Yazılar

Sıcaklara karşı su ve tuzu artırın!

Sıcaklara karşı su ve tuzu artırın!

Bunaltan sıcaklar, azalan iştah, artan vücut ısısı, aktiviteyle artan terlemeler… Yaz ayları sadece yetişkinler değil çocuklar için de zorluklarıyla geliyor. Ancak sağlıklı gıdaların seçimi ve özenli bir beslenme planıyla çocukların dengeli beslenmesini sağlamak mümkün. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocukların beslenmesinde dikkat edilecek detaylara dikkat çekiyor.

Her gün yeni bir rekor kaydeden mevsim sıcakları günlük yaşam kalitesini olduğu gibi çocukların beslenme alışkanlıklarını da önemli ölçüde etkiliyor. Kış boyu kapalı alanlarda hareketsiz kalan çocuklar yazın açık havada daha çok vakit geçiriyor, spor yapıyor ve daha çok seyahat ediyor. Sıcaklarla vücut ısısı ve buna bağlı olarak terleme de artıyor ve metabolizma daha fazla suya, şekere ve tuza ihtiyaç duyuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, tüm bu etkenlerin çocukların yaz aylarındaki beslenme düzeninin kış aylarına göre daha farklı olmasını gerektirdiğini söylüyor. Ayrıca yaz ishallerinin minikler için önemli bir tehdit olduğuna dikkat çekerek önemli uyarılarda bulunuyor.

Dr. İmre Gökyar

Yaz aylarında çocuklar için 10 beslenme önerisi

Sıcaklarda bol sıvı alımına, hafif gıdaların önemine değinen Dr. İmre Gökyar anne babalar için 10 altın öneriyi şöyle sıralıyor:

Kahvaltıyı atlamayın: Her mevsim olduğu gibi yaz aylarında da kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Büyüme ve gelişmesi devam eden çocukların kahvaltısında karbonhidrat, demir ve kalsiyum bakımından zengin olan yumurta, süt ve süt ürünleri tercih edilmelidir.

Dengeli beslenmesini sağlayın: Çocuğunuzun tabağını dörde bölün ve her bölüme farklı bir gruptan besinle yer verin. Artan sıcaklarla kan şekerinde düşme oluşturabileceği için makarna, pilav, patates gibi yiyeceklerin tüketmesine engel olun. Bunun yerine kepekli makarna, bulgur, granola gibi yiyecekleri tercih edin.

Öğün sayısına dikkat edin: Sıcak havalarda çocukların iştahı azalabilir ya da günlük beslenme programları yetişkinler gibi iki ana öğüne inebilir. Bu da ara öğünlerde daha çok abur cubur atıştırmaları anlamına gelir. Çocukların yazın oynarken, yüzerken kaybettikleri kaloriyi yerine koyabilmeleri ya da gereksiz abur cuburdan uzak tutulmaları ve üç ana, üç de ara öğün olarak beslenmeleri gerekir.

Küçük porsiyonlar hazırlayın: Sıcaklarla iştah azalacağı için porsiyonları küçültün. Bunun yerine ara öğün alışkanlığı kazandırın. Öğünlerini sıvı gıdalarla, meyvelerle ve kuru yemişlerle destekleyin. Meyve suları yerine taze meyvenin kendisinin tüketilmesine önem verin.

Bol su içmeye özendirin: Sıcak havalarda terleme ile de su kaybı olacağından kışa göre en az 500 ml daha fazla su tüketmesini sağlayın. Bu da yaklaşık 2 su bardağı su içmeleri anlamına geliyor. Çocukların yeterli sıvı alıp almadıklarını kontrol etmenin en basit ve kolay yolu idrarı kontrol etmektir. Yeterli sıvı alan çocukların idrarı çok açık sarı renkte oluyor.

Ara öğünlerinde hafif yiyecekler hazırlayın: Plaj veya havuza giderken yanına kraker ve bisküvi gibi glisemik indeksi yüksek gıdalar koymayın. Bunun yerine meyve salatası, ayran, yağsız esmer ekmekle yapılmış tost, kuruyemiş, kuru meyve gibi yiyecekler tercih edin.

Kızartmalardan uzak tutun: Yemeklerinde mutlaka hafif, az yağlı ve bol lifli sebzeleri kullanmayı tercih edin. Hem zararları hem de yüksek kalori değerleri nedeniyle kızartmalardan, ketçap, mayonez içeren yemeklerden uzak durulmalıdır.

Süt ve süt ürünleri tüketmesini sağlayın: Büyüme ve gelişme için artan D Vitamini sentezine destek için günde en az 1 porsiyon süt veya süt ürünleri tüketilmesi sağlanmalıdır.

Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar

Şekerli gıdaları kısıtlayın: Yazın karpuz, kavun gibi doğal şeker de içerse, şeker oranı yüksek gıdaların yanı sıra dondurma gibi çocukların dayanamadığı tatlı içeren yiyecekleri kısıtlamaya çalışın. Böylece fazla kalori alımının yanı sıra kan şekerinin ani düşüp inmesi gibi sorunların da oluşmasına engelleyebilirsiniz.

Uyku öncesi yiyeceklerden uzak tutun: Çocukların yaz mevsiminde uyku saatleri değişebilir. Daha geç yatan çocuklarda uykuya yakın zamanlarda atıştırma ya da yemek isteği oluşabilir. Oysa sağlıklı bir uyku için uyku öncesi ortalama 2 saat öncesi beslenmenin kesilmesi gerekir. Atıştırması gerekiyorsa da şeker oranı düşük, çabuk hazmedilir meyveleri tercih edin.

