Yazılar

Ülkemizde 2 milyon kadının sorunu!

Ülkemizde 2 milyon kadının sorunu!

Endometriozis, halk arasındaki yaygın ismiyle ‘çikolata kisti’ normalde rahmin içini kaplayan endometrium dokusuna benzer dokuların rahim dışında büyümesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık. Ülkemizde üreme çağındaki yaklaşık 2 milyon kadın, bir başka deyişle her 10 kadından biri, endometriozis ile mücadele ediyor. Endometriozis bazı hastalarda hiçbir belirti vermezken, bazılarında ise karın ile kasık ağrısı ve bağırsak problemleri gibi pek çok hastalıkta görülebilen belirtilerle gelişebiliyor. Ayrıca ağrılı adetin olağan bir durum olarak düşünülmesi nedeniyle hekime başvurulmakta gecikilebiliyor. Bu etkenler nedeniyle endometriozise tanı konulması 6-7 yıl gibi uzun bir süreyi alabiliyor. Teşhis ve tedavideki gecikme ise tablonun daha da ciddileşmesine neden olabiliyor. Örneğin infertilite ve böbrek kaybıyla sonuçlanması gibi! Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, bu nedenle erken teşhis ve tedavinin endometriozis hastalığında büyük bir önem taşıdığına dikkat çekerek, “Tanı ve tedavideki gecikmeyi önlemek için öncelikle hastalığın sinyalleri iyi tanınmalı ve zamanında hekime başvurulmalıdır. Özellikle ağrılı adet görme, ağrılı cinsel ilişki ve adet döneminde ağrılı dışkılama varsa, akla mutlaka endometriozis gelmelidir.” diyor.

Prof. Dr. Taner Usta

Nedeni henüz bilinmiyor

Endometriozis hastalığının oluşum sebebi hala bilinmemekle birlikte pek çok teori öne sürülüyor. Üreme çağındaki kadınlarda rahim her ay hamilelik için hazırlanıyor ve rahmin iç tabakası kalınlaşarak embriyonun yerleşmesi için hazır hale geliyor. Hamilelik oluşmazsa bu tabaka adet kanamasıyla birlikte vücuttan atılıyor. En çok kabul gören teoriye göre; bazı durumlarda adet sırasında endometrial doku (rahmin en iç tabakasındaki bebeğin hamilelikte yerleştiği zar) peritoneal boşluğa, yani karın boşluğuna geri akıyor. Endometriozis en sık yumurtalıklar, tüpler ve rahim üzerinde oluşuyor. Nadiren de olsa bağırsaklar, mesane, eski ameliyat yeri, tırnak, meme, diyafram, göz ve burun gibi pelvik dışındaki bölgelere de yerleşebiliyor. Endometriozis lezyonlarının yol açtığı bu kistlere ‘çikolata kistleri’ deniyor.

Özellikle 3 belirtisi çok önemli!

Endometriozisin en sık görülen belirtisi, adet döngülerinde artan pelvik ağrıları oluyor. Kadınlarda adet kanaması sürecinde endometrium dokusunda da kanama meydana geldiği için adet ağrısı çok daha şiddetli bir seyir izleyebiliyor. Ayrıca normalden daha ağrılı kramplar gelişebiliyor. Adet döngüsünün uzadığı durumlarda bel ve karın ağrısı da oluşabiliyor. Cinsel ilişki sırasında ve sonrasında gelişen ağrı ile adet dönemi boyunca ağrılı dışkı olması da endometriozisin diğer iki önemli belirtilerinden. Adet döneminde aşırı miktarda kanamanın yanı sıra nadiren de olsa adet döneminde yorgunluk, ishal, kabızlık, şişkinlik ya da aşırı bulantı gibi semptomlar da görülebiliyor.

Tanı için hastanın detaylı öyküsü şart

Endometriozis tanısında en önemli aşamayı hastanın detaylı alınan öyküsü oluşturuyor. Normal bir pelvik muayene, kist ya da skar dokusunu kolaylıkla belirleyebilse de çikolata kisti teşhisinde yeterli olmayabiliyor. Tam teşhis için sıklıkla ultrason, ihtiyaç halinde de Magnetik Rezonans gibi görüntüleme teknolojilerinden yararlanılıyor. Ultrason genellikle tanıda yeterli geliyor. Ultrason ile hastalığın ne durumda olduğu, ne kadar yaygın olduğu, komşu organlarda tutulum olup olmadığı tespit edilebiliyor.

Ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir

Endometriozisin zamanında teşhis ve tedavi edilmemesi durumunda ciddi sağlık sorunları gelişebiliyor. Geç teşhis edildiğinde yumurtalıkların fonksiyonelliği ve yumurta rezervleri (yumurta sayısı) olumsuz etkilenebiliyor ve bunun sonucunda infertilite (kısırlık) oluşabiliyor. Öyle ki çocuk sahibi olmakta güçlük çeken kadınların yaklaşık yüzde 40’ında endometriozis tespit ediliyor. Prof. Dr. Taner Usta, “Erken teşhis ve tedavi edildiğinde ise endometriozis sorunu yaşayan pek çok kadın çocuk sahibi olmayı başarabiliyor” diyor. Endometriozisin yol açtığı bir başka önemli sağlık problemi ise böbrek kaybı! Çünkü iyi huylu ama kötü seyirli olabilen çikolata kisti, idrar yollarına giden borucuğu daraltarak sessiz böbrek kaybına neden olabiliyor. Bunların yanı sıra derin endometriozisin bağırsağı tıkaması sonucu bağırsak tıkanıklığı tablosu gelişebiliyor. Ayrıca yapılan çalışmalar endometriotik dokuların zamanla kansere dönüşebileceğini de ortaya koyuyor. Hastalık ilerlemesine rağmen tedavi edilmezse cerrahi operasyonla yumurtalıkların ve rahmin alınması noktasına da gelinebiliyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta

Tedavi edilebilen bir hastalık

Endometriozis günümüzde tedavi edilebilen bir hastalık. Tedavisinde bazı durumlarda ilaç kullanımı yeterli olurken, bazen cerrahi tedavi gerekebiliyor. Hastalığın evresi, ağrının şiddeti, semptomlar ve hastanın çocuk isteği gibi etkenler tedavinin yaklaşımını belirliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, cerrahi yöntemin genellikle yumurtalık ve rahim gibi pelvik organlarında anatomik bir sorun oluştuğunda ya da idrar yolları veya bağırsaklar tıkandığında tercih edildiğine işaret ederek, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Endometriozis cerrahisi tüm dünyada kapalı şekilde yapılıyor. Çoğunlukla yumurtalık dokusu ile rahmin korunduğu, yani sadece endometriotik dokuların vücuttan çıkarıldığı koruyucu yöntem tercih ediliyor. Çocuk sahibi olmak istemeyen veya tekrarlayan endometriozis cerrahisi geçiren daha ileri yaşlardaki hastalarda ise rahmin alınması ameliyatı olan histerektomi, özellikle dokuların rahimde tutunduğu hastalarda yapılabiliyor. Bazı durumlarda yumurtalıkların alınması gerekebiliyor. Cerrahi tedavide edinilen tecrübeler ve yaşanan gelişmeler sayesinde çikolata kistlerinin ameliyat sonrasında tekrar etme riski günümüzde deneyimli merkezlerde oldukça düşük oranda seyrediyor.”

Anne olmaya karar verdiğiniz andan itibaren! Şunlara dikkat!

Anne olmaya karar verdiğiniz andan itibaren! Şunlara dikkat!

Hamilelik kadınların yaşamında unutulmaz bir dönüm noktası oluyor. Mutluluk ve endişe çoğunlukla iç içe geçerken, anne adaylarının bu özel süreçte bazı kurallara dikkat ederek, zorlukları en aza indirip, çokça keyif alabilmeleri mümkün. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk “Hamilelik aslında bir maraton gibidir. Maratona başlamadan önce fiziksel ve ruhsal olarak annelik serüvenine ne kadar iyi hazırlanırsanız bu süreci sağlıklı bir şekilde geçirebilirsiniz” diyor. Tüm dünyadaki gebeliklerin yaklaşık yarısı plansız, yarısı planlı gerçekleşiyor. Peki “artık hazırım” dediğiniz noktada, sağlıklı ve huzurlu bir hamilelik için nelere dikkat etmeniz gerekiyor? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk, anne olmaya karar verdiğiniz andan itibaren alınması gereken 10 önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Harika Bodur Öztürk

  1. Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanına başvurun

Anne olmaya karar verdiğiniz andan itibaren mutlaka kadın doğum doktoruna başvurun.  Vajinal muayene, pap smear testinin yapılması, vajinal ultrasonda rahminizin ve yumurtalıklarınızın değerlendirilmesi önem arz eder. Bazen rahim içinde polip gibi yer kaplayan oluşumlar olabilir ve hamile kalmadan önce alınmaları gerekebilir. Servikal (rahim ağzı) smear testinde anormal bulgular varsa “önce anne sağlığı” ilkesiyle elbette hamilelik öncesinde tedavisi gerekiyorsa bu tedavi süreçlerinin tamamlanması çok önemlidir.

