Yazılar

Gözlerdeki sorunlar beyin kaynaklı olabilir!

Gözlerde ani gelişen şaşılık, çift görme, görme alanında daralma, ani görme kaybı… Gözlerde gelişen bu tür sorunlar sadece göz rahatsızlıkları olarak düşünülse de aslında beyin kaynaklı bir problemin habercisi olabiliyor. Zira, beyinle ilgili birçok hastalık doğrudan görme yollarını veya göz hareketleri ile görsel fonksiyonları kontrol eden merkezleri etkileyerek çeşitli göz şikayetlerine yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, görme işlevinin büyük bir kısmı beyinde gerçekleştiği için bu bölgede oluşan problemlerin doğrudan görmeyi de etkileyebildiğini belirterek, “Beyinden kaynaklanan göz şikayetleri genellikle beyin ve sinir sistemini etkileyen Multiple Skleroz, beyin tümörü, damar tıkanıklığı, travma veya iltihabi bir durum sonucunda ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, gözlerde oluşan sorunlarda bazen nörolojik değerlendirmenin de yapılması gerekmektedir. Bazen beyinle ilgili hastalıklar bu sayede erken dönemde teşhis edilebilmektedir. Bu nedenle, yıllık göz muayenelerinin düzenli olarak yaptırılması ve ani gelişen sorunlarda zaman kaybedilmeden göz hekimine başvurulması son derece önemlidir” diyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, gözlerde oluşan şikayetlerin hangi beyin kaynaklı hastalıklara işaret edebileceğini anlattı; önemli bilgiler verdi.

Dr. Sevim Kuyumcu

Dr. Sevim Kuyumcu

Gözlerde ani gelişen şaşılık ve çift görme

Normal şartlarda ve her şey yolundayken, düz bakışta gözlerimiz aynı seviyede duracak şekilde beyinden dengeli elektrik sinyalleri geliyor. Ancak bu denge kas ya da sinirden kaynaklı olarak bozulursa, şaşılık ortaya çıkabiliyor. Bu tablonun sebebi çeşitli kafa travmaları, beyin kanamaları, menenjit, beyin iltihabı ve beyin tümörleri olabiliyor.

Görme kaybı (Tam veya kısmi)

Ani görme kaybı, görmenin 5-10 saniye boyunca kısa süreli veya kalıcı şekilde kaybedilmesi olarak tanımlanıyor. Pek çok nedeni olan ani görme kaybının önemli bir kısmı da görme yolları ve beyinle ilgili oluyor. Göz siniri iltihabı (optik nörit) en sık rastlanan ve zaman zaman tekrarlayabilen etkenlerden birini oluşturuyor. Ayrıca, göz sinirine zarar veren toksik bazı ilaçlar ve maddeler de kalıcı veya tam görme kaybı yapabiliyor. Bunların yanı sıra MS (Multiple Skleroz) gibi bazı beyin hastalıkları da görme sinirini etkileyerek ani görme kaybına neden olabiliyor.

Göz bebeklerinde büyüklük farkı

Normal şartlarda göz bebeklerimiz güneşli ortamlarda küçülüyor  ve  retinaya düşen ışık miktarını azaltıyor. Loş ve karanlıkta ise göz bebeklerimiz büyüyerek daha fazla ışıkla iyi görmemizi sağlıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, ancak beyne giden yollarda bir bozukluk oluştuğunda iki göz bebeği arasında belirgin bir fark geliştiğini belirterek, “Buna yol açabilecek durumlar arasında en önemlisi ve acil olanı, büyük damarlarda yırtılma ya da balonlaşma olup, göz bebeklerinde büyüklük farkıyla beraber ani ve şiddetli boyuna vuran ağrı veya baş ağrısı gelişmektedir” diyor.

Tek veya iki taraflı göz kapağı düşüklüğü

Üst göz kapağının göz bebeğini 2 milimetreden fazla örtecek kadar sarkması göz kapağı düşüklüğü olarak adlandırılıyor. Genellikle estetik bir sorun olarak görülse de aslında ciddi sağlık problemlerinden kaynaklanabiliyor. Örneğin, çocuklarda ve yetişkinlerde sonradan oluşan göz kapağı düşüklüğü kas-sinir iletim bozukluklarından beyin tümörlerine kadar değişen hastalıklara işaret edebiliyor. Bu nedenle, göz öncelikli olmak üzere,  gerekirse nöroloji muayenesinin de yapılması öneriliyor.

Görme alanında daralma

Normalde karşıya baktığımızda ellerimizi yanlarda oynatırsak o bölgeye bakmasak bile parmaklarımızın oynadığını görürüz Bu bizim görme alanımızın genişliğini gösteriyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, özellikle optik nörit gibi optik sinir hastalıkları ile yavaş ilerleyen beyin tümörlerinde görme alanında sinsi bir kayıp oluştuğunu vurgulayarak, “Hasta bunu ‘gözümün bir tarafına perde inmiş’ gibi diye tarif edebilir veya ‘baktığım yerde bir bulanıklık var, bir kısmını göremiyorum’ diye  anlatabilir” bilgisini veriyor.

Gözlere iyi gelen besinler hangisi?

Son yıllarda göz sağlığımızı tehdit eden unsurlar hızla artıyor. Bilgisayar ve telefon ekranlarına uzun süre ve kesintisiz olarak bakma, güneşin zararlı ışınlarına maruz kalma, sağlıksız beslenme ve geç saatlerde uyuma derken; vücudumuzun en önemli duyu organlarından gözlerimiz giderek bozuluyor. Sağlıklı bir retina tabakası olmadan gözlerimizin doğal görme işlevini yerine getirmesinin mümkün olmadığını, yanlış yaşam alışkanlıklarının ise retinaya zarar verdiğini belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Öner “Sağlıklı bir retina tabakası için; kilo kontrolüne dikkat etmek, düzenli egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanmamak, kanda şeker ve kolestrerolü düzenli takip ettirmek, güneşli havalarda güneş gözlüğü kullanmak, bilgisayar ve telefon ekranı karşısında zaman zaman gözleri dinlendirmek, aşırı tozlu ve kimyasal maddeli ortamlarda gözlerimizi korumak gibi önlemler son derece önemlidir. Tüm bunların yanında göz sağlığına iyi gelen besinlerin tüketilmesine de özen göstermek gerekir” diyor. Gözleri güçlendirmede bazı besinlerin öne çıktığını belirten Prof. Dr. Ayşe Öner, sağlıklı gözler için soframızda yer vermemiz gereken 7 etkili besini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ayşe Öner

Prof. Dr. Ayşe Öner

Havuç

Havuç yüzyıllardır göze faydalı olduğu bilinen besinlerden bir tanesidir. Bol miktarda A vitamini içeren, B, C, D ve E vitaminleri açısından da oldukça zengin olan havuç, karoten, şeker ve fosfor içerikleriyle de göz sağlığına katkı sağlar. Günde bir-iki tane orta boy havucun tüketilmesi gözlerimizi korumak ve güçlendirmek için yeterlidir.

