Yazılar

İyi arkadaşlık insanı tedavi eder!

İnsanların sosyal varlıklar olduğunu belirten uzmanlar, arkadaşlığın, yalnızca bir sosyal alışkanlık değil, psikolojik bir ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Araştırmaların güçlü sosyal bağlara sahip bireylerin daha uzun yaşadığını, stresle daha iyi başa çıktığını ve depresyona daha az yakalandığını gösterdiğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Dayanışma devreye girer. ‘Yalnız değilim’ hissi, birçok psikolojik sarsıntıyı hafifletir. Ayrıca birlikte gülmek, birlikte üzülmek, hayatı daha anlamlı kılar.” dedi. Farklı kültürlerden ve yaşam tarzlarından gelen arkadaşların, hoşgörüyü ve empatiyi artırarak dünyaya bakışımızı genişlettiğini de ifade eden Aydın, teknolojinin sunduğu sanal arkadaşlıklarınsa değerli olsa da yüz yüze ilişkilerin yerini dolduramadığını vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, arkadaşlık ilişkilerinin psikolojik sağlık üzerindeki önemi ve gerçek sosyal bağların yaşam kalitesine katkısı hakkında bilgi verdi.

Klinik Psikolog Cumali Aydın

Klinik Psikolog Cumali Aydın

Arkadaşlık, güven ve duygusal destek sunar…

İnsanların doğası gereği sosyal varlıklar olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Doğduğumuz andan itibaren, bağ kurmak, anlaşılmak ve kabul görmek isteriz.” dedi.

Bu ihtiyaçların en samimi karşılandığı yerlerden birinin de arkadaşlıklar olduğunu aktaran Aydın, “Arkadaşlık, sadece birlikte vakit geçirme değil; duygusal anlamda paylaşımda bulunma, destek alma ve kendini güvende hissetme zeminidir. Psikolojik olarak arkadaşlık, yalnızlık hissini azaltır, özsaygıyı artırır ve stresle başa çıkmayı kolaylaştırır. Örneğin, bir sınav öncesi kaygılandığınızda, sizi motive eden ya da birlikte konuları tekrar ettiğiniz bir arkadaş, sadece başarınızı değil ruh sağlığınızı da olumlu etkiler.” şeklinde konuştu.

Sosyal destek, bir nevi ruhun vitamini gibi…

Yapılan birçok bilimsel araştırmanın, güçlü sosyal bağları olan insanların daha uzun yaşadığını, daha az depresyona girdiğini ve fiziksel hastalıklarla daha iyi baş ettiğini gösterdiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi:

“Sosyal destek, bir nevi ruhun vitamini gibidir. İşten çıkarılan bir kişi yalnızsa bu süreci daha yıkıcı bir şekilde yaşayabilirken, arkadaşları olan biri dertleşebilir, öneri alabilir, duygusal yükünü paylaşabilir. İşte dayanışma burada devreye girer. ‘Yalnız değilim’ hissi, birçok psikolojik sarsıntıyı hafifletir. Ayrıca birlikte gülmek, birlikte üzülmek, hayatı daha anlamlı kılar.”

Arkadaşlar sadece zaman geçirdiğimiz insanlar değil, kişiliğimizi etkileyen güçlü aynalar!

“Arkadaşlarımız, kim olduğumuzun aynası gibidir.” diyen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Onlarla kurduğumuz ilişkiler, hangi değerlere önem verdiğimizi, nelere güldüğümüzü, nelere üzüldüğümüzü gösterir. Özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde arkadaş grupları, kimliğin şekillenmesinde büyük rol oynar.” dedi.

Sanata düşkün, üretken bir arkadaş grubunun içinde yer alan bir gencin, bu çevrenin etkisiyle kendini ifade etme yolları geliştirerek sanatsal etkinliklere yöneleceğini ifade eden Aydın, “Buna karşın, sürekli olumsuz konuşan ve her şeyi eleştiren bir grupta olan biri zamanla kendi benlik algısında da bir karamsarlık geliştirebilir. Yani arkadaşlarımız sadece zaman geçirdiğimiz insanlar değil, kişiliğimizi etkileyen güçlü aynalardır.” açıklamasını yaptı.

Farklılıklar kişinin hem dünyaya bakışını hem de kendine olan anlayışını derinleştirir…

Farklı kültürlerden ya da yaşam tarzlarından gelen arkadaşların, düşünce dünyamızı genişleteceğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Her insan, kendi yaşadığını ‘doğru’ ya da ‘normal’ olarak kabul etme eğilimindedir. Ancak farklılıklarla karşılaştıkça, alternatif yaşam biçimlerini, başka bakış açılarını keşfederiz. Bu da empati yeteneğimizi artırır, hoşgörüyü besler.” dedi.

