Yazılar

Sabahları belirginleşen baş ağrısına dikkat!

Sabahları belirginleşen baş ağrısına dikkat!

Halk arasında ‘göz tansiyonu’ olarak bilinen glokom dünyada en önemli görme kaybı ve körlük nedenleri arasında 2. sırada yer alan bir hastalık. Ülkemizde yaklaşık her 13 kişiden 1’ine görme sinirinin ilerleyici hasarıyla seyreden glokom tanısı konuyor. Glokom yenidoğan döneminden itibaren her yaşta görülse de genellikle 40 yaşındaki kişilerde ortaya çıkıyor. Özellikle ailesinde glokom öyküsünün olması ise riski 7 kat artıyor.  Tedavide gecikildiği takdirde kalıcı görme kaybı ve körlükle sonuçlanan glokom açık açılı ve kapalı açılı olmak üzere temel olarak iki gruba ayrılıyor. Acıbadem International Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir, en sık görülen açık açılı glokomun çoğunlukla görme alanında belirgin bir hasar oluşturuncaya dek belirti vermemesi nedeniyle erken teşhis için yılda en az bir kez göz muayenesi yapılması gerektiğine dikkat çekerek, “Glokomda oluşan görme sinirindeki hasarı geriye döndürmek mümkün değildir. Bu nedenle kalıcı görme kaybını önlemenin tek yolu, hastalığa erken tanı konulmasıdır.  Dolayısıyla erken tanı için hiçbir yakınması olmasa bile herkesin yılda bir kez göz muayenesi ve göz tansiyonu kontrolünden geçmesi gerekmektedir. Ailesinde göz tansiyonu olanlar ise daha sık kontrolden geçmelidir” diyor.  Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir, sinsi ilerlese de glokomun bazen çeşitli yakınmalara da neden olabildiğini belirterek, “Özellikle sabahları belirginleşen baş ağrısı veya geceleri ışıkların etrafında hareler görülmesi glokomun önemli bir belirtisi olabilmektedir. Bu durumda hemen bir hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor.

Dr. Nezih Özdemir

Dr. Nezih Özdemir

 Göz içindeki sıvının dengesi bozulunca…

Glokom, gözün içerisinde üretilen ve küçük kanalcıklar yoluyla gözü terk eden aköz sıvısının dengesinin bozulması nedeniyle gelişen bir hastalık. Gözümüzde üretilen ve göz yapılarını besleyen aköz sıvısı normal durumlarda gözden dışarı atılıyor. Göz içi sıvısının dışa akım yollarında bazı sebeplerden dolayı tıkanıklık gelişiyor. Dolayısıyla üretilen sıvı ile dışarı atılan sıvıda dengesizlik oluşuyor. Gözün içindeki sıvı hacminin artması sonucu gözün içindeki basınç yükseliyor. Gözde yükselen basınç göz sinirlerinin geri dönüşümsüz hasar görmesine neden olabiliyor. Dr. Nezih Özdemir, glokomun dikkatli bir göz muayenesi ile teşhis edilebildiğini belirterek, “Hastanın göz içi basıncının ölçülmesi, göz dibi muayenesi ve göz sinirlerinin incelenmesi, görme alanı testinin yanı sıra görme siniri ve sinir lifi tabakasını inceleyen ileri tetkikler ile teşhis konulabilmektedir” diye konuşuyor.

Pek çok etken riski artırıyor!

Yüksek göz tansiyonu glokomun en önemli nedeni olmasına karşın hastalığa yol açabilen pek çok risk faktörü mevcut. Yaşın ilerlemesi, kalıtımsal faktörler, sistemik hipertansiyon, arterioskleröz gibi vasküler hastalıklar, kollajen doku hastalıkları, böbrek hastalıkları, hematolojik bozukluklar ve neoplastik hastalıklar da glokoma yol açabiliyor. Ayrıca endokrin bozukluklar ile hipofiz tümörü, cushing sendromu, diyabet veya tiroit gibi hastalıkların varlığında da glokom gelişebiliyor.

Glaucoma

Sabahları belirginleşen baş ağrısına dikkat!

