Yazılar

Deniz Ülke Arıboğan, “İslam dünyası aklını başına almazsa Kurtlar Sofrasında menü olmaktan kurtulamaz”

Deniz Ülke Arıboğan

“İslam dünyası aklını başına almazsa Kurtlar Sofrasında menü olmaktan kurtulamaz”

 

Pause City’s Dergi Röportajı

Kısa bölümler:

—-Elbette istisnalar var ama Türkiye’de üniversiteler bilim merkezleri değil, öğretim merkezleri olarak konumlanmış durumda. Bilim kısmını genellikle dışarıdan ithal ediyoruz. Bilimsel araştırma için ayrılan kaynaklar da oldukça yetersiz.

 

—Akademisyenlerin siyasi görüşlerini açıklarken partizanca davranmalarını ve siyasi partilere üye olmalarını doğru bulmuyorum. Özellikle sosyal bilimler alanında öğrenim gören öğrencilerin hocalarının fikirlerini partizanca bir yorumla ifade etmeleri halinde, açık veya örtülü bir baskı altında kalabileceklerini düşünüyorum.

 

​—E​lbette her akademisyenin bir fikri ve ideolojisi olur.

 

—​Bunu ifade etmek de hakkıdır; ancak mesleki sorumluluklarımız gereği öğrencilerimizle ilişkilerimizin dengesini etkileyebilecek her tutumdan uzak durmamız gerekir.

 

—Siyasi parti üyesi hocalar objektif davranmaya özen gösterseler dahi, istemeden de olsa bu etkiyi ürettikleri gibi, öğrenciler de hiç bir zaman kendilerine adil davranıldığı konusunda ikna olamıyorlar. Hocalar bir tarafa,  üniversitelerin kurumsal temsilcisi konumundaki rektörler bile güncel siyasetin bilfiil içinde ve bu çok yanlış.

 

—Duvarlar ve köprüler birlikte var edilmeye çalışılıyor. Tez kendi antitezini de üretiyor. Küresel dünya sınırları olmayan bir dünya, küresel bir köy vadetmişti. Duvarlı dünya ise sınırları uzaydan bile görülebilen, parçalara ayrılmış bir dünya öneriyor. Batı dünyası içine kapanırken, doğuda Çin’in öncülüğünde “Kuşak ve Yol” projesi kapsamında 65 ülke büyük bir ekonomik havza kurmanın peşinde. Öte yandan Berlin Duvarı yıkıldığında dünyada sadece 12 ülkenin sınırlarında duvarlar varken, bugün 70 ülke sınırlarını duvarlarla örüyor. Yani Ahmet Kaya usulü söyleyelim “nerden baksan tutarsızlık”.

 

—Deizm insanlık tarihinde hep var olan, çok önemli bir inanç akımıdır. Avrupa aydınlanma düşüncesinin de merkezinde yer alır. Kiliseye karşı başlatılmış bir harekettir; yani İslama dair değildir. Bütün dinlere karşı bir alternatif olarak gelişmiştir.

 

—Bizim neslimiz tarım toplumunda doğan, sanayi toplumunda büyüyen ve sanayi sonrası çağda olgunluk dönemini yaşıyan, yani 3 ayrı insanlık halini birden tek bir ömre sığdırmak zorunda kalan bir jenerasyon. En büyük stres ise dördüncü uygarlık biçiminin, yani Endüstri 4.0 denilen yeni formun hayatımızda yarattığı değişimlerle ilgili. Stephen Hawking bile insan uygarlığının sonuna gelmiş olabileceğimizden söz ediyor. Yıkıcı bir değişim sürecindeyiz ve travma altında içimize dönüyor; geçmişimize sarılıyoruz. Toplumsal bir çekilme ve çocuklaşma süreci diyelim buna. Gelecek korkutucu hale geldikçe geçmişe sığınıyoruz.

 

—Sürekli İslamiyetin yeni formlarından söz ediyoruz. Sünni- Şii çatışması, Wahabiler, İhvancılar, ılımlı İslam, El Kaide, IŞİD vs. gibi aktörler ve modeller dünya gündeminin ana maddeleri. başka hiç bir şey konuşmuyoruz neredeyse 20 yıldır. Eğer bir konu bu kadar gündemse masadaki menü de o dur diye düşünüyorum. Büyük Ortadoğu Projesi, Arap Baharı gibi konular da hep bununla bağımlı idi. Halen Suriye sorunu, mülteci meselesi, Afganistan konusu gibi tadımlıklar var sofrada. İslam dünyası aklını başına almazsa Kurtlar Sofrasında bu yüzyılın menüsü olmaktan kurtulamayız.

