Yazılar

Her bel ağrısı, bel fıtığı değildir!

Her bel ağrısı, bel fıtığı değildir!

Öksürürken, hapşırırken hatta dişinizi fırçalarken bile bel fıtığının kapınızı çalabileceğini biliyor muydunuz? Özellikle günümüzde masa başında bilgisayar karşısında uzun süreli geçirilen saatler ve hareketsiz (sedanter) yaşam, fazla kilo ve yanlış duruş pozisyonları kas-iskelet sistemimizin de hızla zayıflamasına ve yıpranmasına yol açarak, yaşam kalitemizi vuran bel fıtığına zemin hazırlıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu her bel ağrısının bel fıtığı olmadığını, bel fıtığı tanısı konulan hastaların ise sadece yüzde 5’inde ameliyat gerektiğini belirterek “Fiziki muayenede sinir tahribatına ait bulgular yoksa öncelikle yatak istirahati, ağrı kesici ve fizik tedavi uygulanmalıdır. Sinir tahribatı olması ya da bu yöntemlerin başarısız kalması durumunda cerrahi gerekir” diyor. Tıbbi tedavi yerine farklı yöntemlere yönelmekten kaçınılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çavuşoğlu, aksi halde kalıcı sakatlanmalar hatta felç meydana gelebildiğini söylüyor. Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu bel fıtığından korunmanın 6 önemli kuralını ve tedavi yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu

Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu

Duruş pozisyonunuza dikkat edin!

Yere, diz seviyesinden aşağıda bir tabureye, alçak tuvalete ya da ayağınızın temas etmeyeceği oranda yüksek bir sandalyeye oturmayın. Otururken bel boşluğunu doldurmak için belinizin arkasını ufak yastıkla mutlaka destekleyin. Kesinlikle yere uzanmayın. Kendinizi bir anda yatağa atmaktan kaçının! Yatağa girerken önce yatağa oturup sonra yatış pozisyonunu alın; kalkarken de önce yan dönüp, bacaklarınızı yere uzattıktan sonra kalkın.

Eğilirken, yukarı uzanırken mutlaka bu kurala uyun!

Yere eğilirken belinizden değil, diz ve kalçalarınızdan bükülün. Örneğin; bir damacanadan su doldururken ya da yerden bir cisim kaldırmak gerekirse kesinlikle belinizden eğilmeyin, çömelin, cismi gövdeye yaklaştırıp, bu şekilde doğrulun. Yukarıya uzanmanız gerekiyorsa ayaklarınızın altına mutlaka bir merdiven veya tabure koyun. Aksi taktirde her iki durumda da belinizdeki kaslara yüklenme sonucu ani bir travma gelişebileceği gibi zamanla belinizdeki kasınız zedelenerek de bel fıtığı gelişebilir.

Tek tarafa yüklenmeyin!

Ağırlık taşırken iki elinize eşit yük almaya özen gösterin. Çok ağır eşya taşımaktan kaçının. Elinizdeki poşetleri ya da yükleri gövdenize yakın iki elle taşımaya dikkat edin çünkü elinizdeki poşetleri ya da eşyayı gövdenizden ne kadar uzak kaldırırsanız belinize olumsuz etkisi o kadar fazla olur, bel fıtığına zemin hazırlar. Bir cismi itmek veya çekmek gerekirse öncelikle bundan kaçının, eğer mutlaka yapmak gerekiyorsa sadece itin, kesinlikle kendinize çekerek sürüklemeyin.

İdeal kilonuzda olun

Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu fazla kilonun bel fıtığına davetiye çıkaran en önemli etkenler arasında yer aldığını belirterek, ideal kiloda olunmasının son derece önemli olduğunu söylüyor. Kilo verme sürecinde ise dikkatli olmak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çavuşoğlu “Kiloluysanız mutlaka sağlıklı bir şekilde kilo vererek ideal kilonuza kavuşun. Hızlı kilo verme kas kitlenizde daha çok kayba neden olacağından, omurgaya destek olan kas hacminiz azalır ayrıca sistemik rahatsızlıklara neden olabilir” diyor.

Beyin ve Sinir Cerrahisi

Düzenli egzersiz yapın

Öncelikle mutlaka her 20 dakikada bir oturduğunuz yerden kalkın ve belinizi rahatlatın. Günümüzde bilgisayar karşısında uzun saatler geçirilmesi ve spordan uzak, hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı nedeniyle bel ve çevresindeki kaslar zayıflarken, bel fıtığı gelişme riski artıyor. Bu nedenle mutlaka düzenli egzersiz yapmaya zaman ayırın. Yüzme, pilates, haftada en az 3 gün olmak üzere birer saatlik tempolu yürüyüş gibi omurgaya dost olan egzersizler karın ve sırt kaslarınızı güçlendirip fıtık riskinden uzaklaştırır.

Topuklu ayakkabıdan kaçının

Ayakkabı seçiminde sadece görselliğine aldanmayıp omurga ve bel sağlığını destekleyecek ayakkabı giymeye özen göstermek, gerekirse tabanlık kullanmak gerekiyor. Özellikle yüksek topuklu ayakkabıların bel ve kalça sağlığında ciddi sorunlar oluşturabildiğini, zamanla belde ortaya çıkabilecek yapısal bozulmalarla birlikte bel fıtığına da zemin hazırlayabildiğini belirten Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu “3 santimden daha yüksek topuklu ayakkabının sık kullanımından kaçınılmalıdır. Özellikle yüksek topuklu ayakkabıyla ağır bir cisim taşınmamalıdır.” diyor.

Bel fıtığı ameliyatında ‘minimal invaziv cerrahi’ tekniği

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu, günümüzde başarıyla gerçekleştirilen minimal invaziv cerrahi tekniği ile bel fıtığı tedavisinde son derece yüz güldürücü sonuçlar alındığını belirterek şöyle konuşuyor: “Bu ameliyat tekniği; kanamanın olmaması, hastanın çok kısa sürede sosyal yaşantısına dönüş imkanı sağlaması ve ameliyat konforu nedeni ile öne çıkmaktadır. 1,5 cm.lik cilt kesisi ile doğal doku planları kullanılarak disk mesafesine girilerek omurilik ve sinir dokuları rahatlatılır. Omurganın yük taşıyabilme ve hareket edebilme gücü bozulmadığı için hasta ameliyattan 3 saat sonra yürütülür ve aynı gün taburcu olabilir. Dikiş yoktur, iki gün sonra pansuman çıkarılıp banyo yapılabilir. Ameliyat sonrası hastanın oturması, yürümesi, merdiven inip çıkması serbesttir. Ameliyattan iki hafta sonra da egzersiz programı başlatılır ve çalışma hayatına dönebilir.”

Beyin pili hakkında en çok merak edilenler

Beyin pili hakkında en çok merak edilenler

Su içmek, yemek yemek, yürümek, yazı yazmak, oturup kalkmak… Günlük en temel ihtiyacımız olan ve kolaylıkla yapılan bu hareketler bazı kişiler için adeta imkansız hale gelebiliyor. Hastaların yaşam kalitelerini ciddi şekilde bozabilen ve çevrelerine bağımlı hale gelmelerine neden olan bu sorunun adı, ‘hareket bozukluğu! Hareketlerde yavaşlama, katılık ve titremenin ön planda olduğu Parkinson hastalığı, yine titremenin ön planda olduğu esansiyel tremor ile istemsiz kasılmalarla seyreden distoni, hareket bozukluğuyla en sık seyreden hastalıkları oluşturuyor. Hastalar, sağlıklı insanların günlük hayatlarının bir parçası olarak çok rahat yapabildikleri yürüme, koşma ve elleri çeşitli işlerin gerçekleştirilmesi için kullanma gibi temel işlevleri zaman ilerledikçe daha da kötüleşen bir şekilde yapamaz hale gelebiliyorlar. Hareket bozukluklarında ilaç tedavisinin yetersiz kalmaya başladığı ve/veya ilaca bağlı yan etkilerin oluştuğu durumlarda, uygun hastalarda ‘beyin pili’ ön plana çıkıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı,  günümüzde yaygın olarak kullanılan beyin pilinin hastaların günlük işlevlerini tekrar normale çok yakın şekilde yapabilmelerine imkan sağladığını belirterek, “Beyin pili elektrik akımı verilen bölgede beyin hücrelerindeki elektriksel aktiviteyi değiştirmeyi sağlayan bir yöntemdir. Hareket bozukluğunun giderilmesi sayesinde hastaların yaşam kaliteleri yükseliyor. Başkalarına bağımlı olmaktan kurtulmaları hastaların psikolojilerini de olumlu yönde etkiliyor” diyor.

Prof. Dr. Fatih Bayraklı

Prof. Dr. Fatih Bayraklı

SORU: Beyin pili nedir?

