Yazılar

Soğuk kuru hava bile öksürük nedeni olabiliyor, ancak…

Soğuk kuru hava bile öksürük nedeni olabiliyor, ancak…

Kış mevsiminde sıkça görülen soğuk algınlığı, Covid-19 ve bronşit gibi viral etkenlerin sebep olduğu solunum yolu enfeksiyonlarının en yaygın görülen belirtisi, öksürük oluyor. Öyle ki doğal seyrinde, ilk 48 saatte, hastaların yaklaşık yüzde 85’inde öksürük gelişiyor. Soğuk havalarda viral bir enfeksiyondan kurtulup diğerine yakalanabildiğimiz gibi, bu enfeksiyonların üzerine eklenen sinüzit ve bronşit gibi bakteriyel enfeksiyonlar da öksürükle seyreden uzamış şikayetlere yol açabiliyor. Dolayısıyla kış aylarında hekimlere en sık başvuru nedenleri arasında yer alan öksürük, bazen haftalarca dinmeyebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Artunç Kaan Turanoğlu, öksürüğün basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda görülen şikayetin yanı sıra ciddi bir hastalığın habercisi de olabileceğine dikkat çekerek, “Kış aylarında, viral solunum yolu enfeksiyonları sonrası sinir liflerinde artan hassasiyet nedeniyle kişi sağlıklı iken soğuk kuru hava bile öksürük etkeni olabilir. Ancak öksürüğü ‘kış mevsiminde normaldir’ düşüncesiyle önemsememek bazı ciddi hastalıkların tanı ile tedavisinde gecikmelere yo açabilir. Ayrıca erken döneminde sebebi tespit edilmeden hemen öksürük refleksini baskılayıcı ilaçlar kullanarak öksürük yakınmasından kurtulmaya çalışmak da tanı ile tedavide gecikmelerin yanı sıra altta yatan hastalığın ağırlaşmasına sebep olabilir. Dolayısıyla üç hafta geçmesine rağmen öksürük dinmemiş ise veya süre dikkate alınmaksızın kanlı öksürük, nefes darlığı, ateş ile balgam gibi sorunlar varsa, hemen hekime başvurulmalıdır” diyor.

Dr. Artunç Kaan Turanoğlu

Dr. Artunç Kaan Turanoğlu

Bu şikayetlerinizde zaman kaybetmeyin!

Öksürük hava yolumuzu korumak amacıyla çalışan ve hayati öneme sahip bir refleks mekanizması. Yabancı bir cisim kaçtığında hava yolunun açılmasını sağlıyor veya özellikle kış aylarında yaygın görülen enfeksiyonların varlığında artan tıkayıcı mukusu hava yolundan temizlemeye yardımcı oluyor.  Genellikle kısa süreli olsa da, bazı durumlarda inatçı oluyor ve haftalar, hatta aylarca sürebiliyor. Balgamlı veya kanlı öksürük, özellikle gece ve istirahat halinde olan nefes darlığı, ses kısıklığı, yutma güçlüğü, kilo kaybı, bacaklarda artan şişlik ile ateş gibi sistemik şikayetlerde dikkatli olmak gerekiyor. Zira bu hastalıklar zatürre gibi alt solunum yolu enfeksiyonları, kalp-damar hastalıkları ve kanser gibi ciddi sorunların habercisi olabiliyor.

Süresi ve özelliği dikkate alınıyor

Öksürük yakınması olan hastanın ayırıcı tanısını yaparken öksürüğün süresi ve karakteri (balgamlı ya da kuru), eşlik eden diğer yakınmaların varlığı oldukça önem taşıyor. Yetişkinlerde öksürük, süresine göre akut (3 haftaya kadar), subakut (3-8 hafta arası) ve kronik (8 haftadan uzun) olarak 3 gruba ayrılıyor. Çocuklarda ise 4 haftadan uzun süren öksürük kronik öksürük olarak kabul ediliyor. Tedavi kılavuzları, 3 hafta sonrasında belirgin enfeksiyon nedeni mevcut değilse, 8 hafta beklenmeden öksürüğün kronik olarak kabul edilerek tetkik edilmesi önerisinde bulunuyor.

