Yazılar

Hava değişikliği değil virüsler hasta eder

Hava değişikliği değil virüsler hasta eder

Kıştan bahara veya bahardan yaza geçerken artan üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) vakalarını değerlendiren Doç. Dr. Remzi Doğan, “Mevsim geçişlerinde hasta olmamızın nedeni havanın kendisi değildir. Hastalığı virüsler yapar. Mevsim değişikliği sırasında vücudumuz kendini yeni sıcaklık durumuna uyarlamaya zorlanır, bu da onu virüslere ve enfeksiyonlara karşı oldukça duyarlı hale getirir” dedi.

Her yıl kıştan ilkbahara ve ilkbahardan yaza geçerken artan soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) vakalarını değerlendiren Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Remzi Doğan, hava değişikliğinin hastalıkta direkt etkisinin olmadığını, hastalığı virüslerin yaptığını söyledi.

 

Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Remzi Doğan

Doç. Dr. Remzi Doğan

“Hava değişimi vücudu virüse açık hale getirir”

Hava sıcaklıklarındaki değişikliklerin sadece vücut direnci üzerinde ve vücudu hastalıklara açık hale getirmekte etkisi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Doğan, “Mevsim geçişlerinde hasta olmamızın nedeni havanın kendisi değildir. Hastalığı virüsler yapar. Soğuk algınlığı virüsleri mevsim geçişlerinde hızla çoğalarak soğuk algınlığına neden olur ve mevsimsel üst solunum yolu enfeksiyonlarına (ÜSYE) yakalanan insan sayısını artırır. Ayrıca vücudunuz belirli bir sıcaklıkta fonksiyonlarını yerine getirir. Mevsim değişikliği sırasında vücudumuz kendini yeni sıcaklık durumuna uyarlamaya zorlanır, bu da onu virüslere ve enfeksiyonlara karşı oldukça duyarlı hale getirir” diye konuştu.

“Yatan hastaların en az yüzde 12’si ÜSYE hastası”

Üst solunum yolu enfeksiyonunun (ÜSYE), başta rinit, farenjit, kulak iltihabı olmak üzere, burundan yutak bileşkesine kadar pek çok farklı hastalığın ortak adı olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Doğan, “Üst solunum yolu enfeksiyonları kendiliğinden düzelebilir, tedavi gerektirebilir veya larenjit, bronşit, pnömoni ve bronşiolit gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarına dönüşebilir. Akut üst solunum yolu enfeksiyonları, ayakta tedavi gören hastaların yüzde 20 ila 40’ını, yatan hastaların ise yüzde 12 ila 35’ini oluşturur” dedi.

“Yetişkinler yılda 2 ila 5 kez soğuk algınlığı geçirir”

Soğuk algınlığının tipik olarak burun tıkanıklığı ve akıntısı, boğaz ağrısı, öksürme ve hapşırma gibi semptomları olan hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu olduğunu kaydeden Doç. Dr. Doğan, “Yetişkinler yılda 2 ila 5 kez, çocuklar ise yılda 7 ila 10 kez soğuk algınlığı geçirebilir. Çok sayıda virüs ÜSYE’ye neden olabilir. Rinovirüsler yani soğuk algınlığı virüsleri, tüm solunum yolu enfeksiyonlarının yaklaşık yüzde 30 ila 70’inden sorumludur. 100’den fazla farklı rinovirüs türü olduğu için tekrarlayan enfeksiyonlar çok yaygındır. COVID-19’a neden olan SARS-CoV-2 virüsünü de kapsayan Koronavirüs ailesi, ÜSYE’nin ikinci en yaygın nedenidir ve vakaların yüze 7 ila 18’ine neden olur. Bunların dışında da ÜSYE’ye neden olan birçok virüs türü vardır” şeklinde konuştu.

Hastalanmamak için nelere dikkat etmeli?

Doç. Dr. Doğan, mevsim geçişlerinde artan üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmanın yollarını ise şöyle açıkladı: “Beslenmemizde C vitamini açısından zengin gıdaların (kırmızı tatlı biber, portakal, greyfurt, çilek, brokoli, süt ürünleri, tam tahıl, patates, bitter çikolata… vb.) ve çinko içeriği yüksek yiyeceklerin (hindi, kırmızı et, tavuk, deniz ürünleri, badem, kabak çekirdeği, antepfıstığı… vb.) tüketilmesi önerilir. Bunun yanında en çok kullanılan ve aynı zamanda en önemli tavsiye yeterli su içimidir. Yeterince su içmek tüm toksinleri atmanıza yardımcı olacaktır. Dahası, burun geçişlerinizi ve boğazınızı nemli tutarak bakterilerin ortalıkta dolaşmasına izin vermez. Ek olarak, vücuttaki mukusu temizlemek için yeterli derecede su içmek gerekir. Bu nedenle, sağlıklı kalmak için her gün en az 8 bardak su tüketilmesinde fayda var.”

“Hijyene dikkat çok önemli”

Bu dönemlerde hijyene dikkat etmenin de büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Doğan, şöyle devam etti: “Eller başlıca enfeksiyon kaynağıdır. Eller, gün boyunca temas edilen birden fazla yüzeyin bir sonucu olarak bol miktarda mikroplara maruz kalır. Ellerimizi ağzımıza, gözlerimize ve kulaklarımıza götürürsek, mikropların ve virüslerin vücudumuza girmesine zemin hazırlamış oluruz. Bu nedenle, hastalanmayı önlemenin en iyi yollarından biri olduğu için, özellikle yemek yemeden önce ellerimizi uygun şekilde yıkamalıyız. Gerektiğinde alkol bazlı el dezenfektanları da iş görür. Ilık suyla gargara yapmak da üst solunum yolu hastalıklarını önlemeye yardımcı olur. Bu, ağızda ve boğazda kalmış olabilecek bakterileri temizlemenin çok basit bir yoludur. Gargara için musluk suyunu önerebiliriz, çünkü az miktarda da olsa klor içerdiği için mikropları uzaklaştırmada daha iyi bir yardımcıdır. Musluk suyunu 60 saniye boyunca ağızda gezdirip tükürmek iyi bir yöntemdir.”

Egzersiz ve giyime dikkat!

Bağışıklık sistemini güçlendirmenin etkili bir yolunun da egzersiz olduğunun altını çizen Doç. Dr. Doğan, “Kış mevsimi insanı bir tembellik dönemine sokmuş olabilir, ancak özellikle mevsimler değişirken egzersize geri dönmek gerekir. Egzersiz yapmak kan dolaşımını iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Bu, hastalıkları uzak tutabilir. Fiziksel aktivitenin mevsim değişikliği ile ilişkili en yaygın hastalıklardan biri olan soğuk algınlığının süresini azaltabileceği de belirtilir. Ayrıca mevsim geçişlerinde bir süre daha sıcak tutan giysiler giymeye devam edilmelidir. Bu dönemlerde sıcaklıklar daha yüksek olabilir, ancak bu, soğuktan korunmayı bırakabileceğimiz anlamına gelmez. Aniden yazlık giysilere geçmek bizi hasta edebilir” dedi.

