Yazılar

Mide kanserinden 12 adımda korunma yöntemi

Mide kanserinden 12 adımda korunma yöntemi

Mide kanseri dünyada görülen tüm kanserler arasında 5. sırada yer alırken, kansere bağlı ölümler sıralamasında ise 3. sıraya yükseliyor. Dünyada her yıl yaklaşık bir milyon, ülkemizde de 12 bin kişi mide kanserine yakalanıyor; bu hastalardan 700 bini aynı yıl içinde hayatını kaybediyor. Bunun en önemli nedeni ise mide kanserinin genellikle erken dönemde belirti vermemesi ve ileri evrede gelişen yakınmaların ‘hazımsızlıktandır’ düşüncesiyle hafife alınarak hekime başvurulmaması. Oysa cerrahi yöntemler, kemoterapi ve immünoterapi tedavisindeki gelişmeler; erken dönemde yakalandığında, mide kanseriyle mücadelede başarı ve umutları artırıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Deniz Atasoy mide kanserinin aslında önlenebilir bir kanser türü olduğuna dikkat çekerek, ”Beslenme ile yaşam alışkanlıklarımızda alacağımız önlemlerin yanı sıra sigarayı bırakarak ve egzersizi sürekli hale getirerek mide kanserinden korunmamız mümkün. Ayrıca mide kanserinin erken dönemde tespit edilmesi için mide şikayetleri olan bireyler mutlaka bir hekime başvurmalı.” diyor.

Pek çok nedeni var!

Mide kanseri erkeklerde daha sık görülen bir kanser türü. Kadınlarda salgılanan östrojen hormonunun mide kanserinden koruduğu öne sürülüyor. Aile öyküsünün de önem taşıdığı mide kanserinde, 10 hastanın 6’sı 65 yaşından büyük oluyor. Doç. Dr. Deniz Atasoy, midede ülser yapan Helikobakter Pilori mikrobunun uzun dönemde kansere yol açabildiğini belirterek, “Ancak midesinde bu mikrobu barındıran her hasta mide kanseri olacak anlamına gelmemeli. Ülkemizde yüzde 60 gibi yüksek bir oranda görülse de, bu hastaların sadece yüzde 1-3’ünde mide kanseri tespit ediliyor. Bu bakterinin tedavisi ise mide kanseri riskini azaltıyor. Ayrıca kronik gastrit ve mide polipleri de risk oluşturan diğer faktörlerdir.” diyor. Bunların yanı sıra tuzlu, tütsülenmiş ve mangalda yanmış gıdalar; salam ve sosis gibi işlenmiş etler; aflatoksin içeren gıdalar (bazı küf türleri tarafından üretilen toksinler); sigara ve alkol tüketimi de riski artıran diğer etkenleri oluşturuyor.

‘Hazımsızlıktandır’ demeyin!

Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Deniz Atasoy, mide kanserinin erken dönemde genelde hiçbir belirti vermeden sinsice ilerlediği uyarısında bulunuyor. İleri evrede belirti verdiğinde ise karında gaz, şişkinlik, bulantı, mide bölgesinde ağırlık hissi veya erken doymanın yanı sıra yemeklerden sonra mide bölgesinde gelişen ağrı gibi ‘hazımsızlık’ şikayetleri ilk belirtileri olabiliyor. Kanser yemek borusuna yakın yerde ise ‘yutma güçlüğü’ yaşanabiliyor. Kilo kaybı ve iştahsızlık genelde geç dönem bulgularını oluşturuyor. Mide kanaması da görülebiliyor. Doç. Dr. Deniz Atasoy, hemen herkesin sıkça karşılaştığı bu belirtilerin ‘hazımsızlıktandır’ düşüncesiyle ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunarak, “Mide yakınmaları gelişen bireylerin kendi kendilerine mide ilaçları kullanmaları mide kanserinin teşhisinde gecikmelere neden olabiliyor. Dolayısıyla mide şikayetlerinde mutlaka bir hekime başvurulmalıdır.” diyor.