İSHALDEN KORUYACAK ÖNERİLER

Yazın çocuklar açısından en büyük tehlikelerin başında ishal geliyor. Her zaman ishal nedeni sadece besin zehirlenmeleri değil, birtakım virüs ve bakteriler olabiliyor. Enfeksiyon ishallerinin sık görülmesi nedeniyle bazı tedbirlerin de alınması şart! Özellikle süt, süt ürünleri, dondurma, pasta kreması, et-tavuk gibi gıdalarda zararlı virüs ve bakteriler çabucak üreyebildiğinden ishale yol açma olasılığını yükseltiyor. İşte bu nedenlerle, bu tip ürünlerin saklama koşulları ve tazeliği ilk dikkat edilmesi gereken konulardan biri.

Dr. İmre Gökyar, çocuklarınızı ishalden koruyacak temel önerileri de şöyle sıralıyor:

  • Sıcak hava yiyeceklerin çabuk bozulmasına neden olduğu için yaz aylarında açıkta satılan yiyeceklerin tüketilmemesine özen gösterin.
  • Sebze ve meyvelerin çok iyi yıkandığından emin olun.
  • Kremalı yiyecekleri mümkün olduğunca bekletmeden taze taze tüketin. Dolapta 24 saatten fazla beklediyse tüketmeyin.
  • Et, tavuk, balık ve süt gibi besinleri açıkta bırakmayın. Uygun koşullarda muhafaza edilmesini sağlayın.
  • Mikroplar eller yoluyla çocuk çabuk vücuda girer. O nedenle ellerini sık sık yıkaması için destekleyin ve özendirin.

Burun tıkanıklığı ihmale gelmez!

Burun tıkanıklığı ihmale gelmez!

Ülkemizde gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde yaygın görülen sorunlardan biri burun tıkanıklığı! Öyle ki her 5 kişiden biri günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen burun tıkanıklığından muzdarip. Ancak tedavi edilmediğinde önemli hastalıklara davetiye çıkarabilen bu soruna karşı çoğu kez gelişigüzel burun açıcı sprey kullanılmasında sakınca görülmüyor! Oysa burun tıkanıklığına yol açan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken önemli etkenler olabildiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Serap Önder, altta yatan nedenler tespit edilip tedavi edilmeden, gelişigüzel burun açıcı sprey kullanımının faydadan çok zarar verebildiğini söylüyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Serap Şahin Önder, burun tıkanıklığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, toplumumuzda en sık yapılan 6 yanlışı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Yaşam kalitesini düşürmekle birlikte tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara davetiye çıkarabilen burun tıkanıklığı; alerjiden üst solunum yolu enfeksiyonuna, kemik eğriliğinden sinüzite, burun iltihabından (alerjik rinit) burun ve geniz etine dek bir çok nedenden kaynaklanabiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Serap Önder, ülkemizde gerek bebeklerde ve çocuklarda gerekse yetişkinlerde yaygın görülen bir sorun olan burun tıkanıklığının ihmale gelmeyeceğini belirterek “Kısa süreli burun tıkanıklığı bile yaşam kalitesini bozabilir, uyku sorunlarına yol açabilir. Uyku kalitesinin bozulması da gündüz ders yorgunluğu, ders başarısında düşme ve dikkat dağınıklığına neden olabilir. Uzun süreli burun tıkanıklığı ise büyüme ve gelişmeyi olumsuz etkilerken, işitme problemlerine, ağzın açık uyunmasına neden olduğundan dolayı horlama, diş ve çene gelişiminde bozukluğa, ayrıca sağlıklı nefes alma gerçekleşmeyeceğinden kalp başta olmak üzere ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilir” diyor.

Doç. Dr. Serap Önder

Altta yatan neden mutlaka tespit edilmeli!

Burun tıkanıklığında altta yatan nedenin tespit edilip acilen soruna uygun tedaviye başlanması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Serap Şahin Önder şöyle konuşuyor: “Burun tıkanıklığında önce deniz suları ile burun yıkaması yapılabilir ancak bir haftadan uzun süren burun tıkanıklığında mutlaka doktora başvurulmalıdır. Eğer sorun geniz eti büyüklüğü veya geniz eti iltihabı, polip, konka gibi sorunlardan kaynaklanıyorsa cerrahi tedavi ile sorun ortadan kaldırılabilir. Alerjiye bağlı burun tıkanıklıklarında kişi çeşitli ilaçlarla ve alerjenlerden (polenler, hayvan tüyleri, ortamda toz barındıran eşyalar, şekerli ve katkı maddeli gıdalar vb) uzak kalarak sorun azaltılabilmektedir. Ancak hasta tekrar alerjene maruz kaldığında şikayeti artabilir. Yani tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında genellikle beş gün içerisinde geçerken kimi zaman antibiyotik gerekebilir. Altta yatan tıbbi bir sorun olmadığı tespit edildiğinde okyanus suları doğal içeriklerinden dolayı uzun süreli kullanılabilir.”

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Serap Önder

Burun tıkanıklığında en sık yapılan 6 yanlış!

KBB Uzmanı Doç. Dr. Serap Şahin Önder, gerek yetişkinlerde gerekse çocukların burun tıkanıklığı durumunda toplumumuzda bazı yanlışlara düşülebildiğine dikkat çekerek, özellikle de doktora danışmadan arkadaş çevresi ya da internetten edinilen bilgilerle gelişigüzel burun açıcı sprey kullanımının uzun dönemde fayda yerine zarar verdiğini vurguluyor. “Burun spreyleri kontrolsüzce uzun süreli kullanılmamalıdır” diyen Doç. Dr. Serap Şahin Önder en sık düşülen hataları şöyle açıklıyor;

  1. Burun tıkanıklığını normal karşılayıp doktora başvurmamak,
  2. Kontrolsüzce 5 günden fazla burun açıcı sprey kullanmak,
  3. Ağzı açık uyuma ve horlamayı normal sanmak,
  4. Her iltihaplı burun akıntısında antibiyotik kullanmak,
  5. Doktorun önerisine rağmen kortizon içeren spreylerden çekinerek kullanmamak,
  6. Burun tıkanıklığına yol açan alerjen etkenleri tespit etmeyip, bu alerjenlerden uzaklaşmamak.