Klima yerine vantilatör

Özellikle yazın artan klima kullanımını da değerlendiren Doç. Dr. Doğan, “Mevsimsel değişikliklerde, özellikle de bahardan yaza geçince klima kullanmayı çok isteriz. Ama bunu, özellikle yaza giriş döneminde yapmamalıyız. Vücudumuz bu kadar şiddetli sıcaklık değişikliklerine maruz kalmamalı. Çünkü böyle bir olay hastalanmamıza neden olabilir. Baş ağrısı, boğazda kuruluk ve boğaz ağrısına kadar farklı semptomlar görülebilir. Bu nedenle klima kullanmak yerine, direkt maruz kalmamak koşuluyla vantilatör kullanmak veya sık sık pencereleri açarak hava sirkülasyonunu sağlamak önerilebilir” diye konuştu.

“Kaliteli uyku önemli”

Doç. Dr. Doğan, kaliteli uykunun önemine de dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı: “İyi bir gece uykusu, sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürmede çok önemli bir görev görür. Hastalanmaktan kaçınmak için düzenli bir uyku programı uyguladığımızdan emin olmamız önemlidir. Uyku alışkanlıkları ve süresi hem zihinsel hem de fiziksel sağlık üzerinde doğrudan etkiye sahiptir. Mevsim geçişlerinde geceleri 7 saatten az uyumak, bağışıklık sistemimizi düşürerek bizi soğuk algınlığı ve gribe yakalanmaya yatkın hale getirebilir.”

Hafif bir rüzgar bile sinüziti tetikleyebilir!

Hafif bir rüzgar bile sinüziti tetikleyebilir!

Yüz kemiklerimizin içindeki hava odacıklarının aşırı mukus salgılamasına bağlı olarak bu bölgelerde ağrı, basınç ve akıntı oluşmasına ‘sinüzit’ deniyor. Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonunun ardından geliştiği için kış aylarında sık görülse de, aslında bahar mevsimi de sinüzit için önemli bir tehdit oluşturuyor. Öyle ki baharda hava durumunda yaşanan dengesizlikler vücudumuzun üşüme-terleme döngüsüne girmesine yol açabiliyor. Böyle bir durumda hafif bir rüzgârda kaldığımızda bile sinüzit atağı hızla tetiklenebiliyor. Ayrıca bahar aylarında başlayan polen artışı nedeniyle alerjik rinitler alevleniyor ve alerjik zeminden köken alan sinüzitlere zemin hazırlıyor.

Yılda bir iki kez akut sinüzit atağı geçirmek endişe edecek bir tablo oluşturmuyor. Ancak tedavi ihmal edilir ve yeteri kadar önlem alınmazsa hastalık kronik sinüzite dönüşebiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Halit Çam, sinüzit kronikleştiğinde ciddi sorunların gelişebileceğine dikkat çekerek, “Sinüzit erken dönemde en sık burun tıkanıklığı, yüz ve baş ağrısı, burun ile geniz akıntısına yol açıyor. Kronikleşirse tablo daha da şiddetleniyor; gözlerde şişlik ile kızarıklık, göz kapağında şişlik ve şaşılık gibi görme bozukluğu da eşlik edebiliyor. Dahası, ilaç tedavisine yanıt vermeyen baş ağrısı, menenjit, hatta beyin iltihabına varan durumlar gelişebiliyor. Bu nedenle sinüzitte erken dönemde tedavi olmak ve yaşam alışkanlıklarında önlem almak büyük önem taşıyor” diyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Halit Çam, bahar mevsiminde sinüzitten korunma yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Halit Çam

Doç. Dr. Osman Halit Çam

Alerjinizi kontrol altına alın

Bahar ve yaz aylarında alerjik nezleyi alevlendiren başlıca etmen polenler olduğu için polen maruziyetini minimuma indirmeniz gerekiyor. Odanızda hepa filtreli hava filtreleme cihazları bulundurmanız fayda sağlayacaktır. Eğer alerjik nezleyi kontrol etmekte zorlanıyorsanız, doktorunuzdan ilaç desteği için yardım almayı ihmal etmeyin. Ayrıca polenlerin en yoğun olduğu 05:00-10:00 saatleri arasında mecbur kalmadıkça dışarıya çıkmayın. Eğer çıkmanız gerekiyorsa mutlaka maske ve gözlükle korunun.

Ani hava değişimlerine dikkat!

Ani hava değişimlerine karşı önlem almanız da dikkat etmeniz gereken bir başka önemli noktayı oluşturuyor. İnce bir üst kıyafet üzerine yine ince bir mont giymeniz, yanınıza şal ve şapka almanız sizi hava değişimlerine karşı koruyacaktır.

Başınızı sıcak tutun

Duş sonrasında, dışarı çıkmadan önce başınızın sıcak olduğundan mutlaka emin olun. Klasik ‘ıslak saçla dışarı çıkmamalısınız’ uyarısından öte, başınızın iyice ısındığından emin olmanız gerekiyor. Bunun için saçınızın sadece kuru olması yetmiyor. Çünkü saçınız kurumak için başınızın ısısını kullanacak ve başınız gövdenize göre daha soğuk olacaktır. Bu mekanizma da baş ağrılarını tetikliyor ve sinüzite de zemin hazırlıyor.

İrritanlardan uzak durun

Tekrarlayan sinüzit ataklarınız varsa, dikkat etmeniz gereken diğer bir konu da sinüs mukozalarını rahatsız eden kimyasallardan uzak durmak olmalı. Bu kimyasalların başında sigara dumanı geliyor. Diğer irritanlar arasında hava kirliliği, yüksek konsantrasyonlu deterjanlar ve çamaşır suları yer alıyor. Bunlara maruziyeti kesemiyorsanız mutlaka maske kullanmanız gerekiyor.

‘Burun duşu’ yapın

Sinüzit ataklarından korunmanın diğer bir yolu ise burun ve sinüs duşudur. Doç. Dr. Osman Halit Çam, bu alışkanlığı edinmenizde bir sakınca olmadığını belirterek, “Böylelikle, gün boyu dışarıda geçirdiğiniz süreçte burun ve sinüs mukozalarınızda birikmiş olan mikro partiküllerini mekanik olarak uzaklaştırmış olursunuz. Ancak solüsyon seçimi ve uygulama basınçları kontrollü olmalıdır” diye konuşuyor.

