Yazılar

Sinüzitte ameliyat gerekli mi?

Sinüzitte ameliyat gerekli mi?

Kış aylarının gelmesi ile beraber üst solunum yolları enfeksiyonlarında artış başladı. Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, boğaz ağrısı, geniz akıntısı, halsizlik, baş ağrısı ve ateş hepimizin sıklıkla yaşadığı problemler arasında. Hastalıklar ile boğuşulan bu mevsimde akıllara gelen sorular benzer. “Hangi durumlarda doktora başvurmalıyım?”, “Antibiyotik kullanmam gerekiyor mu?”, “Başım ağrıyor, sinüzit geçiriyor olabilir miyim?”, “Etrafımdakilere bulaştırır mıyım?” Liv Hospital Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Ece Gürol Kars merak edilen soruları yanıtladı.

Dr. Ece Gürol Kars

Dr. Ece Gürol Kars

Sinüzit nedir?
Sinüsler yanak alın ve burun çevremizde bulunan içi hava dolu cidarı kemik boşluklardır. İçini örten mukozanın kendine has bir salgısı ve boşaltımı mevcuttur. Viral ya da bakteriyel enfeksiyonlara ikincil tıkanıp, drenajının bozularak içlerinin iltihap dolması durumuna sinüzit denir.

Hastada hangi şikayetleri meydana getirir?
4-5 günden uzun süren ya da ilk günlerde iyileşme gösterip 3-4 gün sonra artan burun akıntısı, geniz akıntısı, koku kaybı, burun tıkanıklığı, yüzde dolgunluk şikayetleri olan hastada sinüzit ihtimali akla gelmelidir. Baş öne doğru eğildiğinde alın ve yanaklarda dolgunluk basınç hissi mevcuttur. Hastalar aynı zamanda seslerinde değişiklik de tarif eder.

Kulak Burun Boğaz

Hangi durumda doktora başvurulmalıdır?
7 gün süre ile geçmeyen halsizlik, ateş, burun akıntısı, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı, koku kaybı olması, burun akıntısının giderek artması ve renginin sarı/yeşile dönmesi, yüzde dolgunluk olması halinde doktora başvurulmalıdır. Sadece baş ağrısı şikayetinin olup burun ile ilgili akıntı/tıkanıklık şikayetlerinin olmayışı bizi sinüzit tanısından uzaklaştırır. Bu durumda baş ağrısı ile ilgili diğer hastalıkların araştırılması gerekebilir.

Tedavi basamakları nelerdir?
Muayene sonrası, uygun görülen hastalarda semptomatik tedavi ile beraber antibiyoterapi reçete edilir. Aynı zamanda tuzlu su ile burun yıkamada tedavide büyük önem taşır. 12 haftadan uzun süren kronikleşmiş sinüziti olan hastalarda uygun görüntüleme sonrası, sinüzit ameliyatı önerilebilir. Hastalık boyunca tedavinin aksatılmadan kullanılması, sigara ve dumanından uzak kalmak tedaviyi destekler. Burun içerisine hekiminizin önerdiği damlalar ve spreyler haricinde herhangi bir şey damlatılmamalıdır. Hastalığın bulaşıcı olduğu unutulmamalı, bu süreçte yakın temastan kaçınılmalıdır.

Gırtlak kanserine lazer tedavisi

Gırtlak kanserine lazer tedavisi

Günümüzde teknolojik alanda yaşanan yeni gelişmelerin yansıması tıbbi alanda da gözlemleniyor. Bu başarılı gelişmeler kanser hastalığının tanı ve tedavisinde önemli fayda sağlıyor. Daha ileri yaşlarda cinsiyet fark etmeksizin ortaya çıkabilen gırtlak kanseri en sık görülen baş-boyun kanserleri içerisinde yer alıyor. İlk ve en belirgin belirtisi olan ses kısıklığının ortaya çıkması ile birlikte nefes darlığı gibi belirtilerin tabloya eşlik etmesi durumunda vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerekiyor. Gırtlak kanserinin erken evrelerinde Kordektomi adı verilen lazer cerrahi tedavisi hastalara önemli konfor sağlıyor ve tedavi başarısını artırıyor. Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Burak Aşık, erken evre gırtlak kanseri cerrahi tedavisi (Kordektomi) hakkında bilgi paylaştı.

