Yazılar

Ramazan ayında egzersizi ihmal etmeyin!

Ramazan ayında egzersizi ihmal etmeyin!

Ramazan ayında doğru beslenme tarzı ve doğru egzersizler ile metabolizmanın yavaşlamasını engellemek ve kilo almadan oruç tutabilmek mümkün! İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, açıkladı.

Yapılan araştırmalar, doğru ve yeterli beslenme sağlandığı takdirde, oruç tutmanın vücudu toksinlerden temizleyici etkisi olduğunu gösteriyor. Bu doğrultuda; Ramazan ayında uygulanması gereken beslenme programı, en az 3 tercihen 4 öğün (Sahur, iftar açılışı, iftar yemeği, gece yatmadan önce bir ara öğün) içeriyor olmalıdır. Orucu açarken ise özellikle; enerji verecek, kan şekerini düzenleyecek ve sıvı ihtiyacını karşılayabilecek besinler seçmek daha doğru olacaktır.

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan

Oruç Tutarken Yağ Yakabilmeniz Mümkün!

Açlık metabolizmasında; sindirim sistemi yavaşlar, vücut enerji depolarını koruma altına alır ve enerji harcamasını kısıtlar. Bu sebeple bazal metabolizma hızında bir düşüş gerçekleşir. Yemek saatlerinde vücudunuza aşırı derecede besin yüklendiğiniz takdirde, vücut bu enerji fazlasını yağ depolarına gönderecektir. Bunun aksine hafif ve küçük öğünler tüketirseniz ve bunun yanına egzersizi de eklerseniz sindirim sisteminizin çalışması ve kasların harcadığı enerjiyle birlikte metabolizmanız hızlanacaktır. Böylece; bu depolama sürecinin aksine, vücudunuz yağ yakımını gerçekleştirecektir.

Oruçluyken Hafif Sporları Tercih Edebilirsiniz

Oruçluyken spor yapmak mümkün ancak, yaptığınız egzersizin şiddetini azaltmalısınız. Karaciğerinizde ve kaslarınızda depo edilen şeker azaldığı ve terle kaybedilen su artırdığı için, yüksek yoğunluklu egzersizleri tercih etmemelisiniz. Oruçluyken terletmeyen egzersizler, örneğin; pilates, yoga, reformer pilates, düşük tempolu yürüyüş veya yüzme gibi düşük şiddetli aerobik egzersizler yapılabilir. Egzersiz programının şiddetini; antrenman sürelerini kısaltıp, dinlenme sürelerini artırarak, set sayıları ve kullandığınız ağırlıkları azaltarak ayarlayabilirsiniz.

Egzersiz Saatinizi İyi Ayarlayın!

Egzersiz iftardan önce yapılacak ise iftar ve sahur arasında yeterli miktarda sıvı, karbonhidrat ve protein aldığından emin olunmalıdır. Sabah saatlerinde yapacağınız pilates ve yoga ise vücudun kan akışını hızlandırarak kendinizi gün içinde enerjik hissetmenizi sağlayacaktır. İftardan sonra yapılacak egzersiz için de, yemekten sonra 1-1,5 saat beklemelidir. Kısa süreli, düşük yoğunluklu bir egzersiz yapılabilir. Düşük tempolu yürüyüş, bisiklet, yüzme gibi yağ yakımını da uyaracak egzersizler yapılabilir. Pilates, yoga gibi egzersizler sindirim sistemini de harekete geçirerek hazımsızlığını giderecek ve vücudunuzdaki ödemi dağıtacaktır. Eğer yüksek şiddetli kardiyo egzersizi veya ağırlık (özellikle hipertrofi) antrenmanı tercih ediliyorsa, kasların kendini yenilemek için yeterli miktarda besin kaynağı bulamayacağından kas lifleri kendini yenileyemeyecek ve iyileşme yeteneğin azalacağından sakatlanma riski artacaktır.

Yeterince Su İçtiğinizden Emin Olun

Sıvı kaybının en aza indirgenmesi için oruçluyken terletmeyen egzersizler yapılmalıdır. İftarla sahur arasında vücut ağırlığının her kilogramı başına en az 30 ml kadar su tüketmeli ve iftardan spora kadar en az 500 ml su tüketilmiş olunmalıdır. Çay ve kahve gibi idrar söktürücü sıvılar sınırlandırılmalıdır. Sıvıyla birlikte mineral kaybınız olacağından suyun içine limon suyu, maden suyu gibi mineral kaynakları eklenerek kas tonusunun önüne geçebilirsiniz.

