Yazılar

Boğulmuş fıtık canınız daha çok sıkılabilir!

Boğulmuş fıtık canınız daha çok sıkılabilir!

Fıtık öyle bir rahatsızlık ki aşırı can sıkan durumlarda değim olarak bile günlük hayatta yer bulmuştur. Karşınızdakinin sizi konuşarak fıtık etmesi tıbben mümkün olmasa da fıtığın kendisi son derece can sıkıcı olabilir. Toplumda hemen herkesin fıtıklarla ilgili bir fikri ve önerisi oluyor. Nispeten masum gördüğümüz fıtıkları çoğu zaman önemsemiyor ve onunla beraber yaşayacağımızı düşünüyoruz. Fıtıkların tedavi edilmediğinde çok ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyleyen Avrasya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Abdulkerim Özakay, boğulmuş fıtıklarla ilgili önemli bilgiler verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Abdulkerim Özakay

Karın duvarı fıtığı ve boğulmuş fıtık nedir?

Karın duvarı fıtığı; karın içerisindeki organ veya dokuların, karın duvarındaki zayıf bir noktadan fıtık kesesi ile birlikte karın dışına çıkması durumudur. Genel olarak;

  • Şişmanlık,
  • Gebelik,
  • Malnütrisyon,
  • Asit,
  • Sigara kullanımı gibi faktörler karın duvarı fıtıklarının oluşmasında önemli birer etkendir.
  • Kronik öksürük
  • Ağır işlerde çalışma, ağırlık kaldırma, ağır sporlar

Boğulmuş fıtıklar vücut dışına çıkan ancak fıtık kesesi içeriğinin karın boşluğuna geri gönderilmeyen veya itilemeyen fıtıklardır. Fıtık kesesi içindeki bağırsağın kanlanmasının bozulduğu fıtıklar olarak karşımıza çıkabilir. Karın duvarı fıtıklarının en korkulan komplikasyonu arasında barsak nekrozu ve delinmesi durumudur ki; bu durum acil cerrahi müdahale gerektirir. Acile başvuran boğulmuş kasık fıtıkları vakalarının %15’inde bağırsakta çürüme görülebilir, bu durumda bağırsağının bir kısmının alınması gerekebilir.

Tedavi edilmeyen fıtıklar, boğulmuş fıtığa dönüşebilir

Karın ön duvarında gelişen fıtıklar, kendiliğinden oluşabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilirler. Göbek ve kasık fıtıkları en sık görülen türlerdir. Çocuklarda kendiliğinden kapanan göbek fıtıkları yetişkin bireylerde kendiliğinden kapanmaz, cerrahi işlem uygulanması gerekir, uygulanmadığında ise fıtık zamanla boğulmuş fıtığa dönüşebilir.

Boğulmuş fıtığın evreleri nelerdir?

Birinci Evre: Bu evrede boğulmuş fıtığın ilk şikayetleri kendini göstermeye başlar. Öncelikle fıtığın şişliği daha belirginleşir ve kaybolmaz sürekli ağrı oluşturur. Kişi, sindirim fonksiyonlarını yerine getirmekte zorlanır ve ağrıları kramp gibi tüm karnına etki eder, bulantı ve kusma şikayetleri başlar.

İkinci Evre:  Bu evrede sıkışan bağırsağın kan dolaşımı bozularak, bağırsakta kangren meydana gelir. Lökosit sayısının yüksekliği, ateş, ağrıda artış, genel durum bozukluğu kusma gibi bulgular tabloya eklenir.

Üçüncü Evre: Eğer hastanın tedavisi gecikirse çok ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Kangrenli olan bağırsak delinebilir ve bu durum karın içinde peritonitin ortaya çıkmasına yol açar. Genel durumu ve sepsis bulguları ortaya çıkan hastalara bozulan hastaya acil olarak müdahale edilmezse durum ölüm ile sonuçlanabilir.

Yaşlılarda tehlike daha büyük!

Yaşlı hastalarda yeni gelişen fıtıklarda mutlaka başka hastalıkların rolü araştırılmalıdır. Bu hastalıklar; prostat büyümesi, karın boşluğu kitleleri, kalın bağırsak kitleleri olabilir. Özellikle yaşlı hastalarda sadece fıtığın tedavisi edilmesi değil oluş nedeninin de değerlendirilmesi gerekir.

Nasıl tedavi edilir?

Fıtığın özellikle de boğulmuş fıtıkların ilaçla tedavisi mümkün değildir. Fıtık için en kesin çözüm ameliyattır. Fıtık ameliyatlarında temel prensip ise, fıtıklı olan bölgeyi onarmaktır. Çocuk fıtıkları dışında genel olarak yama yöntemi uygulanmaktadır.

Bebeğiniz kusmasından çok neden kustuğu önemli!

Bebeğiniz kusmasından çok neden kustuğu önemli!

Her zaman bebeklerin kustuğuna şahit olmuşuzdur. Genellikle de mama yerken ya da gaz çıkardıklarında. Hatta normalde hoşumuza gitmeyecek bu görüntü söz konusu bebeklerimiz olduğunda şirin bile olabiliyor. Ancak zaman zaman olsada bu kusmaların altında daha ciddi sebepler yatıyor olabilir. Avrasya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Ersin Sarı bebeklerde kusma ile ilgili bilinmesi gerekenleri anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Her bebek kusar mı?

Yeni doğan bebekler birçok farklı nedene bağlı olarak kusabilir. Özellikle de ilk aylarda yediği şeyleri sık sık çıkarma veya şiddetli kusma ile karşılaşılabilir. Ancak bebeklerdeki kusma faaliyeti biz yetişkinlerden farklı işliyor. Bu durum kimi zaman normal bir süreçken kimi zaman büyük bir tehlikenin habercisi olabiliyor.