  1. Fazla kilonuzdan sağlıklı diyetle kurtulun

Fazla kilonuz varsa hamilelik öncesi sağlıklı bir diyetle ideal kilonuza ulaşmaya çalışın. İdeal kiloya ne kadar yaklaşarak hamile kalırsanız, hamilelik sürecinde gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) ve yüksek tansiyon gelişme ihtimali de azalacaktır. Fazla kilo ile hamilelik başladıysa da vücut kitle indeksinize bakılarak tüm bu süreci 5-6 kilo ile bitirmenizi doktorunuz tavsiye edebilir. Gebelik diyabeti gelişirse iri bebek, doğumda omuz takılması, operatif doğum ve ölü doğum yapma ihtimali de maalesef artmaktadır.

  1. Düzenli egzersiz yapmaya başlayın

Hamilelik döneminde düzenli egzersiz yapılması önemlidir. Haftada 3/ 4 gün 30-40 dakikalık yürüyüş yapılması tavsiye edilir. Düzenli egzersiz yapmaya hamilelik öncesinde başlarsanız, sürdürmek daha kolay olacaktır. Ancak, yine de doktorunuz kanama, erken doğum tehlikesi gibi bazı tıbbi durumlarda fizik aktiviteyi azaltmanızı veya kısıtlamanızı isteyebilir.

  1. Diyabet veya yüksek tansiyonunuz var mı mutlaka öğrenin

Özellikle mevcut diyabet tanısı varsa hamile kalmadan önce “glisemik kontrolü” sağlamak çok önemlidir. Yüksek kan şekeri düşük yapma ihtimalini ve doğumsal anomalileri artırmaktadır.  3 aylık kan şekeri ortalamasını gösteren HbA1C değerinin yüzde 6.5’in altında olması önerilmektedir. HbA1C yüzde 10’un üzerindeyse hamile kalma planı ertelenmelidir. Üreme çağındaki kadınların yüzde 3’ünde yüksek tansiyon tanısı mevcuttur. Hamile kalmadan önce mevcut ilaç tedavilerinin değiştirilmesi gerekebilir. Yüksek tansiyon olan hamilelerde fetal gelişme kısıtlılığı, plasentanın doğum başlamadan önce ayrılması (dekolman), gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) riski de artmaktadır.

  1. Alkol ve sigaradan kaçının

Alkol tüketimi varsa ve sigara kullanılıyorsa hamilelik öncesinde bu alışkanlıkları bırakabilmek çok kıymetlidir. Alkol toksik etkiler oluşturmakta, sigara da dolaşım sistemini etkileyerek bebekte anne karnında gelişme sorunlarına yol açabilmektedir. Ayrıca, sigara yumurtalık sağlığı üzerine de olumsuz etkilerde bulunabilir. Sigara ve alkol tüketimi erkek üreme sistemini de olumsuz etkilemekte ve sperm kalitesini de bozabilmektedir. Bu nedenle hem anne adayının hem de baba adayının bebek sahibi olmaya karar verdiklerinde mutlaka sigara ve alkolden uzak durması gerekir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Folik asit takviyesini ihmal etmeyin

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk “Hamilelik öncesi özellikle iki-üç ay önceden folik asit takviyesi başlanması ‘nöral tüp defekti’ adını verdiğimiz sakatlıkların engellenmesinde önemli bir rol alır. Günde 400 mikrogram folik asit takviyesi genellikle yeterli olacaktır. Demir eksikliği anemisi varsa hamilelik öncesinde ve hamilelik sürecinde tedavi edilmesi anne ve bebek sağlığı için önemlidir. Hamilelerde fizyolojik anemi olabildiği gibi, ülkemizde demir eksikliği anemisine de çok sık rastlanmaktadır” diyor.

  1. Tek gen hastalıklarına karşı önlem alın

SMA gibi tek gen hastalıklarının taşıyıcılığının olup olmadığı hamile kalmadan önce çiftlerden istenebilir. Eğer erkekte taşıyıcılık varsa anne adayı da değerlendirilir. İki taşıyıcı kişinin birlikteliğinden hasta bebek olasılığı söz konusu olduğu için bu çiftlere IVF (tüp bebek) yapılarak sağlıklı embriyo transferi ile hamilelik elde edilmesi önerilmektedir. Yeni evlenen çiftlerde Sağlık Bakanlığı bu taramayı yapmaktadır.

  1. Mutlaka dişlerinizi kontrol ettirin

Hamilelik öncesinde diş muayenesi ve gerekiyorsa diş sağlığı tedavinizin tamamlanması çok önemlidir. Hamilelikte ilk trimesterde (ilk 13 haftalık dönem) ve üçüncü trimesterde (28-40. hafta arası dönem) diş tedavileri çok tercih edilmemektedir. Lokal anestezi kullanılmış olması, antibiyotik tedavi ihtiyaçları hastaları bu dönemde tedirgin etmek dışında, diş eti ve diş sağlığı sorunları hamilelik döneminde erken doğum eylemini de tetikleyebilir.

  1. Bu hastalıklara karşı tarama yaptırın

Risk altında olanlar; cinsel yolla bulaşan ve sık görülen bakteriyel enfeksiyon hastalığı olan chlamidya, bel soğukluğu (gonore), sifiliz ve HIV açısından önceden kontrol edilebilir. Rahim ağzından ve vajinal sekresyonlardan kültür veya PCR ile değerlendirme yapılabilir. Bakteriyel enfeksiyonlar hamilelik öncesinde mutlaka tedavi edilmelidir.

  1. Gerekirse aşı olun

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk “Kan testlerinde yüksek kan şekeri veya tiroit fonksiyon bozukluğu olup olmadığına bakılmalıdır. Ayrıca eşlik eden kansızlık gibi sorunlar varsa önceden bunların tedavisi uygun olacaktır. Bazı enfeksiyonlara karşı bağışıklık durumunuzun kontrol edilmesi tavsiye edilecektir. Bunlardan kızamıkçık (Rubella) bağışıklığı özellikle önemlidir. Gerekli görülürse hamile kalmadan önce aşılanmanız tavsiye edilecektir. Hamilelik öncesinde tetanoz aşınız yoksa önceden aşılanmanızı da tavsiye ediyorum” diyor.

Adet öncesi gerginlik sendromu!

Adet öncesi gerginlik sendromu!

Halsizlikten bel ağrısına, gerginlikten kilo alımına, göğüslerde şişkinlikten baş ağrısına, depresif ruh halinden dikkati toplamakta güçlük çekmeye… Toplumda ‘adet öncesi gerginlik sendromu’ olarak bilinen ‘premenstruel sendrom’ pek çok kadının ortak sorunu. Üreme çağındaki her 4 kadından 3’ünde görülüyor ve nadiren de olsa yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilecek boyutlara oluşabiliyor. Kadınlarda pek çok fiziksel ve duygusal yakınmalara yol açan adet öncesi gerginlik sendromu aslında alınacak olan bazı önlemlerle konforlu bir şekilde atlatılabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 90’ında adet öncesi gerginlik sendromunun hafif seyrettiğini belirterek, “Eğer şiddetli bir tablo yoksa yaşam tarzında ve beslenme alışkanlığında yapılacak düzenlemeler, sendromun hafiflemesinde önemli katkılar sağlayabiliyor. Düzenli spor yapmak, kaliteli uyumak ve sağlıklı beslenmek, alınması gereken en önemli önlemlerdir” diyor.

Ancak şiddetli seyrederek yaşam kalitesini düşüren adet öncesi gerginlik sendromunda mutlaka hekime başvurulması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, “Bu durumda önlemler yeterli gelmeyeceği için hormonal tedaviler veya antidepresan ilaçlar gibi çeşitli tedavi yöntemlerine başvuruluyor. Ayrıca vitex agnus castus (hayıt ağacı bitkisi) da dopamin maddesi gibi davranarak premenstruel sendromda faydalı oluyor. Ek olarak B6 vitamini, D, E vitamini, magnezyum ve çinko takviyesi gibi yöntemlere de başvurmak gerekebiliyor” diyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, adet öncesi sendromuna karşı 10 etkili yöntemi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Düzenli egzersiz çok önemli!

