Yazılar

Hamilelikte doğru bilinen yanlışlar

Hamilelikte doğru bilinen yanlışlar

Anne adayları hamilelik haberini aldığı zaman hem heyecanlı hem mutlu bir döneme giriyor. Ortalama 40 haftalık yolculuğun başlamasıyla birlikte hemen hemen pek çok gebe gerek internetten gerek çevresinden hamilelik sürecine ilişkin bilgiler alıyor. Ancak uzmanından alınmayan kulaktan dolma bilgiler zaman zaman yanlış da olabiliyor ve hamilelik ile doğum sürecini olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Şakir Volkan Erdoğan, gebelikte doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.

Gelişen teknoloji ve iletişim çağı ile birlikte her bilgiye ulaşmak çok kolaylaşmışken beraberinde getirdiği sorun hangi bilginin doğru hangi bilginin yanlış olduğu konusudur. Pek çok anne adayı da bazen bu bilgi kirliliği içinde stres yaşayabilmektedir. Gebelik sürecinde; gerek hormonların, gerekse anne olmanın verdiği sorumluluk ile anne adaylarının kafaları duyulan yanlış bilgilerle karışabilmektedir.  Bu bilgiler her ne kadar masum gibi görünse de, hem gebenin konforunu bozmakta hem de strese yol açmaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Şakir Volkan Erdoğan

Bu mitler şöyle sıralanabilmektedir:

  1. “Her gebe tüm hamilelik boyunca en çok 7-9 kilo arasında almalıdır”: Genellikle gebe bir kadın hamilelik dönemini 8-12 kilo alır diye ortalama bir rakam vardır. Ancak gebelik döneminde alınan kilolar gebelik öncesi kadının kilosuna uygun olmalıdır; örneğin kilolu bir anne adayı ile zayıf bir anne adayının alması gereken kilo aynı olmamalıdır. Kilo alımı her kadına göre farklılık gösterebilir. Hamilelikte doktor kontrolünde kilo dengesinin doğru ayarlanması önemlidir.
  2. “Midesi bulanmayanın erkek çocuğu olur”: Bilimsel olarak kız bebeklerin anne adayında daha fazla bulantı yaptığı yönünde bazı çalışmalar bulunmaktadır ancak bulantı olmayan her anne adayının çocuğu erkek doğmamaktadır.
  3. “Gebe saç kestirirse bebeğin ömrü kısa olur”: Hamile kadınların saç kestirmesinde bir sakınca yoktur. Saç boyama konusunda ise dikkat edilmesi gereken tek konu boyadaki kimyasal maddelerdir. Bu nedenle saç boyası 12 haftaya kadar yapılmamalıdır.
  4. “Bir gebe kollarını havaya kaldırırsa bebeğin kordonu boynuna dolanır”: Bu da yanlış bir bilgidir. Hamilelerin yaptığı hareketle kordon dolanması gibi bir durum söz konusu değildir. Bilimsel araştırmalara göre uzun kordonu olan bebeklerde kordon dolanması görülmektedir. Bu durum gebenin hareketine bağlı değildir.
  5. “Hurma yemek düşüğe sebep olur”: Gebelikte hurmanın doğumu başlattığına dair birçok çalışma mevcuttur. Yapılan çalışmalar genelde doğuma yakın dönemde düzenli hurma yenmesi ile ilişkilidir. Araştırmalara göre hurma doğumu başlatmakta etkili bir besindir. Yiyeceklerle ilgili olarak gebeliğe ilişkin söylenebilecek tek şey hiçbir besinin abartılı tüketilmemesi gerektiğidir.
  6. “Bir hamile istediği besini yemezse, bebekte o besinin izi çıkar”: Gebelik boyunca her istenen şey tüketilmez. Örneğin sakatat, ağır metal ihtiva eden deniz canlıları, çiğ süt, çiğ et, çiğ balık ürünleri, sushi gibi besinler tüketilmemelidir. Bu tür gıdaların tüketilmemesi bebekte bir iz oluşturmaz ancak ciddi nöronal ve fiziksel hasarlara neden olabilmektedir.
  7. “Hamile kadın spor yapamaz”: Gebenin çevresindeki kişiler tarafından en sık dile getirilen konulardan biri de anne adayının eğilmemesi, bir yere uzanmaması, koşmaması, dans etmemesi gerektiğidir. Rutin ve iyi giden bir gebelikte hareket kısıtlaması önerilmemektedir. Genetik olarak sağlıklı ve takiplerinde bir patoloji görülmeyen bir bebek için hareket etmenin sorun oluşturmayacağı bilinmektedir. Riskli gebeliği olan kadınlara da her hareket önerilmez. Genel anlamda dikkat edilmesi gereken gebeliğin ileri haftalarında, özellikle doğuma yakın ağır sporların yapılmasından kaçınılması gerektiğidir.
  8. “Gebelikte vajinal muayene düşüğe neden olur ya da doğumu başlatır”: Bu bilgi anne adaylarının çok fazla dile getirdiği, jinekoloji uzmanlarının çok sık karşılaştığı bir konudur. Hatta pek çok anne adayı, anne ve bebek hayatının riskli olduğu durumlarda bile vajinal muayene konusunda direnç göstermektedir. Bu bilgi kesinlikle doğru değildir. Vajinal muayene bebeğe ya da anneye zarar vermemektedir, doğumu başlatmamaktadır.
  9. “Gebelikte cinsel ilişki bebeğe zarar verir”: Cinsel ilişki bebeğe zarar vermez. Fakat vücudumuzun ürettiği prostoglandin maddesi rahim ağzının açılmasına ve kasılmalara neden olan bir maddedir ve bu madde erkek menisinde de bulunmaktadır. Bununla birlikte yapılan çalışmalarda cinsel ilişki ile doğum olayının başladığına dair bir kanıt bulunamamıştır. Bu veriler ışığında güncel bilgimiz cinsel ilişkinin hamileliğe zarar vermeyeceği yönündedir. Ancak gebelikte cinsel ilişki dönemleri konusunda mutlaka doktora danışılmalıdır.
  10. “Doğum için acı eşiği yüksek olmayan doğum yapamaz”: Doğum, acı eşiği ile ilgili değil, kadın olmak, anne olmayı istemek ve neslin devamını sağlamak ile ilgilidir. Acı eşiği yüksek insanlar tabi ki de acıyı daha az hissedeceklerdir ama bunun doğurabilmek ile ilgisi yoktur.
  11. “8 aydan küçük doğan bebek yaşamaz”: Gelişen tıp ve teknoloji ile günümüzde 22-24 hafta üzerindeki; 500 gr ve üzeri bebekler yaşayabilmektedir. Tabi ki bebek anne karnında ne kadar kalırsa ileride sağlıklı yaşama oranı o kadar artar. Erken haftada doğum, bebeğin kuvözde kalacağı süreyi ve bakım ihtiyacını artırmaktadır.
  12. “Mide ekşimesi bebeğin saçlarıyla ilgilidir”: Gebelik sürecinde anne adayında bir takım fizyolojik değişiklikler meydana gelmektedir. Bunlardan bir tanesi de mide içeriğinin özellikle ilerleyen gebelik haftaları ile yemek borusuna geri kaçması durumudur. Reflü adı verilen bu durumda yemek borusunun mideye girdiği yerde yanma ve ekşime hissi olur; bebeğin saçları ile ilgisi yoktur.