Doç. Dr. Mehmet Burak Aşık

Doç. Dr. Mehmet Burak Aşık

Bu teknoloji ile gırtlaktaki kansersiz kısımlar etkilenmiyor

Gırtlak kanseri nefes almak, konuşmak ve yutmak için kullanılan gırtlak bölümlerini veya ses tellerini etkilemektedir. Kordektomi, erken evre gırtlak kanserinin görülmesi nedeni ile ses tellerinin bir kısmını veya tamamını çıkaran cerrahi bir prosedür olarak tanımlanmaktadır. Bu cerrahi sayesinde erken evre gırtlak kanserlerinde, gırtlağın kansersiz kısımları etkilenmeyecek ve hastada kalacak şekilde sadece kanserli alan çıkarılabilmektedir. Çok nadir durumlar dışında boyunda hava deliği açılmadan gırtlak kanserinden kurtulma şansı sunmaktadır.

Ses ve yutma fonksiyonları korunuyor

Ses tellerinde veya gırtlakta sınırlı bölümleri etkileyen erken evre kanserlerin (evre1-evre2) çıkarılmasına yardımcı olmaktadır. Kanser gırtlağın herhangi bir yerinde başlayabilir. Yaygın bir baş ve boyun kanseri türü olan gırtlak kanseri, yeterince erken tespit edilirse, sadece kanserli alan tamamen çıkartılarak kür sağlama ihtimali artar. Tedavinin ana hedeflerinden biri, özellikle kanser erken evredeyken gırtlağın ses-yutma fonksiyonlarının korunmasına yardımcı olmaktır. Bu noktada, ameliyat veya radyoterapi tek başına kanseri tedavi etmek için yeterli olabilir. Ancak daha büyük tümörlerde bütün gırtlağın alınması cerrahisi kemoterapi ve radyoterapi dahil olmak üzere çeşitli tedaviler gerektirebilir. Gırtlakta titreşen ve konuşmayı sağlayan ses telleri vardır. Üç bölümü bulunur. Şu şekilde sıralanabilir;

  • Glottis, ses tellerini içeren orta kısım
  • Supraglottis, ses tellerinin üzeri
  • Gırtlağı nefes borusuna bağlayan ses tellerinin altındaki subglottis

Kordektomi, sıklıkla uygun cerrahi görüntüleme sağladığı için glottisteki tümörler için bir tedavi seçeneğidir. Ancak uygun ve sınırlı büyüklükte erken evre supraglottik tümörlerde de uygulanabilmektedir. Lazer kordektomi evre T1 veya evre T2 olarak kabul edilen erken tümörleri olan hastalara uygulanabilir. T1, sadece ses tellerinde bulunan ve ses tellerinin hareketlerini değiştirmeyen bir tümörü ifade eder. Sağ veya sol ses telindeki bir tümöre T1a denir. Her iki ses telindeki tümöre T1b denir. T2 ise ek olarak ses teline yakın olan bir alana yayılım sonucu olur, ancak belli koşullar altında lazer kordektomi uygulanabilir.

Ameliyat bu konuda deneyimli ekipler tarafından yapılmalı

Kordektomi işleminde cerrah tümörü, onu çevreleyen sınırları ve hemen bitişiğindeki sağlıklı dokuyu çıkaracaktır. Bu, ameliyat hiçbir kanserli dokunun geride kalmamasını sağlamak için yapılır. Boyun bölgesinde lenf bezi metastazı varsa bu ameliyattan ziyade açık boyun cerrahisi ile kanser çıkarılması ameliyatı yapılır.  Kordektomiden sonra yaklaşık 1 yıl ses kısıklığı kesin olacaktır. Ancak alınan doku miktarı ve yapılan cerrahinin genişliğine göre daha az ses kısıklığı gelişme veya kompanse olma durumu bulunmaktadır. Yaklaşık 6 ay ile 1 yılın sonunda hastaların büyük çoğunluğu gırtlak yapılarının çoğu anatomik olarak var olduğu seslenimi başarabilmektedirler.

Çiçekli elbise giymeyin! Yazın parfüm sıkarken dikkat!

Çiçekli elbise giymeyin! Yazın parfüm sıkarken dikkat!

Burun akıntısı ve burunda kaşıntı… Gözlerde sulanma, kaşıntı ve kızarıklık… Sık hapşırmak ve öksürmek… Ciltte oluşan kaşıntı, kızarıklık, şişlik ve döküntüler… Bu yakınmalar yaz mevsiminde çoğumuzun sorunu olan alerjik reaksiyonun tipik belirtilerini oluşturuyor. Yaz aylarında güneş, arı, ev tozu akarları, meyveler, en çok da polenler alerjik etki oluşturarak yaşam kalitemizi düşürüyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, güçlü bir bağışıklık sistemiyle alerjik hastalıkların oluşmasının veya mevcut alerjenlere karşı vücudun aşırı tepki vermesinin büyük oranda önlenebildiğini belirterek, “Ancak alerjik yakınmalar sürekli ise veya basit önlemlerle kontrol altına alınamıyorsa, mutlaka bir uzman hekime başvurulmalı” diyor. Peki yaz aylarında sıkça karşılaştığımız alerjik reaksiyonlara karşı hangi önlemleri almamız gerekiyor? Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış yaz aylarında daha sık görülen alerjenlerden korunmanın yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bu saatlerde dışarıya çıkmayın!