 

Diyette neden başarısız oluyoruz

Diyette neden başarısız oluyoruz

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, diyet yapanların farkında olmadan en sık yaptığı hataları açıkladı.

Birçoğumuz hayatının bir döneminde mutlaka diyet yapmıştır. Çabucak, hızla kilo vermek için kulaktan duyduğumuz programları denemiş, belki kilo vermiş ama sonrasında daha fazlasını almıştır. Çoğu zaman hızlı kilo verme isteğiyle yanlış diyetleri uygulayabilirsiniz. Ya da diyete sadık olmasına rağmen yeterince hızlı kilo vermediğinizi hissedebilirsiniz. Ne kadar sağlıklı beslendiğiniz ya da ne sıklıkla egzersiz yaptığınıza bakılmaksızın, birçok insan diyet konusunda aynı hataları yapar. Bu hatalar sadece bizi diyet yapmaktan bıktıran ve uzaklaştıran amaçsız uğraşlar olmanın dışında sağlığımızı bozarken, daha fazla kilo almamıza da neden olur.

Diyette neden başarısız oluyoruz

Her kaloriyi saymak

Diyet yaparken, kalorinin normal ihtiyacından az olması istenen bir durum ancak, unutma ki tükettiğin gıdaların kalitesi ve içerikleri kaloriden çok daha önemli. Eğer kaloriyi az tüketmeye çalışırken, protein ihtiyacını göz önünde bulundurmazsan, kas kaybı yaşayabilirsin. Yapılan çalışmalar, düşük glisemik indeksli karbonhidrat tüketenlerin, aynı kaloride ancak daha yüksek glisemik indekse sahip karbonhidratla beslenenlere oranla daha fazla kilo kaybettiğini ortaya koymuş.

 Her gün tartılmak

Zayıflama diyeti süresince sizi demoralize edebilecek en önemli unsurdur tartılmak. Gün içerisinde bile değişimler görülebilir; ödem artışı, kabızlık, total kiloyu etkileyebildiği için tartıya çıktığınızda kendinizi kilo almış olarak görebilirsiniz. Bu durum özellikle kadınlarda daha değişkenlik gösterebilmekte. Adet dönemleri, yumurtlama dönemleri gibi çok daha yoğun değişen vücut dengelerinden sebep ne yazık ki ayda sadece 2 defa doğru tartı sonucunu elde etmek mümkün olabiliyor. Bu nedenle demotive olmadan, en azından haftada 1 kez mümkünse diyetisyeninizin kontrolünde tartılmalısınız.

Su içmemek

Su besinlerin sindirilmesi, metabolik atıkların atılması, metabolizmanın hızlanması ve dolayısıyla kilo kaybı için elzemdir. Kişi kendi kilosu başına günde ortalama 30 cc su tüketmelidir. Gün içerisinde içilen çay, kahve, meyve suyu veya bitki çayları suyun yerini tutmamaktadır. Bedeninizin temizlenmesi için nasıl suya ihtiyaç duyuyorsak, iç organlarımızın temizlenmesi ve metabolik hızın artması için de saf suya ihtiyaç vardır. Bunu bu şekilde düşünmek, daha motive edici olabilir.

Sevdiğiniz yiyecekleri hayatınızdan çıkarmak

Zayıflamak için asla sevdiğiniz yiyeceklere veda etmeniz gerekmiyor. Beslenmenize yaşam boyu dikkat etmeniz gerekmekte ama ara sıra kendinizi de ödüllendirmek motivasyonunuzu tetikleyecektir. Yeterli ve dengeli beslenmeyi öğrendikten sonra, en sevdiklerinizden de diyet döneminde tüketebilirsiniz. Sadece tüketirken miktar ve sonrasında yapılması gereken besleneme önemlerini bilmek gerek.

Hep aynı gıdaları tüketmek

Diyette en sık yapılan hatalardan biri daha, “hep aynı gıdaları tüketirsem daha çok kilo verebilirim” düşüncesidir. Bu, kilonun yağ ağırlığı üzerinden değil kas kuvveti kaybına da yol açmasına sebep olabileceğinden doğru bir yaklaşım şekli değildir. Beslenme ne kadar renkli ve çeşitli olursa alınan vitamin ve mineral çeşitliliğinin yanı sıra, elzem aminoasit miktarının ve kompleks karbonhidratın vücuda sağlanması o denli mümkün olacak ve daha sağlıklı kilo kaybı sağlanacaktır.

