Yazılar

Vural Çakır, “İnsani Gelişme seviyesi düşük  olan bir yerden marka kent çıkamaz”

MARKA ŞEHİR VE İNSANİ GELİŞME

İnsani Gelişme seviyesi düşük  olan bir yerden marka kent çıkamaz.

Vural Çakır/ Pause City’s Dergi

Şehirlerle ilgili pek çok yeni kavramla ve ölçü ile karşılaşıyoruz. Bazılarının ardında güçlü ticari motivasyonlar bulunsa da hepsi değişik açıdan şehirlerin gelişim tartışmalarına vizyon katıyor.  Akıllı kentler, sakin (yavaş) kentler, yaşanabilir (yaşam kalitesi yüksek) kentler, kapsayıcı kentler gibi.  En çok konuşulanlardan birisi de  marka şehir kavramı.  Bir çok il ve ilçemiz, “biz marka şehir olabilir miyiz “ diye tartışıyor. Kendilerine marka şehir olma hedefi koyuyor.  Moral motivasyon açısından değerli… Ancak; birçoğunun doğru anlamlandırıldığı ve sonra da disiplinli bir plana bağlandığı söylenemez. Birçok kez karşımıza bu kavram; bir şehir logosu yapmak gibi en basitleştirilmiş şekliyle çıkıyor. Yani hiç anlaşılmamış olarak. Marka şehir olmanın, aslında tıpkı  herhangi bir marka olmak gibi iki ana ekseni var.  Birisi; şehrin ürün, fayda önerisi, diğeri bu önerinin bilinirliği…

Marka şehir; somut olarak hangi ana veya yan faydaları sunabildiğini belirlemiş ve bunun yüksek düzeyde bilinirliğini sağlamış şehirdir.   Bu faydalar birçok kent karakteristiğinden kaynaklanabilir;  şehrin tarihinden, ekonomisinden, coğrafyasından, kültürel yapısından, yemeklerinden, bitki örtüsünden… Hangisinden kaynaklanırsa kaynaklansın gerçekten de o özelliği taşımalıdır.  Yani ürün vaadi havada kalmamalıdır. Sonra da bu temel özelliğin geliştirilmesi, güçlendirilmesi  disiplinli ve uzun vadeli bir uygulama planına bağlanmalıdır. Aynı karakteristiğie sahip başka birçok yerden ayırd edilmesi sağlanabilmelidir.

Daha somut örneklersek;  kış sporları mıdır şehrin ana aktifi, gurme yiyecekleri  midir, lavanta bahçeleri midir, finans sistemi midir,kültür müdür,-çılgın eğlence aktiviteleri midir?…  Kısaca varolan şehir karakteristiklerinden en potansiyel olan belirlenmeli ve geliştirme planına bağlanmalıdır.  İsim, logo ve iletişim bu ana ürün önerileri oluşturulduktan sonar bağlantılı olarak geliştirilebilir.

Marka şehirlerin global olarak ölçmeyi amaçlayan çalışmalar da genellikle bu iki boyut üzerinden gerçekleşmektedir. Bir boyut şehir  aktiflerinin sağlamlığı (ürün önerilerinin ikna ediciliği) ve diğer boyut bilinirliğidir.  Marka şehirler  zirvesinde yeralan  şehirler genellikle aynı çıkar; Los Angeles, New York, Londra ve Paris… İstanbul;  dünya çapında bilinirliği açısından bu şehirlerin hemen ardından gelen bir yaygınlığa sahip. Dünya tarihinde işgal ettiği muazzam rol ve jeopolitik yapısı bilinirlik için çok güçlü bir kaynak ama aktif sağlamlığı (veya ürün fayda hikayesi ) daha zayıf ve dağınık olduğu için zirvedekiler arasında değildir.

İstanbul’un sahip olduğu ve ileride güçlendirme planı yapabileceği aktiflerin daha bütünleşik ve ana ekseni daha net belirlenmiş bir hikayeye kavuşturulması  gerekir. İller için de ilçeler için de bölgesel veya global ölçekte marka olan bir kimlik edinmenin bir de  olmazsa olmaz alt yapısı vardır. Kentin  insani gelişme seviyesi bu alt yapıyı oluşturur. İnsani gelişme seviyesi düşük  olan bir yerden marka kent çıkamaz.  Marka şehir iddiası taşıyacak bir kent, paralel olarak yüksek insani gelişme iddiası da taşımalıdır.

İngev’in düzenli  olarak raporladığı  ilçelerin insani gelişme endeksi (İGE-İ)  bu kritik yapıyı ölçmektedir. Birleşmiş Milletler Kalkınma programından esinlenerek tanımlanan insani gelişme; sosyal adalet (hakkaniyet), yaşam standardı ( gelir ve iş fırsatı), sosyal kapsama (dezavantajlı gruplara imkan), yetkiyi paylaşma (yönetişim), işbirliği (örgütlenme) özgürlüğü, çevre hakları ve insani güvenlik  başlıklarında detaylanır.

İnsani Gelişme Endeki -İlçeler (İGE-i) bu tanımlar çerçevesinde oluşturulan sisteme göre  186  ilçenin insani gelişme seviyesini sıralarken genel durumumuzu da gözler önüne serer.  Toplam değerlendirmeye  göre iki ana konuda çok zayıf durumdayız.  Birisi sosyal kapsama, diğeri de sosyal yaşam.  Sosyal kapsamada iyi değiliz. Yani kadın, yaşlı, çocuk,yoksul, engelli,mülteci gibi kırılgan grupları normal sisteme sürdürülebilir şekilde katmakta zayıf kalıyoruz.