Çocuklar bu saatte mutlaka uykuda olmalılar!

Çocuklar bu saatte mutlaka uykuda olmalılar!

Günümüzde televizyon, tablet, akıllı telefon gibi iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla pek çok anne baba çocuklarının geç yatmasından şikayet ediyor. Yapılan çalışmalar; çocuklarda yeterli ve kaliteli uykunun bağışıklığın güçlenmesinden zihinsel, fiziksel ve ruhsal gelişimlerine dek çok önemli rol oynadığını ortaya koyduğundan anne babalar çocuklarının hem sağlığı hem de okul başarısı açısından endişe duyuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocukların saat 22:00’den önce mutlaka uykuya dalması gerektiğini belirterek “Aksi durumda çocuğun büyümesi yavaşlar ve vücut direnci düşer. Bu da zaman içinde birçok hastalığa davetiye çıkarır. Bebeklerde ve çocuklarda yeterli ve kaliteli bir uyku en az iyi beslenmek kadar önemlidir” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocuklarda sağlıklı uykunun önemini anlattı, yeterli ve kaliteli uyku için 7 ipucu verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

“Bizim yanımızda yatmazsa uykuya dalamıyor!”, “Cep telefonunda oyun oynamaktan geç yatıyor!”, “Erken yatarsa uyuyamıyor!”… Bir çok anne baba, çocuklarında bu ve benzeri sorunlar nedeniyle uzmanlara başvurarak çözüm arıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocuklarda uyku bozukluklarının büyük çoğunluğunun davranışsal olduğunu belirterek “Özellikle günümüzde televizyon, tablet, akıllı telefon ve yoğun çalışan ebeveynler nedeni ile çocukların yatağa gidiş saati gecikmekte ve bu da uyku döngüsünü bozmaktadır. Uyku döngüsünün bozulması geciken uykuya veya bölünen uykuya neden olarak hem sağlık açısından hem de günlük yaşamdaki aktiviteleri açısından olumsuz etkilere yol açmaktadır” diyor. Dr. İmre Gökyar uykusuzluğun yol açacağı sıkıntıları şöyle anlatıyor: “Yeterli ve kaliteli uyumayan çocuk sürekli bitkin hisseder, bağışıklığı zayıflayarak hastalıklara çok açık hale gelir, okulda iyi bir performans gösteremez ve başarısı düşer, unutkanlık, sinirlilik ve dikkat dağınıklığı sorunu yaşar, depresyona girme riski artar. Fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak gelişimi sağlıklı olamayacağından hem kısa hem de uzun vadede pek çok sorunla karşılaşır. Bu nedenle çocuklardaki uyku bozuklukları doğru tespit edilerek, bu nedenleri ortadan kaldıracak önlemlerle sorun ivedilikle çözülmelidir.”

Pause Dergi

Dr. İmre Gökyar

Bu nedenlere dikkat!

Uyku döngüsünün yaşamın ilk üç ayından sonra oluştuğunu, 4-5 yaş arasında erişkin tip uykuya dönüştüğünü belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar “Uyku insan ömrünün en az üçte birini oluşturur. Vücudun dinlenmesini ve beynin gün içinde aldığı bilgileri beyne yerleştirmesini sağlar. Çocuklarda gece uyanmalarında ailenin mümkünse müdahale etmemesi ve çocuğun kendi kendine tekrar uykuya dönmesinin sağlanması önemlidir” diyor. Uykusuzluğun nedenleri arasında iki faktörün öne çıktığını kaydeden Dr. İmre Gökyar şöyle konuşuyor: “Zayıf uyku alışkanlığında; uykunun başlaması ve uykuda kalabilme beceresi bir seri biyolojik koşullar ve öğrenilmiş davranışlara bağlıdır. Organizma uykuya hazır olmalıdır. Bu nedenle alışkanlıklar oluşturarak vücudu dinlendirmesini ve uykuya hazırlanmasını sağlamak gerekir. Diğer bir faktör de stres ve kaygıya dayalı çocuk uykusuzluğudur. Çocukların rutine ihtiyacı vardır. Çocuklar aile sorunları, çocukluk korkuları veya ayrılık kaygısı nedeni ile huzursuz hissedebilirler. Bu tür uyku sorunları aniden ortaya çıkar. Genellikle neden kişisel, ailesel ve sosyal faktörlerden kaynaklanır. Bunlar geçici olabilir. Bu nedenle onları desteklemek ve korkuları hakkında konuşmak önemlidir.”

Hangi yaşta, kaç saat uyku?

Gelişim çağındaki çocukların saat 22.00’den önce mutlaka uykuya dalması gerektiğini vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, aksi taktirde çocuğun büyümesinin yavaşlayacağını, vücut direncinin düşeceğini, bunun da zaman içinde birçok hastalığa davetiye çıkaracağını vurguluyor. Dr. İmre Gökyar, uyku süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte, sağlık için yaş gruplarına göre uyku saatlerini şöyle özetliyor;

0-1 aylık bebekler 16.5 saat,

1-8 ay arası bebekler gündüz 3-3.5 saat ve gece 10-11 saat,

9-14 ay arası bebekler 2-2.5 saat gündüz ve 10-11 saat gece,

15-24 ay arası gündüz tek uykuya geçiş zamanı olup 2-2.5 saat gündüz ve 10-11 saat gece,

3-5 yaş arası uyku ihtiyacı 11-13 saat,

6-13 yaş arası 9-11 saat,

Gençlikte 8-10 saat.