Hastalığın başlangıç aşamasında az sayıda hücre etkilendiği için hasta görmeyle ilgili bir olumsuzluk algılamıyor. Sinir  hücrelerinin kaybına  bağlı  olarak zamanla görüntü  bozuluyor ve gördüğümüz  alanda  kayıplar   oluşuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir, erken evrede genellikle sinsi ilerlese de glokomun bazen çeşitli belirtiler ile kendini belli edebildiğine işaret ederek, “Hastalar bazen bulanık görme, sabahları belirginleşen baş ağrıları, geceleri ışıkların etrafında halka görülmesi, televizyon izlerken göz çevresinde ağrı gibi  sorunlardan yakınabilmektedirler. Göz tansiyonunun çok yükselmesi ise hastalığın artık ileri evreye geldiği anlamına gelmektedir” diyor.

Görme kaybının ilerlemesi önlenebiliyor!

Glokom birçok hasta tarafından ancak belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark ediliyor. Çok ilerleyen ve tedavi edilmemiş durumdaki glokomda geri dönüşsüz görme kaybı kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla tedavide görme kaybının ilerlemesini önlemek hedefleniyor. İlk basamak tedavi olan medikal yöntemden oldukça etkili sonuçlar elde ediliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir,  ilaç tedavisinin yetersiz veya etkisiz olduğu durumlarda ise çeşitli cerrahi yöntemlerden faydalanıldığını belirterek, “Hangi cerrahi yönteme başvurulacağına hastanın muayene bulgularına göre karar verilmektedir. Günümüzde hastanın ihtiyacına göre değişik  cerrahi yöntemler uygulanmaktadır. Genellikle kanal açılarak yapılan trabekülektomi yöntemi tercih edilmektedir. Ayrıca göz içindeki sıvıyı boşaltan kanalın açılması veya göze gelen sıvının göz yüzeyinden uzaklaştırılması yöntemi olan drenaj uygulamaları da vardır. Bu yöntemler sayesinde görme kaybının ilerlemesi önlenebilmektedir. Tedavinin başarılı olmasındaki en önemli kriter ise hastanın doktorunun önerilerine uymasıdır” diyor.

Aralıklarla etrafınızı bulanık mı görüyorsunuz?

Aralıklarla etrafınızı bulanık mı görüyorsunuz?
Sıklıkla geri dönüşü olmayan görme kaybına ve körlüğe yol açan bir grup göz rahatsızlığı olan Glokom ne yazık ki önemli görme kaybı oluşana kadar yavaş yavaş ve fark edilmeden ilerliyor. Bu bağlamda da Liv Hospital Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İhsan Yılmaz erken teşhis ve tedavinin kritik olduğunun altını çizerek “Önemli görme kaybı oluşmadan önce glokom tanısının konulabilmesi için düzenli göz muayeneleri yoluyla erken teşhis çok önemlidir. Göz muayenesi sırasında göz doktorunuz göz basıncını değerlendirmek, optik siniri incelemek ve çevresel görüşünüzü ölçmek için çeşitli testler yapabilir.” dedi.

Prof. Dr. İhsan Yılmaz

Prof. Dr. İhsan Yılmaz

Glokom nedir?
Glokom, optik sinire zarar veren, sıklıkla geri dönüşü olmayan görme kaybına ve körlüğe yol açan bir grup göz rahatsızlığıdır. Genellikle “görmenin sessiz hırsızı” olarak anılan glokom, önemli görme kaybı oluşana kadar tipik olarak yavaş yavaş ve fark edilebilir semptomlar olmadan ilerler. Bu, erken teşhis ve tedaviyi görmenin korunmasında kritik hale getirir.

Glokom çeşitleri nelerdir?
Glokomun çeşitli türleri vardır, ancak iki ana kategori açık açılı glokom ve açı kapanması glokomudur.

  1. Açık açılı glokom: En sık görülen glokom türüdür ve göz içindeki drenaj açısının açık kalması ancak zamanla etkinliğinin azalmasıyla ortaya çıkar. Sonuç olarak, göz içinde sıvı birikerek basıncın artmasına ve optik sinirin hasar görmesine neden olur.
  2. Açı kapanması glokomu: Daha az görülen bu glokom türünde gözün drenaj açısı tıkanarak göz basıncının ani artmasına neden olur. Bu, şiddetli göz ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı ve bulanık görme gibi semptomların hızlı bir şekilde ortaya çıkmasına neden olabilir.

