Yazılar

Hamilelikte obezite tehlikesi!

Dünya Sağlık Örgütü tarafından “sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda küresel boyutta bir halk sağlığı sorunu haline geldi.  Zira, obezite pek çok kronik hastalığın gelişme riskini artırırken, dünya çapında ölüm nedenlerinin de başında geliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, görülme sıklığı dünya ile birlikte ülkemizde de giderek artan obeziteden kadınların daha fazla etkilendiğini belirterek, “Öyle ki Sağlık Bakanlığı tarafından 2017 yılında gerçekleştirilen Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’nın raporuna göre; obezitenin erkeklerde görülme sıklığı yüzde 24.6 iken bu oran kadınlarda yüzde 39.1’e yükselmektedir. Birçok çalışmanın verileri, doğurganlık çağındaki 20-39 yaş grubu kadınlarda obezite görülme oranının yüzde 20-35 olduğunu ve morbid obezite görülme oranlarında giderek artış gözlendiğini göstermektedir” diyor.

Doç. Dr. Halenur Bozdağ

Doç. Dr. Halenur Bozdağ

Çocukluk çağı obezitesi riskini 2 kat artırıyor!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, obezite sorunu yaşayan anne adaylarında hamilelik sürecinin düzenli ve yakın takip gerektirdiğine dikkat çekerek, “Obezite hem anne adayının hem bebeğin sağlığını tehdit edebilmektedir.  Örneğin, bu annelerin bebeklerinde, çağımızın önemli sorunu olan ve görülme sıklığı giderek artan çocukluk çağı obezitesinin gelişme riski ciddi oranda artmaktadır. Yapılan çalışmalar, gebeliğin ilk  3 ayı içindeki maternal obezite ile çocukluk çağı obezitesi arasında ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma sonuçlarına göre; annesi gebeliğin ilk 3 ayında obez olan çocukların 2 yaşına geldiklerinde obez olma riskleri 2 kat artarken, 3 – 5 yaşlarına geldiklerinde bu risk artış göstererek 2.3 kat olmaktadır” uyarısında bulunuyor.

Bebeklerde kalp hastalığı, hipertansiyon ve diyabete zemin hazırlıyor!

Bebeklerin fizyolojilerinin hamilelik sürecinde anneden gelen besinlere uyum sağladığını vurgulayan Doç. Dr. Halenur Bozdağ, bu adaptasyonun bebeklerin metabolizmalarını kalıcı olarak değiştirebildiğine işaret ederek, “Anne karnındayken programlanmış olan bu değişiklikler bebeklerde obezitenin yanı sıra kalp hastalığı, hipertansiyon ve insüline bağımlı olmayan diyabet dahil olmak üzere yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan çeşitli hastalıklara da zemin oluşturmaktadır” diyor.

Annede kalıcı sorunlara yol açabiliyor!

Obezite, hamilelik sürecinde sadece anne karnındaki bebekte değil anne adayında da ciddi sağlık sorunları oluşturabiliyor. Doç. Dr. Halenur Bozdağ, bu hastalıkları şöyle özetliyor: “Obezite sorunu yaşayan anne adaylarında gebelik şekeri 2.6, gebelikte yüksek tansiyon 2.5 ve preeklampsi 3.2 kat artış göstermektedir. Gebelik sürecinde ve lohusalıkta damarlarda pıhtı oluşumu gibi ek sorunlar da yaşanırken, doğum sonrasında tip 2 diyabet yaşanırken, doğum yüksekliği gibi sağlık sorunları kalıcı olabilmektedir.”

Yakın takip ve tedaviyle önlenebiliyor

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ,  aslında hamilelikte obezitenin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek,  “Düzenli beslenme, yeterli fiziksel aktivite ve her şeyden önemlisi gebeliğe ideal kiloyla başlamak ve bunun için doğum öncesi danışmalık almak, sorunların oluşmasını önlemenin etkili ve ulaşılabilir bir yoludur” diyor.  Obezitenin oluşturacağı riskleri en aza indirmek için hamileliğin ilk haftalarından itibaren yakın takip  ise büyük bir öneme sahip.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, ilk muayenede obezitenin neden olabileceği sağlık sorunlarının araştırıldığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunun için diyabet açısından açlık kan şekeri, üç aylık kan şekeri göstergesi olan HbA1C ve gerekirse şeker yükleme testi yapılır.  Kalp sağlığı açısından kan yağları ve ihtiyaç halinde kardiyolojik değerlendirme istenebilir. Tansiyon takibi günlük bakılabilir ve yüksek tansiyona eşlik eden baş ağrısı veya görme bulanıklığı gibi bulgular açısından anne adayı bilgilendirilir. Bebeğin gelişimi, kilo alımı, anneye ait risk faktörlerinden etkilenme durumu ve iyilik hali her görüşmede değerlendirilir.”

Sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite şart

Hamileliğine aşırı kilolu veya obezite sorunuyla başlayan anne adaylarında aylık kilo alımının bir plana oturtulması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Halenur Bozdağ, diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir diyet listesi oluşturularak sağlıklı beslenme ve kalori kontrolünün yapıldığını belirtiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, fiziksel aktivite konusunda da anne adaylarının desteklenmeleri gerektiğini vurgulayarak, “Düzenli açık hava yürüyüşleri günlük hayatın bir parçası haline getirilmelidir. Her gün 30 dakikalık açık havada yürüyüş veya ev içinde günde 3 kez 20 dakikalık aktivitede bulunmak, hamileliğin sağlıklı geçmesi için son derece önemlidir” diye konuşuyor.

Obezite sorunu varsa 5-9 kilodan fazla alınmamalı!

Hamilelikte ne kadar kilo alınması gerektiği ise hamileliğin başlangıcındaki kiloya göre değişiyor. Vücut Kitle İndeksine göre zayıf olan anne adaylarının hamilelik sonuna kadar 12.5-18 kilo; ideal kiloda olanların 11.5-16 kilo; fazla kilosu olanların 7-11.5 kilo almaları öneriliyor. Obezite sorunu yaşayan anne adaylarının  ise 5-9 kilodan fazla almamaları önem taşıyor. Doç. Dr. Halenur Bozdağ, “Genel olarak bakıldığında, Vücut Kitle İndeksi’ne göre zayıf ve normal ağırlıktaki gebelerde ayda en fazla 2 kilo alımı, kilolu veya obezite sorunu olan gebelerde ise en fazla bir kilo alımı önerilmektedir” diyor.

Anne adaylarına uyarı: “Uzman tavsiyesinden uzaklaşmayın”

“Sen iki canlısın, çok ye”, “Aman çay kahve içme”, “Hamileyken cinsel ilişki olmaz” … Her ne kadar iyi niyetli olsa da bu ve benzeri sözler anne adaylarına hamilelik sürecinde toplum tarafından yüklenen, doğru sanılan yanlış bilgiler. Ne yazık ki yaygın olarak karşılaşılan bu iddialar anne adaylarında gereksiz kaygı ve endişelere yol açarken bebekler için de potansiyel riskler oluşturabiliyor. Günümüzde hem dijital ortamdan hem de çevrelerinden duydukları yanlış önerilere göre hareket eden anne adaylarının, uzman tavsiyelerinden uzaklaşarak sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldığının altını çizen Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatih Aktoz, “Hamilelik boyunca anne adaylarının kafasını karıştıran pek çok soru var. Örneğin; vajinal muayenenin riskli olduğu söyleniyor, ancak bu doğru değil. Vajinal muayene hem rahim boyutunu, rahim ağzının durumunu ve diğer organların sağlığını değerlendirmeyi sağlar hem de vajinal enfeksiyonların veya diğer komplikasyonların erken teşhis edilmesine yardımcı olur. Doktor önerisi ve yönlendirmesi doğrultusunda yapılmasında sakınca yoktur. Anne adayları hamilelik sürecinde hekimleriyle düzenli iletişimde olmalı ve kulaktan dolma bilgiler yerine hekimden bilgi almalıdır” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, hamilelik dönemine dair doğru bilinen yanlışları sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Fatih Aktoz

Doç. Dr. Fatih Aktoz

Hamilelik belirtileri her kadında aynıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Her kadın hamilelik sürecini farklı yaşıyor. Bazı kadınlar hamilelikte tipik belirtiler olan sabah bulantısı, meme hassasiyeti ve yorgunluk yaşarken diğerleri bu belirtileri hafif yaşıyor veya hiç yaşamıyor. Belirtiler kişiden kişiye ve hamilelik dönemine göre değiştiği için bireysel deneyimlere dayanarak genellemelerden kaçınmak gerekiyor.