Diş kontrollerinizi yaptırın

Çürük dişlerin varlığı, azı dişlerin köklerinde kist ya da enfeksiyon gelişmesi gibi durumlarda yaşanan sorunlar komşuluk yoluyla sinüslere kolayca yayılabiliyor. Doç. Dr. Osman Halit Çam, diş kaynaklı sinüzitlerde tek kür ilaç tedavisinin çoğu zaman tek başına yeterli olmadığını belirterek, “Ağız ve diş sağlığına özen göstermek, yılda iki kez diş kontrolünden geçmek, sinüzitten korunmaya yardımcı olacaktır.” bilgisini veriyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Halit Çam

Basınç değişikliklerine dikkat edin

Soğuk algınlığı, nezle ya da alerjik alevlenme dönemlerinizde scuba diving ya da uçak seyahatleriniz varsa, bu etkinliklerinizi erteleyin. Normalde basınç değişikliklerinde, vücut boşluklarımızdaki hava genleşip büzüşüyor. Hastalık dönemlerinde ise bu dokular hem ekstra hassas oluyor hem de basınç değişikliklerine bağlı hava sirkülasyonunu yeteri kadar tolere edemiyor. Bu tablo da hastalığın uzamasına neden olarak sinüzit ataklarını tetikleyebiliyor.

Burun tıkanıklıklarını çözün

Burnunuzda kemik eğriliği (deviasyon) veya et büyümesi (konka hipertorfisi) gibi anatomik olarak tıkanıklık varsa sinüs mukozalarınız sağlıklı bir şekilde havayla temas etmiyor ve hava sirkülasyonu yeteri kadar iyi olmuyor demektir. Doç. Dr. Osman Halit Çam, “Bu anatomik problemleri cerrahi olarak çözmek sinüzite yakalanmanızı geciktirecek, yakalansanız bile sizi yormadan hastalığı atlatmanızı sağlayacak önlemler arasındadır.” diyor.

Kulakta ağrı ve tıkanma hissi yaşıyorsanız, dikkat!

Kulakta ağrı ve tıkanma hissi yaşıyorsanız, dikkat!

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz, yaz döneminde sıkça görülen dış kulak enfeksiyonlarının önlenebilir olduğunu belirterek “Ataç, anahtar, sıvı ve sprey gibi maddeler ile kulağınızı temizlemeyin” dedi. Doç. Dr. Titiz, enfeksiyon durumunda yaşanan ağrı geçse bile hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekti.

Acıbadem Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz, deniz ve havuzun çokça tercih edildiği yaz günlerinde “dış kulak yolunu döşeyen derinin ve kulak zarının dış yüzeyinin iltihaplanması” olarak tanımlanan “Otitis Eksterna” adlı dış kulak enfeksiyonunun arttığını söyledi. Doç. Dr. Ali Titiz, “Dış kulak yolunun kendi kendini temizleme özelliği ve enfeksiyonlara karşı koruma mekanizması olmasına karşın nemi saklama özelliğinden dolayı diğer vücut derilerine göre enfeksiyon oluşumuna daha elverişli bir ortam yaratır. Bu durum, yeteri özen gösterilmediği zamanlarda, bakteri ve mantarların üremesini ve kolayca hastalık oluşmasına sebep olabilir.“ dedi. Doç. Dr. Ali Titiz, kulak temizleme pamuklarının gereksiz ve sürekli kullanımının dış kulak yolu cildinin tahriş olmasına ve enfeksiyonlara açık hale gelmesine zemin hazırladığının da altını çizdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Ali Titiz

Enfeksiyonu bunlar tetikliyor

Dış kulak yolunun, enfeksiyonlara karşı korunma mekanizması içermesine rağmen bazı faktörlerin enfeksiyon gelişimini kolaylaştırdığını veya doğrudan neden olduğuna değinen Doç. Dr. Ali Titiz, bu faktörlerin kişiye bağlı ve dış faktörler olmak üzere iki grupta toplandığını ifade etti. Dış faktörlerin başında havuz ve deniz kirliliği, depo sularının kullanıldığı duş sularının geldiğini belirten Doç. Dr. Titiz “Kişiye bağlı faktörler ise genel vücut durumu ile ilişkili sistemik veya kulak bölgesine ait lokal nedenler olarak ikiye ayrılır. Diyabet, obezite, bağışıklık sistemi hastalıkları, dermatolojik hastalıklar, beslenme bozuklukları vb. sistemik faktörler arasındadır. Dış kulak yolu cildinin travması (temizleme veya kaşıma gibi nedenler vb.), dış kulak yolu darlıkları (serumen birikmesi, dar veya kıvrımlı kanal, ekzostoz vb.), koruyucu serumenin olmaması (sık suya maruziyet ve sık kulak temizleme alışkanlığı), daha önce dış kulak yolu enfeksiyonu geçirmek, yüzme, dalış ve su ile ilgili aktivitelere katılım, sıcak ve nemli hava, işitme cihazı kullanımı gibi faktörler ise kişiye bağlı diğer faktörlerdir”  diye konuştu. Doç. Dr. Ali Titiz, bu faktörlerin etkisiyle koruyucu serumen tabakasının ortadan kalktığını ve enfeksiyon sürecinin başladığını ifade etti.

Ağrı ve tıkanma hissiyle başlıyor

“Dış kulak yolu enfeksiyonunda en önemli fiziksel bulgu, kulak kanalının ön kısmına veya kulak kepçesinin arkaya doğru çekilmesi ile ağrı oluşumudur. Genellikle 1-2 gün boyunca artan ağrı ve bu ağrıya eşlik eden kulak kanalında tıkanma hissi olur. Bazen ağrı çok şiddetli olabilir” diyen Doç. Dr. Ali Titiz, görülen diğer belirtileri şöyle sıraladı: “Kulakta dolgunluk veya basınç hissi; başlangıçta açık, ardından iltihabi ve kötü kokulu kulak akıntısı; özellikle mantar enfeksiyonu veya kronik enfeksiyonlarda kaşıntı; işitme kaybı; tinnitus (kulak çınlaması); enfeksiyon tedavi edilmezse ateş ve boyunda şişlik (lenf bezi büyümesi); nadiren iki taraflı dış kulak yolu enfeksiyonu.”

Tedavi etkisiz kalırsa test gerekebilir

Bu belirtilerin görülmesi halinde bir kulak burun boğaz hekimine muayene olmak gerektiğini belirten Doç. Dr. Ali Titiz ”Genellikle fiziksel muayene yeterlidir. Fakat tedavi önlemleri etkisiz kalırsa veya hastanın bağışıklık sistemi ile ilgili sorunları varsa laboratuvar testlerine ihtiyaç duyulabilir. Bunlar; kulak kültürü, kan şekeri düzeyi ve hemogram vb. olabilir. Nadiren görüntüleme yöntemlerine de ihtiyaç duyulabilir“ dedi.

Ağrı geçse bile doktora başvurulmalı

Tedavi süreciyle ilgili konuşan Doç. Dr. Ali Titiz ”Belirtiler görüldüğü anda kulağın su temasının kesilmesi gerekir, ağrı için basit ağrı kesici kullanılabilir. Hastanın, kulağa sıvı ya da katı maddelerin uygulanmasından kaçınması ve ağrı geçse de hızla doktora başvurması önemlidir” dedi. Doç. Dr. Titiz, tedavi süresince su temasını önleyecek tıkaçlar kullanmak gibi yöntemlerle kulağın kuru tutulmasının iyileşme sürecini hızlandırdığına dikkat çekti.

