Yazılar

Varis şikayetleri yaz aylarında artıyor!

Bacaklarda ağrı veya yanma hissi, özellikle gün sonunda artan yorgunluk, gece krampları, genellikle ayak bileklerinde şişlik, varisli damarlar üzerinde kaşıntı… Bu şikayetler ülkemizde her 5 kişiden 1’inde görülen ve yaşam kalitesini düşürecek şiddete ulaşabilen varis hastalığının tipik belirtilerini oluşturuyor. Varis hastalığı, toplardamarların genişleyip kıvrımlı hale gelmesiyle ortaya çıkan ve zamanla ilerleyebilen kronik bir damar problemi olarak tanımlanıyor. En sık bacaklarda görülen varisin yol açtığı şikayetler ise yaz aylarında artıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, sıcak havanın damarların genişlemesine neden olduğuna ve bu tablonun da damar içindeki basıncı artırarak yakınmaları tetiklediğine dikkat çekerek, “Ayrıca yaz aylarında artan terleme ve sıvı kaybı kanın yoğunlaşmasına yol açarak kan dolaşımını zorlaştırmaktadır. Ayakta uzun süre kalma, özellikle tatil döneminde uzun süreli yürüyüşler ve yine uzun süreli ayakta beklemeler de bacaklardaki yükü artırmaktadır. Uçak ve uzun araç yolculukları da kan dolaşımını yavaşlatırken ödem riskini yükseltmektedir. Tüm bunlar yaz aylarında varisin neden olduğu sorunları artırmaktadır” diyor.

Doç. Dr. Ahmet Arnaz

Doç. Dr. Ahmet Arnaz

Yakınmalar kontrol altına alınabiliyor!

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, varis çoraplarının damarlar üzerindeki basıncı dengeleyerek kanın kalbe dönüşünü kolaylaştıran, tedaviye yardımcı önemli bir araç olduğunu belirterek, “Ancak yaz aylarında sıcak havalarda çorap giymek çoğu hasta için rahatsız edici olabilmektedir. Dolayısıyla çorap kullanımı mümkün değilse, dolaşımı destekleyen yaşam tarzı önlemleriyle şikayetlerin kontrol altına alınması mümkündür. Ancak bu öneriler, çorabın yerini birebir tutmaz; sorunların arttığı durumlarda mutlaka hekim değerlendirmesi yapılmalıdır. Zira, varis sadece gözle görülen estetik bir problem olarak algılansa da toplardamar yetmezliği nedeniyle oluşmaktadır. Dolayısıyla tedavisinde gecikildiğinde toplardamarda enfeksiyona hatta akciğerlerde pıhtı oluşumu nedeniyle yaşamsal risk taşıyan tabloların oluşmasına yol açabilmektedir” diye konuşuyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, varis sorunu olan hastaların yaz mevsiminde dikkat etmeleri gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Güneş ışınlarından kaçının

Güneşlenmek, özellikle doğrudan güneş ışığına maruz kalan bacaklarda damarları genişleterek kanın göllenmesini artırıyor. Bu nedenle, özellikle öğle saatlerinde güneş ışınlarından korunmak gerekiyor.

Bacaklarınıza soğuk su tutun

Sabah ve akşam bacaklara soğuk su tutmak damarların büzüşmesini sağlıyor ve şikayetleri azaltıyor.

 Bacaklarınızı yukarı kaldırarak dinlendirin

Günde birkaç kez, 15-20 dakika boyunca bacakları kalp seviyesinden yukarıda tutmak, damarların dolaşımını destekliyor.

Varis çorabı kullanın

Günlük aktiviteler sırasında veya seyahat ederken doktor önerisiyle varis çorabı kullanmak şikayetleri azaltıyor.

Hareketsiz kalmayın, kısa yürüyüşler yapın

Uzun süre oturmak veya ayakta durmak yerine, düzenli aralıklarla kısa yürüyüşler yapmak, bacakların kas pompasını aktive ediyor.