Tükürme refleksini kusmayla karıştırmayın

Her ebeveyn bebeklerinin yemek yedikten sonra beyaz renkte kusma belirtisi gösterdiğine şahit olmuştur. Çoğu kişi bu durumu kusma olarak yorumlayabilir ancak bebeğin gösterdiği bu davranış tükürme refleksidir. Yani mukus ve tükürük salgısıyla karışık biraz yiyecekten başkası değildir. Bebeğin bu refleksi göstermesinin sebebi; fazla beslenme, hazımsızlık, yanlış pozisyonda yemek yedirmek, gazını çıkarmadan yatırmak reflü gibi sebepler olabilir. Kusma ile karıştırılmamalıdır.

Bebeğin kusması normal midir?

Her bebek az ya da çok miktarda kusabilir. Bu kusmalar genel olarak ilk aylarda ve beslenmeden hemen sonra gerçekleşir. Bunun ana sebebi ise yeni doğan bebeklerin yemek borusuyla mide arasındaki sfinkterin henüz gelişimini tamamlamamasıdır. Bebek büyüdükçe kusma seviyesi de sıklığı da azalır. Bebeğin kilo almasını ve gelişimini engellememesi durumunda 6 aya kadar görülen kusmalar normal olarak kabul edilir.

Bebeklerde kusmanın nedenleri

En önemli neden virüslerdir. Bunun dışında;

  • Mide sorunları,
  • Soğuk algınlığı,
  • Mide-bağırsak geçişi darlığı,
  • Ağlama krizleri,
  • Besin alerjisi,
  • Şiddetli öksürük.
  • Beslenme sonrası, gazı çıkarılmazsa, sallanırsa ( altını değiştirmek, değiştirmek, hoplatmak )

Ne zaman doktora başvurulmalı?

  • Kusma ile beraber ishal başladıysa,
  • Ateşi yükseldiyse,
  • Halsizlik başladıysa,
  • Cilt renginde solgunluk gözlemleniyorsa,
  • Kusmuğun kokusu keskin, rengi sarı veya turuncu bir renk almışsa mutlaka doktora gidilmelidir.

Bebeğinizin kusmasının sebebi reflü olabilir

Erken doğan bebeklerde daha sık karşılaşılan bir durum olan gastroözofageal reflü, zamanında doğan bebeklerde de görülebilir. Mide ile yemek borusu arasında yer alan kasın zayıflaması, besinlerin mideye değil ağza geri kaçmasına yol açar. Bu durum kusma ile sonuçlanır. Bebeklerde görülen reflü, fizyolojik ve geçici olabileceği gibi kalıcı da olabilir. Ancak kalıcı olan reflü bebeğin kilo almasını engelleyebilir. Bu durumda mutlaka uzman bir doktora başvurulmalıdır.

Eğer bebeğiniz fışkırır gibi kusuyorsa…

Fışkırarak kusmalarda en tipik nedenler; bebeğe çok yemek yedirilmesi,reflü gibi mide problemleri, bebeğin anne karnında amniyos sıvısını fazladan yutması, süt alerjisi, doğumsal metabolik hastalıklar veya pilorstenozuolarak adlandırılan bir tıkanma problemidir. Pilorstenozu, mide ile on iki parmak bağırsağı arasındaki darlık sebebiyle meydana gelir ve bebeklerde ağızdan ve burundan fışkırarak kusmaya yol açabilir. En doğru teşhis için mutlaka uzman bir doktora götürülmelidir. Doğru teşhis edilip tedavi edilmediğinde bebeklerde ciddi kilo kayıplarına sebep olabileceği gibi büyüme ve gelişimini de olumsuz etkileyebilir.

Kusan bebek için ne yapılmalı?

  • Bebek yatar pozisyonda yemek yedirilmemelidir.
  • Çok yemesi için zorlanmamalıdır.
  • Bebek emzirdikten hemen sonra yatırılmamalıdır.
  • Aynı şekilde hemen sallanmamalıdır.
  • Çok fazla kusuyor diye katı gıdalara yüklenilmemelidir.

Yutkunurken zorlanıyorsanız pek çok sebebi olabilir?

Yutkunurken zorlanıyorsanız pek çok sebebi olabilir?

Yutkunmak doğuştan kazandığımız bir reflekstir. Oldukça da komplikedir. Pek çok sebeple yutkunma ihtiyacı hissedebiliriz ama en çok yemek yerken kullanırız. Yemek yerken yutkunma zorluğu yaşamaya başladıysak bunun pek çok sebebi olabilir ve günlük hayatımızı çekilmez hale getirebilir.

Avrasya Hastanesi K.B.B Uzmanı Ferhat Oğuz, disfaji ya da halk arasında yutkunma zorluğu dediğimiz hakkında bilinmesi gerekenleri anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

K.B.B Uzmanı Ferhat Oğuz

Yutma güçlüğü (disfaji) nedir?

Alınan yiyecek ve içeceklerin ağızdan mideye inerken normalden daha fazla zaman ve çaba gerektirmesi durumuna disfaji ya da bilinen adıyla yutkunma zorluğu denir. Hatta bazı durumlarda yutkunma güçlüğüne ağrı da eşlik eder. İleri safhalarda ise yiyecek ve içecekleri yutmak imkansız hale gelebilir. Genellikle besinler çok hızlı veya yeterince çiğnenmemesi durumunda görülen yutma güçlüğü kalıcı hale geldiğinde mutlaka tıbbi olarak tedavi edilmelidir. Her yaşta görülen yutma zorluğu daha çok yaşlılarda görülmektedir.

Disfajinin ortaya çıkma sebepleri nelerdir?

Yutma faaliyetlerine katılan organların; enfeksiyon, tümöral, metabolik, nörolojik, doğumsal ve diğer nedenlerle fonksiyonlarının bozulmasıyla yutma güçlüğü ortaya çıkabilir. Bunun dışında;

  • Bademcikler şişmiş ve yemek borusu çok daralmış ise yutmada sıkıntı olur.
  • Yemek borusunun kaslarında görülen zayıflık da yutma güçlüğüne sebep olur.
  • Barret özofagus rahatsızlığı yutma güçlüğü ve takılma hissi ile kendini gösterir.
  • Yemek borusunda görülen iltihaplar disfajinin nedeni olabilir.
  • Bazı kas hastalıklarına bağlı (Guillain Barre sendromu gibi bir durum) nedeni ile yutma güçlüğü olabilir.
  • Bazı alerjik nedenlere bağlı yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi oluşabilir.
  • Bazı mide hastalıkları nedeni ile yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi görülebilir.
  • En kritik sebebi ise yutma eyleminin geçiş bölgesinde görülen tümörlerdir. Katı gıdalarda kendini gösteren tümor, ilerledikçe sıvı gıdaların tüketilmesini de zorlaştırır.

