Yazılar

Vegan yaşam çocuk gelişimini olumsuz etkiler mi?

Vegan yaşam çocuk gelişimini olumsuz etkiler mi?

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Sultan Kaba, vegan beslenme hakkında bilgiler verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Sultan Kaba

Çocukların vegan yetiştirilmesi konusu tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de insanları ikiye bölüyor. Vegan beslemek sağlık açısından doğru mu?

Besin alerjisi gibi tıbbi zorunluklar olmadığı sürece çok katı kısıtlamaların olduğu hiçbir yasaklı beslenme modelini desteklemiyorum. Vegan beslenmenin çocukluk çağında büyüme ve gelişme üzerine etkilerinin uzun dönemde güvenli olduğuna dair bilimsel kanıtlar yok. Kaldı ki önermemiz için klasik beslenme modeline üstünlüğünün kanıtlanmış olması gerekir.

Vegan beslenmek çocukların gelişimini, boy uzamasını vb. faktörleri etkileyebilir mi?

Kesinlikle, etkileyebilir. Çocukluk çağının yetişkin dönemden en önemli farklarından biri vücut büyümesinin ve beyin gelişiminin hızlı olmasıdır. Büyüme konusunda genetik, beslenme ve hormonların rolü çok büyük. Vegan beslenme şekli özellikle protein ve mikronutrientlerin eksikliği konusunda yüksek risklidir. Protein eksikliği direkt büyüme geriliğine yol açabileceği gibi, vitamin ve mineral eksikliklerinin de katkısıyla büyümede gerekli hormonların yapımında ve etkisinde de azalmaya yol açarak sağlıklı büyümeyi aksatabilir.

Vegan beslenen bir çocuğun gelişimi ideal boy kilo eğrisinin altında kalıyorsa yeterli beslenmiyor diyebilir miyiz? Bu durumda vegan beslenmeyi kesmek gerekir mi?

Beslenme yetersizlikleri büyüme geriliği olan çocuklarda en sık karşılaştığımız nedenlerden biri. Öncelikle vegan beslenme bir yaşam biçimi.  Karşımızda bir çocuk olduğunu düşünürsek anne babaların çocuk adına, hem uygulamada zorluklar taşıyan,  hem de çocuğun vücut sağlığı üzerine olumsuz sonuçları olabilecek bir yaşam biçimine karar vermelerini doğru bulmuyorum.

Ancak yine de bu konuda ısrar söz konusu ise, vegan beslenme biçimini benimseyen ailelerin çocuklarının sağlık kontrollerinin daha sıkı bir şekilde yapılması gerekir.  Vegan beslenen çocuklarda kalsiyum, B12, çinko ve demir eksikliği riskleri artmıştır. Bu takviyelerin ilaç şeklinde sürekli alınması gerekir ki, hiç pratik değil.  Biz yetişkinler için de ilaç uyumu en büyük zorluklardan biri iken çocukların sürekli ilaç kullanmaya uyum sağlamaları hiç inandırıcı değil. Evet, vegan beslenmeyi kesmek gerekebilir.

Bir çocuğun ek gıdaya geçiş döneminde ve sonrasında beslenme rutini nasıl olmalı?

İlk 6 ay kesinlikle sadece anne sütü ile beslenmeli. Anne de gebeliğin başından itibaren ve emzirdiği sürece dengeli ve yeterli beslenmeli. Mikronutrient eksiklikleri giderilmelidir. 6 aylık olduktan sonra tamamlayıcı beslenmeye başlanmalı ancak anne sütü 2 yaşa kadar sürdürülmelidir. Anne sütüne ek olarak, güvenli ve temiz gıdalar çocuğun verdiği tepkiler ve  çiğneme becerisi göz önüne alınarak, miktar  ve çeşitlilik  açısından  kademeli bir şekilde arttırılmalıdır. Çocukluk çağı beslenmesinde 4 ana besin (ekmek ve tahıl grubu – sebze meyve grubu – et grubu – süt grubu)   mutlaka yer almalıdır. Öncelikle kahvaltı vazgeçilmez öğün olmalıdır. Gece uzun süren açlık sonrası beynin ihtiyacı olan ilk enerji kaynağı kahvaltı öğünü ile sağlanmalıdır. Kahvaltıda yumurta, gün içinde ara öğünlerde yoğurt çocukların sevdiği ve anne açısından hazırlanması kolay besinlerdir.