Mide kanserinden 12 adımda korunun!

Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Deniz Atasoy, mide kanserinden korunmak için almanız gereken 12 önlemi şöyle sıralıyor:

  • Gıda tüketiminde hijyene dikkat edin. Örneğin, sebze ve meyveleri yemeden önce iyi yıkamalı ve üzerindeki kimyasallardan arındırmalısınız.
  • Tuzlu, tütsülenmiş, ayrıca salam ve sosis gibi işlenmiş gıdalardan kaçının.
  • Her gün taze sebze ve meyve tüketmeyi ihmal etmeyin.
  • Buzdolabında tutulmamış ve bayatlamış gıdalar tüketmeyin.
  • Akdeniz tipi beslenmeye özen gösterin.
  • Soya, mantar, sarımsak ve soğan tüketmeniz, mide kanseri riskini azaltıyor. Bu besinleri düzenli olarak yemeyi alışkanlık haline getirin.
  • Mangalda yanmış etlerin tüketiminden kaçının.
  • Obezite mide kanseri riskini artırıyor. Fazla kilolarınız varsa, sağlıklı bir diyetle ideal kilonuza ulaşın.
  • Helikobakter Pilori probleminiz varsa, tedavinizi aksatmayın.
  • Egzersiz yapmak da riski azaltan bir başka önemli faktör. Haftada en az 3-4 gün, 45’er dakika egzersiz yapın.
  • Sigara tüketimi kadınlarda riski yüzde 20 oranında artırırken, bu rakam erkeklerde yüzde 60’a yükseliyor. Sigara kullanıyorsanız, hemen bırakın.
  • B karoten, C ve E vitamininden zengin yeşil ile sarı meyveler, içerdikleri antioksidanlarla mide kanseri riskini azaltıyor. Bu meyveleri düzenli olarak tüketmeye özen gösterin.

Tedavide yeni umutlar

Mide kanseri çok erken evre hariç, sistemik bir hastalık olarak nitelendiriliyor. Yani, tüm vücudu tutuyor. Bu nedenle ameliyat tedavinin sadece bir aşamasını oluşturuyor. Diğer aşaması ise kemoterapi tedavisi. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Deniz Atasoy, “Cerrahi yöntemlerin sürekli gelişmesinin yanı sıra kemoterapi tedavisi de geliştikçe mide kanseriyle mücadelede başarılar ve umutlar artıyor. Tüm evreler için 5 yıl hayatta kalma oran yüzde 32’dir. Erken evrelerde ise bu oran yüzde 70’e yükseliyor.” diyor.

Mide kanserinin kesin tedavisinin ise ameliyat olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Deniz Atasoy, şöyle devam ediyor: “Eskiden genellikle ameliyat sonrası verilen kemoterapiler günümüzde artık hastalığın yaygınlığına göre ameliyat öncesi de uygulanıyor. Eğer hastalık mide dışına taştıysa tedaviye önce kemoterapiyle başlanıyor. Tedaviden alınan yanıta göre ameliyata başvuruluyor. Bazı durumlarda ışın tedavisi olarak bilinen radyoterapi de gerekebiliyor. Akıllı ilaçlar ve immünoterapi gibi farklı ilaç tedavilerinden de mide kanserinde olumlu sonuçlar alınıyor. Cerrahi alanda yaşanan yeniliklerden biri; midenin alınmasıyla birlikte aynı anda D2 lenfadenektomi uygulanması, yani lenf bezlerinin çıkartılarak temizlenmesi işleminin de yapılmasıdır. Mide kanserinin muhtemel yayılma yeri olabilecek lenf düğümlerinin çıkartılması ile ameliyat sonrası hastalığın tekrar etme veya uzağa sıçrama riski azaltılıyor. Yapılan bilimsel çalışmalarda; mide kanserinde D2 lenfadenektomi uygulamasının ömrü uzattığı gösterilmiştir.”