Her öğün aynı kaloriyi tüketmeye çalışmak

Diyet programınızda 1500 kcal hedefleyip 6 öğüne bölüp her öğün 250 kcal almaya çalışmak hem kişiyi zora sokar, hem de doğru bir uygulama şekli olmaktan çıkar. Kahvaltı öğünü 400-450 kcal olması gerekirken, öğlen ana yemeği 300-350 kcal aralığında olması çalışmalarca desteklenmektedir. Kahvaltı öğününün daha yoğun bir tercihle tamamlanması gün içinde daha az kalori almayı sağlayarak kilo verme sürecinde başarılı sonuçlar verecektir.  Gün içinde tüketilen ara öğünlerinden 100- 200 kcal aralığında tutulması en doğru yaklaşım şekli olacaktır.

Kilo kaybettikçe hareketi azaltmak

Kilo kaybını amaçlarken hedefe yaklaşmak, kişinin motivasyonunu etkileyip daha çok kaçamak yapmasına neden olup ve daha az harekete sebep olabiliyor. Ama unutmayın ki; en zor giden kilo o son kalan 2-3 kilo oluyor ve en dikkat edilmesi gereken ve hareketi arttırmanız gereken bir dönem olmaktadır.

Hızlı yemek yemek

Yemek yeme süresi mümkün olduğu kadar uzatılmalıdır. Böylelikle hem daha az yemek yiyecek, hem de sindirim enzimleri salgılanacaktır. Hızlı yemek yendiğinde sindirim yavaşlamakta bu durumda kilo artışına neden olmaktadır.

“Meyve kilo aldırmaz, diyette sınırsız yenebilir” algısı

Sebzelerin su ve lif oranları yüksek olduğundan kalorisi düşüktür. Çiğ yenen kıvırcık, göbek, marul, nane, maydanoz, roka, biber, domates, salatalık serbest olarak tercih edilebilir. Ancak karpuz, üzüm, incir vb. meyve değişimleri içeriğinde ki fruktoz şekerinden kaynaklı sınırlı düzeyde tüketilmelidir.

Kısa sürede kilo vermek istemek

Herkes bir an önce fazla kilolarından kurtulmak ister ama hızla verilen kilolar hızla geri alınabilmektedir. Önemli olan sağlıklı, yeterli, dengeli, beslenme alışkanlığının edinilebilmesidir.

Çocuklarda sağlıklı beslenme önerileri!

Çocuklarda sağlıklı beslenme önerileri!

Günümüzde yeterli ve dengeli beslenmeyen insan nüfusunun önemli bir bölümü, yanlış beslenme sonucunda meydana gelen hastalıklara karşı maddi ve manevi mücadele vermektedir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, çocuklarda sağlıklı beslenme ile ilgili tüm merak edilenleri anlattı.

Türkiye’deki çocukların önemli bir yüzdesi besinlere erişimde güçlük ve eğitimsizlik nedeniyle yanlış beslenmeye maruz kalmakta. Başta demir ve iyot gibi mikrobesin eksiklikleriyle ilişkili sağlık sorunları ve riskleriyle yaşamaktadır. Bu bakımdan ulusal beslenme politikalarının geliştirilmesi, bilinçli beslenme hakkında topluma bilgi verilmesi ve beslenme ile ilgili farkındalık geliştirilmesi son derece önemlidir.

Bitkisel kaynaklardan gelen protein genellikle tüm gerekli amino asitleri içermez. Günde 28.3 g protein önerisi ile 7 ile 10 yaş arası çoğu çocuğun ihtiyaçlarını karşılanır. Çoğu çocuk ise bundan daha fazlasını tüketmektedir. Fazla protein dönüştürülür ve enerji için kullanılır veya vücutta glikojen ya da yağ olarak depolanır. Nişastalar ve şekerler vücut tarafından emilen karbonhidratlardır. Nişastası yüksek besinler arasında ekmek, makarna, pirinç ve patates sayılabilir. Şekeri yüksek besinler arasında meyve, süt, çikolata ve tatlılar bulunur. Diş çürümenin önemli nedenleri şeker ve tatlı, gazlı ve meyve suları ile ilişkili yüksek asitliktir.

