Yazılar

Diyabet hastalarının üçte biri hastalığın farkında değil

Diyabet hastalarının üçte biri hastalığın farkında değil

Diyabet hastalarının yaklaşık üçte birinin hasta olduğunun farkında olmadıklarını dile getiren Medical Park Tokat Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Faruk Kutlutürk, “Ailede diyabet, fazla kilo veya obez, gebelik şekeri, fazla kilolu bebek doğurma öyküleri olan; tansiyon ve kalp hastalıkları gibi risk faktörlerini taşıyan kişiler hiçbir şikâyetleri olmasa da diyabet açısından belirli aralıkla tetkik edilmelidir” dedi.

Medical Park Tokat Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Faruk Kutlutürk, diyabet hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu.

Diyabetin tanımını yapan Prof. Dr. Kutlutürk, “Diyabet (şeker Hastalığı), başta kalp, böbrek, göz olmak üzere tüm organları olumsuz etkileyen toplumda en sık kronik hastalıklardan biridir. 1921 yılında insülini keşfederek ilk kez bir kronik hastalığın tedavisinde çığır açan Dr Frederic Banting’in doğum günü olan 14 Kasım, Dünya Diyabet Günü olarak kutlanmaktadır. Diyabet önemi anlatmak, diyabet farkındalığını artırmak için çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir” diye konuştu.

Prof. Dr. Faruk Kutlutürk

Prof. Dr. Faruk Kutlutürk

FİZİKSEL AKTİVİTENİN AZ OLMASI DİYABETE NEDEN OLABİLİR

Diyabetin görülme sıklığına değinen Prof. Dr. Kutlutürk, “ÜlkemizAvrupa ülkeleri arasında aynı obezitede olduğu gibi diyabet görülme sıklığı açısından da ilk sıralarda yer almaktadır. Ülkemizde 40 yaş üstü bireylerin yaklaşık üçte biri diyabet veya gizli şeker olarak da adlandırılan diyabet öncesi kan şekeri düzensizliklerini yaşamaktadır. Fiziksel aktivite azlığı, yeme davranış bozuklukları, masa başı çalışma saatlerinin fazlalığı, televizyon, tablet gibi elektronik cihazlara bağımlılığın artması obezite ve diyabetteki artışın nedenlerdir” şeklinde konuştu.

RİSK FAKTÖRLERİ

Diyabet hastalarının yaklaşık üçte birinin hasta olduğunun farkında olmadıklarını söyleyen Prof. Dr. Kutlutürk, şu bilgileri paylaştı:

“Ailede diyabet öyküsü, fazla kilolu veya obez, gebelik şekeri öyküsü, fazla kilolu bebek doğurma öyküsü olan, tansiyon ve kalp hastalıkları gibi risk faktörlerini taşıyan kişiler hiçbir şikâyetleri olmasa da diyabet açısından belirli aralıkla tetkik edilmelidir. Diyabet halen kalp hastalıklarının, görme kaybının, diyaliz gerektiren böbrek yetmezliğinin, iyileşmeyen ayak yaralarının en sık nedenidir.”

SAĞLIKLI BESLENME ALIŞKANLIK HALİNE GETİRİLMELİ

Tedavi yollarından bahseden Prof. Dr. Kutlutürk, “Günümüzde gerek tanı gerekse tedavideki gelişmeler diyabeti tamamen tedavi edilebilir bir hastalık haline getirmiştir. Diyabet için vazgeçilmez olan zamanında tanı konulması, hastanın tedaviye katılımıyla birlikte düzenli kontrollere devam edilmesi, sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının kazandırılması ve etkin ilaç veya insülin tedavilerinin uygulanmasıyla sağlıklı bir ömrü mümkün hale getirmektedir. ‘Diyabetin Farkında ol, Farklı ol’ sloganını benimseyerek diyabetten ve diyabetin olumsuz etkilerinden hem kendimizi hem çevremizdekileri koruyabiliriz” ifadelerini kullandı.

Diyabetin az bilinen belirtileri!

Diyabetin az bilinen belirtileri!