Yumurta

Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Öner “Yumurta güçlü bir protein, vitamin ve antioksidan kaynağıdır. Ayrıca  C ve E vitamini açısından oldukça zengin besinlerden biridir. Önemli oranda çinko içermesi sayesinde de adeta gözlerimiz için bir hazine görevi görür ve göz hastalıkları riskini düşürür. İçeriğindeki lutein ve zeaxantin sarı nokta hastalığına karşı da koruma sağlar. Günde bir tane yumurta yemek göz sağlığını destekler.

Yeşil sebzeler

Yeşil sebzelerin hepsi göz sağlığına iyi gelir. Ispanak, marul, kara lahana, brokoli ve Brüksel lahanası gibi sebzeler beta karoten, lutein ve zeaxantin içermeleri dolayısıyla özellikle retina açısından faydalıdırlar. Ayrıca yüksek oranda C ve E vitamini içerikleriyle göz sağlığına büyük katkı sağlayıcı özelliğe sahiptirler.

Turunçgiller

Prof. Dr. Ayşe Öner “Meyve tüketimi de göz sağlığı için en az sebze tüketimi kadar önemlidir. Bu noktada en iyi seçenek şüphesiz turunçgillerdir. Mandalina, portakal, limon ve greyfurt gibi turunçgil meyveleri içerdikleri yüksek oranlı C vitamini sayesinde göz sağlığı ile birlikte retina problemlerinin önlenmesinde faydalıdır. İmkanlar dahilinde günde en az 5 porsiyon sebze ya da meyve tüketilmelidir. Sabah kahvaltısı da dahil olmak üzere her öğünde özellikle C vitamininin zengin kaynaklarından olan başta turunçgiller olmak üzere sebze ve meyve tüketimine özen göstermek gerekmektedir. Günlük alınan sebze ve meyvenin en az iki porsiyonu yeşil yapraklı sebzeler veya portakal, limon gibi turunçgiller veya domates olmalıdır” diyor.

Kırmızı Et

Göz sağlığı için et tüketimini de ihmal etmemek gerekir. Protein, demir ve çinko zengini kırmızı et, B grubu vitaminler için de önemli bir kaynaktır. Demir içeriğiyle kansızlığı önleyen ve kan yapımına destek olan kırmızı etteki B12 vitamini sinir sistemi için de kritik rol oynuyor. Kırmızı et tüketimi vücudun çinko ihtiyacını büyük oranda karşıladığı için göz sağlığına da faydası kaçınılmazdır. Haftada 2-3 kez kırmızı et tüketilmelidir. İdeal günlük et tüketimi miktarı ise 70-100 gramdır.

Balık

Balık diğer hayvansal kaynaklı besinlerin aksine doymuş yağ yerine, doymamış yağ asitleri denilen omega3 yağ asitleri içerir. Omega3, vücudun üretmediği ve en fazla balıkta bulunan son derece faydalı bir yağdır. Prof. Dr. Ayşe Öner “Balıklarda yer alan omega-3 ve diğer antioksidan maddeler retina sağlığı açısından önem taşıdığı gibi göz kuruluğuna karşı da bizi korur. Yapılan bazı çalışmalar, haftada iki kez balık tüketen kişilerde sarı nokta hastalığı ve göz kuruluğunun daha az ortaya çıktığını gösterir. Balık, aynı zamanda yağda eriyen vitaminler ve mineral madde bakımından da zengindir. Balıkta A, B grubu vitaminleri (B1, B2, B6, B12), D, K vitaminleri ve iyot bol miktarda bulunur. Her çeşit balık göz sağlığı için faydalı sayılsa da yağlı balıklar sınıfında bulunan ton balığı, somon balığı, hamsi, sardunya, sardalya, alabalık ve uskumru daha çok tercih edilmelidir” diyor.

Kuruyemiş

Yapılan çalışmalara göre; göze iyi gelen bir diğer besin türünün de kuruyemişler olduğunu belirten Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Öner şöyle konuşuyor: “Kuruyemişler antioksidan içermeleri nedeniyle göz sağlığı için son derece yararlıdır. Ayrıca Omega-3 içerikleri de yüksektir. Antep fıştığı, badem, fındık, ceviz, kaju ve ay çekirdeği yüksek miktarda lutein içerir. İdeal olan; kuruyemiş çeşitlerini tümden kavurmadan çiğ olarak tüketmektir. Sarı nokta hastalığı başlangıcı olan kişilere günde birer avuç kuruyemiş tüketmeleri önerilir.”

Sabahları belirginleşen baş ağrısına dikkat!

Sabahları belirginleşen baş ağrısına dikkat!

Halk arasında ‘göz tansiyonu’ olarak bilinen glokom dünyada en önemli görme kaybı ve körlük nedenleri arasında 2. sırada yer alan bir hastalık. Ülkemizde yaklaşık her 13 kişiden 1’ine görme sinirinin ilerleyici hasarıyla seyreden glokom tanısı konuyor. Glokom yenidoğan döneminden itibaren her yaşta görülse de genellikle 40 yaşındaki kişilerde ortaya çıkıyor. Özellikle ailesinde glokom öyküsünün olması ise riski 7 kat artıyor.  Tedavide gecikildiği takdirde kalıcı görme kaybı ve körlükle sonuçlanan glokom açık açılı ve kapalı açılı olmak üzere temel olarak iki gruba ayrılıyor. Acıbadem International Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir, en sık görülen açık açılı glokomun çoğunlukla görme alanında belirgin bir hasar oluşturuncaya dek belirti vermemesi nedeniyle erken teşhis için yılda en az bir kez göz muayenesi yapılması gerektiğine dikkat çekerek, “Glokomda oluşan görme sinirindeki hasarı geriye döndürmek mümkün değildir. Bu nedenle kalıcı görme kaybını önlemenin tek yolu, hastalığa erken tanı konulmasıdır.  Dolayısıyla erken tanı için hiçbir yakınması olmasa bile herkesin yılda bir kez göz muayenesi ve göz tansiyonu kontrolünden geçmesi gerekmektedir. Ailesinde göz tansiyonu olanlar ise daha sık kontrolden geçmelidir” diyor.  Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir, sinsi ilerlese de glokomun bazen çeşitli yakınmalara da neden olabildiğini belirterek, “Özellikle sabahları belirginleşen baş ağrısı veya geceleri ışıkların etrafında hareler görülmesi glokomun önemli bir belirtisi olabilmektedir. Bu durumda hemen bir hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor.