Geniş çaplı yapılan çalışmalarda; ortalama 8-12 hafta, haftada 3 kez, 30-60 dakikalık aerobik egzersizler başta olmak üzere, farklı egzersiz çeşitlerinin adet öncesi gerginlik sendromu üzerine faydaları ortaya kondu. Egzersiz, endorfin düzeylerini artırarak, progesteron ile östrojen sentezini düzenlemeye yardımcı oluyor ve bu sayede adet öncesi gerginlik sendromunun ana nedenlerinden sayılan hormonal düzensizliği dengeliyor. Egzersiz yapmak ayrıca kilo vermeye katkıda bulunuyor, sosyalleşmeyi sağlıyor ve depresif duygu durumunu azaltıyor.

Stresli durumlardan kaçının

Stres durumunda vücudumuzda kortizol ve aldosteron hormonları salınıyor. Yapılan çalışmalarda; bu stres hormonlarının özellikle adet başlamadan 2 hafta önce salınımlarının arttığı gösterildi. Aynı zamanda stres vücutta sempatik aktiviteyi artırıyor ve bu durum rahim kasılmaları ile adet ağrılarına neden oluyor. Dolayısıyla stresi azaltmak amacıyla yapacağınız her türlü aktivite, adet öncesi gerginlik sendromunun fiziksel ve psikolojik belirtilerinin azalmasına katkı sağlayacaktır.

Sigara ve alkolü bırakın

Sigarada ve alkol tüketimi, seks steroid hormon düzeylerini değiştirerek ve/veya serotonin/dopamin aktivitelerini etkileyerek adet öncesi gerginlik sendromunun belirtilerini artırıyor. Çalışmalarda; uzun süreli (3-5 yıldan fazla) veya yüksek miktarda (günde 15 adetten fazla) sigara kullanımının bu sendromla daha ilişkili olduğu gösterildi. Yine özellikle aşırı, erken yaşta veya uzun süreli alkol tüketiminin de adet öncesi gerginlik sendromuyla ilişkili olduğu tespit edildi.

Kahve ve çayı abartmayın

Yapılan çalışmalarda; kafeinin özellikle yüksek dozlarda tüketiminin adet öncesi gerginlik sendromu bulgularını arttırdığı gösterildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, fazla kafein tüketiminde uykusuzluk, sinirlilik ve meme hassasiyetinin daha fazla gözlendiğini belirterek, “Bu nedenle kafein içeren kahve ve çay gibi içeceklerin günlük aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yağ, şeker ve tuza dikkat!

Yüksek kalorili, yağlı, rafine şekerli, dondurulmuş veya yüksek tuz oranına sahip besinler ile şekerli içeceklerin mümkün olduğunca az tüketilmeleri, adet öncesi gerginlik sendromunun azalmasına katkı sağlıyor. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, aşırı tuz tüketiminin vücutta ödem artışına neden olduğuna işaret ederek, “Aşırı tuzun yanı sıra karbonhidratlı besinlerde aşırıya kaçmak da vücutta serotonini azaltarak adet öncesi sendromda etkili oluyor” bilgisini veriyor.

Uyku düzenini sağlayın

Adet öncesi gerginlik sendomunda depresif ruh hali psikomotor geriliğe yol açarak; uykusuzluk, çok uyuma, sık uyanma ve uykuyu alamama gibi uyku problemlerine neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran , “Aşırı kalorili beslenmeden kaçınma, çay, kahve ile alkol tüketimini kısıtlama, egzersiz ve gevşeme tekniklerini kullanma, uykusuz veya yorgun hissedildiğinde uyuma süresini uzatma gibi yöntemler uyku kalitesini artırmada faydalı olacaktır” diyor.

 Kaslarınızı gevşetin

Meditasyon, yoga, pilates, progresif kas gevşetme tekniği, hipnoz ile bio-feedback gibi gevşeme teknikleri günlük yaşantının stresini ve anksiyetesini azaltarak adet öncesi gerginlik sendromunun daha hafif geçmesine yardımcı oluyor. Gevşeme tekniklerinin abdominal şişkinlik, ödem, meme hassasiyeti ve karın kramplarını azalttığını gösteren çalışmalar da mevcut.

Ağır diyetler yapmayın

Uzun süren açlık periyotları, zayıflama amaçlı yapılan ağır diyetler ve tek yönlü beslenme alışkanlıkları, adet öncesi gerginlik sendromunu olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla bu hatalı alışkanlıklardan vazgeçmeniz çok önemli.

 Su için, hem de bolca!

Yeterli miktarda sıvı tüketimi vücudun sıvı elektrolit dengesini sağlıyor, bu sayede hem hormonal dengeyi, hem sinir yolaklarını düzenleyerek adet öncesi gerginlik sendromunun yakınmalarını hafifletiyor. Dolayısıyla günde 2-2.5 litre su içmeyi alışkanlık haline getirin.

Vitamin ve mineral takviyeleri

Vitex agnus castus (hayıt ağacı / chaste tree) dopamin agonisti gibi davranarak ve FSH ile prolaktin hormon düzeylerini azaltarak adet öncesi gerginlik sendromunun hafiflemesine destek oluyor. Ayrıca kalsiyum takviyesinin kısmen de olsa faydalı olduğu belirtiliyor. A, D, E vitamini ile çinkonun yararları konusundaki datalar ise yeterli değil. “Magnezyum takviyesiyle ilgili çalışmalar da çelişkilidir” bilgisini veren Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, “Dolayısıyla bu vitamin ve mineral takviyelerinin gelişigüzel kullanımı doğru değildir. Hormon dengesi ve serotonin düzeyleri üzerinden olumlu etkileri bazı çalışmalarda gösterilmiş olsa da; faydası olduğu kanıtlanmış tek ajan vitex agnus castus bitkisidir” diyor.

Hamileyken şu gıdalardan kaçının!

Hamileyken şu gıdalardan kaçının!

Hamilelik döneminde anne adayının doğru beslenme alışkanlığı edinmesi, bu sürecin sağlıklı atlatılmasında kilit role sahip. Öyle ki anne karnındaki bebeğin gelişimini sağlıklı tamamlaması, annenin hamilelik dönemini sorunsuz geçirmesi, doğumun sağlıklı geçmesi ancak yeterli, dengeli ve kaliteli beslenmeyle sağlanabiliyor. Aslında sağlıklı beslenme programına hamilelik öncesinde başlanması çok daha doğru bir yaklaşım oluyor. Doğru beslenme alışkanlığı sayesinde; erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve bebekte oluşabilecek pek çok önemli sağlık problemine karşı önlem alınabildiği gibi, anne adayında da diyabet, yüksek tansiyon, gebelik zehirlenmesi, kemik erimesi, obezite ve lohusalık depresyonu gibi ciddi komplikasyonlar engellenebiliyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, genel sağlıklı beslenme kurallarının hamilelik sürecinde de geçerli olduğuna dikkat çekerek, “İdeal kilo alımını sağlayacak, makro ve mikrobesin ihtiyaçlarını karşılayacak, bağışıklık sistemini destekleyecek ve varsa sağlık sorunlarınıza uygun modifikasyonları sağlayacak şekilde bir beslenme programı uygulamalısınız. Bunun için tabağınızın yarısı bol renkli mevsim sebzeleri, 1/4’ü protein, 1/4’ü kompleks karbonhidrat içermeli. Ayrıca gün içerisinde 2-2,5litre su tüketmeyi de asla ihmal etmeyin” diyor. Ancak hamilelik sürecinde yapılan bazı beslenme hataları anne ve bebeğin sağlığını ciddi boyutlarda tehdit edebiliyor, çok daha kötüsü ölümcül sonuçlara yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, sağlıklı hamilelik için kaçınmanız gereken beslenme hatalarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Elif Meşeci

Tek tip beslenmek

Hamilelik döneminde yetersiz ve kötü beslenmek hem bebekte hem anne adayında ciddi sağlık problemlerinin gelişmesine adeta davetiye çıkartıyor. Örneğin demir eksikliği kansızlık yapabiliyor, bu durum bebeğin yetersiz büyümesine yol açmasının yanı sıra annede halsizlik, çarpıntı ve kalp yetersizliği gibi tablolar oluşturabiliyor. Yetersiz kalsiyum alımı da bebekte kemik-iskelet sisteminin sağlıklı gelişmesini önlerken, annede gebelik zehirlenmesi ve kemik erimesiyle sonuçlanabiliyor. Doç. Dr. Elif Meşeci, “Hamilelik döneminde yeterli ve dengeli beslenmenin aslında hiç bilinmeyen en önemli yönü ise bebeğin yetişkinlikteki obezite, diyabet, yüksek tansiyon veya koroner kalp hastalıkları gibi kardiyo-metabolik hastalık riskinin ve entelektüel kapasitesinin anne adayının ne kadar sağlıklı beslendiğiyle yakından ilintili olmasıdır” diyor. Dolayısıyla hamilelik sürecinde sizin ve bebeğinizin; demir, kalsiyum, D vitamini, A ve B vitaminleri, omega-3 yağ asitleri(EPA+DHA), protein ile enerji ihtiyacını karşılayacak olan dengeli–yeterli beslenme programı oluşturmalısınız. Sebze ve meyveleri mevsimine göre tüketmeniz de dikkat etmeniz gereken bir başka önemli noktayı oluşturuyor.