Gelişigüzel bitkisel ilaçlardan kaçının!

Çocuklarda uykusuzluk için bir tedaviye başlamadan önce, ciddi bir nörolojik hastalığının olup olmadığının mutlaka belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Dr. İmre Gökyar şöyle konuşuyor: Bunu da yapacak kişi çocuk hekimi ve çocuk nöroloji uzmanıdır. Çocuk uyku bozukluğunun nedeni; zayıf uyku alışkanlığı, stres, aşırı heyecan, kaygı ya da davranışsal olsa bile tedavisi maalesef çok kolay değildir. Çocuk uykusuzluğunun üstesinden gelmek ve uyku düzeni sağlamak istiyorsanız; beyni yeniden eğitmeniz ve çocuğa uyku alışkanlığını yeniden öğretmeniz gereklidir. Hekiminiz önermedikçe bitkisel ilaçları asla kullanmayınız.”

Pause Dergi

Çocuklarda sağlıklı ve kaliteli uyku için 7 öneri!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocuklarda sağlıklı ve kaliteli uyku için şu önerilerde bulunuyor;

  1. Uyku vakti değişmemeli. Bir uyanma saati belirleyin ve buna en başta siz uyarak başlayın.
  2. Uyku öncesi rutini hazırlayın. Akşam yemeğinden sonra hafif oyun zamanı, banyo, diş fırçalama, bir masal veya kitap saati ve yatağa gidiş planını birlikte oluşturun.
  3. Ekranları yatmadan en az 2 saat önce kapatın. Araştırmalara göre, yatmadan hemen önce televizyon ekranı, telefon veya tabletten gelen mavi ışığa maruz kalmak, çocuğunuzun uykusunu en az 30-60 dakika geciktirir. Yatak odasını ekransız bir bölge haline getirin.
  4. Uykudan önce stresi azaltın. Stresli çocuk uyuyamaz. Bu nedenle yatmadan önceki aktiviteleri sakin tutun.
  5. Çocuğunuzun odasının çok sıcak değil, serin olmasına dikkat edin. Uyku döngüsü sadece ışığa değil ısıya da duyarlıdır. Oda sıcaklığı 18-21 derece aralığında olmalıdır.
  6. Uykuyu getiren ortam hazırlayın. Yumuşak çarşaflar, loş ışık, sessizlik çocuğun gündüzle geceyi ayırt etmesinde yardımcı olur.
  7. Uyku bozuklukları için tetikte olun. Bazen en iyi şekilde hazırlanmış planlar da iyi sonuç vermeyebilir. Çocuğunuz uykuya dalmakta güçlük çekiyorsa, sürekli ağzı açık nefes alıyorsa ya da kabus görüyorsa uyku bozukluğu olabilir. Böyle bir durumda mutlaka uzmandan yardım alın.

Ülkemizde her 7 kişiden 1’i diyabet hastası!

Ülkemizde her 7 kişiden 1’i diyabet hastası!

Günümüzde hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve obezite derken görülme sıklığı hızla artan diyabet, vücudumuzdaki şekeri kontrol etmeyi sağlayan insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği nedeniyle ortaya çıkıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Müjdat Kara, kan şekeri yüksekliği ile seyreden bu önemli hastalığın kronik ve ilerleyici olduğunu, yanlış alışkanlıklar nedeniyle son yıllarda gençlerde de karşılaşıldığını belirterek “Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF), dünya genelinde 382 milyon yetişkinin diyabet hastası olduğunu öngörmektedir ve 2035 yılına kadar bu sayının 592 milyona ulaşması beklenmektedir” diyor. Doç. Dr. Müjdat Kara 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında yaptığı açıklamada diyabet hakkında bilinmesi gereken 7 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Müjdat Kara

Doç. Dr. Müjdat Kara

  • Ciddi sonuçlara yol açabiliyor!

Diyabet, tip 1 ve tip 2 olmak üzere ikiye ayrılıyor. Tip 1 diyabet vücudumuzda bağışıklık hücrelerinin pankreas hücrelerine saldırması sonucu ortaya çıkarken, insülin eksikliği ve yükselmiş kan şekeri ile kendini belli ediyor. Tip 1 diyabetin hızla ilerlediğini ve acilen insülin tedavisine başlanılmazsa ciddi sonuçlara yol açabildiğini belirten Doç. Dr. Müjdat Kara, tüm diyabet vakalarının yüzde 5-10’unu tip 1 diyabetin oluşturduğunu söylüyor.

  • Tip 2 diyabeti önlemek mümkün!

Tip 2 diyabette vücudun ürettiği insülin salgısı yetersiz olup, bunun yanında insülin direnci bulunuyor. Vücudun kendi yapısından kaynaklanan Tip 1 diyabetin aksine Tip 2 diyabetin yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekirse ağızdan hap kullanımı ile kontrol edilip önlenebilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Müjdat Kara “Tüm diyabet vakalarının yüzde 90-95’ini tip 2 diyabet oluşturuyor. Tip 1 diyabet hastalarında olduğu şekilde düzenli insülin ilacı kullanımı gereksinimi olmadan, sağlıklı ve düzenli bir yaşam tarzı ile Tip 2 diyabetin kolaylıkla önüne geçilip, kişinin normal ve sağlıklı bir yaşam sürmesi sağlanabilmektedir” diyor.

