Yazılar

Yemeklerinize bir diş sarımsak katın, çünkü…

Kış ayları; soğuk hava ve kapalı alanlarda uzun süre kalma sonucunda artan enfeksiyon riski nedeniyle bağışıklık sistemimizin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu bir dönem. Güçlü bir bağışıklık sadece hastalıklardan korunmamız için değil, mevsimsel yorgunluklara karşı direnç gösterebilmemiz için de önemli. Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, doğru ve dengeli beslenmenin bağışıklık sistemimizin en temel yakıtı olduğuna dikkat çekerek, “Çünkü vücudumuz savunma hücrelerini üretmekten onları aktive etmeye kadar her aşamada kaliteli besin öğelerine ihtiyaç duyar” diyor. Kış mevsiminde sağlıklı beslenmenin sadece yeterli miktarda yemek anlamına gelmediğine işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, “Sağlıklı beslenmek; doğru vitamini, minerali ve antioksidanı doğru şekilde ve gerekli miktarda almak anlamına gelir. Bu nedenle C, D, A ve E vitaminleri ile çinko, selenyum ve omega-3 kaynaklarını günlük beslenmede tüketmek büyük önem taşır. Ayrıca, uzun açlıklardan kaçınmalı, her öğünde kaliteli protein, sağlıklı yağ ve lifli besinlere yer verilmelidir” bilgisin veriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, kış aylarında bağışıklık sistemimizi güçlendiren beslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik

Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik

Yemeklerinize günde bir diş sarımsak ekleyin

Sarımsak, içeriğindeki allicin sayesinde antibakteriyel ve antiviral etki gösteriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, düzenli tüketildiğinde sarımsağın bağışıklık hücrelerinin aktivitesini artırdığını belirterek, “Günde bir diş çiğ veya ezilerek yemeğe eklenen sarımsak soğuk algınlığına karşı koruma sağlar. Özellikle çorbalara ve sulu yemeklere pişirme sonunda eklendiğinde daha fazla etkili olur” diyor.

Çorbalarınıza kemik suyu ilave edin

Kolajen, prolin ve glisin gibi bağışıklık sistemini destekleyen aminoasitler açısından zengin olan kemik suyu ayrıca bağırsak bariyerini güçlendirerek vücudun iltihap yanıtını da  dengeliyor. Çorbalarınıza veya yemeklerinize günde bir kepçe (yaklaşık 100 ml) eklemeniz kış aylarında güçlü bir savunma sağlayacaktır. Ancak, kan kolesterol düzeyiniz yüksekse kemik suyunu haftada iki kezden fazla tüketmemelisiniz.

Zerdeçal ve karabiberi birlikte kullanın

Zerdeçalın ana etken maddesi olan kurkumin vücutta tek başına yüzde 2 oranında emilirken, karabiberdeki piperin ile birlikte tüketildiğinde emilim yüzde 20’lere çıkıyor. Bu kombinasyon güçlü bir anti-inflamatuar etki oluşturarak bağışıklığı destekliyor. Günde bir çay kaşığı zerdeçal ve bir tutam karabiberi çorba, omlet veya sıcak sütle tüketebilirsiniz.

C vitamini kaynağı meyve şart

C vitamini bağışıklığın temel savunucusu olan beyaz kan hücrelerinin üretimini artırmak gibi önemli bir işlev üstleniyor. Portakal, mandalina, kivi ve çilek gibi C vitamini içeren meyveler hem antioksidan sağlıyor hem de enfeksiyon süresini kısaltıyorlar. Dolayısıyla, günde bir porsiyon, yani 100-150 gram C vitamini kaynağı meyve tüketmeye özen gösterin. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, ancak C vitamininin depolanan bir vitamin olmadığını vurgulayarak, “Bu vitaminin fazlası idrar yoluyla vücuttan atılır. Bu nedenle, C vitamini içeren meyveyi fazla tüketmek kan şekeri regülasyonunu bozabilir ve gereksiz şeker alımına yol açabilir. Dolayısıyla, özellikle diyabetik hastalar bir porsiyondan fazla tüketmemelidir” bilgisini veriyor.

Sofranızda haftada en az iki kez balık olsun

Haftada en az iki kez somon, uskumru veya sardalya tüketmeyi alışkanlık edinin. Bu balıklardaki omega-3 yağ asitleri inflamasyonu, yani yangıyı azaltıyor ve bağışıklık hücrelerinin işlevlerini güçlendiriyor. Ancak, sağlığınız için fırın veya ızgara pişirme yöntemini tercih etmelisiniz.

Her gün bir avuç kuruyemiş tüketin

E vitamini, çinko ve sağlıklı yağlar açısından zengin olan kuruyemişler bağışıklık hücrelerini oksidatif stresten koruyor. Cevizdeki alfa-linolenik asit ayrıca antiviral savunmayı da destekliyor. Bu nedenle, günde bir avuç (25–30 gr) çiğ fındık, badem veya ceviz tüketmeniz bağışıklığınızın güçlenmesinde etkili oluyor.

Probiyotik kaynaklarını unutmayın

Bağışıklığın yüzde 70’i bağırsaklarda olduğu için probiyotikler güçlü bir bağışıklık sisteminin sağlanmasında kritik bir rol oynuyor. Kefir ve yoğurttaki lactobacillus ile bifidobacterium türleri enfeksiyona karşı koruma sağlıyor. Günde iki su bardağı (350-400 gr) probiyotik kaynaklı yoğurt veya kefir tüketmek bağışıklığı belirgin şekilde güçlendiriyor.

Bir tutam maydanozu limonla birlikte tüketin

Maydanoz hem C vitamini hem de klorofil bakımından zengin bir besin. Klorofil oksijenlenmeyi artırırken toksinlerin de atılmasına yardımcı oluyor. Kahvaltıda veya salatalarda bir avuç maydanoz tüketmek kış hastalıklarına karşı koruyucu etki gösteriyor. Limonla birlikte yenildiğinde C vitamini etkisi daha da güçleniyor.

Her gün bir yumurta önemli

Yumurta; A vitamini, D vitamini, çinko ve kaliteli protein içeriyor. Bu vitamin ile minerallerin bağışıklık hücrelerinin oluşumu ve onarımı için gerekli olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, “Günde bir adet yumurta tüketmek, özellikle mevsim geçişlerinde vücudun direncini artırır. Ancak, kan kolesterol seviyesi yüksek olan kişiler haftada üç adet yumurta tüketmeliler” bilgisini veriyor.

Günde 1,5 litre su içmeyi unutmayın

Bağışıklık hücrelerinin büyük kısmı lenf sistemi içinde taşınıyor. Su olmazsa lenf akışı yavaşlıyor ve bağışıklık yanıtının gecikmesine sebep oluyor. Su aynı zamanda vücuttan toksinlerin atılmasını ve mukozaların savunma gücünü destekliyor. Dehidratasyon ise bağışıklığı hızla düşürüyor. Bu nedenle, susama hissiniz az olsa bile günde 1.5 litre (6–8 bardak) su içmeyi asla ihmal etmeyin.

#BağışıklıkGüçlendirme #KışBeslenmesi #SağlıklıYaşam #AcıbademHastanesi #MüzeyyenÇelik #DengeliBeslenme #VitaminMineral #Omega3 #KışAylarındaSağlık #BeslenmeÖnerileri #DiyetUzmanı

Cilt tipinize uygun olması çok önemli, çünkü…

Mutluluk hormonu salgılatıyor, uyku kalitesini artırıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, sağlığımızın vazgeçilmezi D vitamininin sentezlenmesini sağlıyor… Yaz mevsiminde tüm yakıcılığını hissettiren güneş, sağlığımız üzerinde son derece önemli işlevler üstleniyor. Ancak, kontrolsüz olarak maruz kaldığımızda güneşin ultraviyole (UV) ışınları cildimizde pek çok olumsuz etkiye yol açabiliyor. Cilt yaşlanmasının hızlanması, lekelenme, foto yaşlanma ve cilt kanseri, UV ışınlarının en sık neden olduğu sorunlardan. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, aslında güneş koruyucular cilt tipine uygun seçildiğinde, doğru şekilde ve düzenli kullanıldığında güneş hasarının büyük ölçüde önlenebildiğini belirterek, “Doğru koruma alışkanlıkları, cilt yaşlanmasını ve cilt kanseri riskini azaltmada büyük rol oynar. Dolayısıyla, güneş koruyucu günlük cilt bakımı rutinimizin  vazgeçilmez bir parçası olmalıdır. Ancak, hiçbir ürün yüzde 100 koruma sağlamaz. Bu nedenle, gölgede kalmak, koruyucu kıyafetler giymek ve şapka kullanmak da çok önemlidir” diyor.  Güneş koruyucuların mutlaka cilt tipine uygun olması gerektiğini vurgulayan Dermalotoji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, “Zira, yanlış ürün seçimi; ciltte tahriş, alerji ve sivilce artışı gibi sorunlara yol açabilir. Ayrıca yeterince koruma sağlayamayan ürünler lekelenmeye ve foto yaşlanmaya neden olabilir, çok daha önemlisi, ilerleyen yıllarda cilt kanseri riskini artırabilir” uyarısında bulunuyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, güneş koruyucuların yeterli koruma sağlayabilmeleri için dikkat etmemiz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. Kübra Nursel Bölük

Dr. Kübra Nursel Bölük

Üç temel kural çok önemli!