“Tatile çıkmadan kulak temizletmek etkili bir önlem”

Dış kulak yolu iltihabının sık karşılaşılan bir sorun olduğunu ancak kolaylıkla önlenebileceğinin altını çizen Doç. Dr. Ali Titiz şunları söyledi: “Özellikle sık buşon (halk arasında kulak kiri) temizliği ihtiyacı olan kişilerin yaz başlangıcında kulak temizliği yaptırıp bu şekilde tatile çıkmaları etkili bir önlemdir, kulak çubuklarının uygun kullanımı, sadece dış kulak yolunun girişinin temizlenmesi önemlidir. Ataç, anahtar, sıvı ve sprey gibi maddeler veya parmağınızı kulak yoluna sokarak yapılan temizleme işleminden kaçınılmalıdır. Bu işlem dış kulak yolu derisini zedeleyebilir. Kulakların kuru tutulmaya çalışılması, yüzme veya duş almadan sonra kulakların temiz bir havlu ile kurulanması önemlidir. Başın ve kulak kepçesinin hareket ettirilmesi ile suyun dışarı akması sağlanabilir. Sık tekrarlayan dış kulak yolu iltihabı varlığında yüzme veya duş sırasında kulak tıkaçları veya başlık kullanarak suyun kulağa kaçması engellenebilir.”

Kulak tıkanıklığına karşı önlemler

Kulak tıkanıklığına karşı önlemler

Pek çok insan duş alırken veya yüzerken kulağına su kaçtığında kulak tıkanıklığından ya da suyun bir türlü çıkmadığından yakınıyor. Ancak birçok kişi bu durumu “nasıl olsa geçer” diyerek göz ardı ediyor. Hatta kulaktaki suyun çıkması için pamuklu kulak çubuğu gibi kulağa daha da zarar verebilecek nesnelere başvuruyor. Özelikle yaz mevsiminin gelmesi ve yüzme sezonunun açılmasıyla birlikte kulağa su kaçması şikayetleri daha sık görülüyor. Bu durum bazen kişi için herhangi bir soruna yol açmazken, bazen de çeşitli sağlık problemlerine sebep olabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak, kulağa su kaçmasının zararlı etkileri ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak

Dış kulak yolu açıksa tıkanıklık olmaz

Yüzerken veya duş alırken kulağa su kaçması durumunda gelişen tıkanıklık hissi genellikle kendiliğinden açılır. Ancak geçmediği zamanlar da vardır. Dış kulak yolu 20-25 mm kadar uzunlukta hafif virajlı bir tünel gibidir. Tünelin sonunda kulak zarı vardır yani çıkmaz bir yoldur. Kulak yolunun genişliği yaşa ve kişiye göre çok değişkenlik gösterir. Bazı durumlarda kulak yolu genişliği erişkin insanlarda bile birkaç mm gibi son derece dar bir yapıda olabilir. Kulak yolunun normalin dışında dar olduğu bu durumlar istisna tutulursa, kulak zarı bütünlüğü sağlam ise genelde kulak yoluna su kaçması sorun olmaz. Eğer dış kulak yolu açık ise su kulak yoluna girdiği gibi dışarı da çıkacaktır.

Kulağı temiz bir havlu ile temizleyin

Dış kulak yolu cildinin kulak kepçesine yakın dış bölümü tarafından üretilen serümen olarak adlandırılan kulak salgısı vardır. Hafif kahverengi ve sarı rengiyle, krem kıvamında bir salgıdır. Kulak yolu cildi tarafından salgılanır ve kulak yoluna kaçan suların etkisiyle, duş sonrası kulak kepçesine kulak yolunun girişine doğru taşınmış, atılmış olur. Dışarı çıkan bu salgının havlu veya peçete ile temizlenmesi yeterlidir. Kesinlikle daha derin bir temizlik için kulak yolunun içine herhangi bir cisimle girilmemelidir.

Kulağın kirini dışarı atmasına izin verin

Kulak kirinin dışarı atılması önemlidir. Aksi takdirde dışarı çıkmaya çalışan serümen tekrar kulak yolunun içine doğru itilmiş olur. Bu arada kulak yolu cildi yeni serümen salgılamaya devam edecektir. Kulak yolunun her bir temizlenme çabası bu durumu kısır bir döngüyle bir türlü dışarı çıkamayan ve giderek kulak yolu kanalında biriken, kulakta kaldıkça zamanla kuruyarak kremsi kıvamını kaybeden serümen salgısının zamanla katılaşarak kulak mumu haline dönüşmesine neden olur. Kurumuş, katılaşmış serümen salgısına kulak buşonu, kulak mumu veya kulak kiri adı verilir. Bu oluştuğunda artık dış kulak yolu açık değildir. Böylece kulak yoluna su kaçması halinde, kulak yolunu dolduran kurumuş buşon, suyu sünger gibi içine çekip genişleyerek, kulak yolunun tamamen tıkanmasına neden olur. Bu durumda hastada işitme güçlüğü gelişir.

Uzun süre yüzmek kulaklar için sağlıklı olmayabilir

Kulak yolunun tıkanmasına neden olan kulak buşonu dışında hastalıklar da görülebilir. Özellikle yaz aylarında yüzme sırasında uzun süre suyla temas halinde kalan kulak yolları iltihaplanmaya yatkın hale gelir. Buşon olan kulaklar ise dış kulak yolu iltihaplarına daha fazla yakalanabilirler. Alerjiye veya buşona bağlı ayrıca kulaklarda kaşıntı oluşabilir. Kulak yolunu sert cisimlerle kaşımak yine dış kulak yolu iltihaplarına neden olabilir. Sıcak ve nemli havalar bu tip rahatsızlıkların sık görüldüğü dönemlerdir.

Kulakların tıkanmaması için bunlara dikkat edin:

  1. Her ne amaçla olursa olsun, pamuklu kulak temizleme çubukları dahil herhangi bir cisimle kulakların içi karıştırılmamalıdır.
  2. Kulakların içine başparmağından daha ince bir nesne sokulmamalıdır.
  3. Temizliğine güvenilmeyen sularda yüzülmemelidir.
  4. Uzun süre suda kalınmamalı, yüzmek için daha çok deniz tercih edilmelidir.
  5. Herhangi bir kulak tıkanıklığı, kulak kaşıntısı veya kulak ağrısı gelişmesi durumunda vakit geçirmeden kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.

 Yağ bezesidir diyerek ihmal etmeyin!

 Yağ bezesidir diyerek ihmal etmeyin!

