Yazılar

Diyabetin 7 sinyali!

Diyabetin 7 sinyali!

Sinsice ilerliyor, belirtileri günlük işleri engellemediğinden önemsenmiyor. Üstelik bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden Covid-19 pandemisi sürecinde gerek düzenli yapılması gereken kontrollerin hastaneye gitme endişesi nedeniyle aksatılması, gerekse pandemide artan hareketsizlik ve sağlıksız beslenme tehlikeyi daha da artırıyor. Acıbadem International Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Bilge Ceydilek  “Ülkemizde yapılan çalışmalara göre her 7 erişkinden biri diyabet hastası. Her iki diyabet hastasından biri de hastalığının farkında bile değil. Oysa diyabet sinsi bir hastalıktır ve kişiye hissettirmeden organ fonksiyonlarını geri dönüşümsüz olarak bozabilir. Diyabette hızlı artışın en önemli nedenleri sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam olduğundan bazı basit ama etkili önlemlerle riski azaltabilirsiniz” diyor. Diyabet açısından yüksek riskli kişilerde yaşam tarzı değişiklikleri ile tip 2 diyabet gelişme riskinin yüzde 40-60 oranında azaltılabileceğinin bilimsel çalışmalarda gösterildiğini vurgulayan Dr. Bilge Ceydilek, diyabet riskini azaltmanın 9 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hazır gıdalardan kaçının

Tencere yemeklerinin yerini artık giderek hazır yemekler alıyor. Kolay hazırlanması, pratik görülmesi ve katkı maddeleriyle lezzetinin artırılmış olması bu yiyecekleri talebi artırıyor. Ancak dikkat! Sofraya gelmeden önce işlem görmüş ve katkı maddeleri olan bu gıdalardan fazla tüketilmesi genel sağlığa zarar verdiği kadar, diyabet riskini de artırıyor. Bu nedenle katkı maddeli ve işlenmiş gıdaların tüketiminden hem kendinizi hem de çocuklarınızı uzak tutun.

Karbonhidrattan uzak durun

Sanayi ürünü olan şofra şekeri, karbonhidrat ve yüksek yağ barındıran yiyeceklerden uzak durun. Şekerli ve hamurlu gıdaların içinde bulunduğu basit karbonhidratlı gıdalardan kaçınılmalıdır. Tam taneli tahıllar, meyve ve sebze gruplarından karbonhidrat alımı sağlanmalı, hiç karbonhidrat içermeyen diyetlerden uzak durulmalıdır. Günlük beslenme yeterli protein, lif ve yağ içermelidir.

Sağlıklı beslenin

Sağlıksız beslenme diyabet riskini artıran etkenlerin başında geliyor. Örneğin; abur cubur tüketimden, lokmaları hızlı çiğnemekten, meyveyi posasıyla tüketmek yerine suyunu içmekten, gazlı ve şekerli içeceklerden, bulgur yerine beyaz pirinçle yapılmış pilavdan, tahıllı ya da tam buğday unu ve çavdar ekmeği yerine beyaz ekmek tüketmekten, aşırı tuz barındırdığı için salamura besinlerden, pasta, börek, poğaça gibi besinlere yüklenmekten kaçının. Düşük oranda lif içeren ve glisemik indeksi yüksek gıdalar da sık acıkmaya yol açacağından lifli ve şeker oranı düşük besinler tüketin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Her gün en az 30 dakika tempolu yürüyün

Diyabet riskini azaltmak için düzenli egzersizi yaşam tarzı haline getirmek şart. En kolay uygulanabilecek olan belli bir tempoyu tutturarak yapılacak açık hava yürüyüşleridir. Kalorileri yakmanın en temel yolu fiziksel aktivite olduğu için bisiklete binmek, yüzmek, koşmak, dans etmek de faydalı. Tempolu yapılacak bu egzersizlerin yanına karın kaslarını çalıştıracak egzersizler de eklenmeli. Egzersiz süresinin bir haftada toplam 150 dakikanın altında kalmamasına dikkat edin.

Fazla kilolardan kurtulun

Diyabet riskini azaltmanın en önemli kurallarından biri de fazla kilolardan kurtulmak. Ancak kilo vermek için kulaktan dolma bilgilerle hareket etmeyin, kendi bünyenize, metabolizmanıza uygun, mümkünse diyetisyen eşliğinde diyet uygulayın. Bilimsel çalışmalar, kilo fazlalığı olan kişilerde mevcut kilonun yüzde 10 ve üzerinde kaybı ile diyabet riskinin azaldığını ortaya koyuyor.

Düzenli uyuyun

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Bilge Ceydilek “Düzenli olarak günde 7-8 saat uyuyanların diyabet riskinin azaldığını, daha az ya da daha çok uyuyan kişilerde ise riskin arttığını bazı çalışmalar ortaya koyuyor. Ancak bu durumu nedenleriyle birlikte daha net gösterecek çalışmalara ihtiyaç vardır. Öte yandan yetersiz uyku ve geceleri geç yatmanın acıkma hissini ortaya çıkaracağı ve gece yemelerine yol açacağından sağlık açısından zararlı olduğunu unutmamak gerekir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bu belirtileri göz ardı etmeyin!