Bu belirtiler disfajiyi ele veriyor

  • Yutma esnasında ağrı oluşması,
  • Ağızda tükürük artışı,
  • Yiyeceklerin boğaza takılma hissi,
  • Midede ekşime,
  • Boğaz ve göğüste rahatsızlık hissi,
  • Yiyeceklerin geri gelmesi,
  • Besin ve mide asidinin boğazda birikmesi,
  • Ani görülen kilo kayıpları bu belirtiler arasında sayılabilir.

Bebek ve çocuklarda görülen disfajinin belirtileri;

  • Emzirme ve yemek yeme sırasında dikkat eksikliği,
  • Yemek yemeği reddetmesi,
  • Yemek yerken ya da emerken görülen huysuzluk,
  • Yemek yeme sırasında boğulur gibi olması, öksürmesi, kusması,
  • Kilo alma ve büyümede yavaşlama vb.

Nasıl teşhis edilir?

Kendisinde veya çocuğunda yutma güçlüğü olduğunu gözlemleyen bir kişinin mutlaka gastroentroloji, KBB veya genel cerrahi uzmanına başvurması gerekir. Yutma güçlüğü veya boğazda takılma hissi tanısı için gereken kan testleri, endoskopik gastroskopi tetkiki, baryumlu röntgen, klinik muayene, hastanın öyküsü gibi yöntemler ile yutma güçlüğünün nedeni tespit edilmeye çalışılır. Eğer doktor tümör veya kanserden şüpheleniyorsa onkolojik değerlendirmeler gerekir.

Tedavi sürecinde neler yaşanıyor?

Hastalığın seviyesine ve hastanın durumuna göre değişiklik gösteren tedavi sürecinde farklı yöntemler uygulanır. Eğer beyne bağlı bir sebepten ötürü yutma güçlüğü görülüyorsa bunu tedavi etmek çok mümkün değildir. Çünkü felçli kasların tekrar aktif hale gelmesi zordur. Bu hastalarda mide karın duvarı ile ağızlaştırılarak bu kapıdan hastanın beslenmesi sağlanır.

Eğer enfeksiyon sebebiyle ortaya çıkan disfaji ise antibiyotikler, ağız ve boğaz antiseptik gargara ve spreyleri kullanılabilir. Bademcik şişmesine bağlı yutma güçlüğünün tedavisinde bademciklerin şişmesine neden olan iltihabi durumun tedavisi ya da bademciklerin cerrahi olarak alınması gibi tedaviler uygulanır. Eğer kas hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkıyorsa fizik tedavi ile yutkunma güçlüğünün önüne geçilebilir.

Büyümeye engel! Çocuklarda bağırsak paraziti!

Büyümeye engel! Çocuklarda bağırsak paraziti!

Çocuklarımız normal bir şekilde her yıl belli bir büyüme göstermez ise herhalde birden boy atacak diye düşünürüz. Ancak bazen durum bundan biraz daha ciddidir. Ne kadar iyi beslenirse beslensin bağırsak parazitleri çocuğunuzun yediklerinden aslan payını alıyor olabilir.

Aileler tarafından çok sık fark edilmeyen bu hastalık tedavi edilmezse çocukta büyük problemler yaratabilir. Çocukta oluşan bağırsak paraziti durumunda neler yapılması gerektiğini Avrasya Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Ali Talay anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Mehmet Ali Talay

Bağırsak paraziti nedir?

Bağırsak parazitleri çoğunlukla gözle görülemeyen yumurtaların ağızdan alınarak, gözle görülen kurtçuklara dönüşmesi durumudur. Daha sonra bu kurtçuklar sindirim sisteminde yaşamaya başlarlar ve enfeksiyona neden olurlar. Bağırsak parazitleri tedavi edilebilen ancak bazen de tekrarlayabilen bir hastalık olduğundan ebeveynlerin oldukça dikkatli olması gerekir.

Belirtileri nelerdir?

Uyku sırasında ağızdan salya gelmesi
Çocukta sürekli olarak bulantı ve kusma görülmesi
Çocuğun şiddetli karın ağrısı çekmesi
Çocukta iştahsızlık ve halsizlik
Çocuğun yetersiz kilo alması veya aniden kilo vermesi

Tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir

Bağırsak parazitleri erken tedavi edilmediği takdirde çocuklarda ciddi sağlık problemlerine sebep olabilir. Parazitin cinsine bağlı olarak; kansızlık, karaciğer ve dalakta büyüme, bağırsakta tıkanma, deride döküntüler, astım, büyümede gecikme ve ayrıca ağır organ hasarları bile yaşanabilir. Bu nedenle çocukta hastalık ile ilgili belirtiler görülüyorsa gecikmeden uzman bir doktora gösterilmelidir.

Tedavisi nasıl yapılmalıdır?

İlk önce parazit türünün tespit edilmesi gerekir çünkü kullanılacak ilacın dozu da parazite göre farklılık gösterebilir. Tedavi süresi parazitlerin direnç değişikliğine göre uzayabilir veya kısalabilir. Çocukla birlikte diğer aile üyelerinin de tedavi edilmesi gerekir. Özellikle kıl kurdu gibi parazitler söz konusuysa ailede herhangi bir bulgu görülmese dahi herkes tedavi edilmelidir.

Çocuklarda görülen parazit çeşitleri nelerdir?

