Yazılar

Depresyonda ‘acil çıkış’ mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!

Depresyonun ani şiddetlenebilen ve kişinin hızla ‘çözüm arayışına’ sürüklendiği kriz dönemleri bulunduğunu belirten uzmanlar, en kritik adımın can güvenliğini sağlamak olduğunu söylüyor.

Depresyonun irade eksikliği değil, nörobiyolojik temelli bir hastalık olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Klinik psikoloji ve psikiyatri açısından, depresyondan ‘acil çıkış’ ifadesi, genellikle mümkün olmayan, gerçek dışı bir beklentidir. Birkaç saat içinde tamamen iyileşmek, kırık bir kemiğin anında kaynaması gibi, biyolojik ve psikolojik süreçlere aykırıdır.” dedi. Gerçekçi olanın, akut kriz anlarında belirtileri hızlıca hafifletmek, yıkıcı davranışları önlemek ve profesyonel yardım alana kadar stabilizasyonu sağlamak olduğunu kaydeden Demir, Kullanılabilecek tekniklerden bahsederek bu yöntemlerin tedavi yerine kriz yönetimine hizmet ettiğine ve depresyonun temel nedenini ortadan kaldırmadığına dikkat çekti.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, depresyonun ‘acil çıkış’ ile çözülebilecek bir durum olup olmadığı, kriz anlarında hangi adımların izlenebileceği hakkında bilgi verdi.

Depresyondan ‘acil çıkış’, genellikle mümkün olmayan, gerçek dışı bir beklenti!

Depresyonun, modern yaşamın en yaygın ve zorlayıcı ruh sağlığı sorunlarından biri olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Özellikle kriz anlarında veya belirtilerin aniden şiddetlendiği akut dönemlerde, bireyler doğal olarak ‘hemen bir çözüm’ veya ‘acil çıkış’ arayışına girerler.” dedi.

‘Depresyondan acil çıkış’ ifadesinin klinik olarak mümkün olup olmadığını değerlendiren Demir, “Klinik psikoloji ve psikiyatri açısından bakıldığında, depresyondan ‘acil çıkış’ ifadesi, genellikle mümkün olmayan, gerçek dışı bir beklentidir. Depresyon, beyindeki nörotransmiter dengesizlikler, bilişsel çarpıtmalar ve davranışsal döngülerle karakterize karmaşık bir hastalıktır. Birkaç saat içinde tamamen iyileşmek, kırık bir kemiğin anında kaynaması gibi, biyolojik ve psikolojik süreçlere aykırıdır. Ancak, bu karamsar olmak gerektiği anlamına gelmez. Gerçekçi olan, akut kriz anlarında belirtileri hızlıca hafifletmek, yıkıcı davranışları önlemek ve profesyonel yardım alana kadar stabilizasyonu sağlamaktır. Bu, ‘acil çıkış’ değil, ‘acil durum yönetimi’ olarak adlandırılabilir. Burada amaç duygusal çöküşün derinleşmesini durdurmak ve kişiyi güvenli bir zemine çekmektir.” şeklinde konuştu.

Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir

Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir

En öncelikli bilimsel müdahale, can güvenliğini sağlamak!

Bireyleri en çok ‘hemen bir çözüm’ arayışına iten akut depresyon belirtilerinden bahseden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Hayattan zevk alamama halinin dayanılmaz bir boyuta ulaşması, sanki fizikselmiş gibi hissedilen yoğun bir iç sıkıntısı ve ruhsal acı, aniden ve zorlayıcı bir şekilde ortaya çıkan intihar düşünceleri ile saatlerce süren uykusuzluk veya tam tersi, yataktan çıkamama hali en acil çözüm arayışının tetikleyicileridir.” dedi.