Görünüşe bakarak cinsiyet tahmin edilebilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumumuzda anne adaylarının geçirdikleri fiziksel değişimlere dayanarak bebeğin cinsiyetini tahmin etme eğiliminin bulunduğuna değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatih Aktoz şunları söylüyor: “Halk arasında yaygın bir alışkanlık olsa da bilimsel olmadığı için bu yöntemi ciddiye almamak gerekir. Göbek şekli, bulantı şiddeti, anne adayının cilt durumu gibi belirtiler ve hamilelik sürecinde yaşanan her türlü fiziksel değişim, bebeğin sağlığı ve gelişimiyle ilgili olsa da cinsiyete dair bir yanıt vermez. Bebeğin cinsiyeti ancak ultrason veya genetik testler gibi bilimsel olarak doğrulanmış tetkikler sonucu öğrenilebilir.”

Hamilelikte cinsel ilişki zararlıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hamilelikte cinsel ilişki normal şartlarda güvenli kabul ediliyor ve bebeğe zarar vermiyor. Bebek rahim içindeki sıvı ve rahim kasları tarafından iyi bir şekilde korunduğu için cinsel ilişki hamileliğin normal seyrine zarar vermiyor. Ancak düşük riski ya da plasenta previa (bebeğin eşinin önde olması) gibi bazı istisnai durumlarda hekimin tavsiyesine kulak vermek ve anne adayının sağlık durumuna uygun hareket etmek gerekiyor.

Bu dönemde cinsel istek yok olur. YANLIŞ!

 DOĞRUSU: Hamilelik sürecinde cinsel istek seviyesi kişiden kişiye değişse de yok olmuyor. Bazı kadınlar hamilelikleri boyunca artan hormon seviyeleri nedeniyle daha fazla cinsel istek duyarken, bazılarının ise fiziksel değişiklikler veya diğer faktörlerden dolayı cinsel isteği azalıyor. Bu durum, her kadının bireysel deneyimlerine ve fiziksel rahatlığına bağlı olarak değişiyor. Ancak bu süreçte cinsel isteği desteklemenin ve sağlıklı bir cinsel yaşam sürdürmenin yolu partnerler arasında açık ve anlayışlı iletişimden geçiyor.

Egzersiz yapılmamalıdır. YANLIŞ!
DOĞRUSU:
Hamilelik sürecinde düzenli hafif egzersizin anne adayının genel sağlığı için faydalı olduğu biliniyor. Özellikle yürüyüş, yüzme, yoga veya hamilelik egzersiz programları gibi düşük etkili aktiviteler kasları güçlendiriyor, esnekliği artırıyor ve bağışıklığı yükseltiyor. Bu tür egzersizler, kan dolaşımını iyileştirerek ve ruh halini dengeleyerek hamilelik sürecini daha rahat geçirmeye yardımcı oluyor. Ancak her kadının sağlık durumu farklı olduğundan, egzersiz programını doktor gözetiminde uygulamak; riskli sporlardan kaçınmak ve herhangi bir sorun veya rahatsızlık hissi durumunda doktora danışmak gerekiyor.

Yüzmek tehlikelidir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatih Aktoz, “Deniz veya havuz suyu, hamilelik sırasında cildin serinlemesine ve rahatlamasına yardımcı olabilir. Ancak aşırı sıcak suya maruz kalmaktan kaçınmak ve güneşin zararlı UV ışınlarından korunmak için güneş kremi kullanmak gibi bazı önlemler alınmalıdır. Yüzme havuzlarının hijyenik olduğundan emin olunmalıdır. Havuzlarda kullanılan klor, doğru miktarda kullanıldığında zararlı değildir. Ancak havuzdan çıktıktan sonra kimyasalları ciltten uzaklaştırabilmek adına mutlaka duş alınmalıdır. Sıcak su yerine serin ve ılık su tercih edilmelidir” diyor.

 Hamilelikte iki kişilik yemek gerekir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumumuzda anne adaylarını beslemek gibi yaygın bir alışkanlık olsa da “iki kişilik yemek” doğru değil. Aşırı yemek, hem anne ve bebeğin sağlığına zarar verebileceği hem de gereksiz kilo alımına neden olabileceği için porsiyon kontrolüne dikkat etmek gerekiyor. Çünkü anne adayları bu süreçte sadece kendi beslenme ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda bebeğin de sağlıklı bir şekilde gelişimini destekliyor. Kaliteli proteinler, vitaminler ve mineraller açısından zengin besinleri tercih etmek gerekse de sağlıklı ve dengeli beslenmek önem taşıyor.

Balık, çay ve kahve yasaktır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Balık, çay ve kahve tüketimi konusunda kesin yasaklar bulunmasa da dikkatli olmak gerekiyor. Omega-3 yağ asitleri ve protein açısından önemli bir besin kaynağı olan balığı haftada iki-üç porsiyon tüketmek ancak mezgit, levrek, somon ve hamsi gibi cıva düzeyi düşük olan türleri seçmek gerekiyor. Kafein tüketimi risk oluşturabileceği için çay ve kahve gibi kafein içeren içecekler sınırlı tüketilmeli, günde iki-üç fincandan fazla kahve ya da dört-beş çaydan fazla tüketmemeye özen gösterilmeli.

Hamilelikte ilaç kullanılmaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatih Aktoz, “Bazı durumlarda anne adayının sağlığını korumak veya tedavi etmek için ilaç tedavisi gerekir. Örneğin, bazı kronik hastalıkların yönetimi veya hamilelik sırasında ortaya çıkan enfeksiyonlar için ilaç kullanımı gerekebilir. Doktor, anne adayının sağlık durumunu değerlendirir, potansiyel riskleri ve faydaları tartar ve en uygun tedavi seçeneğini belirler. Ancak herhangi bir şüphe olduğunda, mutlaka doktora danışılmalı ve kendi başına ilaç kullanımından kaçınılmalıdır” diyor.

Vajinal muayene yapılmaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hamilelik sürecinde anne adayının ve bebeğin sağlığını değerlendirmek için önemli bir araç olduğundan dolayı vajinal muayene güvenli yapılabilir. Vajinal muayene hem rahim boyutunu, rahim ağzının durumunu ve diğer organların sağlığını değerlendirmeyi sağlıyor hem de vajinal enfeksiyonların veya diğer komplikasyonların erken teşhis edilmesine yardımcı oluyor. Ancak vajinal muayenenin, doktor önerisi ve yönlendirmesi doğrultusunda ve her zaman steril bir ortamda ve dikkatli bir şekilde yapılması gerekiyor.

Hamilelikte risk oluşturan 8 önemli neden!

Hamilelikte risk oluşturan 8 önemli neden!

Hamilelik döneminde her kadının tek dileği bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına almak oluyor kuşkusuz. Ancak bazı hamileliklerde, risk oluşturan çeşitli etkenler nedeniyle anne adayının ve karnındaki bebeğin sağlığı, hatta hayatı tehlikeye girebiliyor. Günümüzde her 10 hamileden 1’inin ‘riskli’ grupta yer aldığı belirtiliyor.  Risk oluşturan etkenlerin bazıları hamilelik sürecinde ortaya çıkarken, bir kısmı ise  hamilelik öncesinde zaten mevcut oluyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen,   bu nedenle her kadının hamile kalmayı planladığında mutlaka hekime başvurması gerektiğine dikkat çekerek, “Hamileliğin normal ve bebeğin sağlıklı gelişmesi için anne adayına ait sağlık sorunları varsa bunların hamilelikten önce tespit edilmesi ve tedaviye başlanması çok önemlidir. Ayrıca, anne adayı   kalp, tansiyon veya diyabet hastası ise bu hastalıkların hamile kalınmadan önce kontrol altına alınmaları gerekir” diyor. Düzenli aralıklarla yapılan hamilelik takiplerinin yaşamsal önem taşıdığına işaret eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, “Her genel kontrollerde;  kilo takibi, tansiyon ölçümü, karın büyüklüğünün değerlendirilmesi, bebeğin kalp atışlarının tespiti, ödem, bebeğin anne karnındaki pozisyonu, ultrason ile bebeğin gelişimi, plasenta (eş) ve amnios suyu değerlendirilir. Yüksek riskli anne adayları hekimlerinin tavsiyeleri doğrultusunda daha sık ve yakın takibe alınmaktadır. Günümüzde risk grubundaki anne adayları, düzenli takip ve tedavi sayesinde sağlıklı bir hamilelik süreci ve doğum gerçekleştirebilmektedir ” bilgisini veriyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, riskli hamileliğe yol açan bazı etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Prof. Dr. Hüsnü Görgen

Prof. Dr. Hüsnü Görgen

Bebeğin plasentası ile ilgili sorunlar

Bazı anne adaylarında bebeğin plasentası rahmin içine değil alt kısmına yerleşiyor ve doğum kanalını kapatıyor. ‘Plasenta previ’ olarak adlandırılan bu durumun en önemli bulgusu ağrısız vajinal kanama oluyor.  Hamilelik takiplerinde  ultrasonografik inceleme ile belirlenebilen plasenta previ, bazen fazla kanamaya neden olarak annenin ve bebeğin hayatını tehdit edebiliyor. Kanamanın kontrol edilemediği durumlarda doğumun sezeryan ile acil olarak gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Çoğul hamilelik

Çoğul hamilelikte; gebelik zehirlenmesi (preeklempsi), bebekte gelişim geriliği, doğumsal anomaliler ve erken doğum gibi riskler sık görülüyor.  Bu riskler  anne adayının sigara alışkanlığı, bazı ilaçların kullanımı ve sistemik hastalıkların varlığında daha da artabiliyor. Prof. Dr. Hüsnü Görgen, tüm bu zorluklara rağmen düzenli kontroller ve gelişmiş yeni doğan üniteleri sayesinde, ikizlerin yüzde 90’dan fazlasının dünyaya sağlıklı olarak geldiklerini belirtiyor.