Diyabet sinsi ilerleyen bir hastalık olduğundan ve kişiye hissettirmeden organ fonksiyonlarını geri dönüşümsüz olarak bozabildiğinden, hastalığın belirtisi sayılabilecek sinyallere çok dikkat etmek, bu belirtileri kesinlikle göz ardı etmemek gerekiyor. Örneğin; çok su içme isteği, ağız kuruluğu hissetmek, gece idrara sık kalkmak, aşırı ve sık yemek, aşırı tatlı yeme isteği, el ve ayaklarda yanma, uyuşma, karıncalanma hissi, ani ve istemsiz kilo kaybı erken dönemde doktora başvurmayı gerektiren sinyaller. Çünkü bu şikayetleri önemseyerek doktora başvurmak, hastalığı prediyabet aşamasında tespit ederek ilerlemeyi durdurmak açısından büyük önem taşıyor.

Hamilelikte şeker yükleme testi

Diyabeti olmayan hamilelerde, 24-28. haftalarda şeker yükleme testinin yapılarak gebelik diyabeti tespit edilebiliyor. Ayrıca bu test sayesinde, yüksek kan şekerinin bebek ve doğum üzerindeki olumsuz etkileri engellenebilirken, annenin de gelecekteki diyabet riski belirlenerek ileriye dönük önlemleri erkenden alması sağlanabiliyor.

İlaç tedavisi

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Bilge Ceydilek “Henüz diyabet gelişmemiş ama açlık kan şekeri normalin hafif üzerinde seyreden kişilerde ilaç tedavisi ile diyabet gelişme riski yüzde 31 oranında azaltılabiliyor. Bu nedenle hekimin önerisi doğrultusunda; günlük yaşam alışkanlıklarını gözden geçirip sağlıklı beslenme ve hareketle desteklerken ilaç tedavisinin de düzenli uygulanması gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Diyabetin 7 önemli belirtisi!

  • Ağız kuruluğu
  • Çok su içme isteği
  • Gece idrara sık kalkma
  • Aşırı ve sık yeme isteği
  • Aşırı tatlı yeme isteği
  • El ve ayaklarda yanma, uyuşma, karıncalanma hissi
  • Ani ve istemsiz kilo kaybı

İnsülin direncinde bu üçlüye dikkat!

İnsülin direncinde bu üçlüye dikkat!

Sık sık acıkıyor musunuz? Açlığa karşı tahammülsüz müsünüz? Karbonhidratlı gıdalara, özellikle tatlılara düşkünlüğünüz var mı? Yemekten sonra aniden uyku bastırıyor mu? Gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda yeme ihtiyacı duyuyor musunuz? Bu belirtiler size tanıdık geliyorsa, dikkat! Sorununuzun nedeni; ülkemizde her 3 kişiden birinde görülen ve diyabet hastalığının ilk adımı olan ‘insülin direnci’ olabilir!

Pankreastan salgılanan bir hormon olan insülinin görevi, kandaki şeker moleküllerinin hücre içine girmesini, böylece hücreler tarafından ‘yakıt’ olarak kullanılmasını sağlamak. Kısaca, hücrelerin şeker moleküllerini içeri alan kapısının ‘anahtarı’ gibi düşünebiliriz insülini. İnsülin kandaki şeker miktarına göre salgılanıyor. Örneğin salatalık yediğimizde kan şekerinde 1 birim yükselme olursa, vücut hemen 1 birim insülin salgılıyor, baklava yediğimizde kan şekeri 20 birim yükseliyorsa 20 birim insülin salgısı oluyor.  Ülkemizde her 3 kişiden birinin sorunu olan insülin direnci; vücuttaki şekeri düzenleyen insülinin görevini yerine getirmekte güçlük çekmesi olarak tanımlanabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İnsülin direnci geliştiğinde, hücreler ile kandaki şeker molekülleri arasına adeta bir duvar örülüyor. Bunun sonucunda, örneğin 10 birim şeker düzeyi artışına normalde yeterli gelecek olan 10 birim insülin, önündeki metabolik engeli bu düzeylerde aşamıyor ve kan şekerinin hücre içine girmesinde yeterli gelemiyor. Bu durumda vücut, şekeri yeterli miktarda hücre içine sokabilmek için 10 birim yerine 20 birim veya daha fazla insülin salgılamaya başlıyor.  Özellikle genetik olarak diyabet riski taşıyanlarda, yıllar içinde sürekli fazla insülin salgılayan pankreas bezinin rezervleri azalınca ve bir gün gelip önündeki duvarı aşacak kadar çok insülin salgılayamadığında ‘diyabet’ gelişiyor.