Hareket bozukluğu hastalıklarının çoğu, beyinde hareketin yapılmasını sağlayan bölgelerdeki hücrelerin yıkımı (dejenerasyonu) ve sonrasında bu hücrelerin ürettiği  ve hücreler arası iletişimi sağlayan kimyasalların (nörotransmitter) düzensizliğinden veya azalmasından kaynaklanıyor. Derin beyin stimülasyonu (DBS) veya nöromodülasyon olarak da tanımlanan beyin pili, beynin istenilen bir bölgesine (hareketle ilgili bir çekirdek) elektrik uyarısı verilmesini sağlayan bir yöntem. Bu sistem bir pil, beyin dokusu içerisinde hedeflenen bölgeye yerleştirilen iki elektrot ve elektrotları pile bağlayan iki uzatma kablosundan oluşuyor. Hedeflenen beyin bölgesine elektrot yerleştirilerek o bölgeye elektrik uyarısı veriliyor. Pilin boyutları değişim göstermekle beraber yaklaşık 6.5x5x15 milimetre ve 50-60 gram ağırlığında oluyor. Dışarıdan hastada sadece cerrahi kesilere ait izler ve kabarıklıklar görülebiliyor.

SORU: Hangi mekanizmayla etki ediyor?

Beyin pili hedeflenen beyin bölgesine elektrot yerleştirilerek o bölgeye elektrik uyarısı verilmesiyle çalışıyor. Hareket bozukluklarında; beynin hareketle ilişkili bölgelerinde yer alan hücrelerde yıkım (dejenerasyon) oluyor. Bu yıkım, normal hareketi ortaya koymak için o beyin bölgelerinin oluşturdukları elektriksel aktivitede değişim meydana getirerek, hareketlerin düzgün şekilde oluşması için gerekli olan senkronizasyonun oluşma sürecini bozuyor. Bu bölgelere elektrik sinyali veriliyor. Bozulan sinyal aktivitesinin tekrar normale yaklaşmasıyla (aktifleştirilmesi veya baskılanması sonucunda) hareketlerde düzelme sağlanıyor.

SORU: Beyin pilinin ömrü nedir?

Beyin pilinin ömrü yaklaşık 4-5 yıl olmakla beraber, kullanım parametrelerine göre bu süre artabiliyor veya azalabiliyor. Distoni hastalarında pilin ömrü daha kısa olabiliyor. Prof. Dr. Fatih Bayraklı, “Bu sürenin ardından basit bir cerrahi işlemle eski pil kablolara müdahale edilmeden yenisiyle değiştirilebiliyor” diyor. Şarj edilebilen pillerde bu süre daha uzun. Fakat şarj edilebilen pillerin kullanımına (her hafta mutlaka şarj edilmeleri gibi) hasta ve hastaya bakım verenlerin veya yardımcı olanların çok iyi uyum göstermeleri gerekiyor. Zira şarj edilmesi unutulduğunda pil kapanıyor ve yenisiyle değişmesi gerekiyor.

SORU: Ameliyat öncesinde hangi hazırlıklar yapılıyor?

Beyin pili cerrahisi öncesinde, elektrotun yerleştirileceği beyin bölgesini görmek için Beyin MR tetkiki yapılıyor. Bu MR tetkikleri üzerinde cerrah istenilen bölgeyle ilgili hedefleme çalışmasını yazılım üzerinde gerçekleştiriyor. Ameliyat günü hastanın başına lokal anestezi veya gerekirse genel anestezi altında sert bir çerçeve takılıyor ve hasta beyin tomografisi tetkikine alınıyor. Tomografi ile MR tetkikleri yazılım aracılığıyla birleştiriyor ve hedef elektrotun hangi koordinatlarda ilerletileceğine yönelik sayısal değerler elde ediliyor. Ardından hasta operasyon odasına alınıyor ve cerrahi işlem başlıyor.

pause sağlık

SORU: Beyin pili ameliyatı nasıl yapılıyor?

Beyin pili ameliyatı iki aşamalı gerçekleştiriliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı,  “İlk aşamada, özellikle Parkinson ve esansiyel tremor hastalarıyla konuşa konuşa elektriksel uyarılardaki tepkilerini değerlendiriyoruz” diyerek, ameliyat sürecini şöyle anlatıyor: “Beyin elektrotlarının istediğimiz bölgeye geldiğinin elektrofizyolojik olarak belirlenmesi, ameliyat öncesi MR üzerinde belirlediğimiz hedefte olduğumuzu gösteriyor. Bunlara ilave olarak, cerrahi esnasında uyanık olan hastada hedef bulunduktan sonra uyarı verilerek fayda ve yan etki profilinin çıkarılması, ameliyat sonrası pil ayarlamasının yapılmasını kolaylaştırıyor. Hastanın bulgularında düzelme görüldüğünde kalıcı elektrot yerleştiriliyor ve ameliyatın 2’inci aşamasına geçiliyor. Hasta genel anesteziye alınıyor ve pil sağ göğüs üzerinde köprücük kemiğinin 5-7 santim altına gelecek şekilde cilt altına yerleştiriliyor. Distoni hastalarında bu işlemlerin tamamı hastaların klinik durumlarından dolayı uyutularak yapılıyor”

SORU: Pil tedavisi herkese uygulanabilir mi?

Hareket bozukluğu sorunu yaşayan her hastaya beyin pili ameliyatını uygulamak mümkün olmuyor. Bu yöntemin hastaya fayda sağlayıp sağlamayacağı veya hastanın böyle bir girişime aday olup olmadığı ayrıntılı klinik değerlendirme ve tetkikler sonrasında belirleniyor.

SORU: Hastalar günlük yaşamlarına ne zaman dönebiliyor?

Hastalar ameliyatın ardından genellikle iki gün sonra taburcu oluyorlar. Beyin pili parkinson ve esansiyel tremor hastalarında genellikle 2 hafta sonra, distoni hastalarında ise hemen açılıyor. Hastaların sonraki 2-3 aylık dönemde ilaç ve pil ayarları yapılıyor.

SORU: Düzenli hekim kontrolü neden önemli?

Beyin pili yöntemi hastalığın nedenini tedavi etmiyor, sadece oluşan klinik bulgulara bir çözüm sunuyor. Prof. Dr. Fatih Bayraklı, bu nedenle beyin pilinin hastalığın ilerleyen fazlarında etkisiz kalabildiğini belirterek, “Ayrıca hastaların yaşamları cerrahi öncesine göre daha iyi hale gelse de hareket bozukluğuna yol açan hastalıklar ilerledikleri için oluşabilecek ek veya ilave sorunların farkına varılması gerekiyor. Dolayısıyla hastaların ameliyat sonrasında hekim kontrolüne ve tedavilerine mutlaka devam etmeleri gerekiyor” diyor.

Diş eti çekilmesi ile başlıyor

Diş eti çekilmesi ile başlıyor

Yüzünüzün bir yarısında şiddetli bir ağrı mı hissediyorsunuz! Yanağınıza, çenenize, dişlerinize, dudaklarınıza, alnınıza ya da gözaltınıza vuran bir ağrı! Üstelik bu ağrının tetiklenmesi için; yüzünüze dokunmanız, yüzünüzü yıkamanız, yemek yemeniz, diş fırçalamanız hatta su içiyor olmanız bile yeterli! Toplumda bilinmeyen bu hastalığın adı; Trigeminal Nevralji! Acıbadem Taksim Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Pulat Akın Sabancı “Hastalar Trigeminal Nevraljinin yol açtığı ağrıyı genellikle hayatlarında tecrübe ettikleri en şiddetli ağrı olarak tanımlıyorlar. Daha önceleri bu yüz ağrısına tahammül edebildiklerini fakat zamanla çok şiddetlendiğini belirtiyorlar. Ağrının diş kaynaklı olduğu düşünülerek uzun dönem diş tedavisi gören ve birden fazla dişi bu yüzden çekilen hastalar bile oluyor. Hatta Trigeminal Nevralji sebebiyle intihar girişiminde bulunan hastalar bulunmaktadır. Yüzünde çakma tarzında bir ağrı şikayeti olan hastaların zaman kaybetmeden bir beyin ve sinir cerrahına başvurması gerekir” diyor. Bu hastalığın ülkemizde her 100 bin kişiden 5’inde görüldüğünü ancak ileri yaş grubunda 100 bin kişide 23’e çıktığını belirten Prof. Dr. Pulat Akın Sabancı Trigeminal Nevralji hakkında bilinmesi gereken 7 bilgiyi açıkladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Taksim Hastanesi

Prof. Dr. Pulat Akın Sabancı

Bu belirtilerle kendini belli ediyor!

Trigeminal nevralji, yüzün bir yarısında, çakma tarzında şiddetli ağrıyla belirti veren bir hastalık. Hastalar genellikle yüzün sağ ya da sol yarısında, sıklıkla yanağa, çeneye, dişlere, dudaklara nadiren de göz altına veya alnına doğru yayılan ağrı sebebiyle doktora başvuruyorlar. Şiddetli ve bezdirici olan bu ağrı, gün içinde defalarca anlık meydana geliyor ve elektrik çarpması şeklinde kendini gösteriyor. Prof. Dr. Pulat Akın Sabancı “Bazı hastalar bu şiddetli ağrı sırasında her iki elini ağrının olduğu bölgeye doğru götürmek şeklinde bir hareket yaparlar. Ataklar birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar uzayabilir. Tek noktada ya da yayılan tarzda, ilk başlarda hafif olup zamanla giderek şiddetlenebilir. Bazı hastalarda yüze dokunmak, yüzünü yıkamak, yemek yemek, sıvı tüketmek ya da diş fırçalamak gibi gündelik davranışlar ağrıyı tetikleyebilir. Bu ağrı atakları dönemler halinde görülebilir, bazen günlerce ya da haftalarca atak yaşanmayıp sonrasında tekrar sık ataklar yaşanabilir” diyor.