Kıl kurdu
Kamçı kurdu
Yuvarlak solucanlar
Tenya
Amip
Giardia
Çengelli kurtlar

Alınabilecek önlemler:

Çiğ olarak yenilen meyve ve sebzeler iyi yıkanmalıdır,
İçilen suların temiz olduğundan emin olunmalıdır veya su kullanılmadan önce kaynatılmalıdır,
Çocuklara yemek hazırlarken eller güzelce yıkanmalıdır,
Çocuklara tuvaletten sonra, yemek yemeden önce, dışarıda oynadıktan sonra ellerin yıkanması alışkanlığı kazandırılmalıdır,
Az pişmiş et yenilmemelidir,
Çocuklar toprakta çıplak ayakla gezmemelidir,
Parazit yumurtaları tırnak aralarında bulunabildiğinden tırnaklar düzenli kesilmelidir,
Anne sütüyle beslenme koruyucudur. Bu nedenle bebekler ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmelidir.

Tüp mide ameliyatı ile yeni birine dönüşmek mümkün mü?

Tüp mide ameliyatı ile yeni birine dönüşmek mümkün mü?

Düşünün sürekli yiyorsunuz ama doymuyorsunuz. Oysa midenizde diğer organlarınız gibi. Sadece siz yedikçe kapasitesi de artıyor bir süre sonra. Peki midenizin bir kısmını alsalar eskisi kadar yiyebilir misiniz?

Tüp mide ameliyatı ile sağlıklı kilonuza kavuşabilir, diyabet, yüksek tansiyon ve uyku apnesi gibi sorunlarınızdan kurtulabilirsiniz.

Op.Dr. Coşkun Görmüş

Tüp mide ameliyatı nedir?

Yıllardır diyet ve egzersiz yapılmasına rağmen hala kaybedecek çok fazla kiloya sahip insanların başvurduğu tüp mide ameliyatı, son zamanların en yaygın cerrahi kilo verme yöntemleri arasındadır. Genellikle laparostik olarak yapılan bu işlem, midenin yaklaşık olarak %75’inin çıkarılması ve daha az yiyecek tutan bir ‘tüp’ şeklini almasıyla sonuçlanır. Midenizin boyutunu sınırlamak, açlık hormonu olarak adlandırılan ghrelin adlı hormon düzeyini düşürür. Bu sebeple, ameliyat sonrası çoğu insan daha az açlık hissi duyduğunu belirtmiştir. Ghrelin kan şekeri metabolizmasında da önemli rol oynamaktadır. Bu da, diyabet hastalarının ilaç kullanımında ani azalmalar meydana getirebilir. Avrasya Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Coşkun Görmüş tüp mide ameliyatına dair önemli açıklamalarda bulundu.
Ameliyatın yapılmasında vücut kitle indeksiniz belirleyici rol oynuyor

Tüp mide ameliyatı, fazla kilolarınızı vermenize ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden kiloyla ilişkili sağlık sorunları riskinizi azaltmanıza yardımcı olmak için yapılır. Ameliyat olunabilmesi için aşağıdaki şartları taşımak gerekmektedir;

  • Vücut kitle indeksi 40 kg/m²’nin üzerinde (morbid obez yani ileri derecede obez) olmalı,
  • Obeziteye bağlı ek bir hastalığa sahip olunmalı. Örneğin diyabet, yüksek tansiyon gibi…

Ayrıca obeziteye bağlı “yeni” tip 2 şeker ve metabolizma bozukluğu olan ve VKİ’si 30 – 35 arasındaki hastalarda da obezite doktorunun kararı ile ameliyat yapılabiliyor. Obezite ameliyatları estetik amaçla yani kişinin daha zayıf görünmesi için yapılmamaktadır.

Ağrıyı hastanın acı eşiği belirliyor

Ameliyatın en büyük avantajı laparoskopik (kapalı) olarak yapılmasıdır. İşlem, karnı delerek çok küçük kesilerle yapılmaktadır. Bu kesiler milimetriktir. Bu nedenle girişim sonrası ağrı açık ameliyatlara oranla çok daha çok azdır. Hastaya ameliyat sonrası ağrı kesici uygulanarak ağrı çekmesi tamamen önlenmeye çalışılır. Ancak, herkesin ağrı eşiği farklıdır. Yine ilaç toleransı ve ilaçtan biyoyararlanımı farklıdır. Dolayısıyla tedavi standardize edilemez. Her hastanın ihtiyacına göre ağrı kesici tedavi uygulanmalıdır.

Ameliyatın uzman ellerde yapılmaması olası riskleri artırır

Her ameliyatta olduğu gibi tüp mide ameliyatı da potansiyel sağlık riskleri taşımaktadır. Bu nedenle sağlığınız için ameliyatın uzman doktorlar tarafından yapılması gerekmektedir. Olası riskler şunları içerir;

  • Aşırı kanama
  • Enfeksiyon
  • Anesteziye karşı olumsuz reaksiyonlar
  • Kan pıhtıları
  • Akciğer veya solunum problemleri
  • Midenin kesik kenarından sızıntı

Normal hayata dönüş süreci uzun sürmüyor

Laparoskopik olarak yapılan ameliyatta, karın kasları ve zarları kesilmediği için çok ciddi ağrılar yaşanması engellenir. Hasta, ameliyat olduğu aynı gün yürümeye başlayabilir ve ertesi gün ciddi ağrılar yaşamaz. Efor gerektirmeyen işlerde çalışan hastalar bir hafta içinde işe geri başlayabilirler. Ağır efor gerektiren hastaların ise en az bir ay süre ile işe ara vermeleri gerekir. Ameliyat sonrası hastalara yeteri kadar süreyle istirahat raporu verilmektedir.