İnsülin direncine yol açan etkenlerin başında ise genetik yatkınlık geliyor, yani ailede diyabet öyküsü olması çok önemli bir risk faktörü. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, aile öyküsüne hareketsiz yaşam, düzensiz beslenme, uyku düzensizliği gibi çeşitli faktörler de eşlik ettiğinde insülin direncinin geliştiğini belirterek, “Vücutta artan insülin özellikle sık acıkma, açlığa tahammülsüzlük, karbonhidratlı gıdalara düşkünlük, hatta bazı hastalarda gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda tüketme gibi iştah bozukluklarına yol açıyor. Bu yeme bozuklukları zamanla kilo alımıyla ve insülin direncinin artmasıyla sonuçlanabiliyor” diyor.  Peki, insülin direncini kırmak için nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, insülin direncinin önlenmesi ve tedavisi için 10 etkili kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Egzersiz yapın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Hareket, hücrelerin şeker kullanımını kolaylaştıran ve daha az insülinin şeker metabolizmasının düzenlenmesinde yeterli olmasını sağlayan en önemli faktördür” diyerek, şöyle devam ediyor: “Her tür spor yapılabilir. Her gün 30 dakika veya haftada 3 kez, 50 dakikalık yürüyüş yapılabileceği gibi; yüzme, salon sporları, bisiklete binmek, hatta dans etmek bile insülin direnciyle mücadelede son derece faydalı olacaktır.”

Unlu gıdaları azaltın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, karbonhidratlı yiyeceklerin kan şekerini daha fazla yükseltme potansiyeline, dolayısıyla insülin salgısını daha fazla uyarma yeteneğine sahip olduklarını belirterek, “Karbonhidratlı yiyecekler; kan şekeri kontrolünü zaten normalden fazla insülinle yapabilen insülin direnci hastalarında hem insülin salgısının daha da artmasına, hem kilo alımına hem de pankreas rezervinin daha hızlı tükenmesine yol açarlar” uyarısında bulunuyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, bu nedenle diyetteki karbonhidrat miktarının mutlaka azaltılması gerektiğine dikkat çekerek, “Rafine karbonhidratlar, yani unlu ve şekerli gıdalar yerine meyve ve sebze gibi doğal ama lifli karbonhidrat türleri tercih edilmelidir” diyor.

Atıştırmalıklara dikkat!

Yakın zamana kadar 3 ara ve 3 ana öğün olmak üzere sık sık beslenmek önerilirken, son birkaç yıldır ‘aralıklı oruç’ adı verilen ve ara öğün içermeyen beslenme şekilleri popüler oldu. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Ara öğün alması gereken bir grup hasta dışında, aralıklı oruç insülin salgısının daha az uyarılmasına yol açtığı için tercih edilebilir” diyerek,  şu önemli noktaya dikkat çekiyor: “Ancak günde 3 ana öğün yerine 2 öğün yenilmesi, arada acıkmaya ve atıştırmalara neden olabilir. İnsülin direncini artıran, kilo almayı kolaylaştıran en büyük beslenme hatası, atıştırmalardır. Bu nedenle hangi beslenme şekli seçilecekse seçilsin, sağlıklı öğünler şeklinde olmalı ve aralarda abur cubur adını verdiğimiz gıdalar en aza indirilmelidir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Meyveleri sınırlayın

Meyveler doğal ve lif içeren sağlıklı karbonhidratlar arasında yer alıyorlar. Ancak meyve şekeri de insülin salgısını çok uyarıyor ve aşırı meyve tüketimi hem kilo aldırıyor hem de insülin direncini artırıyor.  Bu nedenle bir seferde bir porsiyon meyve tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Günün farklı saatlerinde toplam 3 porsiyon meyve tüketebilirsiniz. Bir porsiyon meyveyi, kabaca tabağa koyduğunuzda; 1 adet orta boy elma hacminde yer kaplayan meyve miktarı diye tanımlayabiliriz. Yani, 1 elma veya 1 portakal veya 1 armut veya 3 kayısı gibi. Meyveyi bir seferde bu miktarı aşmayacak şekilde tüketmeye özen gösterin.

Bal-reçel-pekmez üçlüsünü azaltın

Çok sağlıklı bir besin olan doğal balın yanı sıra reçel ve pekmez de; çok yoğun, dile değer değmez emilmeye başlayan ve kanda hızla yükselen şeker içeriyorlar. Üstelik bu besinleri genellikle sabah tüketiyoruz, yani midemiz boş iken. Dolayısıyla emilimleri daha da hızlanıyor. Aynı hızda da pankreası uyararak insülin salgısını artırıyorlar. Bu nedenle insülin direnciniz varsa, bu gıdaların tüketimini çok azaltmanız gerekiyor.

