Yazılar

Abdi İbrahim’in tarihteki yolculuğu

Abdi İbrahim’in tarihteki yolculuğu

Türk ilaç sektörünün önde gelen markası Abdi İbrahim’in 109 yıldır süren ‘hayatı ve geleceği iyileştirme’ yolculuğunu anlatan tematik filmi yayınlandı.

1912’de küçük bir eczanede başlayan, savaş yıllarında cephede yaraları saran, kendisi gelişirken sektöründeki gelişimin de öncüsü olan Abdi İbrahim’in dün, bugün ve yarınının anlatıldığı filmi, başarılı oyuncu Yiğit Özşener seslendirdi. İngilizce filmin dublajında ise sanatçı Tod Ashley görev aldı.

“İstanbul’un Küçükmustafapaşa semtinde başladı hayatı iyileştirme yolculuğu. Bu yolculuğu başlatan isim; Eczacı Abdi Nadir İbrahim Bey’di” diye başlayan filmde dönemin sahneleri grafiksel çizimlerle tasvir edildi. Filmde, Abdi İbrahim’in 3 kuşağa yayılan tarihi ve vizyonu Abdi İbrahim’in arşivindeki görsellerden yararlanılarak kolaj yöntemiyle oluşturuldu, akış yapay zeka ve illüstrasyonlarla desteklendi.

Eczacı Abdi Nadir İbrahim Bey’in küçücük eczanesinde, sayısız eve şifa taşıyan ilaçları hazırlamasıyla başlayan asırlık yolculuğun kilometre taşları birer birer tasvir edildi. Daha fazla insanı iyileştirmek için Eczacı Abdi Nadir İbrahim Bey’in 1919’da ilaç üretim laboratuvarı kurup hazır ilaç üretimine başlaması ise Abdi İbrahim’in çağa ayak uydurma, üretime yatırım, toplumsal fayda ve sürdürülebilirlik gibi fark alanlarının da temelini oluşturdu.

1927 yılında, Abdi Nadir İbrahim Bey’in ani vefatının ardından eşi Fatma Mehveş Hanım laboratuvarın yönetimini devraldı. Türkiye’nin ilk kadın sanayicilerinden olan Fatma Mehveş Hanım, 1940’ta bayrağı, oğulları Eczacı Hayri İbrahim Barut’a devretti. Şirketin 3. kuşak yönetimi ise İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin ardından İngiltere’de eğitim alıp Türkiye’ye dönen ve 1981’de Yönetim Kurulu Başkanı olarak göreve gelen Nezih Barut’la başlamış oldu.

Abdi İbrahim’in her geçen gün daha da büyüdüğü, güçlendiği ve dünyayı iyileştirmek adına büyük adımlar atacağı bir dönem böylece başladı. 2007 yılında Abdi İbrahim’in dünyanın en büyük 100 ilaç şirketi arasında yer alan ilk Türk şirketi olması, 2008’de Türkiye’nin ilk akredite ilaç Ar-Ge Merkezi’ni açması, 2010’da Portekiz’de Abdi Farma şirketini kurması da küresel çapta büyümenin mihenk taşları oldu. 2012’de Kazakistan’ın en büyük şirketlerinden Global Pharm’ın %60 hissesini satın alarak Abdi İbrahim Global Pharm’ın, dünyanın önde gelen firmalarından Japon Otsuka Pharmaceutical ile %50 ortaklıkla Abdi İbrahim Otsuka’nın, Cezayir’de %50 Remede Pharma ortaklığıyla Abdi İbrahim Remede Pharma’nın kurulması da Abdi İbrahim’in başarısını şekillendiren önemli adımlar olarak tarihe geçti.

İlacını düzenli kullanan HIV pozitif hastaları uzun yaşar

İlacını düzenli kullanan HIV pozitif hastaları uzun yaşar

Sağlık Bakanlığı 2019 verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 17 bin HIV ile enfekte kişi bulunuyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde HIV ile enfekte birey sayısının hızlı bir şekilde artması beklendiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Şafak Göktaş, 1 Aralık Dünya AIDS Günü vesilesiyle HIV konusunda çok önemli bilgiler veriyor.