Pankreasda yeni yöntemler yaşam süresini uzatıyor!

Pankreasda yeni yöntemler yaşam süresini uzatıyor!

Günümüzde en çok ölüme neden olan kanser türleri arasında 4. sırada yer alan pankreas kanseri son yıllarda hızla yaygınlaşıyor. Uzun süre hiçbir belirti vermeyip sinsice ilerlediği için  hastalık sıklıkla son evrede tespit edilirken, buna bir de toplumdaki yanlış inanışlar eklendiğinde hem erken teşhis oranı azalıyor, hem de ileri evrede tespit edilen hastalığın tedavisi zor hale geliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan tüm bu olumsuzluklara karşın pankreas kanserinin tedavisinde günümüzde çok önemli gelişmeler sağlandığını vurgulayarak “Günümüzde cerrahi teknikler, yeni kemoterapi ajanları ve radyasyon onkolojisi alanında atılan büyük adımlar sayesinde hastaların yaşam sürelerini uzatmak mümkün hale geldi. Erken teşhis ve tedavide bir multidisipliner takım yaklaşımıyla hastaların daha uzun süre yaşayabilmelerini, yüzde 40’ında 5 yıllık sağ kalımı sağlayabiliyoruz” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, pankreas kanserinde umut veren gelişmeleri, hastalıkla ilgili toplumda düzeltilmesi gereken yanlış inanışları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pankreas kanseri tedavisi olmayan bir hastalıktır! YANLIŞ 

DOĞRUSU: Toplumda pankreas kanserinin ölümcül bir hastalık olduğu ve tedavisinin olmadığı düşünülüyor. Oysa bunun kesinlikle doğru olmadığını vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Hastalık 3 farklı evrede yakalanabiliyor. Bunlardan biri doğrudan ameliyat edilebilir evre. Yeni verilere göre bu hastalar ameliyat edildikten ve etkin kemoterapi aldıktan sonra yüzde 50 oranında 5 yıllık sağ kalım görebiliyoruz. İkinci evre, kanserin pankreas çevresindeki damarlara yayıldığı gruptur. Eskiden bu hastaların ameliyat şansı olmadığı düşünülürdü ve bu kişilere kemoterapi dışında tedavi önerilmezdi. Son yıllarda geliştirilen ve cerrahiden önce uygulanan modern kemoterapi ve radyoterapi yöntemleri sayesinde bu hastaların büyük bir bölümü günümüzde cerrahi yapılabilecek hale geliyorlar. Böylece bu hastaların yüzde 30-40’ında 5 yıllık sağ kalım sağlayabiliyoruz. Bu sayede cerrahi olarak çıkartılabilecek tümörlerde artık uygun hastalarda tam şifa bile gerçekleşebiliyor. Ameliyat sonrasında uygulanan kemoterapi ve radyoterapi gibi yöntemler hastalığın tekrarlama riskini azaltarak, tedaviden daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlıyor” diyor.  

İleri yaşlarda görülen bir kanser türüdür! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Pankreas kanseri genellikle 65 yaş sonrasında görülse de, daha genç yaşlarda da ortaya çıkabiliyor. Bazı genlerde oluşan mutasyonlar ebeveynlerden çocuğa geçebiliyor.  Bazı genetik mutasyonları taşıyan kişilerde pankreas kanserinin görülme yaşı 30-40’lı yaşlara kadar düşebiliyor. Bunların yanı sıra genetik kronik pankreatit hastalığı olan kişilerde de bu hastalık yine genç yaşlarda gelişebiliyor.

İleri yaşlarda görülen bir kanser türüdür! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Pankreas kanseri genellikle 65 yaş sonrasında görülse de, daha genç yaşlarda da ortaya çıkabiliyor. Bazı genlerde oluşan mutasyonlar ebeveynlerden çocuğa geçebiliyor.  Bazı genetik mutasyonları taşıyan kişilerde pankreas kanserinin görülme yaşı 30-40’lı yaşlara kadar düşebiliyor. Bunların yanı sıra genetik kronik pankreatit hastalığı olan kişilerde de bu hastalık yine genç yaşlarda gelişebiliyor.