Şekerli içeceklerden uzak durun

Gazlı içecekler, buzlu çay türevleri ve limonata gibi içecekler yoğun ve hemen kana karışan şeker içeriyorlar. Bu nedenle insülin salgısını da hızla ve güçlü bir şekilde uyarıyorlar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Meyve suyu yerine meyve tüketin

Bir bardak meyve suyunda 3-4 porsiyon meyvenin şekeri posasından ayrılmış halde yer alıyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Taze sıkılmış olsa bile bir bardak meyve suyu hem bir seferde ‘en fazla bir porsiyon yemeliyiz’  dediğimiz meyvelerin ortalama 3-4 porsiyonu kadar şeker içeriyor, hem de bu meyvenin şekeri posasız olduğu için çok hızla emilerek insülin salgısını çok hızlı artırıyor” diyor. Meyveler posasıyla yenildiğinde ise posa şeker emilimini yavaşlatıyor.  Bu yüzden vitaminleri meyve suyu ile değil, meyvenin kendisini tüketerek almayı alışkanlık haline getirin.

Tatlıyı aç karnına yemeyin!

Şekerli ve karbonhidratlı gıdalar midemiz boş iken yenildiklerinde içerdikleri şeker hızla emiliyor ve kan şekerini daha hızlı yükseltiyorlar. Bir o kadar hızda da insülin salgısını uyarıyorlar. Bu tür gıdaları mümkün olduğunca az yemeyi ve asla aç karnına tüketmemeyi kural olarak benimsemelisiniz.

Bu besinler öğünlerinizden eksik olmasın

Süt ve süt ürünleri (yoğurt, ayran, kefir ve peynir) yeşil sebzeler ve salatalar, karbonhidrat ile şeker içeren gıdalarla aynı anda yenildikleri zaman şeker emilimini yavaşlatıyorlar. Bu nedenle meyvenin yanında yoğurt, simidin yanında ayran veya peynir, patatesin yanında yoğurt ve yeşil salata tüketmeniz, bu besinlerin şeker emilim hızını dengeleyerek insülin salgısının daha az uyarılmasını sağlayacaktır.

Uykunuza dikkat edin

Uyku bozukluklarının genetik olarak diyabet riski taşımayan kişilerde dahi insülin direncini tetikleyebileceği, hatta diyabet gelişimine yol açabileceği artık biliniyor. Özellikle gece uykusu bu süreçte çok önem taşıyor ve gündüz uyumak gece uykusunun yerini tutamıyor. 24:00-08:00 saatleri arasında düzenli uyku alışkanlığı edinmek, insülin direncine karşı önemli bir rol üstleniyor.

İnsülin direncinin kırmanın yolları

İnsülin direncinin kırmanın yolları

İnsülin direnci, tüm dünya ve ülkemizde giderek artan obezitenin nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor. İnsülin direnci tablosunda, vücutta fazlası depolanan ve kullanılamayan glukoz, kilo alımını ve iç organlardaki yağlanmayı hızlandırırken; bir yandan da yüksek düzeylerde salgılanarak pankreası yoruyor ve diyabet gelişimine zemin hazırlıyor. Günlük yaşamda kişinin yaşadığı belirtilere dikkat etmesi, insülin direncinin fark edilmesinde büyük önem taşıyor. İnsülin direnci tedavisinde ilk adım olarak, yaşam tarzında ve beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapılması gerekiyor. Memorial Antalya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Gökhan Yazıcıoğlu, insülin direncinin belirtileri ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hareketsiz yaşam tarzı ve kötü beslenme alışkanlıkları neden oluyor

İnsulin; pankreas bezinden salgılanan ve glukozun yani şekerin vücutta kullanılabilmesini sağlayan bir hormondur. İnsülin direnci ise vücutta insülinin bağlandığı reseptör hücreler tarafından algılanamaması dolayısıyla kontrolsüz düzeyde insülin salgılanması durumudur. Vücut glukozun kullanılabilmesi için daha yüksek düzeyde insülin salgılanmaya başlar. Vücuttaki yağ oranı arttıkça salgılanan insülin miktarı da artar. Ortaya çıkan direnç ile de kilo alınır. Bu şekilde hasta kısır bir döngüye girmiş olur. Ancak fiziksel hareketsizlik, ailede tip 2 diyabet hastalığı olması, polikistik over sendromu, D vitamini eksikliği de insülin direncine zemin hazırlayan diğer faktörlerdir.

Bu belirtilerle kendisini gösteriyor;

  • Yemeklerden sonra ağırlık basması uyku hissi,
  • Özellikle karbonhidrat içeren besinlerin tüketiminden kısa süre sonra ellerde titreme kötü hissetme,
  • Beslenmeye dikkat edilmesine rağmen kilo verememe ya da kilo alımının devam etmesi,
  • Hızlı ve/veya aşırı kilo alımı,
  • Sık sık tatlı yeme isteği ve tatlı krizleri,
  • Yorgunluk hissi ve sabahları yorgun uyanmak,
  • Aşırı tüylenme,
  • Karaciğer yağlanması,
  • Bel çevresinin giderek genişlemesi,
  • Kol altları ve kasıklarda kahverengi görünümün oluşması,
  • Kadınlarda adet düzensizlikleri.