Serin ortamlarda bulunmaya çalışın

Klima bulunan alanlarda dinlenmek veya dışarı çıkarken serin saatleri tercih etmek, çorapsız geçen günleri daha rahatlatıcı kılıyor.

Bol bol yüzün

Düzenli yüzmek hem kan dolaşımını destekliyor hem de bacakları serin tutarak kan dolaşımına doğal bir basınç etkisi sağlıyor.

Günde en az 2 litre su için

Su tüketimi kanın akışkanlığını koruması nedeniyle damar sağlığı için kritik bir önem taşıyor. Dolayısıyla her gün en az 2 litre su içmeyi alışkanlık edinmek gerekiyor.

Bol kıyafetleri tercih edin

Dar kıyafetler, özellikle de karın bölgesine baskı yapanlar, bacaklardan kalbe dönen kan dolaşımını önleyerek bacak toplardamarında kanın daha fazla göllenmesine yol açabiliyor. Bu nedenle bol kıyafetleri tercih etmek önem taşıyor.

Doktor önerisiyle bunları kullanın

Doktor önerisiyle kullanılabilecek olan bazı toplardamar güçlendirici kremler ve spreyler, geçici de olsa rahatlama sağlayabiliyor.

#pausesaglik @pausesaglik #pausesağlık

Baldırlarda şişliklere dikkat… Pıhtı akciğer embolisine yol açabilir!

Halk arasında “pıhtı oluşması” olarak bilinen derin ven trombozu vücudun herhangi bir bölgesindeki toplardamarların pıhtıyla tıkanması anlamına geliyor. En sık bacaklarda, özellikle de baldır ve uyluk bölgesindeki toplardamarlarda gelişen derin ven trombozu dünya genelinde her yıl yaklaşık 10 milyon kişide teşhis ediliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, 50 yaş üzerindeki kişilerde daha yaygın rastlansa da hastalığın son yıllarda 30-40’lı yaşlardaki genç yaş gruplarında görülme oranının giderek arttığına dikkat çekerek, “Bu artışın, hastalığın en önemli risk faktörleri arasında yer alan hareketsiz bir yaşam ve obezitenin genç yaş gruplarında daha yaygın görülmesiyle ilişki olabileceği belirtilmektedir” diyor. Derin ven trombozunun en büyük tehlikesi ise pıhtının koparak akciğerlere ulaşması ve hayat kaybıyla sonuçlanabilecek olan akciğer embolisine (pulmoner emboli) neden olabilmesi. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozunun ciddi, ancak büyük oranda önlenebilen bir hastalık olduğunu belirterek, “Ayrıca May-Thurner Sendromu gibi altta yatan durumları göz ardı etmemek, genetik yatkınlıkları dikkate almak ve belirtileri erken fark etmek, hastalığın hayatı tehdit eden komplikasyonlarını önlemede kritik önem taşımaktadır. Derin ve trombozunda erken tanı hayat kurtarıcı olabilir; dolayısıyla baldırda veya uylukta ani gelişen şişlik, ağrı veya ani nefes darlığı gibi belirtiler göz ardı edilmemelidir” diyor.

Doç. Dr. Ahmet Arnaz

Doç. Dr. Ahmet Arnaz

Hareketsiz yaşam ve obezite riski artırıyor!

Derin ven trombozuna pek çok faktör neden olabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, çağımızın önemli sorunu olan hareketsiz yaşam ve obezitenin artmasına paralel olarak bu hastalığın görülme sıklığının arttığını söylüyor. Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozunun sebeplerini şöyle sıralıyor:

  • Hareketsizlik: Uzun yolculuklar, masa başı işler veya uzun süreli yatak istirahati kan akışını yavaşlatması nedeniyle pıhtı riskini artırıyor.
  • Obezite: Ağırlık nedeniyle damarlar üzerindeki basınç artıyor.
  • Hamilelik: Hamilelikte rahim büyüyerek damarlara baskı yapıyor.
  • Genetik yatkınlık: Faktör V Leiden mutasyonu gibi kalıtsal pıhtılaşma bozuklukları riski artırıyor.
  • Sigara kullanımı: Kan damarlarının yapısını bozarak pıhtı riskini artırıyor.
  • Hormonal tedaviler ve doğum kontrol hapları: Östrojen içeren ilaçlar damar içinde pıhtı oluşumuna neden olabiliyor.
  • Kanser: Bazı tümörler kanın pıhtılaşma eğilimini artırıyor.
  • May-Thurner Sendromu: Sol ayak toplardamarının sağ ayak damarı tarafından sıkıştırılması sonucu kan akışı azalarak pıhtı oluşumuna zemin hazırlıyor.

Baldırda veya uylukta ani gelişen şişlik varsa…

Derin ven trombozu en sık bacaklarda, genellikle baldır ve uyluk bölgesindeki derin toplardamarlarda oluşuyor.  Daha nadir olarak; kollarda, karın bölgesinde ve pelviste de görülebiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozunun en yaygın görülen belirtilerini, “Baldırda veya uylukta ani gelişen şişlik, sürekli veya hareketle artan ağrı, ciltte mavimsi renk değişikliği veya kızarma, etkilenen bölgede belirgin sıcaklık artışı” olarak sıralıyor. Ayrıca ani nefes darlığı da derin ven trombozuna işaret edebiliyor. Bu belirtiler fark edildiğinde derhal bir doktora başvurulması gerektiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Ahmet Arnaz, “Tanının hızlı konulması hayati öneme sahiptir. Dolayısıyla bu belirtilerde etkilenen bacak hareketsiz tutulmalı ve yüksekte dinlendirilmelidir. Ayrıca kendi kendine tedavi yaklaşımlarından kaçınılmalı ve  en kısa zamanda bir sağlık merkezine başvurulmalıdır. Zira, bu hastalık damar içinde oluşan pıhtının kan akışını önlemesi nedeniyle bacaklarda şişlik ve ağrı, cilt değişiklikleri, hatta iyileşmeyen yaralara sebep olabilen posttrombotik sendroma neden olabilir. Geç kalındığında bu sorunlar kalıcı hale gelebilir. Dahası, bu hastalık ölümcül olabilen akciğer embolisine yol açabilir” diyor.

Tanı için çeşitli tetkiklere başvuruluyor

Derin ven trombozu tanısı için çeşitli tetkikler kullanılıyor. Örneğin, doppler ultrason kan akışının ve damarlardaki pıhtının görülmesi için birincil tanı yöntemini oluşturuyor. D-Dimer testi ile kanın pıhtılaşma durumu değerlendiriliyor.  Manyetik Rezonans Venografi yönteminden daha detaylı damar görüntülenmesi için yararlanılırken, BT (Bilgisayarlı Tomografi) Venografi yöntemine de pıhtının konumunu ve boyutunu belirlemek için başvurulabiliyor. Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozu tanısı konulan hastaların mutlaka bir kalp ve damar cerrahisi uzmanına başvurmaları gerektiğini vurgulayarak, “Altta yatan nedenlerin belirlenmesi, komplikasyonların önlenmesi ve tedavinin düzgün bir şekilde planlanması için bu uzmanlık alanının görüşü kritik öneme sahiptir” bilgisini veriyor.

Derin ven trombozuna karşı 5 etkili öneri!

Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozunu önlemek için dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle özetliyor:

  • Uzun yolculuklarda her yarım saatte bir ayağa kalkarak hareket edin ve bol su için.
  • Uzun süre oturmanız gerekiyorsa alt bacak kaslarınızı mutlaka çalıştırın.
  • Obeziteyi önlemek için sağlıklı beslenin ve düzenli egzersiz yapın.
  • Sigarayı hemen bırakın ve içilen ortamlarda bulunmayın.
  • Risk altındaysanız, hekiminizin önerisi doğrultusunda varis çorabı ve gerekirse pıhtı önleyici ilaç kullanın.