“Yağ Çocukların Diyetlerinin Önemli Bir Parçasıdır!”

Yağ konsantre bir enerji kaynağıdır. Yağ çocukların diyetlerinin önemli bir parçasıdır çünkü enerjiye ihtiyaçları vardır ve yağa bağlı emilen vitaminlere ihtiyaç duyarlar. Yağ kimyasal olarak; doymuş, doymamış, çoklu doymamış veya nadiren trans doymuş yağ olarak ayrılırlar. Doymuş yağlar kan kolesterolünü arttırabilir ve kalp hastalığına yol açabilir. Doymuş yağlar genel olarak tereyağı, sert peynir, kümes hayvanları, et ve et ürünlerinde bulunur.

Çocuklarda Sağlıklı Beslenme İle İlgili Altın Öneriler;

 

  1. Yapılan çalışmalarda, yetersiz ve dengesiz beslenen öğrencilerinin dikkat sürelerinin kısaldığı, algılamalarının azaldığı, öğrenmede güçlük ve davranış bozuklukları çektikleri, okul devamsızlık sürelerinin uzadığı ve okul başarılarının düşük olduğu ortaya konmuştur. Aileler çocuklarının yalnızca okul başarılarıyla değil onların büyüme ve gelişmelerini izleme ve sağlıklı beslenme davranışları geliştirmeleriyle de yakından ilgilenmeli ve kendi beslenme alışkanlıklarıyla da örnek olmalıdırlar.

 

  1. Yapılan birçok çalışmada, son zamanlarda çocuk ve adolesanlar başta olmak üzere her yaş grubunda abur cubur besinlerin tüketiminin arttığı belirtilmiştir. Çocukların enerji alımlarının bir kısmı abur cubur besinlerden gelirken, bu tür besinler daha çok öğle vaktinde tüketilmektedir. Gazlı içecek, meşrubat gibi içecekler, patates kızartması, cips, şekerleme ve dondurma çocuklar tarafından en çok tüketilen abur cubur besinlerdir. Okulda beslenme hizmeti verilmiyorsa çocuğa mutlaka beslenme çantası hazırlanmalıdır.
  2. Çocukların sağlıklı beslenebilmesi için dört besin grubunda bulunan besinlerden yeterli miktarlarda ve dengeli şekilde tüketmeleri gerekmektedir. Çocukların özellikle kemik ve diş gelişimi için imkanlar dahilinde günde 2- 3 su bardağı süt veya yoğurt, 1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir tüketmelerine özen gösterilmelidir. Ayrıca, hastalıklara karşı daha dirençli olmaları ve sağlıklı büyüme ve gelişmeleri için her gün en az 5 porsiyon taze sebze veya meyve tüketmeleri önerilmektedir.
  3. Çocuklar için en önemli öğün kahvaltıdır. Bütün gece süren açlıktan sonra vücudumuz ve beynimiz güne başlamak için enerjiye gereksinim duymaktadır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde dikkat dağınıklığı, yorgunluk, baş ağrısı ve zihinsel performansta azalma olmaktadır. Bu nedenle güne yeterli ve dengeli yapılan bir kahvaltı ile başlamak öğrencilerin okul başarısının artmasında son derece önemlidir. Çocukların her sabah düzenli olarak kahvaltı yapma alışkanlığı kazanmalarına özen gösterilmelidir. Peynir, taze meyve veya meyve suları, birkaç dilim ekmek, 1 bardak süt çocuklar için kahvaltıda yeterlidir. Özellikle kaliteli protein, zengin vitamin ve mineral içeriğinden dolayı haşlanmış yumurtanın sık tüketilmesi önerilmektedir.
  4. Vücudun düzenli çalışması, tüketilen besinlerin vücuda yararlılığının artırılması, çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimlerine olumlu katkı sağlamaları açısından fiziksel aktivitenin artırılmasına da önem verilmelidir. Bu nedenle, uzun süreli televizyon seyretme, bilgisayar kullanımından kaçınılmalı, çocukların gerek okul yönetimi ve gerekse ebeveynleri tarafından sevdikleri herhangi bir spor dalı ile ilgilenmeleri teşvik edilmelidir.

Geçirgen bağırsak sendromu nedir?