Dr. Nezih Özdemir

Dr. Nezih Özdemir

 Göz içindeki sıvının dengesi bozulunca…

Glokom, gözün içerisinde üretilen ve küçük kanalcıklar yoluyla gözü terk eden aköz sıvısının dengesinin bozulması nedeniyle gelişen bir hastalık. Gözümüzde üretilen ve göz yapılarını besleyen aköz sıvısı normal durumlarda gözden dışarı atılıyor. Göz içi sıvısının dışa akım yollarında bazı sebeplerden dolayı tıkanıklık gelişiyor. Dolayısıyla üretilen sıvı ile dışarı atılan sıvıda dengesizlik oluşuyor. Gözün içindeki sıvı hacminin artması sonucu gözün içindeki basınç yükseliyor. Gözde yükselen basınç göz sinirlerinin geri dönüşümsüz hasar görmesine neden olabiliyor. Dr. Nezih Özdemir, glokomun dikkatli bir göz muayenesi ile teşhis edilebildiğini belirterek, “Hastanın göz içi basıncının ölçülmesi, göz dibi muayenesi ve göz sinirlerinin incelenmesi, görme alanı testinin yanı sıra görme siniri ve sinir lifi tabakasını inceleyen ileri tetkikler ile teşhis konulabilmektedir” diye konuşuyor.

Pek çok etken riski artırıyor!

Yüksek göz tansiyonu glokomun en önemli nedeni olmasına karşın hastalığa yol açabilen pek çok risk faktörü mevcut. Yaşın ilerlemesi, kalıtımsal faktörler, sistemik hipertansiyon, arterioskleröz gibi vasküler hastalıklar, kollajen doku hastalıkları, böbrek hastalıkları, hematolojik bozukluklar ve neoplastik hastalıklar da glokoma yol açabiliyor. Ayrıca endokrin bozukluklar ile hipofiz tümörü, cushing sendromu, diyabet veya tiroit gibi hastalıkların varlığında da glokom gelişebiliyor.

Glaucoma

Sabahları belirginleşen baş ağrısına dikkat!

Hastalığın başlangıç aşamasında az sayıda hücre etkilendiği için hasta görmeyle ilgili bir olumsuzluk algılamıyor. Sinir  hücrelerinin kaybına  bağlı  olarak zamanla görüntü  bozuluyor ve gördüğümüz  alanda  kayıplar   oluşuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir, erken evrede genellikle sinsi ilerlese de glokomun bazen çeşitli belirtiler ile kendini belli edebildiğine işaret ederek, “Hastalar bazen bulanık görme, sabahları belirginleşen baş ağrıları, geceleri ışıkların etrafında halka görülmesi, televizyon izlerken göz çevresinde ağrı gibi  sorunlardan yakınabilmektedirler. Göz tansiyonunun çok yükselmesi ise hastalığın artık ileri evreye geldiği anlamına gelmektedir” diyor.

Görme kaybının ilerlemesi önlenebiliyor!

Glokom birçok hasta tarafından ancak belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark ediliyor. Çok ilerleyen ve tedavi edilmemiş durumdaki glokomda geri dönüşsüz görme kaybı kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla tedavide görme kaybının ilerlemesini önlemek hedefleniyor. İlk basamak tedavi olan medikal yöntemden oldukça etkili sonuçlar elde ediliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir,  ilaç tedavisinin yetersiz veya etkisiz olduğu durumlarda ise çeşitli cerrahi yöntemlerden faydalanıldığını belirterek, “Hangi cerrahi yönteme başvurulacağına hastanın muayene bulgularına göre karar verilmektedir. Günümüzde hastanın ihtiyacına göre değişik  cerrahi yöntemler uygulanmaktadır. Genellikle kanal açılarak yapılan trabekülektomi yöntemi tercih edilmektedir. Ayrıca göz içindeki sıvıyı boşaltan kanalın açılması veya göze gelen sıvının göz yüzeyinden uzaklaştırılması yöntemi olan drenaj uygulamaları da vardır. Bu yöntemler sayesinde görme kaybının ilerlemesi önlenebilmektedir. Tedavinin başarılı olmasındaki en önemli kriter ise hastanın doktorunun önerilerine uymasıdır” diyor.

Kalıcı görme kaybının en önemli 3. nedeni!

Kalıcı görme kaybının en önemli 3. nedeni!

Toplumda ‘göz tansiyonu’ olarak bilinen ve gelişmekte olan ülkelerde kalıcı görme kaybının en önemli 3. nedeni olan glokom, görme sinirinin ilerleyici hasarıyla karakterize bir hastalık. Dünyada yaklaşık 70 milyon glokom hastası olduğu belirtiliyor. Ülkemizde 500 bin kişiye glokom tanısı konulsa da, aslında bu sayının 2 milyon civarında olduğu ifade ediliyor. Yani, ülkemizde her 4 hastadan sadece 1’ine tanı konulabiliyor. Bunun nedeni ise glokomun çoğunlukla kalıcı görme kaybı gelişinceye dek belirti vermemesi sonucu hekime başvurulmaması ve rutin muayenelerin ihmal edilmesi. Genellikle 40 yaş üzerindeki kişilerde görülse de yenidoğan döneminden itibaren her yaş grubunu etkileyebilen glokom başlıca açık açılı ve kapalı açılı olmak üzere iki tipte gelişiyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhsin Eraslan, glokomun en sık görülen tipi olan açık açılı glokomun çoğunlukla görme alanında belirgin bir hasar gelişinceye dek sinsice ilerlediğine dikkat çekerek, “Bu nedenle hastalar hekime ancak görme kaybı ileri boyutlara ulaştığında başvuruyorlar. Ne yazık ki kaybedilen görme alanı ve sinir hücreleri geri döndürülemiyor. Bu nedenle hiçbir yakınması olmasa dahi herkesin yılda bir kez göz muayenesi olması, erken tanı için çok önemli.” diyor.