Geç veya erken yaş hamilelikleri

Özellikle 40 yaşından sonra oluşan hamileliklerde ciddi bir sorun olan hipertansiyon, gebelik diyabeti, erken doğum, anne karnında bebek kaybı, doğum öncesi ve sonrası dönemde gelişebilen kalp yetmezliği, doğum sonrası kanamalar, plasental anormallikler, erken veya ölü doğum gibi tablolar daha sık yaşanıyor. Bunların yanı sıra anne yaşının ilerlemesiyle birlikte hamilelikte diğer sistemik hastalıkların gelişme riski de artıyor. Erken yaşta oluşan hamilelikler de anne ve bebeğin hayatını tehdit edebiliyor. Özellikle 15-19 yaş arasında, yani adolesan döneminde anne adayının vücudunun tam gelişmemiş olması ve yetersiz beslenme ile sigara alışkanlığı gibi etkenler ciddi risk oluşturuyor. Örneğin, erken yaş hamileliklerde preeklampsi riski artıyor.

Gebelikte preeklampsi

Daha önce kan basınçları normal olan anne adayında, hamileliğin 20. haftasından sonra tansiyon yükselmesiyle (140/90 üzeri) birlikte idrarda protein atılımı varsa, bu tabloya preeklampsi, toplumdaki bilinen adıyla ‘gebelik zehirlenmesi’ deniyor. Sebebi belli olmayan bu hastalık çok ciddi sorunlardan, hatta gebeliğe bağlı anne ölümlerinin yüzde 14’ünden sorumlu oluyor. Ayrıca bebekte  erken doğuma bağlı prematürite, gelişme geriliği ve oksijen azalması nedeniyle nörolojik sorunlara yol açabiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, düzenli hamilelik takiplerinin gebelik zehirlenmesine erken tanı konulmasında kilit rol üstlendiğine işaret ederek, “Preeklampsi tanısı konulduktan sonra anne ve  bebek yakın takibe alınmaktadır. Hafif preeklamptik hamileler takip edilerek 37. hamilelik haftasından sonra doğum gerçekleştirilmektedir. Ağır preeklamptik anne adayları ise hastaneye yatırılarak hem tedavi edilir hem de doğum planlaması yapılır” diyor.

Kalp hastalıkları
Günümüzde kalp hastalığı olan kadınların birçoğu hamilelik sırasında dikkatli takip ve gerekli önlemler alındığında, sağlıklı çocuk sahibi olabiliyor. Ancak kendisinin ve bebeğinin hayatını riske atacak ağır kalp hastalığı varsa, önce bu sorunun tedavi edilmesi gerekiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, hamileliklerde başlıca iki nedenle kalp hastalığı görülme riskinin arttığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu artışın birinci nedeni, tıptaki ilerlemeler sayesinde doğumsal kalp hastalığı olan kadınların daha fazla hamile kalabilmeleri. İkincisi ise hamile kalma yaşının ileri yaşlara kaymasıdır. Hamileliğin ilk üç ayında kalbin yükü artmaya başlar ve doğum sırasında da dolaşım sisteminde ani değişiklikler yaşanır. Bunun sonucunda anne ve bebeğin sağlığını, hatta hayatını tehdit edecek tablolar gelişebilmektedir. Örneğin, kalp hastalığı olan anne adaylarının bebeklerinde gelişim geriliği ve prematüre doğum riski artmaktadır. Dolayısıyla kalp hastalığı olan hamilelerin daha sık izlenmeleri yaşamsal önem taşımaktadır” diyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi

Diyabet

Hamilelik öncesinde diyabeti olan hastalarda kan şekerinin kontrol altında olmasının son derece önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Görgen, “Hamilelikte kan şekerinin kontrol altına alınamadığı tablolarda doğumsal anomaliler daha çok görülmektedir. Hamilelik döneminde diyabet nedeniyle oluşan retinopati (gözdeki bozukluk) daha da kötüleşebilir. Diyabet hastalığına bağlı böbrek problemleri olan kadınlarda yüksek tansiyon ve böbrek fonksiyonlarında bozulma gelişebilmektedir. Bu nedenle kan şekeri kontrolü son derece önemlidir” diyor. Daha önce diyabet hastalığı olmayan kadınlarda ilk kez hamilelik sırasında şeker metabolizmasında bozukluk görülmesi ise ‘gestasyonel diyabet’ olarak tanımlanıyor. Prof. Dr. Hüsnü Görgen, tanı konulmayan ve takip edilmeyen gestasyonel diyabetli anne adaylarının bebeklerinde problem çıkma riskinin normal hamilelere oranla 2 kat arttığını belirterek, “Birçok hastada dengeli bir diyetle kan şekeri kontrol altına alınabilmektedir. Diyete rağmen kan şekerinin ayarlanamadığı durumlarda ise insülin kullanmak gerekebilir” diyor.

Kan Uyuşmazlığı

Annenin kan grubu Rh negatif, babanın kan grubu Rh pozitif olduğunda bebeğin kan grubu Rh pozitif olabiliyor. Bu durumda anne ve bebeğin kan grupları farklı olacağı için kan uyuşmazlığı  gelişebiliyor. Annenin kanı RH proteinini yabancı olarak algılayınca bağışıklık sistemi RH pozitif faktörüne karşı antikor üretiyor, yani savunmaya geçiyor. Bu tablo ise bebekte ciddi sorunlara yol açabiliyor. Prof. Dr. Hüsnü Görgen, annede antikor oluşumunu önlemek için bu durumlarda anneye aşı yapılması gerektiğini belirterek, “Aşı yapılmayan ve antikor oluşumu ile duyarlılık kazanan annelerin bir sonraki hamileliklerinde bebekte kansızlık ve beyin hasarı gibi ciddi sorunlar oluşabilmektedir. Dolayısıyla  ilk hamilelik muayenesinde annenin kan grubu mutlaka öğrenilmeli  ve anne kan grubunda antikor oluşup oluşmadığı test edilmelidir“ diyor.

Bebekte gelişim geriliği

Hamilelik sürecinde bazı bebeklerde görülen gelişim geriliği ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Çoğul hamilelik, kötü beslenme, annenin kalp veya diyabet hastalığı, hipertansiyon, sigara alışkanlığı, alkol veya ilaç kullanımı, bebeğin kalp hastalığı veya doğumsal anomalileri ile kanama hastalıkları gibi etkenler bebekte gelişme geriliğine neden olabiliyor. Gelişim geriliğine bağlı olarak; organlarda sakatlık, doğumsal anomaliler, çocukluk döneminde düşük zeka, öğrenme ve davranış bozuklukları ile nörolojik bozukluklar görülebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, “Bebekte gelişim geriliği saptandığında, bebeğin anne karnında yakın takibi gerekmektedir. Ultrasonografi ve Fetal Kalp Monitorizasyonu (NST) gibi takip yöntemleriyle anne karnında artık sıkıntı saptanan bebeklerin doğumuna karar verilmektedir” diye konuşuyor.

Hamilelikte ilaç kullanımının bebeğe etkileri nelerdir?

Hamilelikte ilaç kullanımının bebeğe etkileri nelerdir?

Hamilelik sürecinde, annenin tüm tükettikleri ve davranışları bebeği etkiliyor. Peki ilaç kullanımında durum nedir? Anne adaylarının kullandığı ilaçlar, bebeği etkiler mi? Hangi ilaçların etkileri ne şekilde ortaya çıkar? Alınabilecek tedbirler nelerdir? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Op. Dr. Cem Büyüktosun gebelikte anne adaylarının ilaç kullanmasının bebeğe olabilecek muhtemel etkileri hakkında bilgiler veriyor.

Hamilelik dönemi, anne adayları için büyük bir heyecan ve beklentiyle dolu bir süreçtir. Ancak hamilelik boyunca dikkat edilmesi gereken birçok önemli konu bulunmaktadır. Bu konulardan biri de hamilelikte ilaç kullanımının bebeğe etkileridir. İlaçların gebelik sürecinde nasıl bir rol oynadığı ve bebeğe olası etkileri, anne adayları için merak edilen bir konudur.