Güneş alerjiniz varsa; dikkat etmeniz gereken en önemli şey, güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 10:00-16:00 saatleri arasında güneş altında kalmamak olmalı. Ayrıca güneş koruyucu ürünü sokağa çıkmadan 30 dakika önce cildinize sürmeye ve işlemi her 2-3 saatte bir tekrarlamaya da özen gösterin.

Parfüm–losyon kullanmayın

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, güneş alerjisine karşı dışarıda mutlaka şapka ve güneş gözlüğü kullanmanız gerektiğini belirterek, “Ayrıca güneş gören vücut bölgelerinize parfüm ve losyon sıkmayın, çünkü bu ürünlerdeki alkol güneşin zararlı etkilerini arttırıyor ve leke oluşumuna neden olabiliyor. Koyu renk ve kol ile bacaklarınızı kapatan uzun giysiler de sizi güneş alerjisinden koruyacaktır.” diyor.

Dışarıdan gelir gelmez duş alın

Polen alerjiniz varsa; havada en çok uçuştukları sabah ve öğle saatlerinde pencere ile kapıları açmayın, mümkünse dışarıya çıkmayın. Polenler saç ve giysilerle eve taşınabileceği için kıyafetlerinizi eve gelir gelmez çıkartın, ardından mutlaka duş alın. Çamaşırlarınızı mümkünse balkonda değil, evde kurutun.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Çiçekli elbise giymeyin

Arı alerjiniz varsa; arıların ilgisini çekebilecek pembe, sarı ile kırmızı gibi çiçekleri andıran renklerde ve çiçekli kıyafetler giymeyin. “Ne giydiğinizin yanı sıra nasıl koktuğunuz da önemli” uyarısında bulunan Dr. Esin Özlem Atmış, şöyle devam ediyor: “Arıların dikkatini çekmemek için çiçek kokan parfümler kullanmayın. Vücudunuzu koruyan uzun kollu ve paçalı kıyafetleri tercih edin. Bunların yanı sıra açık havada tatlandırılmış içecekler tüketmekten de kaçının.”

Mutlaka bilgilendirin!

Yaz mevsiminde restoranlarda ve kafelerde buluşmak, en sık yaptığımız etkinlikler arasında yer alıyor. Besin alerjiniz varsa; alerjik durumunuzu yemek siparişini verdiğiniz görevliyle mutlaka paylaşın. Marketlerden aldığınız hazır gıdaların içeriklerini dikkatlice okuyun ve alerjen içeren besinlerden uzak durun.

Pencereleri kapayın, klimayla serinleyin

Yaz mevsiminde kapı ve pencereleri daha sık açmamız nedeniyle odamıza daha fazla toz akarları giriyor. Bunun yanı sıra klima da uygun filtreleme sistemine sahip değilse veya sık aralıklarla temizlenmiyorsa, ev tozu akarlarının yuvasına dönüşebiliyor. Ev tozu akarlarına karşı alerjiniz varsa; evde pencereleri ve kapıları mümkün olduğunca kapalı tutup, hava temizleme filtresi olan bir klimayla serinlemeye çalışın.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yastık ve çarşafları sık sık yıkayın

Ev tozu akarlarına karşı dikkat etmeniz gereken en önemli noktalardan biri; odanızda akarlara yuva olabilen halı bulundurmamanız. Ayrıca yastık ve çarşaflarınızı sık aralıklarla, düzenli olarak değiştirmeye özen gösterin. Alerjenlerin yatağa taşınmamaları için gün içinde giydiğiniz kıyafetlerle yatağa girmemeniz de çok önemli.

Çimenli ve çiçekli yerlerde yere uzanmayın

Yaz mevsiminde böcek sokmalarında artış gözleniyor. Arı, sinek, kene ve pire gibi böcek sokmaları çok ağrılı olabiliyor. Çoğunlukla ısırık yerinde kızarıklık ve şişlik oluşuyor. Isırık yerini sabunlu suyla yıkamak, soğuk kompres yapmak semptomları rahatlatabiliyor. Ancak bazen hayatı tehlikeye atabilecek ciddi alerjik reaksiyonlara da yol açabiliyor. Baş dönmesi, kusma, nefes darlığı ve yutma güçlüğü gibi ciddi bulgular varsa, hızla en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor.

