Yazılar

Kış hamileliğinde şunlara dikkat edin!

Kış hamileliğinde şunlara dikkat edin!

Anne adaylarının hayatındaki en özel dönemlerden biri olan hamileliğin kış aylarına denk gelmesi, kışa özgü bir takım önlemler almayı gerektiriyor. Zira soğuyan havalar hastalıklara davetiye çıkarırken, kapalı mekanlarda geçirilen sürenin uzamasıyla viral enfeksiyon riski de artıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın kış aylarında başta solunum sistemi hastalıkları olmak üzere özellikle viral hastalıklarda artış olduğuna değinerek “Hamileler, bağışıklık sistemini güçlü tutmak için kış aylarında beslenmeden yeterli sıvı tüketimine, hareketsiz kalmamaktan bulundukları ortamı havalandırmaya dek bir çok noktaya dikkat ederek olası risklere karşı korunabilirler” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, kış hamileliğinde dikkat edilmesi gereken 6 öneriyi anlattı, önemli açıklamalarda bulundu

Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın

Sağlıklı beslenin

Annenin sağlıklı beslenmesi, bol vitamin ve mineral içeren kış sebze ve meyvelerini yeterli miktarda tüketmesi annenin bağışıklık sistemini güçlü tutmada ve bebeğin sağlıklı gelişiminde önemli rol oynuyor. Beslenme yetersizliği, aşırı kalori alımı ya da dengesiz beslenmenin; düşük riski, gestasyonel diyabet (gebelik diyabeti), gebeliğin hipertansif hastalıkları, düşük doğum ağırlığı ve erken doğum gibi riskler oluşturabildiğini belirten Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın “Bebeğin nörolojik gelişimi için omega desteği oldukça önemlidir. Bu nedenle haftada 2 gün balık tüketilmesi tüm gebelere tavsiye edilmektedir. Dip balıklarını önermiyoruz. İstavrit, palamut, hamsi gibi yüzey balıkları ve somon tercih edilebilir. C vitamini bağışıklık sistemini güçlü tutmada önemli olduğundan özellikle turunçgiller ihmal edilmemeli. Yeşil yapraklı sebzeler içerdikleri lif, demir, folik asit, vitaminler açısından oldukça zengindir. Aynı zamanda bağışıklık sistemi ve bağırsak düzenine yardımcı olur. Tüm sebze ve meyvelerin mutlaka çok iyi yıkanmış olmasına ayrıca dikkat etmek gerekir.” diyor.

Her gün dışarı çıkın

Kış aylarında güneş yüzünü çok göstermese de anne adayının her gün dışarı çıkması büyük önem taşıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın şöyle konuşuyor: “Her gün düzenli olarak 15-30 dakika güneşe çıkmak kış mevsimi de olsa faydalıdır. Güneş ışınları anne ve bebekte kemik gelişimi ve bağışıklık sisteminde önemli rol oynar. Kış aylarında güneşlenme imkanının azalmasından dolayı gerekli durumlarda D vitamini ve kalsiyum desteği almak gerekebilir. Gebelikte süt, süt ürünleri, yoğurt, balık ve yumurta gibi kalsiyum, fosfor ve D vitamininden zengin yiyeceklerin tüketilmesi önerilir.”

Grip aşısı yaptırın

Kış aylarında sık görülen gripten (influenza virüsü) korunmanın en etkili yollarından birinin grip aşısı yaptırmak olduğunu vurgulayan Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın “Grip aşısı canlı virüs içermeyen, gebelikte ve emzirme döneminde kullanılabilen güvenli bir aşıdır. Grip bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle gebelerde ağır seyredebilir. Bu nedenle özellikle salgın dönemlerinde yani ekim -kasım aylarında gebeliğin 2. ve 3. trimesterinde olan gebelere grip aşısı öneriyoruz” diyor.

Pause Dergi

Günde 1.5-2 litre su için

Kışın su içme ihtiyacı azaldığından, su içmek için susamayı beklememek gerekiyor. Günde 1.5-2 litre su tüketilmesi şart. Kış aylarında bitki çaylarının aşırı tüketilebildiğini, ancak her bitki çayının gebeliğe uygun olmadığını vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, günde iki bardağı geçmemek koşulu ile kuşburnu, ıhlamur, papatya, nane, zencefil içeren çaylar tüketilebileceğini; adaçayı ve yeşil çayın ise rahimde kasılmaları uyarabileceğinden dolayı gebelikte tüketilmesine olumlu bakmadıklarını söylüyor.

Açık havada her gün 30 dakika yürüyüş yapın

Açık havada her gün 30 dakika yürüyüş yapmak çok önemli. Gebeliğin 12. haftasından itibaren gebelik pilatesi ve yoga yapmak gebelik ve doğum sürecinde olumlu destek sağlıyor. Gebeler için en faydalı sporlardan birinin de yüzmek olduğunu belirten Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın “Suyun kaslar üzerine olumlu ve rahatlatıcı etkisi nedeni ile özellikle sırt ve bel ağrısı olan gebelere yüzme önerilir. Hijyenine güvenilen ve uygun sıcaklıkta olan havuza girilmesinde sakınca yoktur. Ancak vajinal kanama, akıntı, karında kramplar olması durumunda havuza girilmesini tavsiye etmiyoruz.” diyor.

Bulunduğunuz odayı sık sık havalandırın

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın “Kış ayları da olsa bulunulan ortamın sık sık havalandırılması ve nemlendirilmesi gerekir. Ortamın sıcak ve kuru olması nedeniyle gebelerde burun kanamalarına sık rastlanıyor. Ayrıca cilt kuruluklarını ve çatlakları önlemek için sıvı tüketimine dikkat edilmesinin yanı sıra, uygun nemlendirici kremler kullanarak cilt kuruluklarının önüne geçilmelidir. Karlı ve yağışlı havalarda kaygan zemine karşı da dikkatli olmalı, topuklu ayakkabılardan uzak durulmalıdır.” diyor.

Menopozu sağlıklı ve aktif yaşamak mümkün…

Menopozu sağlıklı ve aktif yaşamak mümkün…

Ateş basması, terleme, unutkanlık, uykusuzluk, ciltte yaşlanma, cinsel yaşam şikayetleri, depresyon… Menopozun ilk döneminde ortaya çıkan ve giderek artış gösteren bu yakınmalara zamanla kalp damar hastalıkları ve osteoporoz gibi çok daha ciddi sağlık sorunları eşlik edebiliyor. Ancak doğurganlığın sona erdiği dönem olan menopoz yaygın inanışın aksine hastalık değil, aslında yeni bir yaşama geçişin başlangıcı. Üstelik günümüzde tedavi ve doğru yaklaşımlarla sağlıklı ve oldukça aktif bir hayat sürmek mümkün oluyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, menopoz tedavisinin amacının bu dönemde ortaya çıkan şikayetlerin giderilmesi, dolayısıyla kadının yaşam kalitesinin yükseltilmesi olduğuna dikkat çekerek, “Menopozdaki yakınmaların esas sebebi, östrojen eksikliği oluyor. Hormon replasman tedavisi östrojeni artırarak ve progesteronla dengeleyerek menopoz semptomlarını hafifletiyor. Bugün çekinceler devam etse de menopoz sonrası hormon kullanan sağlıklı kadınların, kullanmayanlara göre yüzde 20 oranında daha uzun yaşadıklarını biliyoruz. Kadınlar bu süreci bir kayıp değil, yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul ettikleri ve sağlıklarına dikkat ettikleri takdirde, aktif yaşamlarına rahatlıkla devam edebilirler” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, menopoz döneminde dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Dr. Özge Kaymaz Yılmaz

Hormon tedavisi için doktorunuza danışın

Menopozun tedavisinde, farmakolojik yöntem olarak, azalan östrojen ve progesteronu yerine koymak amacıyla hormon replasman yöntemine başvurulabiliyor. Tedavi özellikle sıcak basmaları, uyku bozuklukları, vajinal kuruluk, idrar yolu hastalıkları ve psikolojik sıkıntıları büyük ölçüde önlüyor veya hafifletiyor. Ayrıca osteoporoza bağlı gelişen kemik kırıkları, kalp damar hastalıkları, yaşla birlikte görülen bilişsel fonksiyon bozuklukları ve kalın bağırsak hastalıklarının riskini de azaltıyor. Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, menopoz sonrası ilk birkaç yıl hormon kullanılmasının meme kanseri riskini pratikte arttırmadığına işaret ederek, “Ayrıca hormon kullanmayı bıraktıktan 5 yıl sonra da bu tedaviye bağlı risk sona ermiş oluyor. Hormon replasman tedavisi uygulanan kadınların takipleri de daha düzenli yapıldığı için erken tanı şansı daha fazla oluyor. Ancak tedavi süreci boyunca kullanılan hormonal ve destek takviyeler için mutlaka hekim gözetiminde kalmak gerekiyor” diye konuşuyor.

