sık rastlanıyor. Oysa beyin sağlığının ve bilişsel fonksiyonların korunması ve iyileştirilmesi için genç yaştan itibaren özellikle sağlıklı beslenme başta olmak üzere bazı önlemleri mutlaka almak gerekiyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Beslenme, egzersiz, düzenli ve kaliteli uyku, stres yönetimi gibi yaşam tarzı müdahaleleri hastalıkla birlikte meydana gelen bilişsel problemleri geciktirecek, önleyebilecek, girişimsel olmayan, güvenilir ve kolay yollardır” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, beyin sağlığını güçlendirici özelliğe sahip olan, sofralarınızda yer vermeniz gereken 5 etkili besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

  • Yağlı Balıklar

Somon başta olmak üzere yağlı balıklar zengin omega-3 yağ asidi kaynaklarıdır. Özellikle beyin sinir hücreleri için omega-3 oldukça önemlidir. Yaşa bağlı bilişsel fonksiyonların yavaşlamasını önler, hafızann güçlenmesinde etkilidir. Beyinde yer alan gri madde, karar verme, hafıza ve duyguları kontrol eden sinir hücrelerini içerir. Düzenli balık tüketmek beyinde daha fazla gri maddenin olması eğilimini artırır. Haftada 2 gün fırında ya da ızgara gibi pişirme yöntemlerini kullanarak balık tüketebilirsiniz. Özellikle hamile ve emziren kadınlar kiremit balığı, köpekbalığı, kılıçbalığı ve kral uskumru gibi civa içeriği yüksek balıklardan kaçınmalıdır.

  • Kahve

Kahvede bulunan kafein ve antioksidanlar beyin sağlığının desteklenmesine yardımcı olur. Özellikle antioksidan etkisi ile bilişsel işlevlerdeki bozulma ile savaşır. Konsantrasyonu artırması, dopamin gibi iyi hissettiren nörotransmiterlerin artışını sağlaması gibi etkileri ile de beyin üzerinde olumlu etki yapmaktadır. Ancak günlük alınan kafein miktarına dikkat edilmelidir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Önerilen maksimum miktar günlük 400 mg kafein alımıdır. Hamilelerde bu miktar 200 mg ile sınırlandırılmalıdır. Sağlıklı yetişkinler için ortalama 2-4 fincan kahve tüketmenin nörolojik hastalık riskini azalttığı gözlemlenmiştir. Tansiyon problemi olanlar ve hamileler tüketim miktarını düşürmeli ve doktorlarına danışmalıdır. Akşam saatlerinde kahve içmek uyku kalitesini olumsuz etkileyeceği için gün içinde tüketmeye özen gösterilmelidir” diyor.

  • Kabak Çekirdeği

Beyin sağlığı için diyet örüntüsünde her gün yer alması önerilen ceviz, fındık ve bademin yanı sıra yine yağlı tohumlardan olan kabak çekirdeği de; içerdiği çinko, magnezyum, bakır ve demir içeriği ile beyin sağlığı için önemli olan besin ögelerinin en önemli kaynaklarından biridir. Öğlenme, hafıza, sinir sinyali, bozulmuş beyin fonksiyonu gibi beyin sağlığı için önemli etkileri olan kabak çekirdeğini tansiyon sorunu olsun olmasın mutlaka tuzsuz tüketmek gerekir. Günde 1 çay bardağından fazla tüketilmemelidir.

  • Yumurta

Yumurta; B6, B12, folat ve kolin dahil olmak üzere beyin sağlığı ve gelişimini destekleyici en önemli besin kaynağıdır. Özellikle kolin, hafızanın güçlenmesini destekleyen asetilkolin oluşturmak için önemlidir. Karaciğerde az miktarda üretilir ancak dışarıdan besinler ile alınması gerekir. Gebelik ve emzirme döneminde yeterli kolin tüketimi bebeğin beyin gelişimini olumlu etkilemektedir. Kolin alımı kadınlar için günde 425 mg, erkekler içinse 550 mg’dır. 1 adet yumurta 147 mg kolin içerdiğinden günlük gereksinimin yaklaşık yaklaşık 30’u bu şekilde karşılanabilmektedir.

Alzheimer ve Parkinson

  • Zerdeçal

Zerdeçalda bulunan kurkumin beyin sağlığı için güçlü bir antioksidan ve anti-inflamatuardır. Hafızanın gelişmesine yardımcı olur, Alzheimer hastalığı ile bilirkte ortaya çıkan amiloid plakların azalmasına katkı sağlar. Yaşa bağlı meydana gelen bilişsel fonksiyonlardaki yavaşlamının geciktirilmesinde etkilidir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Yapılan çoğu çalışmaya göre; sağlıklı bir beslenme planı içerisinde zerdeçala yer vermek beyin sağlığı açısından etkili olacaktır. Günde 12 gr yaklaşık 2 tatlı kaşığını geçmeyecek kadar salata veya çorbalarınıza ekleyerek tüketmek iyi bir seçenektir. Ancak hamile, emziren kadınlar, safra kesesi ve kronik böbrek rahatsızlığı olan kişiler zerdeçal tüketimini doktorlarına danışıp sınırlandırmalıdır” diyor.

Sağlıklı beyin için bu besinlerden kaçının!