Tüp mide ameliyatından sonraki ilk üç ila altı ay içinde vücudunuz hızlı kilo kaybına tepki verebilir. Yaşayabileceğiniz bazı değişiklikler;

  • Vücut ağrıları
  • Grip olmuş gibi yorgun hissetmek
  • Soğuk hissetmek
  • Kuru cilt
  • Saç incelmesi ve saç dökülmesi
  • Ruh hali değişiklikleri

 

Tekrar kilo alma riski düşük, ancak beslenme düzenine dikkat edilmeli

Tüp mide ameliyatı sonrası kişinin kilo alma riski oldukça düşüktür. Bu fizyolojiden maksimum yararın sağlanması için hastanın cerrah ve diyetisyenlerinin tavsiye etmiş olduğu bakım ve beslenme planına göre beslenmelerini düzenlenmeleri çok önemlidir. Hasta uygun beslenmenin dışına çıktığında midesi fazlaca şişebilir. Bu durum, operasyon sonrası yaralarının iyileşmesini engelleyebilir. Ameliyat sonrası tekrar kilo alma görülen vakaların neredeyse tamamında, öğün kapasitesinde artma olmamıştır. Tekrar kilo almanın nedeni, öğünler arasında, özellikle de yüksek kalorili atıştırmalardır.

Durmadan alıyorsanız ama almadan duramıyorsanız bağımlısınız!

Durmadan alıyorsanız ama almadan duramıyorsanız bağımlısınız!

Alışveriş bağımlılığı ya da diğer adıyla onyomani, hafife alınmaması gereken psikolojik bir rahatsızlıktır. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilen alışveriş bağımlılığı, özellikle kişinin ruh haline bağlı bazı semptomlar aracılığıyla kendini gösterebilir.

Avrasya Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Urlu, Çocuklarda ve Yetişkinlerde Oyun Bağımlılığı hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Alışveriş bağımlılığının semptomları nelerdir?

Çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilen alışveriş bağımlılığının belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kişinin iyi hissetmediği anlarda para harcamak için güçlü bir istek duyar
  • Birey yaşadığı sorunları ortadan kaldırabilmek amacıyla para harcamak ister
  • Kişi alışveriş yaptığında rahatlar, güçlü hisseder ve mutlu olur
  • Alışverişe harcanan para miktarı son 1-2 yılda çok ciddi artış gösterebilir
  • Harcamalar kişinin ailesinde veya yakın çevresinde problemler oluşturabilir
  • Kişi genellikle planladığından daha fazla alışveriş yapma eğilimindedir
  • Kişi para harcamaya başladıktan sonra kendini durdurmakta zorlanabilir

Alışveriş bağımlılığının nedenleri nelerdir?

Alışveriş bağımlılığının başlıca sebepleri; ruhsal, sosyal ve biyolojik durumlar olsa da bu psikolojik rahatsızlık çok çeşitli sebeplerden ötürü ortaya çıkar. Ayrıca ruhsal durumlar çoğunlukla bireyin kendisinde olan fakat bireyin fark etmediği bozukluklardan kaynaklanabilir.

Ruhsal bozukluk söz konusu olduğunda ise bipolar bozukluğu,bireylerde alışveriş bağımlılığına neden olan durumların başında gelir. Ayrıca depresyona yatkın olan kişilerde alışveriş bağımlılığının görülme olasılığı daha yüksektir.

Alışveriş bağımlılığı, takıntılı, dürtüsel ve genellikle kontrolsüz şekilde para harcamayla gelişir. Kişi özellikle üzgün veya kızgın olduğu durumlarda kontrolsüz biçimde para harcayarak alışveriş yapar ve kendini daha mutlu ya da güçlü hisseder.

Alışveriş bağımlılığı nasıl tedavi edilir?

Alışveriş bağımlılığının başlangıcı ya da rahatsızlığın anlaşılması 6 ila 12 yıl arasında değişebilir. Görmezden gelindiğinde hastalığın boyutu ciddi oranda artarak bireye ciddi şekilde zarar verebilir. Bu nedenle birey mutlaka destek almalı ve vakit kaybetmeden tedavi sürecine başlamalıdır.

Eğer kişinin kendisi değil de yakın çevresindekiler alışveriş bağımlılığını fark etmiş veya bağımlılıktan şüphelenmişse, kişiyi psikolojik destek alması konusunda ikna etmeleri gerekir.

Alışveriş bağımlılığının psikoterapi ve ilaç tedavisi olmak üzere 2 çeşit tedavi yöntemi bulunur. İlaç tedavisinde birey birtakım ilaçları düzenli şekilde belirli sürelerde kullanır ve bu ilaçlar özellikle zihindeki meşguliyeti ortadan kaldırma konusunda faydalıdır. Psikoterapi sürecindeyse bireyin alışveriş bağımlılığına neden olan öz güven problemini çözebilmesi amaçlanır.

Vakit kaybetmeden uzman bir psikoloğa başvurmak, alışveriş bağımlılığı tedavisinde hayati derece önemlidir.

Akciğer kanserinden dünyada 1 milyon 746 bin kişi öldü

Akciğer kanserinden dünyada 1 milyon 746 bin kişi öldü

Akciğer kanseri tedavisinde hastalığın evresi ve kanserin türü önemli bir etkendir. Ele alınan bu bilgilere dayanarak farklı tedavi kombinasyonları ya da kişiye özel bir tedavi haritası izlenmelidir.

Düşünün ki yukarıdaki rakam Vietnam savaşındaki tahmini en yüksek kayıp sayısından daha fazla. Bu sebeple bu hastalığa karşı verilen mücadelenin bir savaş olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Dünya üzerinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alan akciğer kanseri, çoğunlukla sigaranın neden olduğu ölümcül bir hastalıktır. Erken evrelerde teşhis edildiğinde tedavi edilebilen akciğer kanserinin en büyük nedeni sigara içmek gibi görünse de hiç sigara içmemiş kişilerde de akciğer kanseri görülebilir. Yaygın olarak görülen küçük hücreli ve büyük hücreli türlerinde takip edilen tedavi yöntemleri ise farklılık gösterebilir. Avrasya Hastanesi’nden Onkolog Doç. Dr. Fatma Şen akciğer kanserine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Fatma Şen

Akciğer kanseri nedir?