Geçirgen bağırsak sendromu nedir?

Sızdıran bağırsak sendromu, bağların açılması ile ilgili bir durumdur. Besin alerjileri, bağışıklık sistemi hastalıkları, cilt problemleri, nörolojik sorunlar, vitamin eksiklikleri, tedavi edilemeyen depresyon, sürekli olan baş ağrısı, fibromiyalji, kabızlık, ishal, irritabl bağırsak sendromu, kronik yorgunluk gibi pek çok belirtiyle kendisini gösterebilir. İşte Neslihan Atagül’ün yakalandığı bu hastalık ile ilgili tüm merak edilenleri Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan açıkladı.

Sindirim sisteminizin en önemli parçası bağırsaklarımızdır. Çünkü bağırsaklar besinlerin parçalanmaya devam ettiği ve neredeyse tamamının emildiği noktadır. Bağırsak duvarı, bağırsağın içini çevreleyen tek hücreli kalın epitelyal hücrelerden oluşmuştur ve insan vücudu ile dış dünya arasındaki en geniş yüzeyli bariyerdir. Bu bariyerin bütünlüğünün korunması ve geçirgenliğin kontrolü immün sistemin sağlığı ve patojenlere karşı korunmada çok önemlidir.

Sindirim sisteminin merkezi olan ve ikinci beyin olarak tanımlanan bağırsakların sağlığı, tüm metabolizmayı etkilemektedir. Bağışıklık sistemi hücrelerinin yüzde 70’i bağırsaklarda bulunmaktadır.

Geçirgen Bağırsak Sendromu Nedir?

Dyt. Derya Fidan, ’’Sızdıran bağırsak sendromu, bağların açılması ile ilgili bir durumdur. Bu bağlar bağırsaklardan kan dolaşımına sadece sindirilmiş besinlerin, mineral ve vitaminlerin girmesine izin veren geçiş noktalarıdır. Eğer bağırsaklardaki hücreler arası bağlar bozulursa, kan dolaşımına zararlı maddeler ve toksinler geçebilmektedir. Yine sıkı bağlar, toksinler, mikroplar ve sindirilmemiş yiyecek parçacıklarını tutmakta ve bağırsağa hasar vermektedir. Sızan patojenler ya da iyi sindirilmemiş besinler kan dolaşımına karışır, bağışıklık sistemi ise tanımadığı bu maddelere karşı saldırıya geçmektedir. Yani bağışıklık sistemi kendi dokusuna saldırmaktadır’’ dedi.

Geçirgen Bağırsak Sendromu Belirtileri Nelerdir?

Geçirgen bağırsak sendromu pek çok farklı belirtiyi beraberinde getirebilir. Besin alerjileri, bağışıklık sistemi hastalıkları, cilt problemleri, nörolojik sorunlar, vitamin eksiklikleri, tedavi edilemeyen depresyon, sürekli olan baş ağrısı, fibromiyalji, kabızlık, ishal, irritabl bağırsak sendromu, kronik yorgunluk gibi pek çok belirtiyle kendisini gösterebilir.

Besin Alerjileri; Bağırsaklarınızdaki geçiş bozulduğunda, bedeninize alerjiye sebep olabilecek birçok farklı besin ve toksin giriyor. Bu durum basit bir alerjiden çok daha öteye gidiyor. Çünkü direkt olarak bedeninize geçen ve sürekli uyarı oluşturan alerjenler hiç geçmeyen reaksiyonlar oluştururlar

Otoimmün Hastalıklar; Sızdıran bağırsağın otoimmün (bağışıklık sisteminin aşırı duyarlılığıyla oluşan tepki ) bir hastalığa neden olabileceğini anlamanın anahtarı, ‘’zonulin” olarak bilinen bir protein üzerinde yapılan araştırmalardır. Bağırsak lümenindeki bakteriler veya gıdalardaki tetikleyici maddeler (ör: gluten) gibi uyaranlara yanıt olarak Zonulin lümene salınır ve epitel hücrelerinin apikal yüzeylerindeki reseptörlere bağlanarak sıkı kavşakların bütünlüğünün bozulmasına neden olan yolakları başlatır. Hücre içi sıkı bağlantılarının bilinen tek fizyolojik modülatörü Zonulin’in keşfi, bağırsak epitelyal parasellüler yolağın, karmaşık mekanizmalarını ve genetik olarak yatkın kişilerde bu mekanizmalardaki bozuklukların, otoimmün hastalıklara neden olduğunu anlamamızı sağlar. Bu araştırmalara göre zonulin seviyesinin artması bağırsak geçirgenliğini göstermektedir.

