Yazılar

Aralıklarla etrafınızı bulanık mı görüyorsunuz?

Aralıklarla etrafınızı bulanık mı görüyorsunuz?
Sıklıkla geri dönüşü olmayan görme kaybına ve körlüğe yol açan bir grup göz rahatsızlığı olan Glokom ne yazık ki önemli görme kaybı oluşana kadar yavaş yavaş ve fark edilmeden ilerliyor. Bu bağlamda da Liv Hospital Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İhsan Yılmaz erken teşhis ve tedavinin kritik olduğunun altını çizerek “Önemli görme kaybı oluşmadan önce glokom tanısının konulabilmesi için düzenli göz muayeneleri yoluyla erken teşhis çok önemlidir. Göz muayenesi sırasında göz doktorunuz göz basıncını değerlendirmek, optik siniri incelemek ve çevresel görüşünüzü ölçmek için çeşitli testler yapabilir.” dedi.

Prof. Dr. İhsan Yılmaz

Prof. Dr. İhsan Yılmaz

Glokom nedir?
Glokom, optik sinire zarar veren, sıklıkla geri dönüşü olmayan görme kaybına ve körlüğe yol açan bir grup göz rahatsızlığıdır. Genellikle “görmenin sessiz hırsızı” olarak anılan glokom, önemli görme kaybı oluşana kadar tipik olarak yavaş yavaş ve fark edilebilir semptomlar olmadan ilerler. Bu, erken teşhis ve tedaviyi görmenin korunmasında kritik hale getirir.

Glokom çeşitleri nelerdir?
Glokomun çeşitli türleri vardır, ancak iki ana kategori açık açılı glokom ve açı kapanması glokomudur.

  1. Açık açılı glokom: En sık görülen glokom türüdür ve göz içindeki drenaj açısının açık kalması ancak zamanla etkinliğinin azalmasıyla ortaya çıkar. Sonuç olarak, göz içinde sıvı birikerek basıncın artmasına ve optik sinirin hasar görmesine neden olur.
  2. Açı kapanması glokomu: Daha az görülen bu glokom türünde gözün drenaj açısı tıkanarak göz basıncının ani artmasına neden olur. Bu, şiddetli göz ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı ve bulanık görme gibi semptomların hızlı bir şekilde ortaya çıkmasına neden olabilir.

Risk faktörleri nelerdir?
Aşağıdakilerde dahil olmak üzere çeşitli faktörler glokom gelişme riskini artırabilir:

  • Yaş: Glokom, insanlar yaşlandıkça, özellikle de 60 yaşından sonra daha yaygın hale gelir.
  • Aile öyküsü: Glokomlu yakın bir akrabaya sahip olmak, bu durumun gelişme riskini artırır.
  • Etnik köken: Afrika, Hispanik veya Asya kökenli kişilerin belirli glokom türlerine yakalanma riski daha yüksektir.
  • Tıbbi durumlar: Diyabet, kalp hastalığı ve yüksek tansiyon gibi belirli tıbbi durumlar glokom riskini artırabilir.
  • Göz rahatsızlıkları: Miyopluk, göz yaralanmaları ve kronik göz iltihabı gibi durumlar glokom riskini artırabilir.

Prof. Dr. İhsan Yılmaz

Belirtileri nelerdir?
Erken evrelerde glokomun çoğu zaman hiçbir semptomu yoktur, bu nedenle düzenli göz muayeneleri erken teşhis için çok önemlidir. Durum ilerledikçe belirtiler şunları içerebilir:

  • Çevresel görüşte kademeli kayıp
  • Bulanık görüş
  • Işıkların etrafında haleler
  • Şiddetli göz ağrısı
  • Bulantı ve kusma (akut açı kapanması glokomu vakalarında)

Teşhis ve tedavisi için neler yapılmalı?
Önemli görme kaybı oluşmadan önce glokom tanısının konulabilmesi için düzenli göz muayeneleri yoluyla erken teşhis çok önemlidir. Göz muayenesi sırasında göz doktorunuz göz basıncını değerlendirmek, optik siniri incelemek ve çevresel görüşünüzü ölçmek için çeşitli testler yapabilir.

Glokom tedavisi, optik sinirin daha fazla hasar görmesini önlemek için göz içi basıncını düşürmeyi amaçlar. Bu şu şekilde başarılabilir:

  • İlaçlar: Göz içi basıncını düşürmek için göz damlası veya ağızdan alınan ilaçlar reçete edilebilir.
  • Lazer tedavisi: Lazer trabeküloplasti veya iridotomi gibi prosedürler gözden sıvı drenajının iyileştirilmesine yardımcı olabilir.
  • Cerrahi: Bazı durumlarda, göz basıncını düşürmek için yeni bir drenaj kanalı oluşturmak veya drenaj cihazları implante etmek için cerrahi prosedürler gerekli olabilir.

Çocuklarda ‘miyopi’ riski artıyor!

Çocuklarda ‘miyopi’ riski artıyor!

Günümüzde özellikle dijital teknoloji kullanımının artması ve açık havada geçirilen zamanın azalması, çocuklarda önemli sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Örneğin, çocuklarda en yaygın görülen ve göz sağlığını ciddi şekilde etkileyebilen miyopi, bir başka deyişle uzağı net görememe sorununa yol açması gibi! Üstelik son yıllarda çocuklarda miyopi görülme oranında ciddi artış olduğu belirtiliyor. Yapılan çalışmalar, miyopinin her dört çocuktan birini etkisi altına aldığını gösterse de Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2050 yılında nüfusun yaklaşık yarısının miyop olması bekleniyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan, miyopinin çocukların okul başarısını ve sosyal hayatını olumsuz yönde etkileyebileceğine işaret ederek, “Öyle ki tahtayı göremeyen çocuğun zamanla derslere olan ilgisi azalıyor ve notları düşmeye başlıyor. Oysa erken teşhis ve uygun tedaviyle uzağı görme sorununun ilerlemesi kontrol altında tutulabiliyor, hatta önlenebiliyor. Dolayısıyla çocukların her 6 ayda veya yılda bir, okul çağında ise özellikle okullar açılmadan önce göz muayeneleri olmaları ve sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları kazanmaları yönünde ebeveynleri tarafından teşvik edilmeleri gerekiyor” diyor. Prof. Dr. Muhsin Eraslan, miyopi riskini azaltmak için çocukların daha fazla açık hava aktivitelerine katılmaları ve ebeveynleri tarafından ekrana bakma sürelerinin kontrol edilmesi gerektiğine de dikkat çekiyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan

Prof. Dr. Muhsin Eraslan

Miyopi için 6 önemli kural!

Tedavi ve takipte önemli olan, miyopinin ilerlemesini kontrol altında tutmak. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan, miyopi sorununda ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken kuralları şöyle sıralıyor:

  • Gün içerisinde, akıllı telefon ve tablet kullanımı gibi yakın aktivitelerini olabildiğince kısıtlayın.
  • Yakın aktivite sürecinde 20 dakikada bir 20 saniye mola vermesini ve 20 metre kadar uzağa bakarak gözünü dinlendirmesini sağlayın.
  • Günde en az bir saat açık havada ve gün ışığında, tercihen kalabalık spor aktiviteleriyle zaman geçirmesi için teşvik edin.
  • Evde, özelikle çalışma odasının iyi aydınlatılmış olmasına dikkat edin.
  • Üç yaşındaysa akıllı telefon ve tablet kullanmasına izin vermeyin. Dört-altı yaş grubundaysa akıllı telefon ve tablet kullanımının 45 dakikayı aşmamasına özen gösterin. Daha uzun kullanım söz konusuysa iki-üç ayrı zaman diliminde olacak şekilde düzenleyin.
  • En önemlisi, 6 ayda bir veya senelik olarak göz muayenesini alışkanlık haline getirin.

Dijital alışkanlıklar miyopi riskini artırıyor!