Pause Dergi

Doç. Dr. Muhsin Eraslan 

Bu etkenler riski artırıyor!

Glokom teşhis edilen hastaların yüzde 90 gibi oldukça yüksek bir oranında hiçbir neden tespit edilemiyor. Ailesinde göz tansiyonu hikayesi olan kişilerde glokom riskinin 7-10 kat arttığı biliniyor. Bunun yanı sıra 40 yaş üzerinde olmak, herhangi bir hastalık nedeniyle kortizon kullanımı ve göze gelen travmalar gibi gözün anatomik yapısını bozan etkenler, göz içi darlıkları, katarakt nedeniyle göz içindeki akım yollarının daralması, geçirilen göz ameliyatları ve tansiyon yükselmesi gibi faktörler glokom riskini artırıyor.

Son aşamaya kadar belirti vermiyor

Açık açılı glokom, hastaların yüzde 90 gibi oldukça yüksek bir oranında, son aşamaya kadar belirti vermiyor. Görme alanında daralma ise en tipik belirtisini oluşturuyor. Ancak görme alanı çevreden merkeze doğru yavaş yavaş daraldığı için hasta tarafından ancak geç dönemde fark ediliyor. Daha çok semptom veren kapalı açılı tipteki glokomda ise gözde ağrı, kızarıklık, bulanık görme ve ışığa karşı hassasiyet, en önemli bulgulardan. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhsin Eraslan, bu belirtiler erken dönemde görülmese de, zaman kaybetmeden göz hekimine başvurmanın görme kaybının daha fazla ilerlememesi açısından büyük önem taşıdığına işaret ediyor.

Göz içi sıvısının dengesi bozulunca…

Glokom, gözün içerisinde üretilen ve küçük kanalcıklar aracılığıyla gözü terk eden aköz sıvısının dengesinin bozulması soncu gelişiyor. Gözümüzde göz yapılarını besleyen ve rutin olarak dakikada 0.2 mikrolitre kadar üretilen aköz sıvısı yer alıyor. Bu sıvı normal şartlarda eş zamanlı olarak gözden dışarı atılıyor. Glokom hastalığında ise göz içi sıvısının dışa akım yollarında doğumsal veya sonradan gelişen bazı sebeplerden dolayı tıkanıklık oluşuyor. Dolayısıyla üretilen sıvı ile dışarı atılan sıvıda hacim farkı gelişiyor. Bu tablo da gözün içindeki sıvı hacminin artması, bunun sonucunda da gözün içindeki basıncın yükselmesiyle sonuçlanıyor. Gözlerde yükselen basınç da göz sinirlerinin geri dönüşümsüz hasar görmesine yol açabiliyor.

Hedef göz tansiyonu çok önemli!

Glokom tanısı detaylı bir göz muayenesiyle konuyor. Muayenede görme keskinliği ile gözün anatomik durumu kontrol edildikten sonra tonometre cihazıyla göz tansiyonu ölçülüyor. Ardından OCT testi ile gözün içindeki sinir yapısının kayba uğrayıp uğramadığı tespit ediliyor. Glokom teşhisi konulduysa erken-orta –ileri evre olarak sınıflandırılıp hedef göz tansiyonu belirleniyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhsin Eraslan, tedaviden etkin sonuç alınmasında her hasta için ayrı bir hedef göz tansiyonu oluşturmanın son derece önemli olduğunu belirterek, “Zira her hastaya rutin olarak aynı hedef rakam belirlemek glokom bulgularında kötüleşmeye yol açabiliyor. Bu nedenle, örneğin erken evre hasta için hedef tansiyonu 18 mmHg olarak belirlerken, ileri evre bir glokom için 12 mmHg’nin altını hedefliyoruz.” diyor. Pause Dergi

Her yıl göz muayenesi şart!

Glokom hastalığında görme sinirindeki hasarı geriye döndürmek mümkün olmuyor. Dolayısıyla glokom nedeniyle gelişen kalıcı görme kaybını önlemenin tek yolu, hastalığa erken tanı konulması! Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhsin Eraslan, erken teşhis için yenidoğan döneminden itibaren rutin göz muayenelerinin asla aksatılmaması gerektiğine dikkat çekerek, bu süreci şöyle anlatıyor: “Glokom sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da görülebiliyor. Dolayısıyla doğumun ardından 1. ve 6. ayların yanı sıra 1.5 ile 3 yaşlarında rutin göz muayenesi mutlaka yapılmalı. 3 yaşından itibaren yetişkinlik dönemine dek muayenelere her yıl devam edilmeli. Özellikle 40 yaş üzerindeki kişilerde her yapılan göz içi basıncı yüksekliğine ve glokomun yarattığı görme alanı defektlerine yönelik testlerin yapılması da erken teşhis açısından büyük avantaj sağlıyor.”

Hasarın ilerlemesi önlenebiliyor!

Glokom tedavisi tam iyileşme sağlayamasa da, görme sinirinde gelişecek olan hasar durdurulabiliyor, böylelikle gözün mevcut durumu korunabiliyor. Tedavide göz içi basıncının belirli bir seviyenin altında tutulması hedefleniyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhsin Eraslan, ilk aşamada başvurulan göz içi damlalarının hastaların çoğunda etkili olduklarını belirterek, “Ancak bazı hastalarda damla tedavisiyle göz içi basıncında yeterince düşüş elde edilemiyor ve görme alanı kaybı artıyor. Bu tür durumlarda seçenek lazer girişimi, bu yöntemin etkili olmadığı durumlarda ise cerrahi yöntemler oluyor.” diyor.

‘Minimal temaslı’ ameliyat!

Günümüzde erken ve orta evre glokomlarda, sağladığı önemli avantajlar nedeniyle, ‘minimal temaslı’ cerrahiler uygulandığını belirten Doç. Dr. Muhsin Eraslan, şöyle devam ediyor: “Cerrahi girişimlerle fazla sıvının tahliye edilmesi sayesinde göz içindeki basınç düşürülüyor. Böylece basıncın görme siniri üzerinde hasar veren etkisi ortadan kaldırılıyor. Minimal invaziv glokom cerrahisi göz içi basıncını yüzde 25-35 oranında düşürse de bazı hastalarda bu yeterli olmuyor. Böyle durumlarda trabekülektomi veya glokom drenaj implantı cerrahilerine başvuruluyor. Günümüzde lazer ve cerrahi yöntemlerden oldukça başarılı sonuçlar alınıyor; hastalar yaşam boyu kullanmaları gereken göz damlalarından kurtulabiliyor. Yeter ki tedavi için geç kalınmasın.”