Hiç seyahat etmeyen birinin, başka bir ülkeden gelen arkadaşı sayesinde o kültürün yemeklerini, müziklerini, bayram geleneklerini öğrenebileceğini ya da farklı ekonomik geçmişe sahip bir arkadaşın, hayata karşı daha sade ya da farklı bir duruş kazandırabileceğini söyleyen Aydın, bu çeşitliliğin kişinin hem dünyaya bakışını hem de kendine olan anlayışını derinleştireceğini vurguladı.

Arkadaşlık sadece bir sosyal alışkanlık değil, psikolojik bir ihtiyaç!

Teknoloji sayesinde dünyanın öbür ucundaki insanlarla bile iletişim kurmanın mümkün hale geldiğini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu, birçok açıdan avantajlı. Ancak sanal arkadaşlıklar, yüz yüze ilişkilerin yerini tam anlamıyla dolduramıyor. Dijital ortamda kurulan ilişkilerde beden dili, göz teması, dokunma gibi bağ kurmayı derinleştiren unsurlar eksik kalıyor.” dedi.

Sosyal medyada sıkça mesajlaşılan kişilerle yüz yüze geldiğinizde konuşmaların aynı doğallıkta olmayabileceğine dikkat çeken Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:

“Çünkü dijital ortamda iletişim daha kontrollüdür, anlık tepkiler sınırlıdır. Bu da duygusal yakınlık kurmayı zorlaştırabilir. Ayrıca sanal ortamlardaki ilişkilerde kişiler bazen sadece ‘görünmek istedikleri gibi’ davranabilir. Bu da gerçek bağın oluşmasını engeller. Elbette internet üzerinden kurulan dostluklar da değerli olabilir; özellikle ortak ilgi alanlarında birleşen insanları bir araya getirir. Ancak denge önemlidir. Yüz yüze ilişkilerde kurulan bağların derinliği ve kalıcılığı çoğu zaman daha fazladır.

Arkadaşlık sadece bir sosyal alışkanlık değil, psikolojik bir ihtiyaçtır. Hayatın zorluklarında omuz veren, sevinçleri büyüten, aynaya baktığımızda kendimizi daha net görmemizi sağlayan dostluklar, ruh sağlığımız için vazgeçilmezdir. Farklılıklara açık olmak, çevremizi çeşitlendirmek ve teknolojinin sunduklarını dengeyle kullanmak, daha sağlıklı ve doyurucu ilişkiler kurmamıza yardımcı olur. Unutmayalım, gerçek bir dost bazen bir terapistten daha fazla iyi gelir.”

Olumlu düşün, sağlıklı beslen, beynini koru!

Beden sağlığının önemli olduğunu, fakat beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten uzmanlar, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, beynimize de iyi bakmamız gerektiği konusunda uyarıyor.

Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının ruhsal, bedensel ve sosyal iyilik haliyle doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Sadece beyin sağlığı gününde değil 365 gün beynimizi dikkate almamız gerekiyor.” dedi. Sağlıklı ve dengeli beslenmenin yanı sıra düzenli egzersiz, zihinsel aktiviteler ve güçlü sosyal ilişkilerin önemini vurgulayan Tarlacı, olumlu düşünmenin, şükretmenin ve stres yönetiminin beyin sağlığı üzerindeki etkisinin büyük olduğunu aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının önemine dair açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Beyin sağlığı, ruhsal, bedensel ve sosyal iyilik halinin bütünüdür…

Bütün bedenimizin tıbbi sağlığının önemli olduğunu, fakat yönetici merkezimiz olan beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, içimizdeki beynimizin de sağlığına iyi bakmamız gerektiğini söyledi.

Öncelikle sağlığın ne olduğundan bahsetmek gerektiğini dile getiren Tarlacı, “Sağlıklı olmak, bir insanın ruhsal bedensel ve sosyal olarak iyilik hali demek. Bu yönüyle bakıldığı zaman aslında iyi bir beyin sağlığı demek, ruhsal, bedensel ve sosyal olarak iyi olmak demek. Bu üçü bir araya geldiği zaman bir insanın sağlıklı olduğundan bahsedebiliyoruz. Beyin için de bunlar geçerli.” ifadelerini kullandı.