  • Bu belirtilere dikkat!

Kronik ve ilerleyici bir hastalık olan diyabet bazı belirtilerle kendini göstermesine rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle hekime başvurmada gecikiliyor. Doç. Dr. Müjdat Kara belirtileri şöyle sıralıyor: “Eğer ağzınızda sürekli bir kuruluk hissi varsa, çok sık susuyorsanız, gün içerisinde çok fazla idrara çıkma ihtiyacı duyuyorsanız diyabet hastası olabilirsiniz. Bunlara halsizlik, yorgunluk, ayaklarda karıncalanma, bulanık görme, hızlı ve istemsiz kilo değişimleri, ağızdan aseton benzeri koku gelmesi gibi diğer bulgular eşlik edebilir. Bu belirtiler varsa en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekir.”

  • Tip 2 diyabetten korunmanın yolları

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Müjdat Kara Tip 2 diyabete karşı etkili önlemler hakkında şu bilgileri veriyor: “Tip 2 diyabeti yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekirse ağızdan hap kullanımı ile yüzde 80 oranında önlemek mümkün olabilir. Diyabetten korunmanın en etkili ve kolay yolu sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemektir. Düzenli ve dengeli beslenmek, egzersiz yapmak, her gün en az yarım saat yürüyüş yapmak, Akdeniz diyeti gibi hafif ve sağlıklı gıdalardan oluşan bir beslenme düzeni izlemek, çok yağlı ve şekerli gıdaları tüketmekten kaçınmak, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, iyi bir uyku düzenine sahip olmak sizi diyabetten koruyabilir.”

  • Diyabet riskini artıran etkenler!

Yapılan bilimsel çalışmalar; diyabet için bir çok risk faktörü bulunmakla birlikte obezite, sağlıksız beslenme düzeni, hareketsiz yaşam tarzı, yüksek tansiyon ve ailede diyabet hastalığı hikayesi olmasının risk faktörleri arasında başı çektiğini ortaya koyuyor. Bu tür risk faktörlerini taşıyan ya da diyabetin belirtilerini hisseden kişilerin mutlaka zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Müjdat Kara, düzenli tedavi uygulanmaması ve sağlıksız yaşam tarzına devam edilmesi durumunda hastalığın ciddi sonuçlara yol açabildiği uyarısında bulunuyor.

Pause Dergi

  • Beslenme düzeni çok önemli

Diyabet hastalığının tedavisinde en önemli etkenlerden birinin sağlıklı beslenme olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Müjdat Kara “Çünkü kan şekerini oluşturan asıl kaynak tükettiğimiz besinlerdir. Sağlıklı ve dengeli beslenme açısından temel olarak Akdeniz diyeti önerilmektedir. Diyabet hastaları rafine şeker, glikoz, reçel, bal, pancar, beyaz ekmek, beyaz undan yapılan gıdalar, kek, poğaça, makarna, pirinç, bisküviler, patates, patates püresi, patates kızartması, mısır, cipsler, kraker ve mısır gevreği gıdalardan uzak durmalıdır. Buna karşın yoğurt, yeşil yapraklı sebzeler, kepek ekmeği, çavdar ve tam buğday ekmeği, şekersiz tahıl ürünleri, kuru baklagiller, greyfurt, fındık, ceviz, badem, kivi ve elma gibi besinler tüketilebilir. Tatlı isteğini aşırıya kaçmamak kaydıyla meyve tüketerek karşılamak doğru olacaktır” diyor.

  • Seyahat ederken bu önerilere dikkat!

İnsülin kullanan diyabet hastalarının seyahat edecekleri zaman yolculuk öncesi iyi bir hazırlık yapması gerekiyor. Doç. Dr. Müjdat Kara, hem Tip 1 diyabet hem de insülin kullanan Tip 2 diyabet hastalarının seyahate çıkmadan önce ve seyahat esnasında dikkat etmeleri gerekenleri şöyle anlatıyor: “Yanınızda seyahat süresince kullanmanız gereken miktarda hatta yedek ilaç almanız, kan şekeri ölçüm cihazı ve temel ilk yardım malzemelerini yanınızda bulundurmanız, ihtiyaç durumunda irtibata geçilecek kişilerin ve takibinizi yapan doktorun iletişim bilgilerini üzerinizde taşımanız, diyabetli olduğunuzu belirten kimlik kartı/bileklik benzeri belirteçler bulundurmanız, havaalanı gibi yerlerdeki kontrol noktalarında insülin iğnesi taşımanız gerektiğini beyan eden ve doktor tarafından onaylı bir belge bulundurmanız rahat ve sağlıklı bir seyahat geçirmeniz için büyük önem taşımaktadır.”

Tiroid Hastalığının belirtileri

Tiroid Hastalığının belirtileri

Hormonların ‘orkestra şefi’ olarak tanımlanan tiroid bezinin, vücutta hayati görevleri bulunuyor. Metabolik hızın ayarlanması, merkezi sinir ve üreme sisteminin düzenlenmesi, vücut fonksiyonlarının uyum içinde çalışması, beden ısısının dengelenmesini sağlayan tiroid bezinin az ya da çok çalışması, farklı hastalıklara yol açabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Başak Karbek Bayraktar, tiroid hastalıklarıyla ilgili doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Başak Karbek Bayraktar

“Tiroid hastalığı ileri yaşlarda görülür”

Yanlış! Tiroid hastalığı ileri yaşlarda daha fazla görülmekle birlikte, her yaşta ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülen tiroid hastalığı doğumdan itibaren her yaş grubunda görülebilmektedir.