Kafeini abartmak

Kafein hamilelik döneminde vücuttan daha yavaş atılıyor ve plasentayı geçerek bebeğin kan dolaşımına karışabiliyor. Yapılan bazı çalışmalarda, hamilelikte yüksek dozlarda kafein tüketiminin düşük, erken doğum ve düşük doğum ağırlığına neden olabileceği ortaya konmuş. Ayrıca annede çarpıntı, tansiyon yükselmesi, anksiyete, karın ağrısı ve ishal yapabiliyor. Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Derneği, hamilelikte kafein tüketiminin günde 200 mg’dan az olması gerektiğini belirtiyor. Kahve, siyah çay, yeşil çay, enerji içecekleri, kola ve çikolata kafein içeren içecek ve besinlerden. Bir fincan Türk kahvesinde 50-60mg, 1 kupa filtre kahvede 150-200mg, 1 fincan siyah çayda 20-40mg kafein yer alıyor.

Kahvaltı etmemek

“Gece boyunca harcanan glikozun yenilenmesi ve kan şekerinin dengelenmesi için kahvaltı etmek şart” uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, şöyle devam ediyor: “Kahvaltının atlanmaması hamilelik döneminde ayrı bir önem taşıyor. Bu öğün atlandığı takdirde anne adayında gün içinde halsizlik, yorgunluk, baş ağrısı ve tansiyon düşmesi gibi sorunlar gelişebiliyor. Kahvaltıda yulaf ezmesi, süt veya yoğurt, meyve, fındık-ceviz gibi yağlı tohumlardan oluşan gevrek kasesi hazırlayabileceğiniz gibi; sebzeli bir omlet, peynir, tam tahıllı ekmek, bal ve rengarenk bir mevsim salatasıyla da güne başlayabilirsiniz”

İki kişilik beslenmek

Anne adayı bebeğinin daha sağlıklı olacağını düşünüp, hamilelik döneminde ‘iki kişilik’ beslenmek gibi önemli bir hataya düşebiliyor. Gereksiz kilo alımına neden olabilen bu yanlış inanış anne adayına ve bebeğe yarardan çok zarar veriyor. Öyle ki hamilelikte aşırı kilo alımı; erken doğum, gebelik şekeri, yüksek tansiyon, gebelik zehirlenmesi, bebekte büyüme-gelişme anormalliği, doğumda omuz takılması; doğum sonrası dönemde ise tromboemboli, anemi, yara yeri enfeksiyonları, yenidoğanda kan şekerinde düşme ve polistemi (kırmızı kan hücrelerinde artış) gibi pek çok sağlık sorununa neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, hamilelik sürecinde ideal kilo artışının hamile kalındığı andaki vücut kitle endeksine göre belirlendiğini vurgulayarak, şöyle konuşuyor: “Eğer anne adayı kilolu ise 5-11 kilo, normal kiloda ise 11.5-16 kilo, zayıf ise 12.5-18 kilo tüm hamilelik süresince alması gereken ortalama kilo artışı oluyor. Anne adayının kilosuna göre değişmekle birlikte, genellikle ilk trimesterde ek kalori ihtiyacı olmuyor, 2-3. trimesterde ise ek olarak günde 300-450 kalori artışı yeterli geliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hatalı besinler tüketmek

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, hamilelik döneminde kaçınmanız gereken besinleri şöyle anlatıyor:

Pastörize edilmemiş çiğ süt ile süt ürünleri, pastörize edilmemiş peynir: Listeria gibi bakteriler içerebilen bu besinler anne ve bebekte enfeksiyona neden olabiliyorlar.

Çiğ yumurta: Çiğ yumurtayla yapılan mayonez, salata sosu, tiramisu ve mus gibi yiyecekler salmonella enfeksiyonuna yol açabiliyorlar.

Pişmemiş-az pişmiş kırmızı et, tavuk, balık: Düşük ve erken doğum gibi ciddi sorunlar oluşturabilen toksoplazma başta olmak üzere, çeşitli bakteri ve parazitler bu yiyeceklerde bulunabiliyor.

Civa gibi ağır metal içeriği yüksek olan dip balıkları-kabuklu deniz ürünleri: Ağır metaller bebeğin beyin ve sinir sistemine zarar verebiliyor, zeka ve motor gelişimini bozabiliyorlar. Bu nedenle yüzey balıkları, yani sardalya, hamsi, uskumru ve istavriti tercih etmeli, mümkünse hamsi gibi küçük balıkları iskeletiyle tüketmelisiniz. Böylelikle omega-3 ihtiyacının yanı sıra kalsiyum ve D vitamini ihtiyacı da balıkla karşılanıyor.

İşlenmiş, yanmış, trans yağ içeren gıdalar(fast food) / konserve besinler: Başta şarküteri ürünleri-tütsülenmiş etler olmak üzere listeria gibi pek çok bakteriyi taşıyabilecekleri ve toksik katkı maddeleri içerdikleri için bu gruptaki besinlerin hamilelikte tüketilmeleri önerilmiyor.

Miyomlara izsiz ve ağrısız operasyon

Miyomlara izsiz ve ağrısız operasyon

Rahmin düz kas tabakasından kaynaklanan iyi huylu tümörler olan miyomlar, doğurganlık çağındaki kadınlarda oldukça sık rastlanan bir hastalık. Öyle ki ülkemizde her 5 kadından birinde, çapı ufak veya büyük, az ya da çok sayıda  ‘miyom’ tespit ediliyor! Vücuttaki östrojen seviyelerinin daha yüksek olması nedeniyle sıklıkla üreme çağındaki 18-45 yaş grubundaki kadınlarda görülen miyomlar, rahim alınması operasyonlarının en sık nedenini oluşturuyor.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, miyomların hastaların çoğunda herhangi bir şikayete yol açmadıkları için genellikle rutin muayeneler sırasında tesadüfen tespit edildiklerine dikkat çekerek, “Miyomlar bazı hastalarda ise düzensiz ya da miktarı artan adet kanaması, kasık bölgesinde ağrı, kabızlık ile sık idrara çıkma gibi yakınmalara neden olabiliyor. Daha da önemlisi, rahim içerisinde yerleşmiş olan miyomlar hamilelik oluşumunu önleyebiliyor; hamilelik oluşsa bile tekrarlayan düşüklere veya erken doğuma yol açabiliyor. Herhangi bir yakınma oluşturmayan miyomlarda düzenli aralıklarla takip yeterli gelirken, yaşam kalitesini düşüren sorunlara yol açtığında veya anne olmayı önlediğinde ise ilaçla veya cerrahi olarak müdahale etmek gerekiyor” diyor.

Doç. Dr. Cihan Kaya

V-NOTES ile ‘izsiz’ ve ‘ağrısız’ ameliyat!

Günümüzde miyom ameliyatlarının büyük çoğunluğu, hastalara açık cerrahiye göre daha az hastanede kalış süresi ve daha kısa sürede günlük aktivitelere dönüş imkanı gibi önemli konforlar sağlayan ‘laparoskopik’, bir başka deyişle kapalı yöntemle yapılabilir oldu. Son yıllarda teknoloji dünyasında atılan dev adımlar sayesinde laparoskopik ameliyatlarda hastaların yüzünü güldüren önemli bir gelişme daha yaşandı; tüm işlemlerin ‘doğal açıklıktan’ gerçekleştiği V-NOTES yöntemi!