Toplumsal farkındalık olmaması tedaviyi geciktiriyor!

Trigeminal nevraljinin hipertansiyon ve diyabet gibi toplum içinde sıklıkla gözüken ya da topluma yönelik sağlık bilgilendirmelerinde sıklıkla adı geçen bir hastalık olmadığını belirten Prof. Dr. Sabancı şöyle konuşuyor: “Hatta diğer branşlarda sağlık çalışanları arasında dahi akla kolay kolay gelmiyor. Doğru tanı ile çözümü kolay bir hastalık olmasına karşın uygun yönlendirme yapılmayan hastalar zorlu bir ön tedavi sürecinden geçiyorlar. Örnek olarak; trigeminal nevralji nedeniyle tedavi ettiğimiz hastaların önemli bir kısmının hikayesinde, bu hastaların öncesinde diş kaynaklı ağrı olduğu düşünülerek uzun dönem diş tedavisi gördüğü ve birden fazla dişinin bu yüzden çekildiğini duyuyoruz.”

Erken sinyal vermiyor!

Hastalık başlangıcından itibaren kendisine özgü ağrı şikâyeti ile kendisini gösteriyor. Kendini önceden belli etmesi ya da ortaya çıkmasının önüne geçmek için önlem almak gibi bir durum mümkün değil. Erken teşhisin bir faydası olmuyor.

Bu etkenler yol açabiliyor!

Prof. Dr. Pulat Akın Sabancı, hastalığın nedeninin, rahatsızlığa ismini veren Trigeminal Sinirin herhangi bir sebeple (damar basısı, tümör basısı vb) etkilenmesi olduğunu belirterek “Bu hastalığa sahip kişilere yapılan tetkikler sonucunda; çoğu zaman beynin o bölgesinde bulunan ana atar damar yapılarından birisinin yüz duyusunu alan sinire bası yaptığı görülür. Ancak nadiren multiple skleroz (MS) ve benzeri hastalıkların varlığında ve trigeminal sinire komşu bir beyin tümörü varlığında da trigeminal nevralji ortaya çıkabilir. MS hastalığında ortaya çıkan trigeminal nevralji, yüzün iki tarafını da tutabiliyor” diyor.

Hastanın anlattıkları çok önemli!

“Bu hastalığın tanısında en önemli unsur hastanın hikâyesini ve şikayetlerini doktora anlatmasıdır” diyen Prof. Dr. Sabancı sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastanın bu sinirin duyusunu aldığı alan içinde sınırlı kalan ve yüzün karşı tarafına geçmeyen, elektrik çarpması şeklinde anlık ortaya çıkan şiddetli ağrıyı tarif etmesi genellikle tanısını koymakta yeterli olmaktadır. Tanıyı koyduktan sonra sebebini araştırmak üzere beyin sapını görüntülemeye yönelik özel beyin MR tetkiklerini tamamlamak gerekir. Eğer hastalık, MS’in ilk bulgusu olarak karşımıza çıkarsa, o zaman MS tanısına yönelik ileri tetkikler yapmak gerekir.”

sağlık

Önce ilaç tedavisi uygulanıyor!

Trigeminal nevralji tanısı koyulan hastalarda öncelikle bu ağrıyı kesmeye yönelik kullanılan özel ilaçlar sayesinde hastanın yüzündeki çakma şikayetlerinin anlamlı olarak azaldığını belirten Prof. Dr. Sabancı tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “Tipik trigeminal nevraljide ilk yıllarda ilaçla geçen ağrı hastaların bir kısmında zamanla artar. İlaç dozu arttırılsa dahi ağrılar dayanılmaz hale gelir. Eğer hastanın ilaç kullanımına rağmen ağrısı devam ediyorsa ya da ilaç kullanımına bağlı ciddi yan etkiler (baş dönmesi, dengesizlik gibi) oluyorsa ameliyat ile tedavi gündeme geliyor. Ameliyat kararı alınan hastalarda iki farklı yöntem kullanılır; perkütan yöntem ve açık mikroskopik cerrahi. Perkütan yöntemde yüz bölgesinde bir iğne ile sinirin kafatasından çıkış noktasına ulaşılır. Bu bölgeden girildikten sonra balon şişirme (kompresyon) ya da radyofrekans yöntemi kullanılarak ağrı kesilir. Başka bir ifadeyle; trigeminal sinirin düğümü duyarsızlaştırılır. Açık mikroskopik cerrahi yönteminde ise kulak arkasından kafatasına bir pencere açılarak sinirin beyin sapından çıktığı noktaya ulaşılır ve sinir, çevresindeki bası yapan damardan uzaklaştırılır. Damarın sinire yaptığı bası kaldırılır.”

Ağrılar dayanılmaz oluyor!

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Pulat Akın Sabancı “Trigeminal nevraljide ağrı ataklarının şiddeti ve sıklığı zamanla artma eğiliminde oluyor. Ağrının uygun tedavisinin yapılmaması veya geciktirilmesi uzun dönemde kişiyi giderek kötüleşen bezdirici sinir ağrılarına maruz bırakır. Uygun tedavi geciktikçe bu şiddette her gün ağrı yaşamak, hasta için oldukça ağır duygusal yükü beraberinde getiriyor. Bu tipte sürekli ağrı şikâyeti yaşayan ve uygun tedavi uygulanamamış hastalarda özellikle majör depresyon ve intihara meyil ile karşılaşabiliyoruz. Ayrıca trigeminal nevraljiye, MS grubu hastalıkların ve beyin tümörlerinin de sebep olabileceği unutulmamalıdır. Trigeminal nevralji hastalığı olan kişilerin sağlık kuruluşuna başvurmaması sonucunda MS ya da beyin tümörü gibi sebeplerin atlanacağı ve tedavi edilmesi hayati olan bu hastalıklara müdahalenin gecikeceği ya da yapılamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır” diyor.

Mesane pili ile sondasız bir yaşam

Mesane pili ile sondasız bir yaşam

Toplumda ‘mesane pili’ olarak bilinen ‘sakral sinir stimülasyonu’ mesane ve bağırsak fonksiyonlarını düzenleyen sinir sistemindeki sorunların tedavisini sağlamak için sinirlerin elektriksel yöntemlerle uyarılması mantığına dayanan bir yöntem. Cilt altına yerleştirilen pil aracılığıyla gönderilen elektrik sinyalleri, sinir demetinin uyarılmasını sağlayarak sorun yaşanan mesane ve bağırsakların işlevlerini düzenliyor. Bu sayede, çeşitli tedaviler denenmiş olmasına rağmen sonuç alınamayan pek çok sağlık probleminin giderilmesini sağlıyor. Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, mesane pili yönteminden özellikle üç önemli sağlık sorununda önemli başarılar elde edilebildiğini belirterek, “Bu yöntem yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebilen mesane işlev bozukluğu, erektil disfonksiyon ve pelvik ağrılarında yüksek oranda fayda sağlayabiliyor. İlaç ve botulinum toksin uygulaması gibi yöntemlerden sonuç alınamayan sağlık problemlerinde hastaların çoğu mesane piliyle tedavi olabiliyor. Örneğin, bu yöntem sayesinde idrarı boşaltamama sorununda kalıcı sonda tedavisine ihtiyaç duyulmuyor, hastalar pil tedavisinin ardından uyguladıkları bazı egzersizler sonrasında idrarlarını kendileri yapabilir hale gelebiliyor. Üstelik çözümü olmayan birçok hastalığın tedavisinde başvurulan mesane pili yan etkisi yok denecek kadar az ve tamamen geriye dönüşümlü bir yöntemdir.” diyor.

Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın

Prof. Dr. Sabri Aydın

Mesane pili tedavisinde hedef nedir?

Omurilik, omurga denilen kemik bir yapının içinde sonlanmasının ardından sinir lifleri olarak omurilik sıvısı içerisinde üzüm salkımı şeklinde sağlı ve sollu olarak vücudun iki yanına dağılıyor. Bir kısım sinir lifleri de sakrum adı verilen kuyruk sokumu kemiğinin içine giriyor ve çeşitli bölgelere dağılıyor. Bu sinirler; idrar torbası (mesane), anal sfinkter, penis, vajina ve pelvis içine ulaşarak, yer aldıkları bölgelerin fonksiyonunu üstleniyorlar. Bu bölgelerde yer alan sinyallerde sorun yaşandığında; idrar yapmakta güçlük çekme, erektil disfonksiyon ve pelvik ile vajinal ağrı gibi önemli sorunlar yaşanıyor. Mesane pili tedavisinde sinirlerin uyarılması yoluyla bozuk sinyallerin düzeltilmesi ve bunun sonucunda hastanın yaşam kalitesini ciddi boyutlarda etkileyen yakınmaların ortadan kaldırılması hedefleniyor.

Mesane piline hangi sorunlarda başvuruluyor?