Miyopi, gözün optik sisteminin bozulması sonucunda uzak nesnelerin bulanık, yakın nesnelerin ise daha net göründüğü bir göz problemini ifade ediyor. Gözün en ön tabakası olan kornea yoluyla göze giren ışık ışınları, gözbebeği aracılığıyla göz merceğine ulaşıyor. Kornea ve göz merceği ışık ışınlarını kırıyor, böylece ışık tam olarak retinanın üzerine düşüyor. Normalde, göz ışığı retina üzerinde odaklandığında, net bir görüntü oluşuyor. Uzağı net görememe durumu, yani miyopide ise göze giren ışık ışınları retinanın üzerine değil, bir miktar önüne düşüyor ve bunun sonucunda bulanık görmeye neden oluyor. Çocuklarda miyopinin ana nedeni genellikle genetik yatkınlık oluyor. Dolayısıyla ailesinde miyopi öyküsü olan çocuklar daha yüksek risk altındalar. Prof. Dr. Muhsin Eraslan, ancak modern yaşam tarzının da miyopiyi tetikleyebildiğini vurgulayarak, “Uzun süreli bilgisayar, tablet ile cep telefonu kullanımı ve açık hava aktivitelerinden yoksun bir yaşam tarzı da miyopi riskini artırabilir” diyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan

Erken dönemde tedavi ilerlemeyi durduruyor!

Miyopi nedeniyle uzağı bulanık görme sorunu genellikle gözlük veya lens kullanımıyla düzeltiliyor ve çocuğun net görmesi sağlanıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan, net görmeyi mümkün kılan ve miyopinin ilerlemesini durduran tedavi seçeneklerini şöyle sıralıyor:

  • Gözlük ve kontakt lensler: Her iki yöntem, çocukların görüş yeteneğini düzeltmek için yaygın olarak kullanılıyor. Gözlük uygulamasında, merkezde tam numaraya sahip olan ve çevreye doğru numaranın azaldığı yeni gözlük camlarıyla miyopinin ilerlemesi durdurulabiliyor.
  • Damla tedavisi: Atropin türevi damlaların çok düşük konsantrasyonlarda kullanımıyla miyopide ilerleme durdurulabiliyor. Ancak bu damlaların kullanılmasına karar verildiğinde çocuğun sistemik hastalık ve yatkınlıklarının mutlaka araştırılması gerekiyor. Zira, kalp hastalıkları ve astım varlığında yan ekiler oluşturabildiği biliniyor.
  • Ortokeratoloji: Gece boyunca takılan özel lensler miyopinin geçici olarak düzelmesini sağlıyor.
  • Lazer Cerrahi: Belirli bir yaşa geldiklerinde lazer cerrahisi bazı çocuklar için seçenek olabiliyor, ancak genellikle yetişkinlik dönemine erteleniyor.

Miyopinin 5 önemli sinyali!

  • Uzakta bulunan yazıları okumakta zorlanmak
  • Okumak için yazıya yaklaşma ihtiyacı duymak
  • Televizyon izlerken veya uzaktaki nesneleri görmeye çalışırken sürekli gözleri kısmak
  • Gözleri sık sık kırpma ihtiyacı duymak
  • Baş ağrıları veya göz yorgunluğu sorunu yaşamak

Güneş gözlüğünde cam rengine dikkat

Güneş gözlüğünde cam rengine dikkat

Güneşin zararlı ultraviyole ışınları cildimizin yanı sıra gözlerimiz için de büyük bir tehdit oluşturuyor. Uygun bir güneş gözlüğü kullanımı ultraviyole ışınlarının yol açtığı hastalıklardan korunmamızı sağlayabiliyor. Güneş gözlüğü seçerken dikkat etmeniz gereken en önemli nokta ise gözlük camının zararlı ultraviyole ışınlarına karşı en az yüzde 99 oranında koruyuculuk sağlaması. Zira UV filtresi içermeyen güneş gözlüklerinde koyu cam arkasında göz bebekleri genişliyor. Bunun sonucunda göze daha fazla ulaşan ultraviyole ışınları gözde et büyümesinden göz alerjilerine, katarakt hastalığından sarı nokta hastalığına, dahası göz kapağı cildinde kanser oluşumu gibi ciddi hastalıklara neden olabiliyor. Güneş gözlüklerinde önem verilmesi gereken bir başka kural ise gözlüğün cam rengini belirlemek. Acıbadem Fulya Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, güneş gözlüğünde cam renklerinin farklı özellikler taşıdıklarını belirterek, “Örneğin, bazı renkler kontrastı artırırken bazıları ise mavi ışığı süzerek göze yansıtıyor. Bu tür özellikleriyle de çeşitli avantaj ve dezavantajlara sahip oluyorlar. Dolasıyla gözlük camlarının rengini seçerken hangi amaçla kullanılacağının mutlaka dikkate alınması gerekiyor” diyor.  Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, ayrıca güneş ışığının sudan ve kardan da yansıdığına, dolayısıyla güneş gözlüklerinin sadece yaz aylarında değil her mevsim kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor!

Acıbadem Fulya Hastanesi

Dr. Emre Sübay

Gözlerde kalıcı hasar bırakabiliyor!

Güneşin ultraviyole ışınları denildiğinde aklımıza ilk olarak ciltte oluşturduğu zararlar geliyor. Oysa güneş ışınlarına korunmasız maruz kalmak ciddi göz hastalıklarına yol açabiliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, üstelik cildin aksine gözlerde oluşan hasarların genellikle kalıcı olduğu uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor: “Ultraviyole ışınları kimyasal bağlarda hasar oluşturarak molekülleri iyonize edebiliyor. Ayrıca DNA’nın yapısını da bozarak kontrolsüz mutasyona sebep olduğu için kanserojen etki oluşturabiliyor. Bu mekanizmalarla gözlerde katarakt (lensin şeffaflığını yitirmesi), maküla dejenerasyonu (sarı nokta hastalığı), solar retinopati, pterjiyum (göze et yürümesi), fotokeratokonjonktivit, göz kapağı cildinde squamoz hücreli karsinom ve melanom gibi cilt kanserlerine de neden olabiliyor.”

Ne zaman hangi renk kullanmalı?

Güneş gözlüklerinin cam renginin ultraviyole ışınlarına karşı koruyucu bir etkisi olmuyor. Ancak camlar renklerine göre farklı işleve sahipler. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, güneş gözlüklerinde renklerin hangi özelliklere sahip olduklarını şöyle anlatıyor:

Yeşil cam: Parlak ışıkta mavi ışığı süzerek iyi kontrast sağlıyor. Bir başka deyişle, daha detaylı ve keskin bir görüntü oluşturuyor. Bu etkisiyle ışıktaki parlamaları azaltırken, gölgeli ortamları belirginleştiriyor. Günlük kullanımın yanı sıra tenis ve golf gibi açık hava sporları için öneriliyor.

Sarı cam: Sisli ve bulutlu havalarda, ışığın az olduğu alacakaranlıkta kontrastı artırıyor. Bu özelliği nedeniyle özellikle akşam araç kullanırken tercih ediliyor. Ayrıca bilgisayar ve elektronik cihazlardan süzülen mavi ışığı bloke ettiği için göz yorgunluğu ile baş ağrısı gibi sorunları hafifletebiliyor. Ancak diğer renkleri algılayışı bir miktar bozabiliyor.

Gri – siyah cam: Tüm renkleri eşit şekilde  süzüyor ve bu etkileriyle iyi bir görüş sağlıyor. Dolayısıyla genel amaçlı kullanım için öneriliyor. Kontrast arttırıcı etkisi olmadığı için koşu, bisiklet ve golf gibi sporlarda tercih ediliyor.

Kahverengi cam: Güneş gözlüğünde en sık tercih edilen kahverengi cam günlük genel kullanıma uygun özelliğe sahip. Kontrastı arttıran etkisiyle parlak ışıklı ortamlarda parıltıların önüne geçebiliyor.

Kırmızı veya pembe cam: Mavi ışığı filtre ediyor ve derinlik algısını artırarak nesnelerin detaylı görünmesini sağlıyorlar. Genel kullanım için uygun olan bu camlar bulutlu havalar ve kış sporlarında tavsiye ediliyor.