Düzenli sağlık kontrolü yaptırın

Menopoz döneminde sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırmanız büyük önem taşıyor. Kemik erimesi, meme ile rahim kanseri, kalp ve damar hastalıkları gibi hastalıklara karşı rutin kontrollerinizi aksatmamanız erken tanı ve tedavi imkanı sağlıyor.

Yeterli ve dengeli beslenin

Yeterli ve dengeli beslenmek, bağışıklık sisteminizin güçlü kalmasına, menopoz dönemindeki fazla kilo alımlarını önlemeye ve kas – iskelet sisteminin bu dönemi hasarsız atlatmasına destek oluyor. Ayrıca vücuttaki metabolizma hızının yavaşlaması nedeniyle 50 yaşındaysanız kilo kontrolü için 30 yaşındaki bir kadına göre günlük olarak yaklaşık 200-250 kalori daha az enerji almanız gerekiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, menopoz döneminde dikkat etmeniz gereken beslenme alışkanlıklarını şöyle anlatıyor.

Yüksek lifli besinler tüketin: Menopozda yaşanan sindirim sistemindeki değişiklikler kabızlık, hemoroid, reflü ve safra taşı gibi şikayetlerde artışa yol açabiliyor. Yüksek lifli besinler bağırsak hareketlerini ve emilimini düzenleyerek yarar sağlıyor. Arpa, çavdar, kahverengi pirinç, trüf, kinoa ile birlikte elma ile armut gibi meyveleri ve brokoli, havuç, ıspanak ile bürüksel lahanası gibi sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin.

Sağlıklı yağlar önemli: Omega 3 yağ asidi, bağırsaklardan kalsiyum emilimini artırarak kalsiyumun kemikte birikmesini sağlamasının yanı sıra tüm hücre zarlarının sağlıklı ve genç kalmasını sağlıyor. Uskumru somon hamsi gibi balıklar ile keten tohumu ve chia tohumunu düzenli tüketmeyi alışkanlık edinin.

Proteini aksatmayın: Kemik gücü ve kas kütlesinin azalmasını engellemek veya geciktirmek için günde 1-1,2 gram protein almanız gerekiyor. Et ürünleri, baklagiller, yumurta ve süt ürünlerini düzenli tüketmeye özen gösterin.

Günde 4-5 porsiyon sebze-meyve şart: Sebze ve meyveyi düzenli tüketmeniz, içerdikleri zengin vitamin ve mineraller nedeniyle menopoz döneminde çok daha önem taşıyor. Her gün 4-5 porsiyon meyve ve sebze yemeyi ihmal etmeyin.

Kalsiyum çok önemli: Kemik erimesine karşı düzenli olarak süt, yoğurt peynir, kalsiyumdan zenginleştirilmiş ekmek veya gevrekler, maydanoz ve lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler tüketin.

Sporu alışkanlık edinin

Düzenli spor ve egzersiz yapmak, menopoz döneminde pek çok önemli fayda sağlıyor. Kilo alımından korurken, osteoporozun (kemik erimesi) ilerlemesini de önlüyor. Aynı zamanda uyku rutinini düzenlemeye, kardiyovasküler sistem ile kan basıncında olumlu değişimlere ve sıcak basmalarının hafiflemesine yardımcı oluyor. Bunların yanı sıra psikolojik olarak daha iyi hissedilmesine de destek veriyor. Önemli bir sağlık probleminiz yoksa; yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme veya su egzersizleri gibi aerobik aktiviteyi haftada en az 150 dakika yapmanız öneriliyor. Ayrıca stretching ve denge egzersizleri de kas gücü ile esnekliği artırıyor.

Pause Dergi

Düzenli güneş ışığı şart!

Osteoporoz riskine karşı yeterli miktarda D vitamini almanız büyük önem taşıyor. Güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği saatlerde 15-20 dakika güneşe çıkmayı alışkanlık edinin. Yağlı balıklar, yumurta, kırmızı et ve D vitamini ile zenginleştirilmiş gevrekler de fayda sağlayacaktır.

Sigara ve alkol kullanmayın

Sağlığımızı ciddi boyutlarda tehdit eden sigara ve alkol aynı zamanda menopoz döneminde sıcak basması şikayetlerini artırıyor. Alkolün kemik yıkımını artırdığı da yapılan araştırmalarda ortaya konmuş.

Çay ve kahveyi sınırlandırın

Menopozda mesane kapasitesinin azalmasıyla birlikte sık idrara çıkma sorunu yaşanabiliyor. Ayrıca östrojenin azalmasının kolajen dokuyu etkilemesi sebebiyle ürogenital bölgenin daha kuru, daha ince ve daha az elastik hal almasıyla gelişen idrar kaçırmanın önüne geçmek için sıvı alımınız 2 litreden fazla olmamalı. Çay ve kahve diüretik etkileri sebebiyle vücuttan su atılımına yol açıyorlar. Bu nedenle sıvı ihtiyacınızı su, süt ve ayran gibi sıvılardan karşılamaya özen gösterin.

Bitkisel takviyelere dikkat!

Menopoz döneminde dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta da, bitkisel takviyelere gelişigüzel başvurmamak olmalı. Kırmızı yonca, dong quai (angelica sinensis), çuha çiçeği ve yabani yam (diascorea) gibi diyet takviyelerini, bilimsel kanıtlarının yetersiz olmaları ve yan etki risklerine karşı hekiminize danışmadan asla kullanmayın.                        

Bu hastalık anne olmayı zorlaştırıyor!

Bu hastalık anne olmayı zorlaştırıyor!

Anne olmayı planlayan, ancak sorun yaşayan kadınların karşılaştıkları engellerden biri, ‘Polikistik Over Sendromu’ oluyor. Üreme çağındaki kadınlarda yaygın olarak görülen Polikistik Over Sendromu (PKOS) kronik yumurtlama bozukluğuyla karakterize olan ve erkeklik hormonu seviyelerinin ve/veya etkilerinin arttığı metabolik bir bozukluk olarak tanımlanıyor. Ülkemizde görülme sıklığı yüzde 12-20 arasında değişen bu sendrom genellikle adet görememe veya adet düzensizlikleriyle sinyal veriyor. Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan, yumurtlama döngüsünün bozulması nedeniyle hamile kalmada sorun yaşayan hastaların yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi, ilaç ve ihtiyaç durumunda yardımcı üreme tekniklerinin devreye girmesiyle çocuk sahibi olabildiklerine dikkat çekerek, “Polikistik Over Sendromu olan hastaların disiplinli bir şekilde hayat tarzlarını değiştirmeleri, gerekli olan ilaçlarını düzgün kullanmaları ve farklı branşlardan doktorlarıyla sürekli iletişim halinde olmaları, onları anne olma konusunda bu sendroma sahip olmayan diğer kadınlarla eşit konuma taşıyacaktır” diyor.

Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan

Prof. Dr. Murat ArslanYumurtlama döngüsünü bozuyor

Polikistik Over Sendromu sorunu yaşayan kadınların önemli bir kısmında aylık yumurtlama döngüsü bozuluyor. Öyle ki normalde kadınlar yılda toplamda 12-13 kez yumurtlama yaşarken, PKOS’lu kadınlarda aynı süre içerisinde daha az sayıda yumurtlama gerçekleşiyor. Prof. Dr. Murat Arslan, bu nedenle polikistik over sendromu olan kadınların hamile kalabilme ihtimallerinin azaldığına dikkat çekerek, “Hamile kalabilseler bile erken düşük yapma riskleri normal kadınlara göre neredeyse 2 kat artıyor. Bu nedenle çocuk sahibi olabilme şansları azalıyor. Ancak Polikistik Over Sendromu sorunu yaşamak kesin olarak anne olunamayacağı anlamına gelmiyor. Hastalar doğal yoldan kendiliğinden hamile kalabilecekleri gibi, geri kalan hastaların tamamına yakını da doğru takip ve tedaviyle çocuk sahibi olabiliyorlar” diyor.