—Ben bir kariyer kadını değilim; anneyim ve anneliği çok seviyorum. İnşallah bir kaç seneye büyük anne de olurum. Torunlarıma da büyük bir zevkle bakacağım inşallah.

 

—Gençken “egemen gücün empoze ettiği estetik değerlere uygunum” diye tanımlardım fiziğimi. Şimdilerde uygun değilim ve uygun olmak da istemiyorum. Ne sıfır bedeni, ne de güçlendirilmiş erkeksi kadın vücudunu beğeniyorum. yaşıma uygun bir fiziğim var, sağlıklıyım ve mutluyum çok şükür.

 

​— H​ayatta bir prensibim var; “ailemin bana ihtiyacı varsa ben diğer herşeyi elimin tersi ile itip, aileme dönerim”

 

—Sahip olduklarınızın kıymetini bilin; mutlu olmayı öğrenin ve paylaşmayı sevin.

 

 

Röportaj:

 

Türk bilim dünyasının uluslararası bilinirliği olan, bilgisiyle, zarafetiyle, ailesine ve işine olan bağlılığıyla, sportif yapısıyla, yüksek enerjisiyle her kesin çok sevdiği bir akademisyen sevgili Deniz Ülke Arıboğan  bu ayki Pause Citys söyleşi konuklarımızdan.  Kendisiyle bilim yapmanın zorluklarından, siyasete, devletin önemli kademelerinde kurulan çalışma komitelerinde aldığı görevlerden, son kitabı Duvar’a kadar konuştuk. İslamiyet’in üzerine oynanan oyunlardan son günlerde ülkemiz gündeminde tartışılan deizm hakkında düşüncelerini de öğrendik. Rekabete bakış açısını,  geçmişe özlemi ve aile hayatıyla ilgili pek çok merak edileni samimiyetle Pause City’s okurları için anlattı.

 

 

​Bilim dünyamızın dünyaya açılan aydınlık yüzlerinden birisiniz.. .Ülkemizde bilim yapmak zor mu?

Oldukça zor. Elbette istisnalar var ama Türkiye’de üniversiteler bilim merkezleri değil, öğretim merkezleri olarak konumlanmış durumda. Bilim kısmını genellikle dışarıdan ithal ediyoruz. Bilimsel araştırma için ayrılan kaynaklar da oldukça yetersiz. Vakıf üniversitelerinin bütçeleri çok yetersiz kalıyor, devlet üniversiteleri ise bir kaç tanesi hariç bulundukları şehire istihdam ve ekonomik kaynak sağlamak, şehirlerin sosyal ortamını güzelleştirmek falan gibi işlevler görüyor. Üniversitelerin %90’ı bilim üretmekten çok farklı işlevlere sahip.

 

Siyaset yapmayı hiç düşündünüz mü? Teklif geldi mi?

Siyasete girmem konusunda uzunca bir zamandır ilgi ve teşvik gördüğümü söyleyebilirim. 2007 yılında Demokrat Parti çatısı altında, Anavatan ve Doğru Yol Partileri arasında bir birleşme girişimi olduğunda ısrarın dozu artıp, rahmetli babam da özel olarak rica edince yaklaşık 15 günlük bir milletvekili adaylık denemem olmuştu. Kısa sürede o ortamın bana hiç uymadığını görerek henüz aday listeleri bile açıklanmadan çekilmiştim. Siyasete atılmayı şimdilerde ise hiç düşünmüyorum

 

Akademisyenler siyasi görüşünü açıklamalı mı?

Akademisyenlerin siyasi görüşlerini açıklarken partizanca davranmalarını ve siyasi partilere üye olmalarını doğru bulmuyorum. Özellikle sosyal bilimler alanında öğrenim gören öğrencilerin hocalarının fikirlerini partizanca bir yorumla ifade etmeleri halinde, açık veya örtülü bir baskı altında kalabil​eceklerini düşünüyorum.  ​E​lbette her akademisyenin bir fikri ve ideolojisi olur. Bunu ifade etmek de hakkıdır; ancak mesleki sorumluluklarımız gereği öğrencilerimizle ilişkilerimizin dengesini etkileyebilecek her tutumdan uzak durmamız gerekir. Siyasi parti üyesi hocalar objektif davranmaya özen gösterseler dahi, istemeden de olsa bu etkiyi ürettikleri gibi, öğrenciler de hiç bir zaman kendilerine adil davranıldığı konusunda ikna olamıyorlar. Hocalar bir tarafa,  üniversitelerin kurumsal temsilcisi konumundaki rektörler bile güncel siyasetin bilfiil içinde ve bu çok yanlış.