Yüzümüzün sağ ve sol tarafında 3’er tane olmak üzere 6 büyük tükürük bezinin yanı sıra mukoza içerisine serpiştirilmiş yüzlerce küçük mikroskobik tükürük bezi yer alıyor. Bu bezlerin oluşturduğu tükürük salgısı, sindirime yardımcı olmak ve enfeksiyona yol açan mikroorganizmalara karşı savunma mekanizması oluşturmak gibi önemli işlevler üstleniyor. Tüm organların yanı sıra böylesine önemli görevleri olan tükürük salgısını oluşturan tükürük bezinde de iyi ya da kötü huylu pek çok farklı türde tümör gelişebiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çetin Vural, çocuklar dahil her yaş grubunda görülse de, tükürük bezi tümörlerinde hastaların büyük çoğunluğunu 40-70 yaş grubunun oluşturduğunu belirterek, “Neyse ki bu tümörlerinin yüzde 70-80 gibi yüksek bir oranı iyi huylu oluyor. Ancak iyi huylu tümörlerin bazıları zamanla karakter değiştirerek kötü huylu tümöre dönüşebildikleri için ihmal edilmemeleri gerekiyor” diyor.

Dünya istatistikleri, 100 bin kişilik bir toplulukta, bir yıl içinde bir yeni kötü huylu ve 3-4 iyi huylu tükürük bezi tümörü ortaya çıkacağına işaret ediyor. Ülkemiz nüfusunu 85 milyon kabul edersek, her yıl 850-1000 tükürük bezi kanseri ve 4 bin kadar iyi huylu tükürük bezi tümörü oluşacağı tahmin ediliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çetin Vural, her tümörde olduğu gibi tükürük bezi tümörlerinde de erken tanının tedaviyi kolaylaştırdığına dikkat çekerek, “Günümüzde tıbbi teknoloji ve cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde, geç kalmadan uygulanmış ve doğru planlanmış iyi huylu tükürük bezi tümörlerinin tamamına yakını, kötü huylu tükürük bezi tümörlerinin de önemli bir kısmı, bir daha geri gelmemek üzere hastanın hayatından çıkıyor. Çoğu hastada geriye kalan tek şey, dikkatli bir gözün bile zor fark edeceği ince bir iz oluyor” diyor

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Çetin Vural

 Ağrısız şişliğe dikkat!
Tükürük bezi tümörleri; yüz, boyun, ağız içi (damak, dil) ve yutak gibi bölgelerde çoğu kez ‘ağrısız şişlik’ şeklinde ortaya çıkıyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çetin Vural, tükürük bezi tümörlerinin en sık kulak önündeki tükürük bezinde geliştiklerini belirterek, “Dolayısıyla hastaların büyük çoğunluğu kulağının önünde veya hemen altında şişlik ya da kitle yakınmasıyla hekime başvuruyorlar. Tümör çene altı tükürük bezinde oluştuğunda ise çene altında şişlik/kitle ya da ağız içinde, damakta geliştiyse o bölgede kitle yakınması söz konusu oluyor” diye konuşuyor. Bazı hastalarda tümör dışarıdan fark edilmeyecek şekilde derinlerde yerleşiyor. Bu tümörler çoğu kez baş boyun bölgesinin başka sorunları için istenilen BT, MR veya ultrason gibi görüntüleme yöntemlerinde tesadüfen tespit ediliyor.

‘Yağ bezesidir’ diye düşünmeyin!

İyi huylu tükürük bezi tümörlerinin genellikle yavaş büyüdüklerine dikkat çeken Prof. Dr. Çetin Vural, “Hastalar başlangıç aşamasında tümörün yağ veya lenf bezesi olduğunu düşünüp, doktora başvurmakta gecikebiliyor. Ancak kötü huylu tümörler ilerleyen zamanda çevre dokuları işgal ederek ve yüz sinirini kemirerek yüz felci gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor, uzak organlara metastaz yaparak hayatı tehdit edebiliyor. Bu nedenle şişliklerin asla ihmal edilmemeleri gerekiyor” diyor.

Tütün ciddi bir risk faktörü

İyi veya kötü huylu tükürük bezi tümörlerinin sebebi çoğu kez tam anlamıyla bilinmiyor. Ancak çoğu tümör gibi sigara, tütün ve radyasyona maruz kalmak bu tümörlerin oluşumunda risk faktörü olarak suçlanıyor. Warthin tümörü adı verilen tümör ise hemen her zaman uzun süredir tütün kullanan hastalarda görülüyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

En etkili yöntem cerrahi tedavi

Tükürük bezi tümörlerinde en etkili tedavi yöntemi, hemen her zaman, ameliyat oluyor. Cerrahi yöntemle tümör, çoğu kez çevresindeki bir miktar sağlıklı dokuyla birlikte ve bölgede bulunan yüz siniri gibi hayati yapılar korunarak, çıkartılıyor. İyi huylu veya düşük dereceli (az saldırgan) kötü huylu tümörlerde, başarıyla yapılmış cerrahi yöntemle, tümörün hastanın hayatından tamamen çıkması çoğu kez mümkün oluyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çetin Vural, ancak yüksek derece (daha saldırgan) kötü huylu tümör varlığında cerrahi işlem sonrasında radyoterapi yönteminin  (ışın tedavisi) de tedavi planına eklenebildiğini belirtiyor.

Sinir monitörüyle minimum risk!

Tükürük bezi tümörlerinin ameliyatlarında yüz sinirinin zarar görmesi riski hastaların en çok kaygılandıkları sorunların başında geliyor. Son yıllarda, özellikle yüz sinirinin içinden geçtiği parotis tükürük bezinde yerleşmiş olan tümörlerin ameliyatla çıkartılmasında ‘sinir monitörü’ adı verilen bir yöntem yaygın olarak kullanılıyor. Prof. Dr. Çetin Vural, “Bu yöntem ameliyat sırasında yüz siniri ve dallarının korunmasını kolaylaştırıyor, ameliyatın daha güvenli bir şekilde tamamlanmasına katkıda bulunuyor” diyor.

Eski varyantlar etkisini sürdürmeye devam ediyor!

Eski varyantlar etkisini sürdürmeye devam ediyor!