Tedaviyle pıhtı oluşumu önlenebiliyor!

Erken tanı, derin ven trombozunun hayati risklerini önlemek açısından çok önemli. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, tanı konulduktan hemen sonra kan sulandırıcı ilaç kullanımına başlandığını belirterek, “Kan sulandırıcı ilaç pıhtının büyüyerek akciğer embolisine yol açmasını ve yeni pıhtı oluşumunu önlemektedir” diyor. Bazı tablolarda, özellikle büyük ve hayati tehlike oluşturan pıhtılarda trombektomi tedavisi uygulandığını aktaran Doç. Dr. Ahmet Arnaz, “Trombektomi, damar içindeki pıhtının cerrahi veya kateter yöntemiyle çıkarılmasıdır. Bu tedavi, genellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 48-72 saat içinde yapıldığında en etkili sonucu verir. Trombektomi sayesinde damar açılır, kan akışı yeniden sağlanır ve uzun dönem komplikasyonların önüne geçilebilir” diyor.

Stent tedavisi gerekebiliyor

Sol ayak toplardamarının sağ ayak atardamarı tarafından sıkıştırılması sonucu kan akışının azalmasıyla seyreden ve pıhtı oluşumuna zemin hazırlayan bir durum olan  May-Thurner sendromu, bu hastalığın sol bacakta görülme riskini artırıyor. Araştırmalar, derin ven trombozu tanısı alan hastaların yüzde 20-30’unda altta yatan bir May-Thurner sendromunun bulunduğunu ortaya koyuyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozuna yol açan etken May-Thurner sendromu ise stent tedavisine başvurulduğunu belirterek, “Yöntem, genellikle damar içine stent yerleştirilmesi yoluyla kan akışının normale döndürülmesini içerir. Bu tedaviyle bacakta dolaşım önemli ölçüde düzelir ve posttrombotik sendroma bağlı şikayetlerde yüzde 70-80 oranında azalma sağlanabilir. Bu durum, hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde iyileştirir ve uzun dönemde komplikasyonların önüne geçer” bilgisini veriyor.

Her 3 kadından 1’i bu ağrıyı çekiyor!

Her 3 kadından 1’i bu ağrıyı çekiyor!

Günümüzde her 3 kadından 1’inde rastlanan ama buna karşın toplumsal farkındalığın neredeyse yok denecek kadar az olduğu bir hastalık; Pelvik Konjesyon Sendromu. Karnın alt bölgesinde ve yumurtalıklarda şiddetli bir ağrı, ağrılı cinsel ilişki ve idrar kaçırma şikayeti ile kendini gösteriyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, 20 ile 45 yaş arasındaki kadınları daha çok etkileyen, yaşam konforunu ciddi şekilde azaltan Pelvik Konjesyon Sendromu’nun başka hastalıkların belirtileri ile de karışabildiğini, bu nedenle bazen on yılı aşkın süredir teşhis konulamamış hastalar olduğunu söylüyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, toplumda yaygın olmasına rağmen az bilinen Pelvik Konjesyon Sendromu hakkında bilinmesi gereken 6 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz

Doç. Dr. Ahmet Arnaz

  1. Bu etkenler riski artırıyor!

Kronik pelvik ağrının; altı aydan uzun süren, adet döngüsüne veya hamileliğe bağlı olmayan ve pelvik bölgeyi, özellikle alt karın ve pelvisi etkileyen kronik bir ağrı olarak tanımlandığını belirten Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz “Pelvik Konjesyon Sendromu (PKS) ile ilişkili pelvik ağrı genellikle yumurtalıklar ve karın alt bölgesindeki toplar damarları içeriyor. Damarlar genişleyip bükülüyor ve kanla aşırı doluyor; bu da pelviste aşırı kan birikmesi sebebiyle ağrıya yol açıyor” diyor. 20 ile 45 yaşları arasında ve birden fazla doğum yapan kadınlarda PKS görülme olasılığının arttığını kaydeden Doç. Dr. Ahmet Arnaz diğer risk faktörlerini; varisli damarlar, ailede varis öyküsü, polikistik over sendromu, geçirilmiş derin ven trombozları, şişmanlık, hareketsizlik ve uzun süre oturarak ya da ayakta durarak zaman geçirmek olarak sıralıyor.