Doğru beslenme davranışı geliştirmek istiyorsak çocuklar hazırlanan besinlerin tamamının tüketilmesine zorlanmamalı, beslenmeyi öven davranışlardan da kaçınılmalıdır.

Çocukların ihtiyacı olan besinler sadece bitki bazlı gıdalardan alınabilir mi yoksa çocuğun et ve süt ürünlerine de ihtiyacı var mıdır?

Sadece bitkisel kaynaklarla dengeli beslenme sağlayamayız. Hayvansal ürünlere kesinlikle ihtiyaçları var. Örneğin demir hem baklagillerde hem et ürünlerinde var gibi bir savunmayla karşılaşabiliyoruz. Ancak, vitamin minerallerin biyoyararlanım dediğimiz bir süreci var.  Baklagille bağırsağa gelen demir, kırmızı et ile bağırsağa gelen demir kadar iyi emilemeyebilir.

Anne sütü ile beslenen bebeklerde de anne sütünün içeriğinin demir ve B12 vitamininden zengin olması, bizim dışardan ilaç şeklinde vermemize göre daha etkin olacaktır.

Mesela çocuk inek sütü yerine sadece badem, soya, yulaf vs sütü tükettiğinde yeterli kalsiyumu almış olur mu ya da gerekli kalsiyumu alması için ille de inek sütü, peyniri, yoğurdu mu tüketmesi gerekir?

Özellikle de kalsiyum konusu çok önemli. Bitki bazlı sütlerde kalsiyum yok denecek düzeyde. Kalsiyum beyin gelişimi, kemik sağlamlığı, büyüme hususunda çok gerekli. Kesinlikle hayvansal kaynaklara ihtiyaç var. Yumurta, balık, et ve süt ürünlerinin yerini hiçbir bitkisel kaynak alamaz.

Ancak süt ya da yoğurt ya da peynir konusunda üçünden biri arasında tercih yapılabilir. Çocukluk çağında 3 yaştan ergenlik dönemine kadar ortalama 600 mg/gün gibi kalsiyuma gereksinim duyulur. Ergenlikte bu ihtiyaç iki katına çıkar.  Yeterli kalsiyum alımı için günde 2-3 porsiyon süt ürünü tüketilmelidir. (Bir bardak süt ve yoğurtta 300 mg, bir kibrit kutusu peynirde 200 mg kalsiyum vardır)

Et tüketmeyen, doğumundan itibaren vegan beslenen çocuklarda ileriki yıllarda sağlık sorunları görülme riski daha mı fazla?

Her ne kadar vegan beslenmede kalp sağlığı üzerine olumlu etkilerden bahsedilse de yasaklı beslenme modellerinde besin eksikliklerinin sonuçları da korkunçtur. Potansiyel eksiklikler açısından denetleme ve eksikliklerin düzenli olarak takviye edilmesi her zaman uygulanamayacağı için özellikle kemik sağlığı ve beyin sağlığı üzerine olumsuz etkileri çok muhtemeldir. Ders başarısı ve sosyoentellektüel kapasitede kayıplar da yine maalesef olabilir.

Çocukların henüz kendi tercihlerini yapamayacak yaşlarda vegan ya da et yiyen diye ayrılması doğru mu?

Ben yanlış buluyorum. Klasik beslenme şekline üstün olduğu kanıtlanmamış ve yasaklardan oluşan bir beslenme biçimi,  özellikle çocukların yasaklara karşı çok direnç gösterip tam tersi davranışları göstermeye eğilimli olduklarını düşünürsek,  kişilik gelişimlerini de etkileyebilir.

Ergenlik döneminden sonra çocuk kendi isterse böyle bir tercih yapacaktır. Çocukluk döneminde yönlendirme yapmaktan kaçınılmalıdır.