Beslenmek demek beyni beslemek demek!

Bedensel olarak beynimize nasıl iyi bakacağımızı açıklayan Tarlacı, “Öncelikle beslenirken sadece bedenimizi beslediğimizi düşünmememiz gerekiyor. Beslenmek demek beyni beslemek demektir. Çünkü aldığımızın neredeyse 5’te 1’ini beynimiz kullanıyor. Beslenme konusunda özellikle Ege, Akdeniz diyeti beyin ve kalp damar sağlığı açısından da en ideal beslenme şekli. Ağırlıklı olarak yeşil sebzeler, otlar, meyveler ve deniz ürünlerinden oluşuyor. Beyin sağlığı açısından yapılması gereken en önemli şeylerden bir tanesi sağlıklı beslenmek. Sağlıklı beslenirken de bedene zarar vermemek, alkol ve benzeri bağımlılık yapan maddeleri olabildiğince azaltmak, kısmak ya da kesmek bu işin diğer tarafını oluşturuyor.” şeklinde konuştu.

Hayata pozitif ve şükrederek bakmak gerekir!

Beyin sağlığının önemli bir diğer parçasının ruhsal iyilik hali olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ruhsal iyilik halini sağlayan pek çok parametre var. Aile ilişkileri, toplumun ekonomik durumu, iyi uyku düzeni gibi birçok faktörün etkisi bulunuyor. Ancak olabildiği kadar hayata daha pozitif, daha mutlu, daha şükrederek bakmak ve olumlu kısımları görmek lazım. Elbette ki negatif olumsuz şeyler daha büyük etkiler oluşturuyor ama farkındalığımızı arttırmalıyız. Yaşamdaki bütün sıkıntıların bir şekilde geçeceğini ve geçmek zorunda olduğunu, bunun için sabredilmesi gerektiğini bilmeliyiz. Nefes almak, yürümek, bağımsız hareket etmek, havayı koklamak, görmek gibi dış dünyanın bizi beslediği konulara şükrederek farkındalık oluşturmamız gerekiyor.” dedi.

Böyle düşünüldüğü zaman hayatın derin sıkıntıları karşısında daha dirençli hale gelebileceğimizi belirten Tarlacı, bardağın boş tarafını değil, dibinde bir damla su varsa dolu tarafını da görebilmeye bir şekilde kendimizi alıştırmamız gerektiğini sözlerine ekledi.

Sosyal etkileşimleri güçlü ve canlı tutmak gerekir!

İnsanın tek başına var olabilen bir canlı olmadığına değinen Tarlacı, “Çocuklukta konuşmayı öğrenirken bile başkasının varlığına, konuşmasına ihtiyaç duyarız. Doğuştan dil yeteneğimiz olsa da başkası hayatımızda yoksa konuşmayı asla öğrenemiyoruz ve konuşamıyoruz. Bize öteki gerekiyor. Öteki bazen hayatta sıkıntı yaratabiliyor. Diğer insanların varlıkları bizi sinir edebiliyor ama insan sosyal bir canlı ve diğerlerinin varlığıyla anlam kazanıyor. Diğerlerinin gözünde kendimizi görerek anlamımızı çıkartıyoruz ya da kim olduğumuzu anlıyoruz. Beyin sağlığı açısından özellikle sosyal ilişkileri arttırmak insanlara zaman ayırmak gerekiyor. Aile ve akrabalar sonra arkadaşlar şeklinde bu zincir genişletilebilir. Buradaki önemli nokta şu yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez. Beynin çabuk yaşlanmasına, büzüşmesine, pörsümesine neden olur. Dolayısıyla sosyal etkileşimlerimizi olabildiğince güçlü, canlı tutmak ve hayatın bütün renklerini görebilmek gerekiyor. ” dedi.

Beyin sağlığı için farkındalık oluşturulmalı!

Sadece beyin sağlığı gününde değil 365 gün beynimizi dikkate almamız gerektiğine dikkat çeken Tarlacı, “Beyin sağlığınız için farkındalık oluşturmanız gerekiyor. Yaşam boyu sizi yöneten, kararlarınızı vermeyi sağlayan, duygularınızı değerlendiren, problem çözmenizi sağlayan, yaşamdaki sorunlarla başa çıkmanızı duygusal, düşünsel ve davranışsal olarak sağlayan beyin, yönetici ve en değerli organımız. Dolayısıyla sadece bir gün değil tüm yıl hatta yaşamınız boyunca beyninizi dinleyin, ona dikkatinizi verin ve beyin sağlığınıza dikkat edin.” şeklinde konuştu.