Alınacak önlemler insülin direncinden kurtarabilir

Belirtilerden bir ya da birkaçı kişide mevcut ise mutlaka bir uzman hekim ile görüşmesi gerekmektedir. Yapılacak kan testi ile insülin direncinin olup olmadığı kolayca öğrenilir. Alınacak önlemler ile diyabet gelişmeden insülin direnci ortadan kaldırılabilmektedir. İnsülin direncinde ilaç tedavisi gerekebilmektedir. Bu sayede iştah ve kilo kaybı sağlanması kolaylaşır ancak beraberinde mutlaka diyet ve egzersize de devam edilmelidir. 2-3 aylık ya da 6 aylık kan tetkiki kontrolleri ile insülin direnci takip edilir. Değerler normale döndükten bir süre sonra ilaçlar kesilerek yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalıdır.

İnsülin direncinde uygulanması gerekenler şunlardır;

  1. Vücut ağırlığının ilk etapta en az %5ini azaltılmasını hedefleyecek şekilde diyet programı oluşturulmalıdır.
  2. Hazırlanacak diyette tüm besin öğelerini içerecek şekilde dengeli olmalı, en az 4-6 öğün içerecek şekilde programlanmalıdır.
  3. Rafine karbonhidratlar mümkün olduğunca azaltılmalıdır.
  4. Kısa şok diyetlerden ziyade yaşam boyu sürdürülebilir tarzda beslenme programı benimsenmelidir.
  5. Günlük olarak mutlaka düzenli egzersiz yapılmalı ya da hareketli bir yaşam tarzı benimsenmelidir.
  6. Uyku düzeni, insülin direncinin kontrol edilmesinde çok önemlidir.
  7. Yaşam tarzı değişikliklerinden yarar görülemeyen hastalarda ilaç kullanımı düşünülebilir. İlaç dozu mutlaka uzman kontrolünde ayarlanmalıdır.

Diyabet hastalarının oruç tutabilir mi?

Diyabet hastalarının oruç tutabilir mi?

Diyabet toplumumuzda oldukça sık görülen ve ciddi komplikasyonlarla seyredebilen bir hastalıktır. Diyabet hastaları,  dini vecibelerimizden olan Ramazan orucunu tutma konusunda talep ve soruları olmaktadır. Bu konu aslında oldukça karmaşık bir konudur. Her hasta özel olarak değerlendirilmelidir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Aydın, diyabet hastalarının oruç tutmaları ile ilgili olarak genel prensiplerden bahsetti. 

Tip 1 Diyabet Hastalarının Oruç Tutmaları Mümkün Değildir!

Tip 1 diyabet hastalarının hayat boyu insülin kullanmaları gerekmektedir. Bu insülinler genel olarak günde 3 veya 4 doz şeklinde olmaktadır. Kimi Tip 1 diyabet hastaları da insülin pompası ile kan şekerlerini kontrol altına almaya çalışmaktadırlar. Bu yüzden bu hastaların oruç tutmaları mümkün değildir. Kısa bir dönem insülin yapmazlar ise yüksek şeker (hiperglisemi), ketoasidoz komasına girebilirler. Dolayısıyla, bu hastaların kesinlikle oruç tutma teşebbüsünde bulunmamaları gerekmektedir.

Oruç Tutan Tip 2 Diyabet Hastalarında Hayatı Tehdit Eden Sonuçlar Ortaya Çıkabilir!

Tip 2 diyabeti olan hastalarımız ise çok farklı gruplar şeklinde tedavi almaktadırlar. O yüzden her hasta kendi özelinde değerlendirilmelidir. Temel olarak hipoglisemi, yani şeker düşüklüğü ve hiperglisemi yani şeker yüksekliğine açmayacak şekilde tedavi planlaması yapılmalıdır. Oruç tutan diyabet hastalarına bu klinik durum gelişirse hayatı tehdit eden sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

Birinci Grup ve İkinci Grup Tip 2 Diyabet Hastaları İlaç Dozları Ayarlanarak Oruç Tutabilirler!

Birinci grup hasta; çok düşük dozda ilaç kullanan ve kan şekerleri kontrol altında olan ve ek hastalıkları olmayan Tip 2 diyabet hastalarıdır. Bu hastalar ilaç dozları ayarlanarak oruç tutabilirler. Bu hastaların birçoğu tek veya iki şeker hapı kullanmaktadırlar.  Özellikle hipoglisemiye yol açan sülfonilüre grubu (glibenklamid, gliclazid, glimeprid) ilaçlar iftara kaydırılarak tedavi değiştirilebilir. Eğer sadece metformin kullanıyorsa ve kan şekeri düzenli ise oruç tutmasında herhangi bir sakınca olmayacaktır.

İkinci grup hasta ise tek doz insülin ile beraber şeker düşürücü ilaçlar kullanan hastalardır. Bu hastalarda insülin hemen iftar sonrasında uygulanır ve sahurda hipoglisemiye yol açmayan ilaçlar tedaviye eklenerek oruç tutmaları sağlanabilir. Bu hastalar insülin kullandıkları için mutlaka hipoglisemi riski açısından yakın kan şekeri yakın takibi yapılmalıdır. Özellikle bu kişiler öğleden sonra, saat 15-16’dan sonra hipoglisemi açısından yakın takip olmalıdır. Kan şekeri 70 mg/dl altına düşerse orucunu bozarak kan şekerini normale getirmelidir.