Ani bir depresif çöküş yaşayan kişinin ilk 24 saat içinde uygulayabileceği, bilimsel olarak desteklenen ve Davranışsal Aktivasyon (Behavioral Activation) ile Duygusal Düzenleme (Emotion Regulation) ilkelerine dayanan adımlar olduğunu aktaran Demir, şöyle devam etti:

“İlk adım acil güvenlik önlemi alınmasıdır. Profesyonel yardım aranmalı, intihar düşüncesi varsa, 112 veya bir kriz hattı aranmalı ya da acil servise başvurulmalı. En öncelikli bilimsel müdahale, can güvenliğini sağlamaktır. Bu, hayat kurtarıcı ilk adımdır. İkinci adım ‘5 dakika kuralı’dır. O anki görevi (yataktan çıkmak, duş almak, bir bardak su içmek) sadece 5 dakika boyunca yapmayı hedefleyin. Bu davranışsal aktivasyon ilkesidir. Depresyon, hareketsizlikle beslenir. Küçük bir başarı bile beynin ödül sistemini hafifçe tetikleyebilir. Üçüncü adım biyolojik düzenleme yapılmasıdır. Vagus siniri aktivasyonu yardımcı olabilir. Yüzünüzü soğuk suyla yıkayın veya ensenize soğuk bir kompres uygulayın. Vagus siniri uyarımı, vücudun ‘savaş ya da kaç’ tepkisini yavaşlatarak, sakinleşme tepkisini hızlandırır. Bu, akut anksiyete ve panik durumunda etkilidir. Nefes egzersizlerinden özellikle kare nefes (4 saniye al, 4 saniye tut, 4 saniye ver, 4 saniye tut) tekniği, vücudun otonom sinir sistemini bilinçli olarak kontrol etmenin ve kalp atış hızını yavaşlatmanın en hızlı yoludur.”

Bu teknikler belirtileri azaltır ama depresyonun nedenini çözmez!

Dördüncü adım olarak ortam değiştirilmesi gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Evdeyseniz odanızı değiştirin, mümkünse 10 dakikalık kısa bir yürüyüş yapın. Beyin, bulunduğu ortamla güçlü bir şekilde ilişki kurar. Fiziksel ortamı değiştirmek, beynin düşünce döngüsünü kırmasına yardımcı olur.” dedi.

Dikkat dağıtma tekniklerinin de etkili olabileceğini ifade eden Demir, “5-4-3-2-1 Topraklama Tekniğini (5 gördüğün, 4 dokunduğun, 3 duyduğun, 2 kokladığın, 1 tattığın şeyi söyleme) deneyin. Bu teknik, zihni yıkıcı düşünce döngüsünden o anki gerçekliğe odaklanmaya zorlar. Kısa vadede hızlı etki gösteren müdahaleler, ‘acil çıkış’ sağlamasa da, çöküş anının şiddetini azaltmada oldukça etkilidir. Bu teknikler belirtileri yönetmede son derece etkilidir, ancak depresyonun temel nedenini ortadan kaldırmazlar. Bir ağrı kesici gibidirler; ağrıyı dindirir ama kırığı tedavi etmezler.” açıklamasını yaptı.

Bu belirtiler acil müdahale gerektiriyor!

Depresyonun acil müdahale gerektirdiği durumlar olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Kişinin aktif olarak kendini yaralama veya intihar planları yapması, başkalarına zarar verme düşüncelerinin ortaya çıkması, gerçeklikle bağın koptuğu sanrılar veya halüsinasyonlar görmeye başlaması, günlerce banyo yapmamak, yemek yememek veya su içmemek gibi belirtilerde kişi vakit kaybetmeden acil yardım veya bir ruh sağlığı uzmanına başvurmalı.” dedi.

Demir ayrıca, bu durumların sadece psikolojik değil, aynı zamanda biyolojik ve sosyal bir acil durum olduğunun ve hastane yatışını gerektirebileceğinin altını çizdi.

Depresyon bir irade eksikliği değil, beyin hastalığı!

Toplumda sıkça duyulan ‘moralini yükselt, düşünme, kafanı dağıt’ gibi önerilerin, depresyon yaşayan bir kişi için yetersiz ve hatta zararlı olabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Depresyon bir irade eksikliği değil, beyin hastalığıdır. Kişinin ‘moralini yükseltme’ gücü, hastalığın kendisi tarafından bloke edilmiştir. Bu tür öneriler, kişiye ‘yeterince çabalamıyorsun’ mesajını verir. Bu da var olan suçluluk ve değersizlik duygularını pekiştirir, kişiyi daha da izole eder.” uyarısını yaptı.