Parlak (aynalı) cam: Göze gelen ışığı ve parlamayı azaltıyor. Bu nedenle ışığın ve yansımanın yoğun olduğu plajda, kış sporları ile havacılıkta sıklıkla kullanılıyor. Gelen ışığın çoğunu yansıtması nedeniyle nesnelerin normalinden daha karanlık görünmesini sağlıyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay

Güneş gözlüğü seçerken 5 önemli kural!

Ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerinden korunmak ancak doğru güneş gözlüğü kullanımıyla mümkün olabiliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, güneş gözlüğü seçerken dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle sıralıyor:

  • TSE (Türk Sdandartları Enstitüsü) ve CE (Conformite Europeenne) gibi kalite standartları işaretleri olmalı.
  • Sertifikanın üzerinde UV-A ile UV-B ışınlarını engelleyen ve 400 nanometreye kadar koruma sağlayan UV400 ibaresi olmalı.
  • UV ışınları yanlardan da gözlere ulaşabileceği için çerçevesi küçük değil, gözleri saracak büyüklükte olmalı.
  • Çerçevesi kolay kırılmayan, bükülebilen ve camları sıkıca kavrayan özelliğe sahip olmalı.
  • Camları çizilmeye ve darbeye karşı dayanıklı olmalı.

Güneş gözlüğü alırken kalite işaretlerine dikkat edin!

Güneş gözlüğü alırken kalite işaretlerine dikkat edin!

Yazın en büyük ihtiyaçlarından biri olan güneş gözlüğü ile ilgili önemli bir uyarı geldi. Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Arif Koytak, güneş gözlüğü alırken, üzerinde kalite kontrol ibarelerinin bulunup bulunmadığının kontrol edilmesi gerektiğini söyledi.

Yazın en sıcak döneminin yaşandığı son günlerde artan güneş gözlüğü kullanımı için önemli bir uyarı geldi. Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Arif Koytak, güneş gözlüğü alırken, gözlüğün üzerinde veya ambalajında, gözlüğün uluslararası standartlara göre test edilip onaylandığını gösteren “CE” ibaresinin olup olmadığına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. İbrahim Arif Koytak

“Mor ötesi ışınlara maruz kalmak göze zarar verir”

Güneşten gelen mor ötesi ışınların bazı dalga boylarının atmosfer ve ozon tabakası tarafından süzüldüğünü belirten Prof. Dr. Koytak, “En düşük dalga boyu olan UVA ışınları bile uzun süre maruz kalındığında ciltte ve gözlerde bir kısmı onarılamayacak hasarlar oluşturma potansiyeline sahiptir. Söz gelimi göz çevresinde ve göz kapaklarında cilt kanserleri, göz çevresi ciltte ve göz kapaklarında erken yaşta oluşan kırışıklıklar, sarkmalar, renk değişiklikleri, göz küresinin dış zarında (konjonktiva) kanserler, gözün dış zarında, halk arasında ‘kuş kanadı’ olarak bilinen pterjiyum (gözde et büyümesi) gelişmesi, gözde görülen ve ciddi hasar yaratabilen göz uçuğu gibi bazı enfeksiyonların tetiklenmesi, gözün en önünde yer alan saydam kornea tabakasında güneş yanıkları, erken yaşta katarakt gelişimi ve ‘sarı nokta hastalığı’ olarak bilinen, retinanın en hassas bölgesini etkileyerek ciddi görme kaybı yapan maküla (sarı nokta) dejenerasyonu, bunların arasında sayılabilir” dedi.

“Güneş gözlüğü, korunmanın en kolay yolu”

Güneş gözlüğünün, güneşin zararlı ışınlarından korunmanın en kolay yolu olduğunun altını çizen Prof. Dr. Koytak, “Güneş ışığının göz ve göz çevresinde yaratacağı hasardan kaçınmak için güneşin en tepede olduğu saatlerde açık havaya çıkılmamalı, zorunlu hallede siperlikli şapka ya da şemsiye kullanılmalı, yüze ve özellikle göz çevresi cilde güneş kremi sürülmeli ve kısa süreli de olsa, doğrudan güneş ışığına doğru bakmaktan sakınılmalıdır. Ancak gözlerimizi güneş ışığından korumanın en kolay ve etkili yolu uygun güneş gözlüğü kullanımıdır. Güneş gözlüğü seçimi ve kullanımı ile ilgili uyarı ve önerilerimizi dikkate almanız hem kısa hem de uzun vadede göz sağlığınızı korumanızı sağlayacaktır” diye konuştu.

“Mor ötesi ışınlara karşı yüzde 100 koruyucu olmalı”

Prof. Dr. Koytak, sağlıklı ve kaliteli güneş gözlüğü kullanabilmek için “CE” işaretinden başka dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı: “Güneş gözlüğü UV (mor ötesi) ışınların tamamına, yani 400 nanometre altı tüm dalga boylarına karşı yüzde 100 koruyucu olmalıdır. Bunun için ürünün üzerinde ‘UV400’, ‘UV400’e karşı yüzde 100 koruyucu’, ‘UVA ve UVB’ye karşı yüzde 100 koruyucu’ gibi ifadelerin açık biçimde yazılı olması gerekir. Güneş gözlüğü camlarının UV filtre edici özellikleri hemen hemen tüm gözlükçülerde bulunan ölçüm cihazlarıyla test edilebilir. Dolayısıyla gözlüğün camlarının kalitesinden emin olmak isteniyorsa, ilgili testi gözlükçüde, kişi kendisi bizzat nezaret ederek yaptırabilir.”

“Güneş gözlüğünü herkes kullanmalı”

Prof. Dr. Koytak, şöyle devam etti: “Güneş gözlüklerini sadece belli yaş grupları, ya da gözleri hassas kişiler değil, herkesin takması gerekir. Söz gelimi güneş gözlüğü koruması çocuklar için de gereklidir. Çocukların kullanacağı gözlüklerde güvenlik açısından mineral cam yerine kırılmaz organik camlar ve yumuşak, kırılmaz plastikten, sivri köşeleri yuvarlatılmış çerçeveler tercih edilmelidir. Güneş gözlüğü çerçevelerinin, kişinin yüz ölçülerine uygun olduğundan, kulak ve burna tam oturduğundan, yüz terlediğinde ya da güneş kremi sürüldüğünde gözlerden kaymayacağından emin olunmalıdır. Estetik kaygılar da elbette önemlidir ancak güneş gözlüğü çerçevelerinin gözü tamamen, göz çevresi cildini de olabildiğince örtmesi tercih edilmelidir. Gözlük çerçevelerinizin yanlardan gelen ve aşağıdan yansıyan ışığı da bloke etmesi gerekir. Bu yüzden küçük, düz, yüz kıvrımına uygun olmayan ve ince çerçevelerden uzak durulmalıdır.”

“Marka, fiyat ya da cam rengi koruyuculuğu etkilemez”

Güneş gözlüğünün markasının ya da fiyatının koruyuculuğu üstünde herhangi bir etkisinin olmayabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Koytak, “İyi marka veya pahalı fiyatı olan her gözlük için koruyuculuğu iyidir demek doğru olmayabilir. Ayrıca cam rengi ya da koyuluğunun da koruma fonksiyonunda etkisi yoktur. Çünkü güneş gözlüklerinin temel amacı gözleri ışığın parlaklığından çok, belli dalga boyundaki ışınlardan korumaktır. Bahsettiğimiz şartları sağlaması halinde, çok ucuz, cam rengi çok açık bir gözlük de çok pahalı, bilinen marka veya siyah camlı bir gözlük kadar iyi koruma sağlayabilir. Ancak genellikle açıkta, işportada ya da güvenilmez internet sitelerinde satılan gözlüklerin herhangi bir denetime tabi olmadığı ve üzerlerinde bulunan CE ibaresinin bile sahte olabileceği unutulmamalıdır. Tüketiciler, güneş gözlüklerini optik mağazalar yani gözlükçülerden, marketlerden, giyim mağazaları ya da güvenilir internet siteleri gibi yasal ve hukuki sorumluluklarına sadık platformlardan satın almaya özen göstermelidir. Bu arada polarize camların korunmaya pozitif veya negatif etkisi yoktur. Bu camlar yoğun ışık altında ışık saçılması ve kamaşmayı azaltarak daha kaliteli ve net görüş sağlarlar. Dolayısıyla, polarize camlarda da %100 UV400 filtre edici özelliğin aranması şarttır.” dedi.

Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi

“Sadece yazın değil tüm güneşli havalarda kullanılmalı”

Güneş gözlüğü kullanımının sadece yaz aylarıyla sınırlandırılmaması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Koytak, “Güneş gözlüğü, mevsimden bağımsız olarak, tüm güneşli havalarda kullanılmalıdır. Açık hava sporları, deniz ve kar sporları esnasında da hava sıcaklığı ve güneş yoğunluğuna bakılmaksızın uygun güneş gözlükleri kullanılmalıdır. Sarı nokta hastalığı, retinitis pigmentosa (tavuk karası), göz uçuğu, pterjiyum ve benzeri göz hastalıkları olan kişiler güneş gözlüğü kullanma konusunda herkesten daha fazla hassasiyet göstermelidir. Ne kadar kaliteli olurlarsa olsunlar, güneş gözlükleriyle asla güneşe doğrudan bakılmamalı, güneş tutulması izlenmemelidir. Güneş gözlüğü camlarının kaplamaları ve ışık geçirici özellikleri yıllar içinde azalabilmektedir. Bu yüzden eski güneş gözlüklerinin UV koruyucu özellikleri zaman zaman gözlükçülerde test ettirilmelidir” diyerek sözlerini noktaladı.

Yazın gözlerinizi korumak ‘elinizde’!

Yazın gözlerinizi korumak ‘elinizde’!

Güneşin zararlı ışınlarından (UVA-UVB) en fazla etkilenen organlarımızdan biri şüphesiz gözlerimiz. Ancak gözlerimizi tehdit eden etkenler özelllikle yaz aylarında sadece güneş ışınlarıyla sınırlı kalmıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, yazın güneşin yanı sıra havuzdan kırlara, denizden kumsala, kontakt lensten güneş kremi kullanımına dek mevsimsel özellikler dolayısıyla da gözlerimizin çevresel risklere açık olduğunu, bu nedenle bazı kurallara çok dikkat etmek gerektiğini vurguluyor. Gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde alerjik göz hastalıkları, konjonktivit (göz iltihabı) ve göz enfeksiyonları başta olmak üzere yazın bazı göz rahatsızlıklarının arttığını belirten Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, gözlerde yaz risklerini ve bu tehlikelere karşı alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp

Güneş gözlüğünde görünüşe aldanmayın!

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tüzünalp “Güneşten gelen UV ışınları görme merkezindeki hücreleri yakıcı etki yaptığı için güneş gözlüklerimizi çok doğru seçmemiz gerekir. Hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı koruyucu olan UV400 filtreli gözlük veya polarize cam kullanmamız uygundur. Özellikle çocuk ve yaşlı kişilerde doğru camlı güneş gözlüğü seçimlerimizde çok dikkatli olmalıyız. Boyama şeklinde karartılan camların arkasında gözbebeklerimiz daha büyük olduğu için zarar verici etkiye daha fazla maruz kalmaktadır” diyor.

Havuzda bu kurallara dikkat edin

Mikropların en yoğun üreyebildiği ve bulaşıcılığın en yüksek olduğu ortamlardan biri olan havuzların özellikle hijyen kurallarına yeterince uyulmadığı ve kalabalık olduğu taktirde göz sağlığını doğrudan tehlikeye attığını belirten Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, havuzda uzun süre kalınmaması konusunda da uyarıyor. Dr. Tüzünalp “Havuzlarda mikrop ürememesi için kullanılan klor, uzun yüzme sonrası korneada toksik etkiye yol açarak göz sağlığına zarar verebilir. Bu nedenle yüzme gözlüğü kullanmak ve havuzdan çıkınca da yüzü hemen yıkamak çok önemlidir” diyor. Kontakt lens kullananların da denize veya havuza zorunlu olmadıkça kontakt lensle girmemelerini, gireceklerse de mutlaka yüzücü gözlüğü kullanmalarını öneren Dr. Tüzünalp, aksi halde enfeksiyon ajanlarının kolaylıkla lense yapışarak enfeksiyona sebebiyet verebileceğini söylüyor.

Güneş kremini gözünüze değdirmeyin

Güneşin zararlı ışınlarından korunmak için sürdüğümüz güneş kremlerini göz bölgesine sürerken dikkat etmek ve kesinlikle göze kaçırmamak gerektiğini vurgulayan Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tüzünalp şöyle konuşuyor: “Güneş kremi gözlerimize kaçtığı zaman içerisindeki kimyasallar tahrişe neden olabiliyor.  Özellikle çocuklar çok sık ellerini gözlerine götürdükleri ve güneş kremi de yoğun kullanıldığı için göz alerjilerini çok sık görmekteyiz. Güneş kreminin göze kaçması durumunda gözlerin bol suyla yıkanması gerekir.”

Kontakt lensin hijyenine özen gösterin

Yaz aylarında, üzerine güneş gözlüğü takılabildiği için lens kullanımının arttığını belirten Dr. Tüzünalp şu sözlerle uyarıyor: “Lens gözyaşını emerek şeklini koruduğu, sıcak havalar ve klimalı ortamlar ise kuruluğa yol açabildiği için gözyaşı kullanımına daha fazla dikkat etmek gerekir. Suni gözyaşı ile gözler nemlendirilmediği taktirde alerji ve konjonktivit sorunu ile karşı karşıya kalınabilir. Suni gözyaşını hekiminizin bilgisi dahilinde, gözünüzde lens varken her zaman gözlere damlatmalısınız. Lenslerinizi takmadan önce ve çıkarmadan önce de mutlaka ellerinizi yıkamalısınız.”

pause sağlık

Ellerinizi gözünüze, yüzünüze sürmeyin!

Gün içerisinde en çok kirlenen organımız olan ellerin kesinlikle gözlere ve yüze sürülmemesi gerekiyor. El hijyeninin göz sağlığını çok yakından etkilediğini, kirli ellerin yüzle temasının ciddi enfeksiyonlara yol açabileceğini vurgulayan Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, ellerin su ve sabunla sık sık yıkanması gerektiğini söylüyor.

Gölgeye bile güvenmeyin!

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp güneşin zararlı ultraviyole ışınlarına maruz kalmanın katarakt ve retina hastalıklarına yol açabildiğini, bu nedenle güneşin yeryüzüne dik olarak ulaştığı saatlerde, özellikle 10:00 ile 14:00 arasında olabildiğince ışınlardan uzak kalınması, güneş gözlüğüyle bile kesinlikle güneşe bakılmaması gerektiğini vurguluyor. Dr. Tüzünalp gölge alanlara bile güvenmeyip gözlerimizi güneş ışınlarından korunmanın önemli olduğunu belirterek “Güneşli yaz günlerinde gölge alanlarda da mutlaka ultraviyole koruması olan bir güneş gözlüğü kullanmalı, çıplak gözle dolaşmamalıyız. Sadece kendimizi değil çocuklarımızı da güneş gözlüğü ile korumamız gerekir. Açık havada geniş siperlikli bir şapka kullanmak da güneş ışınlarının etkilerini azaltacaktır” diyor.

Göz sağlığını bozan, dijital ekranlar ve açık havada yetersiz zaman geçirmek!

Göz sağlığını bozan, dijital ekranlar ve açık havada yetersiz zaman geçirmek!