Stres görme kaybına neden olabilir

Stres görme kaybına neden olabilir

Stres pek çok hastalık üzerinde kilit rol oynarken göz sağlığını da olumsuz etkiliyor. Genellikle yoğun stres altında olunan dönemlerde meydana gelen santral seröz koryoretinopati yani retinada sıvı birikmesi görme kaybına bile neden olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Göz Merkezi’nden Prof. Dr. Abdullah Özkaya, santral seröz koryoretinopati ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan stres pek çok hastalığın yanında görme sorunlarına da neden olabilmektedir. Yoğun stres altında çalışan, mükemmeliyetçi, A tipi kişiliğe sahip olanlar görme sorunlarına maruz kalabilmektedir. Stres kaynaklı olduğu bilinen santral seröz koryoretinopati kendiliğinden geçebildiği gibi, kronikleşip kalıcı hale de gelebilmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Abdullah Özkaya

Hekime sormadan burun spreyi kullanmayın

Retina altında sıvı toplanması olarak tanımlanabilen santral seröz koryoretinopati, araştırmalara göre genç ve orta yaştaki erişkinlerde daha sık görülebilmektedir. Araştırmalara göre erkeklerde kadınlara göre bu durum daha sık gelişebilmektedir. Hastalığın nedeni tam olarak anlaşılmasa da, kortikosteroid ilaca sistemik şekilde maruz kalmanın bu sorunu ortaya çıkarabileceği düşünülmektedir. Kortikosteroidler, reçetesiz satılan bazı burun spreylerinde ya da iltihap önleyici cilt kremlerinde bulunabilmektedir. Bu nedenle hekime sormadan bu tür ürünlerin kullanmaması önem taşımaktadır.

A tipi kişiliklerde daha sık görülüyor

Santral seröz karyoretinopatinin duygusal sıkıntıları veya A tipi kişilikleri olan hastalar arasında daha sık görüldüğü ortaya çıkmıştır. Bu durum, stres nedeniyle vücudun doğal kortikosteroidler ürettiğiyle açıklanmaktadır. Araştırmalarda A tipi davranış ve stres, psikofarmakolojik ilaç kullanımı, uyku bozuklukları ile bu hastalık arasında bağlantı bulunduğu ortaya konulmakla birlikte; olası risk faktörleri olarak sayılabilmektedir. Kişilik özellikleri ve stres arasındaki bağlantıya, özellikle kortikosteroidler ve katekolamin gibi stres hormonlarının aracılık ettiği ileri sürülmektedir. Hastalığın risk faktörleri arasında ailede buna benzer bir öykünün bulunması, yüksek tansiyona sahip olunması da yer almaktadır. Bazı ilaçların da bu soruna neden olabileceği bilinmekle birlikte, alınan herhangi bir ilaç varsa göz doktorunun bu konuda mutlaka bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Bazı hastalarda belirti de vermeyebilir

Hastalıkla birlikte hastanın görmesinde bulanıklaşma meydana gelmektedir. Ancak bazı hastalarda semptom da görünmeyebilmektedir. Rutin göz muayeneleri bu anlamda çok önemlidir. Göz hekimi, göz bebeklerini büyüterek göz muayenesi yaparken, retinanın da görüntüsünü alır. Bunun yanında Optik Koherans Tomografi uygulanır. Böylece hekim retinayı iyice incelemektedir. Ayrıca gerektiğinde Floresein anjiyografi de yapılabilmektedir.

Erken teşhis edilmesi önem taşıyor

Hastalık bazen tedavi olmadan kendiliğinden düzelebilmektedir. Duruma göre termal lazer tedavileri, çeşitli ilaçlar ve göz enjeksiyonları da tedavi için uygulanabilmektedir. Belirtilere ve hastanın durumuna göre göz hekimi en iyi tedavi seçeneklerini belirleyecektir. Bu hastalıkta erken teşhis önem taşımaktadır, bu sayede kalıcı görme kaybı da önlenebilmektedir. Bunun yanında stresin kontrol altına alınması da önem taşımaktadır.

Losyon hatta parfüm dahi kullanmayın!

Losyon hatta parfüm dahi kullanmayın!

İki yılı aşkın süredir devam eden ve günlük yaşam alışkanlıklarımızda radikal değişikliklere yol açan yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 pandemisinde en çok karşılaşılan sorunlardan biri de maskenin üzerine gözlük takılması oldu. Maskenin gözlükte buharlaşmaya yol açması ve yaşam kalitesini düşürmesi nedeniyle pek çok kişi gözlükten kurtulmak için lazer tedavisine yöneldi. Acıbadem Fulya Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, bilgisayar aracılığıyla programlanmış excimer lazer ışını kullanılarak miyop, hipermetrop ve astigmat gibi görme kusurlarının giderildiğini belirterek günümüz teknolojisindeki gelişmeler sayesinde lazer tedavisinde önemli ilerlemeler kaydedildiğini vurguluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, görme kusurlarını gideren lazer tedavisinde bilinmesi gereken 5 noktaya dikkat çekti, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Emre Sübay

  • Lazer tedavisi öncesi dikkat!

Lazer tedavisi öncesinde kontakt lens kullanımına iki hafta ara verilmesi gerekir. Makyaj kalıntıları işlemi etkileyebileceğinden ameliyat günü kesinlikle makyaj yapılmamalıdır.

Lazer akımları kokulardan etkilenebileceğinden ameliyat günü parfüm veya losyon dahi kullanılmamalıdır. İşlem öncesi aç olmanıza gerek yoktur.

  • Lazer işlemi sonrası bu yanlışlardan kaçının!

Lazer ameliyatından sonra verilen damlalar kullanılmalıdır. Ertesi gün kontrol muayenesi yapılır ve sonrasında hastalar günlük hayatlarına dönebilirler. Herhangi bir ekran veya seyahat kısıtlaması olmamaktadır. Bununla birlikte bazı kurallara dikkat edilmesi gerekir. Gözler ovalanıp kaşınmamalı, ertesi gün göze sabun ve şampuan kaçırmamaya özen gösterilmelidir. Lazer işlemi sonrasında iki hafta süreyle havuz ve denize girilmemeli ve göz makyajı da yapılmamalıdır.

  • Lazer tedavisi herkese uygulanır mı?

