Yazılar

Soğuk havalarda dişlerde neden ağrı oluşur?

Soğuk havalarda dişlerde neden ağrı oluşur?

“Özellikle soğuk havalarda artış gösteren diş hassasiyeti diş fırçalama teknikleri ve be birçok nedene bağlı olarak oluşan rahatsız edici bir ağrıdır” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Melek Çam, diş hassasiyeti hakkında önemli bilgiler verdi.

Dentin hassasiyeti ya da diş hassasiyeti olarak adlandırdığımız durum; herhangi bir dental defekt ya da patolojiye bağlı n tipik olarak termal, kimyasal, dokunsal ya da osmotik bir uyarana bağlı olarak ağız ortamına açılmış dentin yüzeyinde oluşan kısa süreli, keskin, lokalize ağrı olarak tanımlanmaktadır.

Pause Dergi

Dr. Melek Çam

Yaşlı bireylerde diş hassasiyeti görülme sıklığı daha az!

Diş hassasiyeti, periodontal hastalığı olan bireylerde %72-98 oranında görüldüğü bildirilmiştir. Genel olarak en yoğun hissedildiği yaşlar 20-40 yaş arasıdır. Diş hassasiyeti yaşlı bireylerde daha nadir görülmektedir. Dentin kanallarının mineral artıklarıyla tıkanması, tübül sayısında azalma gibi durumların yaşla birlikte artması; pulpanın hücresel, vasküler ve nöral kapasitesinin yaşla birlikte azalması; dentinin geçirgenliğini azaltır ve dolayısıyla yaşlı bireylerde diş hassasiyeti oluşumuna daha nadir rastlanır. İstatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da, kadınlarda erkeklere oranla daha fazla diş hassasiyeti görülmektedir. Bu farklılığın, kadınların ağız hijyenine daha fazla önem vermelerine, ağrıya karşı daha duyarlı davranmalarına ve diş hekimine daha sık başvurmalarına bağlanabileceği düşünülmüştür. Diş hassasiyetinden en çok etkilenen dişler ise sırasıyla köpek dişleri ve küçük azı dişleridir.

Diş hassasiyeti bulunan kişiler nasıl bir yol izlemeli?

Dişler içerisinde dışarıdan gelen uyaranları (sıcak-soğuk gibi termal uyaranlar ya da kimyasal, dokunsal uyaranlar) algılayan bir mekanizma mevcuttur. Sağlıklı dişlerde dişin en dış tabakası mine dokusuyla tamamen örtülmüştür. Eğer bu tabaka sert diş fırçalama, asitli içeceklerin aşırı tüketilmesi ya da diş yüzeylerine aşırı kuvvetlerin gelmesi (diş sıkma-gıcırdatma gibi parafonksiyonel kuvvetler) gibi durumlar sonucunda kaybedilmişse, mine dokusu altında yer alan dentin yüzeyi açığa çıkar ve sıcak-soğuk gibi uyaranlarla dişlerde hassasiyet meydana gelebilir. Genellikle kısa süreli keskin ağrılar olmakla birlikte bireyleri günlük yaşamlarında rahatsız edebilmektedir. Böyle bir durum meydana geldiğinde öncelikli olarak diş hekimine muayene olunması gerekmektedir. Mevcut durum değerlendirilmeli ve diş hassasiyetinin giderilmesi açısından hastaya tedavi yöntemleri anlatılmalı ve bireye özgü tedavi planı oluşturulmalıdır. Hassasiyeti giderme yönünde belli başlı tedavi yöntemleri şunlardır: hassasiyet giderici diş macunları ve gargaraların kullanılması, remineralize edici ajan uygulamaları, flor uygulamaları, adeziv rezin uygulamaları, restoratif tedavi uygulamaları, dişeti grefti uygulamalarıdır.

Peki diş hassasiyeti nasıl önlenebilir?

Diş hassasiyeti tedavileri, koruyucu ve iyileştirici tedaviler olarak iki ana başlıkta incelenebilir.