Diyabet, hem genç hem de yetişkin yaş grubunda sıklıkla karşımıza çıkabilecek hastalıkların başında geliyor. Sık görülen belirtiler ile Tip 2 diyabetin tanısının konulması daha kolay iken, halk arasında gizli şeker olarak bilinen prediyabetin ise tanısının konulmasında ise öncelikle şüphe, sonrasında kılavuzlara uyumlu tetkiklerin yapılması gerekiyor. Prediyabet, ilerleyen evrelerinde diyabetle sonuçlanan, ilk dönemlerinde ciddi bulgular göstermeyen ve erken fark edildiğinde tedavisi mümkün olan bir hastalık olarak biliniyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Eylem Çağıltay, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü için diyabet ve prediyabet hakkında detaylı bilgi verdi.

Doç. Dr. Eylem Çağıltay

Sık ve nadir görülen diyabet semptomlarına dikkat

Klasik diyabet semptomları; çok idrara çıkma, çok su içme, aşırı yemek yeme veya iştahsızlık, halsizlik, çabuk yorulma, ağız kuruluğu, gece idrara çıkma şeklinde görülmektedir. Doğal olarak bir semptomun birden fazla nedeni olabileceği de akılda tutulmalıdır. Bu semptomların diyabete bağlı olup olmadığı sağlık kurumlarınca araştırılmalıdır. Eğer şikayetler ilerlerse karın ağrısı, kramplar, nefes darlığı, bilinç bulanıklığı gibi diyabetik ketoasidoz (halk arasında şeker koması) semptomları ortaya çıkabilmektedir. Daha az görülen diyabet semptomları ise; bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, inatçı enfeksiyonlar, tekrarlayan mantar enfeksiyonları ve açıklanamayan kaşıntılardır.

Diyabet tarama yaşı 35’e çekildi

Diyabet konusunda ciddi bulgular göstermeyen, plazma glukoz düzeyleri normalden yüksek olan fakat diyabet tanı kriterlerini karşılamayan hastalara prediyabet tanısı konulmaktadır. Erken fark edildiğinde tedavisi mümkün olan bu hastalık, tanısı konmakta gecikildiğinde ise diyabet hastalığı kaçınılmaz olmaktadır. ABD Önleyici Sağlık Hizmetleri Daire Başkanlığı tarafınca Ağustos 2021 yılında yapılan bir araştırma, 2015 yılındaki araştırmaya kıyasla büyük bir değişikliğe imza atmaktadır. Diyabete atfedilen hiçbir semptomu olmayan ancak kilolu veya obezitesi olan yetişkinlerin diyabet öncesi dönem ve Tip 2 diyabet tarama yaşını 40 yaştan 35 yaşa çekmiştir.

Kilolu veya obezitesi olan yetişkinler risk altında

Diyabete yönelik hiçbir semptomu olmayan ancak kilolu veya obezitesi olan yetişkinlerin 40 yaşında tarama yaptırmalarını öneren kılavuza göre; prediyabet tanılı ve tanı almamış diyabeti olan bireylerin yalnızca %50’sinin tanısının konulması önemli bir ayrıntı olarak karşımıza çıkmaktadır. CDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) Amerikan Ulusal Diyabet İstatistik raporuna göre 2020 yılında, ABD’de yaşayan erişkin yaş grubu popülasyonunda diyabet görülme oranının %13, prediyabet görülme oranının %34,5 olduğunu değerlendirmektedir. Bu durumda diyabet hastalığı öncesi dönemde hastaların tespit edilmeleri büyük önem taşımakta ve etkin bir şekilde diyabet engelleme girişiminde bulunulması gereklilik arz etmektedir.

Ülkemizde erişkinlerin %42’si diyabetik veya prediyabetik

Ülkemizde yapılan TURDEP-II Çalışması verilerine göre, ülkemizdeki erişkin nüfusun %42’si diyabetik ya da prediyabetiktir. Ülkemizde yapılan TEMD-1 çalışması verilerine göre ise, üçüncü basamak sağlık merkezlerinde takip edilen Tip 1 diyabetli hastaların sadece %15’inde, Tip 2 diyabetli hastaların ise sadece %40’ında glisemik kontrol sağlanabilmektedir. Ülkemizde yapılmış olan büyük çaplı tarama çalışmalarında da diyabet ve prediyabetik hastaların yarıya yakının henüz tanı almamış olduğu saptanmıştır. Prediyabet tanılı kişilerin ise kardiyovasküler risk faktörleri açısından mutlaka değerlendirilmelidir.