Sakral sinir stimülasyonu yöntemine, hastaya ilaç ve botulinum toksin uygulaması gibi farklı tedaviler uygulanmış olmasına rağmen sorunun düzelmediği durumlarda başvuruluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, mesane pilinden son derece başarılı sonuçlar alınan sağlık sorunlarını şöyle anlatıyor:

Mesane işlev bozukluğu: Nörojenik mesane olarak adlandırılan ve mesane kaslarının düzgün çalışamaması sonucu gelişen idrara çıkamama, sık idrara gitme ve idrar kaçırma gibi durumlarda

Pelvik ve vajinal ağrılar: Kadınlarda pelvik bölgesinde gelişen kanser gibi çeşitli hastalıklar nedeniyle pelvik ve kuyruk sokumu kemiğinde oluşan ağrıların, yine kadınlarda sebebi bulunamayan kronik pelvik ağrılarının sıklığı ile şiddetinin azaltılmasında

Erektil disfonksiyon: Özellikle genç erkeklerde, sebebi bulunamayan veya bir hastalığın ardından yaşanan erektil disfonksiyonda

 

Acıbadem International

Mesane pilinin süresi nedir?

Günümüzde şarj edilebilen pillerin kullanım ömürleri hiçbir sorun yaşanmadan 15 yıla kadar uzayabiliyor. Haftada bir veya iki kez yarımşar saatlik şarj işlemiyle hastalar günlük hayatlarına çok rahat devam edebiliyor. Pilin ayarlamaları, ameliyatın ardından, doktor kontrolünde 2-4 haftalık bir sürede yapılıyor. Ameliyat sonrasında verilen kontrol cihazları sayesinde hastalar uyarıları kendileri ayarlayabiliyor ve pili istedikleri zaman açıp kapatabiliyorlar.

Mesane pili ameliyatı nasıl uygulanıyor?

Sakral sinir stimülasyonu lokal anestezi altında ve iki aşamada gerçekleştiriliyor. İlk aşamada; elektrod röntgen görüntülemesi altında, özel bir iğneyle hastanın kuyruk sokumu bölgesinden girilerek pelvise ulaşılıyor. Test sinyallerinin ardından, mesane ve bağırsaklara uzanan sinir demeti üzerine kalıcı elektrik kablosu yerleştiriliyor. Elektrodun ucu bir ara bağlantı kablosu aracılığıyla dışarıya çıkarılıp geçici olarak harici bir pile bağlanıyor. Bu işlemle, pil aracılığıyla elektrodun gönderdiği sinyaller sakral sinirin uyarılmasını sağlayarak mesane ve bağırsakların işlevlerini düzenliyor. İşlem sonrasında hasta taburcu ediliyor ve test dönemine alınıyor. Test aşaması olan 7-10 günlük süreçte, hastanın şikayetlerinde iyileşme olursa, yine lokal anestezi altında, 2.5 santimlik bir pil, kalça bölgesindeki cilt altında oluşturulan bir cebin içine, dışarıdan görünmeyecek şekilde yerleştiriliyor. Ardından, pil ilk operasyonda yerleştirilmiş olan elektrik kablosuna kalıcı olarak bağlanıyor. Ameliyat sonrasında hasta aynı gün taburcu oluyor ve günlük yaşantısına dönüş yapıyor.

Yöntemden herkes faydalanabiliyor mu?

Mesane pili ameliyatı, vücuduna cihaz takmakla ilgili sağlık sorunu olmayan (örneğin kronik bir hastalığı olup enfeksiyon riski taşımayan, kalp pili taşımayan) ve psikiyatrik sorun yaşamayan her hastaya uygulanabiliyor.

Yüzdeki şiddetli ağrıyla dikkat! Nedeni ‘trigeminal nevralji’ olabilir…

Yüzdeki şiddetli ağrıyla dikkat! Nedeni ‘trigeminal nevralji’ olabilir…

Yüzünüzde şiddetli gelişen ağrı nedeniyle makyaj yapamıyor, yemek yiyemiyor, dişlerinizi dahi fırçalamakta güçlük mü çekiyorsunuz? Konuşmak adeta ızdıraba mı dönüşüyor? Eğer siz de bu sorunlardan yakınıyorsanız, sebebi, genellikle yüzün tek tarafında şimşek çakması veya elektrik çarpması şeklinde çok keskin ağrılarla gelişen ve yaşam kalitesini ciddi boyutlarda etkileyen ‘trigeminal nevralji’ olabilir!

Halk arasında ‘ani yüz ağrıları’ ile ‘delirten hastalık’ olarak bilinen trigeminal nevralji; yüzün duyusunu sağlayan ve trigeminal sinir olarak adlandırılan sinirin, şimşek çakması veya elektrik çarpması tarzında ağrıya yol açtığı bir hastalık. Genellikle yüzün tek tarafında aniden başlayan şiddetli ağrılar başlangıç döneminde sıklıkla 1-2 dakika sonra geçiyor. Ancak zamanla ağrılar dayanılmaz şiddete ulaşırken, atakların süresi de uzuyor. Hastalık ilerledikçe hasta yüzüne dokunamaz, konuşamaz, yemek yiyemez, hatta evden dışarı çıkamaz hale gelebiliyor! Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, aslında günümüzde geliştirilen çeşitli tıbbi tedavi yöntemleri sayesinde trigeminal nevralji hastalığının etkili bir şekilde tedavi edilebildiğini belirterek, “Bu hastalarda ağrılı yaşam bir kader değil. Günümüzde uygulanan ilaç tedavisi, enjeksiyonlar veya cerrahi operasyon ile şiddetli ağrılardan kurtulmak mümkün olabiliyor. Yeter ki tedavi için geç kalınmasın. Zira, zamanında müdahale edilmeyen trigeminal nevraljide atakların süresi uzayabiliyor ve ağrılar kalıcı hale gelebiliyor” diye konuşuyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Sabri Aydın

Bu belirtiler varsa, dikkat!

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, belirtileri hastadan hastaya değişiklik gösteren trigeminal nevraljide oluşan ağrının özelliklerini şöyle sıralıyor.

  • Ataklar halinde geliyor.
  • Şimşek çakması ve elektrik çarpması şeklinde oluşuyor, 1-2 dakika kadar sürüyor ve aniden geçiyor.
  • Çenede, burunda, yanakta veya gözde oluşuyor. Bazı durumlarda tüm yüzü kapsayabiliyor.
  • Hiçbir uyaran yok iken oluşabildiği gibi, soğuk-sıcak, yemek yeme, diş fırçalama, ağız açma, konuşma ve soğuk hava ile de tetiklenebiliyor

Sağlam dişler çekilebiliyor!

Trigeminal sinir, beyin sapı bölgesinden çıkıyor ve özellikle şakak, alın ile çenedeki duyuları kontrol ediyor. Bu sinirin görevi, dokunma duyularını beyne duyu olarak aktarmak ve çene kaslarını hareket ettirmek. Dolayısıyla trigeminal sinirinde gelişen problemlerden kaynaklanan ağrılar yüzde, alında, şakakta ve çene bölgesinde hissediliyor. Trigeminal nevraljide diş ağrısı en sık görülen yakınmalardan. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, “Özellikle çeneyi besleyen mandibular sinir ağrısı diş ağrısı ile çok karıştığı için yanlış tanı konulabiliyor. Veya hastalar ağrılarından kurtulmak için sağlam dişlerini çektirmek zorunda kalabiliyor. Bu nedenle hastaların büyük kısmı bize diş hekimine gitmiş ve birçok sağlam dişi çekilmiş olarak geliyor” diyor.

Kesin nedeni bilinmese de…

Ülkemizde her yıl ortalama 3 bin 200 kişide teşhis edilen trigeminal nevralji, kadınlarda erkeklerden 2 kat daha fazla görülüyor. Bunun nedeni ise kadınların arka çukur olarak adlandırılan beyin alt ve arka bölgesinin anatomik olarak daha dar olması. Trigeminal nevralji hastalığının oluşum nedeni kesin olarak bilinmiyor. Genellikle 50-60’lı yaşlarda görülmesi hastalığın doğumsal veya genetik geçişli olmadığını düşündürüyor. Birçok hastada sorunun nedeni, beynin tabanında yer alan trigeminal sinir ile normal bir kan damarı arasında gerçekleşen temas oluyor. Bu temas trigeminal sinirine baskı yapıyor ve zamanla hatalı sinyaller göndermesine yol açıyor. Ayrıca o bölgede gelişen tümörler, geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı yapışıklıklar, Multiple Skleroz nedeniyle oluşan plaklar ve bazı diş tedavileri de trigeminal nevraljiye neden olabiliyor.

İlaç tedavisi ağrıyı dindiriyor, ancak…

Trigeminal nevraljinin tedavisi genellikle beyne gönderilen ağrı sinyallerini azaltan veya tümüyle önleyen ilaçlar ile başlıyor. Hastaların bir kısmında ağrı ilaç tedavisi ile geçiyor ve bir daha tekrarlamıyor. Ancak tedaviden çok iyi yanıt alınsa da zamanla ilaçlar olumlu yanıt vermeyi bırakabiliyor veya karaciğer hasarı gibi ciddi yan etkiler gelişebiliyor. Ağrıyı dindirmeye yönelik tedaviler de bir diğer yöntemi oluşturuyor. Bu tedavide yüzdeki sinir köklerine bloklar yapılıyor, ancak etkisi genelde kısa sürüyor.