Burada öncelikle, gebelerin asla hekim onayı olmadan medikal ilaç veya gıda takviyesi ismi taşıyan ürünleri tüketmemesi gerektiğine vurgu yapmak gerekir. İlaçların kullanımı zaten olağan şekilde kısıtlıdır ki, OTC grubu içerisinde yer alan ve üzerinde “İlaç Değildir” ibaresi yer alan ürünlerin de muhtemel etkileri söz konusu olabilir. Bu nedenle, kullanacağınız herhangi bir ürün için doktorunuzdan bilgi ve onay almanız son derece önemlidir.

Op. Dr. Cem Büyüktosun

İlaç Kullanımının Bebeğe Etkileri Nedir?

Hamilelikte kullanılan ilaçların, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçebildiğini unutmamak önemlidir. Bu nedenle bazı ilaçlar bebeğe doğrudan etki edebilir ve bu etkiler gebeliğin herhangi bir evresinde ortaya çıkabilir. Bu yüzden hamilelik döneminde doktor tavsiyesi olmadan ilaç kullanılmamalıdır.

Hamilelik Dönemine Göre İlaç Kullanımı

Hamilelik dönemleri boyunca ilaçların etkileri farklılık gösterebilir. Gebeliğin ilk üç ayı, bebekteki organ oluşumunun başladığı hassas bir dönemdir. Ancak ilaçların etkileri sadece bu dönemle sınırlı değildir. Hamileliğin her aşamasında ilaç kullanımı dikkatle değerlendirilmelidir.

Hamilelikte Antibiyotik Kullanımı

Hamilelikte antibiyotik kullanımı, anne adayları için önemli bir konudur. Enfeksiyonların tedavisi için antibiyotikler sıkça kullanılır, ancak hamilelik sırasında bu ilaçların kullanımının dikkatle değerlendirilmesi gereklidir. İlaçların bebeğe etkileri, ilacın türüne, dozuna ve hamileliğin hangi döneminde kullanıldığına bağlı olarak değişebilir. Bazı antibiyotikler gebelik sırasında kullanılmamalıdır, çünkü bebekte olumsuz etkilere neden olabilirler. Özellikle fetüsün organ gelişimi hamileliğin ilk trimesterinde hızla gerçekleştiğinden, bu dönemde kullanılan antibiyotiklerin bebek üzerinde daha fazla risk taşıdığı kabul edilir. Bu nedenle hamilelikte antibiyotik kullanmadan önce, doktor tavsiyesi ve denetimi altında hareket etmek önemlidir. Doktor, anne adayının sağlığı ve enfeksiyonun ciddiyeti göz önüne alınarak en güvenli antibiyotiği seçecektir, böylece hem anne hem de bebek sağlığı korunmuş olur.

İlaçların Doğumsal Anomalilere Etkisi

Gebelik döneminde kullanılan ilaçların bazıları doğumsal anomalilere neden olabilir. Özellikle X ve D gruplarına giren ilaçlar, bebekte yapısal veya fonksiyonel bozukluklara yol açabilir. Bu nedenle ilaç kullanımı sıkı bir şekilde kontrol edilmelidir.

Op. Dr. Cem Büyüktosun

İlaçların Bebeğin Gelişimine Etkisi

Gebelik döneminde ilaçların bebeğin gelişimine olan etkisi oldukça kritik bir konudur. İlaçların bebek üzerindeki etkisi, anneden plasenta yoluyla bebeğe geçebilme yeteneği ile ilgilidir. İlaçlar, bebeğin organ ve sistemlerinin oluştuğu ilk trimesterde dâhil olmak üzere, gebeliğin her aşamasında olumsuz etkiler yaratabilir. Ayrıca ilaçlar bebeğin gelişimini ve büyümesini etkileyebilir. Özellikle aşırı doz ilaç kullanımı veya bazı ilaçların bebek üzerindeki yan etkileri, doğum kusurları, büyüme-gelişme geriliği, kalp ve beyin anomalileri gibi yapısal veya fonksiyonel bozukluklara neden olabilir. İlaçların plasentayı etkileyerek bebeğin oksijen ve besin kaynağına erişimini sınırlayabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle hamilelik döneminde ilaç kullanımı, dikkatle değerlendirilmeli ve doktor tavsiyesi olmadan asla gerçekleştirilmemelidir. Bebeğin sağlığı için ilaç kullanımının riskleri ve faydaları her zaman titizlikle göz önünde bulundurulmalıdır.

İlaç Kategorileri ve Güvenli Kullanım

İlaç kategorileri ve güvenli kullanım, hamilelik döneminde ilaçların seçilmesi ve kullanımının önemli bir yönünü oluşturur. İlaçlar genellikle A, B, C, D ve X kategorilerine ayrılır. A kategorisi, gebelik döneminde güvenli olarak kabul edilen ilaçları içerir ve bu ilaçlar bebek üzerinde olumsuz etkileri en az olanlardır. B kategorisi, hayvan çalışmalarında olumsuz etkiler göstermeyen ve insanlar üzerinde yeterli araştırmaların yapılmadığı ilaçları içerir, bu nedenle dikkatli kullanılmalıdır. C kategorisi, hayvan çalışmalarında olumsuz etkiler gösteren, ancak insanlar üzerinde yeterli araştırmaların olmadığı ilaçları kapsar; bu ilaçlar doktor tavsiyesi olmadan kullanılmamalıdır. D kategorisi, gebelikte potansiyel risk taşıyan ilaçları içerir ve riskler faydalardan ağır basabilir. X kategorisi ise gebelikte kullanılması kesinlikle önerilmeyen ilaçları içerir, çünkü bunlar bebek üzerinde ciddi zararlara neden olabilir. Hamilelik sürecinde, doktor tavsiyesiyle ve ilaç kategorilerine dikkat edilerek ilaç kullanılmalı ve bebeğin sağlığı en üst düzeyde korunmalıdır.

Hamilelikte yaz risklerine karşı etkili önlemler…

Hamilelikte yaz risklerine karşı etkili önlemler…

Kavurucu sıcaklar ve yoğun nem 7’den 70’e göz açtırmazken, riskli grup arasında yer alan hamilelerin çok daha dikkatli olması gerekiyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, anne adaylarına mümkünse bugünlerde dışarı çıkmamayı önerirken, çıkmaları durumunda ise olabildiğince gölgede kalmaları, kıyafetten güneş koruyucu sürmeye dek bazı kurallara çok dikkat etmeleri uyarısında bulunuyor. Yaz hamileliğinin sıcak hava dışında da mantar enfeksiyonlarından besin zehirlenmelerine dek yaza özgü mevsimsel bazı hastalık risklerini artırabildiğini belirten Dr. Filiz Candan Topuz yazın hamilelikte en sık karşılaşılan 6 sorunu anlattı, yaz risklerine karşı önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Filiz Candan Topuz

Dehidratasyon (susuz kalma)

Yazın terleme ve sıcaklık artışı ile vücutta su ve mineral kaybı olabiliyor. Dehidratasyon yani vücudun susuz kalmasının en önemli belirtilerinin, halsizlik, baygınlık hissi, baş ağrısı, baş dönmesi, dil kuruluğu, idrarın koyu sarı olması, az idrara çıkma, konstantrasyon eksikliği ve idrar yolu enfeksiyonuna yatkınlığın oluşturduğunu belirten Dr. Filiz Candan Topuz şöyle konuşuyor: “Bulantı, kusma şikayeti olan ve oral beslenemeyen hamilelere damardan sıvı vermek gerekebilir. Özellikle yazın uzun araba yolculukları ve az su içme idrar yolu enfeksiyonuna da eğilimi artırır. Böbrek taşı olan ve enfeksiyona eğilimi olan hamilelerin daha dikkatli olmaları önerilir. İlk üç ayda gebelik kusmaları özellikle yaz aylarında daha kötü seyredebilir ve serum tedavileri gerekebilir. Yaz aylarında hamilelerin günde 10 bardak su içmeleri, tansiyon sorunu yoksa tuzlu ayran içerek kaybettikleri tuzu yerine koymaları önerilir.”

Varis ve toplardamar yetmezliği (Venöz yetmezlik)

Yaz aylarında dışarıda geçen zamanla birlikte, çalışan hamilelerde sabit ayakta kalma, uzun süre oturarak iş yapma ve uzun süren yolculuklar derken özellikle bacaklarda venöz yetmezlik (toplardamar yetmezliği) artıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz “Bu durum varisleri olan hamilelerde bacak ve ayak üstünde ödeme ve ağrıya sebep olurken, hareketsizlik de tromboemboli yani pıhtı atma riskinin artmasına yol açabiliyor. Bu nedenle orta basınçlı varis çorapları giyilmesi önerilir. Yolculuklarda 2-3 saatte bir 15 dakika yürüyüş ile geçen hareketli aralar tavsiye edilir. Serin saatlerde yürüyüş yapmak ve yüzmek toplardamarlardaki kanın kalbe dönmesini kolaylaştırır ve ödemi azaltır” diyor.