Risk faktörleri nelerdir?
Aşağıdakilerde dahil olmak üzere çeşitli faktörler glokom gelişme riskini artırabilir:

  • Yaş: Glokom, insanlar yaşlandıkça, özellikle de 60 yaşından sonra daha yaygın hale gelir.
  • Aile öyküsü: Glokomlu yakın bir akrabaya sahip olmak, bu durumun gelişme riskini artırır.
  • Etnik köken: Afrika, Hispanik veya Asya kökenli kişilerin belirli glokom türlerine yakalanma riski daha yüksektir.
  • Tıbbi durumlar: Diyabet, kalp hastalığı ve yüksek tansiyon gibi belirli tıbbi durumlar glokom riskini artırabilir.
  • Göz rahatsızlıkları: Miyopluk, göz yaralanmaları ve kronik göz iltihabı gibi durumlar glokom riskini artırabilir.

Prof. Dr. İhsan Yılmaz

Belirtileri nelerdir?
Erken evrelerde glokomun çoğu zaman hiçbir semptomu yoktur, bu nedenle düzenli göz muayeneleri erken teşhis için çok önemlidir. Durum ilerledikçe belirtiler şunları içerebilir:

  • Çevresel görüşte kademeli kayıp
  • Bulanık görüş
  • Işıkların etrafında haleler
  • Şiddetli göz ağrısı
  • Bulantı ve kusma (akut açı kapanması glokomu vakalarında)

Teşhis ve tedavisi için neler yapılmalı?
Önemli görme kaybı oluşmadan önce glokom tanısının konulabilmesi için düzenli göz muayeneleri yoluyla erken teşhis çok önemlidir. Göz muayenesi sırasında göz doktorunuz göz basıncını değerlendirmek, optik siniri incelemek ve çevresel görüşünüzü ölçmek için çeşitli testler yapabilir.

Glokom tedavisi, optik sinirin daha fazla hasar görmesini önlemek için göz içi basıncını düşürmeyi amaçlar. Bu şu şekilde başarılabilir:

  • İlaçlar: Göz içi basıncını düşürmek için göz damlası veya ağızdan alınan ilaçlar reçete edilebilir.
  • Lazer tedavisi: Lazer trabeküloplasti veya iridotomi gibi prosedürler gözden sıvı drenajının iyileştirilmesine yardımcı olabilir.
  • Cerrahi: Bazı durumlarda, göz basıncını düşürmek için yeni bir drenaj kanalı oluşturmak veya drenaj cihazları implante etmek için cerrahi prosedürler gerekli olabilir.

Göz tansiyonu körlüğe neden oluyor

Göz tansiyonu körlüğe neden oluyor

Halk arasında ‘göz tansiyonu yüksekliği’ olarak bilinen glokom hastalığı, dünyada geri dönüşümsüz körlüğün en sık nedeni. Glokom, günümüzde dünya genelinde 6 milyonu tam kör olan yaklaşık 78 milyon kişiyi etkiliyor. Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç, 7-13 Mart tarihleri arasında düzenlenen Dünya Glokom Haftası kapsamında glokoma karşı toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik açıklamalarda bulundu.

Göz tansiyonu artışı olarak da bilinen glokom, genellikle göz içi basıncının artmasıyla karakterize bir hastalıktır. Bu durum zaman içerisinde, görme siniri hasarı, çevresel görme alanı kaybı ve son olarak körlükle sonuçlanabilir. Göz içi basıncı ne kadar yüksekse, görme sinirinin hasar görme olasılığı da o kadar yüksektir. Ne yazık ki, hastada bu semptomlar her zaman fark edilebilir algıda değildir ve glokom, özellikle yaşlılarda körlüğün en yaygın sebebidir. Bu nedenle, düzenli göz muayenesinin yaptırılması önerilmektedir.

Türkiye’de 2,5 milyona yakın glokom hastası olduğu tahmin edilirken her 4 hastadan yalnızca biri teşhis edilebiliyor. Geri dönüşümsüz görme kaybına yol açan glokomun en önemli özellikleri arasında, hastaların büyük bir bölümünde sinsi seyretmesi ve geç tanı konulması yer alıyor.

