Yazılar

İnflamatuvar bağırsak hastalığına dikkat!

İnflamatuvar bağırsak hastalığına dikkat!

Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Doktor Öğretim Üyesi Ekrem Aslan, 20-40 yaş aralığında daha sık görülen ve her iki cinsiyeti de eşit oranda etkileyen İBH yani İnflamatuvar bağırsak hastalıkları hakkında bilinmesi gerekenleri aktardı. Aslan, İBH’nın neden geliştiğinin bilinemediğini bununla birlikte genetik yatkınlığı olan bireylerde çevresel bir etkene bağlı olarak sindirim kanalında iltihabi sürecin tetiklendiğini ve hastalık bulgularının ortaya çıkmasına neden olduğunun düşünüldüğünü belirtti.

Dr. Ekrem Aslan

Dr. Ekrem Aslan

Kronik hastalıklara verilen ortak isim: İnflamatuvar bağırsak hastalıkları
İnflamatuvar bağırsak hastalıkları (İBH), sindirim kanalında tekrarlayan aktivasyonlarla seyreden inflamasyon adı verilen mikrobik olmayan bir iltihabi sürece bağlı gelişen kronik hastalıklara verilen ortak isimdir. Ülseratif kolit (ÜK), Crohn hastalığı (CH) ve daha az sıklıkta görülen mikroskopik kolit (MK) İBH başlığı altında tanımlanan hastalıklardır. Bu hastalıklardan ÜK ve MK sadece kalın bağırsak tutulumu ile karakterize iken CH ağızdan anüse kadar tüm sindirim kanalını etkileyebilmektedir.

Genetik yatkınlık ve çevresel etkenler neden olabilir
İBH’nın neden geliştiği bilinmemekle birlikte genetik yatkınlığı olan bireylerde çevresel bir etkene bağlı olarak sindirim kanalında iltihabi sürecin tetiklendiği ve hastalık bulgularının ortaya çıkmasına neden olduğu düşünülmektedir.

  • Birinci derece yakınında (anne, baba ve kardeşler) İBH öyküsü, Doğu Avrupa ırkından olmak ve belli gen dizilimlerine sahip olmak hastalığın genetik temellerini oluştururken,
  • Aşırı hijyenik ortamda büyümek,
  • Batı tarzı (etten zengin liften fakir, yağlı, rafine şeker içeren diyet) beslenme ve sigara içmek çevresel faktörleri oluşturmaktadır.
  • Bağırsak florasındaki değişiklikler ve bakteri içeriği de hastalığın gelişiminde önemli rol oynamaktadır.

Hangi yaş aralığında daha sık görülür?

  • İBH, 20-40 yaş aralığında daha sık görülmekle birlikte her iki cinsiyeti de eşit oranda etkilemektedir.
  • Ülkemizde 70 bine yakın, tüm dünyada ise 6.8 milyon civarında İBH tanılı hasta olduğu bildirilmiştir.
  • Görülme sıklığı sanayileşme ve şehirleşme ile paralel olarak artmaktadır.

İBH global bir sağlık sorunu olarak sağlık sistemlerini ve ülke ekonomilerini olumsuz yönde etkilemektedir.

Belirtileri nelerdir?
ÜK hastaları ağırlıklı olarak kanlı dışkılama ve ishal şikayetinden muzdarip olurken, CH tanısı olan hastalarda karın ağrısı ve ishal yakınmaları daha belirgindir. Ancak, her iki hastalığında sindirim kanalı dışında deri, eklem ve göz gibi farklı sistemleri de etkilediği bu organlarda da iltihabi hasara yol açabildiği bilinmektedir.

Tanı nasıl konulur?
İBH’ndan şüphe duyulan bireylerde;

  • Gastroenteroloji uzmanları tarafından yapılan endoskopik inceleme ve
  • Alınan biyopsilerin patolog tarafından değerlendirilmesi ile tanı konulmaktadır.