“Tiroid hastalığı kilo aldırır”

Yanlış! Tiroid hormonları metabolizma hızının yanında ısı dengesi, yağ ve şeker metabolizması, yağların yakılmasını da etkiler. Tiroid fonksiyonlarında yaşanan bozukluklar vücudun enerji tüketiminde değişikliklere yol açarak kilo alma veya kilo vermelere neden olabilir. Tiroidin fazla hormon üretmesine bağlı gelişen “Hipertiroidi” durumunda hastalar çok fazla yemek yemelerine rağmen kilo alamayabilirken, tiroid hormonunun yetersiz salgılanmasından kaynaklanan “Hipotiroid” durumunda ise diyet ve egzersiz yapılmasına rağmen kilo alımı görülebilmektedir.

“Tiroid nodüllerine her zaman cerrahi tedavi uygulanır”

Yanlış! Tiroid nodüllerinin çok küçük bir kısmı kanser olabileceği için bütün nodüllere cerrahi tedavi uygulanmasına gerek yoktur.

  • İğne biyopsisinde kanser veya kanser kuşkusu
  • Büyük nodüllerden oluşan guatr
  • Çoklu nodüllerden fazla hormon salgılanarak hipertiroidi (zehirli guatr) durumunun yaşanması durumunda cerrahi tedaviler gündeme gelebilmektedir.

“Tiroid nodülleri ağrı yapar”

Yanlış! Tiroid nodüllerinin büyük bir çoğunluğu ağrı ya da başka bir belirti vermeden ilerleyebilir. Çok büyük nodüller bazen dışarıdan gözle görülebilir bir yumru oluşturabilir ancak büyük bir çoğunluğu rutin muayene sırasında tesadüfen belirlenir. Tiroid nodülü çok büyükse yutma güçlüğü, boğazda gıcık hissi, nefes darlığı gibi belirtiler yaşanabilmektedir. Kistik nodüllerde kist içinde kamana yaşanırsa ani şişlik ve boynun ön tarafında ağrı yaşanabilir. Nadir görülen bu durum dışında tiroid nodülleri ağrıya yol açmamaktadır.

“Her tiroid nodüllerine biyopsi yapmak gerekir”

Yanlış! Her tiroid nodülüne biyopsi yapmak gerekmemektedir. Doktor muayenesi ve ultrason değerlendirmesinin ardından şüpheli görülen durumlarda biyopsi yapılması gerekmektedir. Yapılan ultrason incelemesinde;

  • Ekojenite azalması (Ultransonda dokuların ses dalgalarını özelliği)
  • Küçük kireçlenme odakları olarak tanımlanan mikrokalsifikasyon
  • Nodülün düzensiz sınırda ve çevre dokulara yayılması
  • Boyunda kuşkulu lenf bezi
  • Nodül içi akım yüksekliği olan durumlarda ince uçlu iğne ile biyopsi yapılmalıdır.

Kanser ayrımını yapabilmek için tiroid ultrasonografisi ve eşliğinde iğne biyopsisi altın standart incelemedir.

“İnce iğne aspirasyonu (nodül biyopsisi) işlemi zor ve ağrılıdır”

Yanlış! Tiroid ince iğne aspirasyonu yani tiroid nodül biyopsisi hastaların birçoğuna ürkütücü gelmektedir. Ultrason eşliğinde gerçekleştirilen ve her hangi bir ön hazırlık gerektirmeyen ince iğne aspirasyonu basit ve ağrısız bir işlemdir. Lokal anestezi kullanıldığı için hastalar çok hafif bir ağrı hissedebilmektedir. Hastalar genellikle hiçbir olumsuz etki yaşamadan işlem sonrası ev ya da işlerine geri dönebilmektedir. Çok ince bir iğnenin kullanıldığı işlemde şüpheli nodülün farklı bölgelerinden örnek toplanabilir. Hücreler daha sonra bir patoloji uzmanı tarafından mikroskop altında incelenir.

“Hamilelikte görülen tiroid kendiliğinden geçer”

Yanlış! Tiroid hastalıkları gebelerde gözlendiğinde, eğer tedavi edilmezse, anne ve bebekte ciddi sorunlar meydana getirebilmektedir. Daha önceden tiroid hastalığı olmayan kadınların hamilelikleri sırasında gebeliğe özgü hormonal değişikliklere bağlı olarak iyot ihtiyacı artabilmektedir. İyot eksikliğinin hafif olduğu durumlarda önemli bir değişiklik görülmeyebilir ancak yoğun iyot eksikliği hem anne adayını hem de anne karnındaki bebeği olumsuz etkileyebilir. Özellikle gebeliğin ilk 3 ayında TSH oranlarının normalin altına inmesi durumunda bunun gebelikle ilgili geçici durum olup olmadığı değerlendirilmelidir. Tiroid bezinin aşırı çalışmasına bağlı gelişen hipertiroidi durumunda gebelik sırasında aşırı yorgunluk, halsizlik, çarpıntı, terleme, sıcağa tahammülsüzlük, titreme, aşırı sinirlilik, iştahın iyi olmasına rağmen her ay alınması gereken kilonun alınamaması, ultrasonografi ile bebek gelişiminin iyi olmadığının saptanması gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Hipertiroidinin ayırıcı tanısının doğru yapılması gebeliğin seyri açısından hayati önem taşır.