Ebeveynlerinin beslenme şekli hem çocukluk döneminde hem de çocuk yetişkin olduğunda besin tercihleri üzerinde etkili olmaktadır. Bu açıdan da çocuk büyüyünce hayvansal ürünler tüketmeyi doğru bulsa bile, çocukluk döneminde ailede uygulanan vegan beslenme tutumundan dolayı, damak tadı gelişmemiş olmadığı için hayvansal gıdaları yiyemeyebilir.

Çocuğunuz yeterince uzun mu? 

Çocuğunuz yeterince uzun mu? 

‘Eyvah çocuğum akranlarından daha kısa’, ‘Acaba basketbol mu oynasa boyunun uzaması için?’, ‘Mucizevi besinler var mıdır, çocuğumun boyunu uzatacak olan?’…  Çocuğunun sağlıklı büyüme seyrinde olmadığı kaygısına kapılan ebeveynlerden en sık duyulan cümleler bunlar! Sahi, boy kısalığı bir kader mi, yoksa günümüzde tedaviyle büyüme geriliği sorununa çözüm sağlanabiliyor mu?

 Boy kısalığı; kişinin boy uzunluğunun belirlenmiş standartlara göre son yüzde 3’lük dilimde yer alması olarak tanımlanıyor. Bir başka deyişle, aynı yaş ve cinsiyetteki sağlıklı 100 kişilik bir grupta boy sıralamasındaki son 3 kişi, kısa boylu olarak kabul ediliyor. Ülkemizde her 100 kişiden 5-10’unda boy kısalığı görülüyor, bunun nedenleri arasında yetersiz beslenme başta olmak üzere yeterince uyumamak ve aşırı strese maruz kalmak gibi yaşam koşulları yer alıyor. Çocuğun boyunun kısa olup olmadığına karar vermek için de öncellikle boyunun doğru ölçülmesi, ölçülen boyun Türkiye standartları ile karşılaştırılarak hangi persentil eğrisinde, yani büyüme standartlarında olduğuna bakılması gerekiyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı, boy kısalığına erken tanı konulmasının çocuğun boyunun ideal uzunluğa ulaşmasında çok önem taşıdığını belirterek, “Erken tanı için çocuklarda boy ölçümünün hekim tarafından 6 ay aralıklarla yapılması; hekimin ve ebeveynin bu ölçümleri kaydetmeleri çok önemli. Çünkü büyümede yavaşlama fark edildiğinde mutlaka ek inceleme yapılması gerekiyor. Doğum ağırlığı düşük olan ve erken doğan çocuklar ise mutlaka daha yakın izlenmeli. Ayrıca anne boyu 155 cm veya baba boyu 168 cm altında olan çocukların da büyüme izlemi titizlikle yapılmalı” diyor. Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı, çocuklarda boy kısalığı hakkında en çok merak edilen 7 soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Saygın Abalı

SORU: Çocuğumun kısa boylu kalmasını önleyebilir miyim? 

CEVAP: Öncellikle nedeni belirlemek çok önemli. Günümüzde birçok hastalıkta uygulanan tedavilerle çocuklarda boy kısalığını önlemek mümkün. Ancak tedaviden etkin sonuç alınmasında ‘erken tanı’ büyük rol oynuyor. Bazı hastalıklarda ise maalesef büyümeyi arttırıcı tedaviler yararlı değil, hatta bazılarında sakıncalı olabiliyor. Tüm bu aşamalarda çocuk endokrinolojisi uzmanının değerlendirmesi çok önemli.

SORU: Çocuklarda boy kısalığına hangi faktörler yol açıyor?

CEVAP: Beslenme sorunu olmayan çocuklarda sık görülen boy kısalığı nedenleri, büyümede gecikme olması ve ailevi boy kısalığıdır. Ailevi boy kısalığı nadir görülen genetik bir nedenden kaynaklanabileceği için çocuğun dikkatle izlenmesi gerekiyor. “Boy kısalığının tedavi edilebilir nedenleri arasında büyüme hormonu eksikliği oldukça önemlidir.” uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı, özellikle büyüme hızında yavaşlamanın bu hastalık için önemli bir bulgu olduğuna işaret ediyor. Bunların yanı sıra; Turner sendromu, tiroid hormon eksikliği, kronik böbrek hastalığı, doğumsal metabolizma hastalığı, sindirim sistemi hastalığı (örneğin çölyak hastalığı), kan hastalığı, kafa içinde yer kaplayan kitle, Cushing sendromu, kortizon içeren ilaçların veya kremlerin fazla kullanımı da boy kısalığına yol açan diğer faktörleri oluşturuyor.