Sağlıklı ve dengeli beslenmek beyin sağlığını da koruyor!

Beyin sağlığını korumaya yardımcı öneriler de paylaşan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Omega-3 yağ asitleri, B vitamini ve antioksidan içeren besinler tercih edin. Meyve, sebze, tam tahıllar, yağsız proteinler ve sağlıklı yağlarla zenginleştirilmiş bir diyet benimseyin. Trans yağ ve doymuş yağ tüketimini sıfırlayın, fast food ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Düzenli olarak egzersiz yapın. Yürüyüş, yüzme, dans, bisiklete binme gibi beyin sağlığını destekleyen egzersizleri tercih edin. Bulmaca çözme, kitap okuma, müzik dinleme, yeni şeyler öğrenme gibi zihinsel aktiviteleri de unutmayın. Stresten uzak durmaya özen gösterin. Yeni hobiler edinmek, sosyal etkinliklere katılmak, doğayla zaman geçirmek, meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri stresinizi yönetmede yardımcı olabilir. Uyku düzeninize dikkat edin ve kaliteli uyumanızı sağlayacak önlemler alın. Sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırın. Kullandığınız ilaçlar varsa reçetenize ve doktorunuzun önerilerine sadık kalın. Beyin yaralanmalarına karşı güvenlik önlemleri almayı ihmal etmeyin.”

Şeftalinin faydaları saymakla bitmiyor

Şeftalinin faydaları saymakla bitmiyor

Sonbahara girdiğimiz bugünlerde yazdan kalan iki lezzetli meyve olan şeftali ve nektarin için pek çok kişi kolları sıvadı, reçel yapmaya başladı. Şeftalinin kadifemsi ve yumuşak görüntüsüne bol sulu ve şekerli tadı eşlik ederken; erik ve şeftalinin aşılanması ile elde edilen nektarin ise daha sert ve tüysüz yapısıyla tercih edilebiliyor. Peki bu lezzetli, düşük kalorili ve sağlık deposu meyveler ne tür faydalar sağlıyor? Besin içeriklerinde ne tür farklılıklar bulunuyor? Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, “Şeftali ve nektarinin ortak noktada çok faydaları bulunuyor. Her iki meyve de sağlıklı miktarlarda tüketildiğinde enerjisi ve glisemik indeksi düşük olmasına bağlı kilo ve kan şekeri kontrolünden sindirim sistemi ve kalbi koruyucu özelliklerine dek bir çok fayda sağlıyor. Ancak diyabet hastalığında, hamilelikte ve emzirme döneminde bebekte alerjik etkilere yol açabildiğinden dikkatli tüketilmesi gerekir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, şeftali ve nektarinin sağlığa faydalarını ve besin içeriklerindeki farklılıklarını anlattı, evde şeftali reçeli tarifi verdi; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Bağışıklığı güçlendiriyor

Şeftali ve nektarin bağışıklığı artıran vitaminler, mineraller ve antioksidanlar açısından zengin olmalarıyla dikkat çekiyor. C ve E vitamini içerikleriyle vücut direncini güçlendirirken, hastalıklarla savaşmaya katkı sağlıyorlar.

  1. Sindirimi kolaylaştırıyor

Bol miktarda A, B3, C vitaminleri ve folik asit, betakaroten, potasyum bulunduran şeftali ve nektarin hazmı kolaylaştırarak sindirim sistemine yardımcı olur. Şeftaliler ve nektarinler doymuş yağ içermez, kalorileri ve glisemik indeksleri düşüktür. Lif içeriği dengede olan her iki meyve de gaz yapmaz ve ishal tedavisinde çok etkin olarak kullanılabilir. Özellikle Crohn hastalığı, irritabl bağırsak sendromu (IBS) ve ülseratif kolit gibi kronik sindirim bozukluklarının en belirgin bulgusu olan ishal döneminde rahatlıkla tüketilen meyvelerdendirler.

  1. Kalbi koruyor

Kalp sağlığını koruma için beslenmedeki en önemli etken posa (lif) tüketimidir. O nedenle her zaman mevsimine göre sebze ve meyve düzenli tüketilmelidir. Yaz mevsimine ait şeftali ve nektarinin aşırıya kaçmadan, düzenli tüketimi yüksek tansiyon ve kolesterol seviyelerine olumlu etkileri ile kalp sağlığı korumasında etkilidir.