Uçak yolculuğunda şunlara dikkat edin

Uçak yolculuğunda şunlara dikkat edin

Tatil sezonunun açılması ile birlikte uçak yolculukları da arttı. Çoğu zaman büyük bir keyifle başlayan bu yolculuklar, kulaklarda oluşan kuvvetli basınç hissi nedeniyle kabusa dönüşebiliyor. Kuvvetli basınç hissi sık sık yaşanır ve tedavi edilmezse kalıcı işitme kaybına neden olur mu? Nasıl bir tedavi yöntemi uygulanır? Kulakta basınç hissi ile ilgili tüm merak ettiğiniz soruları Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Emre Günbey sizler için cevaplandırdı.

Genellikle uçak seyahati sırasında ortaya çıkan, yolculuk öncesinde pek çok insanda stres oluşturan kulakta kuvvetli basınç hissi, sadece yolculuk süresince değil sonrasında da bireylerin sağlığını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Yolculuk sırasında, sakız çiğneme, esneme gibi farklı yöntemlerle bu basınç hissi azaltılmaya çalışılsa da özellikle sık sık yolculuk yapan kişiler için uçakta geçirilen süreyi kabusa çevirebiliyor. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Emre Günbey, kulakta oluşan kuvvetli basınç hissi ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Basınç hissi ve devamında oluşan ağrı, tıkanıklık, kulakta çıtırtı sesi duyma gibi şikayetler bizlere Östaki tüpü tıkanıklığının sinyallerini vermektedir. Özellikle sık sık uçak seyahati yapan bireylerde, dalgıçlık ile uğraşan kişilerde ve uçuş görevlilerinde daha fazla ortaya çıkan östaki tüpü tıkanıklığı rahatsızlığı tedavi edilmezse, orta kulak enfeksiyonu, kulak zarı çökmesi, işitme kaybı gibi ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Östaki borusu, dışardaki atmosfer basıncıyla orta kulak basıncını dengeleme görevi görmektedir. Östaki tüpündeki fonksiyon bozukluğu, dış basıncın hızlı değiştiği uçak yolculuğu gibi durumlarda daha sık olmak üzere hastalarda, kulakta dolgunluk ve basınç hissi, kulak ağrıları, kulakta çıtırtı sesi duyma, tıkanıklık gibi şikayetlere yol açmaktadır. Bu şikayetler bazen östaki tüpündeki darlığa bağlı olarak normal zamanda da ortaya çıkabilmektedir.” dedi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yaşam kalitesini yükselten yöntem: Östaki Balon Tuboplasti

Uzun yıllardır östaki tüpü tıkanıklıklarının kalıcı ve etkili bir tedavisinin bulunmadığını belirten Op. Dr. Emre Günbey, son yıllarda ülkemizde uygulanmaya başlanan Östaki Balon Tuboplasti yöntemi ile hastaların yaşam kalitesinin arttığını belirtiyor. Dr. Günbey, “İlk olarak 2010 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılmaya başlanan bu yöntem, ülkemizde de son 4-5 yıldır uygulanmaktadır. Bu tedavi yöntemi öncesinde östaki tüpü tıkanıklığı yaşayan hastalara genellikle kulağa tüp uygulaması yapılmaktaydı. Tüp takılan hastaların ise deniz, havuz gibi suyla teması kısıtlanmakta hatta banyo yaparken dahi kulaklarda tıkanıklık yaşanmaktaydı. Östaki Balon Tuboplasti sonrasında ise hastanın su ile temasında herhangi bir sıkıntı yaşanmamakta, hasta uçak seyahatlerine de rahatlıkla çıkabilmektedir.” açıklamalarında bulundu.

Yüzde 85 başarı oranı ile güvenli ve acısız yöntem

Östaki Balon Tuboplasti yönteminin hasta için son derece güvenli ve konforlu olduğunu belirten Op. Dr. Emre Günbey, işlemin detaylarını şu şekilde açıkladı: “İşlem tamamen kapalı yöntemle, herhangi bir kesi veya tampon uygulaması olmaksızın gerçekleştirilmektedir. Östaki tüpünü genişletmek için, balon kateter yardımıyla endoskopik olarak östaki borusu içinde kateteri ilerletmektedir. Balon daha sonra iki dakika süre ile şişirilmekte ve tüpteki daralma da bu şekilde genişletilmektedir. Bu işlem sonrasında hasta aynı gün hastaneden taburcu olabilmekte ve 1 ay gibi kısa süre sonrasında hastanın şikayetleri gerilemeye başlamaktadır. 5 yaşından itibaren çocuklarda da uygulanabilen bu yöntem, östaki tüpü tıkanıklıklarında kalıcı bir tedavi şeklidir.” açıklamalarında bulundu.