İBH tanısı alan bir bireyin tüm yaşamı boyunca bir gastroenteroloji uzmanı tarafından takibi gerekmektedir. Tutulumun varlığına göre dermatoloji, göz hastalıkları ve romatoloji uzmanları da bu hasta grubunun tanı ve tedavisinde rol alabilmektedir.

Takip ve tedavi edilmediğinde herhangi bir risk ortaya çıkar mı?
Birbirinden farklı klinik özelliklere ve tutulum paternine sahip olsa da hem ÜK hem de CH’nın tedavisinde bağışıklık sistemini onaran ve/veya hedefinden şaşmış bir şekilde vücuda zarar veren aşırı bağışıklık yanıtını baskılayan ilaçlar kullanılmaktadır. Hastalığın tutulum bölgesine ve hastalığın şiddetine göre lokal uygulanan (fitil veya lavman), ağız yoluyla alınan ve kas veya damar içine uygulanan ilaç seçenekleri mevcuttur. Takipsiz ve tedavisiz kalan hastalarda kalınbağırsak kanserine dönüşme riski nedeniyle İBH tanılı bireylerde ilaç tedavisi ömür boyu sürmeli ve kontrollerle birlikte aksatılmadan devam edilmelidir.

Mide, bağırsak, pankreas kanseri erken evrede yakalanmalı!

Mide, bağırsak, pankreas kanseri erken evrede yakalanmalı!

Son yıllarda sağlıksız beslenme, hareketsizlik, sigara, alkol, fazla et tüketimi ve stres derken kalın bağırsak kanseri hızla yaygınlaşıyor. Acıbadem Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Gürhan Şişman, ülkemizde artık 20’li yaşlarda bile kalın bağırsak kanseriyle karşılaşıldığını belirterek, erken evre kolon kanserinin günümüzde tanı ve tedavisinin aynı anda, üstelik ameliyata gerek kalmadan girişimsel yöntemle yapılabildiğini söylüyor. Prof. Dr. Gürhan Şişman, kalın bağırsak kanseri riskini azaltmanın yollarını anlattı; kolonoskopide tespit edilen tümörün terapötik (tedavi edici) endoskopi ile ameliyata gerek kalmadan girişimsel yöntemle tedavisi hakkında bilgiler verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Gürhan Şişman

“Çok yedim, ondan oldu!”, “Stres anımda hep olur, sonra geçer!”, “Bu besin dokundu, o nedenle bağırsaklarım bozuldu!”… Günlük hayatın yoğun koşuşturmacası ve bir buçuk yılı aşkın süredir günlük yaşantımızda köklü değişikliklere yol açan yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 pandemisinin tedirginliğiyle sağlığımızda bazı sorunları öteleyebiliyor, hatta ürettiğimiz bazı gerekçelerle hekime başvurmak yerine görmezden gelebiliyoruz. Oysa bu tür gerekçeler aslında çok önemli bir sorunun göz ardı edilmesine neden olabiliyor! Günümüzde hızla yaygınlaşan ve erken evrede belirti vermeyip sinsice ilerlediği için ancak kolonoskopide ortaya çıkan polipler, zamanla kalın bağırsak (kolon)  kanserine zemin hazırlıyor. Acıbadem Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Gürhan Şişman, karında şişkinlik, bağırsak alışkanlıklarında birkaç günden uzun süren değişiklik (ishal-kabız), makattan kanama, kilo kaybı, gaz ve geçmeyen yorgunluk gibi belirtilerin toplumda sık görülen kalın bağırsak kanserinin başlıca belirtilerinden olabildiğini belirterek “Ancak kişiler bu yakınmaları çoğunlukla farklı nedenlere yorabildiklerinden doktora gitmiyorlar, bu da sinsice ilerleyen kalın bağırsak kanserinin ileri evrede ortaya çıkmasına neden oluyor” diyor. Son yıllarda sağlıksız yaşam tarzı, hareketsizlik, sigara, alkol, et ağırlıklı beslenme, salam-sucuk-sosis gibi işlenmiş et ürünlerinin aşırı tüketimi, yeterince sebze tüketmemek ve stres gibi faktörlerle hızla yaygınlaşan kalın bağırsak kanserinin günümüzde 20’li yaşlarda da görülür hale geldiğini, ailede kanser öyküsü olmasının da riski artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Gürhan Şişman;  bu tür yakınmaları olanların mutlaka gastroenteroloji doktoruna başvurup, gerekli görülmesi halinde kolonoskopi yaptırması gerektiğini söylüyor.