Kanser, vücuttaki hücrelerin kontrolden çıkmasıyla ortaya çıkar. Akciğerlerde başlayan kanser lenf düğümlerine veya beyin gibi vücuttaki farklı organlara yayılabilir. Farklı organlardan gelen kanser de akciğerde yayılma gösterebilir. Kanser hücrelerinin bir organdan diğerine yayıldığı durum metastaz olarak adlandırılır. Akciğer kanseri; küçük hücreli ve küçük hücreli olmayan olmak üzere iki türde bulunur. Bu iki farklı akciğer kanser türü, farklı şekillerde büyüdüğü için tedavi yöntemleri farklılık gösterir. Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri, küçük hücreli akciğer kanserine oranla daha yaygın olarak görülür.

Vücudunuzun gönderdiği sinyalleri dikkate alın, erken teşhis hayat kurtarır

Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri semptomları temelde aynıdır. Belirtiler hastalık ileri aşamalara gelmeden önemli şikayetlere yol açmayabilir. Zaten kanseri bu kadar tehlikeli yapan en önemli faktör belirti vermeden ilerleyebilmesidir. Yaygın olan ve kanser teşhisi için önemli belirtiler arasında;

  • Kalıcı veya kötüleşen öksürük,
  • Balgam veya kanla öksürmek,
  • Derin nefes aldığınızda, güldüğünüzde veya öksürdüğünüzde kötüleşen göğüs ağrısı,
  • Ses kısıklığı,
  • Nefes darlığı,
  • Hırıltılı solunum,
  • Zayıflık ve yorgunluk,
  • İştahsızlık ve kilo kaybı.

Yukarıda belirtilen durumlardan rahatsızlık duyuyorsanız uzman bir doktora başvurmanız olası bir durumun önüne geçebilmeniz adına faydalı olacaktır.

Hastalıkta ana faktör sigara

Akciğer kanserinde sigara ve benzeri tütün mamulleri büyük bir risk faktörü oluşturuyor. Tütün ürünleri, içerisinde binlerce toksik madde bulundurur. Hastalığın en büyük risk faktörü sigara olsa da hiç sigara içmeyen vakalara da rastlanmaktadır. Ancak, sigara içenlerin, sigara içmeyenlere oranla yakalanma oranları daha yüksektir. Ne kadar uzun süre sigara içerseniz, akciğer kanserine yakalanma riskiniz o kadar artar. Sigara içilen ortamlarda ikinci el duman soluyarak da risk oranınızı artırabilirsiniz. Sigara ve tütün kullanımı dışında; genetik olarak geçiş, asbest, radon gazı ve hava kirliliği de akciğer kanserinin nedenleri arasındadır.

Akciğer kanserinin evreleri nelerdir?

Evreler, kanserin ne kadar yayıldığını ve tedavide nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini belirler. Erken teşhis, tedavide başarı oranını yükseltir. Fakat akciğer kanseri erken aşamalarda belirgin semptomlara neden olmadığından, tanı genellikle yayıldıktan sonra konulur. Bu noktada, belirtilen semptomlarla karşılaştığınızda yardım almak doğru olacaktır.

Küçük hücreli olmayan akciğer kanserinin dört ana aşaması vardır;

  • 1.Evre: Kanser akciğerde bulunur, ancak akciğerin dışına yayılmamıştır.
  • 2.Evre: Kanser, akciğerde ve yakındaki lenf düğümlerinde bulunur.
  • 3.Evre: Kanser akciğerde ve göğsün ortasındaki lenf düğümlerindedir.
  • 4.Evre: Kanser her iki akciğere, akciğerlerin etrafına veya uzak organlara yayılmıştır.

Küçük hücreli akciğer kanserinin iki ana aşaması vardır.  Kanser yalnızca bir akciğerde veya göğsün aynı tarafındaki lenf düğümlerinde bulunur.

Tedavi yöntemlerinde hastalığın evresi belirleyici oluyor

Küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde tedavinin seçimi hastalığın yaygınlığına bağlı olarak değişiklik gösterir. Cerrahi müdahale en yaygın yöntemidir. Hastalığı yavaşlatmak ve bulguları kontrol etmek için radyoterapi ve kemoterapi kullanılmaktadır.

Küçük hücreli akciğer kanserinde tanı konulduğunda kanser vücudun diğer bölümlerine de yayılmış durumdadır. Bu nedenle  cerrahi müdahale bu noktada çok az uygulanır. Doktorlar vücuda yayılmış kanser hücrelerine ulaşmak için genellikle kemoterapi uygulamasını tercih ederler.

Covid-19? Domuz Gribi? Yoksa İnfluenza mı?       

Covid-19? Domuz Gribi? Yoksa İnfluenza mı?                        

Covid-19, Deşta varyantı Omicron derken influenza gözden kaçabiliyor. Oysa belirtileri oldukça benzer olan bu hastalık da ciddi derecede ölümcül.

En sık görülen belirtiler boğaz ağrısı, boğazda gıcıklanma, kuru öksürük, kas ve eklem ağrıları, iştahsızlık, karın ağrısı ve ishaldir. Peki tüm belirtiler bu kadar benzerken vakit kaybetmeden doğru teşhisi nasıl koyacağız? Doğru tedaviyi aldığımızdan nasıl emin olabiliriz?  Avrasya Hastane ’sinden İç Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Koray Cengiz influenza virüsüne ait merak edilen tüm detayları açıkladı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Koray Cengiz

İnfluenza nedir?

Yaygın olarak grip adıyla bilinen influenza, genellikle ekim ayında başlayarak nisan ayına kadar uzanan dönemde sıkça rastlanılan bulaşıcı bir solunum yolu hastalığıdır. Bazı kişilerde hayati tehlike oluşturabilecek olan bu hastalık sıklıkla soğuk algınlığı ile karıştırılsa da iki hastalık birbirinden oldukça farklıdır.