 

Devletin ​önemli çalışma komitelerin​de ​bulunması istenen öncelikli ​arabulucu isimlerden biri oldunuz? Zaman zaman tepki ile karşılandı zaman zaman olumlu karşılandı. Siz ne düşünüyorsunuz?

Arabuluculuk dünyanın her yerinde saygın, önemli ve gerekli bir iştir. Tarafsızlığı ve adaleti temsil eder. Herkesin üstlenebileceği bir konum değildir. Güvenilirliği ve tarafsızlığı konusunda genel kabul olan, ilim irfan sahibi insanların üstlenmesi gereken bir statüden söz ediyoruz. Bizim ülkemizde ise her şey gibi bu da politize edilip itibar suikastlerine uğradı. Siyasi parti liderleri dışarıya karşı farklı, yüzümüze karşı farklı davrandılar. Süreç alabildiğine istismar edildi. Seçilen ekipler de bu saldırıları meşrulaştırılacak biçimde taraf ve partizan roller oynayınca maalesef çok da olumlu bir kanaat oluşmadı.

 

Cumhurbaşkanımıza rapor verdiğinizde düşüncelerinizi direk aktarabiliyor muydunuz yoksa filtreden geçirip mi iletiyordunuz.  Çekinceleriniz oluyor muydu?

Cumhurbaşkanımızla yüzyüze temas kurabiliyorduk ve dışarıdan görünenin aksine son derece toleranslı v​e​  eleştiriye açık bir tutum içerisinde davranıyordu. Ben kendi adıma söylemek istediğim her şeyi çekinmeden yüzüne karşı söyledim. Yapı olarak saldırgan ve terbiyesiz birisi değilim. Devlet terbiyesine ve konumlara saygıya inanırım, ama fikrimi de sakınmam. Bir süredir kendisiyle görüşmediğim için şimdilerde durum nasıldır bilemiyorum tabi.

 

Son kitabınız Duvar’dan da bahsedelim istiyorum. Bu duvar meselesi benim kafama takılmış bir konu.. Stratejik bir mühendislik mi?

Duvarlar ve köprüler birlikte var edilmeye çalışılıyor. Tez kendi antitezini de üretiyor. Küresel dünya sınırları olmayan bir dünya, küresel bir köy vaadetmişti. Duvarlı dünya ise sınırları uzaydan bile görülebilen, parçalara ayrılmış bir dünya öneriyor. Batı dünyası içine kapanırken, doğuda Çin’in öncülüğünde “Kuşak ve Yol” projesi kapsamında 65 ülke büyük bir ekonomik havza kurmanın peşinde. Öte yandan Berlin Duvarı yıkıldığında dünyada sadece 12 ülkenin sınırlarında duvarlar varken, bugün 70 ülke sınırlarını duvarlarla örüyor. Yani Ahmet Kaya usülü söyleyelim “nereden baksan tutarsızlık”. Siber dünya da bir özgürlük alanı olarak insanlara lanse edilmiş olmasına rağmen, tamamen devletlerin kontrolü altına alınmış durumda ve yerküreyi Panoptikon dediğimiz bir hapishane ve disiplin ortamına doğru taşıyor. Bize dair her türlü bilgiye haiz siyasi merkezler var artık. Giderek daha az özgür ve daha fazla kontrollü bir ortama tıkılıyoruz.