Dünyada ve ülkemizde birkaç yıldır uygulanan V-NOTES yönteminin hastalara sağladığı en dikkat çekici faydaları; tüm işlemlerin doğal açıklıktan uygulanması nedeniyle karın bölgesinde kesi izi oluşturmaması ve bu sayede operasyon sonrasında ağrı oluşumunu önlemesi! Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, “V-NOTES cerrahisi; karın duvarına hiçbir kesi yapmadan, laparoskopik aletler eşliğinde, doğum kanalından gerçekleştirilen cerrahi yöntem demek. Miyomların izsiz ve ağrısız çıkarılmasını sağlayan bu yöntem sayesinde hastalar ameliyat sonrasında hastaneden aynı gün taburcu olabiliyor; kısa sürede iş ve günlük yaşamlarına dönebiliyorlar” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Karın bölgesinde ‘iz’ olmuyor

Tıp dünyasında büyük heyecan yaratan V-NOTES yöntemi; özellikle çocuk istemeyen ve büyük miyomlar nedeniyle düzensiz adet kanaması, sık idrara çıkma, kabızlık, cinsel ilişki sırasında ağrı ve sürekli oluşan kasık ağrısı nedeniyle rahmin alınması gereken hastalarda uygulanabiliyor. Ayrıca rahmin korunmasını isteyen hastalarda, özellikle rahmin dış kısmına yakın yerleşimli miyomlarda da kolaylıkla yapılabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Doç. Dr. Cihan Kaya, gerek rahmin korunduğu gerekse tamamen alındığı durumlarda başvurulabilen V-NOTES yönteminin nasıl uygulandığını şöyle anlatıyor:

“Doğum kanalının en derin noktasına yapılan 2-3 santimlik kesilerden karın boşluğuna ulaşılıyor. Bu yöntem için özel olarak geliştirilmiş, doğum yolunu koruyucu platformlar yardımıyla, karın içerisindeki organlar görünür hale getiriliyor. Ardından miyomlar kamera ve laparoskopik aletler yardımıyla vücut dışarısına alınıyor. Doğum kanalı tekrar onarılarak operasyon tamamlanıyor”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ameliyat sonrasında ‘ağrı’ sorunu yaşanmıyor!

Klasik laparoskopide karın cildine ve cilt altı dokulara yapılan ufak kesiler ve ameliyat süresinin uzun olması gibi etkenler nedeniyle, ameliyat sonrasında özellikle alt karın bölgesi ile kesi yerlerinde ağrı gelişebiliyor. V-NOTES yönteminde ise tüm işlemler doğum kanalında gerçekleştiği ve ortalama 30-45 dakika gibi kısa bir sürede tamamlandığı için ameliyat sonrasında ağrı sorunu yaşanmıyor.

Hastalar normal doğum yapabiliyor

Yöntemin sağladığı bir başka önemli fayda ise ameliyat süresinin kısa olması ve karın bölgesinde kesi olmaması sayesinde hastaların aynı gün taburcu olabilmeleri. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, “V- NOTES ameliyatından sonra hastalar ortalama 6-18 sonra evlerine dönebiliyor, iş ve günlük aktivitelere kısa sürede dönüş yapabiliyorlar. Karın bölgesinde kesi yeri fıtıklarının gelişmemesi ve kesi izlerine bağlı kozmetik kaygıları önlemesi de bu yöntemin diğer önemli faydasını oluşturuyor”  diyor. Doç. Dr. Cihan Kaya, ameliyat sonrasında hastaların normal doğum yapabileceklerini de sözlerine ekliyor.

Hangi jinekolojik sorunlarda uygulanıyor?

  • Miyomlar
  • Ağır adet kanaması
  • Erken evre rahim kanseri
  • Yumurtalık kistleri
  • Dış gebelik
  • Rahim sarkması
  • Tüp ligasyon (bağlanması) istemi
  • Tüp bebek öncesi tüplerin alınması

Kadınlar kasık ağrılarını ciddiye almalı!

Kadınlar kasık ağrılarını ciddiye almalı!

Birçok şikayetle ortaya çıkan yumurtalık kistleri önemsenmeyip tedavi edilmediğinde çok ciddi hastalıklara neden olabiliyor. Özellikle de adet düzensizlikleriyle ortaya çıkan yumurtalık kistleri, çocuk sahibi olmak isteyen aileleri de zor durumda bırakabiliyor. Avrasya Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. İstepan Suna, yumurtalık kistleri ile ilgili bilinmesi gerekenleri anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Genellikle iyi huylu olması sizi yanıltmasın…

Kadınların yumurtalığının içinde veya üzerinde yer alan top şeklindeki içi sıvı dolu genellikle iyi huylu yapılardır. Sağ veya sol yumurtalıkta veya her iki tarafta da kendini gösterebilir. Boyutları milimetreden beş santimetreye kadar değişebilen yumurtalık kistleri, çoğu zaman zararsızdır ve bulgu vermez. Ancak belirti göstermeye başladığında ise ağrı ve baskı yaratabilir.

Adet düzensizliğini geçiştirmeyin

Çoğu kadının doktora başvurma sebepleri arasında zirvede yer alan adet düzensizliği yumurtalık kistinin en yaygın belirtisidir. Bunun dışında;

  • Pelvis bölgesinde ağrı,
  • Cinsel ilişki sırasında ağrı çekme,
  • Karın bölgesinde şişlik ve ağrı,
  • Göğüste oluşan hassasiyet,
  • Bağırsak hareketliliği sırasında acı ve baskı,
  • Sık idrara çıkma,
  • Kasıklarda ağrı,
  • Vajinada kan,
  • Ağrılı adet görme,
  • Erkek tipi tüylenme.

Tetikleyici durumlar söz konusu…

Birçok çeşidi olan yumurtalık kistinin neden ortaya çıktığı bilinmemektedir. Ancak bazı durum ve hastalıkların yumurtalık kistini tetiklediği bilinmektedir. Bunlar;

  • Hormonal dengesizlik,
  • Kısırlık,
  • Kısırlık tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar,
  • Çikolata kisti olanlar,
  • Meme kanseri tedavisi görenler,
  • Polistik over sendromu hastaları,
  • Aşırı kilolu olmak.

Belirli çeşitleri bulunuyor…

En çok gençlerde görülen ve belirti göstermeyen kist çeşidi Follikül kistidir. Gelişen yumurta hücresinin çatlamaması ve büyümeye devam etmesi sonucu oluşur. Adet düzensizliğine yol açabilir. Herhangi bir komplikasyon yaratmadıkları için tedavi gerektirmezler. Bazı durumlarda doğum kontrol hapı kullanılabilir.

Tehlikeli olan ve zamanla kötü huylu kistlere dönüşme ihtimali olan kist çeşidi ise İnklüzyon kistidir. Hiçbir belirti vermedikleri gibi ultrasonda da görülmezler. Üçüncü kist çeşidi Korpus luteum kistidir. Korpus luteum, yumurtalıkta oluşan ve gebeliğin erken dönemlerinde progesteron hormonu üretiminden sorumlu olan bir yığın hücredir. Bazen bu hücrelerde kistler oluşabilir ve adet düzensizliğine yol açabilir. Genelde 3-4 cm büyüklüğündedir, herhangi bir komplikasyon yaratmadığı durumlarda tedavi gerektirmez. Genellikle kısırlık tedavisi gören kadınlarda görülen kist çeşidi ise Teka-lutein kistidir. Aşırı hormon salgılanmasına bağlı olarak ortaya çıkabilir. Tedavi şarttır ve takip gerektirir. Son yumurtalık kisti çeşidi ise Gebelik luteomasıdır. Hamilelik sırasında ortaya çıkar ve hamilelik sonunda gerilemeye başlar.

Tedavisi mümkün!

Birçok tedavi yöntemiyle yumurtalık kistlerinden kurtulmak mümkündür. Uygulanan tedavi yöntemleri kistin çeşidine göre farklılık gösterir. Eğer kitler basitse doğum kontrol hapları ile tedavi edilebilir. İltihabik kistlerde ise antibiyotik tedavisi tercih edilir. 8 cm’i geçen ve kötü huylu olan kistler için cerrahi uygulamalar gerekir.

 Dünyada yalnızca 70 kadında görülen hastalık “Siyatik sinir endometriozis”

 Dünyada yalnızca 70 kadında görülen hastalıkSiyatik sinir endometriozis”

 Tam teşhis edilemediği için 8 yıl boyunca dayanılmaz ağrılar çeken Özlem Türe, Türkiye’nin ilk ‘siyatik sinir endometriozis’ hastası oldu. Bu hastalık Özlem Türe’nin yaşamının 8 yılını zehir etti. Tam nedeni anlaşılamadığı için farklı tedaviler uygulanan hatta ‘bel kayması’ denilerek beline 4 tane vida yerleştirilen Özlem Türe, ağır ağrı kesiciler ve iğnelerle geçirdi bu yılları. En sonunda başvurduğu Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta’dan duyduğu tanıya inanamadı. O hiç bitmeyen ağrılarının nedeni; derin endometriozisti. Rahimdeki doku ilerleyerek leğen kemiğinin içinden geçen siyatik sinirine kadar gelmiş ve sinire baskı yaparak ağrı çekmesine yol açmıştı… Çaresi, ameliyat olmaktı. Ama ameliyat da riskliydi; ayağını kullanamayabilir, uzun zaman fizik tedavi görmesi gerekebilirdi. Çektiği acılardan kurtulmak için hiç düşünmeden kabul etti. Ameliyat sonrasında yeniden doğduğunu söyleyen Özlem Türe, yaşadıklarını tüm içtenliğiyle anlattı; Prof. Dr. Taner Usta sinsi hastalık derin endometriozise yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