Yapılan çalışmalara göre; sağlıksız beslenme ile bilişsel fonksiyonlarla ilgili hastalıklardaki artış arasında çok yakın ilişki bulunduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik şöyle konuşuyor: “Son yıllarda diyet örüntüsünün beyin sağlığı üzerine etkisi ile ilgili çok fazla araştırma yapılmıştır. Doymuş yağ, fazla fruktoz alımı, rafine şeker, işlenmiş besinlerin tüketimi gibi olumsuz beslenme davranışları yaşlılarda inflamasyonu artırarak, bilişsel fonksiyonu etkilemektedir. Bu nedenle bu tür beslenme alışkanlıkları terk edilmelidir. Yapılan araştırmalar; sebze, yağlı tohum, kabuklu yemiş, balık, kurubaklagil ve zeytinyağı gibi besinlerden zengin, doymuş yağdan fakir bir diyet olan Akdeniz diyetinin bilişsel fonksiyonların bozulmasını geciktirdiğini, önleyebildiğini ve hafıza gibi bilişsel yetenekleri geliştirmeye yardımcı olduğunu göstermektedir. Özellikle yaşamın erken dönemlerinden itibaren beyin sağlığı açısından doğru besin örüntülerini içeren bir beslenme alışkanlığı kazanılmasının çok büyük faydaları olduğu araştırmalar sonucu kanıtlanmıştır.”

Demans ve alzheimer arasındaki farklar nelerdir?

Demans ve alzheimer arasındaki farklar nelerdir?

Demans, beynin bilgi, davranış ve gündelik yaşamı sürdürme gibi işlevlerinde gösterdiği aksaklıklardır. Genellikle ileriki yaşlarda görülür ve Alzheimer’a göre daha yavaş ilerler.

Bireylerde bellek kaybı görülmesi, konuşma ve alet kullanma becerilerinde aksaklıklar tespit edilmesi hususunda demans teşhisi konulabilir. Fakat kişide görülen her unutkanlık belirtisi demans demek değildir.

Avrasya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Türkan Uslu, demans ve alzheimer hakkında değerli bilgiler veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Türkan Uslu

Demans Belirtileri Nelerdir?

Halk arasında Alzheimer başlangıcı olarak adlandırılan demansı yalnızca hafıza problemi olarak tanımlamak yanlış olacaktır. Kişiler bellek kaybının yanında:

  • Giyinme, düzgün bir biçimde yemek yeme, alet kullanma gibi edinilmiş becerilerini gerçekleştirmekte güçlük çekebilir,
  • Bireyler kişilik ve davranış değişiklikleri gösterebilir
  • Dili kullanmada ve konuşulanları anlamada güçlük çekebilir,
  • Yol bulamama, aritmetik işlemlerde zorluk, içe kapanma, halüsinasyon görme gibi problemler yaşayabilir.

Demansın tüm bu belirtileri beynin etkilenme bölgelerine göre oluşur. Dolayısıyla kişide ayrı ayrı ya da bir arada görülebilir.

Başlangıçta hastanın genellikle hafızasıyla ilgili belirgin bir şikayeti olmaz. Bireyin ailesi hastanın daha önce yaptığı işlerde bir miktar zorluk yaşadığını belirtebilir. Fakat yapılan bellek testlerinde belirgin bir fark ortaya çıkmayacaktır. Dolayısıyla bu evre, hafif bilişsel bozukluk ya da hafif hafıza bozukluğu olarak da adlandırılır.

Demans ve Alzheimer Aynı Şey Midir?

Alzheimer bir demans türüdür fakat her demans Alzheimer değildir. Alzheimer haricinde demansa sebep olan pek çok durum ve hastalık bulunur.

Alzheimer olan bireyin en çok ve öncelikle hafızası etkilenir. Zamanla hafıza kaybına yön bulamama, idrar tutamama, giyinememe ve karar verememe gibi çeşitli davranış bozuklukları dahil olur.

İleri yaşlılık, Alzheimer’da en önemli risk faktörüdür ve hastalığın görülme oranı yaşla birlikte artar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kimler Demans Riski Altındadır?

  •  Ailede demans hastası olması,
  • Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve şeker hastalığı gibi risk faktörleri
  • Kafa travması öyküsü
  • Sosyal izolasyon
  • Düşük eğitim seviyesi
  • İleri yaş (80+) demans için risk faktörlerini oluşturur.

Demans Teşhisinde Neler Yapılır?

Öncelikle hasta ve onu iyi gözlemleyen bir yakınıyla görüşülerek bireyin hayatında nelerin değiştiği ya da neleri unuttuğu tespit edilir. Daha sonra çeşitli nöro-psikolojik testler yardımıyla bireyin bilişsel hafızası ve kapasitesi test edilir.

Demans hastalığı konusunda emin olabilmek için hastanın tiroit hormonlarına ve B12 vitamini düzeyine de bakılır. Tüm testlerin sonucunda demans teşhisini destekleyen bulgulara ulaşılırsa, hastadan MR görüntüsü istenebilir. Çünkü beyindeki yapısal bozulmalar, MR görüntülerinde ortaya çıkacaktır.

PET şeklinde isimlendirilen beynin çalışmasını gösteren teknikler ve fonksiyonel MR (fMRI) görüntülemeleriyle demans hastalarının beyinlerindeki yavaşlayan bölgeler daha hızlı şekilde tespit edilebilir. Böylelikle hem tanı desteklenirken hem de tedavi süreci kapsamlı şekilde planlanabilir.

Unutkanlık Tedavi Edilir mi?

Beyinde ödem oluşumuna, tiroit hormonlarının az salgılanmasına ya da B12 vitamini eksikliğine bağlı şekilde oluşabilen unutkanlıkların tedavisi mümkündür.

Alzheimer’da kullanılan ilaçlar, sinir hücreleri arasındaki iletimde bulunan maddelerin aynı düzeyde kalmasını sağlar ve ayrıca hücre ölümünü yavaşlatır. Fakat Alzheimer sürecini durdurmak veya geri döndürmek günümüzde ne yazık ki mümkün değildir.