Yaşam tarzı değişikliği çok önemli

Polikistik Over Sendromu’nda tedavinin ana amacı; metabolik değişikliklerin yaratmış olduğu dengesizlikler nedeniyle bozulan metabolizmanın mümkün olduğunca düzeltilmesi. Yaşam tarzında yapılacak olan değişiklikler bu sendromun tedavisinde büyük önem taşıyor, zira hastalar ilaç tedavisine bile gerek kalmadan yumurtlama döngüsüne girebiliyor. Prof. Dr. Murat Arslan, “Polikistik Over Sendromu sorunu olan kadınların önemli bir bölümünün ortak özelliği, kilolu olmalarıdır. Ancak zayıf olmalarına rağmen bu sendromu yaşayan kadınlar da var. Temel problem ise bu hastalarda glikoz intoleransı olduğu için vücuttaki insülin düzeyinin yükselmesi. Glikoz hücre içine yeterince alınamayınca insülin yükseliyor ve buna bağlı olarak yumurtalık bölgesindeki androjen seviyesi de yükselince yumurtlama döngüsü bozuluyor. Bu hastaların büyük çoğunluğunda, vücut ağırlıklarının yüzde 5’i kadar kilo verdiklerinde bile yumurtlama döngüsü düzelebiliyor. Bu noktada sağlıklı beslenmenin yanı sıra düzenli egzersiz yapmak da büyük önem taşıyor” diyor.

İlk basamak ilaç tedavisi oluyor

Doğal yollardan hamile kalmakta güçlük çeken Polikistik Over Sendromlu hastalarda tüp bebek tedavisi çoğunlukla ilk seçenek olmuyor. Öncesinde yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi ve ilaç tedavisi gibi daha basit yöntemlerle yumurtlamanın gerçekleştirilmesi için çalışılıyor. Örneğin insülin direnci olan hastalarda, insüline karşı duyarlılığı arttıran ilaçlar tek başına bile yumurtlamanın tekrar geri gelebilmesini sağlayabiliyor. Prof. Dr. Murat Arslan, bu yönteme yanıt vermeyen hastalarda, yumurtlamayı sağlayan ve ağızdan alınan ilaçlara başvurulduğunu belirterek, “Adet döngüsünün belli günlerinde kullanılan bu ilaçlarla hastaların önemli bir kısmında yumurtlama sorunu giderilebiliyor” diyor. İlaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda ise cilt altına yapılan iğnelerle yumurta gelişimlerinin sağlanabildiğine işaret eden Prof. Dr. Murat Arslan, “Bu ilaçlar kullanılırken mutlaka follikül dediğimiz yumurta kistlerinin büyümeleri belli aralıklarla takip ediliyor ve aşırı sayıda yumurta gelişiminden  kaçınılıyor. Çok düşük dozlarla başlayıp yavaş yavaş doz arttırılarak ilerlenen bu hastalarda yumurtlamanın sağlanması bazen haftaları geçebiliyor”

Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan

Tüp bebek yöntemiyle hamilelik mümkün

Yumurtlamanın sağlanabilmesi için çok uzun bir süreye ihtiyaç duyan veya tam aksine ilaçlara aşırı yumurta gelişimiyle cevap veren ya da yumurtlama sağlanmasına rağmen hamile kalamayan hastalarda aşılama veya tüp bebek tedavisine geçilebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan, günümüzde tüp bebek yönteminden oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirterek, “Yumurtaları topladıktan sonra spermle dölleyerek, embriyoların oluşumunu sağlıyoruz. Bu embriyoları hemen transfer etmeyip, dondurarak saklıyoruz. Hastanın adet görmesine kadar geçecek süre zarfında yumurtalıkların küçülmesi sonrasında rahim içini uygun şekilde hazırlıyor ve dondurduğumuz embriyoları çözerek transfer ediyoruz. Bu şekilde  tüp bebek tedavisi biraz daha uzun sürmekle birlikte hasta sağlığı ve güvenliği açısından elzemdir” diyor. Embriyoların dondurulup çözülmesinin çiftlerin başarı şansını azaltmadığına da işaret eden Prof. Dr. Murat Arslan, “Tam aksine rahim içinin daha natürel bir şekilde hazırlandıktan sonra transfer yapılması sayesinde, donmuş embriyo transferi dediğimiz bu yöntemle embriyoların tutunma şansları da daha yüksek oluyor”  diyor.

Aşırı yumurta gelişimine dikkat!

Tüp bebek yönteminde, bazı hastalarda, uygulanan tedaviye istenenden daha fazla cevap alınabiliyor.  “Dolayısıyla bu tedavide dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, yumurtalıkların aşırı uyarılmalarına bağlı gelişebilecek olan tablonun engellenmesidir” uyarısında bulunan Prof. Dr. Murat Arslan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Aksi halde sayı olarak fazla yumurta gelişimi olan kadınlarda üçüz, dördüz, hatta beşiz gibi çoğul hamilelik oluşabiliyor. Bu şekildeki hamilelikler ise genellikle düşükle sonuçlanıyor. Tüp tedavisiyle anne adayının hamile kalabilmesi sağlanmış olsa bile eve çocukla birlikte dönebilmesi konusunda başarısızlık yaşanıyor”

Hamilelik için 35 yaş uyarısı!

Hamilelik için 35 yaş uyarısı!

Hamile kalmak her zaman düşündüğümüz kadar kolay olmayabiliyor. Zira, pek çok faktör üreme sağlığını olumsuz etkileyerek ‘infertilite’ sorununa yol açabiliyor. Yaşa bağlı olarak değişmekle birlikte, her 100 kadından 15-20’si, günümüzde infertilite tanısı alıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Ganime Aygün, günümüzde kadınlarda en sık görülen infertilite nedenlerinin başında ileri anne yaşı olduğunu ve devamında sırayı stres ile kötü alışkanlıkların aldığını söylüyor. Yine stresli yaşamın bir uzantısı olarak sigara ile alkol gibi zararlı maddelere karşı da yatkınlık olduğu görülüyor. Bu faktörler hem yumurta hem sperm kalitesi üzerinde etkili oluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Ganime Aygün, kadınlarda üreme sağlığını olumsuz yönde etkileyen 10 nedeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Dr. Elif Ganime Aygün

İleri yaş

İleri yaş hamilelik oluşumunu önleyen en önemli kriterler arasında yer alıyor. Özellikle kadınlarda 25-35 yaş arasında hamile kalma oranı yüzde 60 iken bu oran 35 yaş üstünde yüzde 30’lara, 40 yaş üstünde ise 15-20’lere kadar düşüyor. Dr. Elif Ganime Aygün, bu nedenle anne adaylarının yaş periyodunu mutlaka dikkate almaları gerektiğine işaret ederek, “Zira yumurtanın enerjisini sağlayan temel organel mitokondri ilerleyen yaşla birlikte hızla azalıyor. Bu azalma da embriyonun kaliteli ilerlemesini ve genetik olarak sağlıklı olmasını engelleyen bir durumu oluşturuyor.” diyor.

Sigara ve alkol kullanımı

Kötü alışkanlıkların vücudumuzdaki her sisteme zararı olduğu aşikar. “Üreme sistemi de sigara ve alkole oldukça hassastır” uyarısında bulunan Dr. Elif Ganime Aygün, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kadın genital sistemi mikrodamar sistemiyle besleniyor ve silier yapılar dediğimiz ince hareketli tüysü tabakalarla kaplı bir yüzeyden oluşuyor. Sigara gibi tütün ürünleri, bu tüysü silier tabakaların hem hareketini azaltıyor hem toksik maddelerin yoğun bir şekilde üzerlerine yapışmalarına neden oluyor. Ayrıca sigara küçük damarları tıkayarak rahim duvarının beslenmesinde sorun oluşturuyor ve yumurta kanlanmasını bozarak yumurta rezervinin erken tükenmesine yol açıyor. Alkol de aynı oranda yumurtlamayı, döllenmeyi ve rahim duvarına embriyonun tutunmasını bozarak üreme sağlığı üzerine olumsuz etki ediyor”

Kötü beslenme alışkanlıkları

Kötü beslenme alışkanlığı pek çok hastalığın yanı sıra üreme sağlığında da ön planda oluyor. Dr. Elif Ganime Aygün, “Yetersiz rezervi olan bir beden yeni bir canlı büyütmek için de kafi gelmeyecektir. İlaveten diyabet ve tansiyon gibi problemlere sebep olarak üreme fonksiyonunu bozacaktır.” diyor.

Kronik hastalıklar

Diyabet ve hipotiroidi gibi kronik hastalıklarda hamile kalmak daha zor oluyor. Ayrıca annelerin yüzde 63.8’inin hastalıklarından ve kullandıkları ilaçlardan dolayı emzirme sürelerinin kısaldığı, yüzde 13.8’inin hastalık tanısı konulduktan sonra perinatal kayıp yaşadıkları yapılan çalışmalarda tespit edilmiş.