Yeni doğanlara işitme araması şart!

Yeni doğanlara işitme araması şart!

İşitme, bireyin çevresi ile ilişki kurmasında önemli bir rol oynayan duyularımızdan bir tanesidir. Ayrıca konuşma fonksiyonunun sağlanması için gereklidir. Çevremizle olan ilişkilerin sağlıklı bir şekilde oluşturulmasını kolaylaştırmakta ve sezgisel deneyimlere kapı açmaktadır. “İnsan sahip olduğu bu mükemmel özelliğin farkındalığını unutmakta, bazen elinde olmadan veya bazen de bireysel veya çevresel faktörlere dikkat etmediği zaman işitmesinin azalmasına veya kaybolmasına neden olabilmektedir” diyen Acıbadem Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz “Dünya İşitme Günü, 3 Mart tarihinde ele alınan bir koruyuculuk etkinliğidir. Bugünün amacı, dünya çapında, kulak ve işitme sağlığı üzerinde farkındalık yaratılmasının sağlanması ve bu konu üzerinde toplumun bilinçlendirilmesidir. Dünya Sağlık Örgütü, işitme kaybına yol açan faktörlerin %60′nın önlenebilir olduğunu bildirmektedir. Bu açıdan bakıldığında işitme kaybı varlığının erken dönemde belirlenmesi ve işitme kaybı oluşturacak dış etkilerden korunma bu sorunun çözümünde en önemli temel basamağı oluşturur” açıklamasında bulundu.

Erken teşhis önemli

Çocukluk çağında doğumsal veya hastalıklara bağlı işitme kayıpları ön plandayken; erişkin yaş gurubunda ise çalışma hayatı ile maruz kalınan gürültünün işitme sorunları yaşatabildiğini aktaran Ali Titiz “Bu açıdan bakıldığında, işitme kaybının erken teşhisi büyük önem taşımaktadır. Özellikle ilk 2 yaşta gelişmesinin büyük ölçüde tamamlandığı işitme ve konuşma fonksiyonumuzun değerlendirilmesi ve varsa işitme kaybının bu dönemde belirlenip müdahale edilmesi, çocuğun işitme ve konuşma engelli bir birey olmaktan çıkıp topluma normal bir birey olarak kazandırılmasını sağlamaktadır. Son yıllarda ülkemizde de oldukça yaygın ve başarılı bir şekilde uygulanan “yeni doğan işitme taraması programı” ile yeni doğan döneminde bu sorun gelişmiş odyolojik testler ile belirlenebilmekte ve sorunu olan bireylerde klasik işitme cihazı veya gelişmiş koklear implant uygulamaları ile işitmenin düzeltilmesi sağlanabilmektedir” dedi.

Kulaklık kullanımı ile gürültüyü aza indirin

Endüstri toplumlarında var olan seslere ve gürültüye maruz kalmanın kulakta ciddi zararlara yol açabildiğini aktaran Ali Titiz, çalışanlarda gürültüye maruz kalma sebebiyle tam ya da tama yakın işitme kaybı görülebileceğini söyledi. Gürültünün şiddeti ve maruziyet süresinin işitme kaybının gelişiminde belirleyici olduğunu aktaran Titiz “Bizler hem günlük yaşamda hem de çalışma ortamlarında gürültüyü azaltabilir veya tama yakın kaldırabiliriz. Bu amaçla gürültü kaynaklarının kontrol altına alınması ve izolasyonları, kulaklık kullanımı ve çalışma ortamında rotasyonel çalışma düzeninin sağlanması bireylerin işitme sağlığı açısından en önemli koruyucu faktörleri oluşturmaktadır” ifadelerini kullandı.

İşitme sorunu toplumsal yaşamı etkiliyor

“Çalışma ortamında gürültünün azaltılması veya çalışanların gürültüden korunması, iş verimliliğini olumlu etkileyecektir” diyen Ali Titiz sözlerine şöyle devam etti: “İyi bir ses ortamı, gürültü yaralanmalarına karşı önleyici, istikrarlı ve uzun vadeli yaklaşım gerektirir. Çocuk veya erişkin olsun işitme kaybı gelişimi bireyleri çevrelerinden kısmen veya tamamen soyutlayabilir. Bu nedenle toplumda sağlıklı bir iletişimin temelini işitme ve konuşma fonksiyonumuz oluşturur. Konuşma gelişiminin sağlıklı bir işitme ile sağlanabildiği düşünülürse işitmenin önemi daha iyi anlaşılacaktır. İşitme kaybına bağlı olarak gelişen sorunların çözümü, bireyin toplumsal yaşama güçlü bir şekilde katılmasını sağlamakta ve yaşam kalitesini artırmaktadır.”