Dr. Artunç Kaan Turanoğlu

Tedavi nedene göre planlanıyor

Öksürük bir hastalık değil, pek çok hastalıkta görülebilen bir şikayet. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Artunç Kaan Turanoğlu,  bu nedenle tedavinin öksürüğe sebep olan  hastalığa özgü planlandığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Öksürüğe yol açan hastalığa yönelik uygulanan tedavi dışında; bol sıvı tüketmek, alerjenlerden kaçınmak, reflü mevcutsa diyete dikkat etmek ve ihtiyaç halinde hekimin önerdiği öksürük kesici ürünleri kullanmak, bu dönemin daha konforlu geçirilmesini sağlar. Hastalığın tedavi edilmesiyle birlikte öksürük yakınması da geçer. Tüm yaygın ve nadir sebepler dışlandıktan sonra ‘açıklanamayan öksürük’ tanısı da konulabilir. Bu hastalarda hayat kalitesini etkileyen bir durum söz konusu ise yan etki profili düşük öksürük kesici ilaçlar ve solunum yolu egzersizleri tedavide değerlendirilebilir”

Öksürüğün pek çok sebebi olabiliyor!

Kış aylarında öksürük en sık viral üst solunum yolu enfeksiyonları (soğuk algınlığı, grip vb.), alt solunum yolu enfeksiyonları (akut bronşit vb.), mevcut kronik akciğer hastalıklarının (astım, kronik bronşit, bronşektazi vb.) alevlenmeleri ve çevresel sebeplerle (hava kirliliği, hava yolu irritanlarına artmış maruziyet) görülüyor. Bu etkenlerin yanı sıra aşağıda yer alan sorunlar da öksürük sebebi olabiliyor.

  • Zatürre
  • Akciğer pıhtısı (pulmoner tromboemboli)
  • Kalp yetmezliği
  • Üst hava yolu öksürük sendromu (geniz akıntısı sendromu-alerjik/nonalerjik rinit-kronik sinüzit)
  • Gastroözefageal veya boğaz reflüsü
  • Eozinofilik bronşit
  • İlaçlar (hipertansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar)
  • Sigara kullanımı ve dumanına maruz kalmak
  • Nadiren hava yolu kanserleri, kalp yetmezliği, verem, yutma fonksiyon bozuklukları ve psikolojik sebepler

Genellikle göz ardı ediliyor, ancak…

Genellikle göz ardı ediliyor, ancak…

Kadın hastalıklarında erken teşhis ve tedavi hayat kurtarıyor. Ancak geç kalındığında tedavisi oldukça güçleşen ciddi hastalıkların belirtileri kadınlar tarafından ‘strestendir’ veya ‘önemli bir sorun yoktur’ düşüncesiyle göz ardı edilebiliyor. Oysa dikkate alınmayan adet düzensizliği, ara kanamalar ve sık idrara çıkma gibi belirtiler, ciddi hastalıkların habercisi olabiliyor.  Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Kadınların herhangi bir yakınmalarında hekimlerine başvurmaları çok önemlidir. Zira, erken tanı ve tedavi sayesinde pek çok hastalık daha ciddi sağlık problemlerine yol açmadan tedavi edilebilir. En önemlisi ise hiçbir yakınması olmasa bile kadınların 21 yaşından itibaren her yıl düzenli jinekolojik muayenelerini ihmal etmemeleridir. Örneğin, smear testi sayesinde hücresel değişimler rahim ağzı kanserine dönüşmeden tedavi edilebilir. Ayrıca yine düzenli kontrollerini yaptıran kadınlar, genelde belirti vermeden ilerleyen yumurtalık kanserine karşı önemli avantajlar elde edebilirler” diyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, kadınların mutlaka hekime başvurmaları gereken 7 sinyali anlattı; önemli uyarılarda bulundu.

Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın

Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın

Adet düzensizliği ve ara kanamalar

Adet düzensizliği asla ihmal edilmemesi gereken önemli belirtilerden. En sık aşırı stres veya egzersiz, hızlı kilo alıp–verme, polikistik over sendromu (PCOS), tiroit veya prolaktin hormonu problemlerinden kaynaklanıyor. Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Ayrıca aşırı ve yoğun  miktarda görülen uzun süreli adet kanamalarında mutlaka jinekolojik değerlendirme yapılması gerektiğine işaret ederek, “Yoğun adet kanamaları endometrial polip, miyom, rahim duvarı kalınlaşması, rahim ağzı ve endometrium kanserinin önemli bir belirtisi olabilir” diye konuşuyor.

Kasık ağrısı, karında şişlik

Kasık ağrısı; enfeksiyonlar, miyomlar, yumurtalık kistleri ve endometriozise işaret edebiliyor. Ağrıya vajinal akıntı eşlik ediyorsa pelvik enfeksiyonu açısından değerlendirmek önem taşıyor. Antibiyotik tedavisine rağmen ateş, şiddetli karın ve bel ağrısı oluşursa; rahim, yumurtalık ile tubaların enfeksiyonu ve abse açısından ileri tetkik gerekebiliyor. Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, kadınlarda gelişen kasık ağrısına endometriozis hastalığının da neden olabileceğine dikat çekerek, “Endometriozis rahim içini kaplayan dokunun rahim dışında, endometrioma (çikolata kisti) ise endometriozisin yumurtalıklarda olmasıdır” diyor.   Kasık ağrısına adet gecikmesi eşlik ediyorsa altta yatan etkenin dış gebelik olabileceğini vurgulayan Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Eğer karın ağrısı ve karında şişlik belirtilerine  kilo kaybı da eşlik ediyorsa hasta yumurtalık kanseri açısından tetkik edilir. Yumurtalık kanseri genelde ileri evrede belirti verdiği için yıllık jinekolojik muayeneler, erken tanı ve tedavide büyük önem taşır” diyor.

Genital siğiller

Genital bölgede kabarık ve genellikle deri renginde  olan lezyonlar ‘genital siğil’ olabiliyor. Değişik görünümde, renkte ve çeşitli  yaygınlıkta görülen bu siğiller en sık Human Papilloma Virüsü’nden (HPV) kaynaklanıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, siğillerin çoğunlukla şikayet oluşturmadıklarını ve nadiren kaşıntıya yol açabildiklerini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Siğillerin yüzde 90’ından sorumlu olan HPV tip 6 ve 11 rahim ağzı kanseri açısından düşük risk grubunda yer alır. Ancak diğer alt grupların da eşlik edebilmesi nedeniyle rahim ağzı kanseri tarama testlerinin mutlaka yapılması gerekir”

Cinsel ilişki sonrasında kanama

Cinsel ilişki sonrasında oluşan vajinal kanama; vajinal enfeksiyonlar, rahim ağzında oluşan polipler, çok daha önemlisi rahim ağzı kanseri lezyonlarına bağlı görülebiliyor. Rahim ağzı kanserine en sık yol açan etkenin genellikle cinsel yolla bulaşan Human Papilloma Virüsü (HPV) olduğuna dikkat çeken Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Bu virüs cinsel ilişki sonrasında vajinal kanamayla da kendini belli edebilir, ancak hastalığın erken dönemlerinde şikayet vermeyebilir. Bu nedenle jinekolojik muayene esnasında yapılan Smear – HPV testleri büyük önem taşır. Tarama testleri (Smear -HPV testleri)  ile kanser öncüsü lezyonlar tespit edilebilir. Erken tanı ve doğru tedaviyle rahim ağzı kanserinin gelişimi önlenebilir” bilgisini veriyor.

Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın

Vajnal akıntı

Fizyolojik vajinal akıntı kokusuz, şeffaf ve renksiz oluyor. Vajina florasında  birtakım yararlı mikroorganizmalar baskındır. Çeşitli sebeplerle flora dengesinin bozulması vajinal akıntıda değişikliklere  yol açabiliyor. Vajinal akıntı sarı ya da yeşil renkli ve kötü kokulu ise buna kasık veya bel ağrısı ile kaşıntı şikayetleri eşlik ediyorsa, nedeni enfeksiyon olabiliyor. Gonore, klamidya, üroplazma veya mikroplazma gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların varlığında eşlere antibiyotik tedavisi planlanıyor.

Menopoz döneminde kanama

Son adet tarihinden bir yıl sonra görülen vajinal kanamalarda mutlaka hekime başvurulmalı. Zira bu kanamalar; vajinal kuruluğa bağlı olarak vajinal atrofi kanamaları, endometrial hiperplaziler (rahim iç zarının kalınlaşması), rahim ağzı ya da endometrium kaynaklı polipler, miyomlar, dahası rahim ağzı ve endometrium kanserlerinin habercisi olabiliyor. Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, bu nedenle menopozda gelişen kanamaların mutlaka önemsenmesi gerektiği uyarısında bulunarak, “Bu kanamalarda jinekolojik muayenenin yanı sıra rahim ağzı kanseri tarama testleri ve ultrasonografi  yöntemlerine başvurulur. Rahim içi zarının kalın olduğu tespit edilirse, endometrial biyopsi seçenekleri değerlendirilmeli ve patoloji incelemesi yapılmalıdır” diyor.

Sık idrara çıkma

Kadınlarda sık idrara çıkma sorunu çeşitli sağlık durumlarından kaynaklanabiliyor. En yaygın sebepler arasında idrar yolu enfeksiyonları, üriner inkontinans ve bazı kronik durumlar yer alıyor. İdrar yolu enfeksiyonları, bakterilerin üriner sisteme girmesi ve enfeksiyona yol açmasıyla karakterizedir.  Bu durum, sık idrara çıkma, yanma hissi ve idrar yaparken acı gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Üriner inkontinans ise idrar kesesinin kontrolünün kısmen veya tamamen kaybedilmesi durumudur ve sık idrara çıkma, idrar kaçırma ile ani idrar ihtiyacı gibi semptomlarla ortaya çıkıyor.

Pankreas en ölümcül 4. kanser türü, ancak…

Pankreas en ölümcül 4. kanser türü, ancak…

Pankreas kanseri fazla belirti vermeden sinsice ilerliyor. Tanı konulana kadar neredeyse hastaların yarısında ağrı şikayeti görülmüyor. Dolayısıyla teşhis edildiğinde çoğu kez kanser başka organlara yayılmış oluyor. Günümüzde en ölümcül 4. kanser türü olan pankreas kanserinin 2030 yılı itibariyle ölümcül kanserler listesinde 2. sıraya yükseleceği öngörülüyor. Bu öngörü korkutucu olsa da tedavideki başarı oranının giderek yükselmesi umutları artırıyor. Tüm bu zorluklara rağmen sebep olduğu ölüm oranlarında yüzde 20 düşüş gözlemleniyor. Yeni tedavi yaklaşımları sayesinde ise 5 yıllık sağ kalım oranı yükseliyor.

Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan

Nedeni tam olarak bilinmiyor ama…

Pankreas kanserine yol açan nedenler kesin olarak bilinmiyor, ancak çağın önemli hastalıklarından obezite ve sigara kullanımıyla ilişkilendiriliyor. Bu belirsizliğe ve hastalığın toplumda yayılma hızına rağmen tıptaki gelişmeler, bu sinsi hastalığın daha etkili tedavi edilmesine olanak tanıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, yeni geliştirilen cerrahi teknikler, etkili kemoterapi ilaçları, radyasyon (ışın) tedavisindeki gelişmeler ve toplumdaki farkındalığın artması sayesinde pankreas kanserinin sebep olduğu ölüm oranlarında yüzde 20’lik bir düşüş olduğuna dikkat çekiyor. İçinde bulunduğumuz Kasım ayının “Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında önemli bilgiler veren Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Son yıllarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki pankreas kanserinin daha erken aşamalarda yakalanmasına dair gelecekte önemli gelişmeler olacak. Bu beklenti, umudumuzu daha da artırıyor” diyor.