“İyotlu tuz tiroid hastalığını artırabilir”

Yanlış! Vücutta üretilmeyen ve dışarıdan alınması gereken iyot, tiroid hormonunun hammaddesidir. Vücuttaki iyot yetersizliği, guatr olarak bilinen tiroid bezinin büyümesine ya da tiroid nodülü oluşmasına neden olabilmektedir. Sağlıklı kişilerde günlük iyot ihtiyacı 150 mcg iken hamilelerde bu oran 250 mcg’ye kadar çıkabilmektedir. Son yıllarda doğal tuz adı altında iyotsuz tuz tüketiminin ön plana çıkması nedeniyle gerekli iyot tüketimi sağlanamamaktadır. Özellikle çocuklarda iyot zihinsel gelişim bakımından önem arz etmektedir. Ancak tiroid bezinin normalden fazla çalışması yani Hipertiroidi gibi durumlarda geçici olarak iyot alımı azaltılabilmektedir. İyot miktarının azaltılması doktor kontrolünde gerçekleştirilmelidir.

Korona önlemleri elden bırakmayın!

Korona önlemleri elden bırakmayın!

“Ara tatile girdiğimiz bugünlerde çocuklarımız yoğun bir akademik takvim sonrasında sosyalleşmek, arkadaşları ile bir arada olmak, çekirdek aile dışındaki aile üyeleri ve akrabaları ile bir araya gelmek istemektedirler. Ara tatil döneminde nelere dikkat etmeliyiz?” İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Servet Öztürk, açıkladı.

Dr. Servet ÖztürkEnfeksiyon riskleri nelerdir?

Şu an içerisinde bulunduğumuz Covid-19 pandemisi ve enfeksiyonu yanısıra mevcut kış koşulları nedeniyle diğer grip benzeri viral enfeksiyon sıklığı oldukça artmış olup ileri yaş hastalarda hastaneye yatış ve ölüme, genç yaş hasta grubunda iş gücü kaybına neden olmaktadır. Bu nedenle 12 yaş üzeri tüm toplumun Covid-19 aşılarının yapılması, risk altındaki bireylerin yıllık grip ve sadece 1 kere zatürre aşılarının yapılması oldukça önemlidir.

Kapalı alanlarda nelere dikkat etmeliyiz?  Ara tatilde sosyalleşmeli miyiz?

Yaygın aşılamaya rağmen Covid-19 olguları aynı hızla devam etmektedir. Bunun nedenleri arasında 12 yaş altı çocukların aşılanamaması, okulların açılması ve sosyal kısıtlamaların kaldırılması olarak belirtilebilir. Bu nedenle mümkün olduğu kadar kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durulmalıdır. Kapalı ortamlarda bulunmanın mecbur olduğu durumlarda maske-mesafe-hijyen önlemlerine riayet edilmelidir. Bu önlemler Covid-19 enfeksiyonundan korunmanın yanında diğer virüs, bakteri ve mantar enfeksiyonlarının görülme sıklığını da azaltmaktadır.  Ülkemizde ve dünyada 12 yaş altı çocukların Covıd-19 aşısı yapılamadığı göz önüne alındığında, hastalığın yayılmasında kilit rol oynadıkları aşikârdır. Bu nedenle özellikle çocukların temas edeceği erişkinlerin Covid-19 aşısı takvimlerinin tamamlanması, Covid-19 aşısının yapılmadığı veya yapılamadığı erişkinler ile aynı ortamda bulundurulmaması gerektiği akılda bulundurulmalıdır. Şu unutulmamalıdır ki Covid aşısı ile aşılanmış bireylerde hasta olma, hastaneye yatma, yoğun bakım ihtiyacı oranları aşı olmayanlara göre oldukça düşüktür. Ara tatilde açık havada doğa ile iç içe mesafe önlemlerine riayet ederek yapılan geziler ve tatiller gerek fiziksel gerek psikolojik olarak hepimizi olumlu yönde etkileyecektir.

Özetle pandemi döneminde insana uzak , doğaya yakın..

Diyabetli kişiler spor yapabilir mi?

Diyabetli kişiler spor yapabilir mi?

Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre; dünyada halen ortalama 463 milyon diyabetli hasta yaşıyor ve bu rakamın 2045 yılı itibariyle yaklaşık 700 milyona yükseleceği öngörülüyor. Avrupa’da 20-79 yaş arasında en fazla diyabetli kişilerin bulunduğu ülkeler arasında, Türkiye 6 milyondan fazla diyabet hastasıyla, Rusya ile Almanya’dan sonra 3. sırada yer alıyor. Ülkemizde yapılan TURDEP-II çalışmasına göre; tarama yapılan ve diyabet tanısı alan kişilerin yaklaşık yarıya yakını hasta olduklarını da bilmiyor! Bunun nedeni ise diyabetin yıllarca belirti vermeden sinsice ilerleyen bir hastalık olması. Dolayısıyla tanı konulduğunda en az 5-10 yıllık geçmişi olduğu varsayılıyor. Diyabetin başlangıçta şikayet oluşturmaması da tanı zamanına kadar geçen sürede hastada önemli komplikasyonların gelişmesine yol açabiliyor!