Güneş koruyucularını genellikle gelişigüzel seçiyor, güneşe çıktıktan sonra sürüyor ve tekrarlamayı ihmal ediyoruz. Oysa, cildimizi güneşin zararlı etkilerinden koruyabilmeleri için bazı kurallara dikkat etmemiz şart. Dermatoloji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, güneş koruyucularından etkili sonuç alabilmemiz için alışkanlık edinmemiz gereken en önemli 3 kuralı şöyle sıralıyor:

  • Doğru ürün seçmek (cilt tipine ve kullanım alanına uygun)
  • Doğru zamanda uygulamak (güneşe çıkmadan en az 20–30 dakika önce)
  • Doğru miktarda ve sıklıkta uygulamak (her 2 saatte bir ve yüzme/terleme sonrasındatekrarlamak)

Fiziksel veya kimyasal özellik taşıyor

Cildimizi güneşin zararlı UV ışınlarından koruyan ürünler olan güneş koruyucular fiziksel (mineral) ve kimyasal olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Fiziksel (mineral) filtreler ışınları yansıtarak; kimyasal filtreler ise UV ışınlarını emerek etkisiz hale getiriyorlar. Güneş koruyucuları; krem, losyon, sprey ve jel formlarında bulunabiliyor.

Fiziksel filtreler: Çinko oksit ve titanyum dioksit cilt yüzeyinde kalarak ışınları yansıtıyorlar. Genellikle daha az alerjik etki göstermeleri nedeniyle; hamileler, emziren anneler, bebekler ve hassas ciltli bireyler için öneriliyor.

Kimyasal filtreler: Avobenzone ve octocrylene kimyasalları içeren ürünler cilt tarafından emiliyor ve zararlı ultraviyole ışınlarını kimyasal olarak absorbe ediyorlar. Ancak, bazı hassas ciltlerde irritasyon yapabiliyorlar.

Cilt tipinize uygun ürün seçin

Etkin bir koruma için mutlaka cilt tipinize uygun ürün seçmeniz gerekiyor. Yağlı ciltlerde su bazlı, matlaştırıcı etkili ve ‘non-komedojenik’, bir başka deyişle sivilce oluşturmayan;  kuru ciltlerde ise nemlendirici özellikli güneş koruyucular öneriliyor. Ayrıca ciltte kuruma ve kaşıntı gibi sorunlar oluşturabileceği için kuru ciltte jel formunu kullanmamak gerekiyor. Alerjik ve hassas ciltler için parfüm, alkol ile kimyasal filtre içermeyen ürünler tavsiye ediliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, bazı kimyasal içeriklerin hassas ciltlerde alerji yapabileceği uyarısında bulunarak, “Bu nedenle, alerjik yapıya sahip bireyler dermatoloğa danışarak uygun ürün seçmelidir. Yeni bir ürünü önce küçük bir alanda test etmek faydalı olabilir” diyor.

Güneşe çıkmadan 30 dakika önce sürün

Güneş koruyucu ürünlerde yapılan en önemli hatalardan biri, güneşe çıkarken uygulamak oluyor. Oysa, yeterli koruma sağlamaları için ürünleri güneşe çıkmadan 20–30 dakika önce uygulamanız çok önemli. Her 2 saatte bir tekrar etmeniz gereken güneş koruyucuları; terleme, havluyla silinme ve yüzme sonrasında, süreyi dikkate almadan mutlaka yenilemeyi alışkanlık edinin.

Vücut için 2 yemek kaşığı şart!

Güneş koruyucu ürünlerin etkili olabilmeleri için doğru miktarda sürülmeleri büyük bir öneme sahip. “Az miktarda ürün cildinizi yeteri kadar korumazken, fazlası ise gözenekleri kapatarak sivilceye neden olabilir” uyarısında bulunan Dermatoloji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, sözlerine şöyle devam ediyor: “Etkili bir korunma için koruyucu ürün; yüz, boyun, kulak arkası, dekolte, el üstleri ve ayak üstleri gibi tüm açık bölgelere dikkatlice sürülmeli. İnce değil, homojen ve yeterli miktarda bir tabaka halinde uygulanmalı. Yüz ve boyun için bir dolu çay kaşığı yeterli olurken, tüm vücut için yaklaşık 2 yemek kaşığı kadar ürün kullanmanız gerekiyor.

SPF değerine dikkat edin!

Açılımı Sun Protection Factor olan SPF, ürünün UVB ışınlarına karşı sağladığı koruma derecesini gösteriyor. Bir başka deyişle, güneş altında kalabileceğimiz süreyi tanımlıyor. Günlük kullanımda SPF 50 ve üzeri ürünleri tercih etmeniz öneriliyor.

Güneş altında asla bırakmayın!

Yüksek ısı ve güneş ışığına maruz kalan ürünlerin içeriği bozulabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, ürünün etkisinin azalması nedeniyle cildin daha hızlı yaşlanması ve lekelenme, çok daha önemlisi zamanla cilt kanseri gibi istenmeyen sonuçların oluşabileceğini vurgulayarak, “Dolayısıyla, güneş koruyucular plajda iken  güneş altında asla bırakılmamalı, mutlaka gölgede ve serin bir yerde muhafaza edilmelidir” diyor.

Bulutlu havalarda da kullanmanız şart

Güneşin zararlı ultraviyole ışınları bulutlu havalarda ve gölgede de cildimize ulaşabiliyor. Bu nedenle,  güneş koruyucu ürünü sadece güneşli günlerde değil, her hava koşulunda kullanmayı alışkanlık haline getirmeniz cilt sağlığınız için büyük önem taşıyor.

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Kış aylarında astım atakları artıyor, çünkü…

Astım dünyada ve ülkemizde çocuklarda en sık görülen kronik hastalıklardan biri. Dünyada her yıl milyonlarca çocuğa astım tanısı konuluyor. Ülkemizde de okul çağındaki her 7 çocuktan 1’inde astım görüldüğü belirtiliyor. Kış aylarında soğuk hava, grip gibi viral enfeksiyonlar, hava kirliliği ile kapalı ortamlarda artan hayvan tüyü, toz ve küf gibi alerjenler astımı tetikliyor. Bu nedenle, kış aylarında okul çağındaki çocuklarda daha yaygın görülen astım tedavi edilmediğinde veya kontrol altına alınamadığında çocuğun fiziksel aktivitelerini kısıtlayabiliyor ve okul performansını olumsuz etkileyebiliyor. Ayrıca sürekli tedavi gerektiren durumlarda psikolojik sorunlara da neden olabiliyor. Çocuklarda okul kaybı ve hastane yatışlarının önemli bir sebebi olan astımın belirtileri ise tedaviyle kaybolabiliyor. Ancak,  bu durum tüm çocuklar için geçerli olmuyor, hastalık kontrol edilmezse yaşam boyu sürebiliyor.  Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, astımın kontrol altına alınmasında hekim, ebeveyn ile çocuğun işbirliği ve düzenli yapılan takiplerin büyük bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Doğru tedaviyle çocuklar yaşıtları gibi sosyal aktivitelere katılabilir ve okul hayatına sorunsuz devam edebilirler. Anne babaların dikkat etmeleri gereken en önemli nokta ise çocuk biraz  düzelince ‘iyileşti’ düşüncesiyle hemen ilaçları bırakmamak olmalı. Aksi halde hastalık ilerleyip kalıcı bir iz bırakabilir” diyor.

Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya

Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya

Çocuklarda astımın 4 önemli sinyali!