38 yaşındaki Özlem Türe, son 8 yılını her gün ömründen çalan dayanılmaz şiddette ağrıyla geçirdi. Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak da adlandırılan derin endometriozis hastalığı, 30 yaşında çaldı kapısını. Sinsi hastalık önce sırtında, kaburga kemiğinde ağrıyla sinyal verdi. “Kadın doğumcudan ortopediye, iç hastalıklarından beyin ve sinir cerrahisine, romatolojiden psikiyatriste dek sayısız doktora gittim. Hatta psikiyatrik ilaç tedavisi uygulandı. Kimi idrar yolu enfeksiyonu dedi, kimi kum döküyorsun! Kimi de bel kayması olduğu gerekçesiyle ameliyat edip 4 tane de vida taktı! Sabah-akşam iğne olmaktan damarlarım mosmor oldu.” diyen Özlem Türe’nin günde birkaç kez içtiği ağır ağrı kesiciler, sabah-akşam yaptırdığı iğneler, ameliyatlar derken 8 yılı kabus gibi geçti. Ama hiç biri hastalığına çare olmadı. İlaçların ve iğnelerin etkisi en fazla bir-iki saat sürüyor, her gün acil serviste alıyordu soluğu; “Beni öldürün, dayanamıyorum” diye her gün evin içinde ağlayıp ailesini de derin üzüntülere boğduğunu söyleyen genç kadın, bir gün yaşamına son vermeye bile kalkıştı, kardeşinin telkinleri ve ısrarlarıyla yaşamın kıyısından döndü.

30’lu yaşlarında her gün kabusu yaşadı!

Özlem Türe’nin 30’lu yaşlarının ‘kaybolmasına’ yol açan derin endometriozis hastalığı, tam 8 yıl sonra, başvurduğu Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta tarafından teşhis edildi. Prof. Dr. Taner Usta, özellikli ve kritik bir ameliyatla, endometriozisin siyatik sinirlerinde toplanmış olan, bu nedenle çekilmez ağrılarla yaşamı alt üst olan hastasını sağlığına kavuştururken, Özlem Türe “Bu güne kadar her gün kabus gibi yaşadım; şimdi yeniden dünyaya gelmiş gibi hissediyorum” diyor. Genç kadın, yaşamının ‘dönüm noktası’nı şöyle anlatıyor: “Taner hocama gittim. Muayene esnasında, beni yıllarca ağrıdan öldüren noktayı buldu ve tam oraya dokundu. O esnada canım gitti. Sonrasında bana her şeyi en iyi boyutundan en kötü boyutuna kadar ayrıntısıyla anlattı. Çünkü sinirin etrafında operasyon yapılacağı için, kritik bir ameliyat olduğundan ayağımın tutmama riski vardı, bir buçuk yıl fizik tedavi görebilirdim. Her şeyi kabul ettim. Ameliyata gireceğim sabah ben yine ağrıdan ölüyordum, yine ağrı kesici iğne olmak zorunda kaldım. Ameliyata girerken son sözüm; ‘Özlem artık buraya kadar’ oldu. Çünkü ameliyattan çıkamayacağımı düşünüyordum, ailemle vedalaşmıştım!’”

Yeniden doğdum!

Zorlu bir ameliyatın ardından iki gece hastanede kaldıktan sonra taburcu olan Özlem Türe “Ameliyattan sonra hızla sağlığıma kavuştum. Yeniden doğmuş gibi hissediyorum. Ama 8 yılım heba oldu, üstelik onca acı çekerek… Bu hastalığın farkındalığının artması gerektiğine inanıyorum. Zira, benim gibi, bu sorunu yaşadığını bilmeyen çok kadın olduğunu öğrendim. Ağrısız yaşamak gerçekten çok güzelmiş, benim için adeta bir mucize” diyor.

Ülkemizde tedavisi yapılan ilk siyatik sinir endometriozisi!

Özlem Türe’yi sağlığına kavuşturmanın ötesinde adeta yeniden hayata gelmiş gibi hissettiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta da genç kadının hastalığını şöyle anlatıyor: “Özlem hanımın hastalığı siyatik sinir endometriozisiydi. Yani çikolata kisti hastalığının leğen kemiğinin içinden geçen siniri tutan nadir bir formu. Derin Endometriozis olarak da adlandırılan, yumurtalığın dışındaki doku ve organları tutabilen formun nadir bir türü. Hastalığı diğer jinekolojik muayenelerden farklı olan özel bir muayene yöntemi ve ayrıntılı tetkiklerle teşhis ettik.”

Özlem Türe’nin, ülkemizde tedavisi yapılan ilk siyatik sinir endometriozis’i hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Taner Usta “Siyatik siniri tutan derin endometriozisi 4,5 saat süren zorlu bir ameliyatla, üç boyutlu laparoskopik yöntemle cerrahi olarak çıkardık ve sinirin üzerini tamamen temizledik. Dolayısıyla siyatik sinir endometriozis’i doğru tanı ve tedavi ile rahatlıkla tedavi edilebilir bir hastalıktır.” diyor.  

Endometriozis böbrek kayıplarına bile yol açabiliyor!

Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen ve kadınların en sık karşılaştığı jinekolojik hastalıklardan biri olan endometriozis, rahmin içini dolduran doku tabakasına ait hücrelerin, yumurtalıklar, bağırsaklar ve mesane gibi rahim dışında başka bir organda yerleşip büyümesiyle ortaya çıkıyor. Bu sinsi hastalık, çok farklı şikayetlere yol açtığından teşhisi yıllarca konulamayabiliyor. Tek başına bel ağrısıyla kendini gösterebildiği gibi, sürekli yorgunluk, gaz ve şişkinlik, idrarda yanma, şiddetli adet sancıları hatta depresyon gibi birbirinden çok farklı maskelere bürünebiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, iyi huylu ama kötü davranışlı olan, isminin aksine kişiye hayatı zehir edebilen çikolata kistinin, etraftaki idrar yollarına giden borucuğu daraltarak sessiz böbrek kayıplarına bile yol açabildiğini belirtiyor. Bilimsel çalışmalar endometriozise tam olarak neyin neden olduğunu henüz ortaya koyamasa da, çevresel faktörler ve kimyasalların da bu hastalığa zemin hazırladığı tahmin ediliyor.

Pandemide hamileler neye dikkat etmeli

Pandemide hamileler neye dikkat etmeli

Her geçen gün yaygınlaşan Covid-19 enfeksiyonuna, kış aylarıyla birlikte mevsim hastalıkları riskinin de eklenmesi anne adaylarını bir başka endişelendiriyor. Zira olası bir enfeksiyonda hem bebeklerinin hem de kendi sağlıklarının tehlikeye gireceğinden duydukları endişe geceleri uykularını dahi kaçırabiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Demircan hamilelik döneminde bağışıklık sistemi bir miktar baskılandığından anne adaylarının grip, influenza gibi solunum yolu enfeksiyonlarına daha fazla yakalanabildiğini, ancak alınacak basit ama etkili tedbirlerle hem Covid-19 hem de mevsim hastalıkları risklerinden uzak durmanın mümkün olduğunu belirterek “Tüm dünyayı etkisi altına alan yeni koronavirüs hastalığı, solunum yolu enfeksiyonu dışında anksiyete, depresyon gibi psikolojik problemleri de beraberinde getirmektedir. Anne adayları da bu gibi psikolojik problemlere hamileliğin getirdiği fizyolojik ve ruhsal değişiklikten dolayı zaten yatkındır. Bu nedenle anne adayları Covid-19’dan korunmak için tedbirler alırken, psikolojik açıdan ihtiyaçları varsa destek almayı da ihmal etmemelidirler.” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Demircan, pandemi sürecinde hamilelerin en çok sorduğu 6 soruyu yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

SORU: Hamilelikte Covid-19 enfeksiyonu hamile olmayanlara göre daha mı ağır seyrediyor?

CEVAP: Şu ana kadar yapılan bilimsel çalışmalar, hamilelikte yeni koronavirüs hastalığının seyrinin, hamile olmayan kadınlarla benzer olduğunu ortaya koyuyor. Yani hamile olmak tek başına kişiyi riskli gruba dahil etmediği gibi, mevcut çalışmalara göre Covid-19 enfeksiyonunun seyrini de kötüleştirmiyor. Covid-19 pozitif olan kadınların çoğunun hastalığı hafif geçirdiği tespit edilmiştir. Bu da hastaların yaklaşık yüzde 85’ini oluşturur.