Hamilelikte en sık rastlanan şikayetler

Hamilelikte en sık rastlanan şikayetler

Bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden Covid-19 pandemisi anne adaylarındaki endişeyi katladı. Öyle ki hamilelik sürecinde yaşanan en küçük şikayetler bile “Ya bebeğime bir şey olursa?” korkusuyla çok daha fazla kaygıya ve strese yol açabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ebru Dikensoy “Hamilelikte bağışıklığınız azaldığı için pek çok hastalığa kolayca yakalanabilir ve hastalanabilirsiniz. Ancak bu sorunlar hakkında doğru bilgilere sahip olup gerekli önlemleri aldığınızda bu süreci daha az stresle ve güvenle geçirebilirsiniz” diyor. Prof. Dr. Ebru Dikensoy, hamilelikte en sık rastlanan 7 şikayeti anlattı, pandemi sürecinde anne adaylarına özel önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Hamilelikte en sık rastlanan şikayetler

Kramp

Hamilelikte istem dışı kas kasılmaları (kramp) sık görülüyor. Özellikle geceleri kan dolaşımı yavaşlayıp kaslara daha az oksijen ulaştığından kramplar artabiliyor.

Ne yapmalısınız?

Eğer kramp bacak ve ayak bölgesinde ise kaslarınızı hafifçe germe hareketi yapın. Bacağınızı yukarı kaldırıp ayak parmaklarınızı yukarı doğru hafifçe gerin. Ilık ve ıslak bir havluyu ağrılı bölgenize sararak dinlendirin. Şiddetli bir ağrı durumunda doktorunuzla temasa geçin. Krampa karşı; bol su tüketmek, yürüyüş yapmak, uzun süre ayakta kalmamak, uyumadan önce ılık duş almak ve 10 dakika bacak egzersizleri yapmak, otururken ayağın altına yükselti koymak, ayaklarınıza ve baldırınıza kan dolaşımını artırmak için masaj yapmak, süt içmek, mineralden zengin (maden suyu, balık, kırmızı et, fındık, kuruyemiş) tüketmek ve varisiniz varsa varis çorabı giymek faydalı olacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ödem

Özellikle el ve ayaklarda oluşan ödeme yüz ve göz kapaklarında da şişlikler, kulak çınlamaları, gözde sinek uçuşmaları ve ense ağrıları eşlik ediyorsa sorun tansiyondan kaynaklanıyor demektir.  Bu nedenle tansiyon süratle ölçülmeli ve yüksek seyrediyorsa mutlaka bir hekime başvurmalıdır.

Ne yapmalısınız?

Seyahatlerde verdiğiniz molalarda sık sık yürüyüş yapın. Hafif ve az tuzlu beslenin. Araçta oturduğunuz koltuklarda ayaklarınızı büküp uzatarak kan dolaşımını arttırıp ödem ve tromboz gibi dolaşım bozukluklarından korunun. Varis gibi dolaşım bozukluğunuz varsa mutlaka varis çorabı kullanın. Dar ve sıkı kıyafetlerden kaçının. Özellikle kalp ve böbrek hastası olanlar ve gebeliğe bağlı hipertansiyonu çıkan gebeler çok yakın hekim kontrolünde gebeliklerini sürdürmeli ve kontrollerini aksatmamalıdır. Kesinlikle ödem sökücü bitkisel yaklaşımlar ve ilaçlardan sakının.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Mide bulantısı

Hamilelikte genellikle bulantı, kokuya duyarlılık, bazı yiyecekleri yiyememek gibi durumlarla karşı karşıya kalınabiliyor. Kusma genelde sabahları aç karnınayken, işe yetişme stresi ile uyanınca artabilir.

Ne yapmalısınız?

Sabahları uyanılması gereken saatten 5-10 dakika önce uyanıp başucuna geceden konulmuş tuzlu bir kraker veya leblebiden atıştırıp stres yapmadan hazırlanıp evden çıkmak bulantıyı azaltmaktadır. Gerekirse geceden alınacak zencefil kökünden yapılan bulantı engelleyici kapsüllerden faydalanılmalıdır. Bitkisel tedavi ile rahatlamayan hastalarda gebelik öncesi mide problemleri (gastrit, ülser veya reflü) sorgulanmalı ve tedavisi için gastroenteroloji uzmanına yönlendirilmelidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Reflü