Astım, solunum yollarının kronik bir şekilde yüzeysel olarak iltihaplanması sonucu daralması ve aşırı duyarlılık göstermesiyle ortaya çıkan bir solunum hastalığı. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, solunum yolunda enfeksiyon gibi çeşitli sebeplerle tahriş oluştuğunda gelişen belirtileri şöyle özetliyor:

  • Düzelmeyen öksürük
  • Sık sık nefes alma veya nefes alırken zorlanma
  • Hırıltılı solunum (vizing)
  • Efor sırasında ( özellikle koşarken veya spor yaparken) nefes almakta güçlük çekme veya hırıltı oluşması

Atakları önlemek için bu kurallara dikkat!

Çocuklarda astım; atopi (yani doğuştan yatkınlık), alerjenlere yoğun maruz kalma (ev tozu akarları, polenler, küf), evde sigara içilmesi, hava kirliliği ve sık geçirilen solunum yolu enfeksiyonları gibi etkenler nedeniyle oluşuyor. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, astım ataklarının önlemesinde çocuğun ilaçlarını düzenli kullanmasının, sigara dumanından uzak kalmasının, okul ortamında ve servislerde toz ile hayvan tüyü gibi ortamlardan kaçınmasının ve kokulardan uzak kalmasının büyük bir önem taşıdığını söylüyor.

Okul yönetimini mutlaka bilgilendirin!

Hafif astımı olan çocuklar dahi bazen çok ağır astım atakları yaşayabiliyorlar. Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, bu nedenle öğretmenlerin ve okul  yönetiminin  mutlaka bilgilendirilmesi gerektiğine işaret ederek, “Bu sayede okul yönetimi çocuğun sağlık durumu için acil müdahale gerektiğinde hazırlıklı olur ve doğru müdahalede bulunur. Ayrıca çocuğun tetikleyici ortamlardan kaçınabilmesi sağlanabilir. Bunların yanı sıra  çocuğa, örneğin spor derslerindeki aktivitelerin düzenlenmesi gibi özel düzenlemeler yapabilir” diyor.

Yaşına uygun olarak eğitim şart!

Okulda oluşabilecek astımla ilgili sorunları öneyebilmek için çocuğa, yaşına uygun olarak, astım hastalığı ve ilaçları hakkında bilgi vermenin son derece önemli olduğunu vurgulayan Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, “Çocuğa astım atağı geçirirse ne yapması gerektiği ve ilaçların doğru kullanımı mutlaka anlatılmalıdır. Bu bilgiler kendine olan güvenini artırır ve acil durumlarda paniğe kapılmasını önler” diye konuşuyor.

“Çocuğum iyileşti” düşüncesiyle ilacı asla bırakmayın!

Okul çağındaki çocuklarda gelişen astımın tedavisinde, her yıl grip aşısı dahil olmak üzere, genel koruyucu önlemlerin alınması büyük bir önem taşıyor. Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, tedavinin çocuğun yaşı ve hastalığın seyri gibi etkenlere bağlı olarak planlandığını vurgulayarak, “Astımı uzun vadede kontrol altına almak için ‘kontrol edici’ ilaçlara başvurulmaktadır. Ayrıca atak sırasında semptomları hafifletmek amacıyla hızlı etki gösteren ilaçlar verilmektedir. Tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için ilaçların doğru şekilde ve zamanında kullanılması, çocuğun hastalığı konusunda eğitilmesi, düzenli olarak doktor kontrolünden geçmesi ve tetikleyici faktörlerden uzak durması gerekmektedir. Doktorun önerilerine uyulması çok önemlidir. Örneğin, çocuk biraz  düzelince, anne babalar ‘çocuğum iyileşti’ düşüncesiyle ilaçları asla bırakmamalıdır. Aksi halde hastalık ilerleyip kalıcı bir iz bırakabilir” diyor.

Gözlerinizi sık sık kırpın, çünkü…

Gözlerinizi sık sık kırpın, çünkü…

Güneş, havuz, deniz ve polenler… Yaz aylarında göz sağlığınıza çok dikkat etmelisiniz, çünkü gözlerinizi pek çok tehlike bekliyor. Güneş sağlığımız üzerinde önemli faydalar sağlasa da yaz aylarında yeryüzüne daha yoğun ve dik gelen zararlı UV ışınları cildimizin yanı sıra gözlerimizi de tehdit ediyor. Sıcak havalarda serinlemek için sıkça tercih ettiğimiz havuzlarda dezenfeksiyon için kullanılan kimyasallar ve polenler de göz sağlığımız için risk oluşturuyor. Yaz aylarında bu tür etkenler bazı göz hastalıklarının oluşumuna veya şiddetinin artmasına yol açabiliyor. Dolayısıyla başta göz enfeksiyonu olmak üzere gelişebilecek göz hastalıklarına karşı mutlaka önlem almak gerektiğine dikkat çeken Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, “Göz ile ilgili herhangi bir sorun geliştiğinde ise ‘geçer’ diye beklememek, çok gecikmeden göz doktoruna başvurmak gerekir. Zira küçük bir ihmal, ileride ciddi görme kayıplarına bile neden olabilir’ diyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, yaz aylarında gözlerimizi korumak için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. İbrahim Şahbaz

Dr. İbrahim Şahbaz

Elleri sık sık yıkamamak

Plaj, piknik ve kamp yerlerinde almamız gereken hijyen önlemleri genel sağlığımız gibi göz sağlığımız için de çok önemli.  Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, “El ve göz temasının en fazla olduğu mevsim bahar ve yaz aylarıdır. Zira plaj, piknik ve kamp yerlerinde el ile göze çok sık temas edilir. Kirli elle dokunmak gözlerin mikrop kapmasına kolayca yol açabildiği için ellerin olabildiğince temiz tutulması gerekir” diyor.

Göz kuruluğuna karşı önlem almamak

Yaz aylarında güneş ve sıcak hava göz kuruluğuna yol açan önemli etkenlerden. Ayrıca iç ortamlarda ve klimalı mekanlarda gözyaşı normalden fazla buharlaşarak; gözde kurumaya, batmaya ve yanmaya, hatta göz yüzeyinin zarar görmesine  neden olabiliyor. Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, “En basit önlem; gözlerimizi daha sık kırparak daha sık nemlenmesini sağlamaktır. Ayrıca klimalı ortamda havayı nemlendiren cihaz  kullanmakta da fayda var. Bunlara rağmen sorun devam ederse göz hekimine danışarak suni gözyaşı damlasından yararlanılabilir. Bu önlemler yeterli gelmezse daha yoğun bir tedavi gerekebilir” diye konuşuyor.

Kalitesiz güneş gözlüğü kullanmak

Güneş gözlüğü yaz aylarında gözlerimizi ultraviyole ışınlarının yapabileceği başta alerjik reaksiyonlar olmak üzere, katarakt ve sarı nokta hastalığı gibi önemli sağlık sorunlarını engelleyebiliyor. Ancak standartlara uymayan ve  ultraviyole koruması olmayan güneş gözlüklerinin tam aksine gözlere zarar verebileceği uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz,  “CE işareti, ürünün ilgili teknik düzenlemesine uygun olduğunu ve ürünlerin amacına uygun kullanılması halinde insanın can ve mal güvenliğine, bitki, hayvan ve çevreye zarar vermeyeceğini gösteren bir işarettir. Gözlüğün sapında CE işareti olmayan güneş gözlükleri ise gözümüze ciddi zaralar verebilir” diyor.

Göze gelen darbeyi önemsememek!

Açık havada yapılan sporlar sırasında gözümüz top, dirsek veya diz darbeleri gibi dış etkenler nedeniyle travmaya uğrayabiliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, bu travmaların gözümüzde ciddi sorunlar oluşturabileceğine dikkat çekerek, “Öyle ki darbeler gözün ciddi şekilde yaralanmasına, kornea ve retina yırtıklarına, göz içi kanamaları ile ödemine neden olabilir. O an önemsenmeyen bir darbe, ileride körlüğe bile yol açabilir. Koruyucu bir spor gözlüğü takmak bu riskleri azaltmak açısından faydalıdır” bilgisini veriyor.