SORU: Boy uzamasında etkili olan besinler var mıdır?

CEVAP: Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı, boy uzamasına doğrudan olumlu etkisi olan bir besinin olmadığını belirterek, şöyle devam ediyor: “Besin çeşitliğinin sağlanması, hayvansal ve bitkisel proteinlerin, sağlıklı karbonhidratların (tahıllar ve baklagiller), süt ürünlerinin, meyve ve sebzelerin; çeşitli, yeterli ve dengeli tüketilmeleri önem taşıyor. Hazır içecekler ve yiyeceklerden ise mümkün olduğunca uzak durulmalı.”

SORU: Spor boy uzamasında faydalı oluyor mu? Örneğin, basketbol çocuğumun daha uzun boylu olmasını sağlar mı?

CEVAP: Boy uzamasının en önemli belirleyicisi, yüzde 70-80 oranında genetik etmen oluyor. Yani, çocuğun yetişkinlikteki boyunu belirleyen en önemli etkenler anne ve babanın boyu. Sağlıklı yaşam, yeterli ve dengeli beslenme, düzenli egzersiz ile düzenli uyku ve ekran başında geçirilen süre de önem taşıyor. Basketbol gibi belirli bir spor türünün boya daha olumlu etkisi olduğuna dair bilimsel bir kanıt mevcut değil. Önemli nokta; çocuğun beden sağlığına, psikolojik ve sosyal gelişimine en uygun olan, ayrıca sevdiği ve sürekli yapabileceği bir sporun seçilmesi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

SORU: Çocuğumun boyunun yeterince uzamadığını nasıl anlarım? Ne zaman bir hekime başvurmalıyım? 

CEVAP: Çoğu ebeveyn çocuklarının kısa boylu kalacağı kaygısını yaşıyor. Peki, çocuğun kısa boylu olabileceğine işaret eden sinyaller neler? Ebeveynler ne zaman alarma geçmeliler? Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı, bu soruya “Çocuk 1-2 yaş arasında yılda 10 cm’den, 2-4 yaş arasında 7 cm’den, 4 yaşından ergenliği başlayana kadar da 5 cm’den az büyüyorsa, bu tablo çocukta kısa boy sorununa işaret ediyor. Bu durumda zaman kaybetmeden bir hekime danışmak gerekiyor.”

Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı,  ayrıca normal büyüme değerinde olsa bile, anne ve babasına göre kısa boylu ise çocuğun sağlığının değerlendirmesi gerektiğini belirterek, şu noktalara dikkat çekiyor: “Çocuğun boyu normal olsa da, büyüme hızı düşükse yine mutlaka ileri inceleme gerekiyor. Bu istisnalardan da anlaşılacağı üzere, her çocuğun boyunun belli aralıklarla doğru bir şekilde ölçülmesi ve büyüme hızının hesaplanması çok önemli. Anne ve babanın da boyunun ölçülerek sağlık izlem kartlarına yazılması, özellikle 2 yaş sonrasındaki büyümenin değerlendirilmesinde kilit rol üstleniyor.”

SORU: Anne baba kısa boylu ise çocuk da mutlaka kısa boylu mu olur?

CEVAP: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, anne ve/veya babanın kısa boylu olması, çocuğun da mutlaka kısa boylu kalacağı anlamına gelmiyor. Boy kısalığı nedenleri arasında genetik etkenler önemli yer tutuyor. Ancak genetik etmenlerin bir kısmı da hastalıklardan kaynaklanıyor. Bu hastalıklar kalıtsal oluyor, yani diğer aile bireylerinde de boy kısalığı görülüyor. Bu nedenle ailede kısa bireylerin olması durumunda, bu soruna yol açan genetik etkenin saptanması ve bazılarında tedaviye başlanması gerekiyor.

SORU: Boy kısalığı tedavisinde nasıl bir yol izleniyor?