Burun akıntısı, boğaz ağrısı, halsizlik gibi belirtileriyle daha çok soğuk algınlığı ve mevsimsel grip gibi geçirilen Omicron varyantı, buna karşın özellikle aşısızlar, eksik aşılılar, bağışıklığı düşük ve kronik hastalıkları olan risk grubundaki kişilerde ağır seyrederek ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Atar, Omicron varyantının diğer varyantlardaki kadar koku ve tat kaybına yol açmadığını, bununla birlikte eski varyantların halen etkili olduklarını belirterek, hastalarda koku ve tat kaybının diğer bulgular düzelse bile devam edebildiğini, bazı hastaların altı aydan fazla süredir koku ve tat kaybı yaşadığını ve bu durumu çaresizlik içinde kabullenen hastalara bir takım çözüm önerileri sunduklarını söylüyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Atar, Omicron ile birlikte son günlerde sık görülen enfeksiyonları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Son iki yıldır tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 enfeksiyonuna neden olan SARS-CoV-2 virüsü bugüne dek birçok kez mutasyona uğradı. Bu varyantlar içinde en hızlı bulaş riskine sahip olan varyantın Omicron olduğunu belirten Acıbadem Maslak Hastanesi KBB Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Atar, Omicron’un belirtileri itibariyle nezle ve mevsimsel grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarını çağrıştırabildiğini bu nedenle toplumda hafife alınma yanılgısına yol açabildiğini söylüyor. Covid-19’un genel olarak; yüksek ateş, nefes alma güçlüğü, halsizlik, kas ve eklem ağrısı, baş ağrısı, burun tıkanıklığı, bulantı ve kusma, ishal ve tat ve koku kaybına yol açabildiğini kaydeden Doç. Dr. Yavuz Atar “Ancak Omicron varyantında diğer varyantlardan farklı olarak; klasik bulguların daha hafif görüldüğünü, boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırık, ses kısıklığı ve gece terlemesi bulguları olduğunu görmekteyiz. Covid-19 enfeksiyonlarında tüm bu bulgular ilk üç günde artış göstererek yaklaşık 2-3 hafta içinde azalarak bitme eğilimdedir. Ancak kronik rahatsızlığı olan, bağışıklığı düşük, aşısız, eksik aşılı ya da yaşlı kişilerde ise virüs akciğer dokusuna yerleşir ve alt solunum yollarına bağlı hastalık belirtileri göstererek, hastanın klinik tablosu ağır seyredebilmektedir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Yavuz Atar

Omicron koku ve tat kaybına yol açmayabiliyor!

Omicron varyantının tüm dünyada çok hızlı bir şekilde yayıldığını, eski varyantlardan farklı olarak koku ve tat kayıplarının yeni varyantta daha az sıklıkta görüldüğünü belirten Doç. Dr. Yavuz Atar şöyle konuşuyor: “Omicron varyantının diğer varyantlara göre ne ölçüde koku ve tat kaybı yaptığını değerlendirmek için henüz erken bir dönemdeyiz. Günümüze değin yapılan araştırmalarda delta varyantı ya da daha eski varyantlar ile enfekte olan olgularda koku ve/veya tat kaybı yaşanması önemli ölçüde beklenebilen bir hastalık bulgusu idi. Hatta bazı araştırmalar koku kaybı bulgusu ile Covid-19 enfeksiyonu teşhisinde yararlanabileceğini bildirecek kadar bu bulguyu değerli görmekte idi. Hastalar koku yetilerinin bir anda azaldığını ya da tamamen kaybettiklerini ifade etmekteydiler. Güncel poliklinik vakaları üzerinden elde ettiğimiz tecrübeye bakarak koku ve tat kaybı şikayetlerinin Covid-19 enfeksiyonunun ilk görüldüğü dönemlere göre azaldığı söylenebilir.”

Eski varyantların etkisi sürüyor!

Her ne kadar gözler Omicron’a çevrilmiş olsa da, eski varyantların etkisi de sürüyor. Covid-19 geçirmiş hastaların önemli bir kısmında hastalık akut dönemi geçtikten sonra birkaç haftada koku ve tat duyusu yerine gelse de bir kısım hastada altı ay ve üzeri bir sürede bu şikayetler ile gelen hastalar olabildiğini belirten KBB Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Atar “Bu tür şikayetleri olan hastalarda öncelikli olarak koku kaybının derecesi belirlenmeli ve altta yatan hastalığın ne olduğu ortaya konulmalıdır. Genelde hastalarda tam bir koku ve tat kaybı yerine koku keskinliği azalmaktadır. Koku ve tat kaybının yaşam kalitesini önemli derecede etkilediği bilinmektedir bu nedenle bir takım tedavi yöntemleri geliştirilmeye çalışılmıştır. Koku kayıplarında koku stimülasyon terapisi; hastaların koku hafızalarını uyararak koku duyusunu geriye getirmeyi hedefleyen pratik bir yöntemdir. Ağızdan ya da burundan kortizon uygulamaları, burun temizleyici solüsyonlar diğer tedavi yaklaşımları arasında sayılabilir. Tedavi yaklaşımları için mutlaka bu konuda deneyimli bir KBB Uzmanı’na başvurulmalıdır. Tedaviye hemen yanıt alınamayabileceğinden tedavinin yarıda kesilmemesi ve doktor takibinde kalınması önemlidir. Bununla birlikte tam koku kaybına uğrayan ve şikayeti uzun süredir geçmeyen hastalarda diğer nedenler ve koku nöronlarında bir hasar olup olmadığı araştırılmalıdır. Tat duyusunun kaybı ile ilgili mekanizmalara ait ise ne yazık ki yeterli sayıda araştırma yoktur” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bu enfeksiyonlar bir arada görülebiliyor!

Omicron, mevsimsel grip ve domuz gribinin ayrı ayrı ya da ardışık görülebildiği gibi, son günlerde bu enfeksiyonların bir arada da görülür hale geldiğini kaydeden Doç. Dr. Yavuz Atar, bu nedenle belirtilerden yola çıkarak hastanın kendi başına etken tayini yapmaya çalışmasının doğru olmadığını, hastaların mutlaka ayırıcı tanı için hekime danışması ve hekimin gerekli görmesi durumunda gerekli testleri yaptırması gerektiğini söylüyor. Evde yapılan hızlı tanı kitlerinin çoğalması ile birlikte evlerde kişilerin kendi başlarına etken virüsü saptamaya çalıştıklarını belirten Doç. Dr. Yavuz atar “Ancak bu kitlerin hem doğruluk oranlarının laboratuvar testlerine göre görece az olduğu hem de farklı standartlar taşıyan ürünler olduğunun bilinmesi gereklidir. Hastaların ayırıcı tanı için hekimlerine danışmasını ve hekimin gerekli görmesi halinde kesin tanı için tanı araçlarından (PCR vb.) faydalanılmasını önermekteyiz. Aksi taktirde sonuç negatif çıkmasına rağmen aslında pozitif de olabilirler ve hem kendi sağlıklarını hem de bulundukları ortamlarda yüksek bulaş riski nedeniyle pek çok kişinin sağlığını tehlikeye atabilirler” diyor.

Ne zaman hastaneye gitmeli?

KBB Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Atar “Hiç grip aşısı / Covid-19 aşısı olmadıysanız, kronik bir hastalığınız ya da bağışıklık sistemini bozan bir hastalığınız var ise, risk grubunda iseniz ya da ağır hastalık belirtileri (solunum güçlüğü, göğüs ağrısı vb.) taşıyorsanız, risk grubu bireyler ile aynı ortamı paylaşıyor iseniz öncelikle birinci basamak hekiminize başvurmanız, gerek görülmesi halinde ya da birinci basamak hekimine ulaşamadığınız durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız doğru olacaktır” diyor.