Hormonal etkilerle güneşe bağlı cilt problemleri

Hamilelikte hormonal etkilere bağlı olarak ciltte pigmentasyona (deri renklenmesi) eğilim artarken, cilde rengini veren melanositler gebelik hormonu ve güneşle birlikte daha da uyarılıyor. “Beyaz tenli hamileler bu açıdan risk taşırlar. Yüzde güneşe bağlı kelebek tarzında lekelenmeler-melazma, çillerde artış, genel olarak el ve sırtta artan lekelenmeler görülür” diyen Dr. Filiz Candan Topuz, bu nedenle hamilelerin 11:00-16:00 saatleri arasında güneşe çıkmamaları ve yüksek faktörlü güneş koruyucu kullanmaları gerektiğini söylüyor.

Besin zehirlenmesi ve gezgin ishali

Yaz aylarında hamilelerle besin zehirlenmesi ve gezgin ishaline sık rastlanıyor. Sıcak havada dışarıda kalan besinler daha çabuk bozuluyor. Bu nedenle özellikle tavuk, dondurma, açık ayran, kremalı yiyecekler vb  süt ürünlerini tüketmemek, kaynağı belli olmayan suları içmemek gerekiyor. Gezgin ishalinin; seyahat sırasında meyve ve sebze gibi iyi yıkanmamış besinlerin tüketilmesi, kaynağı belli olmayan suların içilmesi ve ellerin yeterince temizlenmemesi durumunda ağız yoluyla mikropların bulaşması nedeniyle ortaya çıktığını belirten Dr. Topuz “Gezgin ishali, mikropların ağız yoluyla bulaşması sonucu ishal ve kusma ile seyreden bir durumdur. Özellikle reflü nedeni ile anti-asit kullanan hamileler midenin asidindeki azalmaya bağlı ağızdan geçen mikropların sebep olacağı bu duruma karşı savunmasızdırlar. Gıda zehirlenmesi ve gezgin ishali bir-iki günde geçer ama bazen sıvı ve kaybedilen mineralleri yerine koyma tedavisi ve antibiyotik tedavisi gerekir” diyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi

Vajinal mantar enfeksiyonları

Hamilelikte yaz aylarında hormonal etki nedeniyle vajinal mantar enfeksiyonuna eğilim artıyor. Özellikle aşırı sıcaklarda kaçınılmaz terleme başta olmak üzere sık duş almak ve ıslak mayoyla kalmak da mantara bağlı vajinit gelişmesine neden oluyor. Dr. Filiz Candan Topuz, vajinal mantardan korunmak için deniz ve havuzda yarım saatten fazla kalmamak, ıslak mayoyu değiştirmek, pamuklu iç çamaşırı kullanmak ve sık değiştirmek gerektiğini belirtirken, ph değeri düşük ve borik asit içeren intim şampuanlar kullanmanın da fayda sağlayacağını söylüyor.

Havuzdan geçen enfeksiyonlar

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, hamileler için en önemli egzersizlerden birinin yüzmek olduğunu ancak havuzdan geçen enfeksiyonlara karşı dikkatli olmak gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Yüzmek hem serinlik hissi verir hem de suyun kaldırma kuvveti ve tüm kasların birlikte koordineli çalışmasıyla hamilelikte oldukça rahatlatıcı ve faydalıdır. Buna karşın havuzun temiz ve hijyenik olduğundan emin olunmalı ve mümkünse kalabalıklaşmadan sabah saatleri tercih edilmelidir. Hijyenik olmayan havuzlardan sıklıkla bulaşan virüs ve bakteriler ile konjonktivit dediğimiz göz iltihapları, ciltte içi su dolu veziküller ile belirti veren bazı viral hastalıklar ve cilt mantarları, üst solunum yolu, idrar yolu enfeksiyonları ve  ishal yapan bazı mikroplar ve hepatit A bulaşabilir. Bu nedenle serinleme ve yüzme amaçlı mümkünse deniz ya da deniz suyu olan havuzlar tercih edilmelidir. Yine  alerjisi olan hamileler havuz dezenfektanlarına karşı gözlük ve bone kullanmalı ve dikkatli olmalıdır.”

Anne karnındaki bebeğin yaşadığı stres şu hastalıklara neden olabilir?

Anne karnındaki bebeğin yaşadığı stres şu hastalıklara neden olabilir?

Gebelik döneminde annenin yaşadığı stres; bebeğin zihinsel gelişimi, fiziksel sağlığı ve kişilik yapısına da etki edebiliyor. Hatta bebeğin yaşamının ilerleyen dönemlerinde kronik hastalıklara yatkınlığını artırabiliyor. Bu nedenle gebelik döneminde annelere mümkün olduğunca huzurlu ve stresten uzak bir ortam sağlanması gerekiyor ve en büyük görev ise eşler ile aileye düşüyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Topçular Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Müjde Şekeroğu, gebelikte anne adaylarının yaşadığı stresin bebeğe etkileri hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Müjde Şekeroğu

Stres anne karnındaki bebeği direkt etkiliyor

Gebelikte yaşanan stresin kaynakları farklıdır. Deprem, sel, fırtına gibi doğal felaketler ya da savaş, terörizm gibi önlenmesi pek mümkün olamayan sebeplerden olabileceği gibi; aile içi şiddet, evde veya işyerindeki olumsuz insan ilişkilerinden de kaynaklanabilir. Sebebi ne olursa olsun, stres vücut dengesi için bir tehdittir ve beden orijinal koşula geri dönmek için çeşitli yapısal, işlevsel ve davranışsal cevaplar oluşturur. Bu da gelişmekte olan bebeğin zihinsel ve fiziksel sağlığı üzerinde olumsuz etkilere neden olur. Beyin gelişimini olumsuz etkilemenin yanı sıra; erken doğum, bebeğin büyüme hızında yavaşlama, düşük doğum ağrılığı ve bebeğin baş çevresinde geri kalma gibi durumlar oluşturabilir.

Stres anne ve bebeği 2 şekilde etkiliyor

Anne karnında strese maruz kalan bebekler üzerinde yapılan çalışmalar, ilerleyen dönemlerde duygusal problemlerin ve davranış bozukluklarının görülme sıklığının yüksek olduğunu göstermektedir. Prenatal dönemde yaşanan stres anne ve bebek sağlığını iki farklı yönden etkiler. Birincisi stres hormonları salgısının artması ile vücut doğrudan etkilenir. İkincisi ise stres belirtileri yaşayan annede madde kullanımı, gebelik kontrollerine gitmeme gibi bilinçsiz davranışlar ile anne ve bebek sağlığı dolaylı olarak etkilenmektedir.

Anne karnındaki bebeğin yaşadığı stres ilerleyen dönemlerde şu tablolara yol açabilir:

  1. Entelektüel aktivite ve problem çözme yeteneğinde azalma
  2. Geciken dil edinimi
  3. Düşük IQ skorları
  4. Anksiyete bozukluğu
  5. Hiperaktivite
  6. Depresyon
  7. Otizm
  8. Şizofreniye yatkınlık

Stresin gebeliğin 12-22.haftaları arasında yaşanması durumunda etkilenme daha fazla olabilir. Annede artan stres hormonları plasentadan geçen kan akımını azaltarak oksijende azalmaya neden olabilir. Normal koşullarda plasenta annedeki stres hormonunun bebeğe geçişini azaltır fakat uzun süreli devam eden stres durumunda plasentada stres hormonunu etkisiz hale getiren enzim azaldığından bebeğe geçen hormon miktarı artar. Artan stres hormonu bebeğin beyninde yapısal değişiklikler yapar ve bireylerin ileri evrelerdeki stres yanıtında artışa neden olarak psikopatolojik bozukluklara yatkınlığını artırır.

Prenatal stres yaşamın ilerleyen dönemlerinde kronik hastalıklara yatkınlığı artırmaktadır. Epigenetik mekanizmalar yani çevresel koşulların hangi genlerin aktif olacağını belirlemesi kişinin dış görünüşünü ve sağlığını etkilemesine neden olur. Anne karnında yüksek miktarda kortizole (stres hormonu) maruz kalan bebekte sağlıksız gen aktivasyonları olabilir. Mesela kıtlık döneminde gebelik geçirmiş bir annenin bebeğinde obezite görülme ihtimali çok yüksektir. Çünkü genleri dış ortamda kıtlık varmış gibi çalışır ve yağ depolamaya eğilimli olur. Yüksek miktarda stres hormonu sağlıklı bağırsak florasını da bozarak bağışıklık sistemini olumsuz etkiler. Son zamanlarda, kordon kanındaki lökositlerdeki telomer uzunluğundaki bir değişikliğin, gebeliğe özgü stres ile ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Yapılan çalışmalar ile prenatal strese maruz kalmanın daha kısa telomer uzunluğuyla ilişkili olduğunu tespit edilmiştir. Telomer kısalmasının insan hücresinin ömür uzunluğunun kısalmasında evrensel bir rol oynadığı ve bu durumun da yaşlanma üzerindeki rolleri yapılan çalışmalarla doğrulanmıştır. Yani; anne karnında yaşanan stres vücudu yetişkin dönemindeki strese daha dayanıksız hale getirmektedir.