Hastalığa sebep olan influenza virüslerinin A, B, C olmak üzere üç farklı versiyonu bulunmaktadır. Virüsü bünyesine alan kişinin hapşırması, öksürmesi veya konuşması sırasında yayılan virüslü damlacıkların sağlıklı kişiye geçmesi ile bulaşır. Yaygın olarak sonbaharda başlayıp ilk bahar aylarına kadar görüldüğü için mevsimsel grip olarak da adlandırılıyor. İnfluenza virüsünün birçok alt tipi bulunmaktadır. Bu nedenle, her yıl farklı tipte influenza virüsü ortaya çıkar. Bu da kişinin her yıl tekrar gribe yakalanmasına neden olur.

Soğuk algınlığı mı? Grip mi? COVID-19 mu?

Soğuk algınlığı, grip ve koranavirüs solunum yollarının enfekte olma durumudur. Belirtiler benzerlik gösterse de süreçler arasında şiddetli farklar bulunur. Soğuk algınlığı halsizlik yaratabileceği için sizi biraz aşağı çekebilir. Fakat grip, yataktan çıkma düşüncesi karşısında sizi biraz ürpertebilir. Soğuk algınlığı sırasında yaşadığınız komplikasyonlar nispeten önemsizdir. Ancak, grip zatürree gibi yaşamı tehdit eden bir hastalığa yol açabilir. Koranavirüs, grip ile daha yakın yakın belirtiler gösterir. Düşmeyen yüksek ateşiniz varsa ve nefes almakta zorluk çekiyorsanız tedbir amaçlı en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekir.

Semptomlar kendini aniden ortaya çıkarıyor

Grip ilk olarak, burun akıntısı, hapşırma ve boğaz ağrısıyla birlikte basit bir soğuk algınlığı gibi düşünülebilir. Soğuk algınlığı daha yavaş gelime eğilimindeyken, grip semptomları aniden kendini ortaya çıkarır. Yaygın olarak rastlanılan belirtiler;

  • Ateş
  • Ağrıyan kaslar
  • Üşüme ve terleme
  • Baş ağrısı
  • Kuru, inatçı öksürük
  • Nefes darlığı
  • Yorgunluk ve halsizlik
  • Burun akıntısı veya tıkalı
  • Boğaz ağrısı
  • Göz ağrısı
  • Kusma ve ishal

Hijyen kurallarına uyum sağlamak gribi önlemenin anahtarı

COVID-19 sürecini yaşadığımız bu dönemde hakim olduğumuz hijyen kurallarının önemini bir kez daha hatırladık. Hijyen kurallarını yerine getirmek ve insanlarla olan sosyal mesafeyi sınırlandırmak virüsten kaçınmanın ilk adımıdır. Aynı durum influenza virüsü içinde geçerli… Hijyen burada da alınabilecek ilk önlemdir. Kalabalık yerlerin aktif havalandırılması, el hijyeni ve  yüz maskesi takma  gibi önlemler grip yayılması riskini azaltabilir. Aynı zamanda kişiler öksürük ve hapşırma sırasında peçete ile ağız ve burnun kapatılmasına teşvik edilmelidir. Virüs ile enfekte olan kişi, semptomlarını atlatana kadar kendine ev karantinası uygulayarak temas sıklığını azaltmalıdır.

Belirli kişiler daha büyük risk taşıyor

Solunum yoluyla her kişiye bulaşabilecek olan grip, bazıları için ağır sonuçlar meydana getirebilir. 5 yaşından küçük çocukların ve 65 yaşından büyük kişilerin, kronik tıbbi sorunları olanların (astım, diyabet veya kalp hastalığı) griple ilgili ciddi komplikasyonlara yakalanma olasılıkları yüksektir.

Nasıl tedavi edilir?

İlk olarak influenza teşhisi konanların, virüsün yayılmasını önlemek adına kendilerini izole etmelere gerekir. Ellerini ılık su ve sabunla yıkamak, hapşırırken mendil kullanmakta unutulmamalıdır.

İnfluenza virüsünü alan çoğu kişi tıbbi bakıma ihtiyaç duymadan iyileşebilir. Hafif grip vakaları için en iyi eylem yolu dinlenmek, uyumak, bol sıvı içmek ve ateş semptomlarını tedavi etmek olacaktır. Fakat ağır semptomlarınız varsa veya yüksek risk grubundaysanız uzman bir doktora başvurmanız en doğru yol olacaktır. tedavi için antiviral ilaçlara ihtiyaç duyabilirsiniz. Antiviral ilaçlar hastalığı hafifletebilir ve hasta olma sürenizi kısaltabilir. Ayrıca ciddi grip komplikasyonlarını önleyebilirler.

Artık oraya da botoks yapmak mümkün. Mide Botoksu

Artık oraya da botoks yapmak mümkün. Mide Botoksu

Mide botoksu sayesinde, hastalar açlık hissi yaşamadan daha uzun süreler bir şeyler yemeden geçirebiliyor. Böylece mide daha yavaş sindirim ile yemenizin önüne geçiyor.

Vücut kitle endeksinizi hesaplamaya korkar hale geldiyseniz müdahale etme zamanı çoktan gelmiş demektir. Neyse ki artan alternatifler sayesinde ameliyat olmadan da çözüm bulmak mümkün. Obezite sorunu için en etkili uygulamalardan biri de mide botoksudur. Avrasya Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Akın Ünal mide botoksu hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Akın Ünal

Son yıllarda adını sıkça duyuran mide botoksu nedir?

Mide botoksu, obezite ile mücadele içinde olan kişilerin merak ettiği konulardan birisidir. Son yıllarda obezite hastalığana karşı olan farkındalığın artması, tedavi yöntemlerini de oldukça yaygınlaştırmaktadır.

Mide botoksu, mideye uygulanan botulinum toksinleri sayesinde mide kaslarının daha yavaş çalışmasını sağlar. Bu sayede kişi uzun süre tokluk hissi yaşadığı için çok daha kısa sürede fazla kilolarından kurtulabilir. Uzun süre tok kalan mide içindeki besinleri daha çabuk sindirir. Bu durum hastalarda iştahsızlık yaratır ve kısa sürede kilo verilmesine yardımcı olur. Uygulamadan maksimum verim alabilmek için uzman bir diyetisyene başvurulmalı ve birlikte yol izlenmelidir. Ancak bu şekilde daha hızlı ve sağlıklı kilo vermek mümkün olur.