Prof. Dr. Ebru Dikensoy “Gebelikte reflü sık görülebilir ve beslenme alışkanlıklarını değiştirince önlenebilir. Biz tüm gebelere yemeklerden bir saat önce veya sonra sıvı almaları, yemekle birlikte su, ayran ve kola gibi sıvı maddeleri almamaları konusunda tavsiyelerde bulunmaktayız. Katı gıdalarla sıvı gıdalar birlikte alındığında daha geniş bir hacim ve büyüklüğe ulaşan, açısı da bozulmuş mideden yemek borusuna sıvı kaçmasına (reflüye) yol açmaktadır. Sık aralıklarla azar azar beslenme, tok iken sıvı almama, gece daha yüksek bir yastık kullanma gibi tavsiyelerde bulunabiliyoruz. Tüm bunlara rağmen reflü ve mide ağrısı çeken hastaları tedavi düzenlemek amaçlı gastroenterolojiyle görüştürmekteyiz” diyor.

 Ciltte çatlaklar

Gebelikte karın bölgesinde oluşan çatlaklar cildin gerilmesi (karnın büyümesi) nedeniyle ortaya çıkan geçici bir problemdir.

Ne yapmalısınız?

Gebelikte özellikle göğüslerde hacimce artış çok olduğu için öncelikle göğüslere çatlak önleyici krem başlanmalıdır. Genelde gebeliğin 16. haftasından itibaren öncelikle göğüslere, sonra belin ince kısımlarına, karın bölgesine ve üst bacağın ön yüzüne çatlak önleyici krem sürülmesi önerilir. Eğer cildiniz esnekse endişe duymanıza gerek yoktur. Doğumdan bir hafta sonra yapılacak fraksiyonel lazer tedavisi bu çatlakları büyük oranda gidermektedir. 3 haftalık seanslarla tamamen geçene kadar fraksiyonel lazer uygulaması oldukça yüz güldürücüdür.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gebelik şekeri

Gebelik, diyabetik olmayan bir anneyi bile diyabetik duruma sokabilecek bir dönemin bütünüdür. Gebelik öncesi diyabeti olmayan bir anne 26. haftadan itibaren diyabetik hale gelebilir.

Ne yapmalısınız?

Gebelik şekeri; taranması ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir endokrin hastalıktır. Değerler yüksek ise; annenin şekerini kontrolde tutup iri bebek oluşumunu, doğum travmalarını engellemek, yenidoğan döneminde kalsiyum, magnezyum ve potasyum düşüklüğüne bağlı geçirilmesi muhtemel nöbetlere engel olmak ve akciğerlerin düzgün gelişimini sağlamak amacıyla detaylı tetkikler ve tedavi sürecine başlıyoruz. Diyabet eğer tespit edilip tedavi edilmezse bebeklerde çok ciddi sorunlara yol açmaktadır.

Ateş

Hamilelikte ateş yükselmesi ve titreme normal bir durum olmasa da buna yol açan pek çok neden var. Bu nedenle her ateş yükselmesinde Covid-19 olduğunuz kaygısına kapılmayın. Ancak özellikle gebeliğin ilk üç ayında geçirilen viral enfeksiyonlar ve ateş bebeğin beyin ve diğer organlarının gelişimini etkileyebildiğinden çok dikkatli olmak gerekiyor.

Ne yapmalısınız?

Prof. Dr. Ebru Dikensoy “Böyle bir durumda hem kendi sağlığınızı hem bebeğinizin sağlığını riske atmamak için zaman kaybetmeden doktorunuzu aramanız en doğrusudur. Öte yandan Covid-19 gebelikte üçüncü trimesterde yani 28. Gebelik haftasından sonra daha kötü seyretmekte ve anne bebek ölümünü artırmaktadır. Gebelikte Covid-19 durumunda etkili ve önerilebilecek bir tedavi bulunmamaktadır. Gebe kalma düşüncesi var ise gebelikten önce aşı olmak en doğrusudur ve aşıdan ne kadar süre sonra gebe kalınabileceği tartışmalıdır. Bizler hastalarımıza bir ay sonra gebe kalınabileceğini söylüyoruz. Dünya Sağlık Örgütü şu ana kadar gebelere uygulanan aşı ile ilgili bir yan etki bulunmadığını, ancak aşı yaptırma kararını hekim ve anne adayının beraber değerlendirme yaparak vermesi gerektiğini belirtiyor. Gebenin kronik bir hastalığı varsa (astım, KOAH, diyabet vb) her iki aşıdan da olabileceği vurgulanmaktadır” diyor.