  • Koruyucu tedaviler; hassasiyet oluşumunda etkili olan risklerin ve etiyolojik faktörlerin azaltılmasını, oral hijyen eğitimini, oklüzyon ve diyet düzenlemelerini kapsar.
  • Terapötik tedavi yöntemleri ise; uygulanma şekillerine göre, evde hasta tarafından uygulanan ve klinikte diş hekimi tarafından uygulanan (profesyonel) tedaviler olmak üzere 2’ye ayrılır.
  • Hafif-orta şiddette ve yaygın diş hassasiyetlerinde ilk tedavi seçeneği evde uygulanan tedaviler (yumuşak kıllı diş fırçaları ile birlikte kullanılan hassasiyet giderici diş macunları, gargaralar vb.) olmalıdır. Şayet hastaya evde başlatılan tedavide 2-4 hafta sonunda ağrıda rahatlama ve azalma olmadığında, klinikte diş hekimi tarafından uygulanan tedavi iIe devam edilmelidir. Ağrı devam ederse daha ileri tedavilere geçilir.
  • Diş hassasiyeti tedavi edilmezse, hastanın günlük yaşam kalitesi azalır. Ayrıca daha basit yöntemlerle tedavi edilebilecek durumlar zamanla ilerler ve daha komplike tedavi yöntemlerine geçilmesine neden olabilir.

 “Dişlerim Sağlıklı, Ama Gülüşüm Hiç Güzel Değil”

 “Dişlerim Sağlıklı, Ama Gülüşüm Hiç Güzel Değil”

Cep telefonu ve “selfie” hayatımıza gireli, yüzümüzün yakın çekim görüntülerine aşina olduk. Bu yüzden, içinde yaşadığımız “estetik ve imaj çağında”, yüzümüzün ve gülüşümüzün güzelliği eskiye nazaran çok daha önemli oldu- dişlerimizin güzelliği de öyle!

İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Prof. Dr. Arzu Arı Demirkaya, ortodontik tedaviler hakkında önemli bilgiler paylaştı.

Ortodontik bozuklukların çok büyük bir oranı doğumsaldır. Yani dişlerin ve çenelerin konumları birbiriyle uyumlu olmaları genlere bağlıdır. Ancak kazanılmış ortodontik bozukluklar da vardır. Kazanılmış ortodontik bozukluklar en çok süt dişlerindeki çürüklerin tedavi edilmemesinden ve ağızdan nefes alma, parmak emme gibi hatalı alışkanlıklardan kaynaklanır ve halkın bilinç ve eğitim düzeyi arttıkça azalır. Son yıllarda diş tellerine daha sık rastlanır olması da anne ve babaların bilinç ve eğitim düzeylerinin artmasına bağlıdır. Eskiden bozuk bir ağız yapısı normal kabul edilebilirken, bugün artık bu durumun düzeltilebileceği biliniyor. Bu nedenle artık çocuk hastalar kadar, erişkinler de ortodontik tedavi yaptırıyor. Çocukken dişleri düzeltilmeyenler, bu konuda bilinçlendikçe tedavi olmanın yollarını arıyorlar.

İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Prof. Dr. Arzu Arı Demirkaya

Hem dişlerin diziliminin hatalı olduğu, yer darlığı ve yer fazlalığı gibi durumlarda; hem de çenelerin birbirlerine göre ve yüze göre konumlarının hatalı olduğu, çenelerin önde ya da geride olma durumlarında, ortodontik tedavi uygulamak gerekir. En basit bir diş çapraşıklığı bile en azından ağızda daha çok bakteri tutunmasına neden olduğu için sağlığa zararlıdır. Daha büyük ortodontik sorunlar dişeti sağlığını tehdit eder, konuşma şeklini bozar, düzgün çiğnemeyi, ısırmayı imkânsız kılar ve çene eklemlerinin bozulmasına etki eder. Konuşurken, gülümserken dişlerin çirkin görünmesi veya çeneler nedeniyle yüzün güzel görünmemesi insanın kendine güvenini azaltır, sosyal hayatını ve hatta ruh sağlığını etkiler. Bütün bu nedenlerle ortodontik tedavinin sadece estetik amaçla yapıldığını söylemek yanlış olur.