Depresyondaki kişiye acil durumlarda nasıl destek olunması gerektiği konusunda önerilerde bulunan Demir, sözlerini şöyle tamamladı:

“Doğrulama ve empati önemli. ‘Şu an ne kadar acı çektiğini anlamaya çalışıyorum. Yalnız değilsin’ gibi ifadelerle duygularını doğrulayın. ‘Kafanı dağıt’ yerine, ‘sana su getireyim mi?’ veya ‘hastaneyi birlikte arayalım mı?’ gibi somut ve basit görevler teklif edin. İntihar riski varsa, kişiyi yalnız bırakmayın ve profesyonel yardım almasını sağlayın. Unutmayın, bu teknikler tedavi değil, akut kriz anını atlatma becerileridir. Depresyon bir maratondur, sprint değil. ‘Acil çıkış’ yerine, ‘güvenli yönetim’ ve profesyonel yardım arayışı en bilimsel ve gerçekçi yaklaşımdır. Kriz anında atılacak her bilinçli küçük adım, iyileşme yolculuğunun bir parçasıdır.”

#Depresyon #RuhSağlığı #Psikoloji #KrizYönetimi #MentalSağlık #UzmanGörüşü #PsikolojikDestek #Farkındalık #SağlıkHaberleri #ÜsküdarÜniversitesi #NPİSTANBUL

İş ortamındaki stres ve mobbing ruh sağlığını bozuyor!

İş ortamındaki stres ve mobbing ruh sağlığını bozuyor!

Çalışma koşullarının ruhsal sağlık üzerindeki etkisinin önemine dikkat çeken uzmanlar, iş yerindeki stresin, mobbing gibi olumsuz durumların, bireylerin ruh sağlığını olumsuz etkileyerek, ruhsal sorunlara yol açabildiğini söylüyor. Aşırı çalışma gibi durumların psikolojik dayanıklılığı zorlayabildiğini ve kişinin motivasyonunu azaltabileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Bu nedenle, öncelikler belirlemek ve stresle başa çıkma becerilerini geliştirmek önemli.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, ruhsal sorunların gelişiminde çalışma koşullarının etkisi konusunu değerlendirdi.

Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir

Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir

Çalışma koşullarının ruhsal sağlık üzerinde etkisi var

Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, çalışma koşullarının ruhsal sağlık üzerindeki etkisinin oldukça önemli olduğunu ifade ederek, “İş yerindeki stres, mobbing gibi olumsuz durumlar, bireylerin ruh sağlığını olumsuz etkileyebilir ve ruhsal sorunlara yol açabilir. Bununla başa çıkmanın anahtarı, uyum sağlama yeteneğini geliştirmek ve kişisel ruh sağlığını korumaktır. Bedensel ve ruhsal sağlık için düzenli olarak çaba sarf etmek, yaşamda anlamı bulmak ve stresle başa çıkma becerilerini geliştirmek önemlidir.” dedi.

Psikolojik dayanıklılık zorluklarla başa çıkma yeteneğini ifade ediyor

Psikolojik dayanıklılığın, zorluklarla başa çıkma yeteneğini ifade ettiğini, iş ve özel hayat dengesini sağlama, sosyal ilişkilere zaman ayırma ve iş stresiyle başa çıkma becerisiyle ilişkili olduğunu anlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Ancak, aşırı çalışma gibi durumlar psikolojik dayanıklılığı zorlayabilir ve kişinin motivasyonunu azaltabilir. Bu nedenle, öncelikler belirlemek ve stresle başa çıkma becerilerini geliştirmek önemli.” diye konuştu.

Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir

Samimi ilişkiler içtenlik ve dürüstlük temelinde kuruluyor

Samimi ilişkilerin içtenlik ve dürüstlük temelinde kurulan ilişkiler olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “İnsanlar arasındaki güven ve destek duygusunu ifade eder. Ancak, samimiyet hissi bazen yanıltıcı olabilir ve ilişkilerde hayal kırıklıklarına neden olabilir. Pandemi döneminde dijital iletişim artsa da gerçek, derin ilişkilerin önemi daha da arttı.” dedi.

Uzun süreli stres durumları depresyon ve anksiyeteye neden oluyor

Stresin kronik hale gelmesinin, uzun süreli stres durumlarında ortaya çıktığını ve depresyon, anksiyete gibi birçok sağlık sorununa yol açabildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Stresin belirtileri bazen fark edilmeyebilir ancak sürekli yorgunluk, isteksizlik gibi belirtiler kronik stresin işaretleri olabilir. Bu durumda, sağlıklı uyku alışkanlıkları geliştirmek önemlidir çünkü düzenli ve yeterli uyku, tükenmişliğe karşı koruyucu bir etkiye sahiptir. Uyku düzenine dikkat etmek, melatonin hormonunun belirli saatlerde salgılanmasını sağlamak önemlidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Çalışanların yıllık izinlerini kullanma motivasyonları değişti!

Çalışanların yıllık izinlerini kullanma motivasyonları değişti!

Uluslararası analizlere göre son yıllarda çalışanların büyük çoğunluğunun yıllık izinlerini ‘ruh sağlığı izni’ olarak kullandığına yönelik verilerin olduğunu kaydeden uzmanlar, özellikle 2017’den 2023’e kadar ruh sağlığı ile ilgili izinlerin yüzde 300 oranında arttığını söylüyor.

Modern dünyada stres ve tükenmişlik arttıkça fiziksel hastalıklar kadar ruh sağlığının da ön plana çıktığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Toplumsal olarak mutlu bir gelecek için bugün tüm kurumlarımızın çalışanların ruh sağlığı için adım atması ve ruh sağlığını korumaya yönelik izin uygulamaları başlatması gerekiyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, çalışanların “ruh sağlığı izni” konusunu değerlendirdi.

Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir

Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir

Ruh sağlığı izinlerinde artış var

Uluslararası analizlere göre son yıllarda çalışanların büyük çoğunluğunun yıllık izinlerini “ruh sağlığı izni” olarak kullandığına yönelik verilerin olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Özellikle 2017’den 2023’e kadar ruh sağlığı ile ilgili izinlerin yüzde 300 oranında arttığı bildiriliyor. İçinde bulunduğumuz modern dünyada stres ve tükenmişlik arttıkça fiziksel hastalıklar kadar ruh sağlığının da ön plana çıktığını görüyoruz.  Artık ruh sağlığı bize kendini zorla hatırlatıyor. Covid-19 pandemisi, devam eden uluslararası çatışmalar, savaşlar, toplumsal huzursuzluk, kutuplaşmalar, istikrarsız ekonomi ve iklim krizi gibi çalkantılı olayları göz önüne aldığımızda, üreten, çalışan insanların yıllık izinlerini kullanma motivasyonları da değişiyor. Eskiden sadece fiziksel hastalıklar dahilinde izin alınırken şimdilerde insanların tükenmiş bir halde kendilerini işe gitmek için zorladıklarını, özellikle ülkemizde ruhsal sağlıkları için adım atmadıklarını görüyoruz.” dedi.

İnsanlar umutsuz bir şekilde hayatını sürdürmeye çalışıyor

İnsanlar toplu taşıma araçlarında, meydanlarda, sokaklarda umutsuz bir şekilde gündelik hayatını sürdürmeye çalıştığına işaret eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, şöyle devam etti:

“Ancak bu durum sanılanın aksine verimli bir üretim ve mutlu bir toplum geleceği için bir tehdit. Toplumsal olarak mutlu bir gelecek için bugün tüm kurumlarımızın çalışanların ruh sağlığı için adım atması ve ruh sağlığını korumaya yönelik izin uygulamaları başlatması gerekiyor. Bugün mutsuz bir çalışan, saatlerce ofiste otursa üretken olamaz, yaratıcılık körelir, yapılan işlerde hata oranı artar. Tükenmişlik sendromu zaman zaman herkesin yaşayacağı bir süreçtir. İşte tam da bu dönemlerde kurumlar çalışan psikolojisini önemsemeli ve gereken adımları atmalıdır.” diye konuştu.