İşitme cihazı kullanımı yayılmalıdır

Aİşitme cihazı kullanımının ülkemizde düşük olduğunu aktaran Ali Titiz “Toplumda işitme kaybının tam olduğu bireylerde işitsel rehabilitasyon için kabul edilebilirlik daha rahat iken hafif ve orta derecede işitme kaybı olan özellikle erişkinlerde işitsel rehabilitasyon için işitme cihazı kullanımı kabullenebilirliği sadece ülkemizde değil tüm dünyada oldukça düşüktür. Kişi tarafından hem kozmetik hem de yaşlılık ibaresi olarak görülen bu durumda işitsel duyumuzun düzeltilmemesi içinde bulunduğu sosyal ortamdaki yaşam kalitesini sürekli olarak olumsuz etkileyecektir. Bu açıdan bakıldığında toplumda gözlük kullanımının nasıl görsel duyumuzun rehabilitasyonu açısından büyük önem taşıdığı bilinmekte ve her yaş gurubunda vakit geçirmeden kullanılabilmekteyse, işitme kayıplarında da benzer bir yaklaşımın olmasını kulak burun boğaz hekimleri olarak ummaktayız” diyerek sözlerini noktaladı.

Öksürük bile baş dönmesini tetikleyebilir

Öksürük bile baş dönmesini tetikleyebilir

Vertigo, toplumda bilinen adıyla baş dönmesi, oldukça sık görülen bir sorun. Öyle ki toplumda görülme oranı yüzde 20-30 arasında değişiyor. Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 3 kat daha fazla görülen vertigo, artan yaşla beraber daha sık ortaya çıkıyor. Yaygın inanışın aksine baş dönmesi hastalık değil, pek çok hastalığa işaret edebilen bir belirti! Hava değişikliğinden hatalı hareket etmeye, ışıktan yüksek sese maruz kalmaya, stresten öksürüğe kadar pek çok etken baş dönmesini tetikleyebiliyor. Bu tetikleyici etkenlerin ardında ise genellikle kulak, bazen de beyinden kaynaklanan hastalıklar yer alıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer altta yatan hastalığa bağlı olarak baş dönmesine pek çok şikayetin de eşlik edebildiğine dikkat çekerek, “Eşlik eden yakınmalar arasında bulantı, kusma, çınlama, işitme kaybı, kulakta dolgunluk hissi, terleme, çarpıntı ve nefes darlığı görülüyor. Gerek tetikleyiciler gerekse eşlik eden şikayetler vertigoya yol açan hastalığa göre değişiyor” diyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer baş dönmesine en sık neden olan 6 hastalığı anlattı; önemli bilgiler verdi.

Kulak kristallerinin yerinden oynaması (BPPV)

Baş dönmesine en sık yol açan hastalıklar arasında pozisyonel vertigo (BPPV) yer alıyor. Halk arasında kulak kristallerinin yerinden oynaması olarak bilinen pozisyonel vertigo, baş hareketlerine bağlı olarak, genelde saniyeler süren şiddetli ve kısa süreli baş dönmesine neden oluyor. “Sıklıkla raftan bir şey almak veya ayakkabı bağlamak gibi hareketler bu hastalıkta baş dönmesini tetikliyor.” diyen Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer yerinden oynayan kulak kristallerinin tanısının basit manevralarla konulup tedavi edilebildiğini belirterek, şöyle devam ediyor: “Pozisyonel vertigonun yaş ilerledikçe görülme riski artıyor. Bu hastalığın D vitamini eksik olan hastalarda daha sık görüldüğüne dair önemli çalışmalar mevcut.”

Denge sinirinde iltihap (Vestibüler nörit)

Denge sinirinde iltihap olarak tanımlanan vestibüler nörit hastalığı da sık görülen vertigo nedenlerinden birini oluşturuyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer hastaların genellikle öncesinde bir üst solunum yolu enfeksiyonunun varlığından bahsettiklerini vurgulayarak, “Vestibüler nörit oldukça şiddetli ve 7-10 gün boyunca sürekli seyreden, ancak şiddeti azalarak devam eden baş dönmesine yol açıyor. Hastalarda şiddetli bulantı ile kusma da görülüyor ve ağızdan beslenme mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle hastaların bir kısmında hastanede takip gerekebiliyor.” diyor.

Meniere hastalığı

İç kulak sıvılarında (endolenf) genişleme sonucu oluşan meniere hastalığı önemli bir baş dönmesi etkeni olarak belirtiliyor. Ataklar halinde ortaya çıkan baş dönmesi tipik özelliğini oluşturuyor. Baş dönmesinin yanı sıra atak sırasında işitme kaybı, çınlama ve kulakta dolgunluk hissi, değişen sıklıklarda görülüyor. Diyet değişikliği, ilaç tedavisi ve kulak içine yapılan enjeksiyonlarla hastalık kontrol altına alınabiliyor.