Özellikle aile içi şiddet ve iletişimsizliğin neden olduğu strese maruz kalan anne adayının bebeği ileride zor bir kişilik yapısına sahip olma ihtimali yüksek olduğundan, ailesi ve toplum açısından stres nedeni olabilecektir.

Gebelik süreci ve doğum şekli, çocukluk ve ergenlik dönemini, yetişkinlikteki davranış ve duygusal süreçleri, kişilik yapısını, hayatla ve olaylarla baş etme şeklini, tüm ilişkilerimizi yani kısacası tüm insanlık tarihini etkiler. Bu nedenle gebelik döneminde annelere mümkün olduğunca huzurlu ve stresten uzak bir ortam sağlamak birey ve toplum sağlığı açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Hamilelik sürecinde gribe dikkat

Hamilelik sürecinde gribe dikkat

Annelik; bebeği dünyaya getirmeden daha anneliğe karar verdiğinizde başlayan bir süreçtir. Dolayısıyla kadınlar çocukları için özveri göstermeye hamile olduklarını öğrendikleri an başlar.

Kış aylarında sıkça görülen grip, hayatımızı olumsuz etkilemesiyle birlikte gebelik sürecinde bebeğin sağlığını de tehlikeye sokar. Hamilelikte yaşanan grip, bağışıklık sisteminin baskılanması sebebiyle, normale göre daha ağır ve uzun sürebilir.

Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nurcan Dalan, hassas gebelik geçiren kadınların, gribin etkilerini azaltabilmeleri açısından izlemeleri gereken adımları anlatıyor.

Gebelik esnasında grip anneden bebeğe geçebilir

Grip; influenza virüsünün yol açtığı, yüksek ateş, halsizlik ve öksürük gibi belirtilerle başlar. Bulaşıcı bir hastalık olan grip genellikle öksürük ve hapşırık gibi yollarla yayılır.

Grip genellikle bir hafta gibi bir sürede kendiliğinden iyileşse de hassas kişilerde ölümcül sonuçlar doğurabilir. Anne adayı bu yüzden gebeliği boyunca grip olmaktan kaçınmalıdır.

Grip bağışıklık sistemiyle alakalı bir hastalık olduğu için hamilelikte geçirildiğinde pek çok riski de bünyesinde taşır. Risk grubunda olan hamilelerin bağışıklık yanında dolaşım ve solunum sistemlerinde komplikasyonlar gelişebilir.

Gelişecek komplikasyonlardan hem anne adayı hem de bebek zarar görebilir. Dolayısıyla hamilelik sürecinde gribi hafife almamak oldukça önemlidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Nurcan Dalan

Gribin belirtileri nelerdir?

Yüksek ateş (38 derece ve üstü)

Eklem ve kas ağrısı

Terleme

Baş ağrısı

Kuru ve kalıcı öksürük

Yorgunluk ve halsizlik

Boğaz ağrısı

Yutkunmakta zorlanma

Burun akıntısı ve tıkanıklığı

Hapşırma

Güçlükle nefes alma

Baş ağrısı

Öksürüğe bağlı kusma

Yüksek ateş tehlikeli olabilir

Hamileliğin ilk 3 ayında grip nedeniyle yaşanan enfeksiyonlar ve yüksek ateş bebeğe zarar verebilir ve hatta sakat kalmasına neden olabilir.

Hamileliğin son haftalarında görülen yüksek ateş ise doğum sancılarının başlamasına sebep olabilir. Fakat grip sebebiyle öksürmek veya hapşırmanın düşüğe sebep olacağı düşüncesi tamamen şehir efsanesidir.

Hamileler ne zaman doktora başvurmalı?

Ateş uzun süre 38.5 derecenin üzerine çıktığında

Soluk alıp vermede güçlük yaşanıyorsa

Göğüs ağrısı oluşursa

Şiddetli kulak ağrısı, kulaktan akıntı ve kanama olursa

Döküntü ve kızarıklık varsa

Ense sertliği ortaya çıkarsa ve kronik öksürük izlenirse mutlaka doktorunuza görünmelisiniz.

Hamileyken gripten korunmanın yolları

Gribe sebep olan virüsten uzak durmak hamilelikte gripten korunmanın ilk aşamasıdır. Dolayısıyla virüsün yaygın olarak bulanabileceği kapalı ve toplu alanlar ile kamu alanlarından uzak durmak oldukça önemlidir. Toplu taşıma araçlarında maske takmak ise virüsten korunmada etkili bir yöntemdir. Grip salgınlarının yaygın olduğu dönemde el temasından kaçınmak da gripten korunmak açısından iyi bir yöntemdir.

Gebelikte grip aşısı yaptırılır mı?

Grip aşısı olmak için en uygun zaman Ekim-Kasım aylarıdır. Grip aşısı kas içi enjeksiyon şeklinde koldan vurulur. Grip aşısı hamileliğin her döneminde güvenli olsa da ilk üç ay çok gerekli olmadıkça ilaç kullanımından kaçınmak adına bu dönemin sonunda yaptırılması daha iyidir. Grip aşısı canlı virüs içermediği için hamilelikte kullanılmasında bir sakınca bulunmaz. Emziren anneler de grip aşısını güvenle yaptırabilir.

Tüm önlemlere rağmen hamileyken grip olduysanız…

Gebelikte tedaviden çok hastalığa yakalanmamak önemlidir. Her türlü önleme rağmen anne adayı grip olduysa ilk belirtilerin yaşanmasıyla doktora başvurmalıdır. Doktorunuz belirtileri hafifletmek adına ilaçlar verebilir.

Gebelikte grip için gereksiz antibiyotik kullanmaktan kaçınmalısınız.

Gribin etkilerini azaltmak için;

Bol sıvı alımı son derece önemlidir.

Taze sebze ve meyve tüketmelisiniz.

Enfeksiyonlardan korunmak adına C vitamini içeren meyveler tüketmelisiniz.

Düzenli bir şekilde uyumalısınız.

Yaşadığınız ortamın havasına ve sıcaklığına özen göstermelisiniz.

Hamileliği tehdit eden hastalıklar

Hamileliği tehdit eden hastalıklar

Anne baba olmayı isteyen çiftlerin kurdukları en güzel hayallerden biri, çocuklarını kucaklarına almak, sağlıklı ve mutlu günler için planlar yapmak… Bu hayalin gerçekleşmesi ise her şeyin yolunda gittiği bir hamilelik süreciyle mümkün oluyor. Sağlıklı bir hamilelik süreci için de anne adaylarının hazırlıklarına hamilelik öncesinde başlamaları büyük önem taşıyor. Anne olmaya hazır hissetmek kadar genel sağlık durumunun da iyi olmasının son derece önemli olduğuna dikkat çeken Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Berkem Ökten, “Kansızlık, diyabet ve tiroit hastalıkları gibi pek çok sağlık problemi hamilelik sürecinde daha da şiddetlenme eğiliminde oluyor. Bu nedenle hamilelik öncesinde ilgili değerlerin ideal düzeyde olması çok önemli. Ayrıca sigara ve alkol kullanımı gibi sağlığa zararlı alışkanlıklar varsa bunların kullanımının da hamilelikten olabildiğince önce bırakılması gerekiyor.” diye belirtiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Berkem Ökten, hamilelikte hem annenin hem bebeğin sağlığını tehdit eden 6 sağlık problemini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

 Obezite

Vücut kitle indeksinin (VKİ) 18.5 – 24.9 kg/m2 arasında olması kişinin ideal kilosunda olduğu anlamına geliyor. VKİ değerinin 30 üzerinde olması ise obezite olarak tanımlanıyor. İdeal kilosunun üzerinde olan kadınların hamilelik sürecinde ciddi sorunlar yaşayabileceğini vurgulayan Dr. Berkem Ökten, şöyle devam ediyor:

“Yüksek kiloyla hamile kalındığında yüksek tansiyon, gebelik şekeri, gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) görülme riski artıyor. Bebekte aşırı kilo veya gelişme geriliğinin yanı sıra erken doğum tehdidi gibi riskler de yükseliyor. Ayrıca yapılan çalışmalar, obezite sorunu yaşayan kadınların doğum sırasında rahim kasılmalarının sıklığının ve şiddetinin daha az olduğunu gösteriyor. Yetersiz kasılmalar nedeniyle de normal doğum yerine sezaryen uygulanması veya doğum sonrası rahmin kasılamaması sonucu aşırı kanama gibi sorunlar da daha sık yaşanıyor.” Dolayısıyla sağlıklı bir hamilelik ve doğum için hamilelik öncesinde ideal kiloya ulaşmanız çok önemli. Bunun için bol sebze ve meyve tüketmeyi, günlük su ihtiyacını karşılamayı, basit şekerlerden, yapay tatlandırıcılardan ve işlenmiş gıdalardan uzak durmayı öneren Dr. Berkem Ökten, “Kilo kontrolünde günde 30-60 dakikalık düzenli egzersizin yanı sıra yeterli uyku ve stresten olabildiğince uzak durmak da önem taşıyor.” diye ekliyor.