  1. En önemli belirtisi; pelvik ağrı!

Pelvik Konjesyon Sendromu’nun en önemli belirtisini pelvik ağrı yani göbek altında karnın en alt bölümündeki ağrının oluşturduğunu vurgulayan Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz şöyle konuşuyor: “Kronik pelvik ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, bağırsak hareketleri veya idrara çıkma sırasında ağrı ve pelviste (leğen kemiği) dolgunluk hissi oluyor. Bu ağrı karnın alt kısmında ve kasıklarda künt veya dolgunluk hissi şeklinde kendini belli ediyor. En yaygın haliyle yalnızca sol tarafta ya da vücudun sağ tarafında veya her iki tarafında hissedilebiliyor. Ağrı, gün sonunda, adet dönemi öncesi ve sırasında, cinsel ilişki sırasında ve sonrasında, uzun süre ayakta kalınca veya oturunca daha sıklıkla görülüyor.”

  1. Başka hastalıkların belirtileri ile karışabiliyor!

Toplumda nadir bilinen ama yaygın bir hastalık olan Pelvik Konjesyon Sendromu akla gelmeyecek pek çok belirti ile kendini gösteriyor. Doç. Dr. Ahmet Arnaz başka hastalıklarla da karışabilen bu belirtileri “Sık ishal ve kabızlık nöbetleri (irritabl bağırsak), kahkaha, öksürme veya mesaneyi zorlayan diğer hareketlerden dolayı istemeden idrar kaçırmak, pelvis, kalça, uyluk, vulva ve vajinadaki varisli damarlar ve idrar yaparken ağrı” olarak sıralıyor. Hastalığın hemoroid ve bacak varisleri ile birlikte görülme olasılığı artıyor.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi

  1. Yaşam kalitesini vuruyor!

Pelvik Konjesyon Sendromu’nun, ağrının şiddetine göre kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürdüğünü belirten Doç. Dr. Ahmet Arnaz “Hayatı tehdit etmeyen ama kişiyi keyif aldığı aktivitelerden alıkoyan, fiziksel, ruhsal ve zihinsel olarak yıpratan, kronik yorgunluğa yol açan bu hastalık günlük yaşamı çekilmez kılabiliyor. Bu nedenle zaman kaybetmeden tedaviye başlanması gerekiyor” diyor.

  1. Tanısı uzmanlık gerektiriyor!

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, belirtileri başka hastalıklarla da karışabildiğinden Pelvik Konjesyon Sendromu yıllarca konulamamış hastalarla karşılaştığını belirterek şöyle konuşuyor: “Yol açtığı şikayetler nedeniyle farklı branştan bir çok doktora giden ancak tanısı uzmanlık gerektirdiği için yıllarca tanı konulamamış hastalar var. Pelvik Konjesyon Sendromu’nun tanısı için pelvik muayeneyi de içeren fizik muayene ve tıbbi öyküyle başlanıyor. Muayene sırasında doktor, ağrının nereden kaynaklandığını saptamaya çalışmak için yumurtalıklar, serviks ve rahimde hassasiyet olup olmadığını kontrol ediyor. Görüntüleme metotları, doktorun kronik pelvik ağrıya neden olan diğer durumları ekarte etmesine ve damarlarda PKS ile potansiyel olarak ilişkili düzensizlikleri görmesine yardımcı oluyor. Tercih edilen başlıca görüntüleme yöntemlerini; ultrason, MR veya CT taraması, pelvik venografi ve laparoskopi oluşturuyor. Hastanın mevcut tablosuna göre gerekli tetkikler yapılarak teşhis konulabiliyor.”