Boğaz ağrısına ne iyi gelir

Boğaz ağrısına ne iyi gelir

Konuşmakta güçlük çekiyor, yemek yerken lokmalarımızı bir türlü yutamıyoruz… Her yutkunuş da adeta bir kabusa dönüşüyor… Sonbahar ile kış mevsiminin en yaygın sorunlarından biri olan ve yaşam kalitemizi oldukça düşürebilecek şiddete ulaşabilen ‘boğaz ağrısı’, yaygın inanışın aksine hastalık değil; boğazda yanma ile kazınma hissi ve yutkunmayı engelleyebilecek derecede şiddetli ‘ağrı’ oluşturabilen hastalıkların bir belirtisi.  Yaklaşık iki yıl öncesine dek boğaz ağrısı yapan hastalıklar arasında en sık viral üst solunum yolu enfeksiyonları görülürken, pandemi sürecinde ise ilk sırayı Covid-19 enfeksiyonu alıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı  Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, pandemide covid-19 virüsüne karşı alınan önlemlerin boğaz ağrısına yol açan diğer virüs ve bakterilerin de kişiden kişiye bulaşmasını önleyebildiğini belirterek, “En önemli kurallar ise mutlaka maske takmak, kalabalık ortamlara mümkün olduğunca girmemek ve bol bol su içmektir” diyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, boğaz ağrısına yol açan bakteri ile virüslerden korunmanın ve boğaz ağrısını hafifletmenin kurallarını anlattı; önemli uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Haluk Özkarakaş

Bol bol su için

Boğaz ağrısına karşı dikkat etmeniz gereken en önemli kural, bol su içmek olmalı! Çünkü vücutta sıvı eksikliğinde azalan tükürük boğazda kurumaya, böylece ağrının artmasına neden oluyor.  Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, “Ayrıca boğaz ağrısını azaltmak için alınan ilaçların birçoğu vücudu terletiyor. Terlemeyle daha fazla sıvı kaybedilmesi de ağrı yakınmasını artırıyor” diyerek, şöyle devam ediyor: “Xylitol içeren pastiller, ağız gargaraları, tuz ve veya karbonatlı suyla ağzın çalkalanması, boğaz ağrısına karşı ancak bir dereceye kadar yardımcı oluyor. Bol sıvı tüketmek ise bakteri ve virüslerin boğazda tutunmalarını önleyebiliyor.  Meyve sularının kilo aldırma özellikleri nedeniyle sıvı olarak suyu tercih etmeniz de önem taşıyor.  Boğazın daima nemli kalması için suyu sık ve yudum yudum içmeye dikkat edin.”

Maske olmadan asla!

Covid-19 pandemisinde, ev dışı ortamlarda maske takmak artık ‘olmazsa olmazımız’ haline geldi. Maske takmak, ilerleyen yıllarda da, hava yoluyla bulaşan viral ve bakteriyel enfeksiyonlardan korunmak adına alışkanlığımız olacak gibi görünüyor.

Ellerde ‘20 saniye’ kuralı çok önemli

Dışardan eve geldiğinizde, yemek yemeden önce ve toplu taşıma araçları kullanımı sonrasında başta olmak üzere; sık aralıklarla, ellerinizi en az 20 saniye sabunla yıkamayı asla ihmal etmeyin. Sabun olmayan yerlerde; alkol bazlı dezenfektanları, geleneksel kolonya veya cilt için uygun olan diğer dezenfeksiyon sıvılarını kullanmayı alışkanlık haline getirin.

Her gün temizleyin

Özellikle çalışma ortamınızda masalar, kapı kolları, musluk açma kapatma kolları ve elektrik tuşları sık aralıklarla mutlaka sterilize edilmeli. Ayrıca her gün bilgisayarınızın klavyesini ve telefonlarınızı sterilize etmeyi unutmayın.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bu eşyaları ortaklaşa kullanmayın

Yine bakteri ve virüslerin bulaşmalarını önlemek için bardak, çatal ve kaşıkları ortaklaşa kullanmamak da dikkat etmeniz gereken bir başka önemli korunma yöntemidir.

Ağız ve gözlerinize dokunmayın

Bakteri ve virüslerin bulaşma riskine karşı ellerinizi yıkamadan; yüzünüze, özellikle de ağız ve gözlerinize dokunmayın!

Zorunlu olmadıkça girmeyin

Okullar, işyerleri, toplu taşıma araçları, her türlü kapalı toplanma alanları veya faaliyetleri de boğaz ağrısına yol açan ajanların bulaşmalarını kolaylaştırıyorlar.  Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, “Virüs ve bakterilerin bulaşma riskine karşı, mecbur olmadıkça, kalabalık ortamlara girmemeniz, günümüzde en önemli korunma yöntemleri arasında yer alıyor” diyor.

Sigara içmeyin

Herhangi bir enfeksiyon olmasa bile sadece sigara içmek veya sigara dumanına pasif olarak maruz kalmak boğazda tahriş yaparak, ağrıya yol açabiliyor.  Bu nedenle sigara içmeyin, içilen ortamlarda bulunmayın.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kafein ve alkolden kaçının

Boğaz ağrısından yakındığınızda kafein ve alkol içeren içeceklerden kaçınmanız gerekiyor, çünkü bu içecekler vücuttan su atılımına, bunun sonucunda da boğaz ağrısının artmasına neden oluyor.

Sirke, limon suyu, bal tüketimine dikkat!

Peki, bal boğaz ağrısını hafifletir mi? Sirke ile gargara yapmak fayda sağlar mı? Limon suyu boğaz ağrısını dindirir mi? Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, boğaz ağrısında toplumda yaygın olarak uygulanan bu yöntemlerin ve tüketilen besinlerin abartılmadığı sürece fayda sağlayabildiklerini belirtiyor. Ancak gereğinden fazla yapıldıklarında veya tüketildiklerinde sağlığı tehdit etmeleri de kaçınılmazdır” uyarısında bulunan Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, şöyle devam ediyor:

  • Elma sirkesi: Asidik yapısıyla boğazdaki mukusun parçalanmasına katkıda bulunarak, bakterilerin yayılmasını önleyebiliyor. Boğazınız ağrıdığında birkaç gün, sabah akşam gargara uygulaması şeklinde yapabilirsiniz. Ancak dikkat! Gereğinden fazla yapıldığında, yutulmasıyla birlikte mide mukozasında hasara ve ülsere, diş minesinde zayıflamaya neden olabiliyor.
  • Limon suyu: C vitamini ve antioksidanlar içeren limon suyu boğazda enfeksiyona karşı direnci artırmasının yanı sıra tükürük miktarını çoğaltarak mukoza zarlarının nemli kalmasına yardım edebiliyor. Ancak her gün içilen limon suyu kan sulandırıcı özelliği nedeniyle ilaçlarla birleşirse, kanamalara neden olabiliyor. Yine asidik olması diş minesinde zayıflamaya yol açabiliyor. Bu nedenle sirke gargarası gibi birkaç günden fazla tüketmeyin.
  • Bal: İçeriğindeki bağışıklığı artırıcı (propolis gibi) maddeler sayesinde, yutma sırasında bulaşmış olduğu boğazda yerel olarak bir noktaya kadar, enfeksiyona yol açan virüs ile bakterilerin çoğalmalarını yavaşlatabiliyor. Zencefil karıştırılmış bal da boğazda rahatlık hissi verebiliyor. Ancak fazla tüketilen bal kan şekerinin yükselmesine yol açabiliyor. Eğer diyabetiniz yoksa ağrı süresince tüketebilirsiniz.