Bel fıtığı veya normal bel ağrısıyla karıştırılabiliyor

Pankreas kanserinin sık karşılaşılan semptomlarından biri olan, sırta vuran ve hastaların “kuşak şeklinde” diyerek tarif ettikleri karın ağrısı genellikle bel fıtığı veya da normal bel ağrısı olarak da yorumlanabiliyor. Bununla birlikte pankreas kanserli hastaların neredeyse yarısında ağrı şikâyeti görülmemesi de hastalığın erken evrede teşhis edilmesini zorlaştıran önemli bir faktör.

Bu belirtiler pankreas kanseri habercisi olabilir

Pankreas kanserinde belirtiler genellikle ileri evrede kendini gösteriyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Sarılık, diyabet ve karın ağrısı” şikayetlerinin hastalığın habercisi olabileceğini belirtiyor. Pankreas başında olan pankreas kanseri, çoğu zaman safra yolunu da tıkadığı için karaciğerde oluşturulan bilirubin adlı maddenin bağırsağa atılamaması sonucu sarılık oluşuyor. Kan şekeri sorunu bulunmayan hastanın aniden diyabet sorunuyla karşılaşması da önemli ilk belirtilerden biri olarak sayılıyor. Hafif bir rahatsızlık ile başlayıp, ilerleyen süreçte tümörün karındaki sinirlere baskı yapması nedeniyle sırta vuran, şiddeti artan ve hazımsızlık, şişkinlik sorunlarıyla birlikte gelen karın ağrısı yine pankreas kanserine işaret eden şikayetler arasında yer alıyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi

Sinsi ilerlemesi tedaviyi güçleştiriyor, ancak…

Pankreas kanserinden kalıcı olarak kurtulmanın tek yolunun “etkin cerrahi tedavi ve kemo-radyoterapinin bir arada kullanılması” olduğunun altını çizen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Hastaların yarısına tanı konulduğu zaman erken evreyi geçmiş,  kanserin diğer organlara yayılmış olduğunu gözlemliyoruz. Bu da tedaviyi zorlaştırıyor. Tam iyileşme şansını yakalamak için doğru hastada ameliyat mutlaka gerekli oluyor. Ameliyat olamayan hastalarda da etkin kemo-radyoterapi protokolleriyle göreceli uzun ve kaliteli bir zaman kazanılabiliyor” diyor. Özellikle vücudumuz için önemli olan ana damarların pankreas çevresinde dolaşmaları ve oradaki sinirlere yayılmaları nedeniyle pankreas kanseri cerrahisi oldukça zor ve komplike bir ameliyat olarak kabul ediliyor. Etrafındaki damarlara yayılan tümör vakalarında, yani “lokal ileri büyümüş pankreas kanseri” durumunda ilk aşamada ameliyat mümkün olmuyor. Ancak kemoterapi veya radyo-kemoterapi (MR Linac) ile bölgedeki kanser hücreleri etkisiz hale getirildikten sonra ameliyat gerçekleştirilebiliyor. Bu şartlar altında yapılan ön-tedavi ile kanser, sarılmış olan damarlardan uzaklaştırabiliyor ve böylece kanser mikroskobik boyuta kadar cerrahi sınırları temiz olarak komple çıkartılabiliyor. Hastalıktan uzun vadeli kurtulmak için kemoterapi, radyoterapi ve cerrahiden oluşan bu tedavinin mutlaka yapılması gerekiyor.  Bazı hastalarda ise etkili bir cerrahi tedavi yapılması amacıyla pankreasın tümü alınıyor. Bu durumdaki hastalar düzenli insülin kullanarak ve sindirim enzimi takviyesi alarak pankreasları olmasa da normal bir hayat kalitesiyle yaşayabiliyorlar.