Diyabetin önlenmesinde ve tedavisinde bireysel değerlendirme önemli

Diyabetin önlenmesinde ve tedavisinde hedefler bireyseldir. En başta hastadan istenecek ilk adım yaşam tarzı düzenlenmesidir. Bu düzenleme ile hasta beslenme tedavisini ve kişiye özel egzersiz planlamasını yapmalıdır. Genel olarak beslenme alışkanlıklarının oluşmasını sağlayarak ve destekleyerek; kan glukoz düzeylerinde, kalp hastalıkları riskini azaltacak lipid profilinde, kan basıncında (KB) ve vücut ağırlığında bireysel hedefleri sağlamak ve korumak hedeflenmektedir. Kişinin beslenmesi; prediyabetli veya diyabetli kişinin bireysel ihtiyaçlarına, gerekli değişiklikleri yapabilme durumuna, değişime istekliliğine göre belirlenmelidir. Bireyin beslenmesinde olduğu gibi tedavide de glisemik hedefler (şeker kontrolü) bireyselleştirilmelidir. Ağızdan tablet ve enjeksiyon şeklinde verilen diyabet ilaçları kişiye özel şekilde hekimin ve hastanın tedavi başarısını en yüksek seviyede tutacak şekilde kullanılmalıdır. Tedavi protokollerinde; kombine verilen, etkinliği yüksek, yeni ilaçlar mevcuttur.

Tip 2 diyabet ve prediyabetin öncelikle oluşmasının engellenmesi, eğer oluştuysa etkin tedavi edilmesi, diyabete bağlı ortaya çıkacak mortalite (ölüm) ve komplikasyonların (hedef organlarda meydana getirdiği tahribat) önüne geçilmesini sağlayacaktır.

Her 6 saniyede bir kişi diyabet nedeniyle yaşamını yitiriyor

Her 6 saniyede bir kişi diyabet nedeniyle yaşamını yitiriyor

Araştırmalar 2021’de 529 milyon olan diyabet hastası sayısının 2050’de 1,3 milyarın üzerine çıkacağını öngörüyor. Dünyada her 6 saniyede bir kişinin şeker hastalığına bağlı sorunlar nedeniyle yaşamını yitirdiğini kaydeden Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Diyabet hastalığının  bu kadar artmasında hareketsiz yaşam tarzı, doğal  beslenmenin yerine hazır gıda tüketiminin artması, spor yapma alışkanlığının olmaması ve stesin artması en önde gelen nedenlerden.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla diyabet hastalığına dair değerlendirmelerde bulundu.

Prof. Dr. Aytaç Atamer, yanlış beslenme ve hareketsizliğin yaygınlaşmasıyla birlikte halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabetin görülme sıklığı hızla arttığını belirterek, şeker hastalığının her yaş gurubundan insanı tehdit ederken, dünyada her 6 saniyede bir kişinin şeker hastalığına bağlı sorunlar nedeniyle yaşamını yitirdiğini kaydetti.

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Prof. Dr. Aytaç Atamer

2040 yılında 650 milyon diyabet hastası olacağı bekleniyor

Dünya Diyabet Federasyonu’nun dünya genelinde 2040 yılında 650 milyon diyabet hastası olacağını ön gördüğünü, dünyada ayrıca 320 milyon prediyabet halk arasında bilinen adıyla gizli şeker hastası bulunduğunu da vurgulayan Prof. Dr. Atamer, “Diyabet hastalığının  bu kadar artmasında hareketsiz yaşam tarzı, doğal  beslenmenin yerine hazır gıda tüketiminin artması, spor yapma alışkanlığının olmaması ve stesin artması en önde gelen nedenlerden.” dedi.

Diyabette tam bir iyileşme sağlanamıyor

Şeker hastalığının pankreasın yeterince insülin üretemediğinde veya vücut  onu  doğru kullanamadığında  kan dolaşımında glikozun  birikmesi ve kan şekerinin yükselmesi ile birlikte ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. Atamer, “Şeker hastalığında ilaçsız tedavi, erken tanı döneminde özelikle yüzde 10’ları bulan kilo kontrolu sağlandığı taktirde Tip 2 diyabet hastaları başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Ama hastalık için tam bir iyileşme sağlanamaz. Diyabet hastaları için hastaların durumuna göre tedavi belirlenir. Diyabeti tedavi edici doğal bir ürün henüz bulunmuyor.” şeklinde konuştu.