  1. Cildi güzelleştiriyor

Zengin C vitamini içeriği yüksek bu iki meyve enfeksiyonlara ve zararlı serbest radikallere karşı koruma sağlar. Cildi ultraviyole ışınlarına karşı korur. Antioksidan özelliği sayesinde ise lekeler ve cilt problemlerinin tedavisini destekler. İçerdiği anti inflamatuar özellikli lutein ve zeaksantin antioksidanları cildi zararlı ışınlardan korurlar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Görmeyi güçlendiriyor

Şeftali ve nektarin önemli bir A vitamini ve beta-karoten kaynağıdır. Beta-karoten, vücudun içinde A vitaminine dönüşen bir pro- vitamindir. A vitamini ise; görme, bağışıklık sistemi, üreme, cilt sağlığı, diş ve iskelet korunmasında önemli vitaminlerden birisidir. Özellikle A vitamini, gece görüş sorunlarının önlenmesinde etkin bir vitamindir. Her iki meyvenin A vitamini içeriği birbirine eşdeğer miktardadır.

  1. Bağırsakları çalıştırıyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “İki meyve de lif açısından zengin olmaları sayesinde hem bağırsakları çalıştırır, hem de kan şekerinin seviyesini dengede tutarak hızlı acıkmayı engelleyebilir. Bu iki besleyici meyveyi aşırıya kaçmadan, gerek tek başına, gerekse salatalarınıza ekleyerek ya da yoğurt ve bir avuç fındıkla tüketebilirsiniz” diyor.

  1. Kansere karşı savaşıyor

Taze şeftali ve nektarin insan vücudunda bağ dokusu oluşturmak için gerekli olan bir antioksidan ve C vitamini kaynağıdır. C vitamini bakımından zengin gıdaların tüketimi, kişinin enfeksiyonlara karşı direnç geliştirmesine yardımcı olur ve bazı kanserlere neden olan zararlı serbest radikalleri ortadan kaldırmaya katkı sağlar. Özellikle şeftali C vitamini yönünden nektarine göre daha zengindir. Şeftali ve nektarinde bulunan bileşikler meme kanseri, beyin tümörü ve prostat kanseri gibi bazı hastalıklara karşı koruma sağlayabiliyor.

  1. Toksinlerden arındırıyor

Gerek sağlıksız beslenme gerekse çevresel etkenlerle vücudumuza giren zehirler olarak tanımlanabilen toksinler bağışıklığı düşürürken sağlığa bir çok zararı bulunuyor. Toksinlerden arınmak için bol su içmek büyük önem taşırken, nektarin ve şeftali de hem toksinlerden vücudu temizliyor hem de yağlı yiyeceklerin zararlı etkilerini sınırlayabiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Kansızlığı önlemeye destek oluyor

Anemi (kansızlık), vücudumuzdaki kırmızı kan hücrelerinin üretiminde gözle görülür bir düşüş gördüğünde ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu nedenle demir, bu hücrelerin düzgün üretimi için bir zorunluluktur. Demirin vücudumuzda sağlıklı bir şekilde emilimini C vitamini artırır. O nedenle demir içeren ve C vitamini içeren gıdaları birlikte tüketmek kansızlığı önlemede önemli bir etkendir. Şeftali ve nektarin C vitamininden zengin meyveler olarak kansızlığı önlemede etken yiyeceklerden diyebiliriz.

  1. Kas ve kalp sağlığına fayda sağlıyor

Her iki meyve de kalsiyum ve potasyum deposu olarak öne çıkıyor. Potasyum, kalp atış hızını ve kan basıncını düzenlemeye yardımcı olan hücre ve vücut sıvılarının önemli bir bileşenidir. Sinir iletimi ve hücre fonksiyonları için önem taşımaktadır. Potasyum aynı zamanda karbonhidratların kullanılması, kas dokularının elektrolit dengesinin sağlanması ve düzenlenmesinde yardımcı olur. Potasyum yetersizliği hipokalemiye (kalsiyum seviyelerinde düşüklüğe) neden olur, kas güçsüzlüğü görülür ve düzensiz kalp atışlarına yol açar. Şeftali ve özellikle de daha da yüksek bir potasyum kaynağı olan nektarin, hipokalemi oluşumunu engellemeye yardımcı olur.