“Migren sanılan ataklar göz tansiyonu çıkabilir”

 Dünya Glokom Haftasında konuşan Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç; “Açık açılı glokom olarak bilinen ve en sık rastlanılan glokom tipinde hastalık genellikle bir başka şikâyetten ötürü göz muayenesine gelen hastalarda tesadüfen tespit ediliyor. Birçok hasta genellikle 40 yaşından sonra yakın görme bozukluğundan dolayı göz hekimine başvurduğunda göz tansiyon hastası olduğunu öğreniyor. Dar açılı glokom olarak bilinen bir başka glokom tipinde ise hastalar glokomun belirtilerini migren ataklarıyla karıştırıyor. Migren sanılan baş ağrıları aslında sinsice ilerleyen ve zamanla körlüğe yol açabilen göz tansiyon hastalığı çıkabilir. Glokomun hangi tipi olursa olsun erken tanı ve müdahale ile hastalık kontrol altına alınarak görme yetisinin korunması sağlanabiliyor.” dedi.

“Glokom genetik yatkınlığı olan bireylerde daha sık görülüyor”

 Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç; “Glokomun en sık görülen tipi açık açılı ya da diğer bir deyişle sinsi glokomdur. Özellikle anne, baba ve kardeş gibi birinci dereceden yakın akrabaların glokomlu olması hastalığın aile üyelerinde görülme riskini 7 kat arttırıyor.  Daha nadir olan dar açılı glokom ise kadınlarda, yüksek hipermetrop kimselerde daha sık görülebiliyor. Glokom genellikle ileri yaş hastalığı olarak bilinse de gerçekte gençlerde hatta yeni doğan bebeklerde ve çocuklarda dahi ortaya çıkabiliyor. Diyabet, göze ait nedenler veya başka sebeplerden uzun süreli kortizon tedavisi, geçirilmiş göz yaralanmaları glokom için diğer risk faktörlerini oluşturuyor. Glokom genelde yüksek göz içi basıncının bir sonucu olarak ortaya çıkmakla birlikte bazı özel koşullarda normal hatta düşük basınçlarda bile glokom oluşabiliyor. Normal tansiyonlu glokom olarak adlandırılan bu tip genellikle damarsal problemleri, düşük kan basıncı, uykuda nefessiz kalma (uyku apnesi) sorunları olanlarda görülebiliyor.” diye konuştu.

“Göz tansiyonu zamanında müdahale edilmediğinde körlüğe yol açıyor”

 Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç; “Glokomun günümüzde müdahale edilebilen en önemli nedeni göz içi basıncının yüksek olmasıdır. Normal koşullarda göz içinde sürekli üretilerek bazı göz dokularımızı besleyen ve gözümüzün şeklini koruyan bir göz içi sıvısı mevcuttur. Bu sıvının göz içinde yer alan özel kanallardan gözü terk ederek kan dolaşımına karışması gereklidir. Aköz sıvısının üretilmesi ve göz dışına çıkışı arasındaki denge “normal göz tansiyonu”nu oluşturur. Bu ölçülebilir bir değerdir ve 10-21 mmHg olarak kabul edilmiştir. Bu dengenin bozulması yani sıvının göz dışına çıkışının azalması sonucu gözün tansiyonu yükselir. Göz içindeki yüksek basıncın uzun süreli devam etmesi sonucunda da görme sinirini zedelenir. Göz içi basıncı artışı sırasında hastanın hiçbir şikâyeti olmayabilir, ancak zamanla önce çevresel alan (perifer) görmesi daralır sonra tam körlük oluşur. Görme siniri kendini yenileyemeyen bir yapı olduğu için müdahale ile kayıplar geri getirilemez ancak hastalığın durdurulması ya da kötüleşmesi önlenebilir. Bu nedenle belirti vermeksizin seyreden bu hastalığın erken teşhisi çok önemlidir. Bu da ancak toplumda glokoma karşı duyarlılığın arttırılması ile mümkündür.” dedi.

Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç; ayrıca göz muayenesinin ayrılmaz bir parçası olan göz tansiyonu ölçümünün glokom teşhisinde ilk adım olarak çok önemli yeri olduğunu, ancak sadece basınç ölçümü ile tanı ve tedavi planlamasının yapılmadığını, görme alanını ölçen ya da görme sinirindeki erken kayıpları dahi yakalayabilen diğer ileri yöntemlerle hastaları takip ettiklerini vurguladı. Prof. Dr. Yalvaç, özellikle miyop ameliyatı geçirmiş kimselerde kornea dokusunun inceldiğini, bu durumun yanlış olarak göz tansiyonunun normal olarak ölçülmesine yol açabileceğini ve hastalığın atlanabileceğini belirterek bu hastaların daha dikkatli olmalarının altını çizdi.

Bebeklerde de glokom olabileceğini hatırlatan Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç; “Göz sıvısını dışarı taşıyan göz içi kanalların gebelik döneminde tam gelişmemesi durumunda fetüste göz tansiyonu artabilir ve bebek bazı belirtilerle dünyaya gelir. Doğumsal (konjenital) glokom dediğimiz bu tip erişkin glokomlarından çok farklıdır. 3 yaşına kadar bebeklerde gözün dış tabakası çok elastik olduğu için artan basınç gözü büyütür, bebek iri gözler ile doğabilir. Bu tek taraflı olursa daha kolay fark edilebilir ancak iki taraflı olduğunda gözden kaçabilir. Aile özellikle tek veya iki taraflı büyük gözlü bebeklerde dikkatli olmalıdır. Bu bebeklerde aşırı sulanma, ışıktan rahatsızlık vardır ve göz rengi iyi seçilemez. Bu belirtiler varsa derhal bir göz hekimine başvurmalıdırlar.” dedi.

Pandemi süreci glokomun erken teşhisini engelliyor

Pandemi süreci glokomun erken teşhisini engelliyor

Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç belirtisiz ilerleyen glokom hastalığının erken teşhisinin hayati öneme sahip olduğunu belirterek, “Pandemi kısıtlamaları, eve kapandığımız bu dönemde hastalığın erken teşhis edilmesine en büyük engel. 40 yaş üstü, ailede glokom öyküsü olan herkesin göz kontrollerini yaptırması gerekiyor” diye uyarıda bulundu.

Kısıtlamalar erken teşhis için en büyük engel

Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç, COVID-19 pandemisi sürecinde toplumdaki izolasyonun ve rutin muayenelerin azalması sebebiyle glokomun tanısında ve tedavinin yeterliliğinin değerlendirilmesinde ciddi sorunlara yol açtığına dikkat çekti. “Bu nedenle 40 yaş üstü, ailede glokom öyküsü olan herkesin geç kalmadan bir an önce göz kontrollerini yaptırmaları veya tedavi almış glokom hastalarının kontrollerini yaptırmaları gerekiyor” diyen Prof. Dr. Yalvaç, ayrıca COVID-19 ve glokom beraberliği tek bir olgu dışında şimdiye kadar saptanan bir vaka olmadığını ve koronavirüsten korunurken maske kullanmak kadar gözleri korumak için de gözlüklerin de kullanılması gerektiğinin altını çizdi.

Türkiye’de 2 buçuk milyona yakın glokom hastası olduğu tahmin edilirken yalnızca her 4 hastadan biri teşhis edilerek tedaviye geçilebiliyor. Geri dönüşümsüz görme kaybına yol açan ciddi bir toplumsal sağlık sorunu olan glokomun en önemli özelliği, hastaların büyük bir bölümünde belirti göstermeden sinsi şekilde seyretmesi ve geç teşhis yer alıyor.

Türk Oftalmoloji Derneği’nden hafta boyunca etkinler

Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi, 7-13 Mart 2021 tarihleri arasında “Dünya Glokom Haftası” nedeniyle her yıl olduğu gibi bu yıl da pandemi önlemleri kapsamında çeşitli etkinlikler düzenleyecek. İstanbul’da çeşitli metro duraklarına, otobüslere; Ankara’da Esenboğa Havalimanı’na glokom konusunda farkındalığını artıran bilgilerin yer aldığı posterler asılacak ve video gösterimleri yapılacak. Yine aile hekimliklerine, hastanelere glokom haftasıyla ilgili afişler asılacak ve TOD Glokom Birimi tarafından hazırlanan hasta bilgilendirme kitapçıkları dağıtılacak. Türkiye’de toplumsal bilinçlendirmeyi artırmak amacıyla hazırlanan, sanatçılardan, oyunculardan, bilim insanlarından ve iş adamlarından oluşan tanınmış isimlerin mesajlarının yer aldığı videolar da sosyal medyada kanallarında yer alacak.