Bu hatalar anne ve bebek sağlığını tehdit ediyor

Bu hatalar anne ve bebek sağlığını tehdit ediyor

Covid-19 enfeksiyonuna yakalanmak herkes için kaygı verici. Ancak öyle bir grup var ki onlar sadece kendileri için kaygılanmıyor, henüz doğmayan bebeklerinin de sağlığından endişe ediyorlar. Çünkü hamilelik sırasında meydana gelen diyaframın yükselmesi, solunum mukozasının ödemli olması ve oksijen tüketiminin artması gibi nedenler anne adaylarının solunum yolu enfeksiyonlarına yatkın olmalarına neden oluyor. Bu durum da Covid-19 enfeksiyonuna yakalanma riskini artırıyor. Pandeminin ilk günlerinden itibaren enfeksiyona yakalanan anne adaylarına dair bazı bilgiler ise kafa karışıklığına yol açıyor. Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Günay Gündüz, bu kaygıların birçok konuda yaşandığını belirterek, toplumda doğru sanılan yanlış bilgiler üzerine ayrıntılı açıklama yaptı. Covid-19 pozitif olmanın sezaryenle doğuma yol açmayacağına, bugüne kadar yapılan araştırmalara göre enfeksiyonun anne karnındaki bebeğe bulaşmayacağına ve doğumdan sonra bebeğin emzirilebileceğine vurgu yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Günay Gündüz, “Herkes gibi pandemi kurallarına dikkat ederek yaşamak, düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemek ve sağlıklı beslenmek anne adaylarını da koruyor.” diye konuşuyor.

Yanlış: Her hamile Covid-19 için risk grubunda yer alır

Doğrusu: Hamileler Covid-19 için risk grubunda yer almazlar. Ancak bazı hamilelerde görülen kimi sağlık sorunları ve kronik hastalıklar onları daha riskli hale getiriyor. Diyabet, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, kanser, böbrek ve karaciğer yetmezliği gibi hastalıkları olan hamileler riskli grupta yer alıyorlar.

Yanlış: Virüsten korunmak için ek önlemler gerekir

Doğrusu: Hamilelerin Covid-19’dan korunmak için ek önlem almalarına gerek yok. Toplumun geri kalanında olduğu gibi ellerin sık yıkanması, sosyal mesafe ve maske kurallarına dikkat etmek önem taşıyor. Dr. Günay Gündüz, öksürük, solunum sıkıntısı gibi belirtilerde hemen doktora başvurulması gerektiğini yineliyor.

Yanlış: Enfeksiyon tedavisi için hamilelere ilaç verilmez

Doğrusu: Şüpheli ya da Covid-19 virüsü bulaşmış olan hamilelere fiziksel ve psikolojik destek verilmesi önem taşıyor. Genel durumu iyi olan hamilelerin Covid-19 sürecini evde izole olarak tamamlayabileceklerini belirten Dr. Günay Gündüz, “Hastalığı şiddetli geçiren hamile hastalar hastaneye yatırılıyor. Ağrı kesici, ateş düşürücü gerekliyse uygun antiviral tedavi ve hidratasyon (sıvı takviyesi) yapılıyor” diye bilgi veriyor.