 

İslam Üzerinde operasyon var diyorsunuz… Açar mısınız? İslamı yönlendirmek, Şekillendirmek…

Her bir sorunuz üzerinde bir kitap yazılabilecek kadar derin. Samuel Huntigton’un “Uygarlıklar Çatışması” makalesi ile başlayan bir projeden söz ediyorum. temelleri 1990’larda atıldı ve 11 Eylül ile birlikte ilk sütunları dikildi. Sürekli İslamiyetin yeni formlarından söz ediyoruz. Sünni- Şii çatışması, Wahabiler, İhvancılar, ılımlı İslam, El Kaide, IŞİD vs. gibi aktörler ve modeller dünya gündeminin ana maddeleri. başka hiç bir şey konuşmuyoruz neredeyse 20 yıldır. Eğer bir konu bu kadar gündemse masadaki menü de o dur diye düşünüyorum. Büyük Ortadoğu Projesi, Arap Baharı gibi konular da hep bununla bağımlı idi. Halen Suriye sorunu, mülteci meselesi, Afganistan konusu gibi tadımlıklar var sofrada. İslam dünyası aklını başına almazsa Kurtlar Sofrasında bu yüzyılın menüsü olmaktan kurtulamayız.

 

Deizm, Batıda başlayan bir akım mıdır? Onların propagandasıdır ve Müslümanları etkilemek için bilinçli olarak köpürtülen bir tartışma mıdır?

Deizm insanlık tarihinde hep var olan, çok önemli bir inanç akımıdır. Avrupa aydınlanma düşüncesinin de merkezinde yer alır. Kiliseye karşı başlatılmış bir harekettir; yani İslama dair değildir. Bütün dinlere karşı bir alternatif olarak gelişmiştir. Yeni bir tartışma değildir yani.

 

Yapılan araştırmalarda geçmişe özlem duygusu ülkemizde en yüksek çıkan tutumlardan, siz bunu neye bağlıyorsunuz? Neden?

Bu çok önemli bir mesele ve politik psikoloji perspektifinden çok değerli bir saptama. Duvar kitabımda açıkladığım kavramla ifade edeyim: bu bir “sosyal regresyon” çağı. Büyük değişim dönemleri, büyük travmalar oluşturuyor. Bizim neslimiz tarım toplumunda doğan, sanayi toplumunda büyüyen ve sanayi sonrası çağda olgunluk dönemini yaşıyan, yani 3 ayrı insanlık halini birden tek bir ömre sığdırmak zorunda kalan bir jenerasyon. En büyük stres ise dördüncü uygarlık biçiminin, yani Endüstri 4.0 denilen yeni formun hayatımızda yarattığı değişimlerle ilgili. Stephen Hawking bile insan uygarlığının sonuna gelmiş olabileceğimizden söz ediyor. Yıkıcı bir değişim sürecindeyiz ve travma altında içimize dönüyor; geçmişimize sarılıyoruz. Toplumsal bir çekilme ve çocuklaşma süreci diyelim buna. Gelecek korkutucu hale geldikçe geçmişe sığınıyoruz.

 

​Diğer çalışmalarınızdan da bir kaç şey sormak istiyorum. ​İngiltere’de Oxford Üniversitesi’nde bulunuyorsunuz. Neler yapıyorsunuz? Devam ediyor muzunuz?

2016-2017 yılları arasında Oxford Üniversitesi’nde St. Anthony’s College’da misafir öğretim üyesi olarak bulundum ve seminerler verdim. Ancak esas yerim orası değildi. Oxford’da Harris Machester College bünyesinde, CRIC adlı bir Çatışma Çözüm Merkezi’miz var. Orada kıdemli üye olarak yer alıyorum. Konferans ve araştırmalarımız oluyor. Gidip gelerek idare ediyorum.

 

Bu konuda amacınız ne idi? Ulaştınız mı?

Gençken yurtdışında bir araştırma bursu ya da görev ayarlama fırsatım olmadı. Ya istediğim zaman bu fırsat elime geçmedi  ya da elime geçtiğinde ben müsait değildim.  Oxford’da bir yıl benim için yoğun tempom arasında bir mola niteliğindeydi. Dönüşte de Duvar kitabımı yazacak düşünsel birikimi oluşturdum. O dönem olmasa kafamdaki fikirleri derleyip toparlayacak bir zamanım olamıyordu. Bu nedenle işe yaradığını söyleyebilirim.

 

Sizin için rekabet nedir?

Ben bir sporcuyum ve hayatımı da bugüne kadar hep o sportif nitelikler çerçevesinde düzenledim. Rekabet benim için kurallı, görece eşitler arasında geçmesi gereken, etik ilkelerin geçerli olduğu bir yarışmadır. Kuralsızlıktan hiç hoşlanmam.

 

​K​endinize hedef koyar mısınız?

Elbette. Her gün hedeflerimi gözden geçirir ve yenilerim. Üstelik “gelecek” nasıl geliyor konusuna fazlasıyla meraklıyım ve sadece hedeflerimi  değil, vizyonumu ve bilgi içeriğimi de sürekli tazelerim.