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisiyle birlikte C (Covid) kuşağı çocukların ilgi alanları ve öğrenme şekilleri, önceki kuşaklardan tamamen farklılaşarak, dijitalleşiyor. Ancak günümüzde dijital teknoloji kullanımının artması ve açık havada geçirilen zamanın azalması, göz sağlığı açısından önemli riskleri de beraberinde getiriyor. Örneğin çocuklarda miyopi, göz kuruluğu ve göz kuruluğuna bağlı istemsiz göz kırpmalarına yol açması gibi! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, çocuklarda Covid pandemisiyle birlikte özellikle miyopi, bir başka deyişle uzağı görememe sorununun çok daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, “Günümüz çocukları pandemiyle beraber dijital cihazlarla çevrili bir dünyada büyür hale geldi. Ekranlı dijital cihaz kullanım alışkanlıklarının artması ve açık havada daha az zaman geçirmek, çocukların göz sağlığını tehdit eder hale geldi. Özellikle göz hastalıkları arasında en yaygın görülen miyopi, pandemiyle birlikte çocuklarda artan sıklıkla görülmeye başlandı.” diyor.

Pause Dergi

Dr. İbrahim Şahbaz

Uzun süre dijital ekran kullanımına dikkat!

Miyopi, günümüzde dünya çapında önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Dünyada yaklaşık 2,5 milyar insanda miyopi olduğu belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, 2050 yılına kadar bu sayının bu sayının 4,8 milyara ulaşacağını öngörüyor. Dijital ekran kullanımı ile miyopinin oluşum mekanizması henüz tam olarak bilinmiyor. Ancak dijital ekranla uzun süre yakın göz temasının ve elektronik ekranlı cihazlı kullanımının miyopiye yol açtığı düşünülüyor. Akomadasyon, bir başka deyişle gözün bir cisme odaklanmak için kendini düzenlemesi sürecinde ekranda hızla değişen görüntüleri yakalama çabası, nesnelerin retinanın odağına getirilmesini sağlayan silyer kasının sürekli kasılmasına neden oluyor. Bu tablo sonucunda kalınlığı artan lensin intraoküler, yani göz içi basıncını yükseltmesinin gözde miyopi oluşumuna neden olacağı öne sürülüyor. Aşırı uyumun da (uzun zaman yakına bakma) gözün beyaz renkli görünen kısmı olan sklerada gerilmeye sebep olduğu ve gözde kusursuz göz gelişimini sağlayan aksiyel uzamayı etkilediği, bu yolla miyopiye yol açtığı düşünülüyor.

Dijital cihazlar gözleri de kurutuyor!

Dijital cihazların aşırı kullanımının oluşturduğu bir başka önemli sorun da ‘kuru göz’ gelişimine yol açabilmesi. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, normalde gözümüzü dakikada 17-26 kez kırptığımızı belirterek, “Ancak sık bilgisayar kullananlarda göz kırpma sayısı dakikada ortalama 4-12 kırpmaya kadar düşüyor. Bunun sonucunda gözü temizleyen, nemlendiren ve yabancı cisim ile tahriş oluşturabilecek maddeleri gözden uzaklaştıran gözyaşı tabakasının buharlaşması artıyor ve gözyaşı tabakası göz kıpmanın az olması nedeniyle yenilenemiyor. Ayrıca gözyaşında buharlaşma miktarı da artıyor. Tüm bunlar gözlerin kuruması veya önceden varsa yakınmaların daha da artmasıyla sonuçlanıyor” bilgisini veriyor.

Çocukların açık havada zaman geçirmesi önemli

Dijital cihazlar karşısında uzun zaman geçirmenin yanı sıra açık hava etkinliklerinin yetersiz olması da göz sağlığını olumsuz etkileyen başlıca faktörlerden. Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, “Açık havada zaman geçirmek, biyolojik ritmi ve hormonal dengeleri olumlu yönde etkilemesi nedeniyle çok önemli. Açık havada UV ışığına maruz kalınıyor ve bu dopamin salınımını artırıyor. Bu durum da gözde miyopi gelişmesine sebep olan göz uzunluğunun büyümesini azaltıyor. Dolayısıyla çocukların her gün düzenli olarak açık havada zaman geçirmeleri de göz sağlığı için büyük önem taşıyor.” diyor.

Dijital ekranda oyun süresi kısıtlanmalı

Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, elektronik eğitimin de toplam eğitimin yüzde 30’undan fazla olmaması gerektiğini vurgulayarak, “Elektronik cihazların kullanıldığı ev ödevlerinin günde 20 dakikadan fazla olmamasına dikkat edilmeli. Çocukların ödevlerini yaparken 20 /20/20 kuralı gereği olarak, 20 dakikada bir 20 saniye gözlerin ekrandan uzaklaştırılması ve 6 metre ve uzağa bakılması son derece önemli. Bunların yanı sıra dijital ekranda oyun süresini kısıtlamak, yaşa uygun bir kısıtlama geliştirmek ve aşırı çevrimiçi video oyunlarını engellemek de alınması gereken diğer önlemleri oluşturuyor.” diyor.

Pause Dergi

Göz sağlığı için 5 önemli kural!

Dijital ekranlı cihazların kullanımında ve ortamın aydınlatılmasında önerilen kurallara uyulması bilhassa gelişim döneminde olan çocukların göz gelişimi ve göz sağlığı üzerinde büyük önem taşıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, çocukların göz sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken 5 önemli kuralı şöyle sıralıyor:

  • Göz yorgunluğu ve kuruluğuna karşı çocuğunuzun 20/20/20 kuralını uygulaması çok önemli. Yani, her 20 dakikada bir, 20 saniye ve 20 feet (yaklaşık 6 metre) ötesine bakmalı. Bu periyod üç defa tekrarlandıktan sonra bir saat ara verilmesi öneriliyor.
  • Dijital ekranların pozisyonunda 30-60-300 kuralına uyulması da büyük öneme sahip. Cep telefonunun 30 cm, bilgisayarın 60 cm ve televizyonun 300 cm uzakta kalacak şekilde olması öneriliyor.
  • Ekranın göz seviyesinden 15-20 derece aşağıda olmasına gözen gösterin.
  • Ortam ışığının endirekt, homojen ve sarı olmasına dikkat edin.
  • Çocuğunuzun gözlerini dijital cihazlardan gelen mavi ışıktan korumanız da öneriliyor. Mavi ışık filtreli gözlük camları, dijital ekranlarda mavi ışığı filtreleyen uygulamalar gibi önlemler alabilirsiniz.

 

Kalıcı görme kaybının en önemli 3. nedeni!

Kalıcı görme kaybının en önemli 3. nedeni!

Toplumda ‘göz tansiyonu’ olarak bilinen ve gelişmekte olan ülkelerde kalıcı görme kaybının en önemli 3. nedeni olan glokom, görme sinirinin ilerleyici hasarıyla karakterize bir hastalık. Dünyada yaklaşık 70 milyon glokom hastası olduğu belirtiliyor. Ülkemizde 500 bin kişiye glokom tanısı konulsa da, aslında bu sayının 2 milyon civarında olduğu ifade ediliyor. Yani, ülkemizde her 4 hastadan sadece 1’ine tanı konulabiliyor. Bunun nedeni ise glokomun çoğunlukla kalıcı görme kaybı gelişinceye dek belirti vermemesi sonucu hekime başvurulmaması ve rutin muayenelerin ihmal edilmesi. Genellikle 40 yaş üzerindeki kişilerde görülse de yenidoğan döneminden itibaren her yaş grubunu etkileyebilen glokom başlıca açık açılı ve kapalı açılı olmak üzere iki tipte gelişiyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhsin Eraslan, glokomun en sık görülen tipi olan açık açılı glokomun çoğunlukla görme alanında belirgin bir hasar gelişinceye dek sinsice ilerlediğine dikkat çekerek, “Bu nedenle hastalar hekime ancak görme kaybı ileri boyutlara ulaştığında başvuruyorlar. Ne yazık ki kaybedilen görme alanı ve sinir hücreleri geri döndürülemiyor. Bu nedenle hiçbir yakınması olmasa dahi herkesin yılda bir kez göz muayenesi olması, erken tanı için çok önemli.” diyor.

Pause Dergi

Doç. Dr. Muhsin Eraslan 

Bu etkenler riski artırıyor!