CEVAP: Boy kısalığında tedavinin başarısı; hastalığın tipine, tedavinin başlama yaşına, çocuğun ve ailesinin tedaviye uyumuna bağlı olarak değişiyor. Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı, özellikle erken tanı almış çocukların tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğine işaret ederek, “Boy kısalığına yol açan kronik hastalıklardan birinin saptanması durumunda, bu hastalığa yönelik tedavi esastır. Örneğin çölyak hastalığında, hastalığa özgü beslenme tedavisi uygulanıyor. Beslenme yetersizliği olan çocuklarda beslenme desteği sağlanıyor, kronik böbrek hastalığında da bu hastalığa yönelik tedaviler uygulanıyor.” diye anlatıyor. Büyüme hormonu eksikliğinde, Turner sendromu ile bazı genetik hastalıklarda, düşük doğum ağırlığı olup yeterince büyüyememiş çocuklarda, beyin tümörü tedavisine bağlı boy kısalığında, yine çocuk endokrinolojisi uzmanı tarafından büyüme hormonu tedavisi verilebiliyor.”

Erken ergenlik sorunu olan çocukla 5 önemli iletişim kuralı

 Erken ergenlik sorunu olan çocukla 5 önemli iletişim kuralı

‘Çocuğumun boyu ya uzamazsa?’… ‘Henüz çok küçük, ruhsal olarak yıpranır mı?’… Ebeveynleri son yıllarda en çok kaygılandıran konuların başında, ‘erken ergenlik’ geliyor. Bunun nedeni ise ergenliğin daha erken yaşlarda başladığına yönelik çeşitli görüşlerin olması. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı, ülkemizde son yıllarda erken ergenlikle ilgili hekime başvuruların arttığını belirterek “Ancak bu artış ergenliğin gerçekten daha erken başlamasına bağlı olabileceği gibi, ailelerin farkındalığının artmasından da kaynaklanabilir. Ülkemizde ergenlik yaşıyla ilgili yapılan son çalışmalardan alınan sonuçlar; meme gelişiminin daha erken başladığı, ancak ilk menstrüasyon yaşında erkene kayma söz konusu olmadığı yönünde. Erken ergenliğe yönelik daha net bilgi için özellikle son yıllardaki gözlemlerimizle ilgili yeni çalışmalara ihtiyaç var” diyor.

Özellikle bu yaşlarda başladıysa, dikkat!

Ergenlik çocukluktan yetişkinliğe geçişte cinsiyet özelliklerinin olgunlaşma sürecini tanımlayan bir dönem. Bu süreç kız çocuklarında genellikle 10 yaşında meme gelişimiyle başlıyor, ilk menstrüasyon ise 12-12.5 yaşlarında oluyor. Erkek çocuklarında da süreç 11-11.5 yaşlarında başlıyor. Erken ergenlik ise ergenlik sürecinin kız çocuklarında 8 yaşından, erkek çocuklarında ise 9 yaşından önce başlaması olarak tanımlanıyor. Kız çocuklarında ilk menstrüasyonun 10 yaşından önce olması da erken ergenlik olarak nitelendiriliyor. Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı meme gelişimi, kıllanma, sivilce ve erişkin tipi vücut kokusu 8 yaşından önce başlayan kız çocuklarında çocuk endokrinolojisi uzmanına başvurulması gerektiğini belirterek, “Erkek çocuklarında da benzer şekilde 9 yaşından önce cinsel organın büyümesi, kıllanma gibi ergenlik bulguları olanlar değerlendirilmeli.” diyor.

Bu ilk belirtileri atlamayın!

Peki, erken ergenlik ilk olarak hangi belirtilerle kendini belli ediyor? “Kız çocuklarında meme gelişimi genellikle ilk ve en önemli başvuru nedenidir.” bilgisini veren Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı, “Fazla kilolu çocuklarda göğüs bölgesindeki yağlanma yanlışlıkla meme gelişimi olarak değerlendirilebiliyor; ancak, bunun tersi de sıklıkla görülüyor. Fazla kilolu bir kız çocuğunda meme gelişimi ergenliğin ileri evrelerine kadar yağ dokusu sanılıp atlanabiliyor. Bu nedenle özellikle meme gelişimi 8 yaşından önce başladıysa, değerlendirmek gerekiyor” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı, erkeklerde ise ilk bulgunun testislerin büyümesi olduğunu vurgulayarak, “Cinsel organın boyutunda artış ve kıllanma da ilk belirtiler arasında yer alıyor. Bunlar dışında, her iki cinsiyette de hızlı büyüme ve hızlı kilo alma da ergenliğin ilk işareti olarak değerlendirilebilir.” diyor.