Bu saatlerde korunmasız sokağa çıkmak

Güneşin ultraviyole ışıkları gözümüzde alerjik reaksiyonlar oluşturarak doğrudan zarar verirken, batma ve yanmanın yanı sıra katarakt ile retina hastalıklarına da  neden olabiliyor. Dolayısıyla özellikle 10:00-14:00 saatleri arasında güneş ışınlarından uzak kalınması gerektiğine işaret eden Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz,  “Eğer dışarıya çıkılması şart ise geniş siperlikli şapka ve ultraviyole koruması olan güneş gözlüğü kullanmak koruyucu etki gösterir” diyor.

Kum kaçan gözleri ovuşturmak

Özellikle plaj ve kırsal alanlarda gözümüze sıkça kaçabilen kum, toz veya otlar da önemli risk unsurlarını oluşturuyor. Gözünüze kaçan yabancı cismi görebiliyorsanız, gözyaşı damlasıyla gözlerinizi yıkayıp cismin dışarı çıkmasını sağlayabilirsiniz. Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, “Ancak cisim görülmüyorsa gözler kesinlikle ovuşturulmamalıdır. Ayrıca göz doktoruna görünmek ihmal edilmemelidir. Zira yabancı cisim ve gözleri ovuşturmak korneayı çizerek göz enfeksiyonuna, hatta görme kaybı oluşturabilen kalıcı hasara yol açabilir” uyarısında bulunuyor.

Yüzücü gözlüğü kullanmamak

Havuzlarda yapılan sportif faaliyetler göz travmaları riskini artırırken, en sık yaşanan travma ise havuzlarda hijyen için yer alan klordan ve diğer kimyasallardan kaynaklanıyor.  Zira bu tür maddeler gözlerde alerjik reaksiyonlara sebep olabiliyor. Dolayısıyla havuzda yüzücü gözlüğü kullanmayı ihmal etmeyin.

Havuza lens ile girmek

Yaz aylarında kontakt lensler daha fazla tercih ediliyor. Ancak kontakt lenslerin dikkatsizce kullanılmaları göz enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, kontakt lensleri takıp çıkarmadan önce ellerin mutlaka yıkanması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ayrıca lens solüsyonları ve lens kutuları temiz bir şekilde saklanmalıdır. Bu nedenle tatilde en uygunu günlük lens kullanmaktır. Göz enfeksiyonu ajanlarının lense yapışarak göze bulaşmalarını kolaylaştıracağı için deniz ve havuza lens yerine numaralı yüzücü gözlüğüyle girilmelidir” diyor.

Omuzları açıkta kalmasın, çünkü…

Omuzları açıkta kalmasın, çünkü…

Parklarda, kumsalda veya çayır ve çimenlerde… Çocuklar yaz aylarında genellikle açık havada fazla zaman geçirmeleri nedeniyle güneş ışınlarına daha yoğun maruz kalıyorlar. Güneş ışınları her ne kadar D vitamini için önemli olsa da, ozon tabakasında oluşan delinmeler ve incelmeler ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle çocuklar yaz aylarında açık havanın keyfini çıkarırken onları güneşin zararlı etkilerinden korumak çok önemli. Özellikle bebekleri ve 5 yaşın altındaki küçük çocukları, ciltlerinin hassas yapılarından dolayı güneşten korurken çok daha dikkatli olmak gerekiyor. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, çocuklarda güneş kaynaklı en sık güneş yanıkları, güneş çarpması, ciltte lekeler ve çillenme ile benlerde artış sorunları yaşandığına dikkat çekerek, “Özellikle çocukluk döneminde aşırı güneşe maruz kalma sonucu oluşan cilt yanıkları ileride gelişebilecek cilt kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Güneş ışınları deri hücrelerinde DNA hasarına yol açarak cilt kanseri gelişmesine sebep olabilir. Öyle ki çocukluk çağında bir kez bile güneş yanığı olmuş çocukların ileriki yaşlarda cilt kanserine yakalanma riskleri üç kat daha fazladır. Dolayısıyla çocukları güneşten korumak büyük önem taşımaktadır” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, ebeveynlerin güneşin zararlı ışınlarına karşı almaları gereken önlemleri anlattı; önemli uyarılarda bulundu!

Dr. Şebnem Ersoy

Dr. Şebnem Ersoy

Bu saatlerde dışarıya çıkmayın!

Güneşten korunmanın en önemli yolu güneşten kaçmaktır. Havanın kapalı ya da bulutlu olması veya gölgelik alanlar güneşten tam korunma sağlamaz. Dolayısıyla güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-15.00 arasında çocuğunuzu güneşe çıkarmamaya özen göstermeniz çok önemli.

Şapkası geniş kenarlıklı olsun

Çocuğunuzu güneşten korumak için geniş kenarlıklı şapkaları kullanın. Geniş siperlikli arka ve önden ekstra kumaşlarla desteklenmiş şapkalar (Balıkçı, kova ya da cankurtaran tipi) yüz ve boynu da korudukları için iyi bir tercih olacaktır.

Güneş gözlüğü çok önemli

Çocuğunuzun gözlerini zararlı UVA ve UVB ultraviyole ışınlarından korumak için mutlaka güneş gözlüğü kullanmasını sağlayın. Güneş gözlüğünün CE veya UV 400 sertifikasına sahip olması UV ışınlarına karşı iyi koruduğunu gösterir.

Omuzları açıkta kalmasın

Yaz aylarında çocuğunuzun giysilerinin güneş ışınlarına karşı koruyucu etkiye sahip olmasına dikkat edin. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, omuzların güneş ışığı için en riskli bölgeleri oluşturduğunu belirterek, “Dolayısıyla çocuğunuz uzun süre  açık havada kalacaksa omuzları açıkta bırakan askılı kıyafetler giydirmeyin. Bol kesim, hafif kıyafetler vücudunu serin tutacaktır. Kumaşlar güneş ışınlarını geçirmemeli, sık dokunmuş ve açık renkli olmalıdır. Günümüzde özel güneş koruyuculu,  çabuk kuruyan kıyafetler de var ve bunlar tercih edilebilir” diyor.

Güneşe çıkmadan 30 dakika önce sürün

Güneş kremi kullanırken dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta ise ürünü güneşe çıkmadan 30 dakika önce, cilde yeterli miktarda ve kalınlıkta sürmek olmalı. Dr. Şebnem Ersoy, güneş kreminin açıkta kalan cildin tamamına uygulanması ve her iki saatte bir tekrarlanması gerektiğini belirterek, “Yüz, omuz, ense ve boyun gibi  hassas bölgeler sürekli olarak koruyucu ürünle korunmalıdır. Ürün havuzdan veya denizden çıktıktan, terledikten ve havluyla kurulandıktan sonra mutlaka yenilenmelidir” diyor.

Güneş kreminde bu özelliklere dikkat!

Güneş kremi kullanmak güneşin zararlı ışınlarından korunmanın en güvenli yollarından biri olarak belirtiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, bebeklerin ciltlerinin çok hassas olması ve gelişimlerini henüz tamamlamadıkları için  6 aydan küçük bebeklerde güneş kremi kullanımının önerilmediğini belirterek, “Dolayısıyla doğrudan güneş ışını temasından kaçınarak korunmalıdırlar” diyor. Bu aydan itibaren cilt tipine bakılmaksızın yüksek faktörlü ürünlerin kullanılması gerektiğine işaret eden Dr. Şebnem Ersoy, “Güneş kremlerinin üzerinde yazan SPF (Sun Protection Factor)  kremin koruyucu gücünü gösterir” diyor. Dr. Şebnem Ersoy, çocuklar için güneş kremi alınırken dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle anlatıyor:

  • SPF 30 ve üzeri ( mümkünse 50 SPF ) olmalı
  • UVA ve UVB filtrelerini birlikte içermeli
  • Yüksek miktarda güneş ışınlarını süzmeli
  • Bebek ve çocuk cildine uyarlanmış, dermatolojik testlerden geçmiş olmalı
  • Paraben ve alkol içermemeli
  • Mineral ya da organomineral koruyucu içermeli
  • Derinin ısı ve PH’ından etkilenmemeli
  • Suya, denize, terlemeye, buharlaşma ve sürtünmeye dayanıklı olmalı
  • Kokusuz ve parfümsüz olmalı