Glokom teşhis edilen hastaların yüzde 90 gibi oldukça yüksek bir oranında hiçbir neden tespit edilemiyor. Ailesinde göz tansiyonu hikayesi olan kişilerde glokom riskinin 7-10 kat arttığı biliniyor. Bunun yanı sıra 40 yaş üzerinde olmak, herhangi bir hastalık nedeniyle kortizon kullanımı ve göze gelen travmalar gibi gözün anatomik yapısını bozan etkenler, göz içi darlıkları, katarakt nedeniyle göz içindeki akım yollarının daralması, geçirilen göz ameliyatları ve tansiyon yükselmesi gibi faktörler glokom riskini artırıyor.

Son aşamaya kadar belirti vermiyor

Açık açılı glokom, hastaların yüzde 90 gibi oldukça yüksek bir oranında, son aşamaya kadar belirti vermiyor. Görme alanında daralma ise en tipik belirtisini oluşturuyor. Ancak görme alanı çevreden merkeze doğru yavaş yavaş daraldığı için hasta tarafından ancak geç dönemde fark ediliyor. Daha çok semptom veren kapalı açılı tipteki glokomda ise gözde ağrı, kızarıklık, bulanık görme ve ışığa karşı hassasiyet, en önemli bulgulardan. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhsin Eraslan, bu belirtiler erken dönemde görülmese de, zaman kaybetmeden göz hekimine başvurmanın görme kaybının daha fazla ilerlememesi açısından büyük önem taşıdığına işaret ediyor.

Göz içi sıvısının dengesi bozulunca…

Glokom, gözün içerisinde üretilen ve küçük kanalcıklar aracılığıyla gözü terk eden aköz sıvısının dengesinin bozulması soncu gelişiyor. Gözümüzde göz yapılarını besleyen ve rutin olarak dakikada 0.2 mikrolitre kadar üretilen aköz sıvısı yer alıyor. Bu sıvı normal şartlarda eş zamanlı olarak gözden dışarı atılıyor. Glokom hastalığında ise göz içi sıvısının dışa akım yollarında doğumsal veya sonradan gelişen bazı sebeplerden dolayı tıkanıklık oluşuyor. Dolayısıyla üretilen sıvı ile dışarı atılan sıvıda hacim farkı gelişiyor. Bu tablo da gözün içindeki sıvı hacminin artması, bunun sonucunda da gözün içindeki basıncın yükselmesiyle sonuçlanıyor. Gözlerde yükselen basınç da göz sinirlerinin geri dönüşümsüz hasar görmesine yol açabiliyor.

Hedef göz tansiyonu çok önemli!

Glokom tanısı detaylı bir göz muayenesiyle konuyor. Muayenede görme keskinliği ile gözün anatomik durumu kontrol edildikten sonra tonometre cihazıyla göz tansiyonu ölçülüyor. Ardından OCT testi ile gözün içindeki sinir yapısının kayba uğrayıp uğramadığı tespit ediliyor. Glokom teşhisi konulduysa erken-orta –ileri evre olarak sınıflandırılıp hedef göz tansiyonu belirleniyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhsin Eraslan, tedaviden etkin sonuç alınmasında her hasta için ayrı bir hedef göz tansiyonu oluşturmanın son derece önemli olduğunu belirterek, “Zira her hastaya rutin olarak aynı hedef rakam belirlemek glokom bulgularında kötüleşmeye yol açabiliyor. Bu nedenle, örneğin erken evre hasta için hedef tansiyonu 18 mmHg olarak belirlerken, ileri evre bir glokom için 12 mmHg’nin altını hedefliyoruz.” diyor. Pause Dergi

Her yıl göz muayenesi şart!

Glokom hastalığında görme sinirindeki hasarı geriye döndürmek mümkün olmuyor. Dolayısıyla glokom nedeniyle gelişen kalıcı görme kaybını önlemenin tek yolu, hastalığa erken tanı konulması! Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhsin Eraslan, erken teşhis için yenidoğan döneminden itibaren rutin göz muayenelerinin asla aksatılmaması gerektiğine dikkat çekerek, bu süreci şöyle anlatıyor: “Glokom sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da görülebiliyor. Dolayısıyla doğumun ardından 1. ve 6. ayların yanı sıra 1.5 ile 3 yaşlarında rutin göz muayenesi mutlaka yapılmalı. 3 yaşından itibaren yetişkinlik dönemine dek muayenelere her yıl devam edilmeli. Özellikle 40 yaş üzerindeki kişilerde her yapılan göz içi basıncı yüksekliğine ve glokomun yarattığı görme alanı defektlerine yönelik testlerin yapılması da erken teşhis açısından büyük avantaj sağlıyor.”

Hasarın ilerlemesi önlenebiliyor!

Glokom tedavisi tam iyileşme sağlayamasa da, görme sinirinde gelişecek olan hasar durdurulabiliyor, böylelikle gözün mevcut durumu korunabiliyor. Tedavide göz içi basıncının belirli bir seviyenin altında tutulması hedefleniyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhsin Eraslan, ilk aşamada başvurulan göz içi damlalarının hastaların çoğunda etkili olduklarını belirterek, “Ancak bazı hastalarda damla tedavisiyle göz içi basıncında yeterince düşüş elde edilemiyor ve görme alanı kaybı artıyor. Bu tür durumlarda seçenek lazer girişimi, bu yöntemin etkili olmadığı durumlarda ise cerrahi yöntemler oluyor.” diyor.

‘Minimal temaslı’ ameliyat!

Günümüzde erken ve orta evre glokomlarda, sağladığı önemli avantajlar nedeniyle, ‘minimal temaslı’ cerrahiler uygulandığını belirten Doç. Dr. Muhsin Eraslan, şöyle devam ediyor: “Cerrahi girişimlerle fazla sıvının tahliye edilmesi sayesinde göz içindeki basınç düşürülüyor. Böylece basıncın görme siniri üzerinde hasar veren etkisi ortadan kaldırılıyor. Minimal invaziv glokom cerrahisi göz içi basıncını yüzde 25-35 oranında düşürse de bazı hastalarda bu yeterli olmuyor. Böyle durumlarda trabekülektomi veya glokom drenaj implantı cerrahilerine başvuruluyor. Günümüzde lazer ve cerrahi yöntemlerden oldukça başarılı sonuçlar alınıyor; hastalar yaşam boyu kullanmaları gereken göz damlalarından kurtulabiliyor. Yeter ki tedavi için geç kalınmasın.”

Sarı nokta hastalığına dikkat!

Sarı nokta hastalığına dikkat!

Gözün merkezi görmesinden sorumlu olan ‘makula’ ismi verilen bölgedeki yapısal bozulma sonucunda ortaya çıkan sarı nokta hastalığı (yaşa bağlı makula dejenerasyonu) zamanla görme kaybına neden olabiliyor. Yaşlanma süreci ve diğer nedenlere bağlı olarak başlayan sarı nokta hastalığı, erken dönemde hiçbir şikayet oluşturmadığı için çoğu zaman 2. ve 3. evrede teşhis edilebiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Selim Demir, sarı nokta hastalığı ve tedavisi ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Selim Demir

Sinir tabakasında ortaya çıkıyor

Gözün keskin görmesini sağlayan yaklaşık bir mercimek tanesi büyüklüğünde olan sinir tabakasında ortaya çıkan hastalığa sarı nokta hastalığı adı verilmektedir. Gözün en arka kısmında yer alan retina (sinir hücre) tabakasında sinir hücreleri her yerde eşit yoğunlukta değildir. Göze gelen ışıkların odaklandığı merkez ‘makula’ olarak adlandırılan ve keskin görmemizi sağlayan yerdir. Makulayı, lutein ve zeaksantin adlı göze özgü sarı pigmentler fazla ışık hasarından korumaktadır. Bu pigmentlerin rengi nedeniyle burası sarı nokta olarak adlandırılır. Bu bölge alan olarak retinanın neredeyse % 5’ini kapsamaktadır fakat görme işlevinin neredeyse % 95’inden sorumludur. Özetle küçük bir alanda çok yüksek metabolik aktivite vardır. Ömür boyu yoğun metabolik aktivite sonucu makula (sarı nokta) artık toksik artıklarını temizleyemez hale gelmekte ve retina hücrelerinin beslenmesi bozulmaktadır. Beslenemeyen sinir hücrelerinin fonksiyonlarını kaybetmesi ve ölmesine sarı nokta hastalığı denilmektedir.  