Genital yol enfeksiyonları

Genital yolla bulaşan enfeksiyonlar rahim duvarı ve tüplerde kalıcı hasarlar oluşturarak hamile kalmayı önleyebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Ganime Aygün, bu nedenle hamilelik planlaması öncesinde vajinal kültür ve HPV taramasının mutlaka yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Kemoterapi ve radyoterapi almış olmak

Kanser sebepli radyoterapi ve kemoterapi tedavisi gören hastalarda yumurtalık rezervi ciddi oranda etkileniyor. Öyle ki kanser tedavisinde yumurtaların yüzde 90’ı ölüyor. Dr. Elif Ganime Aygün, “Bu hastaların yüzde 10’u 45 yaşın altında oluyor ve kanserden kurtulan hasta için birinci derecede önemli olan konu, çocuğunun olmasıdır. Bu nedenle kemoterapi ve radyoterapi alacak olan hastalar evli ise embriyo bekar ise yumurta ya da spermler dondurulmalıdır. Gonad hücreleri ve embriyo 5 yıl süreyle saklanabiliyor” diye konuşuyor.

 

Pause Dergi

Daha önce geçirilmiş yumurtalık cerrahisi

Yumurtalıkta gelişen iyi veya kötü huylu tümörlerin cerrahisinde bazen yumurtanın tamamı veya bir kısmı çıkarılıyor. Bu durum yumurtlayan kaliteli kısmının da çıkmasına yol açıyor. Bu nedenle cerrahi öncesinde yumurtalık rezervinin değerlendirilmesi ve doğurganlık koruyucu önlemlerin mümkünse alınması gerekiyor.

Doğumsal genital yol anomalileri

Kadınların yüzde 5’inde doğumsal olarak genital yolda anomaliler olabiliyor. Hamile kalamayan kadınlarda yapılan fizik muayene, histerosalpingografi (HSG) ve ultrason ile bu anomalileri tespit etmek ve sonrasında da cerrahi olarak çözmek mümkün oluyor.

Miyomlar, polipler ve çikolata kistleri

Kadın genital sisteminde miyom, polip, basit ya da komplike kist ve çikolata kisti gibi hastalıklar hamilelik oluşumunu önleyebiliyor. Dr. Elif Ganime Aygün, kadınların yüzde 80 gibi yüksek bir oranının hayatlarında bir kez bu hastalıklara yakalanabildiğine işaret ederek, “Cerrahi müdahale ile bu tür hastalıkların tedavisi mümkündür. Bazı kistlerde medikal tedavi de yeterli gelebiliyor.” diyor.

Rahim şekil bozuklukları

Rahimde olan doğumsal defektler, örneğin septum (perde), çift rahim ve T veya Y şeklindeki rahimler de hamile kalmada engel olan tabloları oluşturuyor. Bu tip problemlerin çözümünün ertelenmemesi son derece önem taşıyor. Septumların kısmi olanları ya da T şekilli rahim yapısında, cerrahi yönteme başvurmadan önce, hastaya bir miktar süre tanınabiliyor.

Anne adaylarında en sık görülen 5 enfeksiyon!

Anne adaylarında en sık görülen 5 enfeksiyon!

Hamilelikte anne adaylarının en sık karşılaştıkları sorunların başında, ‘enfeksiyonlar’ geliyor. Anne ve bebeğin sağlığını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen enfeksiyonlar kimi zaman bebeğin hayatını tehdit edecek boyutlara ulaştığı için korunma yöntemlerine dikkat etmek büyük önem taşıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, “Ayrıca hamilelikte önerilen tüm aşıların yaptırılması ve enfeksiyonu olan biriyle temas durumunda ya da enfeksiyondan şüphelenildiğinde doktora başvurulması çok önemli. Tedaviler bebeğin sağlığı düşünülerek seçiliyor. Dolayısıyla ‘bebeğime zarar verir’ endişesiyle ilaçları kullanmamak ya da yarıda kesmek gibi bir hataya düşülmemeli. Aksi halde erken doğum gibi ciddi sorunlar gelişebiliyor. Doktorun önerdiği tedavi aksatılmadığında ise hamilelik süreci sağlıklı devam ediyor” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, hamilelik döneminde sık karşılaşılan enfeksiyonları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Süheyla Ayşe Mutlu

İDRAR YOLU ENFEKSİYONU

İdrar yolu enfeksiyonu hamilelik döneminde gelişen enfeksiyonlarda ilk sırada yer alıyor. Bunun nedeni ise büyüyen rahmin basısıyla boşaltım sistemindeki yavaşlama ve mesanenin tam olarak boşaltılamaması. Tedavi edilmemiş olan idrar yolu enfeksiyonu hamileliğin son dönemlerinde zarların erken açılmasına ve bunun sonucunda erken doğuma yol açabiliyor. Bu nedenle erken tedavisi büyük önem taşıyor. Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, idrar yolu enfeksiyonunun en önemli belirtisinin idrar yaparken yanma olduğunu belirterek, “Sık idrara çıkma diğer belirtisi olsa da hamilelikte mesane kapasitesinin azalmasına bağlı olarak da görülebileceği için tek başına tanı koydurmaz. Bunun dışında kasık ve yan ağrısı gelişebilir” diyor.  İdrar yolu enfeksiyonları antibiyotik kullanımıyla tedavi edilebiliyor ve bol sıvı alınması tedaviyi kolaylaştırıyor.

Nasıl korunmalı?

– Mevsime göre değişmekle birlikte günlük ortalama 2,5 litre su tüketin

– İdrarınızı uzun süre tutmayın

– Sık sık tuvalete gidin ve mesanenin tamamen boşaldığından emin olun

– Tuvaletten sonra genital bölge temizliğini iyi yapın

– İç çamaşırınızı her gün değiştirin, genital bölgeyi temiz ve kuru tutun

– Çok sıkı kıyafetler giymeyin

ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI

Etken olan mikroorganizmaların sonbahar ve kış aylarında doğada görülme sıklığının artmasının yanı sıra yeterince havalandırılmamış olan kapalı yerlerde uzun süre kalınması, soğuk havanın vücut direncini düşürmesi, yeterli ve uygun beslenmeye dikkat edilmemesi, havanın soğumasıyla birlikte sıvı tüketiminin azalması gibi nedenlerle soğuk algınlığı ve gribin görülme sıklığı artıyor. Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, hamileliğin tek başına üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanmak için bir risk oluşturmadığına işaret ederek, “Ancak hamilelik döneminde enfeksiyon geliştiğinde komplikasyon görülme riski artıyor ve hastaneye yatırılarak tedavi edilme oranlarının hamile olmayanlara göre daha yüksek olduğu görülüyor.” diyor. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının genellikle tedavi gerektirmediğini, yatak istirahati ile bol sıvı alımıyla iyileşme sağlandığını ifade eden Dr. Süheyla Ayşe Mutlu,  “Burun tıkanıklığı için serum fizyolojik benzeri ilaçlar kullanılabiliyor. Gerekli durumlarda ateş düşürücü olarak parasetamol türü ilaçlar verilebiliyor. Tabloya öksürük ve balgam eklenirse bakteriyel bir enfeksiyon düşünülüp antibiyotik tedavisi gerekebiliyor” bilgisini veriyor.

Nasıl korunmalı?

– Kapalı ortamlarda uzun süre bulunmayın, zorunlu iseniz maske kullanın

– Bulunduğunuz ortamı sık sık havalandırın

– Ellerinizi düzenli olarak sabun ve suyla 20 saniye boyunca yıkayın

– Hasta kişilerle yakın temastan kaçının

– Grip aşınızı (ilk 3 aydan sonra) mutlaka yaptırın.

VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

Vajinal enfeksiyonlar hamilelikte en sık karşılaşılan diğer bir grup enfeksiyonu oluşturuyor. Hamilelik sürecinde hormonal değişiklikler vajinal akıntıda artmaya neden oluyor. “Açık sarı veya beyaz renkteki akıntı kokusuz ise kaşıntı veya yanmaya yol açmıyorsa, fizyolojiktir ve sorun oluşturmaz” diyen Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, “Koku, kaşıntı ile hassasiyet eşlik eden artmış akıntı ise mutlaka incelenmeli ve saptanan ajana göre uygun tedavi planlanmalı. Aksi halde erken doğum tehdidine yol açabiliyor.  En sık rastlanan Candida ve Gardnerella vajinalis enfeksiyonlarının tedavileri hamilelikte güvenle uygulanabiliyor” bilgisini veriyor.

Nasıl korunmalı?