Pause Dergi

Cerrahi tedavide başarı oranı çok yüksek

İlaç tedavisine artık yanıt vermeyen,  yan etkilerinden dolayı ilaç kullanamayan, ağrıdan dolayı günlük ergonomisi ve psikolojisi bozulan hastalarda cerrahi tedavi gündeme geliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, trigeminal nevralji hastalığının cerrahi tedavisinde 3 seçenek olduğunu belirterek, bu yöntemleri şöyle özetliyor:

Trigeminal RF: Yüz bölgesinden enjeksiyon ile kafa içine girilerek sinirin yakıldığı Trigeminal Radyofrekans Rizotomi yöntemi yaklaşık 15 dakikada tamamlanıyor. Hasta aynı gün ağrısı geçmiş olarak evine dönüyor. Ağrı genellikle 1-2 sene içerisinde nüks ediyor ve işlem tekrarlanabiliyor.

MVD (Mikrovasküler Dekompresyon): Trigeminal nevraljinin en etkili cerrahi işlemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Açık cerrahi şeklinde gerçekleştirilen bu yöntem, trigeminal nevralijiye yol açan atardamarın yüz duyu sinirine olan basısını ortadan kaldırmayı hedefliyor. Mikroskopik görüntüleme altında uygulanan operasyonda, kulak arkasından küçük bir kesi ile kafa içerisine girilerek, trigeminal sinir ve yakın komşuluğu olan damar tespit ediliyor. Trigeminal sinirin baskıdan kurtulması için damar ile sinir arasına bir tampon yerleştiriliyor. Operasyon sonrasında hastaların yüzde 90’ında şikayetler tekrarlamıyor.

Gamma knife: Tek seanslık bir tedavi yöntemi olan gamma knife sinirin beyin sapı içindeki bölümünün ışınla harap edilmesi esasına dayanıyor. Yöntemin olumlu etkisi birkaç ay sonra başlıyor. Gamma knife yönteminin özellikle yaşlı ve Multiple Skleroz hastalarında iyi bir seçenek olduğu belirtiliyor.

Beyin pili parkinson hastalığında ’titremeyi’ önlüyor!

Beyin pili parkinson hastalığında ’titremeyi’ önlüyor!

Beynin hareket ilgili özelleşmiş merkezlerindeki bazı hücrelerde  oluşan hasarlar veya bu kontrolün gerçekleşmesinde görev alan nörotransmitter adlı iletiyi sağlayan maddelerin yetersiz üretimi sonucunda kişiler hareket kabiliyeti ile kontrolünü yitirebiliyor. Bu hasarların yol açtığı nörolojik hastalıkların tedavisinde başvurulan cerrahi yöntemlerden ‘beyin pili’, sağladığı önemli avantajlarla günümüzde ön plana çıkıyor.  Halk arasında ‘beyin pili’ olarak adlandırılan ‘derin beyin stimülasyonu’ nörolojik sistemde ortaya çıkan  birtakım hastalıkların tedavisinde kullanılan bir yöntem. Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, ülkemizde kullanımı giderek yaygınlaşan beyin pilinin günümüzde ilaç tedavisine  dirençli olan  veya ilacın yan etkisi nedeniyle ilaç kullanamayan, başta Parkinson  hastaları olmak üzere pek çok hastalıkta başarıyla uygulandığına dikkat çekerek, “Bu yöntemle Parkinson hastalığının yanı sıra ellerde, ayaklarda, başta veya seste titremeyle seyredebilen esansiyel tremor (titreme hastalığı) ve istemsiz kasılma hareketleriyle seyredebilen distoni hastalığında oldukça yüz güldüren sonuçlar alınıyor. Beyin pili semptomların birçoğunu düzelttiği için hastaların günlük işlerini yardıma ihtiyaç duymadan yapabilmelerine imkan sağlıyor. Böylelikle hastaların günlük yaşam konforu belirgin şekilde yükseliyor” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Sabri Aydın

SORU: Beyin pilinin etki mekanizması nedir?

CEVAP: Beyin pili ameliyatında, beynin orta kısmında yer alan ‘beyin çekirdeklerine’ ince kablolar yerleştiriliyor, ardından bu sistem göğüs ya da karın bölgesine konulan bir pil aracılığıyla sürekli elektrik uyarısı veriliyor. Böylece hastalık nedeniyle hasar görmüş olan sinir hücreleri yeniden düzene giriyor ve hastalığın yol açtığı belirtiler kayboluyor.

SORU: Hangi hastalıklarda etkili oluyor? 

CEVAP: Parkinson hastaları bu yöntemle titreme, yürüyememe ve konuşamama gibi sorunlardan kurtulabiliyor ve normal bir yaşam sürebiliyorlar. Beyin pili parkinson hastalığının ana semptomları olan titremede yüzde 80, hareketsizlik ile kasılmada yüzde 70 ve yürümede  yüzde 50 oranında iyilik sağlıyor. Beyin pili yöntemiyle distoni olarak adlandırılan ve beyin tarafından iletilen sinyalin yanlış gönderilmesi nedeniyle istemsiz gelişen kas spazmlarında da yaklaşık yüzde 60-70 iyilik hali bekleniyor. Prof. Dr. Sabri Aydın, “Distonide esas amaç, kendi ihtiyaçlarını karşılamasını sağlayarak hastayı bağımsız hale  getirebilmek ve günlük yaşantısını bozan istemsiz hareket ile kasılmaları azaltıp,  hayat ergonomisini düzeltmektir” diyor. Bu yöntemle Tourette Sendromu’nda motor tiklerde yüzde 70 azalma bekleniyor. Verbal tiklerde bu azalma yüzde 30’larda oluyor. Esansiyel tremorda (ailesel geçişli- hareket ile aktive olan) ise  ameliyat sonrası başarı yüzde 80 gibi oldukça yüksek bir oranda görülüyor. Prof. Dr. Sabri Aydın, Multipl Skleroz’a bağlı titremelerde bu oranın daha düşük olduğunu vurgulayarak, “Tedavilere dirençli ağrı sendromlarında ise yüzde 50 civarında başarı bekleniyor” bilgisini veriyor.

SORU: Ameliyat öncesinde yapılan hazırlıklar neler?

CEVAP: Ameliyat için hasta bir gün öncesinden hastaneye yatırılıyor. Gerekli kan tetkikleri ve konsültasyonların yanı sıra özel bir beyin MR’ı çekiliyor.

SORU: Beyin pili ameliyatı nasıl uygulanıyor?

CEVAP: Ertesi sabah iki aşamalı olan ameliyatın ilk aşaması başlıyor. Lokal anestezi veya seçilmiş hastalarda genel anestezi altında, streotaktik çerçeve denilen başlık, hastanın kafa kemiğine tutturuluyor. Ardından hastanın beyin tomografisi çekilip, görüntüler önceki gün çekilen MR ile üst üste bindiriliyor. Bu şekilde hedef çekirdek haritalandırılıyor ve koordinatlar alınıyor. Daha sonra, hastanın başının ön-üst bölümüne sağlı sollu 2 delik açılıyor. Bu sırada hasta herhangi bir acı hissetmiyor. Daha önce belirlenen streotaktik değerler çerçeveye  giriliyor ve kıldan daha ince, özel sensörlü elektrodlar ile çekirdek, milimetrenin onda biri aralıklarla taranıyor. Prof. Dr. Sabri Aydın, bu işlemle en iyi hücre elektriksel aktivitesinin olduğu yerin belirlendiğini belirterek, şöyle devam ediyor: “Bir başka deyişle, mikrolek elektrod kayıt sistemi ile çekirdeğin haritası çıkarılıyor ve belirlenen bölgeye elektrik veriliyor. Ardından hastanın var olan semptomlarındaki düzelme ile yan etkiler gözleniyor. Cevabın en iyi olduğu yere kalıcı elektrod takılıyor ve sabitleniyor. Bu işlem her iki tarafa da yapılıyor. Ameliyat bölgesi kapatılıp, başlık çıkarılıyor ve hasta genel anesteziyle uyutularak ikinci aşamaya geçiliyor. İlk ameliyatta takılan kalıcı elektrodlar kulak arkasında bir uzatma kablosuyla birleştiriliyor ve köprücük kemiğinin altına yapılan bir cebe konulan pile bağlanıyor. Sistemin elektriksel olarak çalıştığı kontrol edilip ameliyata son veriliyor.

Pause Dergi

SORU: Hasta ameliyat sonrasında ne zaman taburcu oluyor?

CEVAP: Ağrılı bir ameliyat olmadığı için hastalar birkaç saat içinde mobilize olabiliyorlar. Ameliyatın ardından 2. günün sonunda taburcu ediliyorlar. Pil bir hafta sonra açılırken, pilin ayarı ise yaklaşık bir ayda oturuyor.

SORU: Riskli bir yöntem mi?