Sosyal yaşamda iyi değiliz. Yani kentte yaşayanların önüne sosyal -kültürel seçenekler koymakta zayıf kalıyoruz. Sosyal yaşamı ve sosyal kapsamayı güçlendirmeyen bir kentin,  marka kent iddiası sadece bir  fantezi olarak kalacaktır.

 

Dinagyang -Iloilo-Filipinler

Dinagyang -Iloilo-Filipinler

22-24 Ocak

lATİN Amerika festivallerini andırsada kendine has bir festival. ıloilo

şehrinin büyüleyici atmosferinde gerçekleşen festivalde kabileler bir birlerinden ilginç kostümleri ve koreografi ile dikkat çekiyor.

Yürüyüşün sonlarına yakın seyircilerde bu renkli eğlenceye dahil olurken, festivalin enerjisini hissede biliyorsunuz. Sokak partisi haline gelen festival hem yerli hem de yabancı insanların birlikte eğlenebildiği ilginç bir hal alıyor.

 

Ipsos; Online Ortamda Mahremiyet Konusunda Bir Önceki Yıla Göre Daha Endişeliyiz

Hayatın hemen her ortamında ulaşımı kolaylaşan internet; en yakınından cep telefonlarına kadar girince, bilgi paylaşımları anlık, hızlı ve son derece kolay hale gelmiş oluyor. İnsanların iş hayatına yönelik yazışmaları, e-kullanımlar ve günlük hayatlarında yaşadıklarını, akıllarından geçenleri anlık olarak paylaştıkları sosyal alanlar da aynı oranda hız kazanıyor. Paylaşılan ne varsa o da aynı hızda tüketilir hale geliyor. Sosyal medyada bilginin viral olarak çok hızlı bir şekilde milyonlarca kişiye yayılabildiği göz önüne alındığında, sosyal medyanın kimi zaman fırsat, kimi zaman ise tehdit olabileceği gerçeği kendini ortaya koyuyor. Geçte olsa anlaşıldı ki; böyle ortamlarda üzerinde fazla düşünülmeden yapılan bilgi paylaşımları, mahremiyet konusunda yeni problemleri, tehlikeleri beraberinde hayatlarımıza taşıyor.
Ipsos’un Kanadalı düşünce kuruluşu CIGI ile birlikte gerçekleştirdiği, Türkiye dahil 25 ülkeyi kapsayan araştırma; internet kullanıcılarının endişelerini, tutumlarını, sosyal medyaya, arama motorlarına, online reklam ve uygulamalara mahremiyet açısından bakışlarını değerlendirdi. Buna göre internet kullanıcılarının yarısından biraz fazlası online ortamda mahremiyetleri konusunda bir yıl öncesine göre daha fazla endişeliler. Ek olarak, katılımcıların %63’ü sosyal medyanın, %57’si ise arama motorlarının çok fazla güce sahip olduğunu düşünüyorlar.
Yakın dönemde medyanın da veri sahipliği ve veri ihlalleri konusuna odaklanmasının da muhtemel etkisiyle, araştırmaya katılanların %52’si bir yıl önceye kıyasla online mahremiyetleri konusunda daha endişeliler. Bu konuda ortalamanın üzerinde endişe duyan bölgeler Latin Amerika Ülkeleri (%63) ve Orta Doğu ve Afrika Ülkeleri (%61) olarak araştırmada öne çıkıyor. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin tam olarak yarısı geçtiğimiz yıla oranla bu konuda daha endişeli olduğunu iletiyor.
Online Mahremiyette Endişenin Başlıca Sebepleri
Online mahremiyetleri konusunda bir önceki yıla göre daha endişeli olanlar; bu endişelerinin artmasındaki sebepler olarak şunları sıralıyorlar:
%81 – siber suçlar
%74 – internet şirketleri
%66 – diğer internet kullanıcıları
%63 – hükümet
%61 – genel olarak şirketler
%58 – yabancı hükümetler
Sosyal Medya ve Arama Motorları Çok Güçlü
Araştırmaya göre; her ne kadar hayatı kolaylaştırsalar da çoğunluğun inancı, sosyal medya ve arama motorlarının çok fazla güce sahip oldukları yönünde… Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %75’i de bu konuda hem fikir ve Türkiye; Nijerya (%84), Mısır (%81) ve Kenya (%79)’dan sonra bu konudaki inanca en çok katılım gösteren ülkeler arasında yer alıyor.
Her on kişiden üçü ise sosyal medyanın hayatlarını daha kötü hale getirdiğini düşünüyor.
Arama Motorları, Online Alışveriş ve Ziyaret Edilecek Web sitesi Kararlarını Etkiliyor
Diğer platformlarla kıyaslandığında arama motorları; bireylerin online alışverişlerini ve ziyaret ettikleri web sitelerini en çok etkileyen platform olarak öne çıkıyor.
Sosyal Medya Politik Görüşleri Etkiliyor
Arama motorları, online uygulamalar ve online reklamlara kıyasla sosyal medyanın bireylerin politik görüşlerinde daha etkili olduğu da araştırma kapsamında ortaya çıkan sonuçlar arasında yer alıyor. Katılımcıların tamamının %42’si, Türkiye’den katılanların da %40’ı sosyal medyanın politik görüşlerini etkilediğini belirtiyor.
İnternette Mahremiyet Konusunda Endişenin Artmasıyla Birlikte Önleyici Davranışlar da Görülüyor
Araştırmaya katılanların,
%43’ü bilmedikleri bir adresten gelen e-mailleri açmadıklarını,
%36’sı anti virüs yazılımı kullandığını,
%36’sı bazı web sitelerine özellikle girmediklerini,
%31’i şifrelerini düzenli değiştirdiklerini,
%30’u ise bazı web uygulamalarını özellikle indirmelerini belirtiyor.