Tiroid Sorunları; Bağırsak mikroflorası sağlığı ile doğru orantılı olan tiroid hormonları Sızdıran bağırsak sendromunun doğrudan etkileyebileceği otoimmün hastalıklardan kronik tiroidite sebep olabilmektedir.

Emilim Bozuklukları; Bağırsak florasının bozulması ve sızdıran yapıya dönüşmesi sonucu yetersiz emilim görülebilmekte, özelikle ince bağırsak yapı bozukluğuna bağlı mide asit dengesinde faktör eksikliği görülebilmektedir. Buna bağlı b12, folat ve mg gibi vitamin mineral kayıpları oluşmaktadır.

Geçirgen Bağırsak Sendromu Nasıl Anlaşılır?

Kişilerde kabızlık, şişkinlik, ishal gibi sorunlar varsa bu durum bir bağırsak hastalığının habercisi olabilir.  Çalışmalarda bağırsak geçirgenliğinin altın standartı olan laktuloz-mannitol testi ile Zonulin düzeylerinin kuvvetli korelasyonunu gösterilmiştir. Zonulin bozulmuş bağırsak geçirgenliğinin gösterilmesinde çok iyi bir biyobelirteçtir.  Hastalar örnek vermeden bir ay öncesine kadar antibiyotik ve iki hafta öncesine kadar da probiyotik almamış olmalıdır.

Yüksek geçirgenliğe sahip olan sorunlu bir bağırsak (geçirgen bağırsak sendromu) veya zayıf bir bağışıklık sistemi tüketilen besinlerin yabancı cisim gibi algılanmasına neden olabilmektedir.  Genetik yatkınlıklar, işlenmiş gıdalar, olumsuz beslenme alışkanlıkları ve anne sütünden yeteri kadar faydalanamama gıda intoleransı sebepleri arasında yer almaktadır.

Geçirgen Bağırsak Sendromu Tedavisi Nasıldır?

Sızdıran bağırsak veya geçirgen bağırsak sorunu tedavi dilebilir bir durumdur. Bağırsak yüzeyinde yer alan mikrovillüslar yani lifli yapıların bozulması ve hasarın artışı ile bağırsak hücreleri arasındaki bağlantıları hasara uğratmakta, geçirgenliği artırmakta ve sorun da bundan sonra başlamaktadır. Özellikle inflamasyonu tetikleyen beslenme modeli, glüten (tahıl), aşırı unlu ve şekerli işlenmiş gıdalarla beslenme, sütle birlikte gelen laktoz ve kazein ile alkol bu grupta yer almaktadır. Bozulan bakteri dengesini düzeltmek, hasarlı, yaralı, ülserli, ateşli, sızıntılı bağırsak duvarını ve bağırsak epitel dokusunu iyileştirmek için özel bir beslenme programı uygulanması gerekmektedir.

Özellikle kollojenden ve fermente ürünlerden zengin beslenme modeli baz alınır ise ve sürdürülebilirse tedavi edici etkiler başlayacaktır. Geçirgen bağırsak bulgularının görüldüğü kişiler; ev yapımı kemik suyu, fermente lahana turşusu, aromatik yağlar ve tekli doymamış yağ asitlerini (Avakado yağı, Hindistan cevizi yağı vb..) rutin beslenmesine eklemeli, hazır olan her şeyden uzak durmalıdır.

Dyt. Derya Fidan, ‘’Kemiğin içinde yer alan ilik, vücudun trombosit, eritrosit ve lökosit hücrelerinin çoğalmasına katkı sağlar. Kemik ilikleri soğuğa karşı koruyucu olmasının yanında hastalık döneminde tüketildiğinde, enfeksiyonları olduğundan daha kısa sürede atlatılmasını sağlar. Özellikle geçirgen bağırsak sendromunda yüksek kollojen içeriği sayesinde ilikli kemik suyu tüketimi önerilmekte ve ciddi iyileştirici etkileri bulunmaktadır. Aynı zamanda tereyağından sadeyağ elde edilmeli, yağın kazein formu ayrıştırılarak ghee elde edilmelidir. Hastalığın aktif dönemlerinden özellikle bu beslenme modeli her gün düzenli uygulandığında rahatlama başlayacaktır. Ayrıca omega-3 kaynakları beslenmeye eklenmeli, haftalık tüketimler aksatılıyorsa preperat formu günlük olarak takviye alınmalıdır’’ dedi.