İç kulak iltihaplanmaları (Labirentit)

İç kulağın iltihaplanması olarak bilinen labirentit varlığında baş dönmesine işitme kaybı ve bulantı/kusma eşlik ediyor. Labirentit enfeksiyonlar veya enfeksiyon dışı etkenlere bağlı olarak gelişebiliyor. Genelde şiddetli baş dönmesine yol açan labirentit varlığında hastanede yatış gerekebiliyor. Ataklar halinde olmayan ve sürekli devam eden baş dönmesi haftalarca sürebiliyor ve sonrasında özellikle bazı hareketlerle ortaya çıkan dengesizlik ile işitme kaybı gibi sekeller bırakabiliyor.

Vestibüler migren

Migren tanısı olan birçok hastada klasik migren atakları dışında bağımsız vertigo atakları görülebiliyor. “Baş ağrısı dışında başka nörolojik şikayetler oluşturan migrenöz bir tablo olarak karşımıza çıkıyor” diyen Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer, tanı ve tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “Migren tanısı varlığında ataklar halinde ortaya çıkabilen baş dönmesi veya dengesizlik ve baş ağrısı ile denge bozukluğu arasında bir ilişkinin tespit edilmesiyle tanı konuluyor. Baş dönmesi atağı sırasında sıklıkla baş ağrısı görülmemesi ve tetikleyicilerin varlığı önemli özellikler arasında yer alıyor. Tedavisi genel olarak migren tedavisine benzerlik gösteriyor.”

 Beyin damar hastalıkları

Baş dönmesine de yol açan damar hastalıklarının önemli bir oranı tıkanıklık sonucu oluşuyor. Damar hastalıkları, etkilenen alana göre birçok ek şikayetlere de sebep olabiliyor. Risk faktörleri arasında sigara içmek, yüksek tansiyon ve diyabet yer alıyor. Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer, “Özellikle ani ortaya çıkan durumlarda ilk amacımız kısa sürede tanıyı doğru bir şekilde koymak ve uygun tedavinin başlatılmasını sağlamaktır.” diyor.

Hastalık değil, bir belirti!

Vertigo (baş dönmesi) bir hastalık değil, hastalığın oluşturduğu yakınmalardan biri.  “Dolayısıyla vertigoya neden olan bazı hastalıkların varlığı söz konusu oluyor.” diyen Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer baş dönmesinin hangi mekanizmayla geliştiğini şöyle anlatıyor: “Dengenin sağlanmasında iç kulak, göz, eklemler ve beyin arasında hassas bir etkileşim mevcut. Alınan denge bilgisi beyinde, yani merkezi sinir sisteminde işleniyor ve ortaya çıkan yanıtla denge sağlanıyor. Denge sistemi genel olarak insan vücudunda çok hızlı çalışıyor ve değişikliklere çok hızlı cevap veriyor. Günlük hayatta yaptığımız ve çoğu zaman farkına bile varmadığımız baş ve vücut hareketleri bu denge sisteminin süzgecinden geçiyor ve gerekli cevap oluşturularak gerek bakış gibi görsel dünyamız gerekse postürümüz sabit tutuluyor. Hastalık varlığında ise bir hareket olmamasına rağmen denge sistemi uyarılıyor ve hareket algısı oluşuyor. Bu durum vertigo olarak adlandırılıyor.”

 Nedeni burundaki bu 4 hastalık olabilir!

 Nedeni burundaki bu 4 hastalık olabilir!

“Maske nedeniyle nefes alamıyorum..” Covid-19 pandemi sürecinde bu yakınmayı çevremizde sıkça duyar olduk. Siz de solunum güçlüğü nedeniyle maske takmakta zorlanıyor musunuz? Yanıtınız ‘evet’ ise dikkat! Nefes almakta güçlük çekmenizin nedeni ‘maske’ değil, burnunuzdan kaynaklı bir sağlık problemi olabilir!