Kırmızı et tüketiminiz 70 gramı aşmasın, çünkü…

Kırmızı et tüketiminiz 70 gramı aşmasın, çünkü…

Kurban Bayramı’nın geleneksel sofralarında aklımıza ilk gelen şey genellikle kırmızı et tüketmek oluyor. Ancak kırmızı eti abartmak kalp-damar ve bağırsak sağlığı başta olmak üzere vücudun tüm sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bayram sürecinde de sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sürdürmenin oldukça önem taşıdığına işaret ederek, “Kurban Bayramı’nda özellikle üç kurala çok dikkat etmek gerekiyor; kırmızı eti günde  sadece bir öğün ve kontrollü miktarda tüketmek, etin yağsız olmasına dikkat etmek ve sebze, yani posa tüketimini arttırmak. Zira bayramda bu kurallara dikkat edilmediğinde kilo alımının yanı sıra karında şişkinlik, gaz ve kabızlık gibi sindirim sorunları, kan şekerinde dengesizlik ve çok daha önemlisi kalp krizine kadar varabilen önemli sağlık sorunları gelişebiliyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Kurban Bayramı’nda dikkat etmeniz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Günde 70 gramdan fazla kırmızı et tüketmeyin

Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketimi neredeyse günde 3 öğüne kadar varabiliyor. Ancak yapılan çalışmalardan alınan sonuçlar doğrultusunda, kırmızı etin pişmiş haliyle günde 70 gramdan (2-3 köfte büyüklüğünde et) daha fazla tüketilmemesi öneriliyor. Zira bayramda abartılan kırmızı et tüketimi; hazımsızlık, kabızlık, kilo artışı ve kolesterol seviyelerinde yükseliş ile sonuçlanabilirken, uzun vadeli sonuçlar çok daha yıkıcı olabiliyor. Sağlık otoriteleri ayrıca haftada 350-500 gramdan fazla tüketilen kırmızı etin özellikle kolon kanseriyle ilişkilendirildiğini gösteriyor.

Eti yağsız tercih edin, yağsız pişirin

Kırmızı et doğası gereği yağ içeren bir besin ve içeriğinde temel olarak doymuş yağ barındırıyor. Doymuş yağların fazla tüketimi de kalp damar hastalıklarıyla ilişkilendiriliyor. Kırmızı etin üzerinde görünen beyaz yağ kısımlarını tüketmek, etle alınan doymuş yağ oranını arttırıyor. Bu nedenle kırmızı eti beyaz yağlarından arındırarak tüketmeniz gerekiyor. Ayrıca pişirirken ekstra yağ eklemek zaten yoğun kalorili bir besin olan kırmızı etin kalorisini daha da yükselterek vücuttaki yağ oranının artmasına yol açabiliyor.

Eti en az 24 saat dinlendirin!

Yeni kesilen etin sindirimi zor olduğu için hazımsızlık gibi sorunlar gelişebiliyor. Bu nedenle kırmızı eti kesim sonrasında serin bir ortamda 24 saat dinlendirdikten sonra pişirmeli, kalan kısmı küçük parçalar halinde derin dondurucuya kaldırmalısınız. Küçük paketler şeklinde dondurmanız, çözdürme esnasında güvenli bir ortam sağlayacaktır. Zehirlenmelere yol açabilecek zararlı bakterilerin ette üremesini engellemek için etlerin çözdürme işlemini ise buzdolabında ya da akan su altında gerçekleştirmelisiniz. Pişen bir yemeği oda sıcaklığında maksimum 2 saat bekledikten sonra buzdolabına kaldırmanız da önem taşıyor. Aksi takdirde ette bozulmalara yol açabilecek bakteri sayısı artıyor ve zehirlenmelere neden olabiliyor.

Kahvaltıda ve akşamları kavurma yemeyin!

Kahvaltıda kavurma yerine bol yeşillik, bir adet yumurta, orta yağlı peynir ve zeytin gibi hafif seçenekler tüketmek gün içerisinde alacağınız daha yoğun kalorili besinlerin olumsuz etkilerini dengelemenize yardımcı oluyor. Kavurma gibi yoğun kalorili yiyecekleri akşam yemeği yerine öğle öğününde tüketmeniz sindirim kolaylığı açısından daha uygun oluyor.

Etin yanında bol salata ya da sebze tüketin

Kırmızı etin fazla ya da sık tüketilmesi bağırsak sağlığını bozarak tüm sistemi olumsuz etkileyebiliyor kabızlık, çok daha kötüsü zamanla kolon kanserlerine yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, posalı beslenmenin bu olumsuz etkileri önlemeye yardımcı olabildiğine işaret ederek, “Dolayısıyla Kurban Bayramı’nda tüketeceğiniz kırmızı et miktarını minimal oranda tutmalı ve bağırsak sağlığını posa içeriğiyle olumlu etkileyen salata ve sebze gibi lifli yiyecekleri bu dönemde bolca tüketmelisiniz.” diyor.

Sakatat tüketimine dikkat!

Sakatatlar yüksek oranda kolesterol içeriyor. Bu nedenle kolesterolünüz yüksekse sakatat tüketmemeniz gerekiyor. Kolesterolünüz yüksek değilse dahi sakatatları sıklıkla yerseniz zamanla kolesterol seviyeniz yükselebiliyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Et yediyseniz tatlılardan kaçının

Kurban Bayramı’nda önem vermeniz gereken bir başka nokta ise hayvansal yağ içerebilen çikolata ve tatlı gibi yiyeceklerden kaçınmak olmalı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kırmızı etin yanı sıra bazı çikolata ve tatlıların da hayvansal yağ içerdikleri uyarısında bulunarak, ”Kırmızı et doğasında hayvansal yağ barındırıyor. Çikolata ve tatlılar da hayvansal yağ konusunda masum değildirler. Çikolata süt yağı, tatlılar ise tereyağı gibi hayvansal yağlar içerebiliyor. Bu besinler tıpkı kırmızı ette olduğu gibi kolesterol ve yoğun kaloriye sahipler. Bu nedenle kırmızı et ile bu besinlerin aynı dönemde birlikte tüketilmeleri önem taşıyor.” diye konuşuyor.

Probiyotik içerikli ürünlerden faydalanın

Bayram sürecinde et tüketimin artması veya sağlıklı beslenme rutininin bozulması bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebiliyor, bağırsaktaki iyi ve kötü bakteri dengesini bozabiliyor. Ayrıca bayramda beslenme rutininin değişmesine bağlı olarak gaz, şişkinlik ve kabızlık gelişebiliyor. Dolasıyla bu dönemde kefir ya da probiyotik yoğurt gibi probiyotik yiyeceklerden faydalanmanız bağırsak sağlığını olumlu yönde etkileyecektir.

Bol bol su için

Çoğumuz bayram ya da kutlama benzeri dönemlerde beslenme alışkanlıklarımızı değiştirebiliyor ve su tüketimini azaltabiliyoruz. Ancak bol su tüketimi kabızlığı önlenmek, sindirimi rahatlatmak ve vücudumuzdaki ödemi azaltmak gibi birçok önemli  fonksiyona sahip. Dolayısıyla vücudunuzu susuz bırakmamak için sadece bayramlarda değil, her gün kilo başına 30-35 ml su tüketmeyi alışkanlık edinin.

Haftada 200-300 dakika spor şart!

Bayramda fazla kalori alımını dengelemek ya da beslenme alışkanlıklarının değişmesine bağlı olarak oluşan sindirim problemlerini önleyebilmek için günlük adım sayınızı ya da aktivite düzeyinizi yüksek tutmak önem taşıyor. Sağlıklı yetişkinlerin haftada 200-300 dakika orta tempo egzersiz yapmaları öneriliyor.