 Kolonoskopi hayat kurtarıyor!

Kolorektal kanserler dünyada ve ülkemizde en sık görülen kanserler arasında üçüncü sırada yer alırken, kolonoskopi ile erken teşhis hayat kurtarıyor! Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Gürhan Şişman kolonoskopi ile polip ya da poliplerin daha kansere dönüşmeden tespit edilip işlem sırasında alınmasıyla kanserin önlenebildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Kolono skopinin 45 yaş üzeri kişilerde mutlaka yapılması gerekiyor. Bununla birlikte kalın bağırsak kanserinin belirtileri sayılabilen şikayetlerden herhangi birine veya birkaçına sahip olanlar ile akrabalarında kanser öyküsü olanlarda zaman kaybetmeden kolonoskopi olmak gerekir. Kolonoskopide tespit edilen polipin türü ve boyutu bir sonraki kolonoskopinin ne zaman yapılması gerektiğini gösterir.” İleri evredeki hastalarda cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi seçeneklerinden biri veya birkaçının kullanıldığını söyleyen Prof. Dr. Gürhan Şişman, buna karşın günümüzde Terapötik Endoskopi yani Tedavi Edici Endoskopi yöntemi ile erken evrede kanserin bıçak değmeden endoskopi cihazı ile tedavisinin mümkün hale geldiğini vurguluyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Terapötik (Tedavi edici) Endoskopi ile tanı esnasında tedavi!

Günümüzde endoskopi daha çok tanı amaçlı biliniyor. Oysa son dönemde tıp dünyasındaki gelişmeler ve hekimlerin tecrübesi bir zamanlar hayal gibi görünen tedavi yöntemlerini mümkün kılıyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Gürhan Şişman artık terapötik (tedavi edici) endoskopi yöntemiyle tanı esnasında hastanın tedavisini aynı anda yapabildiklerini belirterek, ileri evre olmamak koşuluyla mide, yemek borusu ve bağırsak kanserlerinde girişimsel cerrahi yöntemi ile ameliyata gerek kalmadan, ağrısız, minimum kanama ve daha kısa sürede taburculuğun mümkün olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Gürhan Şişman bu yöntemi şöyle açıklıyor: “Dünyada son 10 yılda kullanılan, ülkemizin de son 5 yılda tanıştığı Terapötik endoskopide; erken evrede bağırsak kanseri, mide kanseri, özofagus kanseri ve yutma bozuklukları (akalazya) gibi hastalıkların endoskopi ile tanısını koyduğumuz sırada uygunluk durumunda tedavisini gerçekleştirebiliyoruz. Endoskopi cihazı aynı ancak hekimin tecrübesi ve yardımcı ekipman varlığı ile bu mümkün oluyor. Endoskopi cihazı ile içeride gördüğümüz bir tümörü, erken evrede ise terapötik endoskopi yöntemiyle içeriden keserek tamamen çıkarabiliyoruz. Örneğin birinci evre olan bir bağırsak kanserinde hasta bağırsağının 30-40 santimini kaybetmek zorunda kalmıyor. Dolayısıyla hastanın bedeninde hiçbir kesik, çizik oluşturmadan, tamamen içeriden yapılan ve hastanede kalış süresini 7-8 günden 1 güne indiren bir tedavi yöntemi oluyor. Hastanın taburculuk süresini kısaltırken, yaşam kalitesini de artırıyor.”