Migren sanılan ağrı, göz tansiyonu olabilir

Dünya Glokom Haftası’nda konuşan Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç: “Açık açılı glokom olarak bilinen ve en sık rastlanılan glokom tipinde hastalık genellikle bir farklı şikâyetten ötürü göz muayenesine gelen hastalarda tesadüfen tespit ediliyor. Birçok hasta genellikle 40 yaşından sonra yakın görme bozukluğundan dolayı göz hekimine başvurduğunda göz tansiyon hastası olduğunu öğreniyor. Dar açılı glokom olarak bilinen bir başka glokom tipinde ise hastalar glokomun belirtilerini migren ataklarıyla karıştırıyor. Migren sanılan baş ağrıları aslında sinsice ilerleyen ve zamanla körlüğe yol açabilen göz tansiyon hastalığı çıkabilir. Glokomun hangi tipi olursa olsun erken tanı ve tedaviyle hastalık kontrol altına alınarak görme yetisinin korunması sağlanabiliyor” dedi.

Genetik yatkınlık glokomu 7 kat artırıyor

Prof. Dr. Yalvaç sözlerine şöyle devam etti: “Glokomun en sık görülen tipi açık açılı ya da diğer bir deyişle sinsi glokomdur. Özellikle anne, baba ve kardeş gibi birinci dereceden yakın akrabaların glokomlu olması hastalığın aile üyelerinde görülme riskini 7 kat artırıyor. Daha nadir olan dar açılı glokom ise kadınlarda ve yüksek hipermetrop kimselerde daha sık görülebiliyor. Diyabet, göze ait nedenler veya başka sebeplerden uzun süreli kortizon tedavisi glokom için diğer risk faktörlerini oluşturuyor” dedi. Prof.Dr. Yalvaç sözlerine “Glokom genelde yüksek göz içi basıncının bir sonucu olarak ortaya çıkmakla birlikte bazı özel koşullarda normal hatta düşük basınçlarda bile glokom oluşabiliyor. Normal tansiyonlu glokom olarak adlandırılan bu tip genellikle damarsal problemleri, düşük kan basıncı, gece uykuda nefessiz kalma (uyku apnesi) sorunları olanlarda görülebiliyor” diyerek devam etti.

Bebeklerdeki glokoma dikkat

Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç bebeklerde de glokom olabileceğini hatırlatarak sözlerine şöyle devam etti: “Göz sıvısını dışarı taşıyan göz içi kanalların anne karnında tam gelişmemesi durumunda gebelikte fetüste göz tansiyonu artabilir ve bebek bazı belirtilerle dünyaya gelir. Doğumsal (konjenital) glokom dediğimiz bu tip erişkin glokomlarından çok farklıdır. 3 yaşına kadar bebeklerde gözün dış dokusu çok elastik olduğu için artan basınç gözü büyütür, bebek iri gözler ile doğabilir. Bu tek taraflı olursa daha kolay fark edilebilir ancak iki taraflı olduğunda gözden kaçabilir. Aile özellikle tek taraflı büyük gözlü bebeklerde dikkatli olmalıdır. Bu bebeklerde aşırı sulanma, ışıktan rahatsızlık vardır ve göz rengi iyi seçilemez. Bu belirtiler varsa derhal bir göz hekimine başvurmalıdırlar”.

Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç ayrıca oftalmolojik muayenenin ayrılmaz bir parçası olan göz tansiyonu ölçümünün glokom teşhisinde ilk adım olarak çok önemli yeri olduğunu, ancak sadece basınç ölçümü ile tanı ve tedavi planlamasının yapılmadığını, görme alanını ölçen ya da görme sinirindeki erken kayıpları dahi yakalayabilen diğer ileri yöntemlerle hastaları takip ettiklerini vurguladı. Dr. Yalvaç özellikle miyop ameliyatı geçirmiş kimselerde kornea dokusunun inceldiğini, bu durumun yanlış olarak göz tansiyonunun normal olarak ölçülmesine yol açabileceğini ve hastalığın atlanabileceğini belirterek bu hastaların daha dikkatli olmalarının altını çizdi.