İnciri kabuğuyla birlikte tüketin, çünkü…

İnciri kabuğuyla birlikte tüketin, çünkü…

Ağustos ve Eylül aylarının favorisi incir, yüzlerce minik tohumla dolu ve yenilebilir yeşil veya mor kabuklarıyla hafif, ferahlatıcı ve oldukça lezzetli bir meyve. Bir porsiyon incir, bir adet orta boy incire denk geliyor ve yaklaşık 60 kalori içeriyor. Bir porsiyon incirde; 2 gram diyet lifi, 175 mg potasyum, 25 gram kalsiyum, A, E vitaminleri ve sağlık için oldukça faydalı olan antioksidan maddeler bulunuyor. İncir bu zengin içerikleri sayesinde pek çok sağlık problemine karşı etkili oluyor. Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, ancak kilo verme sürecinde olan kişilerin ve diyabet hastalarının inciri günde bir porsiyondan (bir adet) fazla tüketmemeleri gerektiği uyarısında bulunarak, “Bunun nedeni ise incirin kan şekerini hızlı yükselten ve yine hızlıca düşüren bir meyve olması. Bu durum çabuk acıkmaya sebep olabileceği için kilo verme sürecinizi olumsuz etkileyebiliyor. Ayrıca diyabet hastalığınız varsa, ani kan şekeri yükselmelerine sebep olacağı için diyabet kontrolünü zorlaştırabiliyor. Dolayısıyla bu semptomları önlemek için yanında ceviz, badem veya süt gibi protein içerikli gıdalar tüketmenizde fayda var. Sağlık probleminiz yoksa günde 2 adet incir tüketebilirsiniz” diyor. Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, incirin 6 faydasını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu

Sindirimi kolaylaştırıyor

İncir, içerdiği yüksek lif sayesinde bağırsaktaki sağlıklı bakterilerin besin kaynağı oluyor. Bu etkisiyle bağırsak hareketliliğini artırarak; sindirim sağlığını iyileştirmeye, dışkıyı yumuşatmaya, kabızlığı azaltmaya, gaz ve şişkinlik gibi şikayetlerin giderilmesine katkı sağlıyor. Sağlıklı bir yetişkinin günde en az 25 gram diyet lifi tüketmesi gerekiyor. Günde iki porsiyon incir yenildiğinde bu miktarın yaklaşık yüzde 20’si karşılanabiliyor.

Kalp ve damar sağlığını destekliyor

Vücudumuzdaki tüm sistemlerin eksiksiz çalışması için potasyum elzem bir mineral. Bir adet incirde 175 mg potasyum yer alıyor. Potasyum mineralinin beslenme yoluyla yeterli miktarlarda alınması, damar içi basıncını azaltarak böbreklerdeki süzme hızını artırabiliyor. Bu sayede yüksek tansiyon hastalığı olarak da bilinen hipertansiyonun dengelenmesine yardımcı olabiliyor.

Cildin yenilenmesine katkı sağlıyor

Yapılan çalışmalarda; incir özünün de içerisinde bulunduğu meyve kombinasyonlarının cilt hücreleri üzerinde antioksidan etki gösterdiği ve bu sayede kolajen yıkımını azaltarak cilt yenilenmesini desteklediği tespit edilmiş. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, “Bu anlamda daha çok araştırmaya ihtiyaç duyulsa da, günde bir porsiyon incir daha parlak bir cilde sahip olmanıza katkı sağlar diyebiliriz” bilgisini veriyor.

Tatlı ihtiyacına doğal ve lezzetli bir alternatif

İncir zengin bir lif, bir başka deyişle posa kaynağıdır. Dolayısıyla tatlıya ihtiyaç duyduğunuzda doymuş yağ ve şeker içeren tatlılar yerine, lif ve doğal şeker içeren incirden faydalanmanız kilo verme amaçlı uyguladığınız diyetleri sürdürmenize destek verecektir. Örneğin bir adet inciri 10 adet badem veya bir bardak süt ile yerseniz, kan şekerinin dengelenmesine ve yaşanan tatlı krizlerinin hafiflemesine fayda sağlayarak diyete uyumunuzu daha da arttıracaktır. Dolayısıyla kendinizi tok hissetmenize yardımcı olacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bağışıklık sistemini güçlendirebiliyor

İncir kabuğunun muhteşem mor rengi, bu güzel meyvenin ne kadar çok antioksidan madde içerdiğinin  bir göstergesi. Bir antioksidan çeşidi olan flavonoidlerden ‘antosiyanin’ maddesi hücrelerimizi oksidatif strese karşı adeta bir kalkan gibi koruyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, “Bu nedenle inciri yeterince temizledikten sonra kabuğuyla birlikte tüketmek hücrelerimizi zararlı bileşenlerden korumaya yardımcı olarak bağışıklık sistemimizin de güçlenmesine katkı sağlıyor.” diyor.

Kemik sağlığı için önemli

İçerisinde bol miktarda kalsiyum ve magnezyum da bulunduran incir, mevsiminde taze ve düzenli tüketildiğinde kemikleri güçlendirmeye destek veriyor ve yaşa bağlı oluşan kemik erimesinin hızını yavaşlatmaya katkı sağlayabiliyor.

Bu üç kurala dikkat!

  • Kabızlık problemi yaşıyorsanız, bir adet incir yedikten sonra bir bardak su içmeyi alışkanlık edinin. İncirden alacağınız posa, yeteri kadar suyla birlikte tüketildiğinde bağırsak hareketlerini artırarak kabızlık probleminin çözülmesine katkı sağlıyor. Bu sayede bağırsak hareketleriniz hızlanıyor.
  • Kan şekerinizin yükselmemesi için incirin yanında ceviz, badem, süt veya yoğurt tüketin.
  • İncir yüksek K vitamini içermesine bağlı olarak kan sulandıran etkiye sahip ilaçların vücutta emilmelerini önleyebiliyor. Bu nedenle kan sulandıran ilaç kullanıyorsanız inciri bir porsiyondan fazla tüketmeyin.

Karpuzu kesmeden önce buzdolabına koymayın, çünkü…!

Karpuzu kesmeden önce buzdolabına koymayın, çünkü…!

Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına destek oluyor… Kalp ve kanser hastalıklarından korunmada fayda sağlıyor… Böbrek ve cilt sağlığımız üzerinde önemli işlevler üstleniyor… Uykusuzluğa karşı savaşıyor… Lezzeti ve bol su içeriğiyle yaz aylarının en favori meyvelerinden olan karpuz, A ile C vitaminleri, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi minerallerin yanı sıra likopenden de zengin olması sayesinde sofralarımıza adeta sağlık taşıyor. Ancak karpuz tüketirken bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor, aksi halde yarardan çok zarar verebiliyor!  Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, glisemik  indeksi yüksek olması nedeniyle kan şekerini hızla yükseltebildiği için karpuzun fazla tüketilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Diyabet ve insülin direnci gibi bir hastalığınız varsa karpuzu günde sadece bir kez 200 gramı geçmeyecek şekilde ve haftada en fazla 3-4 kez tüketmeye özen gösterin” diyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, karpuz tüketirken sağlığınızı riske atmamak için dikkat etmeniz gereken 6 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Ana öğün değil, ara öğün olsun!

Karpuz yapısında işlenmemiş, doğal şeker içeriyor. Büyük bir bölümü sudan oluşsa da, 100 gramında yaklaşık 7gr karbonhidrat mevcut. İçeriğindeki karbonhidrat nedeniyle glisemik indeksi, yani kan şekerini yükseltme hızı yüksek olduğu için ideal porsiyon miktarı aşıldığında özellikle diyabet hastalarının sağlığını tehdit edebiliyor. Fazla tüketimi içerdiği karbonhidrat nedeniyle göbek çevresinde ve karaciğerde yağlanmaya da neden olabiliyor. Yine içeriğindeki fodmap nedeniyle sindirim sistemi de etkilendiği için şişkinlik ve gaz gibi problemler de gelişebiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Porsiyon miktarının artması nedeniyle karpuzu ana öğün olarak değil, ara öğün olarak tüketmeye özen gösterin” diyor.

Yanında mutlaka protein tüketin

Karpuz; elma, armut ve muz gibi meyvelerden farklı olarak uzun süreli tokluk sağlamıyor, mideyi şişirerek kısa süreli doygunluk hissetmenize yol açıyor. Bu nedenle karpuzun yanında peynir gibi protein kaynağı ya da ceviz, badem ve fındık gibi yağlı tohumları tüketmeniz hem daha uzun süre tok kalmanıza hem de tükettiğiniz karpuz porsiyonunun kontrollü olmasına yardımcı olacaktır.

Karpuz peynir ikilisine dikkat!

Karpuz denildiğinde hemen hepimizin aklında ilk olarak ‘peynir’ geliyor. Zira karpuz-peynir yaz aylarında ara öğünlerin vazgeçilmez ikilisini oluşturuyor. Uzun süreli tokluk sağlamayan karpuzun yanında iyi bir protein kaynağı olan peynir tüketmeniz kan şekerini dengeleyerek doygunluk, dolayısıyla porsiyon kontrolü sağladığı için aynı zamanda da faydalı. Ancak dikkat! Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Günlük tuz tüketiminin artmaması için ara öğünde bir porsiyon az tuzlu peynirle bir porsiyon (yaklaşık 200 gram) karpuz miktarını aşmayın” uyarısında bulunuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Çekirdeklerini sakın atmayın

Karpuz çekirdeklerinin de karpuz gibi sağlığa birçok olumlu etkisi oluyor. Vitamin, mineral ile yağın yanı sıra içerdiği cucurbocitrin adlı madde sayesinde kan basıncının düşmesine ve böbreklerin temizlenmesine yardımcı olabileceği belirtiliyor. Çekirdeği karpuzla birlikte çiğ halde tüketemiyorsanız kuruttuktan sonra kuruyemiş şeklinde de yiyebilirsiniz.