Üçüncü Grup ve Dördüncü Grup Tip 2 Diyabet Hastalarının Oruç Tutmaları Uygun Değildir!

Üçüncü grup Tip 2 diyabet hastaları ise, iki veya daha fazla insülin tedavisi kullanan hastalardır. Bu hasta grubunda aynen Tip 1 diyabet hastalarında olduğu gibi oruç tutmaları kan şekeri regülasyonunu daha da kötüleştirebileceği ve hipoglisemilere yol açacağı için oruç tutmaları uygun değildir.

Dördüncü grup Tip 2 diyabet hastaları ise kan şekerleri çok oynak seyreden ve ciddi komplikasyonları olan hastalardır. Örneğin bypaslı veya stent öyküsü olan, kontrolsüz hipertansiyonu olan, ciddi diyabet göz hastalıları olan, yakın zamanda felç geçirmiş hastaların kan şekerleri iyi bile olsa oruç tutmaları çok uygun değildir. Çünkü gelişecek hipoglisemi veya hiperglisemi durumunda hayatı tehdit edecek sonuçlar oluşabilir.

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’Gruplar genel öneri şeklinde değerlendirilmelidir. Oruç tutmak isteyen her diyabetli, ramazan öncesinde mutlaka kan şekerlerinin genel durumu, ek hastalıklarının son durumunu değerlendirmek için hekimlerine başvurmalıdır. Özellikle HbA1c değeri yani 3 aylık kan şekeri ortalaması %8,5 üzerinde ise bu hastanın kan şekeri kontrolü kötü olarak kabul edilmelidir. Bu diyabet hastalarının da oruç tutmasının uygun olmadığını düşünüyorum’’ dedi.

Oruç tutmayı planlayan ve hekimlerinin izin verdiği hastalar, Ramazan döneminde mutlaka oruç tutacakları zaman sahur yapmaları gerekmektedir. Sahurda özellikle protein içeriği yüksek gıdaları (yumurta, peynir, baklagil ve proteinli çorbalar) gıdaları bol almaları gerekmektedir.  Ayrıca sıcak bölgelerde oruç tutan kişilerde sıvı kaybı riski fazla olduğundan sahurda yeterli oranda su ve sıvı gıdaları almaları gerekmektedir. Ayrıca oruçlu oldukları dönemde mutlaka kan şekerlerini yakın ve daha sıkı takibi gereklidir.

Oruç ibadetini yapmayı planlayan hastalarımızın mutlaka Ramazan öncesi hekimleri ile görüşmelerini, klinik durum değerlendirmelerini yaptırmalarını öneriyorum. Sonuç olarak daha öncede belirtiğim gibi her hasta kendi özel durumuna göre hekiminin izin vermesi halinde oruç tutabilir.

 

Koronavirüs şeker hastalarını nasıl etkiler?

Koronavirüs şeker hastalarını nasıl etkiler?

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’Diyabet yani şeker hastalığı dünyada ve ülkemizde salgın hastalık gibi yayılmaktadır. Toplumumuzda yapılan çalışmalarda yüzde 15 oranında diyabet olduğu saptanmıştır. Bunlara ek olarak yüzde 10 oranında diyabet kadar prediyabet hastamızda bu rakama eklenince %25e yakın oranda kan şekeri yüksekliği ile giden klinik durum olduğu ortaya konulmuştur’’ dedi. 

Diyabet Hastalarına Koronavirüs Uyarısı

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’bugünlerde her gün Covid-19 enfeksiyonu sebebi ile kaç kişinin öldüğü kaç kişinin yoğun bakımda olduğu her gün ilan edilmektedir. Günümüzde her 6 saniyede bir kişi diyabet ve komplikasyonları sebebi ile hayatını kaybetmektedir. Bu her gün 1500 kişinin dünyada diyabet sebebi ile ölmesi anlamına gelir. Buna ek olarak her gün diyalize başlayan hastaların yüzde 50 si diyabet yüzünden, ayak ampütasyonlarının yüzde 50 si diyabet yüzünden, kalp krizlerinin yüzde 50 si diyabet yüzünden ortaya çıkmaktadır. Bu rakamlar düşünüldüğünde diyabet ile mücadelede acaba yeterli özen ve dikkati gösteriyor muyuz sorusu gündeme gelmektedir’’ şeklinde açıklamada bulundu.

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’Bu soruya kısaca hayır diyebiliriz ama bunu bilimsel olarak şöyle ifade edebiliriz. Diyabetin komplikasyonlarından önlemenin ve korumanın en önemli yolu iyi kan şekeri regülasyonudur. Açlık ve tokluk kan şekerlerinin iyi olması ve bunun sonucunda HbA1c denilen 3 aylık ortalamanın iyi olması diyabet hastalarında diyabet kontrolü açısından bize yol gösterici olacaktır’’ dedi.