 

Başarılısınız ama mutlaka sizin de kendinizi başarısız gördüğünüz yada bu tarz eleştiri aldığınız durumlar olmuştur.  Üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Öncelikle başarı tanımı üzerinde anlaşmamız lazım. Mesela öğrencilik yıllarımda akademik olarak başarılı değildim. Sporla aram eğitimle olan ilişkimden çok daha iyiydi. Üniversitede son yıl biraz açıldım. Akademik hayatım boyunca da çeşitli başarısızlıklarım oldu. Üniversite sonrası girdiğim İşletme İktisadı Enstitüsü’nden devamsızlıktan atıldım mesela. Doçentlik sınavının ilkinden kaldım. Rektörlükten süremi doldurmadan istifa ettim. Son yaptığım aşurenin de kıvamı sert olmuştu​ …

Neticede hayatın her aşamasında başardıklarım ve başaramadıklarım var; ve bunların bir dengesi de var. Ancak mağlubiyeti kabul edip, işi bırakmak gibi bir adetim asla yok. Her işi sonuna kadar kovalarım ve hiç bir zaman kendimi kötümser düşüncelere teslim etmem. Sırrım bu sanırım.

 

Ev ve iş hayatı ve çocuklar… ​Bu muhteşem üçlü arasında bir denge sağlanması konusundaki sıkıntılar hanımların  global sorunu.. Siz  dengeyi nasıl sağladınız?

İyi ve ilgili bir anne ve eş olduğumu düşünüyorum. Bunu bir de çocuklarım ve eşime sormak lazım tabi ama bu konuda çok çaba gösterdim. ​H​ayatta bir prensibim var; “ailemin bana ihtiyacı varsa ben diğer herşeyi elimin tersi ile itip, aileme dönerim”. Kariyerim, maddi imkanlar, şöhret, sosyal ilişkiler hiç umurumda değil. Dışarıdan böyle görünmeyebilir ama ben bir kariyer kadını değilim; anneyim ve anneliği çok seviyorum. İnşallah bir kaç seneye büyük anne de olurum. Torunlarıma da büyük bir zevkle bakacağım inşallah.

 

Mutfaktaki yeteneklerinizden de haberdarız… On parmakta on marifet…Dehşet tarifleriniz var… Aşure ​ bunlardan biri​… Eşiniz nasıl karşılıyor bu tatları?

Eşim maalesef çok şikayetçi. Herkes evde düzgün bir sofra olmamasından şikayet eder; benim eşim de mükekkel sofralara oturmaktan ve günü bir şeyler yemeden geçiştirememekten şikayetçi. Arada böyle tartışmalarımız bile oluyor. Adımı evde “son diyet bükücü” koydular. İtinayla diyete girenleri sabote ederim:) Eşim sağlığına ve fiziğine çok dikkat eder; bense yemekten büyük keyif alırım. Bana göre sofra aile demektir; mutluluğu ve keyfi paylaşmak demektir. Mutsuz evlere bakın “sofra kurulmaz” oralarda.

 

En severek pişirdiğiniz veya iyi yaptığınız yemek diye sorsam?

Kuzu tandır ve yuvalama çorbasında iddialıyım. ​D​eniz ürünlerini de güzel yaparım.

 

Güzelliğinizi ve formunuzu nasıl koruyorsunuz?

5​3  yaşındayım ve aslında ne güzel, ne de formdayım. Gençken “egemen gücün empoze ettiği estetik değerlere uygunum” diye tanımlardım fiziğimi. Şimdilerde uygun değilim ve uygun olmak da istemiyorum. Ne sıfır bedeni, ne de güçlendirilmiş erkeksi kadın vücudunu beğeniyorum. yaşıma uygun bir fiziğim var, sağlıklıyım ve mutluyum çok şükür.

 

Anneler gününüzü şimdiden kutlayarak sormak istiyoruz; Bir anne ve uluslararası siyaset bilimci olarak gençlere, topluma mesajınız nedir?

Sahip olduklarınızın kıymetini bilin; mutlu olmayı öğrenin ve paylaşmayı sevin.

 

 

Bence başarının sırrı ??

Bence başarının sırrı “ille başarılı olacağım diye strese girmemek”. Başarının tek bir tarifi var “mutlu hissetmek ve mutlu hissettirebilmek”.