  1. Tedavisi mümkün!

Pelvik Konjesyon Sendromu’nun tedavisinin mümkün olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Ahmet Arnaz, östrojen üretimini baskılayan ilaçların ağrıyı azaltabildiğini, ilaç tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda ise cerrahi yöntemler veya minimal invaziv tekniklere başvurulduğunu söylüyor. Doç. Dr. Ahmet Arnaz “Bu sayede yumurtalık damarlarının embolizasyonu (tıkanması) sağlanabiliyor. Ayrıca kanın geri akışını önleyerek damarları bağlamak için laparoskopi tercih edilebiliyor. Yumurtalık ve pelvik varis embolizasyonu geçiren kadınların iyileşme süresi bacak varislerinin tedavi sürecine benziyor. Genellikle ilk 24 saat içinde ağrı tedavisi için bir gece hastaneye yatış gerektiriyor. Bundan sonra hasta taburcu ediliyor ve ağrı kesici ilaç kullanılabiliyor” diyor.

 

Kalp ameliyatlar küçük kesiklerle yapılabilir

Kalp ameliyatlar küçük kesiklerle yapılabilir

Modern çağın yaşam ve beslenme alışkanlıkları tüm sağlık sistemimizi olumsuz etkiliyor. Ancak aşırı hareketsizlik, fazla kilo, diyabet, yağlı beslenme gibi faktörlerin kalbi besleyen atardamarlarda tıkanmaya yol açması, kalp krizine neden olduğu için hayati risk taşıyor. Bu nedenle her yıl giderek daha fazla kişi koroner by pass ameliyatı olarak tanımlanan cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyuyor. Halk arasında “iman tahtası” olarak bilinen göğüs kemiğinin (sternum) kesilerek gerçekleştirilen klasik kalp ameliyatları çok büyük yara izine neden olduğu için hastada estetik kaygıya da neden olabiliyor. Gelişen yöntemlerin kalp damarı tıkanıklıklarını çoğunlukla meme altından küçük kesilerle gerçekleştirmeye olanak verdiğini anlatan Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyovasküler Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, “Minimal invaziv (kapalı kalp ameliyatı) yöntemler sayesinde hastalar, kan kaybı, enfeksiyon gibi risklere daha az maruz kalıyor. Hastanede yatış süresi kısalıyor ve hasta günlük hayatına çok daha hızlı dönebiliyor. Göğüs kemiğindeki büyük ameliyat izleri de ortadan kalkıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Ahmet Arnaz

Birçok kalp ameliyatı minimal invaziv teknikle gerçekleştiriliyor. Sağ meme veya koltuk altından yapılan küçük kesilerle kalp boşlukları arasındaki deliklerin kapatıldığını, kalp kapaklarının tamir edildiğini, doğumsal kimi sorunların da düzeltilebildiğini örnek olarak anlatan Doç. Dr. Ahmet Arnaz, “Gelişen teknoloji sayesinde artık koroner baypas ameliyatları da göğüs kemiği kesilmeden küçük kesi ile yapılabiliyor. Sol meme altından 5-7 cm’lik kesilerle kalbe ulaşılıyor. Hastanın bacak toplardamarı, ön kol arteri ya da göğüs arteri gibi damarları kullanılarak tıkanan tüm kalp atardamarlarına bypass işlemi uygulanabiliyor. Kısacası, neredeyse tüm kalp ameliyatlarının, göğüs kemiği kesilmeden yapılabilmesi olanaklı hale geldi” diyor.