Diyabet Hastalığı İçin Toplum Olarak Önlem Alınması Şart

HbA1c seviyesi toplumumuzdaki diyabet hastalarında ne kadar düşük ise kan şekeri kontrolünde ve diyabet kontrolünde o denli iyiyiz demektir. Ama araştırmalar maalesef böyle demiyor. En iyi merkezlerde takip olunan hastalar bile hedefe ulaşma açısından çok kötü durumdalar. Ülkemizdeki diyabetik hastaların ortalama HbA1c oranı %8,3-8.8 arasında değişmektedir. HbA1c seviyesi %7’nin altındaki rakam ise %25 civarındadır. Birçok yeni ilaç, insülin gibi tedaviler olmasına rağmen hastalarımızdaki tedavi başarısı çok iyi görünmemektedir. Aslında bu oran sadece bizim ülkemiz için değil birçok gelişmiş ülkede bile benzerdir.  Şu bir gerçektir ki kan şekerlerini iyi kontrol edebildiğimiz diyabet hastalarında göz, böbrek, kalp ve diyabet ayak gibi önemli komplikasyonlar daha az görülecektir. O yüzden toplum olarak diyabet hastalarının daha bilinçli olabilmesi için toplu bir seferberliğe ihtiyaç vardır. Bireysel çabalardan çok ulusal düzeyde planlamalar ve önlemler alınmalıdır.

Diyabetin Genç Yaşlarda Görülmesinin Sebebi Obezite

Diğer önemli bir sorunda artık toplumumuzda tip 2 diyabet görülme yaşı 25’li yaşlara kadar gerilemiştir. Eskiden yaşlılarda görülen bir hastalık diye anlattığımız tip 2 Diyabetin bu denli erken dönemlerde görülmeye başlamasının en önemli nedeni obezitenin artmış olmasıdır. Obezitenin de en önemli sebebi beslenme bozukluğu ve hareketin azalmış olmasıdır. Bu yüzden sağlıklı beslenme ve hareketli bir yaşamın olmasının gerekliliği çok erken dönemlerde ilkokul ve ortaokuldan itibaren bireylerin beyinlerine işleyecek sosyal projelerin mutlaka hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’konu ile ilgili tedbirler alınmaz ise 2025 yılında her 4 kişiden birinin diyabet olacağı endişe her geçen gün bende oluşmaktadır. Sağlıklı toplumlar sağlıklı bireylerle ortaya çıkar. Sağlıklı bireylerde sağlı beslenen ve sağlıklı hareket eden kişilerden gelişir. Diyabeti önlemek ve diyabetle mücadelede mutlaka ulusal bir program içine girilmesi şarttır’’ dedi.

Yüksek kan şekeri bağışıklık sistemini zayıflatıyor

Yüksek kan şekeri bağışıklık sistemini zayıflatıyor

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19’dan korunmanın yaşamsal öneme sahip olduğunu uzmanlar her fırsatta dile getiriyorlar. Özellikle diyabet hastalarının başta sosyal mesafe kuralı olmak üzere diğer tüm kurallara aynı titizlikle devam etmeleri çok önemli, çünkü Covid-19 bu hastalarda daha sık görülebiliyor ve daha ağır seyredebiliyor. Tüm enfeksiyonlarda olduğu gibi, Covid-19 enfeksiyonunda da kan şekeri kontrolünün sağlanması ise enfeksiyonun şiddetini azaltmada kilit rol oynuyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler ülkemizde her 14 kişiden birinde tip 2 diyabet görüldüğüne dikkat çekerek, “Covid-19 diyabetik hastalarda daha ağır seyrediyor, hatta hastanın hayatını kaybetmesine neden olabiliyor. Ancak diyabetik hastalar bu pandemi döneminde kan şekerinin düzenli seyretmesini sağlayacak önlemler başta olmak üzere, bazı konulara dikkat ederek, enfeksiyona karşı bağışıklık sistemlerini güçlü tutabilirler. Böylece Covid-19’dan korunabilir ya da bu enfeksiyonu kolay yenebilirler” diyor.  Peki tip 2 diyabet hastaları sağlıklarını riske atmamak için neler yapmalı, nelerden kaçınmalılar? Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler diyabet hastalarının Covid-19 pandemisinde almaları gereken önlemleri anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Önceliğinizin korunmak olduğunu unutmayın

Covid-19;  bu hastalığı taşıyan kişilerin ağız ile burunlarından çevreye yayılan ve  ‘damlacık’ adı verilen solunum yolu sıvılarının mikroskobik zerrecikleriyle bulaşıyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Virüsten korunmada sosyal mesafeye dikkat etmek, ağız ve burnu kapatacak şekilde maske kullanmak ve ellerimizi sık sık yıkamak, korunmanın altın kurallarıdır. Sadece diyabet hastalarında değil, her bireyde ilk öncelik enfeksiyondan korunmak olmalı” diyor.