SORU: Covid-19 enfeksiyonu hangi gruptaki hamile kadınlarda daha ağır seyredebilir?

CEVAP: Anne adayının eğer hamilelikten bağımsız kronik hastalıkları varsa, enfeksiyon ağır seyredebilmektedir. Bu hastalıkları sıralayacak olursak; diyabet, hipertansiyon, ileri evre astım, kalp hastalıkları, kanser, orak hücreli anemi, kronik karaciğer hastalıkları ve kronik böbrek hastalıklarını sayabiliriz. Bu gibi kronik hastalıkları olan hamilelerde Covid-19 enfeksiyonu ağır seyredebilmektedir.

SORU: Covid-19 enfeksiyonu düşüğe neden olur mu?

CEVAP: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Demircan “Yeni bir hastalık olduğundan dolayı elimizdeki veriler kesin konuşmak için yeterli sayılmaz. Ancak şu ana kadar yapılan araştırmalar Covid-19 enfeksiyonunun hamilelikte düşük nedeni olduğunu göstermemiştir.” diyor.

SORU: Hamilelerde hangi şikayetler varsa Covid-19 pozitif olacağından şüphelenilmelidir?

CEVAP: Covid-19 enfeksiyonu bulguları tüm toplum için hamile olsun ya da olmasın benzerdir. Yani; belirtiler arasında ateş, nefes darlığı, öksürük, yaygın kas ağrısı, yorgunluk gibi semptomları sıralayabiliriz. Hamilelerde Covid-19 enfeksiyonu için farklı bir bulgu tanımlanmamıştır. Üstelik ateş, öksürük ve nefes darlığı gibi bulgular, hamile olmayan kişilere göre hamile kadınlarda daha az görülmektedir.

SORU: Covid-19 pozitif hamilelerde doğum şeklinde değişikliğe yol açar mı?

CEVAP: Covid-19 enfeksiyonu doğum şeklini değiştirmez. Covid-19 enfeksiyonu olan hamileler normal doğum ya da sezaryen ile doğum yapabilir. Doğum şekline tıbbi gereklilik durumuna göre karar verilir. Covid-19 pozitif hamilelerde, epidural analjezi ile ağrısız doğum da yapılabilir. Bu sayede ağrıya bağlı oluşan sık soluk alıp verme engellenerek enfeksiyonun sağlık çalışanlarına bulaşma ihtimali de azaltılmış olur.

SORU: Hamilelikte akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografi çekilebilir mi? Bebeğe zarar verir mi?

CEVAP: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Demircan “Covid-19 enfeksiyonunda, akciğer bulgularını değerlendirmek için hamile kadınlarda da akciğer grafisi ve düşük dozlu bilgisayarlı tomografi çekilebilir. Çekim esnasında anne adayının karın bölgesi kurşun plaklarla korunarak çekim güvenle gerçekleştirilir.” diyor.

Anne olmayı önleyen sinsi hastalık

Anne olmayı önleyen sinsi hastalık

Kasık, alt karın bölgesi ve belde oluşan kronik ağrılar… Yoğun ve uzun süren adet kanamaları, ara kanamalar… Şiddetli tablolarda oluşan kansızlık… Cinsel ilişkide ağrı ve bunun sonucunda gelişen, cinsel isteksizlik… Daha da kötüsü, hamileliği önleyebilmesi, hamilelik oluşsa dahi ardı ardına düşüklere yol açabilmesi! Gerek başka hastalıklarla ortak belirtileri olması, gerekse adet döneminde yaşanan sorunların olağan olarak düşünülüp hekime başvurulmaması nedeniyle tanı konulması bazen yılları bulabilen bu hastalığın adı; adenomiyozis.

Rahim iç boşluğunu döşeyen endometrium dokusu, her ay adet kanamasıyla vücuttan atılıyor. Bu dokunun çeşitli faktörlerin etkisiyle rahim duvarı kası içerisinde büyümesine ‘adenomiyozis’ deniliyor. Östrojene bağımlı olduğu için üreme çağındaki kadınları etkileyen ve menopoz döneminde sona eren adenomiyozisin görülme sıklığıyla ilgili net bir veri olmasa da, oldukça yaygın bir sağlık problemi olduğu belirtiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem, kadının yaşam kalitesini oldukça düşürebilen adenomiyoziste en önemli sorunun tedavide geç kalınması olduğuna dikkat çekerek, “Başka hastalıklarla ortak belirtiler göstermesi tanı konulmasını güçleştiriyor. Ayrıca hastalar yoğun adet kanamalarının ve kasık bölgesindeki sancıların olağan bir durum olduğunu düşünerek, hekime başvurmaya gerek duymayabiliyor. Yıllarca bu ağrıları çekmek durumunda kalıyor, daha da kötüsü annelik hayaline kavuşamıyorlar. Bu nedenle özellikle kasık ağrısı ve yoğun kanama durumunda mutlaka hekime başvurulmalı, hiçbir yakınma olmasa dahi yıllık jinekolojik muayeneler asla ihmal edilmemeli” diyor.

Nedeni henüz bilinmiyor

Adenomiyozisin oluşum nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, çeşitli teoriler öne sürülüyor. Bilimsel olarak henüz izah edilemese de, adenomiyozis hastalarında aile hikayesine sık rastlanması, genetik faktörün de etkili olduğunu düşündürüyor. Bunun yanı sıra doğuştan rahim kasında endometrium odaklarının olması, rahmin iç duvarı ile orta kas tabakası arasında hasarlar oluşturan sezaryen ve doğum travmaları gibi cerrahi işlemler, enfeksiyonlar ve rahim duvarına yerleşen kök hücreler gibi pek çok etkenin nedeni olabileceği belirtiliyor.

Bu belirtilerden biri bile varsa…  

Adenomiyozis hastaların yüzde 35’inde hiçbir belirti vermeyebiliyor veya çok hafif yakınmalarla seyredebiliyor. Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem en sık görülen belirtileri sıralayarak, bu yakınmalardan biri bile varsa, mutlaka hekime başvurmak gerektiği uyarısında bulunuyor:

  • Aşırı ve uzun süren adet kanamaları: Adet kanamalarının 7 günden fazla sürmemesi gerekiyor. Günlük kullanılan ped sayısı ise 2-4’ü geçmemeli.
  • Adet dışında gelişen ara kanamalar.
  • Adet sırasında oluşan ve başka bir nedeni bulunamayan şiddetli kramplar veya keskin, bıçak saplanır tarzda oluşan alt karın ağrısı.
  • Kronik kasık ve bel ağrıları, pelviste dolgunluk hissi.
  • Cinsel ilişkide ağrı ve bunun sonucunda oluşan cinsel isteksizlik.
  • Nedeni tespit edilemeyen düşükler.
  • İnfertilite
  • Yoğun adet kanamaları sonucu oluşan kansızlık: Bu tablonun sonucunda kronik yorgunluk, mutsuzluk, enerjide düşüş, anksiyete veya depresyon gelişmesi.

Anne olmayı önleyebiliyor

Adenomiyozisin yol açtığı bir başka önemli sorun ise infertiliteye neden olması, hamile kalınsa bile ardı ardına düşük riskini artırması. Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem, adenomiyozisin hamileliği 2 şekilde etkilediğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci etkisi, rahim duvar yapısını bozarak spermin tüplerden geçişini bloke etmesi. İkincisi ise hamilelik oluştuğunda embriyonun yerleşeceği ortamda yüksek basınç oluşturarak tutunmaya engel olması.” Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem, adenomiyozis vakalarında düşük riskinin 2 katına çıktığını vurgulayarak, “Adenomiyozis tespit edilmemişse hastanın hamile kalma veya hamilelik oluştuysa bunu sürdürme şansı giderek azalıyor. Adenomiyozise eğer endometriozisin yumurtalık, tüpler ve karın zarı tutulumu eşlik ediyorsa, risk daha da artıyor. Tanı konulmuşsa, tüp bebek yöntemi ve düşük riskine karşı koruyucu tedbirlerin daha yoğun uygulanması sayesinde hastanın anne olma şansı oldukça yükseliyor.”

Düzenli muayene çok önemli

Düzenli yapılan jineokolojik muayeneler ve hekimin adetler konusunda bilgilendirilmesi erken tanıda büyük önem taşıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müberra Kalem özellikle aile öyküsü olanlarda yıllık kontrollere çok erken yaşta başlanması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ailede bu hastalık olsun veya olmasın, ilk adet görüldüğü yıllarda, yani 13 – 14 yaşlarında jinekolojik muayene olunmalı. Ardından 20 yaşına kadar 3-4 yılda bir muayene yeterli gelecektir. 20’li yaşlardan itibaren yıllık kontroller ise ihmal edilmemelidir.” diyor. Normalden büyük rahmin olması, tanı için önemli bir ipucu olarak görülüyor. Tanı ultrasonografiyle konulabiliyor, ancak şüpheli durumlarda MR (manyetik rezonans görüntüleme) yöntemine ihtiyaç duyulabiliyor.