Gözün lazer tedavisi için uygun olup olmadığını anlamak için göz bebeklerini damla ile büyüterek detaylı bir göz muayenesi yapılır. Kornea topografisi çekilerek gözün yapısının lazer için uygun olup olmadığına karar verilir. 18 yaş üzeri, göz numaraları ardışık muayenelerde artış göstermeyen hastalara uygulanabilir. Gebelikte ve doğumdan sonraki ilk altı ay lazer önerilmez. Romatizmal hastalıklar, diyabet, gebeler, keratokonus, glokom, üveit ve ileri derece göz kuruluğu olanlarda uygulanmaz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Lazer ile kesin tedavi mümkün mü?

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay 6 numaraya kadar olan astigmatların, 10 dereceye kadar miyopların ve 5 dereceye kadar hipermetropların tedavisinin mümkün olduğunu belirterek, lazer tedavisi sonrası tekrar numara oluşup olmayacağı hakkında şöyle konuşuyor: “İlk 3 ay içerisinde düşük olasılıkta da olsa bir miktar numara tekrar oluşabilir, genellikle gözlük kulanmayı gerektirmeyecek numaralar olup daha fazlası olduğunda tekrar lazer yapmak mümkündür. Lazer ameliyatı ileride olabilecek katarakt ameliyatına ise engel değildir.“

  • Lazer tedavisi sırasında ve sonrasında ağrı olur mu?

Gözü uyuşturması için lokal anestezi özelliğine sahip göz damlaları işlem öncesi damlatılır ve bu nedenle işlem sırasında herhangi bir ağrı hissedilmez. İşlem sonrasında yaklaşık 5-6 saat kadar batma yanma hissi olabilir. İşlem ortalama 10-15 dakika sürer. Fakat operasyon öncesi hazırlıklar ve işlem göz önünde bulundurularak ortalama 2 saat hastanede geçebilmektedir.

Çocuklarda ekran karşısında geçirilen zaman bu soruna yol açıyor!

Çocuklarda ekran karşısında geçirilen zaman bu soruna yol açıyor!

Çocuk ve gençlerde miyopi bozukluğunun giderek arttığı bu günlerde hemen her gün daha çok çocuk ve genç uzağı görememe problemi ile göz hekimlerine başvuruyor. Peki bunun sebebi ne? Acıbadem Ankara Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Profesör Doktor Emrah Altıparmak, miyopi bozukluğunun ortaya çıkış nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

“Miyopi tüm dünyada giderek artıyor” açıklamasında bulunan Profesör Doktor Emrah Altıparmak “Yüksek miyopi sınırı Dünya Sağlık Örgütü tarafından 5 numara miyop ve üzeri olarak kabul ediliyor. Yüksek miyop olan bir birey, ileri yaşlarda (bu genellikle 50 yaş üzerinde karşımıza çıkıyor), katarakt, glokom, retina yırtığı/dekolmanı ve sarı nokta hastalığına çok daha sık yakalanıyor. Hatta retina yırtığının bu grupta 20 kat, sarı nokta hastalığının 40 kat arttığına dair elimizde güçlü veriler var. Bu bakımdan çocuklarımızın önce miyop olmamasına uğraşmalı, miyop olurlarsa da hızlı artışlarının olmamasına çalışmalıyız” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dijital ekran miyop olma ihtimalini arttırıyor

Miyopinin ortaya çıkmasında ailesel yatkınlığın yanında çevresel risk faktörlerinin de bu konuda önemli olduğunu vurgulayan Emrah Altıparmak sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunların birincisi uzun süre yakın mesafe aktivitelerinde bulunmak. Yakın aktivite deyince uzun süre ve aralıksız kitap okumak sayılabilir. Ancak maalesef bizim gençlerimizde kitap okuma alışkanlığı çok yaygın değil. Bunun yerine uzun saatler elektronik cihazlara bakmayı tercih ediyorlar. Cep telefonu, tablet ve bilgisayar ile uzun saatler geçiriyorlar. Hatta Covid-19 salgınında uzaktan eğitim almak zorunda kalmaları nedeniyle birçok çocuk ve gencin ekran sürelerinde istenmeyen artışlar olageldi. Çalışmalar doğrultusunda günde 2 saatten fazla ekran önünde zaman geçiren çocukların miyop olma ihtimallerinin arttığını biliyoruz.”

Diğer bir risk faktörü için de aydınlık dış ortamda az zaman geçirmek olduğunu söyleyen Altıparmak, günde en az 2 saatini dış ortam aydınlığında geçiren çocuk ve gençlerin miyop hastalığına daha az yakalandığının altını çiziyor.

Açık hava aktiviteleri önem taşıyor

Okullar tatil olduğuna ve uzaktan eğitim olmadığına göre çocukların ekrana o kadar da bakmaları gerekmediğini söyleyen Prof. Dr. Emre Altıparmak, “Günler uzun, hava aydınlık ve sıcak. Çocukların günün uygun sıcaklıktaki zamanında açık havada zaman geçirmeleri çok önemli. Biz bunu şöyle basit bir formülle ifade etmeyi uygun bulduk. Günde 2 saat dışarı, 2 saatten az ekran karşısında. Lütfen çocuklarınızla konuşun, onları daha çok açık hava aktivitelerine yönlendirin, hatta bunu birlikte yapın. Ekran sürelerini artık tüm dijital cihazlar gösteriyor, çocuklarınızla birlikte kullandıkları cihazlardaki ekran saatlerini gözden geçirin, hangi uygulamalarda en çok zaman geçirdiklerini ve nasıl azaltabileceklerini birlikte planlayın” ifadelerini kullandı.

Düzenli göz muayeneleri aksatılmamalı

Miyopi gelişiminde ailesel yatkınlığın önemine de değinen Emrah Altıparmak şunları söyledi: “Mesela anne ve babasından birisinde miyop olan bir çocuğun miyop olma ihtimali 3 kat artıyor. Anne ve babasının ikisi birden miyop ise bu risk 6 kat arttığını belirten, anne-babadan birisi veya her ikisi miyop ise çocukların düzenli göz muayenelerini aksatmamak gerekiyor. Biz göz hekimi olarak kliniğimizde miyopi artışının yavaşlatılması için artık kanıta dayalı ve işe yaradığı çalışmalarla ispatlanmış özellikle gözlükler, lensler veya damlalar gibi tedaviler uyguluyoruz. Bu tedavilerin işe yararlılığı gün geçtikçe daha da güçlü kanıtlarla ortaya konuyor. Bu nedenle miyobu hızlı artmakta olan bir çocuğa yardım konusunda elimiz eskisine göre daha güçlü. Ancak şöyle bir gerçek karşımızda hep duruyor. Ekran karşısında çok zaman geçiren veya dış ortamda aydınlıkta çok az zaman geçiren çocukların/gençlerin numara artışı verilen tedavilere rağmen hızlı olabiliyor.”