– Pamuklu iç çamaşırı kullanın

– Islak mayo ile oturmayın

– Genital bölge temizliğine dikkat edin

– Flora dengesizliğine yol açabildiği için uygun pH’da olan genital bölge temizleyicileri tercih edin

Pause Dergi

HPV (Human Papilloma Virüsü)

Son yıllarda daha sık karşılaşılan bir diğer enfeksiyon ise Human Papilloma Virüsü’nün neden olduğu genital siğiller oluyor. Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, çok yaygın ve büyük değilse genital siğillerin mutlaka tedavi edilmeleri gerekmediğine işaret ederek, “Tedavi ihtiyacı halinde asetik asit, kriyoterapi veya lazer ablasyon yöntemlerine başvurulabiliyor. Diğer tedavi yöntemleri anestezi altında yapıldığı için gereksiz risk oluyor, dolayısıyla tercih edilmiyor. Doğum sırasında virüsün bebeğe bulaşması oldukça nadir görülüyor. Vajina içinde siğilleri bulunan anne adaylarında sezaryen yöntemiyle doğum tercih ediliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

– Güvenli cinsel hayat en önemlisi, zira kondom bile tam anlamıyla korumuyor

– Hamilelik öncesinde HPV aşısı olmanızda fayda var

TOKSOPLAZMA

Hamilelik sürecinde daha nadir görülmekle birlikte, bebeğin sağlığını tehdit eden diğer bir enfeksiyon toksoplazma oluyor. Toksoplazma gondi paraziti enfekte olmuş kedilerin dışkılarının bulaştığı toprakla temas eden sebze ile meyvenin iyi yıkanmadan ve enfekte etlerin çiğ ya da az pişirilerek yenmesi yoluyla insana bulaşıyor. Parazit fetüse ulaşır ve enfeksiyon yaparsa, düşük ile ölü doğumlara neden olabiliyor. Ayrıca bebekte gelişim problemleri, körlük, sağırlık ve beyinde su toplanması gibi sorunlar gelişebiliyor.

Nasıl korunmalı?

– Hamilelik öncesinde ve hamilelik döneminde çiğ et veya iyi pişmemiş et tüketmeyin

– Meyve ve sebzeleri yemeden önce çok iyi yıkayın

– Toprakla uğraşıyorsanız eldiven kullanın ve ellerinizi çok iyi temizleyin.

– Evden dışarı çıkmayan ve çiğ et yemeyen ev kedilerinden bulaş olmaz. Yine de kumları temizlerken eldiven kullanın ya da bu işi başka bir aile ferdine bırakın.

Hamilelik döneminde bu değişimlere dikkat!

Hamilelik döneminde bu değişimlere dikkat!

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökçenur Gönenç, hamilelik döneminde meydana gelen fizyolojik değişimleri anne adaylarına açıklayarak, önerilerde bulundu.

Gebelik, kadın hayatında çok özel bir dönemdir. Vücutta adeta bir hormon fırtınası vardır ve bu nedenle tüm sistemlerde, fizyolojik birçok değişiklik meydana gelir. Bu değişikliklerin bir kısmının mekanizması, hala tam anlaşılmış olmamakla birlikte bilinen tek şey; bu değişikliklerin bebeği korumak ve yaşatmak için olduğudur. Gebe kadının vücudunda artan östrojen ve progesteron hormonuna bağlı olarak; cilt, saç, tırnak gibi dokularda değişiklikler olmakta, bunların çoğu anne adaylarını endişeye sevk etmektedir. Endişenin temelinde; bu değişikliklerin bebeğe bir zararı olup olmadığı yatarken, diğer yandan bu değişikliklerin kalıcı mı yoksa geçici mi olduğu soruları bulunmaktadır.

Pause Dergi

Dr. Gökçenur Gönenç

Değişikliklerin çoğu geçici

Gebelik, duygusal yoğunluğa ve hormonal değişimlere bağlı olarak psikolojik gel-git’lerin yaşandığı bir dönemdir. Anne adayı, kendi vücudundaki hızlı değişimlere adapte olmaya çalışır. Bu stresin üzerine bir de aynaya baktığında, kendini güzel görmemesi eklendiğinde, psikolojik çöküş başlayabilir. Temelde bilinmesi gereken; bu değişiklerin çoğunun geçici olduğu, bir kısmının doğumdan sonra tamamen geçeceği, bir kısmının büyük ölçüde azalacağıdır. Cilt çatlakları gibi kalıcı olabilecek durumlara da “bebekten hatıra” denmesi ve durumla barışık olunması gerektiği düşüncesindeyim.

Oluşabilecek yüz lekelerine karşı güneş kremini ihmal etmeyin!

Kliniğe en sık başvuru nedeni olan sıkıntılar; saç dökülmesi, tırnak kırılması, lekelenme, kıllanma ve cilt kuruluğudur. Anne adaylarının neredeyse yüzde 75’inin yüz bölgesinde, gebelik maskesi denen leke oluşabilir. Yüksek östrojen seviyesine bağlı bu durum; yüzde özellikle alın, burun,  dudak üstü, elmacık kemiklerinin üzeri ve çenede yoğunlaşan koyu renk şeklinde görülür. Bu maske oluştuktan sonra, geçmesi kolay olmayabilir. O yüzden, oluşmasını engellemek için önlem almak gereklidir. Özellikle yaz aylarında olmak üzere, güneşe maruz kalınacak durumlarda, mutlaka koruma faktörlü güneş kremi uygulanmalıdır. Bu sayede, güneşin lekeleri alevlendirme etkisinden korunulmuş olur. Oluşmuş maskenin giderilmesi için PRP, mezoterapi, lazer uygulamaları gibi yöntemler kullanılabilmektedir ancak günümüzde bu yöntemlerin, gebelik esnasında güvenilir kullanımına ilişkin yeterli bilimsel veri bulunmamaktadır.

Saç dökülmesi en sık karşılaşılan sorunlardan

Saç değişiklikleri, gebeleri huzursuz etmektedir ancak bunların çoğu gebelik bitimiyle normalde dönecektir. En sık görülen sorun, saç dökülmesidir. Bu dökülme erkek tipi saç dökülmesi dediğimiz ön–yan kısımların açılması şeklinde olabilir. Vücudun çeşitli bölgelerinde, kıllanma artışı gözlenebilir. Daha önce olmayan yerlerde, yeni kıllar çıkabilir. Bu durum, koyu tenli kadınlarda daha belirgindir. Bunlardan kalın olan kıllar için doğum sonrası, lazer epilasyon gerekli olabilecekken ayva tüyü şeklindeki ince kıllar genelde, doğumdan sonraki 6 haftalık lohusalık dönemi sonunda dökülür. Tırnaklar gebelikte daha hızlı uzarlar ancak genellikle; yumuşama, incelme, enine çatlaklar oluşması ve tırnağın yaprak yaprak ayrılması görülebilir.

Lohusalığın bitmesini bekleyin!

Cildin kuruması, pul pul olması hatta soyulması da gebelikte karşılaşılan bir durumdur. Hafif kuruluktan başlayıp, tüm vücudu saran döküntülere kadar geniş yelpazede cilt değişikliği görülebilir. Cildin temiz tutulması, nemlendirilmesi, çok yönlü beslenme ile bu durum engellenebilir. Bazı durumlarda ek vitamin takviyesi gerekebilmektedir. Gebelikte oluşan tüm değişikliklerin normal duruma dönmesi, lohusalık olarak adlandırılan doğum sonrası 6 haftalık dönemde gerçekleşir ki bebeğin “kırkı çıkması” da buradan gelir. Bu nedenle; gebelikte oluşan değişiklikler için lohusalık sürecinin bitmesi beklenmeli, bu süreç sonunda sebat eden durumların tedavisi üzerine yoğunlaşılmalıdır.

Yazın sağlıklı hamilelik geçirmek için nelere dikkat etmeli

Yazın sağlıklı hamilelik geçirmek için nelere dikkat etmeli

Hava sıcaklıklarının yılın en yüksek seviyelerine çıktığı yaz aylarında pek çok sağlık sorunu da görülebiliyor. Yaz hastalıkları ve bu dönemde ortaya çıkan sağlık sorunları konusunda en riskli gruplar arasında anne adayları yer alıyor. Anne adaylarının yazın bazı noktalara dikkat etmesi hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlığı açısından önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Hazel Çağın Kuzey, yaz aylarında hamileler için önemli önerilerde bulundu.