Haftanın en az 5 günü düzenli olarak en az 30 dakika yürüyüş şart

Tip 1 şeker hastalığının önlenmesini sağlayacak etkin bir tedavi yönteminin günümüzde mevcut olmadığını da ifade eden Prof. Dr. Atamer, şöyle devam etti:

“Tip 2 şeker hastalığı ve komplikasyonlarından korunmak için yeterli ve dengeli beslenme sağlanmalı, günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmeli. Hareketli yaşam tarzı benimsenmeli, haftanın en az 5 günü düzenli olarak en az 30 dakika orta yoğunlukta aktivite yapılmalı, örnek olarak tempolu yürüyüş önerilebilir. Fazla kilolar verilmeli sigara tüketilmemeli, aşırı alkolden uzak durulmalı.”

İnsülin direnir, geriye verilemeyen kilolar kalır

İnsülin direnir, geriye verilemeyen kilolar kalır

İnsülin direnci, metabolik ve Tip 2 diyabet sendromunun gelişmesine neden olan önemli bir risk sebebidir. Pankreasın ürettiği normal miktardaki insülin, kas, yağ ve karaciğer hücrelerinde yeterli derecede tepki oluşturamaması nedeniyle ortaya çıkar. Şekeri enerji olarak kullanabilmek için insülin hormonuna ihtiyaç vardır. Pankreas, kas, yağ ve karaciğer gibi doku ve organlarda insülin hormonuna karşı duyarsızlık meydana gelmesi sonucu insülin direnci oluşur. İnsülin direncinin önemini vurgulayan Avrasya Hastanesi iç Hastalıkları Uzmanı Dr. Sedat Işık, konuyla ilgili önemli bilgiler veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Sedat Işık

İnsülin direnci neden oluşur?

İnsülin direnciniz artış gösterdiğinde kanda bulunan şekerin hücreye girebilmesi için daha fazla insülin hormonu salgılanması gerekir. Pankreastan elde edilen insülin hormonunun üretimi, bir süre sonra pankreas bezinin çok yorulması nedeniyle azalır. Bu sebeple, öncelikle aşırı acıkma hissi olarak görülen şeker düşüklüğü daha sonrasında da gizli şeker hatta aşikar şeker hastalığı olarak karşımıza çıkabilir.

İnsülin direnci kilolu kişilerde daha fazla gözlemlenir. Bu nedenle kilo artışına bağlı olarak dirençle birlikte şeker hastalığına yakalanma olasılığı da artar.  İnsülin direnci yüksek kişiler çok hızlı kilo alabilir ve zor kilo verebilirler. İnsülin direnci olan kişilerde, halsizlik, yorgunluk, ani kilo alma, zor kilo verme, sık acıkma, doymama, uyku hali, gün içinde acıkma atakları, tatlıya olan düşkünlük, özellikle de karın çevresinde yağlanma gibi belirtiler görülebilir.

İnsülin direnci belirtileri nelerdir?

İnsülin direncinin en belirgin belirtileri çabuk acıkma ve doymama hissidir. Yemeklerden hemen sonra birkaç saat içinde tekrar acıkma hissi ve tatlı yeme isteği oluşuyorsa insülin direncinizin yüksek olduğunu söyleyebiliriz. İnsülin direncinin diğer belirtileri ise;

  • Sıklıkla tatlı tüketme isteği,
  • Sık ve çabuk acıkma,
  • Düzensiz ve aşırı kilo artışı,
  • Kilo vermede zorluk çekme,
  • Bitmeyen yorgunluk hissi,
  • Koltuk altı, kasık, boyun bölgelerinde esmerleşme,
  • Kadınlarda adet düzensizlikleri,
  • Karaciğerde yağlanma.

 İnsülin direncinin tedavisi var mıdır?

 Günümüzde ofislerde oturarak çalışan ve spor yapmaya fırsat bulamayan kişilerde insülin direnci sıklıkla görülen bir hastalıktır. Ayrıca günlük yaşamınız aşırı stres altında geçiyorsa; stres hormonlarında bozukluk meydana gelebilir ve bu nedenle kilo alımı görülebilir.

Yüksek insülin düzeyleri, sık acıkma ve şekerli gıdalar yeme eğilimini arttırır. Konsantrasyonda azalma meydana gelir, sabahları yorgun kalkma ve gün boyu yorgunluk hissi artar.

Özellikle öğleden sonraları bitkinlik hali, enerjisizlik, halsizlik, gün içinde uyuklamalar ve uyku bozuklukları gibi şikayetleriniz varsa insülin direnci olma ihtimali yüksektir.