Obezite gibi aşırı zayıflık da hamilelik dönemini olumsuz etkiliyor. VKİ değeri 18.5 altında olan anneleri gözlemleyen çalışmalar; bebekte gelişme geriliği, düşük doğum ağırlığı, erken doğum tehdidi ve normal doğumda perineal (genital dış dudaklar ve makat çevresi) yırtıkların oluşma riskinde artış olduğunu gösteriyor.

Kontrolsüz diyabet

Kanda şeker düzeyinin yüksek olması, yani diyabet, hamilelikte; tekrarlayan düşük, bebekte doğumsal kalp veya organ anomalisi, bebeğin akciğerlerinin gelişiminin olumsuz etkilenmesi, doğum sonrası kuvöz ihtiyacı ve bebeğin aşırı kilolu olması gibi sorunların görülme riskini artırıyor. Bebeğin kilosunun fazla olmasının erken doğum riskine yol açtığını ve normal doğumu zorlaştırdığını ifade eden Dr. Berkem Ökten, “Bebeğin ileri derecede iri olması doğum esnasında zarar görmesi veya doğuma bağlı annenin genital bölgesinde ciddi yırtıklar oluşması ve bu risklere bağlı olarak normal yerine sezaryen doğum tercih edilmesi gibi sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle hamilelikten önce kan şeker seviyesi mutlaka kontrol altına alınmalı.” uyarısında bulunuyor. Ayrıca, hamilelik döneminde şeker tarama testlerinin mutlaka yapılmasını öneriyor.

Tiroit hastalıkları

Bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimi için oldukça önemli bir element olan tiroit ihtiyacı hamilelik döneminde günlük 250-300 mikrograma kadar yükseliyor. Tiroit hormonunun yeterli üretilememesi (hipotiroidi) halinde düşükler, bebekte zeka geriliği ve düşük doğum ağırlığı gibi önemli sorunlar gelişebiliyor. Tiroit hormonunun fazla üretildiği (hipertiroidi) durumda ise yine düşükler, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, anemi, gebelik hipertansiyonu, preeklampsi ve kalp ritim bozuklukları görülebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Berkem Ökten “Deniz ürünleri, et, süt, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler ve iyotlu tuz başlıca iyot kaynakları arasında yer alıyor.” diye bilgi veriyor.

Anemi

Hamilelikte demir ihtiyacı artıyor ve bu nedenle ilerleyen haftalarda demir eksikliği anemisi (kansızlık) gelişebiliyor. Demir eksikliği anemisi de erken doğum riskinde artış, düşük doğum ağırlıklı bebek, doğumdaki kan kaybının annenin hayatını tehdit edecek düzeye ulaşması gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle hamilelik öncesi demir depolarının dolu olması büyük önem taşıyor. Ancak yapılan çalışmalara göre; ülkemizde hamileliğin erken haftalarında demir eksikliğine bağlı anemi görülme sıklığı yüzde 40 gibi yüksek bir oranda. Anemi durumunda, demir desteğiyle kan değerlerinin normal aralığa yükseltilmesi gerektiğini belirten Dr. Berkem Ökten, “Ayrıca demir içeriği yüksek fasulye, mercimek, zenginleştirilmiş kahvaltılık tahıllar, sığır eti, hindi ve karaciğer gibi besinler tüketilmeli. Beslenme düzeninde vücudun demir emilimini kolaylaştıran portakal suyu, greyfurt, brokoli gibi besinlere de yer verilmeli.” diyor.

 Diş eti hastalıkları

Hormonal ve bağışıklık sistemindeki değişiklikler sonucu hamilelikte diş eti hastalıklarına yatkınlık artıyor. Hamilelik gingivitisi olarak bilinen bu durumda; diş etlerinde artmış kanama, şişlik ve ödem görülüyor. Ayrıca güncel yayınlar, dişeti hastalıklarına bağlı enfeksiyonların, erken doğum ve düşük doğum ağırlığı risklerinde artış ile ilişkili olabileceğini gösteriyor. Hamileliğin planlanması döneminde diş hekimi muayenesi ve hamilelik boyunca doğru ağız bakımıyla bu dönemde ağız sağlığının korunması mümkün olabiliyor.

Kadın hastalıkları

Jinekolojik olarak hamile kalmayı zorlaştıran veya hamile kalınması halinde gerek anne gerek bebek sağlığında sorunlar oluşturabilecek; miyom, polip, yumurtalık kisti, genital bölgeyi tutabilen çeşitli bakteriyel ve viral enfeksiyonların da hamilelik öncesinde saptanıp, tedavi edilmeleri büyük önem taşıyor.

Hamilelikte bunlara dikkat!

 Anne adayının özellikle hamileliğin ilk üç ayında kızamıkçık, toksoplazma ve sitomegalovirüs gibi enfeksiyonlara yakalanmasının bebekte problemlere neden olabileceğini anlatan Dr. Berkem Ökten, uyarılarını şöyle sürdürüyor: “Kızamıkçık aşısı olduktan sonra 2 ay süreyle hamile kalınmamalı. Kızamıkçık aşısı yaptırmış veya bağışıklığı olmayan bir kadın hamileyken enfeksiyonu kapmamak adına kalabalık yerlerden, çocukların çok olduğu ortamlardan uzak durmalı.”

İlk 3 ay folik asit takviyesi çok önemli

Bebeğin beyin ve omurilik gelişiminde önemli bir role sahip olan folik asit; taze yeşil sebzeler, kuru baklagiller, karaciğer, ceviz ve fındık gibi besinlerde bulunuyor. Dr. Berkem Ökten, bu besinlerin tüketiminin yanı sıra, hamileliğin planlandığı dönemden yaklaşık 2 ay öncesinden itibaren günde 400 mikrogram folik asit takviyesine başlanması gerektiğini belirterek “Hamileliğin özellikle ilk 3 ayında folik asit takviyesine devam edilmeli.” diyor.

Hamileler Covid-19’u daha ağır geçirebiliyor!

Hamileler Covid-19’u daha ağır geçirebiliyor!

Pandemi nedeniyle hepimiz olağanüstü günler yaşıyoruz; günlük rutinlerimiz, alışkanlıklarımız, normallerimiz değişti ve bu hepimizi elbette ki olumsuz etkiliyor. Bu sıkıntılı süreçte en çok stres yaşayan gruplardan birisi de, bebeğini sağlıkla kucağına alabilme konusunda kaygı yaşayan anne adayları! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gülay Beydilli Nacak, anne adaylarının hem doğum öncesi hem de doğum sonrasına yönelik bebeklerinin sağlıkları açısından iki kat fazla endişe yaşadıklarını belirtirken “Hamilelik ve doğum genellikle koronavirüs enfeksiyonuna yakalanma riskini artırmaz. Ancak hamileliğin Covid-19’un seyrini kötüleştirebildiği görülmektedir. Diyabet, hipertansiyon ve obezite gibi ek problemleri olan hamilelerde ise şiddetli hastalık riski daha fazladır.” diyor. Yine de enfeksiyon geçiren anne adaylarının yüzde 90’ından fazlasının doğumdan önce iyileştiğini, ancak bazı kuralları bir an bile ihmal etmemeleri gerektiğini vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gülay Beydilli Nacak, hamilelikte Covid-19 enfeksiyonu ve pandemi sürecine yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

 Sağlıklı beslenin

Özellikle de Covid-19 pandemisi sürecinde hamilelerin sağlıklı ve dengeli beslenmesi hem anne hem de bebek sağlığı açısından son derece önemli. Renkli kış sebzeleri ve meyveleri ile haftada iki gün balık yemeyi ihmal etmeyin. Tespit edilmiş bir vitamin eksikliği veya emilim-beslenme bozukluğunuz yoksa doktorunuzun önerileri doğrultusunda rutin multivitamin desteği dışında bir vitamin desteği gerekmez.