Yanlış: Bulaşma riski nedeniyle rutin gebelik kontrollerine gidilmemeli

Doğrusu: Hastanelerdeki bulaşma riski göz önünde bulundurulmalı. Ancak hekimin gerekli gördüğü sıklıkta kontrollere devam edilmesi gerekiyor. Hamilelikte diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların taranmasının ve tedavi edilmesinin Covid-19 enfeksiyonun bulaşma ve ağır geçirme riskini azalttığına dikkat çeken Dr. Günay Gündüz, “Anne adayı ve bebek sağlığı açısından yeterli kontrollerin de yapılması gerekiyor” diyor.

Yanlış: Covid-19 anne karnındaki bebeğe de bulaşır

Doğrusu: Hastalıkla ilgili araştırma verileri henüz çok sınırlı, ancak hamile kadındaki virüsün bebeğine bulaştığına dair kesin bilgi bulunmuyor. Bugüne kadar anneden henüz doğmamış bebeğine böyle bir geçişin olduğunu gösteren herhangi bir kanıt olmadığını belirten Dr. Günay Gündüz, “Ultrason kontrolleriyle anne karnındaki bebeğin sağlığı ve büyümesi yakından takip edilmeli.” diye konuşuyor.

Yanlış: Covid-19 düşüğe neden olur

Doğrusu: Bu hastalığın seyri, etkileri hakkında henüz yeterli ve detaylı çalışma bulunmadığına dikkat çeken Dr. Günay Gündüz, “Bugüne kadar olan veriler Covid-19 virüsünün hamilelikte düşük ya da erken bebek kaybı riskinde artış olmadığını gösteriyor. Ancak erken doğum riski olabiliyor. Bu nedenle dünyaya gelen bebeğin yeni doğan yoğun bakım ünitesinde kalabileceği akılda tutulmalı.” diyor.

Yanlış: Covid-19 pozitif ise sezaryenle doğum zorunlu olur

Doğrusu: Anne ve bebek açısından doğumu ertelemenin tıbbi bir sakıncası yoksa doğum uygun bir zamana ertelenebiliyor. Doğumun zorunlu olduğu durumlarda ise gerekli önlemler alınarak beklenmeden bebek dünyaya getiriliyor. Covid-19 pozitif olan hamilelerde sezaryenle doğumun bir zorunluluk olmadığını kaydeden Dr. Günay Gündüz, “Sezaryen tıbbi bir gereklilik olduğunda uygulanır. Covid-19 enfeksiyonu bu yöntemi zorunluluk haline getirmez” diye vurguluyor.

Yanlış: Covid-19 virüsü taşıyan anne bebeğine dokunamaz, emziremez

Doğrusu: Anne bebek arasındaki yakın temas ve emzirme bebeğin gelişiminde büyük önem taşıyor. Annenin Covid-19 virüsü taşısa bile el hijyeni, maske ve ortam havalandırması gibi gerekli önlemleri alarak bebeğini emzirebileceğini ifade eden Dr. Günay Gündüz, “Anne ile bebek arasında ten tene temasa izin verilmeli. Aynı odada kalabilirler. Annenin maske kullanması gerekiyor. Ancak boğulma gibi kazalara yol açabileceği için bebeğe maske ya da siperlik takılmaz” diyerek sözlerini tamamlıyor.

Yanlış: Hamilelikte akciğer filmi ya da bilgisayarlı tomografi çekimi yapılmaz

Doğrusu: Gereken durumlarda akciğer filmi de bilgisayarlı tomografi de çekilebilir. Hamilelikte anne karnındaki bebek için güvenli radyasyon değeri 5 rad olarak kabul ediliyor. Dr. Günay Gündüz, gerekli olan durumlarda anne adayının karın bölgesinin kurşun yelekle korunarak her iki çekim işleminin de yapılabileceğini kaydediyor.

Yanlış: Hamileler Covid-19’u daha şiddetli geçirir

Doğrusu: Pandemi başladığından bu yana yapılan araştırmalarda hamilelikte Covid-19 enfeksiyonunun daha şiddetli geçeceğini gösteren anlamlı sonuçlar görünmüyor. Dr. Günay Gündüz, anne adaylarının hastalık seyrinin virüs bulaşan diğer kişilerden anlamlı bir farklılık göstermediğini belirtiyor.