Gebelik süreci, çok farklı heyecanları içinde barındırmaktadır. Bir yandan bebek için yapılan hazırlıklar hızla sürerken, anne adayları için yaz ayları gebelik öncesi döneme göre çok farklı geçebilir. Gebelikte değişen hormonlar anne adaylarında farklı etkilere yol açabilir. Örneğin yalancı menopoz durumu sıklıkla anne adaylarında görülebilmektedir. Gebelikte kadınlar sıcağı daha fazla hissedebilirler. İkinci bir nokta da gebelik döneminde sıvı tüketimi artar; gebelik yaz dönemine denk geldiyse sıvı ihtiyacı daha da yükselebilir. Hormonlar ve sıcağı daha fazla hissetmeleri nedeniyle anne adayları daha fazla terleyebilir ve sıvı kayıpları sık görülür. Bu nedenle gebelerin sıvı tüketimini artırması gerekmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Hazel Çağın Kuzey

Yazın oluşan cilt lekeleri kalıcı olabilir

Yazın yine gebelik hormonlarına bağlı olarak güneş ışınları nedeniyle ciltte de bazı değişiklikler olabilir. Eğer bu dönemde güneş koruyucu kullanılmazsa, bu lekeler kalıcı olabilir. Bu nedenle gebelerin mutlaka koruyucu ürün kullanmaları gerekmektedir. Bunun yanında yaz mevsimindeki bir diğer tehlike de meyvelerin çok çeşitli olması ile ilgilidir. Yaz mevsiminde özellikle glisemik endeksi yüksek meyveler gebelik diyabeti riskini artırdığından gebelerin bu meyveleri büyük miktarlarda tüketmemesi gerekir. Şeker içeriği yüksek meyveler bebekte aşırı kilo alımı veya bebeğin kan şekerinde düzensizliklere de neden olabilmektedir.

Islak mayo nedeniyle kapılan enfeksiyon erken doğumu getirebilir

Düşük tehlikesi veya erken doğum tehlikesi altında bulunmayan, idrar yolu enfeksiyonu ya da vajinal enfeksiyonu olmayan gebeler havuz ya da denize girebilir. Ancak havuzun ve denizin hijyeni farklıdır. Gebelerin çok iyi temizlendiğini bildikleri havuza girmesi gerekir. Havuz ve denizden çıktıktan sonra ıslak mayoyla kalınmaması gerekir. Islak mayoyla durmak enfeksiyonlara neden olabilir. Hamilelikte kadınlar daha fazla enfeksiyona yatkın olurlar, bu enfeksiyonlar böbreklere kadar ilerleyip erken doğumu getirebileceğinden, havuz ya da denizde hijyene ve ıslak mayoya dikkat edilmesi önem taşır.  Bunun yanında gebelikte kramplara daha sık rastlanır. Bu nedenle de gebelerin yüzerken tek başlarına olmamaları önerilir.

Uzun yolculuklarda pıhtı riski yükselebilir

Eğer anne adayının gebeliğinde risk yoksa seyahat edilebilir ancak seyahat sırasında arabayla hareket ediliyorsa 2 saatte bir mola verilmelidir. Çünkü gebelik hormonlarına bağlı olarak pıhtı atma riski bu dönemde yüksektir. Molalarda 10-15 dakikalık yürüyüşler bu riski azaltır. Yolculukta sıvı tüketimi artırılmalı; eğer uzun uçak yolculuğu yapılacaksa varis çorabı kullanılarak uçağın koridorunda yürünmelidir.

Gebelerin tatilde tükettiği besinlere dikkat edilmeli

Tatilde yeme-içme düzeni de çok önemlidir. Özellikle dışarıda, açık büfelerde sıklıkla yemek yenmektedir. Gebelerin iyi pişmemiş etlerden, krema içerikli bozulabilecek gıdalardan, konservelerden, iyi yıkandığı bilinmeyen sebzelerden ve yeşilliklerden uzak durması gerekmektedir. Bu tür besinler enfeksiyon riskini artırarak, anne adayının sağlığını tehlikeye atabilir.

­­Hamileler sıcak havaya dikkat!

­­Hamileler sıcak havaya dikkat!

Anne adayının hamilelik döneminde vücudunda ve psikolojisinde yaşanan değişimlere yaz aylarındaki bunaltıcı sıcaklar da eklenince, bu süreç daha güç hale gelebiliyor. Örneğin, nem oranının yükselmesi nedeniyle anne adayları nefes almakta güçlük çekerken, daha kısa sürede yorulabiliyorlar. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, yaz mevsimine denk gelen hamilelik sürecinde en çok bol su içmeye ve güneşin zararlı ışınlarından kaçınmaya dikkat edilmesi gerektiğine işaret ederek, “Sıcak havalarda yeterince sıvı almamak organlarda hasar oluşturabilen dehidratasyon başta olmak üzere önemli sağlık problemlerine neden olabiliyor. Güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği saatlerde güneş altında kalmak da vücutta lekelere, çok daha kötüsü hayatı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilen sıcak çarpmasına yol açabiliyor. Anne adayının ve bebeğin sağlıkları için özellikle bu iki önlemi almaları sıcak havalarda son derece önemlidir” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, anne adaylarına yaz mevsiminde sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçirebilmeleri için dikkat etmeleri gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Önder Sakin

Güneşin zararlı ışınlarından korunun

Hamilelikte yükselen östrojen hormonu başta olmak üzere birçok hormonel değişiklik nedeniyle ciltte koyulaşma sağlayan melanin pigmentlerinde artış  oluyor. Doç. Dr. Önder Sakin, melaninin artması sonucunda ciltte kolayca koyulaşma ve lekelenmeler gelişebildiği uyarısında bulunarak, “Gebelik maskesi dediğimiz; burun üstü, dudak üstü ve yanaklarda belirgin olan koyulaşma ile beneklenme yaz aylarında sıkça görülüyor. Gebelik maskesi güneşte fazla kalınması durumunda çok daha belirgin bir hal alabiliyor ve doğum sonrasında da kaybolmayabiliyor. Bu tür cilt lekelenmelerini önlemek ve sıcak çarpmasından korunmak için güneş ışınlarının dik açıyla geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkmayın, zorundaysanız güneşe çıkmadan en az 20-30 dakika önce yüksek faktörlü ürün kullanın. Ürünü her 2-3 saatte bir tekrarlayın, gözlük ile şapka kullanmayı da asla ihmal etmeyin” diyor.

Susamasanız bile su için

Hamilelikte su tüketiminin önemi tartışılmaz. Yeterli su tüketimi böbreklerin sağlıklı çalışabilmesi ve bu sayede vücuttaki toksinlerin atılabilmesi için çok önemli. Ayrıca idrar yolu enfeksiyonları, erken doğum, hemoroit ve hazımsızlık gibi pek çok ciddi tablonun önlenmesinde de kilit rol üstleniyor. Ayrıca yazın sıcak havalarda yeterince sıvı almamak dehidratasyona yol açabiliyor.  Bunların yanı sıra hamilelikte 34. haftadan sonra amnion sıvısının fizyolojik olarak azalması bebeğin hareket alanının daralması, tüm kordonun sıkışması,  oksijen alımında yetersizlik ve gelişme geriliği başta olmak üzere pek çok olumsuz tablolara neden olabiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, özellikle yaz aylarında terleme ve solunum yoluyla normalden daha fazla sıvı kaybı olduğuna dikkat çekerek, “Günlük alınan sıvı miktarının kaybedilen miktardan en az 500 ml daha fazla olması gerekiyor. Sağlıklı bir hamilelik için yaz mevsiminde en az 2 litre su tüketilmesini öneriyoruz. Bu nedenle yaz aylarında susamadığınız zaman bile bol su içmelisiniz” diyor.

Vücut ısınıza dikkat edin

Vücut ısısının 39 C derecenin üzerine yükselmesinin bebekte bazı yapısal sakatlıklara yol açabildiği ifade ediliyor. Bu nedenle yaz mevsiminde aşırı egzersiz yapmaktan, sıcak buhar, sauna, hamam ve termal sular gibi vücut ısısını 39 C derece üzerine çıkarabilecek durumlardan kaçınmanız gerekiyor. Ayrıca rahat ve bol kıyafetleri tercih etmeli, mümkünse pamuklu çamaşırlar kullanmalısınız.

Düzenli olarak yüzün

Kanama, su gelmesi ve erken doğum tehdidi gibi durumlar olmadığı takdirde hamilelerin spor yapmaları ve denizde yüzmeleri genel vücut sağlığı açısından önemli.  Doç. Dr. Önder Sakin, travmaya yol açmayacak, zorlamayacak ve sakatlıklara neden olmayacak şekilde yüzmenin hamileliğin hemen her haftasında önerildiğini belirterek, “Kasları güçlendirmek ve kan dolaşımını düzenlemek başta olmak üzere sağlığımız üzerinde pek çok fayda sağlayan yüzme hamilelik döneminde en sağlıklı ve en uygun sporlar arasında yer alıyor. Ancak jet-ski, su kayağı, su altı dalışları ve su kaydırakları gibi su sporları ise hamilelik sürecinde önerilmiyor” diyor.