Bu hastalığın öncelikle teşhis edilebilmesi için Endokrinoloji uzmanına başvurmak ve hormon testleri yaptırmak gerekir. Testler sonucunda hastalığın kesinliği belirlenir ve uzman doktor tarafından tedavi süreci başlar.

En sık yapılan 5 diyet hatası!

En sık yapılan 5 diyet hatası!

“Yeni yıl yaklaşırken kendinize kilo hedefi belirlediyseniz, hem ruhen hem de bedenen diyete hazırsanız dikkat etmeniz gereken diyet hatalarına göz atmanızda fayda var” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. İrem Aksoy, önerilerde bulundu.

İşte sıklıkla karşılaşılan diyet hataları

Uygun olmayan popüler bir diyet programı uygulamak

Başta kalori kısıtlaması olmak üzere vücudun ihtiyacı olan enerji ve besin ögelerini karşılayacak bir beslenme programından uzaklaşmak yapılan en başlıca diyet hatalarındandır. Bu durumda karşılaşılabilecek sorunlar şu şekilde sıralanabilir; enerji kısıtlamasından dolayı yavaşlayan bir metabolizma, yetersiz veya dengesiz alınan makro besin ögeleri nedeniyle yaşanan depresyon, yorgunluk, kas kayıpları ve olası metabolik bozukluklar, alınamayan yararlı mikro besin ögelerinin eksikliğinde yaşanabilecek sağlık sorunları..

Dönemsel olarak ortaya çıkan; düşük kalorili, yetersiz besin ögesi içeren popüler diyetler uzun vadede sağlığı ve kilo kontrolünü olumsuz etkileyebilecek sonuçlar yaratabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. İrem Aksoy

Diyet ürünlerini kontrolsüzce tüketmenin bir zararı olmayacağını sanmak

‘Yağı azaltılmış, şekersiz, fit atıştırmalık’ gibi diyet ürün adı altında market raflarında bulunan ürünlerin fazlaca tüketileceğini düşünmek yapılan diyet hatalarından bir diğeridir.   Bu besinlerin kalorisinin az olduğunu ya da sağlık için faydalı besin ögeleri içerdiğini düşünerek etiketini incelemeden, porsiyonlara dikkat etmeden diyet programına eklemek çok tehlikeli ve yanlıştır. Diyet ürünü olarak satışa sunulan besinlerin büyük bir kısmı fazlaca işlemden geçerek ultra işlenmiş gıdalar arasına girebilir. Ultra işlenmiş gıdalara beslenmenizde fazlaca yer vermek başta obezite, vücut yağı artışı, hipertansiyon, kan şekeri dengesizliği gibi birçok sağlık sorununa davetiye çıkarmak demektir.

Öğün atlamak

Her bireyin yaşam tarzına ve biyolojik saatine uygun bir beslenme saati ve içeriği vardır. Metabolizma hızı, kan şekeri düzeyi ve sonraki öğünde porsiyon kontrolü sağlanabilmesi için ara öğünlerden faydalanmak gerekir. Aksi takdirde metabolizma hızı etkilenebilir, kan şekeri düzeyi dengesizleşebilir ve bir sonraki öğünde yeme atağı geçirilebilir aynı zamanda porsiyon kontrolü de sağlanamayabilir. Özellikle sabah kahvaltısı ya da gün içerisindeki öğünlerini atlayan bireylerin gece yeme atakları geçirebildiği ve karşı koyamadıkları durumda besin alımlarının daha fazla olduğu bilinmektedir.

Su ve egzersizi önemsememek

Diyet uygularken ödem yapar gerekçesiyle suyu, kas kazanımıyla birlikte kilo artışı sağlar düşüncesiyle egzersizi önemsememek yapılan hatalardan biridir. Vücudumuzun yaşamsal faaliyetlerini devam ettirebilmesi için ihtiyaç duyduğu, yaşamımız için çok önemli olan sudan kilo kaybetmeyi hedeflemişken faydalanmamak büyük bir yanlıştır. Aynı zamanda kilo kaybetmek için; alınan kaloriden fazlasını harcamak gerekir ki bu da egzersizle mümkündür. Ek olarak yapılan araştırmalar gösteriyor ki yeterli su tüketimi ve haftalık egzersiz planlaması kilo kaybetmeye destek olabiliyor.