Tam kapanmada gözünüzü dört açın

Tam kapanmada gözünüzü dört açın

Son bir yıldır günlük yaşam alışkanlıklarımızı derinden sarsan ve gerek çocukların gerekse yetişkinlerin hiç olmadığı kadar bilgisayar karşısında saatler geçirmesine neden olan Covid pandemisi göz hastalıklarının görülme oranını da artırıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp “Hepimiz için zorlu geçen bu olağanüstü süreçte göz hastalıkları hayli yaygınlaştı. Tam kapanma döneminde de, yine saatlerce bilgisayar karşısında kalınacağı için gözlerimize her zamankinden fazla dikkat etmemiz şart; aksi halde kalıcı göz hasarlarına yol açabilir” diyor. Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp, pandemide yaygınlaşan göz hastalıklarını anlattı; özellikle tam kapanma döneminde göz sağlığı açısından ihmal edilmemesi gereken önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Göz kuruluğu ve kızarık göz

Ekrana bakarken dakikada 15-20 olan göz kırpma sayısı 5-6’ya düşüyor. Oysa korneamız gözyaşımızdan beslendiği için ekran kullanma sürelerinin bu kadar arttığı dönemde göz kuruluğu şikayetleri de hem erişkinlerde hem de çocuklarda yoğun bir şekilde artış gösteriyor. Göz kuruluğu ve kızarık, göz en büyük başvuru sebebi olarak dikkat çekiyor. Göz kuruluğu nedeniyle gözlerimize çevredeki allerjen maddelerin yapışması ve temizlenememesine bağlı allerjik konjonktüvit bulgularında da artış yaşanıyor. Kaşınma ve göz kızarıklığı ile ortaya çıkan bu durum Covid bulguları ile de karışabildiği için zaman zaman hastalardan PCR testi istenmesi de gerekebiliyor.

Kistleşen arpacık

Artan göz kuruluğuna bağlı enfekte olan gözlerde göz kapağında arpacık şikayetlerinde artış yaşanıyor. Kistleşen arpacıklar cerrahi müdahale gerektiren hastalarda artışa neden oldu.

Astigmat ve Miyop

Yoğun ve dikkatle uzun süreli bilgisayar, tablet ve telefon ekranına odaklandığımız bugünlerde özellikle çocuklarda astigmat ve miyopta önemli artış yaşandı. Buna karşı 20 dakikada bir gözleri dinlendirme ve ekrana bakılan süreyi çok uzatmamaya dikkat etmek gerekiyor.

Göz kayması

Dr. Mürüvvet Ayten Tüzünalp “Eskiden göz kayması olan ancak gözlükle bunu kontrol edebilen çocuklarda, online eğitim nedeniyle saatlerce ekrana bakılması kaymada belirginleşmeye ve artışa neden oldu. Bunların bir bölümü cerrahi müdahale gerektirirken, bu grup çocuklarda özellikle çok dikkatli olunması, ekran yerine ev oyunları ile zaman geçirmeleri onları cerrahi müdahaleden korumaya yardımcı olacaktır” diyor.

Pause Sağlık

 Tam kapanmada bu önerilere dikkat!

  • Ekrana bakarken gözlerinizi kırpmayı unutmayın. Dakikada en az 15 kez göz kırpmayı ihmal etmeyin.
  • Ekran karşısında 20 dakikada bir 5’er dakika gözlerinizi dinlendirin.
  • Hekime danışarak zorunlu durumlarda suni gözyaşı takviyesi kullanın.
  • Özellikle çocukların online eğitimleri sonlandıktan sonra en az 1,5 saat ekrana bakmamalarına özen gösterin.
  • Covid gözden de bulaşabildiği için mümkün olduğu kadar kontakt lens yerine gözlük kullanın. Maske ile gözlük kullanımı zor olduğundan kontakt lens kullanımında artış olduğundan, bu durumda günlük atılabilir lens kullanımını tercih edin.

Lazer tedavisindeki detayları göz ardı etmeyin

Lazer tedavisindeki detayları göz ardı etmeyin

Miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusurlarının tedavilerinde kullanılan ve refraktif cerrahide dünyada uygulanan en yaygın yöntem olan lazer ameliyatları ile yaklaşık 15 dakikalık bir operasyon sonrasında gözlüklerden kurtulmak mümkün.

Dünyagöz’de yıllardır uygulanan ve yüzbinlerce kişinin göz sağlığına kavuşturulduğu lazer ameliyatları ile ilgili Dünyagöz Etiler’den Op. Dr. Baha Toygar merak edilenleri paylaşıyor.

Gerekli tetkik ve muayeneler yapıldıktan sonra, kişinin göz yapısına göre gerçekleştirilen lazer ameliyatlarının oldukça güvenli olduğunu belirten Op. Dr. Baha Toygar, “Lazer ameliyatlarının başarılı olması için, hastaların bu operasyona uygun olduklarının yapılacak muayenelerle belirlenmesi çok önemli. Gelişen lazer teknolojileri ile hastaların göz numarasından, göz yapılarına kadar pek çok farklı etkeni göz önünde bulunduruyoruz ve bu sayede kendilerini en doğru tedavi yöntemine yönlendirebiliyoruz. Operasyon öncesi muayenenin, ameliyattan bir gün önce gerçekleştirilmesi gerekmekte. Bu muayene sonucunda, hastalarımıza tamamı Dünyagöz’de uygulanan; iLasik, SMILE, INTRALASE LASIK, Topolazer veya Presbiyopi tedavilerinden en doğrusu hangisiyse, bunu uyguluyoruz” diyor.