Sağlıklı Beslenme ve Popüler Diyetler

Sağlıklı Beslenme ve Popüler Diyetler

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, popüler diyetler, sağlıklı beslenme ve yeme alışkanlıkları ile ilgili birçok altın önerilerde bulundu.

Özellikle eve kapandığımız dönem sonrası psikolojik durumlarımız beslenmemize yansıdı; başlıca mutluluk veren besinleri sayabilir misiniz? Ve bunların vücuda etkilerini?

Yemek yemenin güven, bağlanma, kaçma ve doyum sağlama gibi duygularla ilişkisi vardır. Aslında, bebeklikte anne sütü ile birlikte yemeğin ve besinin güven ve sevgi verdiğini öğrenmekteyiz.

Özellikle son dönemlerde besin tüketme isteğimizin olmasının arkasında ise hem içerisinde bulunduğumuz koşullardan “kaçma” hem de güvensiz olan dünyada müdahale edilmeyen kısıtlı aktivitelerden birinin yeme eylemi olması yatmaktadır.

Duygusal yeme durumunda siz daha ne olduğunu bile anlamamışken kendinizi buzdolabının önünde bulabilirsiniz. Ancak tam o sırada kendinize 1 dakika müsaade edip derin nefes alın. Kendinize farklı bir karar şansı verin.

Asla kendinize yasaklar koymayın. Yasak olan hep cazip değil midir?

Sadece kendinize yemek yemeden önce 5 dakika daha beklemeyi hatırlatın.

Beklerken kendinizi dinleyin. Bu sırada neler oluyor ne hissediyorsunuz bir bakın.

Peki duygusal açlığı kontrol altında tutabilmek için nasıl beslenmeliyiz?

Yeterli miktarda protein tüketin.

Kompleks karbonhidratlardan zengin beslenin.

Omega 3 kaynaklarından zengin beslenin.

Antioksidanlardan zengin beslenin.

Probiyotik desteği alın.

Hangi besibler size mutluluk verir diye düşünüyorsanız, yapılan çalışmaların güçlü  bağırsakların mutlu bir beyni sinyalize ettiğini söylüyor. Bu sebeple probiyotik bazlı besinlerden kefir, ayran, yoğurt gibi besinleri daha fazla alan insanlarda iritabl yani huzursuz bağırsak sendromu daha az görülüyor.

En çok sevilenler arasında çikolata başta geliyor diyebiliriz. Bitter çikolata içinde bulunan “feniletilamin” isimli maddenin uyarıcı etkisi bulunuyor ve bu madde kişinin daha mutlu hissetmesine neden oluyor.

Muz potasyum açısından yüksek olan bir meyvedir. Beden ve zihin sağlığı açısından etkisi büyük olduğundan, özellikle çocuk gelişiminde etkisi büyüktür ve bir seratonin kaynağı olarak da nitelendirilebilir.

Yağlı tohumlar sınıfında Ceviz yapısında bulunan triptofan isimli aminoasit sayesinde vücudun serotonin üretimini arttırdığından, mutluluk verici bir keyifte tüketilebilir.

Yeme alışkanlıklarını değiştirmek için nasıl bir plan yapmalıyız? Örneğin stresli bir dönemde değil de daha rahat bir dönemde bunu yapmak vb.

“Kendimi olduğum gibi kabul ettiģimde, değişebiliyorum. ” diyen Carl Rogers değişim paradoksları içinde en önemlisinden bahsetmiştir.

“Kendi değişimimiz”

Bununla birlikte pek çok alışkanlıkla yeme kavramını düşünüyoruz, acaba oda gerçekten değişken midir? Diye.

Evett yeme alışkanlıkları da değişkendir. Zaman, tad, besine ulaşabilme, kültür, çevresel ve ekonomik faktörler gibi birçok dış faktör beslenme alışkanlıklarımızı şekillendirir.