Yöntem, tüm hastalar için uygun

Peki, minimal invaziv koroner bypass ameliyatı her hastaya yapılıyor mu? Sözlerine “Eskiden bu yöntem bir ya da iki damarı tıkalı olan hastalar için uygundu. Günümüzde ise hastalıklı damar sayısı kapalı baypas için bir engel teşkil etmiyor. Ameliyat öncesi yapılan ilaçlı BT anjiyo ile hastaların damar yapıları değerlendirildikten sonra ameliyat tekniğine karar veriliyor. Sonuç olarak neredeyse tüm hastalar kapalı bypass ameliyatı için aday” diye başlayan Doç. Dr. Ahmet Arnaz, bu yöntemin avantajlarını şöyle anlatıyor:

“Bu hastaların ameliyattan sonra hastanede kalış ve iyileşme süresi daha kısa. İşlemden sonra hastanede yaklaşık beş gün geçiren hasta, taburcu edildikten sonra evde bir hafta istirahat ediyor. Haftalık kontrolleri yapılıyor ve her şey yolunda ise kişi on beşinci günden sonra normal sosyal ve iş yaşantısına dönebiliyor. Ayrıca ameliyatta kan kaybı ve enfeksiyon gelişme riski de azalıyor. Büyük bir yara izi olmadığı için hastaların psikolojisi daha kolay düzeliyor, daha az hastada depresyon gelişiyor. Ameliyat korkusu da hafifliyor.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Nadiren hafıza kaybı yaşanıyor

Minimal invaziv koroner bypass cerrahisinde ameliyat sonrası riskler de daha düşük. Ancak dikkatli olunması gereken noktalar da var. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyovasküler Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, koroner arter bypass ameliyatının olası risklerini şöyle sıralıyor:

  • Klasik yönteme göre daha az görülmekle birlikte hafıza kaybı, zihinsel netlik kaybı veya bulanık düşünme yaşanabiliyor.
  • Kalp ritmi sorunları görülebiliyor.
  • Özellikle obez ya da diyabetli hastalarda göğüs yarası enfeksiyonu meydana gelebiliyor. Daha önce bu ameliyatın geçirilmesi de bu enfeksiyon riskini artırıyor.
  • Altı aya kadar sürebilen düşük dereceli ateş ve göğüs ağrısı hissedilebiliyor. Tıpta buna postperikardiyotomi sendromu adı veriliyor.
  • Kesi yerinde ağrı da yaşanabiliyor.

Varise karşı önlem

Varise karşı önlem

Mavi veya mor renkleriyle özellikle yaz aylarında daha fazla gözler önüne serilerek estetik açıdan rahatsızlık yaratan varis, aslında toplardamar yetersizliğinin bir sonucu olarak karşımıza çıkan önemli bir sağlık sorunu. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz “Çirkin ve rahatsız edici görünümleri nedeni ile sadece estetik bir problem olarak düşünülse de, psikososyal sorunlar da dahil olmak üzere varisli damarlar birçok soruna yol açabilir. Bazı durumlarda, ilerlemiş varisli damarlar içerisinde pıhtı gelişebilir ve ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir” diyor. Doç. Dr. Ahmet Arnaz, yaz aylarında güneşin ve sıcağın etkisiyle yakınmaların arttığı varise karşı 9 etkili öneride bulundu, önemli açıklamalar yaptı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Cilt yüzeyinin hemen altında şişkin, bükülmüş kan damarları olan varisler mavi ve mor renkleriyle genellikle bacaklarda, ayaklarda ve ayak bileklerinde görülüyor. Ağrı, şişlik, kramp ve kaşıntı gibi birçok şikayete neden olan varisler, aşırı sıcak havanın damarları genişletici etkisi nedeniyle yaz aylarında çok daha fazla sıkıntı yaratıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, günümüzde yetişkinlerin üçte birinde görülen, kadınlarda erkeklerden çok daha fazla rastlanan varisli damarların, psikososyal sorunlar da dahil olmak üzere bir çok soruna yol açabildiğini belirterek “Varis esasen altta yatan toplar damar yetersizliğinin bir sonucu olarak karşımıza çıkar. Toplardamarlar, vücudumuzdaki dokulardan kalbimize kanı taşıyan damarlardır. Varisli damarlar, tedavi edilmezse ülserlere (açık yaralar), kanamaya ve cilt renginin değişmesine neden olabilir. Şiddetli varisli damarlar, kronik venöz yetersizliğin bir işareti olabilir. Bu durum damarların kalbe kan pompalama kabiliyetini etkiler. Bazı durumlarda ilerlemiş varisli damarlar içerisinde pıhtı gelişebilir ve ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Varisli damarları olan kişilerin kan pıhtıları geliştirme olasılığı daha yüksektir. Bu nedenle gecikmeden tedavi edilmelidir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bu etkenler varis riskini artırıyor!