Anne olmayı önleyen sinsi hastalık

Anne olmayı önleyen sinsi hastalık

Kasık, alt karın bölgesi ve belde oluşan kronik ağrılar… Yoğun ve uzun süren adet kanamaları, ara kanamalar… Şiddetli tablolarda oluşan kansızlık… Cinsel ilişkide ağrı ve bunun sonucunda gelişen, cinsel isteksizlik… Daha da kötüsü, hamileliği önleyebilmesi, hamilelik oluşsa dahi ardı ardına düşüklere yol açabilmesi! Gerek başka hastalıklarla ortak belirtileri olması, gerekse adet döneminde yaşanan sorunların olağan olarak düşünülüp hekime başvurulmaması nedeniyle tanı konulması bazen yılları bulabilen bu hastalığın adı; adenomiyozis.

Rahim iç boşluğunu döşeyen endometrium dokusu, her ay adet kanamasıyla vücuttan atılıyor. Bu dokunun çeşitli faktörlerin etkisiyle rahim duvarı kası içerisinde büyümesine ‘adenomiyozis’ deniliyor. Östrojene bağımlı olduğu için üreme çağındaki kadınları etkileyen ve menopoz döneminde sona eren adenomiyozisin görülme sıklığıyla ilgili net bir veri olmasa da, oldukça yaygın bir sağlık problemi olduğu belirtiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem, kadının yaşam kalitesini oldukça düşürebilen adenomiyoziste en önemli sorunun tedavide geç kalınması olduğuna dikkat çekerek, “Başka hastalıklarla ortak belirtiler göstermesi tanı konulmasını güçleştiriyor. Ayrıca hastalar yoğun adet kanamalarının ve kasık bölgesindeki sancıların olağan bir durum olduğunu düşünerek, hekime başvurmaya gerek duymayabiliyor. Yıllarca bu ağrıları çekmek durumunda kalıyor, daha da kötüsü annelik hayaline kavuşamıyorlar. Bu nedenle özellikle kasık ağrısı ve yoğun kanama durumunda mutlaka hekime başvurulmalı, hiçbir yakınma olmasa dahi yıllık jinekolojik muayeneler asla ihmal edilmemeli” diyor.

Nedeni henüz bilinmiyor

Adenomiyozisin oluşum nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, çeşitli teoriler öne sürülüyor. Bilimsel olarak henüz izah edilemese de, adenomiyozis hastalarında aile hikayesine sık rastlanması, genetik faktörün de etkili olduğunu düşündürüyor. Bunun yanı sıra doğuştan rahim kasında endometrium odaklarının olması, rahmin iç duvarı ile orta kas tabakası arasında hasarlar oluşturan sezaryen ve doğum travmaları gibi cerrahi işlemler, enfeksiyonlar ve rahim duvarına yerleşen kök hücreler gibi pek çok etkenin nedeni olabileceği belirtiliyor.

Bu belirtilerden biri bile varsa…  

Adenomiyozis hastaların yüzde 35’inde hiçbir belirti vermeyebiliyor veya çok hafif yakınmalarla seyredebiliyor. Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem en sık görülen belirtileri sıralayarak, bu yakınmalardan biri bile varsa, mutlaka hekime başvurmak gerektiği uyarısında bulunuyor:

  • Aşırı ve uzun süren adet kanamaları: Adet kanamalarının 7 günden fazla sürmemesi gerekiyor. Günlük kullanılan ped sayısı ise 2-4’ü geçmemeli.
  • Adet dışında gelişen ara kanamalar.
  • Adet sırasında oluşan ve başka bir nedeni bulunamayan şiddetli kramplar veya keskin, bıçak saplanır tarzda oluşan alt karın ağrısı.
  • Kronik kasık ve bel ağrıları, pelviste dolgunluk hissi.
  • Cinsel ilişkide ağrı ve bunun sonucunda oluşan cinsel isteksizlik.
  • Nedeni tespit edilemeyen düşükler.
  • İnfertilite
  • Yoğun adet kanamaları sonucu oluşan kansızlık: Bu tablonun sonucunda kronik yorgunluk, mutsuzluk, enerjide düşüş, anksiyete veya depresyon gelişmesi.