Mutlaka şiddetli ağrıya neden olur! YANLIŞ

DOĞRUSU: Pankreas kanserinin şiddetli ağrıya neden olduğu düşünülüyor. Oysa her 2 hastadan birinde hastalık ağrı şikayetine yol açmıyor. Ağrı çoğunlukla tümörün çevresindeki sinirlere baskı yaparak zedelediği durumlarda gelişiyor.

Çok hızlı ilerleyen bir hastalık! YANLIŞ

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, pankreas kanseri uzun süre hiçbir belirti oluşturmadan ilerleyebilen sinsi bir hastalık. Dolayısıyla her 2 hastadan birinde, kanser hücreleri başka bir organa sıçradığında, genellikle başka bir hastalığa yönelik yapılan tetkiklerde tesadüfen tespit ediliyor. Pankreas kanseri safra yollarına baskı yapıp sarılığa veya sinirlere basıp ağrıya yol açmazsa hastalar ciddi bir yakınmaları olmadığı için uzun süre tümörün varlığından habersiz yaşıyorlar. Hastalık sıklıkla metastaz yaptığında, yani ileri evrede oluşturduğu yakınmalar nedeniyle yapılan tetkikler sonucunda tespit edildiği için çok hızlı ilerlediği düşünülüyor.

Şifalı bitkiler pankreas kanserinde fayda sağlar! YANLIŞ

DOĞRUSU: Civanperçemi, zerdeçal, buğday şırası, çörek otu, acı kayısı ve daha niceleri… Şifalı bitkilerin pankreas kanserinin tedavisinde etkili olduğuna dair yaygın bir düşünce olduğu için hastalar çözümü bu bitkilerde arayabiliyorlar. Oysa sanılanın aksine bu bitkilerin tedaviye hiçbir katkıları olmadığı uyarısında bulunan Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Şifalı olarak nitelendirilen bitkilerin bazıları hastaların bağışıklık sisteminin güçlenmesine fayda sağlayabilir. Ancak bunlara güvenerek gereken tedavileri almayan hastalarda esas tedavinin gecikmesi nedeniyle tümör ilerleyerek başka organlara sıçrayabiliyor” diyor.

Pankreas kanseri her zaman sarılık yapar! YANLIŞ

DOĞRUSU: Pankreas; baş, gövde ve kuyruk olmak üzere 3 bölümden oluşuyor. “Pankreas kanserinin belirtileri, tümörün pankreas bezindeki yerleşim yerine göre değişiklik gösteriyor” diyen Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Tümör pankreasın baş bölümünde gelişirse, büyüdüğünde safra yollarını kapatarak sarılığa neden olabiliyor. Ancak pankreasın gövdesinde ve kuyruğunda oluşan tümörler büyük boyutlara ulaşsalar bile, safra yollarıyla hiçbir bağlantıları olmadığı için sarılık yapmazlar. Bu hastalar daha çok ağrı yakınmasıyla doktora başvuruyorlar.”

Pankreas kanseri her zaman diyabete yol açar! YANLIŞ

DOĞRUSU: Ani gelişen bir diyabet, pankreas kanserinin önemli bir belirtisi olabiliyor. Dolayısıyla bu durumda zaman kaybetmeden mutlaka pankreas kanserine yönelik tetkik yapılması gerekiyor. Ancak sanılanın aksine pankreas kanseri her zaman diyabete yol açmıyor. Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Diyabet, pankreas kanserine bağlı olduğunda pankreasın insülini yeterince salgılayamaması sonucu ortaya çıkıyor. Pankreasın tümünün ameliyatla çıkarılmasına gerek olmayan durumlarda, zamanla pankreas gücünü yeniden kazanabiliyor. Dolayısıyla bazı hastalar diyabetik olmaktan çıkıyorlar” diyerek, şunları söylüyor: “Tüm pankreasın alınması gereken durumlarda ise insülin salgılanamadığı için diyabet gelişiyor. Ancak bu durum nadir görülüyor.”