Varisli damarların, damar duvarları zayıfladığında ortaya çıktığını, damardaki kan basıncı arttıkça zayıflayan duvarların damarın büyümesine yol açtığını belirten Doç. Dr. Ahmet Arnaz şöyle konuşuyor: “Damar genişledikçe, damardaki kapakçıklar olması gerektiği gibi çalışamaz. Kirli kan dediğimiz oksijenden fakir kan toplardamarlar içinde birikir ve göllenmeye yatkın hale gelir, bu da damarların genişlemesine, şişmesine ve bükülmesine neden olur. Damar duvarları ve kapakçıkları, birçok nedenden dolayı zayıflayabiliyor ve varis gelişme riski artıyor. Genetik faktörlerin yanı sıra, uzun süre ayakta durmak veya oturmak, kan dolaşımını azaltabilen kuşak veya sıkı kemerli pantolon gibi sıkı giysiler giymek, yaşlanmayla damar duvarları ve kapakçıkların eskisi kadar iyi çalışamaması, doğum kontrol hapı kullanan veya menopoza giren kadınlarda hormon seviyelerindeki değişiklikler, sigara kullanımı, aşırı kilo ve genel sağlık durumu da (şiddetli kabızlık veya tümörler vb) varis oluşumuna yol açabilen etkenler arasında yer alıyor.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Varise karşı etkili yaz önerileri

Sağlıklı bir yaşam tarzına sahip olarak varisli damar gelişimini önlemenin ya da yavaşlatmanın mümkün olduğunu belirten Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, özelliklerde yaz aylarında artış gösteren varise karşı etkili önlemleri şöyle anlatıyor:

  1. Yaz aylarında güneş ve aşırı sıcaklar damarları genişletici etki yarattığından aşırı sıcaktan korunmaya özen gösterin. Bacaklarınızı soğuk su ile rahatlatın.
  2. Yüzmek varise karşı en etkili sporlar arasında yer aldığından, yazın bol bol yüzün.
  3. Günde 2 litre sıvı tüketmeye dikkat edin. Sıvı ihtiyacınızı çoğunlukla su ile karşılayın.
  4. Kanın bacaklarda birikmesini önlemek için uzun süre ayakta durmayın, özellikle ayaklarınızın üzerinde durmanızı gerektiren bir işiniz varsa, hareket edip, biraz dolaşarak düzenli molalar verin.
  5. Kan akışını artırmak ve damarlardaki basıncı azaltmak için gün boyunca bacaklarınızı belinizin üzerine birkaç kez kaldırın.
  6. Aşırı kiloluysanız veya hareketsiz bir yaşam tarzınız varsa, varisli damarların yeniden ortaya çıkma şansı daha yüksektir. Fazla kilodan kurtulmak kan damarlarınızdaki basıncı azaltacağından sağlıklı diyetle ve hareketle zayıflamaya çalışın.
  7. Sigara içmek kan damarlarına zarar verir, kan akışını azaltır ve çok çeşitli sağlık sorunlarına neden olur. Bu nedenle tütün ürünlerinden kaçının.
  8. Dolaşımı iyileştirmek için sık sık hareket edin ve uzun süre hareketsiz oturmayın.
  9. Kan akışını kolaylaştırmak için belinizin çok sıkı olmadığından emin olun. Kan dolaşımını azaltabilen kuşak veya sıkı kemerli pantolon gibi sıkı giysiler giymeyin.