Şişkinlik nedeni zararlı bağırsak bakterileri olabilir

Şişkinlik nedeni zararlı bağırsak bakterileri olabilir

Yemek yedikten bir süre sonra hızla karnınız şişiyor ve pantolonunuzun düğmesini dahi kapatamaz hale mi geliyorsunuz? Veya sabah dümdüz bir karın ile uyanıp; akşam 6 aylık hamile görünümüne mi bürünüyorsunuz? Tüm bunların ardındaki sebeplerden biri SIBO yani ince bağırsaktaki zararlı bakteri artışı olabiliyor. Yıllardır süren gaz ve şişkinlik şikayetlerinin sorumlusu olabilen SIBO, uzman hekim ile diyetisyenler tarafından uygulanacak programlarla tedavi edilebiliyor. Memorial Wellness Beslenme Danışmanı Uz. Dyt. Yeşim Temel Özcan, SIBO ve tedavisinde uygulanan diyetler hakkında merak edilenleri anlattı.

SIBO kronik birçok şikayetin sebebi olabiliyor

SIBO (ince bağırsaktaki zararlı bakteri artışı); şişkinlikten, ishale ve hatta sızdıran bağırsağa pek çok sorunun ardındaki sebep olabilmektedir. Bağırsak florasındaki denge bozulduğu zaman; bağırsaktaki faydalı bakteriler azalırken zararlı bakteriler çoğalmaya başlar. Bu süreç genellikle yüksek oranlarda basit şeker ve basit karbonhidrat tüketimi ile ilerler ve SIBO denilen tabloyu oluşturur. SIBO’da bağırsaktaki zararlı bakteriler; basit şeker ve karbonhidratı parçalarken hidrojen ve metan gazlarını açığa çıkarmaktadır. Bu da karın bölgesinde aşırı gaz ve aşırı şişlik olarak kendini belli etmektedir. SIBO tablosunun büyük bir kısmı bu şekilde gözlemlenirken; başka bir zararlı bakteri grubu ise safra tuzlarını parçalayarak yağ sindirimini sekteye uğratır. Sonuç; kronik ishal olarak kişiye yansımaktadır. Bir başka bakteri grubu ise bağırsak bariyerini tahrip ederek; sızdıran bağırsağa neden olabilmektedir.

SIBO belirtileri arasında;

  • Gaz
  • Mide bulantısı
  • İshal
  • Karın bölgesinde ağrı ve kramplar
  • Kabızlık (ancak daha çok ishal gözlenir)
  • İrritabl bağırsak sendromu veya bağırsak enfeksiyonları
  • Otoimmün hastalıklar
  • Başta B12 Vitamini olmak üzere; vitamin, mineral eksiklikleri
  • Yağ emilim bozuklukları bulunmaktadır.

SIBO bağırsak flora analizi ile belirlenebiliyor

Türkiye’de pek yaygın olmamakla birlikte SIBO’nun varlığını gösteren testler bulunmaktadır. Bunlar;

Nefes testi; SIBO’da altın standart olup, kişinin 12 saat boyunca aç kalmasının ardından 3 saat boyunca her 15 dakikada bir, bir miktar şeker tükettikten sonra nefesi incelenir. Pankreatik enzim yetersizlikleri ve çölyak içinde güzel bir testtir.

İdrar testleri; SIBO olması durumunda idrardaki zararlı bakterilerin ürettiği maddelerin varlığı sorgulanır.

Dışkı flora analizi; Bağırsak florasının dengesizliğinin incelenmesi de SIBO’nun görüntülenmesinde yardımcıdır. Türkiye’de dışkı flora analizi uygulanabilmekte ve SIBO’nun görüntülenmesine yardımcı olmaktadır. Hastadan alınan iyi bir anamnez ile flora analizi bir araya getirilerek doğru tedavi programı ile hasta SIBO’dan yani şişkinlikten kurtulabilmektedir.