CEVAP: İyi seçilmiş, hastalığın uzman hekimi tarafından refere edilen ve psikometrik testlerinde sorun olmayan hastalarda oldukça başarılı sonuçlar alınıyor. Enfeksiyon ve kanama gibi riskler, diğer beyin ameliyatlarına göre oldukça düşük düzeyde seyrediyor.

SORU: Beyin pilinin ömrü nedir?

CEVAP: Beyin pili, şarj edilen ve edilmeyen olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Şarj edilebilir olanları 5 cm uzunluğunda ve 1 cm kalınlığında, sarj edilemeyenler ise 7 cm uzunluğunda ve 1 cm kalınlığında oluyor. Şarj edilemeyen pilin ömrü, hastalığa ve kullanılan voltaja göre 3-5 yıl arasında değişiklik gösteriyor. Ameliyat sonrasında pil değişimi gerektiğinde günü birlik bir ameliyatla değiştiriliyor. Şarj edilebilen pillerin ömrü de 25 sene oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sabri Aydın, beyin pilinin kullanımına göre haftada 2–3 kez şarj edilmesi gerektiğini belirterek, “Şarj sisteminin kullanımı kolaydır. Takılan bir kemer içerisine yerleştiriliyor ve manyetik olarak sarj oluyor. Hasta elektriğe bağlı olmuyor ve aynı anda günlük işlerini de yapabiliyor” diye konuşuyor.

SORU: Beyin pili ameliyatının sağladığı avantajlar neler?

CEVAP: Beyin pili, hastaya sağladığı önemli faydalar nedeniyle gün geçtikçe daha yaygın kullanılan bir yöntem oldu. Prof. Dr. Sabri Aydın, beyin plinin sağladığı avantajları şöyle sıralıyor: “Yöntem beyin ile diğer dokulara zarar vermiyor ve kalıcı hasar bırakmıyor. Sistem istenildiği zaman tümüyle kapatılabiliyor. İhtiyaç halinde, ayarlar, uzaktan kumandayla yeniden düzenleniyor. Hastalık ilerlese dahi, bu kumanda aracılığıyla verilen akımın değerleri değiştirilerek hastalığın yeni semptomlarıyla mücadele edilebiliyor. Şarjlı pillerin ömrü 15-20 yıla kadar uzayabilirken, şarjsız pillerde de ömrün tükenmesi halinde çok küçük bir kesi ve lokal anestezi ile pil kolayca değiştirilebiliyor”

Hangi hastalıklarda uygulanıyor? 

  • Parkinson hastalığı,
  • Tremor (titreme hastalığı),
  • Distoni,
  • Kronik ağrı sendromları,
  • Nöropsikiyatrik hastalıklar (OCD- takıntı hastalığı, tedaviye dirençli majördepresyon, Tourette sedromu, vb)

Parkinson hastasına beyin pili takılırsa!

Parkinson hastasına beyin pili takılırsa!

Halk arasında ‘titreme’ hastalığı olarak da bilinen Parkinson, beyin hücrelerinin tahribatıyla yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı. Genellikle 60’lı yaşlarda ortaya çıkmakla birlikte daha erken yaşlarda da görülebilen hastalık, günümüzde ortalama yaşam süresinin uzamasıyla giderek yaygınlaşıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı “Parkinson hastalığı vücut hareketlerini etkilediği için hastanın hayat kalitesini zamanla giderek düşürür. Hastalık, sinir hücrelerinin birbirleriyle iletişimini sağlayan ‘dopamin’ adı verilen bir maddenin azalması sonucu geliştiğinden, hastalar ilk senelerde dopamin ve benzer etkiye sahip ilaçlarla bir balayı süresi yaşayabilirler. Ancak ilerleyici bir hastalık olması nedeniyle zamanla ilaçların dozları yeterli gelmemeye başlar ve hekim kontrolünde ilaç dozları artırılır. Çok yüksek ilaç dozlarına çıkıldığında hastalarda istemsiz hareketler başlar. Bu durumda cerrahi tedavi (beyin pili) gündeme gelir” diyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı, Parkinson hastalığı hakkında en çok merak edilen 5 soruyu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı

Bu belirtilerle kendini gösteriyor!

  •  Sinsice başlayan ve genellikle tek taraflı elde titreme ile farkedilen Parkinson hastalığında el titremesi dinlenme sırasında görülüyor. El hareket ettiğinde titreme duruyor.
  • Titremenin yanında hareketlerde yavaşlama ve sertlik görülüyor. Kaslardaki bu sertlik daha çok hastanın el bileği, dirsek, kalça ve diz gibi eklemlerinde hareketi zorlaştırıyor.
  • Zorlaşan hareket sebebiyle hastada duruş ve yürüme bozukluğu gelişiyor. Hastalar belli bir süre sonra yürürken kollarını eskisi gibi sallayarak yürüyememeye başlarken, kollarındaki normal salınım hareketi kayboluyor.
  • Yüz ifadelerinde donukluk (mimiklerinde azalma) oluyor.
  • Konuşmalarında monotonluk ve daha kısık sesle konuşma da görülebiliyor.

Yaşam kalitesi iyileştirilebiliyor

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı “Parkinson hastalığının tam şifaya ulaştıran kesin bir tedavisi yoktur. Yalnız hastalığın bulgularını azaltmaya veya geri çevirmeye yönelik ilaçlar bulunmaktadır. İlaçlara direnç gelişmesi durumunda veya şikâyetlerin (özellikle titremenin) ilaçlarla istenildiği kadar güçlü şekilde kontrol edilememesi durumunda cerrahi tedavi (beyin pili takılması) uygulanabilir” diyor.

Beyin pili hastaya özgürlük sağlıyor

Parkinson cerrahisinde asıl amacın; hastanın kullandığı ilaçların sayısını ve dozlarını düşürmek olduğunu belirten Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı, bu nedenle ameliyat öncesinde kullanılan dört-beş farklı Parkinson ilacının, bir ya da iki ilaca düşürüldüğünü, uygun görülen bazı hastalarda ilacın tamamen de kesilebildiğini söylüyor. Beyin pilinin, ilaçlara rağmen hayat konforu gerilemeye başlayan hastalara kimseye bağımlı olmadan yaşayabilme, yüzme ve fiziki kapasitesine uygun spor faaliyetlerini yapabilme imkanı sağladığına dikkat çeken Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı, takılan sistemin cilt altında kalmasından dolayı dışardan herhangi bir parçasının görülmediğini belirtiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Parkinson hastasına beyin pili takılabilmesi için…

Beyin pili ameliyatına uygun hastalar Beyin ve Sinir Cerrahisi ve Nöroloji uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından belirleniyor. Beyin pili takılabilmesi için hastaların bazı kriterlere uygun olması gerekiyor. İlaçla şikayetleri düzelen hastalara beyin pili takmaya gerek olmadığını belirten Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı şöyle konuşuyor: “Bazı hastalarda Parkinson’a benzer bulgularla başlayan ancak yıllar içinde farklı hastalıklara dönüşen durumlar gözlenir. Bu sebeple beyin pili takılacak hastaların Parkinson hastası olduğundan emin olmak için en az birkaç sene beklenmesi gerekir. Ayrıca hastalar genel anestezi alabilecek tıbbi şartları sağlamalıdır.”

Beyin pili ameliyatı iki aşamada gerçekleşiyor

Ameliyat iki evrede gerçekleştiriliyor. Yaklaşık üç saat süren ameliyatın ilk ve daha uzun süren bölümünde hasta genel anestezi almıyor. Lokal anestezi ile hastanın başına bir çerçeve takılarak, işlem süresince şuurunun açık olması isteniyor. Hasta herhangi bir ağrı duymuyor. Beynin özel çekirdeklerine kabloların takıldığı bu ilk evrenin ardından çerçeve çıkarılıyor. Genel anestezi ile uyutulan hastanın göğüs bölgesinde cilt altına bu kabloların birleştirileceği pil yerleştiriliyor. Ameliyat sonrası bir gün hastanede kalınıyor. Bir hafta sonra da hasta dikişlerinin kontrolü ve pil ayarlarının yapılması için poliklinik kontrolüne çağrılıyor.

Pandemi beyin sağlığını tehdit ediyor!

Pandemi beyin sağlığını tehdit ediyor!