Aklımızda bazı besinler için doğru ve yanlışlar oluşur. Bazı besinler iyi bazı besinler kötü olarak şekillenebilir. Fakat bir besinin iyi yönlerinin çok sağlıklı olduğu, hiç zararının olmadığı anlamına gelmez.  Bu besin birimize çok iyi gelirken, diğerimiz için kötü bir tercih olabilir. Çünkü iyi veya kötü besin yoktur. Farklı kalorilerde farklı içeriğe sahip besinler vardır.  Zararlı olan aslında besinler değil onları nasıl pişirdiğimiz, hangi sıklıkta hangi porsiyonda tükettiğimizdir. Bu yüzden sağlıklı beslenme, diyet yapma süreçlerinizde besinleri “iyi” ve “kötü” şekilde sınıflandırmayın.

Kendinizi bu besinsel değişime hazır hissettiğiniz anda mutfak alışverişinizden başlayarak size uygun olduğunu düşündüğünüz değişimleri adım adım izleyerek yeme alışkanlıklarınız değiştirebilirsiniz.

Son dönemde ABD’de popülerleşen F-Faktör Diyeti de kişilerin sosyal hayatını aksatmadan yapabileceği beslenme biçimi ortaya koyuyor, bu konuda neler düşünüyorsunuz?

F-Factor Diyet, üç öğün yemek ve günde bir atıştırmalık yemeyi hedefliyor. Yağsız proteinleri yüksek lifli gıdalarla birleştirir ve kalorileri düşük, uzun süre tam kalmanızı sağlamak ve yoksunluk hissini önlemek için tasarlanmıştır.

F-Faktör Diyetinin birkaç aşaması var ve her biri, karbonhidrat hedefinize ulaşana kadar net karbonhidrat alımınızı artırır. Genellikle bir porsiyon yiyecek içindeki karbonhidrat miktarından lif içeriğinin çıkarılmasıyla hesaplanırlar.

Diyetinin günde 20-130 gram karbonhidrattan oluşan düşük karbonhidratlı bir diyet olarak kabul edilir.

 

  1. aşamada diyet, günde 35 gramdan daha az net karbonhidrat içerir. Bu yaklaşık 3 porsiyon karbonhidrat üzerine yayılmıştır. Bu, kilo kaybınızı başlatmak içindir.

 

  1. aşamada, günde 75 gramdan daha az net karbonhidrat içerir. Bu yaklaşık 6 porsiyon karbonhidrat üzerine yayılmıştır.

 

F-Factor Diyet’in son aşaması, süresiz olarak kalacağınız bakım aşamasıdır. Bu aşamada günde yaklaşık 9 porsiyon karbonhidrat veya 125 gramdan az net karbonhidrat içerir. Diyet, zayıflama yolunu destekleyebilecek, minimum düzeyde işlenmiş sağlıklı ve bütün yiyecekleri yemeyi vurgular.

Diyet’te önerilen yiyecekler, sağlıklı bir kilo almanıza ve korumanıza yardım ettiği bilinen bir besin maddesi olan lif bakımından da yüksektir. Lif yavaşça sindirilir, bu da sizi öğünler arasında daha uzun süre tok tutar

F-Faktör Diyetiyle ilişkili olası sağlık yararlarına rağmen, bu tür bir beslenme yöntemini benimsemeden önce bazı potansiyel olumsuzlukların göz önünde bulundurulması gerekir.  Diyet, egzersiz kilo kaybınızın rutininin bir parçası olarak önemini en aza indirir. Hatta egzersiz iştahınızı artırabilir, daha fazla yemenize ve kilo kaybını önlemenize yardımcı olur.

Ayrıca, temel besin maddesi olarak lif üzerine yapılan vurgu, diyetinizdeki diğer önemli besin maddelerini görme yeteneğinizi kaybetmenize neden olabilir. Lif önemli olmasına rağmen, sağlıklı ve sürdürülebilir bir kiloyu korumak için gereken tek besin değildir. Örneğin, protein ve yağ kilo kaybında önemli rol oynar. Çünkü sizi daha uzun süre tam tutabilir ve yakacağınız toplam kalori miktarını artırabilir

Dahası, aynı anda çok miktarda lif yemek şişkinliğe, krampa, gaza ve hatta ishale yol açabilir. Bunlar lifin işini yaptığını gösteren normal yan etkiler olsa da, fazla miktarda lif yemeye alışık değilseniz, alımınızı yavaşça artırmak en iyisi olabilir