Sosyal mesafeniz en az 2 metre olsun

Pandemi sürecinde Covid-19 kaygısına bir de özellikle kış aylarında hamilelerde sık görülen grip, nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonları eklendi. Ev dışında maskenizi mutlaka takın, fiziksel mesafeye (en az 2 metre) ve temizlik kurallarına dikkat edin; ellerinizi sık sık yıkayın, kalabalık ortamlara girmeyin, hasta veya temaslı kişilere yaklaşmayın. Aile bireyleri temaslı veya enfekte ise ev içerisinde de mutlaka maske takın ve izolasyon tedbirlerini uygulayın.

Her gün düzenli yürüyüş yapın

Pandemi sürecine rağmen eve kapanmayın. Hem sizin hem bebeğinizin sağlığı için hareketsiz kalmamanız önemli. Her gün, mümkünse açık havada, mutlaka sosyal mesafeye dikkat ederek, yarım saat yürüyün. Böylece vücut direnciniz artacağı gibi ruhsal olarak da sizi rahatlatacaktır.

“Bebeğime de geçer!” kaygısını abartmayın

Annelerin “ya bebeğime de geçerse” kaygısı nedeniyle aşırı stres yaşadıklarını, oysa stresin bağışıklık sistemini zayıflatması nedeniyle özellikle hamilelikte aşırı stresten uzak durulması gerektiğini söyleyen Dr. Gülay Beydilli Nacak, Covid-19’un plasentayı geçtiğine ve fetüsü enfekte ettiğine dair kesin bir kanıt olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Ancak doğum yapan birkaç gebede, plasentada (eş dokusunda) ve zarlarda Covid-19 varlığı tespit edilmiştir. Yenidoğan bebeklerde görülen Covid-19 vakalarının bazılarının yanlış test pozitifliği olabileceği veya bebeğin doğumdan hemen sonra enfeksiyonu kapmış olabileceği düşünülmektedir. Yenidoğan bebekte Covid-19 enfeksiyonu genellikle hafif hastalık şeklinde seyretmektedir.”

Günde iki litre su için

Kış mevsiminde havaların soğuk olması nedeniyle susamasanız bile her gün düzenli olarak mutlaka iki litre su için. Su içmek hem vücut direncini artırarak enfeksiyonlara karşı koruyor hem de hamilelikte sık karşılaşılan idrar yolu enfeksiyonu ve kabızlık sorununa fayda sağlıyor.

Düzenli uyuyun

Pandemi sürecindeki endişelerinizin uykunuzu kaçırmasına izin vermeyin. Sağlıklı, yeterli ve kaliteli uyku bağışıklık sisteminizi güçlendireceği gibi, hem sizin hem bebeğinizin sağlığına koruyucu etki eder. Uyku saatlerinizin değişken olmamasına, geceleri aynı saatte yatıp sabah aynı saatte kalkmaya özen gösterin.

Enfekte olursanız soğukkanlı olun!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gülay Beydilli Nacak “Covid-19 olursanız soğukkanlılığınızı koruyun, doktorunuzun önerilerini mutlaka uygulayın. Covid-19 sezaryen gerektiren bir durum değildir. Doktorunuz tıbbi gerekliliklere göre doğum şeklinizi ve zamanlamasını belirleyecektir. Doğum sonrasında da yenidoğanın anneden Covid-19 enfeksiyonu alma riski düşüktür ve veriler ister yenidoğan bebeğe ayrı bir odada bakılsın, ister annenin odasında kalsın, bebek açısından enfeksiyon riskinde hiçbir fark olmadığını göstermektedir. Ancak anneler emzirirken ve bebekleriyle temas sırasında maske takmalı ve el hijyeni uygulamalıdır. Diğer zamanlarda, anne ve yenidoğan arasında 2 metreden fazla fiziksel mesafe bırakılması uygun olur.” diyor.

Pandemide hamileler neye dikkat etmeli

Pandemide hamileler neye dikkat etmeli

Her geçen gün yaygınlaşan Covid-19 enfeksiyonuna, kış aylarıyla birlikte mevsim hastalıkları riskinin de eklenmesi anne adaylarını bir başka endişelendiriyor. Zira olası bir enfeksiyonda hem bebeklerinin hem de kendi sağlıklarının tehlikeye gireceğinden duydukları endişe geceleri uykularını dahi kaçırabiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Demircan hamilelik döneminde bağışıklık sistemi bir miktar baskılandığından anne adaylarının grip, influenza gibi solunum yolu enfeksiyonlarına daha fazla yakalanabildiğini, ancak alınacak basit ama etkili tedbirlerle hem Covid-19 hem de mevsim hastalıkları risklerinden uzak durmanın mümkün olduğunu belirterek “Tüm dünyayı etkisi altına alan yeni koronavirüs hastalığı, solunum yolu enfeksiyonu dışında anksiyete, depresyon gibi psikolojik problemleri de beraberinde getirmektedir. Anne adayları da bu gibi psikolojik problemlere hamileliğin getirdiği fizyolojik ve ruhsal değişiklikten dolayı zaten yatkındır. Bu nedenle anne adayları Covid-19’dan korunmak için tedbirler alırken, psikolojik açıdan ihtiyaçları varsa destek almayı da ihmal etmemelidirler.” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Demircan, pandemi sürecinde hamilelerin en çok sorduğu 6 soruyu yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

SORU: Hamilelikte Covid-19 enfeksiyonu hamile olmayanlara göre daha mı ağır seyrediyor?

CEVAP: Şu ana kadar yapılan bilimsel çalışmalar, hamilelikte yeni koronavirüs hastalığının seyrinin, hamile olmayan kadınlarla benzer olduğunu ortaya koyuyor. Yani hamile olmak tek başına kişiyi riskli gruba dahil etmediği gibi, mevcut çalışmalara göre Covid-19 enfeksiyonunun seyrini de kötüleştirmiyor. Covid-19 pozitif olan kadınların çoğunun hastalığı hafif geçirdiği tespit edilmiştir. Bu da hastaların yaklaşık yüzde 85’ini oluşturur.

SORU: Covid-19 enfeksiyonu hangi gruptaki hamile kadınlarda daha ağır seyredebilir?

CEVAP: Anne adayının eğer hamilelikten bağımsız kronik hastalıkları varsa, enfeksiyon ağır seyredebilmektedir. Bu hastalıkları sıralayacak olursak; diyabet, hipertansiyon, ileri evre astım, kalp hastalıkları, kanser, orak hücreli anemi, kronik karaciğer hastalıkları ve kronik böbrek hastalıklarını sayabiliriz. Bu gibi kronik hastalıkları olan hamilelerde Covid-19 enfeksiyonu ağır seyredebilmektedir.

SORU: Covid-19 enfeksiyonu düşüğe neden olur mu?

CEVAP: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Demircan “Yeni bir hastalık olduğundan dolayı elimizdeki veriler kesin konuşmak için yeterli sayılmaz. Ancak şu ana kadar yapılan araştırmalar Covid-19 enfeksiyonunun hamilelikte düşük nedeni olduğunu göstermemiştir.” diyor.

SORU: Hamilelerde hangi şikayetler varsa Covid-19 pozitif olacağından şüphelenilmelidir?

CEVAP: Covid-19 enfeksiyonu bulguları tüm toplum için hamile olsun ya da olmasın benzerdir. Yani; belirtiler arasında ateş, nefes darlığı, öksürük, yaygın kas ağrısı, yorgunluk gibi semptomları sıralayabiliriz. Hamilelerde Covid-19 enfeksiyonu için farklı bir bulgu tanımlanmamıştır. Üstelik ateş, öksürük ve nefes darlığı gibi bulgular, hamile olmayan kişilere göre hamile kadınlarda daha az görülmektedir.

SORU: Covid-19 pozitif hamilelerde doğum şeklinde değişikliğe yol açar mı?

CEVAP: Covid-19 enfeksiyonu doğum şeklini değiştirmez. Covid-19 enfeksiyonu olan hamileler normal doğum ya da sezaryen ile doğum yapabilir. Doğum şekline tıbbi gereklilik durumuna göre karar verilir. Covid-19 pozitif hamilelerde, epidural analjezi ile ağrısız doğum da yapılabilir. Bu sayede ağrıya bağlı oluşan sık soluk alıp verme engellenerek enfeksiyonun sağlık çalışanlarına bulaşma ihtimali de azaltılmış olur.

SORU: Hamilelikte akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografi çekilebilir mi? Bebeğe zarar verir mi?

CEVAP: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Demircan “Covid-19 enfeksiyonunda, akciğer bulgularını değerlendirmek için hamile kadınlarda da akciğer grafisi ve düşük dozlu bilgisayarlı tomografi çekilebilir. Çekim esnasında anne adayının karın bölgesi kurşun plaklarla korunarak çekim güvenle gerçekleştirilir.” diyor.