 Ev yapımı şeftali reçeli tarifi:

Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, bugünlerde evde hazırlayabileceğiniz pratik şeftali reçeli tarifi verdi;

 3 kg çok yumuşak olmayan şeftali

6 su bardağı toz şeker

1 tatlı kaşığı tereyağı veya sıvı yağ

Yarım limon suyu

Öncelikle çok yumuşak olmayan şeftalilerimizi yıkayıp istediğimiz büyüklükte doğradıktan sonra tencereye koyalım. Üzerine tüm şekeri dökerek bir gece bu şekilde bekletelim. Daha sonra orta ateşte 20 dakika kaynattığımız şeftalilerimizin üzerinde oluşan köpükleri zaman zaman alalım. Tereyağını atıp 5 dakika, en sonra da limon suyunu ilave edip 15 dakika daha yavaşça kaynatalım. Biraz dinlendikten sonra muhafaza edeceğimiz kavanozlara koyarak soğumasını sağlayalım. Şeftali reçelimiz daha sonrasında yemeğe hazır olacaktır.

 Besin değerleri:

1 adet için Şeftali (147 gram) Nektarin (142 gram)
Enerji 67.6 kcal 61.1 kcal
Protein 1.34 gram 1.5 gram
Lif 2.2 gram 2.13 gram
Kalsiyum, Ca 5.88 mg 2.84 mg
Demir, Fe 0.5 mg 0.426 mg
Potasyum, K 179 mg 186 mg
Vitamin C 6.03 mg 4.12 mg
Beta Karoten 329 µg 283 µg

 

Bu hatalar bağışıklığınızı zayıflatabilir!

Bu hatalar bağışıklığınızı zayıflatabilir!

Tüm dünyayı sarsan Covid-19 virüsünden korunmada ve tedaviden başarılı sonuç alınmasında güçlü bir bağışıklık sisteminin ne kadar önemli olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Bağışıklık sistemimizin güçlü olmasında da düzenli uyku, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenmenin rolü oldukça büyük. Günlük rutinde mevsim meyve ve sebzelerinin, tam tahıllı ürünlerin, kuru baklagillerin, et ve süt ürünlerinin dengeli şekilde tüketilmeleri bağışıklık sisteminizi güçlü tutmak için birebir. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, özellikle selenyum, demir, çinko gibi minerallerin ve C vitaminleri ile B12 vitamininin vücuttaki seviyelerinin azalmasının bağışıklık sistemini doğrudan olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, “Bağışıklık sistemi olumsuz etkilendiğinde Covid-19 hastalığına yakalanma riski arttığı gibi hastalığa yakalananların hastalığı kolay atlatamadığını da unutmamak gerekiyor. Bu nedenle her gün yeterli ve dengeli beslenmek çok önemli” diyor.  Ancak beslenme rutinimizde yaptığımız bazı hatalı alışkanlıklarımız var ki bağışıklık sistemimizi güçlendirmek yerine tam aksine zayıflatabiliyor, hatta bazı önemli hastalıkların tetiklenmesine bile yol açabiliyor. Peki, pandemi sürecinde asla yapmamamız gereken beslenme hataları neler? Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş Covid-19 pandemisinde kaçınmanız gereken 6 önemli beslenme hatasını anlattı; önemi öneriler ve uyarılarda bulundu.

Yanlış: Bolca meyve suyu içmek

Doğrusu: Bağışıklığımızı güçlendirir düşüncesiyle çoğumuz bolca meyve suyu tüketmeyi alışkanlık haline getirdik. Ancak meyvelerin kendisini tükettiğimizde vitamin, mineral ve posa alırken, meyve suyu içtiğimizde ise posa yerine bol miktarda früktoz şekeri ve aşırı kalori alıyoruz. Fazla alınan früktoz da kan şekerini çok hızlı yükselttiği için insülin direnci ve diyabet başta olmak üzere tüm kronik hastalıkların kapılarını açıyor, aynı zamanda bağışıklığı olumsuz etkiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, bu nedenle bağışıklığı güçlü tutmak için taze sıkılmış meyve sularını tercih etmek yerine günde 2-3 porsiyon taze meyve tüketmenin çok daha iyi bir tercih olacağını söylüyor.