Besin alımını takip etmemek

Kilo kaybetme sistemi zor ve karmaşık görünebilir fakat bunun sağlanabilmesi için gereken şartlar arasında en basiti harcanan enerjinin alınandan fazla olmasıdır. Diğer önemli husus ise karbonhidrat, yağ ve proteinin ihtiyaç duyulan enerjiyi dengeli oranda sağlaması gerekir. Dolayısıyla tüketilen besinler arasında göz ardı edilen yüksek kalorili ve besin içeriği kalitesiz olan yiyecek ve içecekler olabilir. Öğünlerle birlikte alınan kalorili içecekler, gün içerisinde açlığınızı bastırmak için tükettiğiniz bir atıştırmalık, salatalarınıza eklediğiniz soslar göz ardı edilen besinlere örnek olarak verilebilir. Bu sorunu çözmenin en iyi yolu besin tüketim kaydı tutmaktır.

Unutmamalısınız ki başarısız olduğunuz bütün diyet uygulamalarının her biri kilo kaybetmenize karşı bir direnç oluşturur. Dolayısıyla bu bir sonraki diyet girişiminiz için motivasyon ve başarı eksikliği yaratabilir. Daha önceden yapılan diyet hatalarını bilmek ve tekrarlamamak diyet sürecinizde size katkı sağlayacaktır.

Diyabetin 7 sinyali!

Diyabetin 7 sinyali!

Sinsice ilerliyor, belirtileri günlük işleri engellemediğinden önemsenmiyor. Üstelik bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden Covid-19 pandemisi sürecinde gerek düzenli yapılması gereken kontrollerin hastaneye gitme endişesi nedeniyle aksatılması, gerekse pandemide artan hareketsizlik ve sağlıksız beslenme tehlikeyi daha da artırıyor. Acıbadem International Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Bilge Ceydilek  “Ülkemizde yapılan çalışmalara göre her 7 erişkinden biri diyabet hastası. Her iki diyabet hastasından biri de hastalığının farkında bile değil. Oysa diyabet sinsi bir hastalıktır ve kişiye hissettirmeden organ fonksiyonlarını geri dönüşümsüz olarak bozabilir. Diyabette hızlı artışın en önemli nedenleri sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam olduğundan bazı basit ama etkili önlemlerle riski azaltabilirsiniz” diyor. Diyabet açısından yüksek riskli kişilerde yaşam tarzı değişiklikleri ile tip 2 diyabet gelişme riskinin yüzde 40-60 oranında azaltılabileceğinin bilimsel çalışmalarda gösterildiğini vurgulayan Dr. Bilge Ceydilek, diyabet riskini azaltmanın 9 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hazır gıdalardan kaçının

Tencere yemeklerinin yerini artık giderek hazır yemekler alıyor. Kolay hazırlanması, pratik görülmesi ve katkı maddeleriyle lezzetinin artırılmış olması bu yiyecekleri talebi artırıyor. Ancak dikkat! Sofraya gelmeden önce işlem görmüş ve katkı maddeleri olan bu gıdalardan fazla tüketilmesi genel sağlığa zarar verdiği kadar, diyabet riskini de artırıyor. Bu nedenle katkı maddeli ve işlenmiş gıdaların tüketiminden hem kendinizi hem de çocuklarınızı uzak tutun.

Karbonhidrattan uzak durun

Sanayi ürünü olan şofra şekeri, karbonhidrat ve yüksek yağ barındıran yiyeceklerden uzak durun. Şekerli ve hamurlu gıdaların içinde bulunduğu basit karbonhidratlı gıdalardan kaçınılmalıdır. Tam taneli tahıllar, meyve ve sebze gruplarından karbonhidrat alımı sağlanmalı, hiç karbonhidrat içermeyen diyetlerden uzak durulmalıdır. Günlük beslenme yeterli protein, lif ve yağ içermelidir.

Sağlıklı beslenin

Sağlıksız beslenme diyabet riskini artıran etkenlerin başında geliyor. Örneğin; abur cubur tüketimden, lokmaları hızlı çiğnemekten, meyveyi posasıyla tüketmek yerine suyunu içmekten, gazlı ve şekerli içeceklerden, bulgur yerine beyaz pirinçle yapılmış pilavdan, tahıllı ya da tam buğday unu ve çavdar ekmeği yerine beyaz ekmek tüketmekten, aşırı tuz barındırdığı için salamura besinlerden, pasta, börek, poğaça gibi besinlere yüklenmekten kaçının. Düşük oranda lif içeren ve glisemik indeksi yüksek gıdalar da sık acıkmaya yol açacağından lifli ve şeker oranı düşük besinler tüketin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Her gün en az 30 dakika tempolu yürüyün