Tüm dünyayı sarsan Covid-19 pandemisinde maske kullanımının çok ciddi koruyucu etkisi olduğunu ve yaşamsal önem taşıdığını artık hepimiz biliyoruz. Ancak maske kullanımı bazı kişilerde nefes almakta güçlük çekmeye yol açabiliyor. Bunun sorumlusu olarak genellikle ‘maske’ görülse de, aslında altta yatan neden burundan kaynaklı bir sağlık problemi olabiliyor. Maske ile nefes almakta sorun yaşayan kişilerin maskeyi uzun süre kullanmaları ise sık ve uzayan üst solunum yolu enfeksiyonlarına, özellikle de boğaz enfeksiyonlarına zemin hazırlayabiliyor. Zamanında müdahale edilmediğinde de bu rahatsızlar kronikleşerek daha ciddi sonuçlar oluşturabiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Altuğ Özagar bu nedenle maskeyle nefes almakta zorlanan kişilerin mutlaka bir hekime başvurmaları gerektiği uyarısında bulunarak, “Nefes alma organımız burundur. Burun sayesinde hava, konkaların ve septumun geniş mukozal yüzeyleri tarafından ısıtılıyor, neredeyse tamamen nemlendiriliyor ve büyük oranda filtre ediliyor. Dolayısıyla burun solunumun yetersizliği veya sadece ağız solunumu, tüm bu fonksiyonların kaybına veya azalması yol açıyor. Kuru, serin ve filtre edilmemiş havanın boğazdan geçerek akciğerlere ulaşması da üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarına neden olabiliyor” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Altuğ Özagar, burundaki sorunun tedaviyle ortadan kalkmasının maske kullanımının getireceği yararlara ek olarak, uzun süreli kullanımdan dolayı gelişebilecek problemleri ve Covid-19’a yakalanma durumunda da enfeksiyonun oluşturacağı yıkıcı etkileri azaltmak açısından da çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Peki burnumuzdaki hangi problemler maskeyle nefes almayı çekilmez hale getirebiliyor? Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Altuğ Özagar, maske kullanırken nefes alma güçlüğüne yol açan burundaki 4 sağlık problemini ve çözüm yollarını anlattı.

Septum deviasyonu

Septum deviasyonu; burnu ikiye bölen ve kıkırdak ile ince bir kemikten oluşan bölmenin eğri olması anlamına geliyor. Bu bölmedeki deformasyonlar burundan nefes alma sorunu yaratıyor. Sürekli maske kullanımı zaten sorunlu olan nazal solunumu azaltıp, oral solunumu artırıyor. Bu durum da kuru ve temizlenmemiş havanın boğazla direkt temasının artmasına ve boğazda farenjite yol açabiliyor. Bu nedenle eğri olan alanın cerrahi olarak düzeltilmesi çok önemli. Çoğunlukla endoskop kullanılarak yapılan ve sadece 30-35 dakika süren septum deviasyon ameliyatlarında hastaların yüzde 40’ında artık tampon kullanmaya gerek kalmıyor.

Konkalar (Burun etleri)

Burun anatomisinde septum dışında göze çarpan ikinci oluşum, burun boşluğunun yan duvarlarında boylu boyunca uzanan ve ‘konka’ olarak adlandırılan burun etleri oluyor. Konka boyutlarının büyük olmasına ‘konka hipertrofisi’ deniyor ve burun solunumunu zorlaştırdığı için genellikle radyofrekans, bir başka deyişle ses dalgasıyla küçültme işlemi uygulanıyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Altuğ Özagar yaklaşık 5-10 dakikada tamamlanan işlemi şöyle anlatıyor: “Radyofrekans yöntemi konkanın içine özel bir elektrot aracılığıyla belirli frekans ve güçte enerji verilmesi esasına dayanıyor. Burun etinde herhangi bir kesinin yapılmadığı bu operasyonda buruna tampon konulmasına gerek duyulmuyor.”

Alerjik rinit (Saman nezlesi)

Gözlerde ve burunda kaşıntı, hapşırma, burun tıkanıklığı ve burun akıntısı… Bazı hastalarda bu yakınmalara baş ağrısı, boğaz ağrısı, öksürük ve ses kısıklığı eşlik edebiliyor. Mukoza hastalığı olan alerjik rinit (saman nezlesi) burun solunumunu zorlaştıran bir diğer etkeni oluşturuyor. Genellikle kulak burun boğaz muayenesi ile tanı konuyor ve steroid içeren nazal spreylerle tedavi ediliyor.

Kronik sinüzit

Kronik sinüzit; sık olarak, örneğin yılda birkaç kez koyu burun ve geniz akıntısı, burunda tıkanıklık ile baş ağrısı gibi akut sinüzit ataklarıyla kendini gösteren ve endoskopik cerrahi yöntemlerle tedavi edilen bir diğer solunum yolu hastalığıdır. Dr. Öğretim Üyesi Altuğ Özagar  “Kronik sinüzitte çoğunlukla gördüğümüz ve patolojik burun etleri olarak da nitelendirebileceğimiz nazal polipler ise bir diğer burun tıkanıklığı sebebidir ve tedavisi kesinlikle cerrahidir.” diyor.