Yanlış: Kemik ve et suyunu abartmak

Doğrusu: “Bağışıklığımızı güçlendirmek için yaptığımız beslenme hatalarından biri de, fazla miktarda kemik ve et suyu tüketmek oluyor” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, sözlerine şöyle  devam ediyor: “Kemik ve et suyunun ılımlı miktarlarda tüketilmeleri sağlığa faydalı etki gösterirken, neredeyse her yemeğe eklenmeleri ise bağışıklığı desteklemediği gibi, kolesterol seviyelerini de hızla yükseltiyor. Kolesterolün yükselmesi de başta kalp-damar hastalıkları olmak üzere birçok kronik hastalığa davetiye çıkarıyor. Dolayısıyla kemik ve et suyu tüketimini minimum seviyelerde tutmak pandemide bağışıklığı desteklemesi açısından yeterli gelecektir” 

Yanlış: Kahve ve çay tiryakisi olmak

Doğrusu: Evde kalış sürelerinin uzamasıyla birlikte şüphesiz gün içerisinde içilen çay ve kahve miktarları oldukça arttı. Ancak aşırı tüketimle birlikte vücuda alınan fazla kafein; stres, sinirlilik hali ve uyku uyuyamama gibi durumlara neden olarak bağışıklığı olumsuz etkiliyor. Siyah çay ve kahvenin yanı sıra yeşil çay ve matcha çayı gibi bazı bitki çaylarının da yüksek miktarda kafein içerdiğini unutmayın. Tüm kafein içerikli içecekleri günde maksimum 3 kupayla sınırlandırmaya özen gösterin.

 Yanlış: Her öğünde turşu tüketmek

Doğrusu: Pandemi döneminde bağışıklığı güçlendirmek için belki de en çok başvurduğumuz besin, turşu. Elbette probiyotik etkisiyle bağırsak sağlığına iyi geliyor ve genel bağışıklığı güçlendirmeye yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ece Öneş, “Ancak turşuyla ilgili çoğunlukla unutulan bir gerçek var ki o da çok tuz içermesi” uyarısında bulunarak, fazla turşu tüketiminin zararlarını şöyle anlatıyor: “Turşu tüketimini abartmak beraberinde gereksiz tuz alımına, bunun sonucunda da özellikle tansiyon ile ödem problemlerine yol açabiliyor. Dolayısıyla tansiyon ve kalp-damar ile böbrek hastalarının turşu tüketimini hekimin izin verdiği miktarda minimumda tutmaları, sağlıklı kişilerin ise haftada birkaç gün ılımlı miktarlarda tüketmeleri bağışıklığı güçlendirmede yeterli olacaktır”

Yanlış: Televizyon karşısında atıştırmak

Doğrusu: Pandemide evde geçirdiğimiz zamanın artması, sosyalleşmenin ve hareketin ise tam aksine azalması gibi birçok faktör, bilgisayar ve televizyon karşısında daha fazla zaman geçirmemize yol açtı. Aynı zamanda da ekran karşısında tükettiğimiz atıştırmalıkların da miktarı oldukça arttı. Atıştırmalıkların karbonhidrat ile yağdan zengin olmaları ve hareketsizlik, kilo alımına neden oldu. Üstelik atıştırmalıkların karbonhidrat içeriklerinin yüksek olması; kan şekerinin sürekli yüksek kalmasına ve dolaylı olarak bağışıklığın olumsuz etkilenmesine yol açıyor. Bu nedenle paketli ürünlerin ve pastane ürünlerinin tüketimini azaltmanız, hamur işi gıdaları kısıtlanmanız, taze ve kuru meyveleri günde toplam 2-3 porsiyon, kuruyemişleri de günde bir avuçtan fazla tüketmemeniz, dengeyi sağlamakta en önemli adımlar olacaktır.

Yanlış: Hatalı diyet yapmak

Doğrusu: Hareketsizlik başta olmak üzere gün içerisinde can sıkıntısından sıkça mutfağa yönelmek, çeşitli tatlı ve hamurlu gıdaların denenmesi, strese ve kaygıya bağlı iştah artışı gibi sebepler kilo alım süreçlerini hızlandırdı. Hal böyle olunca hemen herkesi hızla kilo verme telaşı sardı. Ancak dikkat! Hatalı yapılan diyetler sağlığımızı tehdit ediyor. Örneğin kilo vermek amacıyla uygulanan tek tip beslenmenin hakim olduğu kısıtlı diyetler bağışıklık sisteminizi güçlü tutacak besin ögelerinden yoksun olup, hastalıklara karşı gücümüzü azaltıyor. Bu nedenle karbonhidrat, protein, yağ ile vitamin-minerallerin dengeli olduğu bir programla kilo verebilmek ve zayıflarken sağlıklı kalabilmek için diyetisyene başvurmayı unutmayın.

Diyabet Hastalarına Koronavirüs Uyarısı!

Diyabet Hastalarına Koronavirüs Uyarısı!