Diyabet riskini azaltmak için düzenli egzersizi yaşam tarzı haline getirmek şart. En kolay uygulanabilecek olan belli bir tempoyu tutturarak yapılacak açık hava yürüyüşleridir. Kalorileri yakmanın en temel yolu fiziksel aktivite olduğu için bisiklete binmek, yüzmek, koşmak, dans etmek de faydalı. Tempolu yapılacak bu egzersizlerin yanına karın kaslarını çalıştıracak egzersizler de eklenmeli. Egzersiz süresinin bir haftada toplam 150 dakikanın altında kalmamasına dikkat edin.

Fazla kilolardan kurtulun

Diyabet riskini azaltmanın en önemli kurallarından biri de fazla kilolardan kurtulmak. Ancak kilo vermek için kulaktan dolma bilgilerle hareket etmeyin, kendi bünyenize, metabolizmanıza uygun, mümkünse diyetisyen eşliğinde diyet uygulayın. Bilimsel çalışmalar, kilo fazlalığı olan kişilerde mevcut kilonun yüzde 10 ve üzerinde kaybı ile diyabet riskinin azaldığını ortaya koyuyor.

Düzenli uyuyun

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Bilge Ceydilek “Düzenli olarak günde 7-8 saat uyuyanların diyabet riskinin azaldığını, daha az ya da daha çok uyuyan kişilerde ise riskin arttığını bazı çalışmalar ortaya koyuyor. Ancak bu durumu nedenleriyle birlikte daha net gösterecek çalışmalara ihtiyaç vardır. Öte yandan yetersiz uyku ve geceleri geç yatmanın acıkma hissini ortaya çıkaracağı ve gece yemelerine yol açacağından sağlık açısından zararlı olduğunu unutmamak gerekir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bu belirtileri göz ardı etmeyin!

Diyabet sinsi ilerleyen bir hastalık olduğundan ve kişiye hissettirmeden organ fonksiyonlarını geri dönüşümsüz olarak bozabildiğinden, hastalığın belirtisi sayılabilecek sinyallere çok dikkat etmek, bu belirtileri kesinlikle göz ardı etmemek gerekiyor. Örneğin; çok su içme isteği, ağız kuruluğu hissetmek, gece idrara sık kalkmak, aşırı ve sık yemek, aşırı tatlı yeme isteği, el ve ayaklarda yanma, uyuşma, karıncalanma hissi, ani ve istemsiz kilo kaybı erken dönemde doktora başvurmayı gerektiren sinyaller. Çünkü bu şikayetleri önemseyerek doktora başvurmak, hastalığı prediyabet aşamasında tespit ederek ilerlemeyi durdurmak açısından büyük önem taşıyor.

Hamilelikte şeker yükleme testi

Diyabeti olmayan hamilelerde, 24-28. haftalarda şeker yükleme testinin yapılarak gebelik diyabeti tespit edilebiliyor. Ayrıca bu test sayesinde, yüksek kan şekerinin bebek ve doğum üzerindeki olumsuz etkileri engellenebilirken, annenin de gelecekteki diyabet riski belirlenerek ileriye dönük önlemleri erkenden alması sağlanabiliyor.

İlaç tedavisi

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Bilge Ceydilek “Henüz diyabet gelişmemiş ama açlık kan şekeri normalin hafif üzerinde seyreden kişilerde ilaç tedavisi ile diyabet gelişme riski yüzde 31 oranında azaltılabiliyor. Bu nedenle hekimin önerisi doğrultusunda; günlük yaşam alışkanlıklarını gözden geçirip sağlıklı beslenme ve hareketle desteklerken ilaç tedavisinin de düzenli uygulanması gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Diyabetin 7 önemli belirtisi!

  • Ağız kuruluğu
  • Çok su içme isteği
  • Gece idrara sık kalkma
  • Aşırı ve sık yeme isteği
  • Aşırı tatlı yeme isteği
  • El ve ayaklarda yanma, uyuşma, karıncalanma hissi
  • Ani ve istemsiz kilo kaybı

Diyabet Hastalarına Koronavirüs Uyarısı!

Diyabet Hastalarına Koronavirüs Uyarısı!