Dikkat! Büyüme ve gelişme geriliğine neden olabilir!

Dikkat! Büyüme ve gelişme geriliğine neden olabilir!

Çocukluk döneminde normal sayılabilen kimi durumlar aslında önemli bir sağlık sorununa işaret edebiliyor. Sık hastalanma, ağız açık uyuma, uykuda horlama, terleme, sık uyanma, büyüme ve gelişme geriliği gibi birbirinden oldukça farklı görünen yakınmalar, bazen tek bir nedenden kaynaklanabiliyor. Örneğin, vücuda giren bakteri ve virüslerin yakalanarak yok edilmesini sağlayan lenfositleri içeren, özel bir doku olan geniz etinin büyümesi gibi!

Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Elif Aksoy, özellikle 3-6 yaş grubunda sık rastlanan bu tablonun tedavisinde gecikilmemesi gerektiğini vurgulayarak “Büyüyen geniz eti nedeniyle sık geçirilen enfeksiyonlar çocukların büyüme ve gelişmesinde, okul başarısında soruna neden olabiliyor. Geniz eti ameliyatları her yaşta yapılabilen cerrahi işlemler ve ameliyatın ardından büyüme ile gelişmede normale dönüş başlıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Viral enfeksiyonlarla mücadele için önemli

Burnumuzun arkasında yer alan boşlukta bulunan ve bağışıklık sistemimizin önemli bir parçası olan geniz eti dokusu (adenoid), solunum yoluyla vücuda girebilecek zararlı madde, bakteri ve virüs türü mikroorganizmaları yakalayarak yok ediyor. Geniz etinin özellikle viral enfeksiyonlarla mücadelede görevli lenfositleri içeren özel bir lenfoid doku olduğunu belirten Prof. Dr. Elif Aksoy, halk arasında geniz eti büyümesi olarak tanımlanan süreci ise şöyle anlatıyor: “Geniz etinin yabancı maddelere ve mikroorganizmalara karşı bağışıklık yanıtı oluşturması, boyutlarında büyümeyle sonuçlanabiliyor. Tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları da geniz eti büyümesinin önemli bir nedenini oluşturuyor. Çocukluk çağında çok sık görülen bu sorun aynı zamanda çocuklarda burun tıkanıklığının en sık sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkıyor”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ağzı açık uyuyorsa, dikkat!

Bağışıklığımız için son derece önemli olan geniz etinin büyümesi genellikle 5-6 yaşa kadar devam ediyor. Çocukluk döneminde 7-8 yaşından itibaren küçülmeye başlayan geniz eti, yetişkinlikte kayboluyor. Kreş ve anaokuluna başlayan çocuklarda tekrarlayan enfeksiyonlara bağlı olarak bu doku büyümesinin sık yaşandığına ve özellikle 3-6 yaş grubunda şikayetlere yol açtığına değinen Prof. Dr. Elif Aksoy, belirtiler hakkında da “Geniz eti büyükse çocuklarda ağzı açık uyuma, horlama, burun tıkanıklığı, ağzı açık nefes alma görülüyor. Gece horlama yanında terleme, huzursuz uyuma, sık uyanma, salya akması, nefessiz kalıp uyanma, yani uyku apnesi gibi şikayetler de sık ortaya çıkıyor” diye konuşuyor. Gece uykusunu rahat alamayan çocukların gündüz uykulu, yorgun ve huzursuz olduklarını anlatan Prof. Dr. Elif Aksoy, okul çağındaki çocuklarda akademik başarı sorunlarının altında yatan nedenlerden birinin de bu durum olduğunu ifade ediyor. İştahsızlık ve büyüme-gelişme geriliği de görülebilecek belirtiler arasında yer alıyor. Geniz etine bağlı sürekli ağız solunumu yapan çocukların çene kemiklerinde ve dişlerinde bozulmalar ile ortodontik sorunların da ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Elif Aksoy, kubbe damak, üst çenede daralma, orta yüzde basıklık ile kendini gösteren “geniz eti yüzü” gelişebildiğini kaydediyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sık antibiyotik kullanımına yol açıyor

Çocuklarda geniz eti büyümesine bağlı olarak gelişen bu belirtilere, sarı-yeşil renkte, koyu burun akıntısı da ekleniyor. Geniz eti iltihabı antibiyotiklerin sık kullanılmasına da neden oluyor. Bağışıklık sistemimizde etkin bir yere sahip olan bu dokunun büyümesi, östaki (burun, boğaz ve orta kulağı birbirine bağlayan boru) yoluyla orta kulağa geçerek enfeksiyon yapabiliyor. Östaki tüpünün iyi çalışmaması halinde orta kulakta sıvı birikimi ve buna bağlı iletim tipi işitme kaybı gelişebildiğine işaret eden Prof. Dr. Elif Aksoy, “Tedavi edilmeyen orta kulaktaki sıvı birikimine bağlı olarak çocuğun dil konuşma gelişimi ve okul başarısı olumsuz etkileniyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ameliyatı geciktirmeyin!

Yaşanan sorunlar geniz eti büyümesinin tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Genel anestezi altında gerçekleştirilen ve adenoidektomi olarak adlandırılan ameliyatın yapılması gerektiren durumları “Çok sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirilmesi, burunda ağır tıkanıklık belirtileri, özellikle uykuda solunumun durması, orta kulakta sıvı birikimine bağlı işitme kaybı” olarak sıralayan Prof. Dr. Elif Aksoy, şöyle devam ediyor:

“Geniz eti ameliyatlarını geciktirmemek gerekiyor. Çünkü gecikme; kalıcı çene ve yüz değişiklikleri, işitme kaybı ve dil konuşma gelişim bozukluğu gibi sorunlara yol açabiliyor. Çocukta geniz eti büyümesine bağlı şikayetler varsa, her yaşta ameliyat yapılabiliyor. Yaz mevsiminde genellikle ameliyat ihtiyacı azalsa da, gerekli durumlarda her mevsim yapılabilen bir ameliyattır. Ameliyat sonrası çocukların büyüme ve gelişmesi çoğunlukla normale dönüyor. Anestezi süreci dahil yaklaşık bir saat süren ameliyatın ardından çocuklar çok kısa sürede günlük hayatına dönebiliyor. İlk bir iki gün beslenmede çok sıcak sert, asitli gıdalardan uzak durmak yeterli geliyor”