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’Diyabet yani şeker hastalığı dünyada ve ülkemizde salgın hastalık gibi yayılmaktadır. Toplumumuzda yapılan çalışmalarda yüzde 15 oranında diyabet olduğu saptanmıştır. Bunlara ek olarak yüzde 10 oranında diyabet kadar prediyabet hastamızda bu rakama eklenince %25e yakın oranda kan şekeri yüksekliği ile giden klinik durum olduğu ortaya konulmuştur’’ dedi.

Diyabet Hastalarına Koronavirüs Uyarısı

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’bugünlerde her gün Covid-19 enfeksiyonu sebebi ile kaç kişinin öldüğü kaç kişinin yoğun bakımda olduğu her gün ilan edilmektedir. Günümüzde her 6 saniyede bir kişi diyabet ve komplikasyonları sebebi ile hayatını kaybetmektedir. Bu her gün 1500 kişinin dünyada diyabet sebebi ile ölmesi anlamına gelir. Buna ek olarak her gün diyalize başlayan hastaların yüzde 50 si diyabet yüzünden, ayak ampütasyonlarının yüzde 50 si diyabet yüzünden, kalp krizlerinin yüzde 50 si diyabet yüzünden ortaya çıkmaktadır. Bu rakamlar düşünüldüğünde diyabet ile mücadelede acaba yeterli özen ve dikkati gösteriyor muyuz sorusu gündeme gelmektedir’’ şeklinde açıklamada bulundu.

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’Bu soruya kısaca hayır diyebiliriz ama bunu bilimsel olarak şöyle ifade edebiliriz. Diyabetin komplikasyonlarından önlemenin ve korumanın en önemli yolu iyi kan şekeri regülasyonudur. Açlık ve tokluk kan şekerlerinin iyi olması ve bunun sonucunda HbA1c denilen 3 aylık ortalamanın iyi olması diyabet hastalarında diyabet kontrolü açısından bize yol gösterici olacaktır’’ dedi.

Diyabet Hastalığı İçin Toplum Olarak Önlem Alınması Şart

HbA1c seviyesi toplumumuzdaki diyabet hastalarında ne kadar düşük ise kan şekeri kontrolünde ve diyabet kontrolünde o denli iyiyiz demektir. Ama araştırmalar maalesef böyle demiyor. En iyi merkezlerde takip olunan hastalar bile hedefe ulaşma açısından çok kötü durumdalar. Ülkemizdeki diyabetik hastaların ortalama HbA1c oranı %8,3-8.8 arasında değişmektedir. HbA1c seviyesi %7’nin altındaki rakam ise %25 civarındadır. Birçok yeni ilaç, insülin gibi tedaviler olmasına rağmen hastalarımızdaki tedavi başarısı çok iyi görünmemektedir. Aslında bu oran sadece bizim ülkemiz için değil birçok gelişmiş ülkede bile benzerdir.  Şu bir gerçektir ki kan şekerlerini iyi kontrol edebildiğimiz diyabet hastalarında göz, böbrek, kalp ve diyabet ayak gibi önemli komplikasyonlar daha az görülecektir. O yüzden toplum olarak diyabet hastalarının daha bilinçli olabilmesi için toplu bir seferberliğe ihtiyaç vardır. Bireysel çabalardan çok ulusal düzeyde planlamalar ve önlemler alınmalıdır.

Diyabetin Genç Yaşlarda Görülmesinin Sebebi Obezite

Diğer önemli bir sorunda artık toplumumuzda tip 2 diyabet görülme yaşı 25’li yaşlara kadar gerilemiştir. Eskiden yaşlılarda görülen bir hastalık diye anlattığımız tip 2 Diyabetin bu denli erken dönemlerde görülmeye başlamasının en önemli nedeni obezitenin artmış olmasıdır. Obezitenin de en önemli sebebi beslenme bozukluğu ve hareketin azalmış olmasıdır. Bu yüzden sağlıklı beslenme ve hareketli bir yaşamın olmasının gerekliliği çok erken dönemlerde ilkokul ve ortaokuldan itibaren bireylerin beyinlerine işleyecek sosyal projelerin mutlaka hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’konu ile ilgili tedbirler alınmaz ise 2025 yılında her 4 kişiden birinin diyabet olacağı endişe her geçen gün bende oluşmaktadır. Sağlıklı toplumlar sağlıklı bireylerle ortaya çıkar. Sağlıklı bireylerde sağlı beslenen ve sağlıklı hareket eden kişilerden gelişir. Diyabeti önlemek ve diyabetle mücadelede mutlaka ulusal bir program içine girilmesi şarttır’’ dedi.