Anne olmayı önleyebiliyor

Adenomiyozisin yol açtığı bir başka önemli sorun ise infertiliteye neden olması, hamile kalınsa bile ardı ardına düşük riskini artırması. Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem, adenomiyozisin hamileliği 2 şekilde etkilediğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci etkisi, rahim duvar yapısını bozarak spermin tüplerden geçişini bloke etmesi. İkincisi ise hamilelik oluştuğunda embriyonun yerleşeceği ortamda yüksek basınç oluşturarak tutunmaya engel olması.” Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem, adenomiyozis vakalarında düşük riskinin 2 katına çıktığını vurgulayarak, “Adenomiyozis tespit edilmemişse hastanın hamile kalma veya hamilelik oluştuysa bunu sürdürme şansı giderek azalıyor. Adenomiyozise eğer endometriozisin yumurtalık, tüpler ve karın zarı tutulumu eşlik ediyorsa, risk daha da artıyor. Tanı konulmuşsa, tüp bebek yöntemi ve düşük riskine karşı koruyucu tedbirlerin daha yoğun uygulanması sayesinde hastanın anne olma şansı oldukça yükseliyor.”

Düzenli muayene çok önemli

Düzenli yapılan jineokolojik muayeneler ve hekimin adetler konusunda bilgilendirilmesi erken tanıda büyük önem taşıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müberra Kalem özellikle aile öyküsü olanlarda yıllık kontrollere çok erken yaşta başlanması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ailede bu hastalık olsun veya olmasın, ilk adet görüldüğü yıllarda, yani 13 – 14 yaşlarında jinekolojik muayene olunmalı. Ardından 20 yaşına kadar 3-4 yılda bir muayene yeterli gelecektir. 20’li yaşlardan itibaren yıllık kontroller ise ihmal edilmemelidir.” diyor. Normalden büyük rahmin olması, tanı için önemli bir ipucu olarak görülüyor. Tanı ultrasonografiyle konulabiliyor, ancak şüpheli durumlarda MR (manyetik rezonans görüntüleme) yöntemine ihtiyaç duyulabiliyor.

 Tedaviyle çözüm sağlanabiliyor

Adenomiyoziste tedavi hastanın yaşına, yakınmalarına ve çocuk sahibi olmak isteyip istemediğine göre düzenleniyor. Örneğin adet kanaması çok yoğunsa kanamayı azaltmaya yönelik hormon takviyeleri, ağrı yakınması varsa ağrıyı dindirmeye yönelik ağrı kesici ilaçlara başvuruluyor. Şiddetli ağrı ve yoğun kanamaya sebep olabilen veya hamile kalmaya engel olduğu düşünülen adenomiyozis odakları ilaçla küçültülebiliyor ya da uygun ameliyat teknikleri ile çıkarılabiliyor. Semptomlar çok şiddetliyse ve hasta üreme çağını tamamlamışsa, kesin çözüm için rahmin alınması önerilebiliyor. Ancak ağrı ve kanamayı kontrol altına alan ilaçların kullanıldıkları sürece faydalı olduklarını, bırakıldıklarında ise sorunların yeniden başladığını vurgulayan Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem, “İlaç tedavisinin yanı sıra bir başka seçeneğimiz ise progesteron salgılayan spiraller. Uygun olan hastalarda başvurduğumuz spiraller 5 yıl boyunca kanama ve ağrı şikayetlerini belirgin oranda azaltabiliyor ve hastalığın ilerlemesini durdurabiliyor. Bu yöntemle hasta ameliyat olmaktan kurtulabiliyor.” diyor.