Son yıllarda çevremizde giderek daha sık duyar ve karşılaşır olduğumuz beyin tümörü teknolojideki gelişmeler ve hekimlerin tecrübesi sayesinde artık kolaylıkla erken teşhis edilebilir bir hastalık haline geldi. Ancak beyin tümörünün bazı önemli belirtileri gerek toplumsal farkındalık olmadığı, gerekse pandemi sürecinde hastaneye gitme endişesiyle ihmal edildiği için tümörün ileri safhalarında karşılaşılmasına neden olabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Bozkurt “Ülkemizde her yıl yaklaşık 17.000 kişi yeni beyin tümörü tanısı alıyor. İki yılı aşkın süredir maruz kaldığımız ve devam etmekte olan Covid-19 pandemisinde nörolojik belirti ve bulgulara sahip olan hastaların tedavide olası gecikmeleri, çok ağır sonuçlara yol açabileceğinden şikayetleri göz ardı etmemek ve gecikmeden hekime başvurmak hayati önem taşıyor” diyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Bozkurt, beyin tümörünün ihmale gelmez 10 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

İki yılı aşkın süredir etkisini devam ettiren yüzyılın salgın hastalığı Covid-19; baş ağrısı başta olmak üzere baş dönmesi, bulantı, kusma, konsantrasyon güçlüğü, uykusuzluk ve bilinç düzeylerinde değişiklik gibi birçok nörolojik soruna yol açıyor. Salgının başlangıcından bu yana hastaların üçte birinden fazlasında nörolojik belirti ve bulgular görüldüğünü belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Bozkurt “Bu tip hafif nörolojik belirti ve bulgularla hastaneye başvuran hastaların dikkatli bir şekilde ve bu şikayetlerin aynı zamanda beyin tümörüyle de ilişkili olabileceği göz ardı edilmeden değerlendirilmesi çok önemlidir” diyor. Günümüzde görülme sıklığı giderek artan beyin tümörüne yönelik klinik ve deneysel araştırmalar; tümörlerin gelişiminde yanlış kodlanan bazı genlerin ve proteinlerin etkin rol oynadığını gösterirken Prof. Dr. Gökhan Bozkurt “Radyasyon ve kanserojen kimyasallar gibi bazı etkenler de beyin tümörü oluşumunu kolaylaştırıyor. Ayrıca  bir kısım beyin tümörlerinin oluşumunda ailesel geçiş eğiliminin olduğu gözlenmektedir” diye konuşuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Gökhan Bozkurt

Farklı ve yeni tedavi türleri gelişiyor

Ülkemizde son yıllarda beyin ve sinir cerrahisi alanında gerek hekimlerin tecrübesi, gerekse yeni tıbbi teknolojiler sayesinde tanı ve tedavide son derece önemli gelişmeler sağlandığını belirten Prof. Dr. Gökhan Bozkurt şu bilgileri veriyor: “Özellikle beyin tümörlerinin oluşumu sırasında tümörlerin kullandığı yollar hakkında bilgilerin daha da artması ve burada etkin olan anahtar gen ve proteinlerin bilinmesi ve moleküler değişiklikleri ortaya koyan bir takım biyo-işaretleyicilerden yararlanılması beyin tümörü tanı ve tedavisinde çok önemli gelişmelere yol açtı. Bu bağlamda geliştirilen hedefe yönelik, normal dokuya zarar vermeden sadece tümör denilen zararlı dokulara etki eden akıllı ilaçların geliştirilmesi sağlandı. Beyin tümörü ön tanısı alan hastalarda tümör radyolojik olarak ister iyi huylu olsun ister kötü huylu olsun öncelikli tedavinin belirlenmesi gerekir. Günümüzde artık ister iyi huylu ister kötü huylu olsun beyin tümörlerin tedavisinde cerrahi tedavi çoğunlukla öncelikli olarak kabul edilen yaklaşım şeklidir. Özellikle bu tümörlerin tam ya da tama yakın çıkarılması ile hastalarımız için uzun ve sağlıklı bir yaşam sağlanmaktadır.”

Akıllı ilaçlar başarıyı artırdı

Beyin tümörünün cerrahi tedavisinde belirleyici olan faktörleri ‘tümörün cinsi ve iyi-kötü huylu görüntüsünün olması, yerleşim yeri, büyüklüğü, hastanın yaşı, hastanın genel durumu ve performansı, hastanın nörolojik durumu, tümörün hayatı tehdit etme durumu ve hastanın operasyon kararını etkileyebilecek derecede ek sistemik problemlerin olup olmaması’ olarak açıklayan Prof. Dr. Gökhan Bozkurt “İyi huylu tümörlerin bir kısmında kötü huylu tümörlerin ise tamamına yakın bir kısmında özel bir neden olmadıkça cerrahi tedaviye ek olarak radyoterapi ve kemoterapi verilmektedir. Ayrıca günümüzde iyi huylu tümörlerin bir kısmında ve kötü huylu tümörlerin tamamında cerrahi tedavi sonrası lokal radyoterapi uygulamalarının sonuçları bizleri oldukça mutlu etmektedir. Ayrıca cerrahi tedavi sonrası çıkarılan tümör alanına uygulanan yeni yöntemler ile yan etkiler azaltılırken bir yandan da tedavi etkinliği önemli ölçüde artırılmaktadır. Onkoloji alanında son yıllarda geliştirilen hedefe yönelik akıllı ilaçlar beyin tümörü tedavisinde yeni umutların oluşmasına yol açmıştır. Çok yakın döneme kadar kullanılan ancak beyin tümörünün tedavisinde pek faydası olmayan kemoterapi ilaçlarının yarattığı olumsuzluk, şimdilerde hedefe yönelik akıllı ilaçlarla ortadan kalkmış ve aynı zamanda akıllı ilaçlar yapılan ameliyat ve ameliyat sonrası uygulanan radyoterapinin başarı şansını artırmıştır” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beyin tümörünün 10 önemli belirtisi!

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Bozkurt, beyin tümörlerinin belirtilerini şöyle sıralıyor;

  • Baş ağrısı,
  • Baş ağrısına eşlik eden bulantı veya kusma,
  • Bilinç kaybı ve bilinç düzeyinde bozukluklar,
  • Daha önce hiç olmadığı halde nöbet (sara) geçirilmesi,
  • Vücudun bir kısmında duyu veya kuvvet kaybı olması, uyuşukluk,
  • Kısa zamanda gelişen görme kaybı, çift görme veya işitme kaybı,
  • Hafıza ve davranış bozuklukları,
  • Konuşma bozuklukları,
  • Dengesizlik ve yürüme problemleri,
  • Hormonal bozukluklar ve buna bağlı klinik semptomlar (erken ergenlik, el ve ayaklarda büyüme, adet döngüsü bozuklukları, hipertiroidi, kortizol yetmezliği veya fazlalığı…) yer almaktadır.

Ağrı saatiniz hastalığınız hakkında ipucu verebilir

Ağrı saatiniz hastalığınız hakkında ipucu verebilir

COVID 19’un hayatımıza girmesiyle birlikte, vücudumuzun ağrı sinyallerini çok daha fazla dikkate almaya başladık. Baş, sırt, kas ağrıları gibi çoğu zaman çok fazla önemsemediğimiz semptomlar artık bizleri daha çok endişelendirebiliyor. Kronikleşen ağrıları, COVID 19 etkisiyle oluşan ağrılardan ayırmak konusunda ise ağrı saatleri bize yol gösterebiliyor. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Uzman Doktorları vücudunuzun ağrı saati haritasını çıkarttı.

Baş Ağrısı Öyküsünde “Ne Zaman” Sorusu Önemlidir / NÖROLOJİ UZMANI PROF. DR. ABDULKADİR KOÇER

Baş ağrısı tanımlamasında ağrıya ait özellikler önemli olmakla birlikte öyküde sorgulayacağınız, ağrının oluş saati ve zamanı gibi basit görünen detaylar da nasıl bir ağrı ile karşı karşıya kaldığımız konusunda bize yardımcı olabilir. Örneğin, beyin hastalığı olarak kabul edilen migren ağrısında veya diğer damarsal baş ağrılarında gece yarısı veya sabah şiddetli bir ağrı ile kalkmak sık karşılaştığımız durumlardandır. Fakat gerilim baş ağrısında ise tam tersine günlük aktif olarak çalıştığımız süreçlerde, özellikle de gün sonuna doğru ve migrene göre daha hafif şiddette ağrı kendini gösterebilir. Zaman kavramının önemli olduğu başka bir baş ağrısı da küme tipi baş ağrısıdır. Çoğu hastanın migren tanısı ile takip edildiği ve maalesef buna bağlı olarak iş gücü kayıplarının sıkça rastlandığı bu ağrıda, migrene göre daha kısa sürmesi ve özellikle geceleri hep aynı saatte olması gibi detaylar önemlidir. Bu hastalar, atakların geldiği süreçlerde uyuduktan 3-5 saat sonra ya da sabah saatlerinde, hemen her gün aynı saatte ağrı ile uyanırlar ki bu nedenle “Çalar saat baş ağrısı” diye de isimlendirilir. Geceleri yattıktan sonra başlayan ve sabahları uyandığında zirve yaptığı ifade edilen ağrı ise bazen bir beyin tümörünün ilk belirteci olabileceği gibi kafa içi basınç artışına yol açabilecek hirosefali, psödotümör veya beyin kanamaları gibi çok sayıda önemli beyin hastalıklarında da tanı koymamızda yardımcı olacaktır.

“Nöropatik Ağrılar Gece Olur”

Zamanlama açısından alacağınız öykü, kas-iskelet sistemi ağrıları ile sinir sistemi kökenli (nörolojik) ağrıları ayırt etmemizde de işimize yarar. Kas-iskelet sistemini ilgilendiren ağrılar gün içinde ve hasta hareketli iken hastayı rahatsız ederken, nöropatik ağrısı olan hastalar ise hareketsiz oldukları anlarda ve daha çok geceleri ağrılarının arttığını ifade ederler. 