Kan şekerinizi düzenli kontrol edin

Yüksek kan şekeri bakterilerin vücutta yerleşmesini ve enfeksiyona yol açmasını kolaylaştırıyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Covid-19 bir virüs enfeksiyonudur ve virüsler şekerle beslenmezler. Ancak yüksek kan şekeri virüslerle mücadele eden bağışıklık sisteminin çalışmasını ve virüslerle savaşma yeteneğini bozar” diyerek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu nedenle kan şekeri kontrolü diyabet hastalarında her tür enfeksiyonla savaş için son derece önemlidir. Evde kan şekeri ölçüm cihazlarıyla yapılan ölçümler kan şekeri kontrolünün olmazsa olmazıdır. Diyabet hastası ne kadar sık ölçüm yaparsa kan şekeri o kadar düzenli seyreder. Ayrıca doktor tarafından önerilen ilaçların düzenli kullanımı da kan şekeri takibinde önemlidir”

Sağlıklı beslenin, öğün atlamayın

Diyabetik hastaların düzenli beslenmeleri hem kan şekeri kontrolünü sağlamak hem de bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasını kolaylaştırmak için şart. Bu dönemde yapılan en önemli beslenme hatası ise öğün atlamak oluyor. Ayrıca uyku düzeni bozulan hastalarda gece atıştırmaları hem kilo aldırması hem de kan şekerini yükseltmesi açısından sakıncalı.

Uyku süresine dikkat

Covid-19 pandemisinde özellikle evde uzun süre zaman geçirmek zorunda kalan pek çok hastanın uyku düzeninin bozulduğu, pek çok kişinin gece geç yatma alışkanlığı edindiği, uzmanlar tarafından gözleniyor.  Gece uykusu bağışıklık sistemi için çok önemli ve gündüz uykusu gece uykusunun yerini tutmuyor. Dolayısıyla uyku süresi ilerleyen yaşlarda azalmakla birlikte, en az 6-8 saatlik uyku öneriliyor.

Fayda sağlamak yerine zarar verebilir!

Her sağlıklı besinin diyabet hastasına uygun olmadığını unutmayın. Bağışıklık sistemini güçlendiren ve enfeksiyonlarla savaşta faydalı olan bazı besin ve içecekler diyabetik hastalarda kan şekeri kontrolünü bozabiliyor ve fayda sağlamak yerine zarar verebiliyorlar.  Bunların başında bal, pekmez ve meyve suyu geliyor. “Taze sıkılmış olsa dahi meyve suyu konsantre ve meyve posasından arındırılmış, kolay emilen şeker içeriyor. Bal ve pekmez de hem yoğun hem de kolay emilen şekerli gıdalardır” diyen Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, bu tür besinlerin tüketilmeleri kan şekerini yükselteceği için hedeflenenin aksine bağışıklık sisteminin çalışmasını bozabildiği uyarısında bulunarak, “Diyabet hastasının diyetteki en önemli yasağı bu tür yiyeceklerdir, bunlar hiç tüketilmemelidir” diyor.

Kilo almaktan kaçının

Pandemi süreci eve kapandığımız ve hareketsiz olduğumuz bir dönem. Hem hareketin azalması hem de sıkıntı nedeniyle iştahın artması ve kontrolsüz beslenme, tüketilen besinlerin içeriği diyabetik beslenmeye uygun olsa dahi, kilo aldırabiliyor. Özellikle tip 2 diyabet hastalarında kilo almak ve vücut yağ dokusunun artması diyabet kontrolünü bozuyor ve kan şekerinin yükselmesine yol açıyor.

Her gün 30 dakika egzersiz şart!

Sağlıklı olmak için mutlaka düzenli egzersiz yapılmalı. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, en çok önerilen egzersizin açık havada yürüyüş olduğunu belirterek, “Ancak pandemi döneminde açık havaya çıkmak bile dönem dönem mümkün olmadığı için hareketsizlik en büyük problemlerden biri haline geldi. Yürüyüş yapmak mümkün olmasa bile evde yapılabilecek egzersizleri uygulamak gerekir” diyor. Dans etmek, kol-bacak hareketleri yapmak, hatta sabit bir noktada durarak yürüme hareketi yapmak bile uzun dönemde hareketsizliğin getireceği zararları azaltıyor. Her gün en az 30 dakika yürümeyi veya evde egzersiz yapmayı asla ihmal etmeyin.

Evde kendinizi oyalayacak hobiler edinin

Pandemi döneminde sosyalleşmenin azalması ve evde yalnız olmak endişe ile depresyon şikayetlerini arttırdı. Bu tür psikolojik değişimler beslenme ve uyku düzeni başta olmak üzere, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını olumsuz yönde değiştirerek, hem kan şekeri dengesini hem de bağışıklık sistemi dengesini bozma riski taşıyor. Sosyalleşme her yaştan birey için önemli elbette. Ancak gereklilik durumunda evde zaman geçirmeyi kolaylaştıracak ve ruh sağlığınızı koruyacak hobiler edinmeniz çok önemli. Bulmaca çözme, örgü örme, ahşap boyama, evi tekrar düzenleme, çiçek yetiştirme gibi pek çok uğraş yeniden keşfedilmeyi bekliyor.