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’Diyabet yani şeker hastalığı dünyada ve ülkemizde salgın hastalık gibi yayılmaktadır. Toplumumuzda yapılan çalışmalarda yüzde 15 oranında diyabet olduğu saptanmıştır. Bunlara ek olarak yüzde 10 oranında diyabet kadar prediyabet hastamızda bu rakama eklenince %25e yakın oranda kan şekeri yüksekliği ile giden klinik durum olduğu ortaya konulmuştur’’ dedi.

Diyabet Hastalarına Koronavirüs Uyarısı

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’bugünlerde her gün Covid-19 enfeksiyonu sebebi ile kaç kişinin öldüğü kaç kişinin yoğun bakımda olduğu her gün ilan edilmektedir. Günümüzde her 6 saniyede bir kişi diyabet ve komplikasyonları sebebi ile hayatını kaybetmektedir. Bu her gün 1500 kişinin dünyada diyabet sebebi ile ölmesi anlamına gelir. Buna ek olarak her gün diyalize başlayan hastaların yüzde 50 si diyabet yüzünden, ayak ampütasyonlarının yüzde 50 si diyabet yüzünden, kalp krizlerinin yüzde 50 si diyabet yüzünden ortaya çıkmaktadır. Bu rakamlar düşünüldüğünde diyabet ile mücadelede acaba yeterli özen ve dikkati gösteriyor muyuz sorusu gündeme gelmektedir’’ şeklinde açıklamada bulundu.

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’Bu soruya kısaca hayır diyebiliriz ama bunu bilimsel olarak şöyle ifade edebiliriz. Diyabetin komplikasyonlarından önlemenin ve korumanın en önemli yolu iyi kan şekeri regülasyonudur. Açlık ve tokluk kan şekerlerinin iyi olması ve bunun sonucunda HbA1c denilen 3 aylık ortalamanın iyi olması diyabet hastalarında diyabet kontrolü açısından bize yol gösterici olacaktır’’ dedi.

Diyabet Hastalığı İçin Toplum Olarak Önlem Alınması Şart

HbA1c seviyesi toplumumuzdaki diyabet hastalarında ne kadar düşük ise kan şekeri kontrolünde ve diyabet kontrolünde o denli iyiyiz demektir. Ama araştırmalar maalesef böyle demiyor. En iyi merkezlerde takip olunan hastalar bile hedefe ulaşma açısından çok kötü durumdalar. Ülkemizdeki diyabetik hastaların ortalama HbA1c oranı %8,3-8.8 arasında değişmektedir. HbA1c seviyesi %7’nin altındaki rakam ise %25 civarındadır. Birçok yeni ilaç, insülin gibi tedaviler olmasına rağmen hastalarımızdaki tedavi başarısı çok iyi görünmemektedir. Aslında bu oran sadece bizim ülkemiz için değil birçok gelişmiş ülkede bile benzerdir.  Şu bir gerçektir ki kan şekerlerini iyi kontrol edebildiğimiz diyabet hastalarında göz, böbrek, kalp ve diyabet ayak gibi önemli komplikasyonlar daha az görülecektir. O yüzden toplum olarak diyabet hastalarının daha bilinçli olabilmesi için toplu bir seferberliğe ihtiyaç vardır. Bireysel çabalardan çok ulusal düzeyde planlamalar ve önlemler alınmalıdır.

Diyabetin Genç Yaşlarda Görülmesinin Sebebi Obezite

Diğer önemli bir sorunda artık toplumumuzda tip 2 diyabet görülme yaşı 25’li yaşlara kadar gerilemiştir. Eskiden yaşlılarda görülen bir hastalık diye anlattığımız tip 2 Diyabetin bu denli erken dönemlerde görülmeye başlamasının en önemli nedeni obezitenin artmış olmasıdır. Obezitenin de en önemli sebebi beslenme bozukluğu ve hareketin azalmış olmasıdır. Bu yüzden sağlıklı beslenme ve hareketli bir yaşamın olmasının gerekliliği çok erken dönemlerde ilkokul ve ortaokuldan itibaren bireylerin beyinlerine işleyecek sosyal projelerin mutlaka hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’konu ile ilgili tedbirler alınmaz ise 2025 yılında her 4 kişiden birinin diyabet olacağı endişe her geçen gün bende oluşmaktadır. Sağlıklı toplumlar sağlıklı bireylerle ortaya çıkar. Sağlıklı bireylerde sağlı beslenen ve sağlıklı hareket eden kişilerden gelişir. Diyabeti önlemek ve diyabetle mücadelede mutlaka ulusal bir program içine girilmesi şarttır’’ dedi.