 

Küba aşısı pankreas kanserini tedavi ediyor! YANLIŞ

DOĞRUSU: Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Toplumda bu konuda yanlış bir bilgi var. Küba aşısının kanseri, dolayısıyla pankreas kanserini de tedavi edebildiği düşünülüyor. Oysa pankreas kanserinde herhangi bir tedavi edici etkisi yok. Eğer olsaydı, bu tedavi bütün dünyaya servis edilir ve her yerde uygulanırdı” diyor.

Türkiye’de her yıl 4 bin 500 kişi pankreas kanseri oluyor!

Türkiye’de her yıl 4 bin 500 kişi pankreas kanseri oluyor!

Görülme sıklığı giderek artıyor, sinsi bir şekilde ilerlediği için hemen belirti vermiyor, bu nedenle de tanısı geç konuyor. Üstelik ölümcül kanserler listesinin üst sıralarında yer alıyor… Tüm bu olumsuz haberlere karşın yeni gelişmeler sayesinde tedavisinde başarı oranı yükseldiği için hekimler hastalarından asla umudunu kesmiyor. “Bu hangi hastalık?” diye merak ediyorsanız cevap, pankreas kanseri. Ülkemizde her yıl yaklaşık olarak 4 bin 500 yeni pankreas kanseri tanısı konduğunu belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Gönenç, “Ancak tıptaki gelişmeler sayesinde pankreas kanseri tedavilerinde yaşam süresi giderek uzuyor. Dolayısıyla, pankreas kanseri eskiden düşünüldüğü kadar çaresiz bir kanser tipi değildir” diyor. Pankreas kanserinin en etkin tedavi yönteminin cerrahi olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, tümörün, çevreye yaymadan yani parçalamadan veya patlatmadan, olası yayılım alanları ile birlikte bir bütün olarak çıkarılması ile tedavi başarısının da arttığını belirtiyor.

Riski azaltmak mümkün

Pankreas, vücudumuz için çok önemli salgıları üreten bir organ. Çok farklı hücre tipleri  barındırdığı için de yapısında farklı tümörler de gelişebiliyor. Pankreas kanserlerinin yüzde 85-90’ının “duktal adenokarsinom” adı verilen tür olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Pankreas kanseri sıklığı gerek ülkemizde gerekse dünyada giderek artıyor. En sık görülen kanserler arasında 11. sırada ve ve kansere bağlı ölümlerin de yaklaşık yüzde 5’inden sorumlu. Bu hastalığın riskini artıran birçok faktörden söz edebiliriz. Ancak en önemlileri kronik pankreas iltihabı, uzun süreli diyabet, ailesel yatkınlık, ileri yaş, obezite, sigara ve alkol olarak sıralanıyor. Hastalığı önlemek mümkün olmasa bile riskleri azaltmak ve erken tanı mümkün olabilir. Bu nedenle sigara içmemek, alkol tüketmemek, ideal kiloda olmak ve sağlıklı beslenmek riski azaltmaya yardımcı olur.”

Ani gelişen diyabet de haberci olabilir

Pankreas kanseri sarılık, sırt ağrısı, ani ortaya çıkan diyabet ya da var olan diyabetin kontrol edilememesi gibi şikayetlere yol açsa da genellikle bu yakınmalar dikkate alındığında tanı için geç kalınmış oluyor. Hastalığın tanısında temeli, radyolojik görüntüleme yöntemleri oluşturuyor. BT (Bilgisayarlı Tomografi) veya MR (Manyetik Rezonans Görüntüleme) sayesinde pankreas kanserleri yüksek doğrulukta tanılanıyor. Kan testlerinde de CEA (KarsinoEmbriyonik Antijen) ve CA 19-9 (Karbonhidrat Antijen 19-9) gibi tümör belirteçlerinin tanı için kullanılabildiğini kaydeden Prof. Dr. Murat Gönenç, sıklıkla sorulan “Pankreas kanserinde biyopsi ile daha kolay tanı koymak mümkün mü?” sorusuna şu cevabı veriyor:

“Pankreastaki kanser şüphesi olan dokudan biyopsi almak rutin bir uygulama değildir. Çünkü pankreas kanserinde kanser dokusunun her yeri aynı yapıya sahip değildir. Bu nedenle, biyopsi eğer doğru yerden alınmamışsa, sonuç yanlış negatif çıkabilir yani kişi kanser olduğu halde değilmiş gibi görülebilir. Dolayısıyla diğer tanı yöntemlerinin pankreas kanseri tanısını desteklediği hastalarda biyopsi yapılmaz çünkü biyopsi sonucu temiz gelse dahi ameliyat kararını değiştirmez. Ayrıca, özellikle ciltten girilerek yapılan biyopsilerde, teorik olarak tümörün bütünlüğünün bozulması ve etrafa yayılması riski mevcuttur. Bu nedenle, biyopsi tercihen endoskopik yolla alınır ve iki grup hastada tercih edilir; ön planda cerrahi tedaviden ziyade kemoterapi uygulanması planlanan hastalar ve pankreas kanserini taklit eden selim hastalıklar açısından şüphe bulunan hastalar.”

Cerrahi için geç kalınıyor

Belirtileri geç dönemde ortaya çıktığı için pankreas kanserine yakalananların yüzde 75’inden fazlası, hastalığı tek etkili tedavisi olan cerrahi tedaviden fayda görebilecekleri evreyi geçmiş oluyor. Dolayısıyla, hastaların yüzde 25’inden az bir kısmında cerrahi tedavi uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, “Pankreas kanserinin tek etkili tedavisi cerrahi yani ameliyattır. Zira, pankreas kanseri tedavisinde en iyi sonuç, kanserli dokuların tamamen temizlenmesini sağlayan cerrahi ile elde edilir. Ancak pankreas kanseri oldukça hırçın bir tabiata sahip olduğu için, tek bir tedavi yöntemi ile hastalığı tedavi etmek mümkün değildir. Bu nedenle, cerrahi tedavi, kemoterapi ve radyoterapi (ışın tedavisi) bir arada kullanılır” diyor.

Pankreas cerrahisi ciddi deneyim istiyor

Pankreas kanseri ameliyatları tümörün çıkarılmasının mümkün olmadığı ya da hastalığın uzak organlara metastaz yaptığı durumda uygulanamıyor. Bu hastalarda kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerine başvuruluyor. Bu tedaviye iyi yanıt veren hastalarda cerrahinin yeniden bir seçenek haline gelebildiğini anlatan Prof. Dr. Murat Gönenç, “Ancak bu kararın mutlaka hasta bazında ve multidisipliner toplantılar eşliğinde verilmesi gerekir. Pankreas cerrahisi teknik açıdan zor ve ciddi deneyim gerektiren bir cerrahidir. Bu ameliyatlara bağlı sorun çıkma olasılığı halen yüksektir ancak anestezi ve cerrahi tekniklerdeki devasa gelişmeler sayesinde pankreas cerrahisine bağlı ölüm oranı belirgin ölçüde düştü” diye anlatıyor.

Onkolojik cerrahi, sadece tümörün alındığı ameliyat anlamına gelmiyor. Tümörü temiz sınırlarla yani kanserin görülmediği mümkün olan en az dokuyla, çevreye yaymadan yani parçalamadan veya patlatmadan, olası yayılım alanları ile birlikte bir bütün olarak çıkartmayı tanımlıyor. Bunun için bazen tümörle sarılmış bazense tamamen masum olan dokuları, organları veya damarları feda etmek gerekebildiğini belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, “Pankreas kanserinin cerrahi tedavisinde de tüm bu prensiplere uygun hareket edilmesi gerekir” diye vurguluyor