Gece Uyutmayan El Ağrısı Karpal Tünel İşareti Olabilir / BEYİN VE SİNİR CERRAHİSİ UZMANI DOÇ. DR. SELÇUK ÖZDOĞAN

Günün tüm yorgunluğunu atmak üzere yatağınıza uzandığınızda gün içerisinde size çok da varlığını hissettirmeyen el, bilek ağrıları, parmaklarda uyuşma ve karıncalanma ortaya çıkmaya başlayabilir. Hafif başlayan bu semptomlar, gecenin ilerleyen saatlerde sizi uykudan uyandıracak bir seviyeye de ulaşabilir. Şikayetlerin özellikle gece ortaya çıkması ve uykudan uyandırma noktasına kadar gelmesi, elleri sallayarak rahatlama ihtiyacı hissedilmesi karpal tünel sendromunun tipik işaretlerinden biridir. Bilgisayar kullanımının yoğun olduğu meslek grubu çalışanları, çok fazla el işi yapan ev hanımları, enstrüman çalan kişiler gibi el ve bileğini aktif kullanan kişilerde karpal tünel sendromu yaygın olarak görülebilmektedir. Ağrının özellikle geceleri ortaya çıkmasında uyku pozisyonlarının önemli etkisi vardır. Uyku sırasında bileğin çene ya da başın altında geriye doğru bükülerek uzun süre kalması ağrıların şiddetini artırabilmektedir. Karpal tünel sendromunun tanısı Elektromiyografi (EMG) ile konulmaktadır. Tedavisinde, öncelikle Fizik Tedavi Uzmanı ile görüşmeli ve hekimin önerdiği tedavi yöntemleri uygulanmalıdır. Tedaviye dirençli vakalarda ise bir sonraki adım ameliyat olabilmektedir. Mikrocerrahi yöntemi ile yapılan karpal tünel ameliyatları sonrasında hasta, kısa sürede günlük hayatına dönebilmektedir.

Günün İlk Adımı Ağrılı ise Sebebi Topuk Dikeni Olabilir / OP. DR. M. OZAN AŞIK

Sabahları yataktan kalktınız ve güne başlamak için ilk adımı attınız. Topuğunuza bıçak batması gibi keskin bir ağrı saptanıyorsa ve günün geri kalanında topuklarınızda hafif bir ağrı hissediyorsanız sebebi topuk dikeni rahatsızlığı olabilir. Topuk dikeni, topuk kemiğinin alt kısmında kalsiyum birikmesiyle oluşmaktadır. Topuk dikeninin oluşmasında obezite önemli bir sebep olmakla birlikte sık sık ayakta durmak, sert yüzeylerde koşmak ya da zıplamak, uygun olmayan ayakkabılar giymek gibi faktörler de topuk dikeni oluşumuna neden olabilir. Her zaman çıplak gözle görülemeyen topuk dikeninin tanısının doğru bir şekilde konulabilmesi için hasta, şikayetlerini ertelememeli ve Ortopedi-Travmatoloji Uzmanına başvurmalıdır. Topuk dikeni tedavisinde ayağın basınç yükünü azaltmak, ağrıyı ve iltihabı kontrol altına almak, esnekliğin artırılmasını sağlamak önemlidir. Topuk dikeni vakalarında fizik tedavi ve enjeksiyon tedavileri etkili olabilmektedir. Cerrahi dışı yöntemler ile çözüm bulunamayan durumlarda ise hastalara cerrahi tedavi önerilmektedir.

 

Burun içinden beyin tümörü ameliyatı

Burun içinden beyin tümörü ameliyatı

Ülkemizde tıpta ve teknolojide yaşanan hızlı gelişmeler, beyin tümörlerinin tedavisinde bugüne dek ‘olmaz’ denilenleri mümkün kılarken, ‘burun içinden girilerek’ ve ‘kaş üzerinden minik bir kesi ile’ beyin ameliyatı gerçekleştirilmesi de çığır açan yöntemler olarak karşımıza çıkıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kenan Koç, tedavide önemli olanaklar sağlayan bu iki yeni yöntemi ve faydalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ülkemizde son yıllarda beyin tümörlerinin tedavisinde çok ciddi ilerlemeler yaşanıyor. Öyle ki; tümörlerin daha iyi tanınmasını sağlayan nöroradyoloji ve nöropatoloji bilim dallarında yaşanan hızlı gelişmelere, anestezideki gelişmelerin de eklenmesi beyin cerrahisinin etkinliğini daha da artırıyor. Günümüzde beyin cerrahisi ameliyatlarının çoğunluğu mikroskop kullanılarak mikrocerrahi yöntemiyle yapılıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kenan Koç, “Endoskopik ameliyatların beyin cerrahisinde kullanımı da son yıllarda giderek yaygınlaşmaya başladı. Endoskop 2 mm kalınlığında, çalışılacak alanda ışık sağlayarak ve alandaki görüntüyü bir monitöre aktararak ameliyata olanak sağlıyor. Mikroskopik yöntemin aksine endoskopun kullanıldığı ameliyatlarda daha küçük kemik açılımı ile ameliyatları yapabiliyoruz.” diyor.

Daha yakın ve daha geniş görüş açısı sağlıyor!

Endoskopik yöntemin ameliyat esnasında cerraha daha yakın ve daha geniş görüş açısı imkanı sağladığını, bunun özellikle beynin alt bölümünde yerleşen lezyonlar için çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kenan Koç, yöntemin çoğunlukla iyi huylu tümörler için kullanıldığını belirterek “Beynin ön alt bölümü ve klivus dediğimiz bölgelerine doğrudan endoskopik ameliyat yapabiliyoruz. Büyük tümörlere de endoskopik ameliyatlar yapılıyorsa da, beyin dokusunda ödeme yol açan çok büyük hacimli tümörlerde, ameliyatta mikroskobu da kullanmamız gerekebiliyor.” diyor.

Burun içinden doğrudan lezyona ulaşmak mümkün!

Özellikle beynin alt bölümünde yerleşen lezyonları tamamen endoskopik yöntemle burun girerek endoskop yardımıyla ameliyat etmenin günümüzde mümkün olabildiğini vurgulayan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kenan Koç, bu yöntemin faydalarını şöyle anlatıyor: “Sadece gerekli olan sınırlı kemik açılım ile hastanın ameliyat edilmesi, ameliyatın başlangıçtaki açılış ve kapanış sürelerini azaltırken, cerrahın bütün dikkatini tümörde  yoğunlaşmasını sağlıyor. Lezyona doğrudan ulaşım ve açılış ile kapanış sürelerini kısaltması komplikasyonları da azaltıyor. Süre olarak klasik yaklaşımlardan daha kısa sürelerde yapılan burun içinden endoskopik ameliyatların asıl avantajı, tümöral lezyonlara doğrudan ulaşarak, beyin dokusuna daha az dokunulmasını sağlaması. Beyin dokusunu tümörü çıkardıktan sonra ameliyatın sonuna doğru görüyoruz. Standart yöntemlere göre ameliyat yeri komplikasyonları (enfeksiyon, kanama) daha düşük oluyor. Hasta konforu ve iyileşme süreci daha kısa sürede ve daha rahat gerçekleşiyor.”

Kaş üzerinden 3 cm’lik kesi ile kozmetik ameliyat

Ameliyatta uygulanacak yöntemlerin, hastanın hangisine uygun olup olmadığına bakılarak belirlendiğini belirten Prof. Dr. Kenan Koç, diğer yöntemin de; kaş üzerinden kozmetik 3 cm’lik bir kesi ile küçük bir kemik pencere açarak beyin ön alt bölümde yerleşen tümörlerin ameliyatı olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Kenan Koç “Bu ameliyatta endoskop ve mikroskop beraber kullanılmaktadır. Minimal invaziv diye tanımlanan, beyin dokusuna daha az zarar veren bu ameliyatta, tümöre yakın yapılan küçük kesi, ameliyat sonrası hızlı iyileşme ve iyi kozmetik sonucu sağlamaktadır. Bu ameliyatlarda çoğu hasta 3 gün hastanede kalmaktadır. Komplikasyon gelişimi durumunda (sıvı kaçağı, enfeksiyon, kanama vb) yatış süresi uzayabilmektedir. Hastalar bir haftalık sürede normal günlük yaşantılarına dönmektedirler.” diyor.

Multidisipliner yaklaşım şart!

Günümüzde artık cerrahi olarak ameliyathane altyapılarının teknik olarak güçlendiğini, ameliyat mikroskobu, endoskopik sistemler, nöronavigasyon, ameliyat sırasında ultrasound, nöromonitarizasyon ve uyanık ameliyat tekniklerinin artık beyin cerrahisi ameliyathanelerinin standardı haline geldiğini belirten Prof. Dr. Kenan Koç “Cerrahi bilgi, deneyim ve beceri ile ameliyatların etkinliği artmakta, komplikasyon oranları düşmektedir. Hiçbir teknik araç beyin cerrahının yerine geçmediğinden, beyin cerrahı bütün teknik araçları bilgi ve becerisine ekleyerek iyi sonuçları elde etmektedir. Ameliyathaneye ek olarak iyi sonuçlar ekip çalışması ile mümkündür. Anestezi, Radyoloji, Patoloji, Onkoloji, Yoğun bakım birimleri ekibi tamamlamaktadır.” diyerek multidisipliner yaklaşımın şart olduğuna dikkat çekiyor.