Son dönemde HIV vakaları ABD, Avrupa, Asya gibi kıtalarda düşüşe geçmişken Türkiye’de ciddi anlamda bir artış eğilimi gösteriyor. Türkiye, dünyada Belarus ve Ukrayna’dan sonra en fazla artış saptanan üçüncü ülke konumunda yer alıyor.  Sağlık Bakanlığı 2019 verilerine göre yaklaşık 17 bin HIV ile enfekte kişi bulunuyor. Uzm. Dr. Şafak Göktaş, ülkemizde yapılan değerli bir çalışmaya göre bu rakamın  75 bin civarında olduğunu belirtiyor. Buz dağının altında ise bundan çok daha büyük bir rakam yattığını söyleyen Uzm. Dr. Göktaş, “HIV pozitif olduğunu bilmeyen ve bunu korunmasız ilişki ve ya başka şekilde, istemeyerek de olsa enfekte olmayan kişilere bulaştırmakta olan bireyler var. Bu nedenle önümüzdeki 10 yıl içinde tespit edilemeyen HIV vakalarının tespit edilmesiyle beraber HIV ile enfekte birey sayısının hızlı bir şekilde artması bekleniyor” diyor.

HIV bir virüs, AIDS ise hastalığın son evresidir

HIV ve AIDS’in aynı anlama gelmediğinin altını çizen Uzm. Dr. Şafak Göktaş, HIV’nin insan bağışıklık yetmezliğine sebep olan bir  virüs iken, AIDS’in ise HIV virüsü kapan kişinin hiçbir tedavi almaması durumunda 6-10 yıl sonra varacağı son hastalık evresi olduğuna dikkat çekiyor. Günümüzde, erken tanı sayesinde HIV pozitif vakaların AIDS evresine gelmeden tespit edilerek tedaviye başlandığını anlatan Uzm. Dr. Göktaş, şöyle devam ediyor: “Bu durum, bazı ülkelerde  farklı şekilde uygulanıyor. HIV virüsünün ilerlemesi ve vücuda hasar vermesi, buna bağlı olarak bağışıklık sistemi hücrelerinin azalması ile hastalığın daha ciddi bir konuma gelmesi durumunda tedavi başlanıyor. Bunun nedeni ise tamamen ekonomik…”

HIV pozitif kişiler umutsuzluğa kapılmamalı

Kişinin HIV pozitif olduğunu öğrendiğinde derin bir üzüntü yaşayabileceğini ve hatta geleceğe dair  umutsuzluğa kapılabileceğini belirten Uzm. Dr. Göktaş, “Fakat HIV/AIDS  Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından ölümcül hastalıklar listesinden çıkartılıp kronik hastalıklar listesine alındı. HIV ilaçlarını düzenli bir şekilde, zamanında kullanan hastalar normal yaşam süresine ulaşabiliyor. Bu yüzden, HIV pozitif olduğunu  saptanan kişiler hiçbir şekilde umutsuzluğa kapılmamalılar. Tıpkı diyabet  ve hipertansiyon hastalığında olduğu gibi günde 1-2 adet ilaç kullanarak normal yaşam ömrünü sürebilirler. Ayrıca HIV tedavisinde umut verici gelişmeler yaşanıyor. Uzun süre etkisini gösteren enjeksiyon tedavisi ile ilgili ümit vadeden çalışmalar var.  Önümüzdeki yıllarda, hastaya 1 doz enjeksiyon yapılarak 2-3 ay boyunca ilaç almadan tedavisinin devamı mümkün olacak” diyor.

İlaç tedavisinin ardından hastada virüs saptanmazsa bulaşıcılık da yoktur

Uzm. Dr. Şafak Göktaş, yakın gelecekte HIV ile enfekte olan insan sayısının artacağı beklendiğinin altını çiziyor. Bu durumda HIV pozitif olan bireylerin toplumda dışlanmaması, tam tersi ABD, İngiltere, Almanya gibi gelişmiş ülkelerde olduğu gibi topluma kazandırılması gerektirdiğini ifade eden Uzm. Dr. Göktaş, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yeni çalışmalarda elde edilen sonuçlara göre,  HIV pozitif olan bir hastada HIV ilaç tedavisi ile vücutta olan virüs sayısı testlerde tespit edilemez durumda ise bu hastada artık bulaştırıcılık söz konusu değildir. Yani HIV RNA PCR denilen testte virüs saptanmaz ise bulaştırıcılık yoktur diyebiliriz. Tabii bu durum, hastanın testlerinin en az 6 ay boyunca negatif sonuçlanması ve tek partner ile ilişkisi olması durumunda söz konusudur. Bundan yaklaşık 15 sene önce, HIV pozitif olan bir kişi 9-10 ilaç kullanmak zorundayken, şu an günümüzde bu sayı sadece  1-2’dir. Önümüzdeki yıllarda bu durum, 2-3 ayda bir enjeksiyon yaptırmaya kadar gidecektir. Bu doğrultuda, HIV pozitif tanısı konulan hastaların hiçbir şekilde karamsarlığa düşmemesi ve geleceğe umutla bakması gerekir. Bizim toplum olarak görevimiz,  HIV pozitif tanısı konulan kişileri dışlamadan, damgalamadan  kucaklamak ve toplumdan soyutlamamaktır.”