Tedavi ne zaman gündeme geliyor?

Erken ergenlik genetik etkenler, beslenme hataları ve obezite gibi faktörler nedeniyle gelişiyor. Ayrıca östrojenik etkilere sahip olan lavanta gibi bitkisel aromatik yağların ve propolis gibi destek ürünlerinin, bıldırcın yumurtası gibi besinlerin kullanımı da erken ergenlik nedeni olabiliyor. Bunların yanı sıra çok nadiren de olsa iyi huylu tümörler veya merkezi sinir sistemi hastalıkları da erken ergenliğe yol açabiliyor. Erken ergenlikte tedavi ise yapılan tetkiklerde, özellikle 6-7 yaşından önce ergenlik özellikleri saptanıyorsa, hemen gündeme geliyor. 7-8 yaşın üzerinde tespit edilmişse, çoğunlukla 3-6 ay arası bir izlem sonrasında hızlı bir ilerleme gözleniyorsa, tedaviye başlanıyor. Ayrıca 8 yaşından büyük kız çocuklarında da ergenlik evresi ileri ise tedavi gündeme gelebiliyor.

Hormon üretimi geciktiriliyor

Erken ergenlik, kemiklerin hızla olgunlaşması nedeniyle çocuğun erişkin boyunda olumsuz etkilere neden olabiliyor. Örneğin; 8 yaşındaki bir çocukta kemik yaşı 11 saptanabiliyor, bu da erişkin boyunun beklenenin altında kalması anlamına geliyor. Bunun dışında akranlarına göre erken başlayan davranış değişiklikleri ve erken menstrüasyona uyumda zorluklar nedeniyle psikolojik olarak sorunlar da yaşayabiliyorlar. Tedavide ergenliği başlatan ve merkezi sinir sistemi tarafından salgılanan ‘GnRH’ isimli hormonunun farmakolojik olarak benzerlerinin verilerek yumurtalıkların hormon üretimi de geciktiriliyor. Bu tedaviyle en önemli hedeflerden biri, kemiklerin hızlı olgunlaşmasının önüne geçmek ve kızlarda menstrüasyon yaşını ötelemek. Böylelikle öngörülen erişkin boy arttırılarak çocuğun hedef boyuna ulaşması sağlanabiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı tedavinin aylık ve üç ay aralıklı enjeksiyonlarla gerçekleştirildiğini belirterek, “Tedavi boyunca, çocukların büyüme ve ergenlik süreci 3-6 ay aralarla hekim tarafından değerlendiriliyor. Bu tedavinin sadece çocuk endokrinolojisi uzmanları tarafından yapılması gerekiyor.” diyor.

İletişimde bu 5 kural çok önemli!

“Ergenlik çocuklarımızın bedensel değişimlerine ek olarak ruhsal ve sosyal açıdan da değişiklikler yaşadıkları bir dönem. Bu durumun erken olması, çocuklarımızın bu ruhsal ve sosyal değişimi daha zor yaşamalarına neden olabiliyor. Dolayısıyla erken ergenlik yaşayan çocukla iletişim kurarken oldukça dikkatli olunmalı” uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Saygın Abalı, ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken noktaları şöyle anlatıyor:

  • Kurallardan ödün vermeden, ancak çocuğunuzun kişiliğine saygılı olarak ona olan sevginizi ve desteğinizi hissettirin.
  • Özellikle dış görünümüyle ilgili incitici sözlerden kaçının.
  • Akranlarıyla olumlu ya da olumsuz karşılaştırmalar yapmayın.
  • Sağlıklı büyümesi için gerekli olduğunu vurgulayarak; uyku saati, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite ve ekran başında geçireceği süre konularında öneriler sunun.
  • Sözlü önerilerimizden çok, davranışlarımızla onlara model olmamız daha da önem taşıyor. Sağlıklı yaşam kurallarını sadece ergenlik döneminde değil, doğumdan itibaren ev yaşamına dahil etmeye özen gösterin.