Kuşaklararası farklılıklar çalışma hayatında da ön plana çıkıyor

Kuşaklararası farklılıkların çalışma hayatında da ön plana çıktığına işaret eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Hatırlamak gerekirse X kuşağı 1965-1979 yılları arası doğan, Y kuşağı ise 1980-1999 yılları arasındaki kuşak. X kuşağına baktığımızda, iş yaşamında sadık, aynı işte uzun seneler çalışabilen, iyi kariyer hedefinde olan bireylerdir. Toplumsal sorunlara karşı duyarlı, iş motivasyonları yüksek ve otoriteye saygılılar. Y kuşağı ise dünyada etki yaratmak isteyen, iş ve özel hayat dengesini kurmayı amaçlayan, X kuşağının aksine hayatı yaşayabilmek için çalışmayı amaçladıkları araştırmalarla ortaya konmuştur. Y kuşağı için çalışmak bir amaç değil; sevdikleri ile zaman geçirmek, gezmek, kazandıkları parayı harcamak için bir araç olarak görülüyor. “dedi.

Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir

Y kuşağı uzun çalışma saatleri sevmiyor

Bu nedenle mesai saatleri sonrası devam eden rutin ve uzun çalışma saatleri, hafta sonu ek çalışmaların Y Kuşağı üyelerinin işten uzaklaşmasına neden olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, şunları kaydetti:

“Y kuşağı aile ve özel hayat dengesini kurmaya çalışıyor. Ancak bir yandan özellikle kadınların iş hayatındaki yerinin artması, ancak ev içi iş yükünü aile üyeleri ile paylaşmamaları tükenmişlik düzeylerini arttırıyor. Erkeklerde bunun düşük olmasının nedeni, erkeğin kamusal alanda aktif olması ve sadece bu sorumlulukla yaşaması.”

X kuşağı, Y kuşağı çalışanlarına göre psikolojik olarak daha dayanıklı

Kadın çalışanların hem iş yerinde hem evde çalışmalarının ruh sağlığını olumsuz etkilediğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Bu çerçevede aile içi dinamikler düzenlenmeli, bir aileyi oluşturan tüm fertler ev ortamında eşit sorumluluk almalılar.” dedi.

Yapılan çalışmaların X kuşağının, Y kuşağı çalışanlarına göre psikolojik olarak daha dayanıklı olduğunu ortaya koyduğunu anlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, X kuşağının çok çalışarak başarıya ulaşabileceklerine dair inançlarıyla işlerine bağlılık gösterdiklerini, Y kuşağının ise teknolojik imkanların daha gelişmiş olduğu bir ortamda büyümelerine rağmen, küreselleşen dünyada rekabet etme zorunluluğuyla karşı karşıya olduklarını ve bu nedenle, psikolojik dayanıklılık açısından X kuşağı avantajlı konumdayken Y kuşağının daha dezavantajlı olduğunu anlattı.

Yıllık izinler artık sadece evlilik, ölüm, fiziksel hastalık gibi konularda olmamalı

Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu sonuçlar ışığında kuşaklar arası farklılaşma olmakla beraber genel olarak çalışanların ruh sağlığına yapılan yatırımın şirketlere ve ülkemize olumlu dönüşlerinin olacağını vurgulayabiliriz. Yıllık izinler artık sadece evlilik, ölüm, fiziksel hastalık gibi konularda olmamalı, çalışanlar açık bir şekilde tükenmiş hissettiklerini ya da farklı bir ruhsal dönemden geçtiğini ifade edebilmeli ve gerektiğinde kendilerini şarj edebilmeleri için ruh sağlığı izni alabilmelidirler.”