 Tedaviyle çözüm sağlanabiliyor

Adenomiyoziste tedavi hastanın yaşına, yakınmalarına ve çocuk sahibi olmak isteyip istemediğine göre düzenleniyor. Örneğin adet kanaması çok yoğunsa kanamayı azaltmaya yönelik hormon takviyeleri, ağrı yakınması varsa ağrıyı dindirmeye yönelik ağrı kesici ilaçlara başvuruluyor. Şiddetli ağrı ve yoğun kanamaya sebep olabilen veya hamile kalmaya engel olduğu düşünülen adenomiyozis odakları ilaçla küçültülebiliyor ya da uygun ameliyat teknikleri ile çıkarılabiliyor. Semptomlar çok şiddetliyse ve hasta üreme çağını tamamlamışsa, kesin çözüm için rahmin alınması önerilebiliyor. Ancak ağrı ve kanamayı kontrol altına alan ilaçların kullanıldıkları sürece faydalı olduklarını, bırakıldıklarında ise sorunların yeniden başladığını vurgulayan Doç. Dr. Müberra Namlı Kalem, “İlaç tedavisinin yanı sıra bir başka seçeneğimiz ise progesteron salgılayan spiraller. Uygun olan hastalarda başvurduğumuz spiraller 5 yıl boyunca kanama ve ağrı şikayetlerini belirgin oranda azaltabiliyor ve hastalığın ilerlemesini durdurabiliyor. Bu yöntemle hasta ameliyat olmaktan kurtulabiliyor.” diyor.

Kadınlarda yumurta yaşlanmasına dikkat

Kadınlarda yumurta yaşlanmasına dikkat

Yumurta yaşlanması, yumurta sayısının azalmasıyla beraber geride kalan yumurtalardaki kalite düşüklüğüdür.  Kadının yaşı ilerledikçe yumurtanın sayısında düşüş meydana gelir. Bunu, yumurtlamanın bozulması ve yumurta kalitesinin kötüleşmesi takip eder. “Yumurta yaşlanması” olarak tanımlanan bu durum, genel olarak yaş ve genetiğe bağlıdır ve bunlar değiştirilemez sebeplerdir.

“Yumurtalık yaşlanması ile ifade edilmek istenen yumurta sayısının azalması ile beraber geride kalan yumurtalardaki kalite azalmasıdır. Rahim yaşlanması değil, yumurtanın yaşlanması hamile kalmayı zorlaştırır. 30 yaşındaki bir kadının dondurulan yumurtaları 40 yaşına geldiğinde de aynı kalır, dolayısıyla rahmin yaşlanması döllenme işleminin gerçekleşmesini engellemez. Döllenme için yumurtanın genç kalması gerekir. Yaş ilerledikçe özellikle de 35 yaşından sonra folikül sayısı ve kalitesi azalır, 40 yaşından sonra bu olay daha da hızlanır.” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç Dr. Emre Pabuçcu, yumurta yaşlanmasıyla ilgili merak edilen soruları yanıtladı.

 Yumurtalık yaşlanması neden olur?

Aslında  her şey genetik nedenlerde yatmaktadır. Doğumda az sayıda yumurta ile dünyaya gelen kız çocukları, ileride erken menopoz ve  infertilite adayıdır. Her kadının her adet döneminde belli sayıda yumurtası azalır. Bu doğal bir süreçtir. Bu durum çok sayıda yumurtası olan kadın için 40’lı yaşlara dek sıkıntı yaratmazken, az sayıda yumurtası olan genç bir kadın için erken menopoz ve infertilite sorunlarına neden olabilir. Eğer özellikle annede ya da yakın akrabalarda erken menopoz varsa kadınların  erken menopoz konusunda çok daha uyanık/ bilinçli olması gerekmektedir. Eski zamanlarda çok erken yaşlarda yapılan evlilikler nedeniyle erken menopoz riski olsa da kadınlar 30’lu yaşlarına gelmeden birkaç evlat dünyaya getirmekteydi. Ancak eğitim iş konuları ve toplum standartlarının değişmesi nedeniyle evlilik yaşı giderek  otuzlu-kırklı yaşlara dayanmış durumdadır. Bu nedenle yumurta sayısında azalma olan bir kadın geç evlilik yaparsa ya da çocuk planlarını erteler ise anne olma şansını yitirebilmektedir. Genetik nedenlerin yanında, yumurtalarda sayıca azalmanın başlıca nedenleri olarak;

  • Geçirilmiş yumurtalık operasyonları
  • Kanser kemo veya radyoterapisi
  • Uzun süreli steroid benzeri ilaç kullanımı
  • Endometriyozis (Çikolata kisti)
  • Küresel ısınma
  • Sigara
  • Radyasyon
  • Kimyasallar
  • Doğal olamayan besinler
  • Çevre ve hava kirliliği
  • Stres, uykusuzluk
  • Aşırı kilolar hem kadında hem erkekte üreme hücrelerini ciddi olarak olumsuz etkileyebilir ve sayısal anlamda rezerv üzerine olumsuz etki oluşturabilir.

Yaş aslında yumurta kalitesi veya yaşlanma üzerine tek ve en önemli faktördür.  Ailede hiçbir erken menopoz gebe kalamama sorunu öyküsü olmasa bile hiçbir jinekolojik yakınma görülmese dahi sağlıklı bir kadında bebek sahibi olma açısından 35 yaş önemli bir sınırdır. Çünkü çoğu zaman 35 yaş kuşağından sonra yumurta sayısında ve kalitesinde azalmalar gözükmeye başlar. Örneğin 30 yaşında bir kadında yumurtaların yaklaşık %90’ı genetik olarak sağlıklı iken bu oran 40 yaşında %10’a ve 45 yaşında %1’e iner.

Tabii ki bu sınırın istisnaları olmakla birlikte bebek planlayan çiftlerin bu planlarını 35 yaşın ötesine fazla ertelememelerini öneriyoruz.

Yumurta Yaşlanması Nasıl Anlaşılır?

Yumurtalığın yaşlanmasının herhangi bir belirtisi bulunmaz. Yumurtanın yaşlanmasından ziyade, sayısal olarak azaldığı ancak düzeli jinekolojik muayenelerde anlaşılabilir. Ayrıca çeşitli hormon testlerinin de gerçekleştirilmesi gerekir. Adet döneminde gerçekleştirilecek olan FSH ile östrojen hormon ölçümleri yumurtalıkların rezervi hakkında bilgi verebilir. Hormon ölçümlerinin yanı sıra ultrason görüntülemeleri de fikir sağlar. Son yıllarda yumurta kapasitesinin belirlenmesinde AMH testi de kullanılmaya başlanmıştır. Adet düzensizliği ya da menopoz gibi şikayetlere neden olmadığı için yumurtalıkların erken yaşlandığı fark etmek mümkün olmaz. Bu nedenle özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kadınların düzenli olarak jinekoloji muayenesi olması ve rezerv testlerine baktırmaları önerilir.

Ne Yapılması Gerekir?

Yumurta yaşlanması kadın yaşı ile direkt ilişkili olduğundan müdahale şansımız maalesef yok. Tek çare elimizi çabuk tutmak. Anne adayı olmak isteyen kadınların vakit kaybetmeden gebe kalması gerekir. Çünkü zaman geçtikte daha fazla yaşlanma meydana gelir. Yaklaşık olarak 1 sene boyunca korunmasız cinsel ilişkiye girmesine rağmen hala gebe kalamamış olan çiftlerin mutlaka incelenmesi ve tetkiklerinin yapılması gereklidir. Bu süre 35 yaş üzerinde ise 6 aydır. Yumurtalıkları tekrar gençleştirme gibi bir tedavi olmadığı için mevcut yumurtalardan mümkün olan en fazla verimi almak için çabuk olmak çok önemli. Son zamanlarda yumurtalık rezervinde azalma olan hastalarda plazma veya PRP tedavisi denenmektedir ancak bu işlem yumurta kalitesi üzerine değil rezervi üzerine sınırlı katkıları olan bir işlemdir.

Yumurta sayısında azalma saptanan kadınlar yaşam şekillerini düzenlemelidirler;

  • Stresten uzak durma
  • Kimyasal maddelerden uzak olma
  • Sigara içmeme
  • Egzersiz-spor
  • Sağlıklı ve dengeli beslenme
  • Fazla kiloların verilmesi
  • Kaliteli ve yeterli uyku  bu konuda önemlidir.