 Pandemide çocuğunuzu obeziteden koruyacak 11 önlem

 Pandemide çocuğunuzu obeziteden koruyacak 11 önlem

Çocukluk çağı obezitesi dünyada ve ülkemizde hızla artıyor. Yapılan çalışmalar Türkiye’de her 4 çocuktan birinin fazla kilolu ya da obezite hastası olduğuna işaret ediyor. Özellikle pandemi sürecinde çocuklarda yaygın olarak görülen hareketsizlik ve beslenme düzenindeki değişiklikler obezite riskini de beraberinde getirebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Bölümü’nden Uz. Dr. Bahar Özcabı, çocuklarda obezite hakkında bilgi verdi ve anne babalara önemli önerilerde bulundu.

Çocuğunuz fazla tartılı ya da obezite hastası mı?

Obezite yani şişmanlık, vücuttaki yağ miktarının sağlığı bozacak şekilde aşırı artması olarak tanımlanmaktadır. Çocukluk çağında obezite sıklığı ülkemiz de dahil tüm dünyada artmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde her 3 çocuktan birinin fazla tartılı/şişman olduğu bildirilmektedir. Ülkemizde ise COSI-TUR 2016 çalışması ilkokul 2. sınıf öğrencilerinin %24,9’unun fazla tartılı/şişman olduğunu göstermiştir. Bu oran da yaklaşık her 4 çocuktan birinin fazla kilo veya obezite hastası olduğuna işaret etmektedir. Obezite hastalığının tanısında sıklıkla boy ve vücut ağırlığı değerleri kullanılmaktadır. İki yaşından küçük çocuklarda boya göre ağırlık değerlerine göre tanı konulmaktadır. Daha büyük çocuklarda ise vücut ağırlığı, boyun metre cinsinden karesine bölünerek vücut kitle indeksi hesaplanmaktadır. Ancak erişkindekinden farklı olarak sabit bir değere göre karar verilmemektedir. Yaş ve cinsiyete göre oluşturulmuş eğrilerde vücut kitle indeksi yüzde değerleri %85 ile %95 arasına denk gelen çocuklar fazla tartılı, %95 ve üzerinde olanlar ise şişman olarak kabul edilmektedir. Bu çocuklarda bel çevresi değerleri de organ yağlanması ve metabolik risklerin ortaya konulmasında yardımcı olmaktadır.

Fazla kilo sağlıklı bir ergenliği de önleyebilir

Ülkemizde yıllardır süregelen “Şişman bebek ya da çocuk sağlıklıdır” algısı son derece yanlıştır. Çünkü çocukluk ve ergenlik çağında en sık görülen şişmanlık tipi basit şişmanlıktır. Basit şişmanlık, kişinin aldığı ve harcadığı enerji dengesinin bozulması nedeniyle karşımıza çıkmaktadır. Bu çocukların beslenme öykülerinde çok miktarda şeker ve şekerli gıda/içecek, yağlı ya da hazır gıda tüketimi vardır. Bazen de porsiyonların büyük olması ya da besin öğelerinin uygun oranlarda alınmaması bu duruma yol açar. Ergenlik öncesi dönemde yaşıtlarına göre uzundurlar ancak ergenliğin erken başlaması ve büyümenin erken sonlanması nedeni ile erişkin boyları olumsuz etkilenebilir. Özellikle de aile bireylerinin ya da bakımı üstlenen kişilerin “Çocuktur, yesin, vücut zamanla kiloyu atar” gibi yaklaşımları şişmanlığın gelişimi ve ağırlaşmasında rol oynamaktadır. Bugün çocukluk çağında şişman olarak adlandırılan çocukların önemli bir kısmının erişkin dönemde de obezite hastası olmaya devam ettiği bilinmektedir.