Yavaş yavaş görmeyi tehdit ediyor

Sarı nokta hastalığının, ‘kuru tip’ ve ‘yaş tip’ olarak adlandırılan iki farklı çeşidi vardır. Kuru tip en sık görülen sarı nokta hastalığıdır. Kuru tip olarak çok şükür ki yavaş ilerleme göstermektedir. Hastalık başlangıcı ile görmeyi çok ciddi etkileyecek ileri aşamaya gelmesi birçok hastada 10 yıldan daha fazla bir süre almaktadır. Kuru tipte sarı nokta altında temizlenemeyen metabolik artıkların birikmesi ile ‘druzen’ adlı beyaz-sarı renkli noktasal odaklar oluşur. Bunların artması ile sinir hücre tahribatı artar ve görme azalır. Hastalığın yaş tipi ise maalesef ciddi ve ani görme kaybına neden olmaktadır. Ortaya çıkan görme kaybı ağrısızdır. Yaş tip, sarı nokta bölgesinin beslenme bozukluğu sonucu salgıladığı damar büyüme faktörleri (VEGF) nedeniyle kontrolsüz anormal damarlar ve bu damarlardan kanama ve sızıntılar şeklinde gerçekleşmektedir.

60 yaş üzerinde daha sık görülüyor

Bu hastalık bir ileri yaş hastalığıdır. Yaş ilerledikçe yapabildiğimiz birçok şeyi eskisi gibi yapamıyorsak, görme fonksiyonu da yaşlanmayla azalmaktadır. Gözün en fazla çalışan bölgesi olan sarı nokta da yaşlanma ile eski performans kaybolmaktadır. Bu hastalık özellikle 60 yaş ve üzerindeki insanlarda daha fazla görülür. Genetik yatkınlık, güneş ışığına maruziyet, sigara kullanmak risk faktörleri arasındadır. Hastalık ilerleyici yapıda olduğu için erken dönemde daha hafif, belli belirsiz şikayetler olabilirken, ileri evrelerde şikayetler artmaktadır.

Kitap okurken çizgiler eğik görülüyorsa

Çizgilerin eğik görülmesi, cisimlerin olduğundan daha büyük veya küçük görülmesi hastalığın erken görülen şikayetleri arasındadır. Özellikle kitap okurken bazı bölgelerdeki yazıların çukurlaşması ya da eğilmesi sarı nokta hastalığının belirtisidir. Görme bulanıklığı, bakılan yerin merkezini net göremezken kıyıları seçebilmek daha ileri aşamada görülen tablolardır. Glokom (göz tansiyonu) hastalarında hasara bağlı görme alanın kıyılarda daralma görülürken sarı nokta hastalığında bunun tam tersi olmaktadır. Yani hastalar kıyıları görebilirken merkezi görmekte güçlük çekmektedir.

Dikkat! Kalıcı görme kaybına yol açmasın!

Dikkat! Kalıcı görme kaybına yol açmasın!

Güneş sağlığımız üzerinde önemli faydalar sağlasa da, yaz aylarında yeryüzüne daha yoğun ve dik gelen zararlı UV ışınları cildimizin yanı sıra gözlerimizi de tehdit ediyor.  Son yıllarda iklim değişiklikleri ve ozon tabakasındaki incelme nedeniyle güneş ışınlarının ve özellikle de ultraviyole (UV) ışınlarının etkisi artıyor. Bu nedenle uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak; gözde katarakt, sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu), halk arasında kuş kanadı ya da göze et yürümesi denilen pterjiyum, gözlerde kızarıklık, yanma, batma ve sulanma gibi rahatsızlıklara neden olabiliyor. Ayrıca göz çevresindeki ciltte lekelenme, kırışıklık ve cilt kanserine yol açabiliyor. Güneşin gözlerimizde oluşturduğu hasarlarda, hemen hepimizin sıkça yaptığı hatalar ise önemli bir rol oynuyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof.  Dr. Mehdi Süha Öğüt,  yaz aylarında özellikle ultraviyole ışınlarının yeryüzüne en yoğun ve dik geldiği 10.00-16.00 saatleri arasında güneş gözlüğü olmadan asla dışarıya çıkmamamız gerektiği uyarısında bulunarak, “Eğer dışarıya çıkmaya mecbursanız mutlaka güneş gözlüğü kullanın. Zira, gözlerimizi güneşten korumadığımız takdirde ultraviyole ışınlarının oluşturduğu sorunlar geri dönüşü olmayan görme kaybına yol açabiliyor” diyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehdi Süha Öğüt, yaz aylarında gözlerimizi tehdit eden hatalı alışkanlıklarımızı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mehdi Süha Öğüt

Hata: Güneş gözlüğü kullanmamak

Doğrusu: Yaz aylarında yapılan hatalı alışkanlıkların başında, güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 10.00-16.00 saatleri arasında güneş gözlüğü kullanmadan dışarıda olmak geliyor.  Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehdi Süha Öğüt, güneş altında uzun süre kalmanız gerekiyorsa UV ışınlarının bu tür zararlı etkilerinden güneş gözlükleri ve şapka ile korunmayı asla ihmal etmemeniz gerektiği uyarısında bulunuyor.

Hata: Kontakt lens ile havuza ve denize girmek

Doğrusu: Kontakt lens ile havuza ve denize girmek enfeksiyon riskini arttırıyor. Ayrıca havuz sularının dezenfeksiyonunda kullanılan kimyasal maddeler hem kontakt lensin yapısını bozuyor hem de gözde alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Mutlaka kontakt lens kullanmanız gerekiyorsa üzerine yüzücü gözlüğü takmanız gerekiyor. Böylece gözün suyla temas etmesini önlemiş olursunuz.  Ayrıca enfeksiyon riskine karşı günlük kullanılıp atılan lensleri tercih etmenizde fayda var.

Hata: Gözleri ovuşturmak

Doğrusu: Yaz aylarında kuru, sıcak, tozlu ve polenli ortam, gözlerde kızarıklığa ve kaşıntıya  yol açabiliyor. Kumsalda, oyun parkında ve kum havuzlarında yetişkinler ile çocukların gözlerine kum kaçması sıklıkla karşılaşılan bir tablo. “Bu durumda gözler mümkün olduğunca kaşınmamalı, ovuşturulmamalı ve bol suyla yıkanmalı” uyarısında bulunan Prof. Dr. Mehdi Süha Öğüt,  “Ayrıca sık sık ellerin göze götürülmesi de enfeksiyon riskini arttırıyor. Tablonun daha da ciddileşmemesi için enfeksiyon varlığında mutlaka bir göz hekimine muayene olunmalıdır” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klimanın karşısında serinlemek

Doğrusu: Göz kuruluğuna karşı sıcak yaz aylarında serinlemek için klimanın karşısına asla geçmeyin. Klimaların bulunduğu ortamlarda göz kuruluğundan etkilenmemek için klimanın üfleme yönü yüzünüze doğru olmamalı. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehdi Süha Öğüt, gözyaşı fonksiyonunda  sorun varsa yapay gözyaşı desteği gerektiğini belirterek,  “Göz kuruluğu olan hastaların özellikle uzun süreli uçuşlarda yapay gözyaşı damlaları kullanmaları rahatlatıcı olacaktır. Klimalı ofislerde bilgisayar karşısında çalışan bireylerin belirli aralıklarla molalar vererek çalışmalarında fayda var. Ayrıca araçlarda da klima fanları doğrudan yüze çevrilmemelidir” diyor.