Hastanın karakteristik özelliklerine göre yöntem belirleniyor

Dünyagöz’deki lazer ameliyatı süreci hakkında detaylı bilgiler veren Op. Dr. Baha Toygar, “Ameliyat öncesinde bahsettiğimiz üzere göz muayenesi yapılır ve hastanın karakteristik özelliklerine göre doğru yöntem belirlenir. Ameliyattan en az bir gün önceki sürede hastalardan makyaj, parfüm, krem gibi kozmetik ürünleri kullanmamaları istenir. Ameliyat sırasında, göze damlatılan damlalar yoluyla uygulanan anestezi ile herhangi bir ağrı hissedilmez ve operasyon süresi her göz için 5-10 dakika civarındadır. Ameliyat sonrasındaki 24-48 saatlik aralıkta da kontrol muayenesi gerçekleştirilerek bir sorun olmadığı teyit edilir. Bunun ardından birkaç gün içinde görüş netleşir ve görme kalitesi artar” şeklinde konuşuyor.

Kimler Lazer Ameliyatı Olabilir?

  • 18 yaş üzerinde olan, gözlük veya lens kullananlar
  • Göz derecelerinde son yılda 0,50 diyoptriden az değişiklik olanlar
  • -10 ditoptriye kadar miyopisi olanlar
  • -6 diyoptriye kadar astigmatı ve +4 diyoptriye kadar hipermetropisi olanlar
  • Kornea dokusu yeterli derecede kalın olanlar
  • Diyabet, romatizma gibi sistematik hastalığı bulunmayanlar
  • Gözlerinde göz tansiyonu gibi başka bir hastalık bulunmayanlar
  • Ön muayenede göz yapısı ameliyata uygun bulunanlar

Lazer ameliyatı olunacak hastanede dikkat edilmesi gerekenler

  • Teknolojik ve hijyenik altyapı
  • Hekim deneyimi ve lazer konusundaki uzmanlığı
  • Tedavi ve tetkikler için gerekli teknolojik altyapının var olması
  • Ameliyatta kullanılacak bütün tıbbi malzemelerin tek kullanımlık olması
  • Gözün farklı branşlarında hizmet verilip verilmediği

Pandemide göz şikayetlerini artı

Pandemide göz şikayetlerini artı

Aylardır süren Covid-19 pandemisinden en fazla etkilenen organlarımızın başında gözlerimiz geliyor. Uzun saatler süren dijital toplantılar ya da uzaktan eğitim nedeniyle saatlerce ekrana kilitlenmek gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda göz şikayetlerini artırdı. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu, halk arasında ‘göz migreni’ olarak tanımlanan; göz küresinde başlayan ve aynı taraf baş yarısına yayılan keskin ağrının giderek daha fazla kişide görüldüğünü belirterek, bazı kuralların ihmale gelmeyeceğini söylüyor.

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu, pandemide yaygınlaşan göz şikayetleri ve alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  Şiddetli baş ağrısıyla yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren migren, artık gözlerde de önemli bir sorun haline geldi. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu, halk arasında ‘göz migreni’ olarak adlandırılan hastalığın, pandemi sürecinde aylardır gözlerin yoğun şekilde aktif kullanılmasıyla giderek yaygınlaştığını belirterek “Gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda bilgisayar başında geçen sürenin artmasına bağlı olarak göz kırpma sayısında azalma, uyku sürelerinde kısalma, ekrandan yansıyan mavi ışık yoğunluğu ve klima gibi nedenlerle göz kuruluğu, gözlerde yanma, batma, acıma ve sulanma şikayetleri son zamanlarda yoğunlaştı. Ayrıca uyku düzensizliği ve stres ile tetiklenen ve göz çevresinde başlayan ağrılar, başa da yayılıyor. Göz migreni olarak tanımlayabileceğimiz bu durum aynı zamanda gözde ışıklanma, ışıklar etrafında çizgilerle kendini gösteriyor ve başa da yayılan keskin ağrılar yaşam kalitesini düşürüyor, konsantrasyonu engelliyor.” diyor.

Göz sağlığı için bu kurallar kritik önem taşıyor!

Covid-19 pandemisi sürecinde evden çalışma, dijital toplantılar, uzaktan eğitim esnasında göz sağlığı için gerekli kuralların ihmal edilebildiğini, bu nedenle göz hastalıklarında artış görüldüğünü vurgulayan Dr. Emel Çolakoğlu, uzun süreli yakın odaklanmanın özellikle gelişim çağındaki çocuklarda uyum kuvvetini zorladığını ve miyopinin ilerlemesine yol açtığını söylüyor. Gün içerisinde mutlaka gözlerin kapatılarak dinlendirilmesi, ekran başında göz kırpmanın unutulmaması, ekran aydınlatmasının ortamdan daha düşük seviyede tutulması, gözlerimizle ekran arasında mesafenin 50-55 cm olmasına özen gösterilmesi ve monitör üzerinden 20 dakikada bir 20 saniye süre ile 5-6 metre uzağa odaklanılması gerektiğini vurgulayan Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu, bu önlemlerin göz sağlığını korumak için kritik önem taşıdığını söylüyor.

Sağlıklı beslenme ve kaliteli uyku şart!

Göz sağlığını korumak için; çevresel önlemlerin yanı sıra sigarasız ortam, kaliteli ve yeterli uyku ile sağlıklı beslenme de olmazlar olmazlar arasında önde geliyor. Dr. Emel Çolakoğlu, iyi havalandırılmış ve ışıksız bir odada ortalama 7-8 saat uyumanın tüm bedenimizi olduğu gibi gözlerimizi de dinlendireceğini belirtirken; sağlıklı ve dengeli beslenmenin, özellikle de havuç, portakal, lahana, ıspanak gibi besinlerin sofralardan eksik edilmemesi gerektiğini kaydediyor.

Gözlük camlarının buğulanmaması için!

Maske takarken gözlük kullanmak kimi zaman rahatsız ediyor. Dr. Emel Çolakoğlu, maskeden dolayı gözlük camlarının buğulanmaması için şu önerilerde bulunuyor:

  • Maskenin telli kısmını üstte tutarak burnunuza göre sıkıştırabilir; çift taraflı bant ile yapıştırabilirsiniz.
  • Optiklerden gözlük camının buğusunu önleyici sprey veya bez temin edebilirsiniz. Ancak camın yansıma önleyici özelliğinin bozulmaması için sık kullanmayın.
  • Gözlük camınıza buğu önleyici kaplama yaptırabilirsiniz.

Gözlük camlarını günde iki kez sıvı sabun ile yıkayabilirsiniz. Yıkadıktan sonra kendiliğinden kurumaya bırakılmalıdır. Sabunlu su cam üzerinde ince bir film tabakası bırakacak ve yüzey gerilimini düşürerek su moleküllerinin buğu tabakası oluşturmasını engelleyecektir.