Islak mayo ile kalmayın

Denizden çıktıktan sonra ıslak mayo ile kalmak genital enfeksiyonların artmasına neden olan önemli hijyen hatalarından birini oluşturuyor. Ayrıca sentetik çamaşırlar da genital bölgenin havalanmasını engelliyor. Oksijenlenmesi iyi olmayan, kapalı, sıcak ve nemli bir ortam da mantar gelişimi için zemin hazırlıyor. Genital havalanma, oksijenlenme ve kuruluk ise hem bu tür şikayetlerin gelişimini önlüyor, hem de enfeksiyonların azalmasını sağlıyor. Bu nedenle denizden çıktıktan sonra mayonuzu hemen değiştirin, kuru kalmasına özen gösterin, rahat kıyafetler tercih edin ve genital bölgenin havalanmasına müsaade edin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İdeal kiloda kalın

Hamilelikte gereğinden fazla kilo alımı anne adaylarının yaz aylarını daha ağır geçirmelerine neden olabiliyor. Solunum problemlerinin daha fazla olması ve sık nefes alış verişlerinin yorucu hale gelmesi, sıcak hava, nem ve ağırlaşmış bir vücut, bu sürecin daha zor geçmesine yol açabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, “Hamilelikte önerilen kilo alımı kişiye özel olmakla birlikte 7-12 kilo arasında değişiyor. Sağlık problemlerinin önlenmesi veya daha az görülmesi için alınan kilonun uygun aralıklarda tutulmasını, yeterli ve uygun spor hareketlerinin yapılmasını öneriyoruz. Yoga, pilates, yüzme ve hafif tempolu yürüyüşler, hamilelik için en uygun egzersizleri oluşturuyor” bilgisini veriyor.

Sık aralıklarla ve az miktarda beslenin

Yaz aylarında sık aralıklarla ve az miktarlarda yemeye özen gösterin. Daha hafif ve sindirimi daha kolay besinleri tercih etmeniz faydalı olacaktır. Zira, yaz aylarında ağır yiyecekler tüketilmesi sindirim sistemi zorluklarına, ağırlaşmalara, kabızlık, gaz ve şişkinlik gibi şikayetlerin daha fazla görülmesine yol açabiliyor. Et, süt, yumurta, yeşillikler, mevsim meyveleri ve kuruyemişleri günlük belli oranlarda tüketmeye özen gösterin. Örneğin her gün 200-300 gram kırmızı veya beyaz et, 200-300 cc taze pastörize günlük süt ve bir adet iyi pişmiş veya haşlanmış yumurtayı ihmal etmeyin. Ara öğünlerde de meyve ve kuruyemiş tüketmeyi alışkanlık haline getirin.

Ödem varsa dikkatli olun

Yaz aylarında ödem daha fazla görülebiliyor. Tansiyon takibi ödem sorunu yaşayan anne adaylarında önem taşıyor ve aksatmadan yapılması gerekiyor. Fizyolojik ödemler için düzenli kısa süreli egzersizler yapmak, proteinli beslenmeye dikkat etmek, tuz tüketiminden kaçınmak, uzun süre ayakta kalmamak, yine uzun süre aynı pozisyonda oturmamak, aralıklı olarak bacakları hareket ettirmek, ayakları yükselterek dinlendirmek, kan dolaşımının sağlanması ve ödemin azaltılması açısından dikkat etmeniz gereken kuralları oluşturuyor.

Ayakkabınız rahat olsun

Hamilelikte kas, eklem ile tendonlarda gevşemeler ve genişlemeler oluyor. Bu değişiklikler nedeniyle bu süreçte eklem sakatlıkları, burkulmalar, dönmeler, çıkıklar ve kırıklar çok daha sık görülüyor. Bu olumsuzlukları önlemek için yaz aylarında yürüyüş ve spor yaparken yumuşak tabanlı rahat ayakkabılar giymeye özen gösterin.

Sık sık duş alın

Yaz aylarında sıcak basmalarına karşı sık sık duş almayı alışkanlık edinin. Ancak vücut ısınızın stabil kalması için çok soğuk veya aşırı sıcak duşlardan kaçınmanız çok önemli.

Hamilelikte doğru bilinen yanlışlar

Hamilelikte doğru bilinen yanlışlar

Anne adayları hamilelik haberini aldığı zaman hem heyecanlı hem mutlu bir döneme giriyor. Ortalama 40 haftalık yolculuğun başlamasıyla birlikte hemen hemen pek çok gebe gerek internetten gerek çevresinden hamilelik sürecine ilişkin bilgiler alıyor. Ancak uzmanından alınmayan kulaktan dolma bilgiler zaman zaman yanlış da olabiliyor ve hamilelik ile doğum sürecini olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Şakir Volkan Erdoğan, gebelikte doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.

Gelişen teknoloji ve iletişim çağı ile birlikte her bilgiye ulaşmak çok kolaylaşmışken beraberinde getirdiği sorun hangi bilginin doğru hangi bilginin yanlış olduğu konusudur. Pek çok anne adayı da bazen bu bilgi kirliliği içinde stres yaşayabilmektedir. Gebelik sürecinde; gerek hormonların, gerekse anne olmanın verdiği sorumluluk ile anne adaylarının kafaları duyulan yanlış bilgilerle karışabilmektedir.  Bu bilgiler her ne kadar masum gibi görünse de, hem gebenin konforunu bozmakta hem de strese yol açmaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Şakir Volkan Erdoğan

Bu mitler şöyle sıralanabilmektedir:

  1. “Her gebe tüm hamilelik boyunca en çok 7-9 kilo arasında almalıdır”: Genellikle gebe bir kadın hamilelik dönemini 8-12 kilo alır diye ortalama bir rakam vardır. Ancak gebelik döneminde alınan kilolar gebelik öncesi kadının kilosuna uygun olmalıdır; örneğin kilolu bir anne adayı ile zayıf bir anne adayının alması gereken kilo aynı olmamalıdır. Kilo alımı her kadına göre farklılık gösterebilir. Hamilelikte doktor kontrolünde kilo dengesinin doğru ayarlanması önemlidir.
  2. “Midesi bulanmayanın erkek çocuğu olur”: Bilimsel olarak kız bebeklerin anne adayında daha fazla bulantı yaptığı yönünde bazı çalışmalar bulunmaktadır ancak bulantı olmayan her anne adayının çocuğu erkek doğmamaktadır.
  3. “Gebe saç kestirirse bebeğin ömrü kısa olur”: Hamile kadınların saç kestirmesinde bir sakınca yoktur. Saç boyama konusunda ise dikkat edilmesi gereken tek konu boyadaki kimyasal maddelerdir. Bu nedenle saç boyası 12 haftaya kadar yapılmamalıdır.
  4. “Bir gebe kollarını havaya kaldırırsa bebeğin kordonu boynuna dolanır”: Bu da yanlış bir bilgidir. Hamilelerin yaptığı hareketle kordon dolanması gibi bir durum söz konusu değildir. Bilimsel araştırmalara göre uzun kordonu olan bebeklerde kordon dolanması görülmektedir. Bu durum gebenin hareketine bağlı değildir.
  5. “Hurma yemek düşüğe sebep olur”: Gebelikte hurmanın doğumu başlattığına dair birçok çalışma mevcuttur. Yapılan çalışmalar genelde doğuma yakın dönemde düzenli hurma yenmesi ile ilişkilidir. Araştırmalara göre hurma doğumu başlatmakta etkili bir besindir. Yiyeceklerle ilgili olarak gebeliğe ilişkin söylenebilecek tek şey hiçbir besinin abartılı tüketilmemesi gerektiğidir.
  6. “Bir hamile istediği besini yemezse, bebekte o besinin izi çıkar”: Gebelik boyunca her istenen şey tüketilmez. Örneğin sakatat, ağır metal ihtiva eden deniz canlıları, çiğ süt, çiğ et, çiğ balık ürünleri, sushi gibi besinler tüketilmemelidir. Bu tür gıdaların tüketilmemesi bebekte bir iz oluşturmaz ancak ciddi nöronal ve fiziksel hasarlara neden olabilmektedir.
  7. “Hamile kadın spor yapamaz”: Gebenin çevresindeki kişiler tarafından en sık dile getirilen konulardan biri de anne adayının eğilmemesi, bir yere uzanmaması, koşmaması, dans etmemesi gerektiğidir. Rutin ve iyi giden bir gebelikte hareket kısıtlaması önerilmemektedir. Genetik olarak sağlıklı ve takiplerinde bir patoloji görülmeyen bir bebek için hareket etmenin sorun oluşturmayacağı bilinmektedir. Riskli gebeliği olan kadınlara da her hareket önerilmez. Genel anlamda dikkat edilmesi gereken gebeliğin ileri haftalarında, özellikle doğuma yakın ağır sporların yapılmasından kaçınılması gerektiğidir.
  8. “Gebelikte vajinal muayene düşüğe neden olur ya da doğumu başlatır”: Bu bilgi anne adaylarının çok fazla dile getirdiği, jinekoloji uzmanlarının çok sık karşılaştığı bir konudur. Hatta pek çok anne adayı, anne ve bebek hayatının riskli olduğu durumlarda bile vajinal muayene konusunda direnç göstermektedir. Bu bilgi kesinlikle doğru değildir. Vajinal muayene bebeğe ya da anneye zarar vermemektedir, doğumu başlatmamaktadır.
  9. “Gebelikte cinsel ilişki bebeğe zarar verir”: Cinsel ilişki bebeğe zarar vermez. Fakat vücudumuzun ürettiği prostoglandin maddesi rahim ağzının açılmasına ve kasılmalara neden olan bir maddedir ve bu madde erkek menisinde de bulunmaktadır. Bununla birlikte yapılan çalışmalarda cinsel ilişki ile doğum olayının başladığına dair bir kanıt bulunamamıştır. Bu veriler ışığında güncel bilgimiz cinsel ilişkinin hamileliğe zarar vermeyeceği yönündedir. Ancak gebelikte cinsel ilişki dönemleri konusunda mutlaka doktora danışılmalıdır.
  10. “Doğum için acı eşiği yüksek olmayan doğum yapamaz”: Doğum, acı eşiği ile ilgili değil, kadın olmak, anne olmayı istemek ve neslin devamını sağlamak ile ilgilidir. Acı eşiği yüksek insanlar tabi ki de acıyı daha az hissedeceklerdir ama bunun doğurabilmek ile ilgisi yoktur.
  11. “8 aydan küçük doğan bebek yaşamaz”: Gelişen tıp ve teknoloji ile günümüzde 22-24 hafta üzerindeki; 500 gr ve üzeri bebekler yaşayabilmektedir. Tabi ki bebek anne karnında ne kadar kalırsa ileride sağlıklı yaşama oranı o kadar artar. Erken haftada doğum, bebeğin kuvözde kalacağı süreyi ve bakım ihtiyacını artırmaktadır.
  12. “Mide ekşimesi bebeğin saçlarıyla ilgilidir”: Gebelik sürecinde anne adayında bir takım fizyolojik değişiklikler meydana gelmektedir. Bunlardan bir tanesi de mide içeriğinin özellikle ilerleyen gebelik haftaları ile yemek borusuna geri kaçması durumudur. Reflü adı verilen bu durumda yemek borusunun mideye girdiği yerde yanma ve ekşime hissi olur; bebeğin saçları ile ilgisi yoktur.