Hata: UV bloke edici özelliği bulunmayan gözlük kullanmak

Doğrusu: Güneş gözlüğü denildiğinde aklımıza ilk olarak ‘koyu renkli’ camlar geliyor. Normalde, güneşli, parlak ve ışıklı ortamlarda göz bebeklerimiz küçülerek göze zararlı ve fazla ışığın girmesini engelliyorlar. Ancak ışınlar koyu renkli bir camdan geçerek geliyorsa göz bebeklerimiz yeterince küçülmüyor. Bir anlamda gözün savunma mekanizması devre dışı bırakılmış oluyor. Bu durumda kullanılan gözlüğün UV bloke edici etkisi yeterli değilse, gözümüz için zararlı olan ışınlar gözümüze daha fazla zarar veriyor. “Dolayısıyla UV bloke edici özelliği bulunmayan koyu renkli gözlükler göz için zararlıdır” uyarısında bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehdi Süha Öğüt, sözlerine şöyle devam ediyor: “Parlamadan koruma ile UV koruma arasında fark vardır. Gözlüğün koruyucu özelliği camın rengine ve koyuluğuna değil, cam kalitesi ve UV filtresi bulunmasına bağlıdır. Gözlük camları UV ışınlarını 400 nm değerine kadar engellemelidir. Yani, UV400 etiketi olan camlar tercih edilmelidir. Ayrıca gözlüğün çerçevesi yüze tam olarak oturmalıdır. Küçük camlar göz çevresini tamamen kapatmamaları nedeniyle kenarlardan güneş ışınlarının girmesine izin verdikleri için büyük camlı gözlükleri tercih edilmelidir”

Hata: Bulutlu havalarda gözleri korumamak

Doğrusu: Genellikle güneş gözlüğünün sadece güneşli havalarda kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak ultraviyole ışınları açık ve güneşli havalarda olduğu gibi kapalı ve bulutlu havalarda da aynı oranda etkili oluyor. Bu nedenle gözlerinizin korunması açısından özellikle risk grubundaysanız bulutlu havalarda da güneş gözlüğü kullanmanız büyük önem taşıyor.

Hata: Güneşe doğrudan bakmak

Doğrusu: Güneşe doğrudan bakma sonucunda çok kısa sürede makula (sarı nokta) hasarı oluşabiliyor. Bu durum da görme kaybına yol açabiliyor. Özellikle güneş tutulmasını izlerken koruyucu gözlük kullanmayı asla ihmal etmeyin güneşe direkt olarak bakmaktan kaçının.

Göz sağlığına dikkat! Gözler yalan söylemez!

Göz sağlığına dikkat! Gözler yalan söylemez!

İki yılı aşkın süredir yaşam alışkanlıklarımızda radikal değişikliklere neden olan Covid-19 pandemi sürecinde bir çok hastalık gibi göz hastalıkları da yaygınlaştı. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Sinim Kahraman, bu süreçte hiç olmadığı kadar ekran karşısında geçirilen uzun saatlerin ve Covid-19 endişesiyle hastaneye gitmeye çekinip göz şikayetlerinin ertelenmesinin göz sağlığını olumsuz etkilediğini söylüyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Sinim Kahraman, iki yıllık pandemi sürecinde artan göz hastalıklarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Yüzyılın salgın hastalığı Covid-19’un etkisini hala devam ettirdiği günümüzde, pandeminin sağlığımıza en olumsuz etkilerinden biri de gözlerimizde oldu. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Sinim Kahraman “Covid sürecinde evden çalışma ve online derslerle öğrencilerin derslerini bilgisayar ekranından takip etmeleri dijital ekran kullanım süresini çok artırdı. Ayrıca yine dijital ekranlar karşısında göz kırpma refleksinin azalması nedeniyle gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde kuru göz ve göz yorgunluğu şikayetleri başta olmak üzere göz kızarıklığı, gözde kanlanma, konjonktüvit ve miyopi derecelerinde artış yaşanıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Neslihan Sinim Kahraman

Dikkat! Covid-19 bulgusu olabilir!

Gözlerde kızarıklık, sulanma ve çapaklanma ile seyreden konjonktivitin (göz yüzeyinin enfeksiyonu) Covid-19 enfeksiyonunun bulgusu olabildiğine dikkat çeken Dr. Neslihan Sinim Kahraman, özellikle bu şikayetlerin yanında halsizlik, kas ağrısı, ateş ve öksürük gibi bulgular da varsa çok dikkatli olunması ve mutlaka hekime başvurulması gerektiğini söylüyor. Dr. Neslihan Sinim Kahraman şöyle konuşuyor: “Covid-19 enfeksiyonunun pıhtılaşma bozukluklarına yol açması ve gözde damar tıkanıklığı yapabileceği akılda tutulmalıdır. Covid-19 enfeksiyonu sürecinde görmede ani zayıflama gelişen bir durumda vakit kaybetmeden göz doktoruna başvurulmalıdır.” Göz yüzeyinin enfeksiyon için bir bulaş yolu olması nedeniyle dikkat edilmesi gereken bir nokta olduğunu, özellikle kuru göz ve alerjik konjonktivit gibi olguların gözde yanma, kaşıntı ve batma hissine yol açtıklarından, ellerin gözlere sık temas etmesine yol açtığını belirten Dr. Neslihan Sinim Kahraman, bunun da Covid-19 enfeksiyonunun gözden bulaş riskini artırdığına dikkat çekiyor.

Görme kaybına yol açabilir!

Pandemi sürecinde kronik rahatsızlığı olan ve ileri yaş hastaların hastaneye başvuruda çekincelerinin olmasının da, bu hastalıkların takibinde sıkıntılara yol açtığına dikkat çeken Dr. Neslihan Sinim Kahraman “Özellikle glokom (göz tansiyonu), üveit (gözün uvea denilen orta tabakasının iltihaplanması), diyabetik retinopati (retinadaki kan damarlarında gelişen hasarlanma) ve yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (merkezi görmenin kaybı) gibi yakın takip ve tedavi gerektiren hastalarımızın pandemi sürecinde hastaneye gitme endişesiyle tedavilerinde aksaklıklar yaşandı. Ancak ertelenen göz sorunları tedavinin daha güç bir hal almasına, kalıcı hasarlara ve görme kaybına yol açabilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Pandemide göz sağlığı için 9  etkili önlem!

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Sinim Kahraman, pandemide göz sağlığı için gerekli önlemleri şöyle anlatıyor;

  • Ekran karşısında uzun süre kalmayın. 20 dakikada bir mola vererek gözlerinizi dinlendirin.
  • Ekrana çok yakın bakmayın ve mutlaka gözlerinizi sık sık kırparak kurumasını engelleyin.
  • Bu süreçte mümkünse lens kullanımına ara vererek gözlük kullanın. Böylece gözlüğün koruyucu bir bariyer oluşturması ve ellerin göze temasının azaltılması sağlanabilir.
  • Maskenin gözlükte buharlanmaya yol açmaması için gözlüğünüzü maskenin üzerine gelecek şekilde takın. Buna karşın maske takmak buhar oluşmasına yol açarak gözlük kullanmayı zorlaştırdı.
  • Gözlüğe sık dokunmak, çok sık çıkarıp takmak, enfekte olabilecek kirli yüzeylere bırakmak da risk oluşturduğundan bu konularda dikkatli olun.
  • Ellerinizi gün içerisinde gözlerinize ve yüzünüze götürmeyin. Ellerinizi sık yıkamanız olası riskleri azaltacaktır.
  • Kontakt lenslerin temizliğine her zamankinden fazla dikkat edin. Lenslerinizi takıp çıkarmadan önce mutlaka ellerinizi yıkayın.
  • Kronik göz hastalığınız (glokom, diyabetik retinopati, yaşa bağlı makula dejenerasyonu vb) varsa mutlaka tedavinize devam edin, tedavinizi aksatmayın.
  • Olası bir göz sorununuzda ‘geçer’ diye beklemeyip, daha büyük sıkıntılara yol açmaması için hekime başvurun. Özellikle ani gelişen görme azalması durumunda zaman kaybetmeyin.