Çenelerin normal gelişimini etkileyebilecek bozuklukların hiç vakit kaybetmeden erken yaşlarda tedavi edilmesi gerekir. Fonksiyonel çene kayması gibi, 7-10 yaşlarında kısa bir tedaviyle düzelebilecek bir sorun tedavi edilmezse, ileri yaşlarda ancak ameliyatla düzelebilecek büyük bir anomaliye dönüşebilir. Anne-babalar çocuklarında altçenenin konuşurken veya çiğnerken öne veya tek bir tarafa doğru kaydığını gözlemlerlerse, hiç vakit kaybetmeden bir ortodontiste danışmalıdır. Ancak kalıcı dişlerin hepsi sürmeden önce görülen ufak tefek çapraşıklıklar normal kabul edilir. Diş çapraşıklıklarının tedavisi için 10-12 yaşlarına kadar, yani bütün dişler değişene kadar beklenir. Ağızda değişecek diş kalmadığı andan itibaren çapraşıklık düzeltme yaşının üst sınırı yoktur. Dişler ve dişetleri sağlıklı olduğu sürece her yaşta ortodontik tedavi uygulanabilir. Ancak dişlerle birlikte çene konumları da bozuksa ortodontik tedavinin çocukların en hızlı gelişim gösterdiği 11-14 yaşlarında yapılması büyük önem taşır. Bu yüzden çocukların diş ve çene gelişiminin bir ortodontist tarafından düzenli olarak takip edilmesi en doğrusudur.

Dişlere yapıştırılan sabit tellerle yapılan kapsamlı ortodontik tedaviler çoğunlukla 18-24 ay sürer. Bu tedavi boyunca ortodontistiniz sizi 6-8 haftalık aralıklarla görmek isteyecektir. Ancak ortodontik tedavi süresinin düzeltilmek istenen bozukluğun kapsamına göre değiştiğini unutmamak gerekir. Sadece alt ön dişlerdeki hafif bir çapraşıklık 3-4 ayda düzelebilirken, örneğin gömük kalan köpek dişlerinin sürdürülmesi bazen 3-4 yıl alabilir.

Prof. Dr. Arzu Arı Demirkaya, ‘’Ortodontistin telleri takarken ya da tedavinin devamında yapacağı hiçbir şey acı vermez. Sadece teller ilk uygulandığında 1 haftalık bir alışma dönemi olur. Özellikle ilk günlerde dişler yemek yerken sızlayabilir, dudaklar ve dil tellere alışırken tahriş olabilir, ama bu rahatsızlıkların hepsi geçicidir’’ dedi.

Ortodontik tedavi, doktor ve hastasının en üst düzeyde işbirliği yaptığı durumlarda son derece olumlu sonuçlar verir. Tedavi gören kişi en çok ağız hijyenine dikkat etmelidir. Tellerin, dişlerin ve dişetlerinin düzenli olarak bakterilerden ve onların oluşturduğu bakteri plağından tamamen arındırılması gerekir. Yetersiz bakım, dişlerde ve dişetlerinde kalıcı hasara yol açabilir. Ayrıca tedavi boyunca yemek yerken aşırı sert gıdalardan kaçınmak ve tellere zarar gelmesini önlemek şarttır. Tedavide takılıp çıkartılabilen aygıtlar ve lastikler kullanılıyorsa, bunların doktorun önerdiği sürelerin altında kullanılması tedavinin başarısını olumsuz yönde etkiler. Uzun soluklu ve sabır gerektiren bu tedavide ortodontistin önerilerine tam olarak uyulmalı, randevulara zamanında gidilmelidir.

Dişhekimliğinin birçok dalında olduğu gibi, ortodontide de son yıllarda kullanılan malzeme ve tekniklerdeki ilerlemeye bağlı olarak önemli gelişmeler olmaktadır. Her şeyden önce artık hastanın damağını kaplayan büyük destek aygıtları yerine çoğu kez minicik vidalarla çene kemiğinden destek alınabilmekte, bu sayede daha az diş çekimine gereksinim duyulmakta, enselik veya kafalık gibi ağız dışı aygıtlara tedavide çok daha az yer verilmekte, bazı işlemler daha kısa sürede tamamlanabilmektedir. Daha hafif kuvvetlerle çalışmaya olanak sağlayan kapaklı braketler sayesinde başka birçok avantajın yanı sıra, hasta daha az rahatsızlık hissetmekte, braket etrafında bakteri birikimi azalmakta, tedavi süresi kısalmaktadır. Diğer bir gelişme de giderek daha estetik tellerin, hatta takılıp çıkartılabilen şeffaf plakların kullanılmasıdır. Dişlerin arka yüzeylerine yapıştırılan lingual teller çok yassı oldukları için konuşmayı neredeyse hiç etkilemeden aynı sonuçların alınmasını sağlamaktadır.