 Normal doğum istiyorum ama korkuyorum diyorsanız!

 Normal doğum istiyorum ama korkuyorum diyorsanız!

Çocuk sahibi olmaya karar veren ve gebelik testinin pozitif çıkmasıyla unutulmaz mutluluk yaşayan anne-baba adayları için, hayatlarında heyecanlı ve telaşlı bambaşka bir dönem de başlamış oluyor. İlk ultrasonografik görüntülerdeki heyecan, bebeğin gelişiminin takibi, kız mı-erkek mi derken, doğum şeklinin ne olacağı da bu tatlı heyecanda sordukları başlıca sorular arasında yer alıyor. İşte bu noktada, dünyaya geliş şeklini aslında bebeğin kendisinin seçtiğini biliyor muydunuz? Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ece Sınacı “Bazen saatlerce süren kasılmalar ve aslında iyi ilerlediğini gördüğümüz süreçlere rağmen bebek bir türlü vajinal yolla gelmez. Anne adaylarının bu durumda sezaryene yönelmeleri kendilerini başarısız hissetmelerine yol açmamalı. Zorunlu durumlarda başvurulan sezaryeni bir başarısızlık, vajinal doğumu bir başarı olarak görmemek gerekir” diyor.

Son yıllarda gerek eğitimler, gerekse sosyal medya kullanımı sayesinde anne adaylarının birbirleriyle çok daha fazla tecrübe paylaşımında bulunmasıyla doğal doğuma ilginin arttığını söyleyen Dr. Ece Sınacı şöyle konuşuyor: “Bizim amacımız mümkün olduğunca az müdahale ile gebenin kendini evinde hissedeceği bir doğum deneyimine eşlik etmektir. Bu doğum şekline ilgi arttı çünkü insanlar artık daha cesur ve duydukları kötü deneyimlerle hareket etmek yerine kendileri deneyimlemeyi tercih ediyorlar. Doktorlar ve ebeler de onların elinden tutup yanlarında oluyor.” Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ece Sınacı, doğal doğum hakkında en sık sorulan 7 soruyu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ece Sınacı

  • Suni sancıdan korkmalı mıyız?

Bütün ek müdahaleler iyi ki var. Doğru noktalarda kullanıldığında hayat kurtarıyor.

Suni sancı bize başlamayan doğumu başlatma imkanı sunuyor, yeterli kasılmaları olmayan gebelerde kasılmaların gücünü artırarak doğumun ilerlemesini sağlıyor. Elbette kasılma yokken bir anda kasılma başlayınca gebe adapte olmakta zorlanabilir ama öncesinde gebelik süreci ve doğumla ilgili eğitim alan anne adaylarıyla, bu süreci daha iyi yönetebiliyoruz.

  • Doğal doğumda hiç müdahale edilmiyor mu?

Öncelikle ‘doğal’ doğumdan anlaşılan; ninelerimizin tarlada, bahçede kendi başlarına yaptıkları doğumsa bunu yapmamız mümkün değil. Kadınlar zamanında kimsenin desteği olmadan bu deneyimi yaşamak zorunda kalmışlardır. Bizim amacımız mümkün olduğunca az müdahale ile gebenin kendini evinde hissedeceği bir doğum deneyimine eşlik etmektir. Elbette damar yolu açılmalı, belirli aralıklarla NST (anne karnında bebeğin kalp atışları ve annenin doğum kasılmalarını gösteren test) çekilmeli, bunların olması bizi sağlıklı ve minimum müdahaleli vajinal doğum deneyiminden uzaklaştırmaz.

  • Doğal doğumda günümüzde eskiye göre ne değişti?

Dr. Ece Sınacı “Günümüzde doğal doğum deyince; gebenin kendi kasılmalarının başlattığı, her saat ilerlemesi gereken hızda ilerleyen, su kesesinin kendiliğinden açıldığı, gebenin kasılmaları karşılarken istediği gibi hareket edebildiği, mahremiyete önem verilen, suyun-aromatik yağların-müziğin terapötik etkisinden faydalandığımız, ev konforunda ama hastane güvenliğinde ve sürecin sağlıklı anne-bebek ile sonuçlandığı bir doğum anlayabiliriz” diyor.

  • Nasıl bir ortamda doğum oluyor?

Aslında istediğimiz; gebenin kasılmaların bir kısmını evde karşılaması. Hastane ne kadar konforlu olursa olsun gebeye yabancı bir ortam. Evde kasılmalar belli bir noktaya gelip hastanede geçirilen sürenin kısalmasını arzu ederiz. Kasılmaların başında gebe serviste oluyor, bebeğin gelişi yaklaşınca doğumhaneye alıyoruz. Eğer anne ve baba isterse, baba da doğumda olabiliyor. Doğum, şeklinden bağımsız olarak yeni bir bireyin hayata gelmesinin yanında yeni bir ailenin de hayata gelmesi demek. Bebek, ten tene teması sadece anneyle değil baba ile de kurmalıdır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Üstten bastırılıyor mu?

Üstten bastırmak bebeğin çıkması gerektiği zamanda çıkmadığı ve annenin de ıkınacak gücünün kalmadığı durumda bebeğin bir zarar görmeden çıkabilmesine yardım etmek için kullandığımız bir yöntem. Dışardan bakan biri için çok kaba görünebilir, her gebeye rutin yapılmaz ama gerektiğinde yapılınca hayat kurtarır.

  • Epidural anestezi hangi durumlarda gerekli?

Her gebenin kasılmaları karşılama şekli ve kasılmalara verdiği tepki farklıdır. Eğer gebe vajinal doğumu deneyimlemek istiyorsa, ultrasonografide ve fizyolojik açıdan hiçbir engel yoksa, fakat kasılmalar çok ağır geliyorsa epidural anestezi gebeye konforlu bir vajinal doğum imkanı sağlıyor.

  • Gebeler doğum sürecinde hareket edebiliyor mu?

 Dr. Ece Sınacı “Mümkünse hiç oturmasınlar. NST çekilirken bile ayakta dursunlar, yürüsünler isteriz. Ebeler her alanda olduğu gibi yürürken de gebelere destek oluyorlar, gebenin koluna girip hastanenin merdivenlerini inip çıkmasına eşlik ediyorlar, bu bariz bir şekilde doğum süresini kısaltıyor. Doğum bir ekip işidir ve doğuma doktorun yanı sıra ebe, psikolog ve doula da (doğum süreciyle ilgili eğitimini tamamlamış doğum destekçisi) girebiliyor” diyor.