Kanserden kalp hastalıklarına pek çok tehlike pusuda bekliyor

Çocukluk çağı şişmanlığında; kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, kan yağlarında yükseklik, karaciğer yağlanması, diyabet (şeker hastalığı), ortopedik sorunlar, uyku bozuklukları, özgüven kaybı ve sosyal izolasyon gibi sorunlar görülebilmektedir. Her zaman ek tedaviler gerektirmese de ergenlik bulgularının öne kayması ile karşılaşılabilmektedir. Özellikle de obezitenin erişkin dönemde meme, yumurtalık,  prostat gibi bazı kanserler için de zemin hazırladığını ve üreme bozukluklarına yol açabildiğinin unutulmaması gerekir. Şişmanlığın bağışıklık sistemi üzerine de olumsuz etkileri olabilmektedir.

Anne babada olan şişmanlık çocuktaki riski 15 kat artırıyor

Çocukluk çağında obezite konusunda hem genetik, hem de çevresel etmenlerin büyük etkisi vardır. Anne-babadan birinde obezite varlığı çocukta şişmanlık gelişme riskini 2-3 kat, ikisinde birden olması da 15 kat artırmaktadır. Doğum öncesi ve sonrası nedenler, fiziksel aktivite durumu, beslenme alışkanlığı, sosyo-kültürel ve ailesel etmenler, psikososyal faktörler ve kimyasallar gibi ek çevresel etmenler de obezitenin oluşumunda rol oynamaktadır.

Uygun tedavi planlaması ve yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşıyor

Genetik yatkınlığın haricinde erken yaşta şişmanlığa neden olan ya da ek bulguların eşlik ettiği, nadir genetik hastalıklar da bulunmaktadır. Bu genetik hastalıklar ya da hormonal bozukluklar açısından risk altında olan çocuklar, çocuk endokrinoloji hekimleri tarafından görülmeli ve izlenmelidir. Basit obezitenin söz konusu olduğu durumlarda ise tedavinin en önemli bileşeni yaşam tarzı değişiklikleridir. Bazı durumlarda ilaç tedavileri gündeme gelebilir. Ancak bu yaşam değişiklikleri uygulanmadığı zaman ilaç tedavisinin de etkinliği sınırlı kalmaktadır. Erişkin dönemde uygulanan bariatrik cerrahi, çocukluk çağında öncelikli tedavi yöntemlerinden biri değildir ve bu konuyla ilgili araştırmalar devam etmektedir. Gelişimini büyük oranda tamamlamış, diğer tedaviler ile gelişme kaydedilemeyen, seçilmiş olgularda gündeme gelebilir ancak çocuklar bu konuda deneyimli, çocuk endokrinoloji dahil gerekli tüm branşların bulunduğu merkezlerce değerlendirilmelidir.

Covid sürecinde çocukluk çağı obezitesine karşı 11 önlem

Çocukların egzersiz olanaklarının azaldığı, ekran karşısında geçirdikleri sürenin arttığı, uyku ve beslenme düzenlerinde değişikliklerin yaşandığı pandemi sürecinde aşırı kilo alımının önüne geçmek için şu önlemler alınabilir:

  1. Sağlıklı beslenme bilinci çocuklara erken yaşlarda kazandırılmalıdır.
  2. Anne ve baba sağlıklı beslenme ile egzersiz planlaması konusunda çocuklarına örnek olmalıdır.
  3. Paketli gıdalar yerine sağlıklı atıştırmalıklar seçilmelidir.
  4. Şekerli ya da katkı maddeli yiyecek ve içecekler ödül olarak gösterilmemelidir.
  5. Çocuklar karbonhidrat, protein, yağ, lif, vitamin ve mineralleri bakımından dengeli beslenmelidir.
  6. Porsiyonlar çocuğun yaşına uygun olmalıdır.
  7. Çocuğa düzenli egzersiz alışkanlığı kazandırılmalıdır.
  8. Uyku saatleri düzenlenmelidir.
  9. Ekran başında geçirilen süre sınırlandırılmalıdır.
  10. Çocuklarla oyunlar oynanmalı, kaliteli zaman geçirilmelidir.
  11. Hafif ev işlerinde çocuklara sorumluluk verilebilir.