Ameliyat korkusu taşıyanlar için iyi bir seçenek

Botoks enjeksiyonu, midenin detaylı görünmesini sağlayan endoskopi ile yapılan bir uygulamadır. Bu sebeple her hangi bir ameliyat hazırlığına ihtiyaç duymazsınız. Ameliyat olmaktan çekiniyor ve endişe duyuyorsanız mide botoksu sizin için daha uygun bir seçenek olabilir.

Diyete başlamak için yeni bir motivasyona mı ihtiyacınız var?

Mide botoksu, fazla kilolarından kurtulmak isteyenler için uygun bir yöntemdir. Fakat bu yöntemin uygulanabilmesi için bazı şartlı durumlar söz konusudur. Gastrit ve ülser gibi mide sorunları işlemin uygulanmasını engeller. Çünkü mide botoksu ile enjekte edilen enzimler midede bulunan yaraların daha fazla büyümesine sebep olabilir. Mide botoksu yaptırmak için uygun kişiler;

  • Uzun süre diyet ve spor ile kilo verememiş olan hastalar,
  • Mide botoksu, fazla kiloları olan ancak ameliyat olacak seviyede olmayan hastalar.

 

Botoksun etkisi 6 ay sürmeye devam ediyor…

Mide botoks uygulaması yapıldıktan 72 saat sonra etki göstermeye başlar ve etkisi yaklaşık olarak 4-6 ay süremeye devam eder. Yeterli ölçüde kilo kaybeden ve sağlık problemlerinde iyileşmeler sağlanan hastanın işlemi tekrarlamasına gerek görülmez. Ancak, diyet ve spor programına devam etmesi önerilir.

Elde edilen sonuçlardan memnun olan hastalar, 6 ay sonra işlemi tekrarlatabilir. Botoks işleminin tekrarlanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. 6 ayda bir, üst üste 3 kere mide botoksu işlemi uygulanabilir.

Yan etkileri yok denecek kadar az

Uygulama, endoskopi yöntemiyle yapılan bir işlem olduğundan literatürde bildirilmiş önemli bir yan etkisi bulunmamaktadır. Kas hastalığı olanlara ve botoksa karşı alerjisi olan kişilerde mide botoksunun uygulanması uygun değildir.

Aynı gün içerisinde normal yaşantınıza devam edebilirsiniz

Hastada herhangi bir yan etki görülmediği takdirde aynı gün içinde taburcu edilir. Uygulamanın ardından en önemli noktalardan birisi, beslenmedir. Hastaların bir diyetisyen ile görüşerek kendilerine özel hazırlanan beslenme programı almaları sağlanır.

Mide botoksunun diyet yapmayı kolaylaştırıcı bir yöntem olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle süreç içerisinde diyetisyeniniz ile planlayacağınız yaşam tarzı, karbonhidrat, yağ ve protein içeriği iyi dengelenmiş beslenme planı ile acıkmadan hedefinize ulaşabilirsiniz.

Kadınlar, erken teşhiste ilk savunma noktası sizsiniz!

Kadınlar, erken teşhiste ilk savunma noktası sizsiniz!

Kadınlar,  korkulu rüyaları meme kanserinde kendilerinin ilk ve en önemli savunması noktası olduğunu fark etmeliler. Pek çok kanser hastalığında olduğu gibi meme kanserinin de ilk belirtisi elle yapılan kontrollerdir. Her ne kadar senede bir gün konu daha fazla gündeme gelse de aslında sürekli üzerinde durulması gereken bir hastalık.  Konu ile ilgili Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gökçe Şerbetçi, kadınlarda en sık görülen kadın hastalıklarını ve tedavi yöntemlerini sizler için anlattı.

Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gökçe Şerbetçi

Op. Dr. Gökçe ŞerbetçiMeme kanserinde kurtarıcı sizsiniz…

Meme kanseri dünyada kadınlar arasında en sık görülen malign tümördür. İstatistiklere göre her on dört kadından birinde memede kist gelişmekte. Bu kistlerin %50’si tekrarlayan hücrelerdir. 30 yaşından sonra risk artmakla birlikte menopoza giriş evresi olan 45-55 yaşları arasında artış oranında bir duraklama görülse de 55 yaşından sonra sıklığı hızla artıyor.  Meme kanseri kendini en çok bu belirtilerle gösteriyor; memede veya koltuk altında ele gelen sertlik ya da şişlik, meme başında akıntı, meme başında içe doğru çekilme, çökülme veya şekil bozuklukları, meme başı derisinde değişiklikler, meme cildinde yara veya kızarıklık, meme cildinde ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması(portakal kabuğu görünümü) memede büyüme, şekil bozukluğu veya asimetri ya da renginde değişiklik(kızarıklık vb.) şeklinde sıralanabilir. Bu noktada tedavi için en önemli adım bu şikayetleri doğru yorumlamak ve erken teşhis fırsatının önünü açmaktır.

Kendi aylık muayenenizi yaparak bu hastalığı en başta yenebilirsiniz.

Kadınların kendilerini her ay düzenli olarak muayene etmesi çok çok önemli bir husustur. Genellikle meme kanserlerinin %75’i kitle nedeni ile saptanır ve bunların % 75’i hastanın kendini düzenli muayenesinde yada rastlantısal olarak saptanmasıyla bulunur.
En ufak şüphede mutlaka, hiçbir şey olmasa da arada klinik muayeneye gidilmeli, duruma göre ultrason, mamografi veya daha ileri görüntüleme ile tetkik ettirmelisiniz.

Meme kanseri özellikle erken yakalanan Meme Kanseri ÖLÜMCÜL DEĞİLDİR.
Tüm dünyada kurulan vakıflar yapılan bağışlar ile en çok araştırılan tedavisinde sürekli yenilikler bulunan kanser türlerindendir.