 Tedavide doğal desteklerden de faydalanılabilir

SIBO teşhisinde kullanılan testlerin uygulanmasının ardından uygun ilaç ve beslenme tedavisinin yapılması gerekmektedir. Tedavide genellikle hekimler, sadece bağırsak zararlılarının duyarlığı olduğu rifaksimin grubu antibiyotik kullanabilirler. SIBO tedavisinin büyük bir aşamasını bu tedavi oluşturmakla birlikte doğal destekler de yardımcı olabilmektedir. Özellikle Altınmühür otu, kırk kilit otu gibi iltihap baskılayıcı bitkilerden faydalanılabilir. Bunun dışında şekerden ve basit karbonhidrattan uzak bir beslenme düzeni de SIBO tedavisinin vazgeçilmez bir parçasıdır. SIBO tedavisinde uygulanan diyetler şunlardır;

 Eliminasyon diyeti (Düşük FODMAP Diyeti)

Düşük FODMAP diyeti, düşük laktoz, düşük fruktoz, düşük fruktanlar/gos ve düşük poliyollerden oluşmaktadır. Yüsek FODMAP’lerin olmadığı bir beslenme programı 3-8 hafta boyunca uygulanması SIBO tedavisinin büyük bir parçasını oluşturmaktadır. Bu özel diyetin yasakları arasında yüksek laktoz, fruktoz,  fruktanlar/gos  ve poliyoller bulunmaktadır.

Laktoz: (Gaz ve şişkinliği tetikler, bağırsağa su çeker) Bütün süt ve süt ürünleri.

Yüksek früktoz: (Bağırsağa su çeker) Elma, karadut, kiraz,  incir, mango, armut, karpuz, alkol, agave ve benzeri tüm tatlandırıcılar.

Yüksek fruktanlar: (Gaz ve şişkinliği tetikler) Greyfurt, Trabzon hurması, soğan, sarımsak, buğday, arpa, kuru baklagiller, muz, enginar.

Yüksek poliyoller: (Bağırsağa su çeker) Ayçiçeği, mantar, bezelye, elma  kayısı, yaban Mersini kiraz, nektarin, armut, şeftali, mürdüm eriği, karpuz.

Doğru protein, sebze ve meyve kaynaklarının beslenmede yer aldığı bir beslenme programı uygulanmalıdır. Bu beslenme programı özellikle bromelain, (ki ananasta bulunmaktadır) potasyum ve magnezyum içermelidir.

Tam GAPS diyeti

GAPS diyetinin “Tam GAPS” aşaması uygulanmaya başlanmalı ve böylelikle bağırsak onarımı devam ederken, probiyotik tüketimine de başlanmalıdır. Kemik suyu, Hindistan cevizi yağı, ev yapımı elma sirkesi gibi bağırsak onarıcı ajanlar bu aşamanın vazgeçilmezidir.  Yine aynı zamanda beslenmeden çıkarılmış olan FODMAP’ler de beslenmeye tekrar eklenmeye başlanmalıdır.

Tüm terapi boyunca Vitamin B12,D,K, probiyotik, sindirim enzimleri, demir ve çinko seviyeleri takip edilmeli; gerekli durumlarda ve aşamalarda hekim kontrolünde bu takviyelerin sağlanması önemlidir. SIBO tablosunda özellikle bu grupların eksikliğine sıklıkla rastlanmaktadır.

Antimikrobiyal bitki ve yağlarda yine SIBO’daki zararlı bakterilerin azaltılmasında yardımcı olacağı için; altınmühür otu ve nane yağı başta olmak üzere kekik yağı, tarhun yağı ve karanfil yağı kullanılabilir Bu yağların gün içerisinde tüketilen içme sularına damlatılması

(1 litre su için 2-3 damla yeterlidir) önerilir. Tüm terapinin ardından hastanın stres ve toksinlerden uzak, doğru bir beslenme programının olduğu sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemesi gerekmektedir.