Karpuz suyunu tercih etmeyin

Glisemik indeksi yüksek olan, dolayısıyla fazla miktarda yenildiğinde kan şekerini hızla yükseltme riski taşıyan karpuz, meyve suyu veya smoothie şeklinde tüketildiğinde kan şekerinin düzenlenmesinde sorun oluşturabiliyor. Bunun nedeni ise karpuz suyu olarak tüketildiğinde karpuzun porsiyon miktarının artması. Smoothie’lerde de hem ekstra başka besinlerin eklenmesi hem de yine bir sıkma işlemi uygulandığı için porsiyon miktarı, dolayısıyla kalori içeriği artıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Meyve suyunda C vitamini ve lifin büyük bir kısmının kaybolduğunu da göz önünde bulundurarak, karpuzu meyve şeklinde tüketmeniz daha sağlıklı olacaktır” diyor.

Kesmeden önce buzdolabına koymayın

Karpuzu oda sıcaklığında bütün halinde tutmanız içeriğindeki antioksidan miktarının artmasına fayda sağlıyor. Bu nedenle karpuzu kesme zamanı gelmeden buzdolabına koymayın. Kestikten sonra üzeri kapalı bir şekilde buzdolabında 3-4 gün muhafaza edebilirsiniz. Bozulmaması için bitiremediğiniz karpuzları ezerek posa haline getirdikten sonra dondurup, limonata tariflerinde değerlendirebilirsiniz.

Çocuklara bu renkteki kıyafetleri giydirmeyin, çünkü…

Çocuklara bu renkteki kıyafetleri giydirmeyin, çünkü…

Polenler, çayır ve çimenler, güneş, akarlar, böcekler, besinler… Alerji denildiğinde her ne kadar aklımıza bahar ayları gelse de, aslında yaz mevsiminde de pek çok faktör alerjileri tetikleyebiliyor. Tüm yaş gruplarında yaygın bir sağlık sorunu olan alerji, çocukluk çağında daha sık görülüyor. Öyle ki ülkemizde her 3 çocuktan birine ‘alerji’ tanısı konuyor. İlkbahar ve yaz aylarında en sık görülen alerjik etken ise ‘polenler’ oluyor. İlkbahar  döneminde  esas olarak ağaç polenleri, yaz  döneminde  çayır- çimen polenleri ve  yaz sonu ile  sonbahar  döneminde de  yabani ot polenleri  sorumlu oluyor.  Ayrıca  her üç  dönemde de  mantarlar, böcekler, güneş ışınları ve bazı besinler çocuklarda önemli  alerji  sebeplerini oluşturuyor. Çocukları alerjik hastalıklardan  korumanın  temel  prensibi ise  onları sorumlu  alerjenlerden  uzak  tutmak. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, ebeveynlerin yaz alerjisini tetikleyen hatalardan kaçınmalarının son derece önemli olduğuna işaret ederek, ”Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta ise yaz aylarında güzel havalara aldanıp tedavilerin aksatılmaması olmalı. Ebeveynlerin acil durumda  kullanılacak olan ilaçları mutlaka yanlarında bulundurmaları gerekiyor. Zira özellikle  astım  ve  alerjik  nezleli  çocuklarda, örneğin yoğun  polenle   karşılaşma  sonrasında  kriz  şeklinde   belirtiler ortaya  çıkabiliyor” diyor. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, çocuklarda yaz alerjilerini tetikleyen 8 hatalı alışkanlığı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya

Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya

  • Kapı ve pencereleri açık tutmak

Sabahları 05:00-10:00 saatleri arasında  evin  kapı  ve pencereleri ile seyahat sırasında arabanın camlarını  açık tutmak, çocuğu bu saatlerde uzun süreli dışarıya çıkarmak, açık havada  yoğun polen  olduğu için polene maruziyeti  artırıyor. Bu saatlerde evinizin kapı ve pencerelerini açmayın, mümkünse çocuğunuzu sokağa çıkarmayın. Çocuğunuzla dışarıya çıkmanız gerekiyorsa maske, gözlük ve şapka kullanmayı ihmal etmeyin.  Arabanın camlarını da kapalı tutun ve polen filtresini çalıştırmayı alışkanlık edinin.

  • Çamaşırları açık havada kurutmak

Polenlerin  yoğun olduğu saatlerde  çocuğun çamaşırlarını açık havada  kurutmak da yapılan önemli hatalardan biri. Bunun nedeni ise polenlerin çamaşırlara yapışarak alerjik reaksiyonlar oluşturabilmeleri. Çamaşırlarınızı polenlerin yoğun olduğu saatlerde evde kurutmaya özen gösterin.

  • El, yüz ve gözleri yıkamamak

Gün bitiminde ellerin, yüzün,  gözlerin ve  burnun yıkanmaması, aynı  elbiselerin  giyilmeye  devam  edilmesi de polenlerin  vücutta  uzun  süre kalmalarına neden olabiliyor. Çocuğunuzun mümkünse  her gün banyo yapmasını sağlayın ve elbiselerini değiştirin.

  • Yağmurdan hemen sonra dışarıya çıkarmak

Yağmurdan hemen  sonra   çocuğu  açık havaya çıkarmamak gerekiyor.  Zira, yağmur  sırasında  havada  polen  sayısı  azalsa  da  sonrasında sayısı aniden yükselebiliyor. Bu nedenle çocuğunuzu mümkünse yağmurdan bir saat sonra dışarıya çıkarın. Ayrıca yoğun bir şekilde polenlere maruz kalmasına yol açacağı için yaz aylarında çocuğunuzun yanında çimleri  biçmekten kaçının.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Bu saatlerde güneş altında kalmak

Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 10:00-16:00 saatleri arasında çocuğun dışarıda olması güneş alerjisine sebebiyet verebiliyor. Dolayısıyla bu saatlerde mümkünse dışarıya çıkarmayın, mecbursanız  vücudunu kapatan ince ve uzun kollu kıyafetler giydirin. Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, “Çocukların güneş ışınlarını kısa bir süre almaları yarar sağladığı için cildine güneş koruyucu ürünü güneşe çıktıktan 15-30 dakika sonra uygulayın. İşlemi her 3 saatte bir tekrarlayın. Deniz veya havuza girdiğinizde bu süreyi dikkate almadan, ürünü çocuğunuzun cildine tekrar yedirin” diyor.

  • Renkli, çiçekli kıyafetler giydirmek

Çocuklarda böcek alerjileri özellikle yaz mevsiminde oldukça sık rastlanan bir durum. “Böcekler arasında da en sık arılar, sivrisinekler ve karıncalar alerjiye neden oluyorlar” uyarısında bulunan Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, önerilerini şöyle sıralıyor: “Arı ve diğer  böcekleri  çekebileceği için çocuğunuza açık havada  kısa kollu ve kısa paçalı kıyafetler giydirmeyin. Arıların ilgilerini çekebilecek pembe, sarı ile kırmızı gibi çiçekleri andıran renkte ve çiçekli kıyafetlerden de kaçının. Dikkat etmeniz gereken bir başka nokta ise kokular olmalı. Çocuğunuza çiçek kokusu yayabilecek krem veya kolonya sürmeyin. Bu hatalar böceklere duyarlı çocuklarda öldürücü  olabilecek  anafilaksi reaksiyonlarına yol  açabiliyor”

  • Polen durumunu dikkate almamak

Seyahat sırasında gidilecek yerin polen  durumunun  öğrenilmemesi de yine kaçınılması gereken önemli hatalardan. Her  coğrafi bölgenin  kendine  özgü  bitki  çeşitliliği ve  polen  dağılımının olduğunu unutmayın ve bu nedenle seyahat ederken mutlaka polen durumunu dikkate alın.

  • Emin olunmayan besinleri tüketmek

Yaz aylarında  çocukların  duyarlı oldukları  besinlerden  korunmaları  daha  zor oluyor.  Özellikle,  süt ve  yumurta  duyarlılığı olan  çocuklarda  dondurma   gibi besinlerin tüketilmesi  ve  otellerde besinlerin birbirine karışması  çok  sık görülen bir  durum.  Dolayısıyla çocuğunuz özellikle  besin  anafilaksisi (ağır alerjik reaksiyon) geçirdiyse  yemeklerini mutlaka siz hazırlayın ve  emin olmadığınız yiyecekleri ona vermeyin.