Acıbadem Maslak Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, erken tanı konulduğunda ve tedaviler aksatılmadığında ise hastaların son derece normal ve komplikasyonsuz bir yaşam sürebileceklerini belirterek, “Erken tanı için düzenli aralıklarla açlık kan şekerinin kontrol edilmesi büyük önem taşıyor. Dolayısıyla risk faktörü olmayan kişilerin 45 yaşından sonra her 3 yılda bir diyabet için değerlendirilmek üzere hekime başvurmaları gerekiyor. Ailede diyabet öyküsü, obezite, hipertansiyon, hamilelikte diyabet ve polikistik over sendromu gibi risk faktörü olan kişilerde ise açlık kan şekeri testine daha erken yaşlarda başlanması ve sıklığının artması yaşamsal öneme sahip” diyor. Ancak toplumda diyabetle ilgili doğru sanılan hatalı bilgiler ve bu doğrultuda hareket edilmesi nedeniyle hastalığın tanısı gecikebiliyor, tedaviden etkin sonuç alınamayabiliyor veya hastalığın yol açtığı kalp damar hastalıkları gibi komplikasyonlar şiddetlenebiliyor. Peki, hangi yanlış inanışlar diyabet hastalarının hayatını güçleştiriyor? Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, diyabet hakkında toplumda doğru olduğu düşünülen 8 hatalı bilgiyi anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Prof. Dr. İnan Anaforoğlu

Diyabet sadece ileri yaştaki kişilerde görülür! YANLIŞ

Doğrusu: Yaygın inanışın aksine, diyabet sadece ileri yaşlarda değil, genç yaşlarda, hatta çocuklarda bile gelişebiliyor. Tip 2 diyabet daha çok genetik yolla geçen, ileri yaşlarda ortaya çıkan, hatalı beslenme ve kiloyla ilişkili olan bir diyabet türü. Ancak ülkemizde obezite sıklığının artmasıyla birlikte tip 2 diyabet daha erken yaşlarda, gençlerde, hatta çocuklarda dahi tespit edilebiliyor. Genetik geçişi çok zayıf olan ve mutlaka insülin tedavisi gerektiren bir diyabet türü olan Tip 1 diyabet ise daha çok çocukluk-ergenlik dönemlerinde oluşuyor.

Diyabetli kişiler spor yapamaz! YANLIŞ

Doğrusu: Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, diyabet hastalarının her türlü sporu yapabileceklerine dikkat çekerek, şöyle devam ediyor: “Hatta dünya çapında çok ünlü şampiyon sporcular bile var. Spor yapmak, düzenli egzersiz yapmak hastalarda kan şekerini düşürerek tedaviyi kolaylaştırıyor. Ancak unutulmamalı ki diyabetli kişiler spor yapmaya başlamadan önce diyabet tedavilerini yöneten doktorları, gerekirse kardiyoloji ile göz uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve kendilerine uygun spor programı açısından yönlendirilmeli, tedavileri düzenlenmeli”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Diyabet hastalarının hamile kalmaları sakıncalı! YANLIŞ

Doğrusu: Diyabeti olan hastalar, kan şekerleri düzenlendiğinde hamile kalabiliyor ve son derece sağlıklı çocuklar doğurabiliyorlar. Ancak annenin diyabeti hamilelikte çocuğa geçmese de, bu süreçte kötü yönetilmiş bir diyabet ise bebekte doğum sonrası şeker düşmesi ve sarılık gibi bazı komplikasyonlara ya da annede gebelik tansiyonu, erken veya zor doğum gibi bazı ciddi tablolara sebep olabiliyor. Hamilelik öncesinde ve hamilelik boyunca şekerin düzenli takip edilmesi durumunda ise hem bebekte hem de annede komplikasyon gelişme riski oldukça düşük oluyor.

Hamileyken insülin tedavisi bebeğe zarar verebilir! YANLIŞ

Doğrusu: Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu “Hamileyken diyabet için en uygun tedavi insülin tedavisidir. İnsülin plasentadan bebeğe geçmez, anneye ve bebeğe bir zararı olmaz” diyor.

Karbonhidratlı gıdalardan tamamen uzak durulmalı! YANLIŞ

Doğrusu: “Sadece şekerli gıdalardan uzak durarak diyet yapmak doğru değildir. Karbonhidratlar ve yeterince yağ ile proteinden oluşan dengeli bir diyet önemlidir” uyarısında bulunan Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, “Sağlıklı diyetin taze sebze-meyve, lifli gıdalardan zengin olması bekleniyor. Ayrıca glisemik indeksi düşük, kaliteli liften zengin karbohidratların tüketilmesi hastaları kan şekerindeki ani değişimlerden koruyor ve tok tutuyor. Kaliteli karbonhidratlar ayrıca sindirim sitemi ile bağışıklık sistemi için de faydalı oluyor” diyor.

Diyabet cinsel hayatı bitiriyor! YANLIŞ

Doğrusu: Diyabetik hastaların kan şekerleri beklenen-normal aralıklarda seyrettiği sürece cinsel fonksiyon bozukluğu olması beklenmiyor. Hastaların cinsel hayatları normal bir şekilde devam edebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İnsülin bağımlılık yapar! YANLIŞ

Doğrusu: İnsülin; organlarımızın ve hücrelerimizin hayatta kalmaları-beslenmeleri için ihtiyaçları olan glukozu almalarını sağlayan, pankreastan salgılanan bir hormon. Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, insülinin bağımlılık yapma özelliği olmadığını belirterek, “İnsülin eksikliğinde dışarıdan insülin verilmesi gerekiyor. Yine tip 1 diyabet, organ yetmezliği, ameliyat dönemi ve hamilelik gibi bazı özel durumlarda insülin tedavisine ihtiyaç duyulabiliyor. Bazı hastalarda diyet ve egzersizin eşlik ettiği ilaçlarla metabolik iyileşme ve kilo verme sonrasında insülin tedavisi kesilerek diğer tedavilere geçilebiliyor. Ancak hekim önerisi olmadan hastaların kendi kendilerine insülin tedavilerini asla kesmemeleri gerekiyor” diyor.

Doğal balda-pekmezde, nar ekşisinde ve erik ile yeşil elma gibi ekşi meyvelerde şeker yoktur. Kan şekerini yükseltmezler! YANLIŞ

Doğrusu: Balda-pekmezde, nar ekşisinde ve ekşi meyvelerde şeker vardır. Dolayısıyla kan şekerini yükseltirler.