Pandemide bu cilt hastalıkları arttı, çünkü…

Pandemide bu cilt hastalıkları arttı, çünkü…
Kış mevsiminde havaların soğuması, rüzgar, hava kirliliği, kapalı ortamlarda daha çok zaman geçirmek, daha az su içilmesi ve terlemenin azalması gibi faktörler cildimize önemli zararlar verebiliyor! Bu etkenler ciltte kuruluğun şiddetlenmesine, bunun sonucunda da çeşitli cilt hastalıklarının gelişmelerine veya alevlenmelerine yol açabiliyor. Acıbadem International Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, ayrıca Covid-19 enfeksiyonundan korunmak için kullandığımız maskelerin ve pandemi sürecinde yaşadığımız yoğun stresin de bazı cilt hastalıklarının daha sık görülmesinde etkili olduklarına dikkat çekerek, “Özellikle yüzde kızarıklık, kaşıntı ile pullanmayla kendini gösteren ve halk arasında yağ egzaması olarak bilinen seboreik egzamaya kış aylarında daha sık rastlıyoruz. Gül ve akne hastalıkları da yine bu mevsimde artış gösteren veya şiddeti artan hastalıklar arasında yer alıyor. Dolayısıyla ciltte kızarıklık, çatlama, kaşıntı, pullanma ve derin izler gibi yaşam kalitesini düşürebilen sorunların artmaması için bir dizi önlem almak çok önemli” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, kış aylarında yüzde sık görülen 3 cilt hastalığını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Hülya Sağlam

SEBOREİK EGZAMA
Soğuk hava, nem kaybı, rüzgar, sıcak suyla yapılan uzun süreli banyolar… Kış aylarında bu faktörler havayla en çok temas eden yüz bölgemizde; kızarıklık, kaşıntı ve pullanmayla karakterize olan ‘seboreik egzama’ şikayetini artırıyor. Toplumda ‘yağ egzaması’ olarak bilinen seboreik egzama yüz bölgesinin yanı sıra saçlı deri ile göğsün üst bölgesinde de sık görülüyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, bu hastalığın maske, soğuk hava, stres, bazı besinler ve pek çok faktörün etkisiyle tekrarlanan kronik bir hastalık olduğunu belirterek, “Seboreik egzamanın şiddetlenmemesi için cildin kalitesini artırmak çok önemli” diyor.

Ne yapmalıyız?
• Soğuk ve rüzgarlı havada mümkünse dışarıya çıkmayın. Mecbursanız, yüzünüzü olabildiğince kapatmaya özen gösterin.
• Cildinizi düzenli olarak nemlendirin. Covid-19’dan korunmak için kullandığımız maskeler yağlı kremi daha da yağlandırıyor. Bu nedenle yağlı olmayan nemlendirici kremleri tercih edin.
• Tahriş olmaması için tıraş losyonu kullandıktan sonra cildinize alkollü losyon sürmeyin.
• Hekiminizin önerisi doğrultusunda eczanelerden seboreik egzemaya özel krem ve şampuanlardan faydalanabilirsiniz.
• Cilde zarar verdiği için kortizonlu kremler kullanmayın.

Lazer, ışık sistemleri, mezoterapi
Cildinizin kalitesini artırmak için nemlenmesini sağlayan bazı lazer ve ışık sistemleri yöntemlerinden faydalanabilirsiniz. Ayrıca içeriğinde hyalüronik asit ve peptid olan ürünlerin cilt altına minik iğnelerle enjeksiyon edilmesiyle gerçekleştirilen mezoterapi yöntemi de cildinizin nemlenmesinde etkili oluyor.

AKNE
Toplumda çoğunlukla ‘sivilce’ olarak bilinen akne, iz bırakabilen kronik bir cilt hastalığıdır. Akne oluşumunun pek çok nedeni var. Kalıtsal ve hormonel etkenlerin yanı sıra hijyene dikkat etmemek, bazı besinler ve cildin aşırı nemli olması gibi etkenler de aknelere yol açabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, pandemi sürecinde maske kullanımı nedeniyle ciltte oluşan aşırı nemlenmenin akneleri daha çok şiddetlendirdiğine işaret ederek, “Maske takarken cilde fondöten gibi kapatıcı ürünler sürmek ve makyaj yapmak cildin hava almasını önlediği için akne sorununu daha da şiddetlendirebiliyor” diyor.
Aknenin tedavisinde başvurulan medikal ilaçlardan oldukça başarılı sonuçlar alınıyor. Ayrıca lazer ve ışık sistemleriyle de akne ve izlerinden kurtulmak mümkün olabiliyor. Cilt tipine göre fraksiyonel lazer, plazma enerjisi, thulium lazer ve dermapen gibi yöntemlere başvuruluyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ne yapmalıyız?
• Hijyene önem verin ve cildinizi düzenli olarak temizleyin.
• Maskenizi her dört saatte bir, aşırı nemlendiyse veya ıslandıysa hemen değiştirin.
• Maske takarken fondöten gibi cilt gözeneklerini kapatan ürünler kullanmayın, makyaj yapmaktan kaçının.
• Yağlı besinler tüketmeyin.

Karbon peeling, iğneli radyofrekans
Karbon peeling: Aknelerin tedavisinde ve sonrasında oluşan kızarıklıkların giderilmesinde kullanılan bir yöntem. Her cilt tipine uygulanabilen karbon peeling, işlem sonrasında ciltte kabuklanma olmaması, ısıyla mikroorganizmaların yok edilmesi ve yağ bezlerinin küçülmesi sayesinde kalıcı etki sağlayabiliyor.
İğneli radyofrekans (altın iğne): Cilde ihtiyacı doğrultusunda enerji uygulanarak yapılan bir yöntem. Cilt altı tabakasında kollajen ve elastin üretimini tetikliyor. Cilde uyguladığı ısıyla aknelerin azalmasına, kollajen ile elastin senteziyle de izlerin hafiflemesine katkı sağlıyor.

ROZASEA (GÜL HASTALIĞI)
Toplumda “gül hastalığı” olarak bilinen Rozasea, kış aylarında görülme sıklığı ve şiddeti artan bir diğer hastalık. Yüzde kızarıklık, yanma, batma hissi, damarlarda belirginleşme ve sivilce benzeri oluşumlar, Rozasea hastalığında en sık karşılaşılan sorunları oluşturuyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, bu hastalıkta cilde mümkün olduğunca dikkat etmek gerektiğini vurgulayarak, “Yüzde kırmızı görünüm oluşturan bu hastalığın tedavisinde antibiyotikler fayda sağlarken, şiddetli ve tekrar eden tablolarda isotretionin etkili oluyor. Rozasea hastalığına yol açan en önemli faktör, kortizonlu preparatların uzun süre yüz bölgesinde kullanılması. Bu nedenle hekime danışılmadan kortizonlu ürünler asla kullanılmamalı” diyor.

Ne yapmalıyız?
• Cildi tahriş eden ve alkol içeren ürünler kullanmayın.
• Topikal kortizonlu kremlerden uzak durun.
• Soğuk ve sıcak havalarda mümkün olduğunca dışarıya çıkmayın.
• Sıcak içecek ve besinlerden kaçının. Acı baharatlı besinler ve çikolata yemeyin.
• Alkol ve kafeinli içecekler tüketmeyin.
• Meronidazol içeren krem ve jelleri tercih edin.
• Egzersizlerde aşırıya kaçmayın.
• Stres oluşturan etkenlerden mümkün olduğunca kaçının.
• UVA ve UVB ışınlarına karşı en az 30 faktörlü güneşten koruyucu ürünleri günlük bakımınızda kullanın. Yaz mevsiminde koruma faktörü daha yüksek ürünleri tercih edin.

Lazer, mezoterapi
Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, kılcal damarların yoğun olduğu evrede; pulse dye lazer, gold toning lazer, IPL, NDYAG damar lazeri uygulandığını söyleyerek, “Bu uygulamalar ayda 3 seans olarak yapılıyor. Ayrıca mezoterapi yöntemiyle de cilde nem sağlanıyor. Bu yöntemlerin damar cidarlarını da güçlendirmeleri sayesinde kılcal damarların çatlamaları önlenebiliyor” diyor.